Bayramda keşfettiğim gerçek: Parmak artık acıyor…

10

Dini bayramdır, insanlar manevi bir hava içerisindedir.. hükümet öyle uygun gördüğü için çalışanların hiç değilse bir bölümü 10 gün boyunca tatil havasına girdi.. diye düşünüp okurlar karşısına dört gün boyunca siyaset-dışı yazılarla çıktım…

Pişman değilim; tam tersine doğru yaptığıma inanıyorum.

Kendim yazılarımla okurları siyasetten uzak tutmaya çalıştım, ama bayram boyunca gerçekleştirilen ziyaretlerde en fazla konuşulan konunun siyasetle ilişkili olduğunu da biliyorum.

Her gidilen yerde veya bir araya gelinen muhitte insanlar zihinlerini kamaştıran sorulara cevaplar aradılar.

Soruların neredeyse hepsi siyasetle ilişkiliydi.

Siyaset her alana tasallut halinde

Ülkemizde siyaset-dışı bir alan kalmadı zaten. Hangi alana el atılsa o alanla siyaset yakın bir ilişki halinde; hukuktan medyaya, oradan sanata kadar…

Normalleşmek istiyorsak, öncelikle, bu durumun değişmesi şart.

Biz de, ileri demokrasi ülkeleri gibi, siyaseti bir uğraş alanı görüp, bütün diğer alanları siyasetin tasallutundan kurtarmalıyız.

‘Tasallut’ mu?

Evet, ülkemizde hemen bütün uğraş alanları siyasetin tasallutu altında ve bu durum en çok siyasetle uğraşanların işini güçleştirip siyaseti yaralıyor.

İşlerine öylesi geldiği ve icraatlarını kolaylaştırdığını düşündükleri için siyasetçiler hemen her alanı kendi güdümleri altında görmek istiyorlar; iktidardakiler de öyle davranıyor, muhalefettekiler de…

Hepsinin aklında her alana hükmetmek var.

Oysa böyle yaptıkları, her alana hükmettikleri izlenimini vermeleri yüzünden, nerede bir sorun yaşanıyorsa, onun sorumluluğu siyasete ve siyasetçiye çıkarılıyor.

Örnek mi istiyorsunuz?

Örnekler Fransa ve Almanya

Demokrasilerde temel kural ‘kuvvetler ayrılığı’dır. ‘Kuvvet’ denilince aklınıza devlet yönetimi içerisinde yer alan yapılar gelmeli: Cumhurbaşkanlığı.. Başbakanlık.. Meclis.. hükümet.. yargı..

Bütün bunlardan bağımsız olduğu halde, siyaset (devlet) üzerinde denetim mekanizmalarından biri sayıldığı için, basın da, yine demokrasilerde ‘dördüncü kuvvet’ olarak adlandırılıyor.

Kuvvetlerin herbirinin birbirinden ‘bağımsız’ çalışması bekleniyor.

İki ülke arasında zaman zaman başgösteren ihtilâflarda, alınan veya alınması beklendiği halde alınmayan bazı kararları şikâyet için, ABD’ye gidildiğinde, bizim devlet yöneticilerimize, meselâ Beyaz Saray’da oturan başkanın, hangi mazereti ileri sürdüğünü hatırlıyor musunuz?

“Kongre’nin tasarrufu bu, Kongre üzerinde benim bir etkim olamıyor…”

Almanya ile Türkiye arasında, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası iltica yolunu seçmiş asker-sivil bürokratları himaye ettikleri, istendiği halde ülkemize iade etmedikleri konusunda bir ihtilâf yaşanıyor, değil mi?

Yaptıkları ne zaman yüzlerine vurulsa, Alman siyasetçiler, “Bizde yargı bağımsız” cevabını yapıştırıyorlar.

Siyasetçilerin, ABD’de Kongre’yi, Almanya’da yargıyı kendi çizgilerine çekmek için kapalı kapılar ardında pazarlıklar yürüttüklerini tahminde zorlanmıyoruz; zaman zaman böyle bir izlenime sahip olmamızı getiren olaylar yaşanıyor çünkü.

Baskı ve pazarlıklar oralarda gizlice yapıldığı ve aleniyete dökülmediği için Kongre ve yargı konusunda ileri sürülen mazeretler kabul edilmek zorunda kalınıyor.

Halbuki Türkiye’de her düzeyde yönetici aynı mazereti ileri sürmeye kalktığında, yabancı muhatapları bunun doğruluğuna inanmıyor.

Örnek mi, bu alanda örnek çok.

Fransa’da Emmanuel Macron, Almanya’da Angela Merkel vatandaşları olan birkaç tutuklunun serbest bırakılması için sürekli çaba gösteriyorlar. Daha geçen gün, Macron, bir dergiye, 10 günde bir bu konuyu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la konuştuğunu, hem de hiç yakışık almayan ifadelerle, dile getirmedi mi?

Ne demiş olabilir Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Macron, “Vatandaşlarımızı serbest bıraktırın” demekten başka?

Cevap olarak verildiğini bildiğimiz “Bizde yargı bağımsız” gerekçesine rağmen, 10 günde bir aramaya devam etmesini nasıl yorumlayabiliriz peki?

Evet, Almanlar gibi Fransızlar da bu mazeretin bizim için geçerli olmadığına inanıyorlar.

Bu sebeple de yargı üzerinde etkisi olabileceğini düşündükleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a başvuruyorlar.

Fatura siyasetçiye çıkıyor

Peki bu iyi bir şey mi?

İçinizde bu soruya “Tabii, iyi bir şey” diyen tek bir kişi çıkarsa ben yazımı burada sona erdirebilirim.

Fakat bu iyi bir şey değil; inanın bana, iyi bir şey değil.

Siyasetçiler için de iyi bir şey değil, ülke için de…

Ülke için iyi olmadığını yargıya güvenin iyice düştüğünü gösteren oranlardan biliyoruz. Bir araştırmadan her dört kişiden üçünün yargıya güvenmediği anlaşılıyor; oranı bundan da düşük gösteren başka araştırmalar da var.

“Şeriatın (hukukun) kestiği parmak acımaz” diye inanılan bir ülkenin bugünkü durumu bu.

Siyasetçiler için de iyi olmadığını en iyi siyasetçiler biliyor; bayram ziyaretlerinde de fark ettiğimiz gibi, vatandaş faturayı tatilde yanına gelen siyasetçiye çıkarıyor.

Geçmişte de aynı konuda şikâyetler dile getirilirdi, ancak son zamanlarda neredeyse başka bir konu kalmamış gibi hep yargı ve hukukla ilgili sorunlar ülke gündemini işgal ediyor.

Ne yapıp edip bugünkü durumu değiştirmeye bakmalı.

ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Bahisettiğinz ülkelerde siyaseti yargımı belirliyor?Eğer öyleyse vahim bir durum boş yere seçimler yapılıyor demektir yargı elbette bağımsız olmalı ama devlet politikasını yönetmemeli bizden bekledikleri ancak yüzsüzlüklerini gösterir Fehmi bey siz onllara uymayın

  2. Bizde yargı siyasetin etkisinden kurtulamadı, yargısını kabul edelim. Peki şu sorunun cevabı ne olacak acaba? PKK’yı tüm Avrupa ülkeleri terör örgütü listesine almış. Dolayısıyla yasaları da bu terör örgütü mensuplarının eylemlerini suç sayar. Suçlulukları sabit olmasına rağmen çaputları, flamalarıyla her Avrupa ülkesinde endamlı endamlı eylemlerini gerçekleştirirler. Bu nedir sayın Koru? Yargıları özgür olsa bile Türk düşmanlarını adil yargılamıyorsa bu yargı bağımsız olsa adil midir? Yani yargıları tarafsız mıdır? Dünyada cereyan eden olaylara bakarak da karar vermek mümkün. Arakanda katledilenlerin tümünün değeri bir balina eder mi? Ne olur Avrupa adaletinden, yargısından söz ederken ağzımızın suyu akmasın.

    • Merhaba. Daha iki yıl once diyarbakırda pkk ve öcalan posterleri önünde nevruz kutlamaları yapılmadı ve ocalanun mesajı milyonlara okunmadı mi? Hükümet bunu olumlu bulmadı mi? Peki pkk o zaman terör örgütü değil miydi ülkemde. Ab ye suç bulduğumuz bir cok artı biz ya yapmışız ya yapiypruz. Ab bize dusman niz onlara ne zaman dost olduk? Myanmardaki ölümler ab gözünde bir balina etmiyorda islam coğrafyası icin ne balinanın ne myanmarin bir değeri yok. Buna ne denir? Ab kendi icinde olabildiğince adil ve kuvvetler ayrılığı mevcut. Herkese karşı adil olacam herkese karşı demokrat olacam diye bir söz mu verdi dünyaya? Ab yi savunuyor degulim. Söylemek istediğim sorunu yanlis teşhis ediyor suçluyu yanlis yerde ariyoruz.

  3. O durum degişmez Fehmi bey aksine dahada berbat oluyor neden?hani Firavun’a sormuşlar neden bu kadar zalimsin cevabı beni halkım yaptı böyle demiş millet memnun halinden yenile döndüm Türkiye’den hiç şikayetle karşilasmadim bir milletin demokrasiyle hukukla ilgisi yoktur

  4. Her kim hak ve hukuku hakikaten savunursa Rabbim ondan razı olsun.
    Hukuksuzluğu savunanlarada savunduğu şeyle imtihan olması dilerim.

  5. Turkiyede Fanatizm var… olaylar sağlıklı, sağduyulu ve doğal zeminde değerlendiriliyor. .. Hamaset ve hakaret toplumumuzu boğmuş durumda… Ne yazık ki, bizim tarihimize yaptigimiz referanslar, aslında bizim ne kadar tarihimizden uzaklastigimizi gösteriyor. ..
    Devlet politikası da kendi geleceğini düşman, hain ve ajan polemiği üzerine bina ediyor… Bu mantıkla şeytan yok edilemeyecegine olağanüstü şartlar ve dolayısıyla OHAL bitmeyecektir….

  6. Yani Fehmi beyin anlattıklarından anlaşılan, ” SİYASET iyice ayağa düştü. Çünkü, bir kapıcı alırken bile, belli ahlaki vasıflar aranır, fakat, siyasete atılmak için nerede ise, okur-yazarlık şartı bile aranmaz, birkaç beylik laf dışında – demokrasi sağolsun, yeterki -. Eski sağlık Bakanı, Recep Akdağ ilk dönem Bakanlığı sırasında , bu tehlikeye dekkat çekmiş, memleket yönetiminin ileride, ayak takımının – cahil, cühelanın eline düşeceği ikazını yapmıştı, bu gidişle. Koru doğru söylüyor, tüm müesseseler siyasetin
    ” tasallutu ” altında. Çünkü, ” siyaset, menfaat dağıtılan yer ” haline getirilmiştir, yıllar boyu. Oysa, siyaset ve demokrasi erdemli, bilgili, hakşinas, hayırhah, dürüst, mert ve HİZMET ehli insan ister. O tarlada, gelişir ve hormonsuz meyve verir.
    Eskiler ne demiş. harika tesbit yapmışlar : ” Ulema ve ümera FESADA UĞRAMADIKÇA (bozulmadıkça)
    HALK BOZULMAZ “. Nerede bunlar, hakkı haykırmakta direnen alimler, hakimler; nerede ? Şehidlerle beraber olacak yöneticiler nerede ? ….
    Siyasetin ve Memleketin fesada uğramasında (yozlaşmasında) dördüncü kuvvet ” denen Basın-Medya
    tam bir fitne- fesat ocağı, rüşvet yatağı olarak çalışıyor. Sn. Koru gibilerinin iddia ettiği gibi, masum, tarafsız, dürüst bir basın yok, ortada. Gavur (sermaye)’in ekmeğini yiğen, gavurun kılıncını sallıyan ” bir Medya ile karşı karşıyayız. İstisnalar kaideyi bozmaz. Siyasete Siyasal islam hakim olmaya başladı, denirse, buna da “islamın pesventileri” denebilir ; Değil, dünya, kendi dinini bilmiyen, ” ilm-i hal’inden bile habersiz,
    dünyanın, İslamın nerede durduğunu bile bilmiyen bir cühela ve menfaat şebekesi.
    FUTBOL’da paslaşamıyan insanlar, Politikada ve menfaat sahasında çoook rahat PASLAŞABİLİYOR. Mesela, Mehmet Barlas diyorki, İstanbul Belediye Meclisi üyelerinden sadece İMAR Komisyonu mensubları OYBİRLİĞİ ile KARAR çikartabiliyor.
    Koru’nun iddiasi hilafına, fatürüa, ne iyasetçiye, ne de basına çıkartılıyor ; işlerin faili (öznesi) bunlar.
    Her 2-3 senede bir af (mali ve adli) çıkarılan bir bir ülkede YARGIYA güven olmaz. Yargıç masa başına, hüküm vermiş, ne yazar; politikacı bir çırpıda silip, attıktan sonra, adalet duygularını rencide ederek. Bu adam müslüman olsa ne yazar, olmasa ne yazar. Ben bile artık, dava açmaktan vazgeçtim.
    “Şeriatın kestiği parmağa acınmaz” kuralına İÇTEN inanılsa idi, taa bugünlere gelinmezdi, zaten.
    Siyasi Partiler Kanunu, seçim Kanunu, Basın Kanunu vb. değiştirilmedikçe ; tüm okullarda, tarihi geleneğe uygun, ahlaki değerleri öne çıkaran (Menderes dönemi gibi) YÜRTTAŞLIK DERSLERİ ÖĞRETİLMEDİKÇE salt demokrasi ve erk ayrılıkları sadre şifa olmaz. YARGININ ve HÜKÜKÜN Sağlıklı çalışması için de öncelikle, MÜKTESEBATLI, MUHTEVALI HAKİMLER yetiştirmek zorundayız, hakimlere de malen ve zaman itibariyle nefes aldırmalı, tefekküre fırsat tanımalıyız. LİYAKAt Nedir, acaba ?…..
    Bir Gazeteci yetiştiriyorsun, bir yapı denetimci, bir YMM…. peyda ediyorsun, güven vermedikçe, aramadıkça… bunlar boş şeyler, dost pazarda görsün, kabilinden.

  7. Temsilci sistemi, ekseriyet sistemi ister istemez her şeyi tekelleştirir. Bunun çözümü;
    a) Yerinden yönetim sistemi
    b) Hakemlik sistemi
    d) Nisbilik sisteminin kabul edilmesidir.
    Odalar birliği, diyanet işleri teşkilatı, YÖK gibi kurumlar durdukça ister istemez halkın seçimi ile gelen siyasiler her şeye hakim olacaklardır.
    “Batıda meclis bağımsızdır. Batıda basın bağımsızdır. Batıda yargı bağımsıdır. Batıda Merkez Bankası bankası bağımsızdır.” Sen bunu benim külahıma anlat. Batıda bunlar siyasetten bağımsızdır çünkü Sermaye’ye bağlıdır. Türkiye’de Sermaye hakim olmadığı için siyasete bağımlıdır. Bu sistemde bağımsız kurum olmaz. Kuvvetler ayrılığı ve laiklik bu sistemde olmaz. Adil Düzen bu problemi çözmüştür.
    Sermaye izin vermediği için de Sermaye’ye bağlı basın Adil Düzen’i ağzına almaz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here