Bir dost evinde siyaset muhabbeti: Görüşler muhtelif çıktı…

34

Yerel seçime az bir zaman kaldı. Tarihi erkene alınmasa bile sandık başına gitmemize sadece altı ay var.

Öyle olunca insanlarımızın biraraya geldiği her türlü ortamda muhabbet sonunda mutlaka seçime ve muhtemel sonucuna geliyor.

Partilerin de ilk gündem maddesi seçim. CHP ve MHP partililerini bu hafta sonu kampa soktular. CHP bu seçimde şeytanın bacağını kırma umdunda, MHP ise şu anda elinde bulunan belediyeleri devam ettirmenin yollarını arıyor.

AK Parti ise kendinden emin.

’’Nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? Son genel seçimde AK Parti’nin oyu yüzde 40’a dayandı. Son referandumda da İstanbul ve Ankara’da ‘Hayır’ oylarının ‘Evet’ oylarını geçtiğini birkaç kez siz de yazdınız. Çevrede ’Oyum yine AK Parti’ye diyenlerin sayısı hayli azaldı; millet cep yangını yüzünden homurdanıp duruyor. Yerel seçim ne zaman yapılırsa yapılsın AK Parti için yolun sonu görünüyor…’’

Bu çıkış deneyimli bir dostuma ait…

Aslında ancak alçak sesle konuşmanın nezakete uygun olduğu bir sosyal ortamdayız. Siyaset konuşulmasının da ayıp kaçacağı bir ortam. Karşımızda bir televizyon var, ama sesi kısılmış halde. Açık olan ekran Kanal 7 ve Pazar sohbetinin konuğu AK Parti’nin 2 numarası…

’’Alt yazıyı okudunuz mu?’’ diye dikkatimizi ekrana çekti içimizden biri. Hepimiz dönüp alt yazıyı okuduk. AK Parti yöneticisi ‘‘Vatandaşlarımız son süreçte parasına değerini yeniden kazandırma konusunda çok sıkı durdu’’ demiş; kanal da o sözünü KJ’ye almış…

Hepimiz dikkatimizi o cümleye çekene döndürdük.

‘‘Okuyunca çoğunuzun yüzü aydınlandı, belli ki sevindiniz’’ dedi o dost ve devam etti: ‘‘Oysa o sözün doğru olmadığını çoğunuz biliyorsunuz. Kriz çıkmadan önce parasını bankalarda veya finans kuruluşlarında TL hesaplarında tutanların önemli bir bölümü, şu yakınlarda dolar hesabına geçtiler. Sıkı durmak bu mu?’’

‘‘Doğru’’ dedi bir başkası. Gazetelerde okumuş: 2010 yılına kadar bankalardaki hesapların yüzde 30 kadarı dolar cinsindenmiş; zaman içerisinde bu oran yüzde 40’ların üzerine çıkmış… Şimdilerde ise…

Şimdilerde o oran yüzde 60’ya yaklaşmış…

Ben, ‘‘Dolar hesaplarının arttığına dair haber doğru bile olsa, bu, parti yetkilisinin vatandaşa atfettiği sıkı durma tasvirini yanlış çıkarmaz’’ dedim.

İtiraz edilmesini beklerken tam tersi oldu, dikkatimizi o söze çeken de dahil dostların hepsi ‘‘Öyle, krizden zarar görenler bile sandık önlerine konulduğunda oylarını AK Parti’ye vereceklerdir’’ tespitinde birleştiler.

Ardından pek çok yakın dönem öyküsü dinledik.

Tanışlardan birinin oturduğu çok daireli apartmanın, eşi de evlere temizliğe giden kapıcısı, TL’nin değerinin düştüğü ilk günlerde yapılan çağrı üzerine, o güne kadar bir toprak parçası almak üzere tasarruf ettiği ve dolar cinsinden sakladığı paraları TL’ye çevirmiş… Arada almak istediği arsanın değeri de arttığı halde elindeki TL dolar karşısında bayağı değer kaybetmiş…

‘‘Ne beklerdiniz?’’ diye soran gözlerini bizlerin üzerinde gezdirdikten sonra, o tanış, ‘‘Bizim kapıcı hala iyi bir AK Parti seçmeni. Sandığın önüne gelmesini heyecanla bekliyor. Bağlılığını oyuyla da göstermek için’’ dedi.

Bu da bir Türkiye gerçeği.

‘‘Diğer bir gerçeği de benden duyun’’ dedi bir başka dost. Uzun yıllardır görmediği bir mektep arkadaşıyla karşılaştığında, hal hatır sorgulamasında sıra çocuklara gelmiş. Meğer arkadaşının kızı ile damadı FETÖ örgütüne üye olma ithamına maruz kalmışlar; ikisi de işini kaybetmiş, biri cezaevindeymiş… Konuşmaları sırasında arkadaşının ağzından öfkeli sözler çıkmış çıkmasına, ama kızıyla damadına yönelikmiş o öfke.

’’O da AK Parti’ye oy vermeye devam edecek’’ görüşü etraftan anlatılana benzer hikayelerle beslendi.

Konuşmaları bir kenarda sakince dinleyen şahsen tanımadığım biri, ‘‘Ha şunu bileydiniz’’ dedi ve ekledi: ‘‘Bu dinlediğimiz hikayeler de tam bizim milletin belli bir kesimine göre. Ancak AK Parti seçmeni yalnız o kesimden oluşmuyor. Yüzde 50 içerisinde hiç de azımsanmayacak yüzer-gezer oylar da var. Bu seçimin sonucunu da o oylar belirleyecek. AK Parti yetkilileri umarım bunun farkındadır. Muhalefet farkında çünkü.’’

Kafaların karıştığını fark ettim.

Sonrasındaki beş-on dakikayı Türkiye’nin ABD ve Avrupa ülkeleri ilişkileri üzerinde konuşarak geçirdik.

ΩΩΩΩ

34 YORUMLAR

  1. Bu günkü PKK belasını başımıza ÖREN ECEVİTİR. Güney-Doğunun damarlarını, düzenini alleflemiş (permeperişan et) mıştır
    Atatürk ve İnönü zamanında seçim zaten olmamıştır. Olanlar da açık oy, GİZLİ TASNİF ile yapılmıştır. Zaten, her seçimin önünde veya sonunda muhalefet partisi KAPATILMIŞTIR. “Huylu huyunu terketmez”. derler. CHP artığı Demokrat Parti de Rakip partileri kapatmış ve susturmuştur: Fakat, olaylar şu gerçeği hep ortaya koyuyor : “Kul zulm eder, kader adalet eder”. Türk seçmeni çaresiz, kısa vadeli menfaat hesabına bakıyor. Dürüst, mert insanları hep, (seçmenin) gözünün ardı ediyorlar. Siyaset bencil, yalaka, şarlatan, çakal, sömürücü ve uşaklarıyla dolu. Mehmet Barlas diyor ki : İstanbul Belediyesinin sadece, İMAR KOMİSYONU KARARLARI OY BİRLİĞİ İLE çıkmıştır.
    Bu gerçeği yaşayan Gaziantep eski Belediye Başkanı Asım Güzelbey dünkü G.A HAkimiyet Gazetesinde çok özet olarak ifşaatta bulunuyor.
    Hakan Çakan yorumunda bazı gerçekleri dile getirmiş. Demokrasi Batının kullandığı sömürü argümanlarından biridir ve yonca tarlasına benzer. Eline bir tutam yonca alıver …… . Adil ve vatanperver bir dikdatör bu demokrasi (yalanından) iyidir. Nitekim, Türkiyeye söyliycek laf bırakmıyan Batılı Devletler, nice KRALLIKARI baş tacı EDİYOR. Trump’ın dünkü uluması bir örnek olarak yeter. İnsan, ansan……

  2. Siyasetten fazla anlamam. Belediyelerin neredeyse hepsinin büyük bir borç yükü altında olduğunu biliyorum. Eğer muhalefet iktidara gelmek istiyorsa; bırakın AK Partinin yönetiminde olan belediyeleri kazanmayı, ellerinde olan yerel yönetimlerin de Ak Parti tarafından kazanılması için ne yapılması gerekiyorsa onu yapsın.
    Yerel yönetimler muhalefet partileri tarafından kazanılırsa ortaya çıkan başarısızlıklar kolaylıkla muhalefete yıkılır bu da AK Partiye ilave puan kazandırır.

  3. Bu link TC de açılmadiğindan dolayı Edoğanin F K sitesndeki avukatliklığını yapanlar okuması için copiledim.
    ☆☆☆☆☆
    Haber
    Almanya’dan Erdoğan’a yalanlama: 136 kişilik iade listesi verilmedi
    Alman hükümet kaynakları, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berlin ziyareti sırasında Alman yetkililere, iadesi talep edilen ve içinde 136 kişinin ismi bulunduğu belirtilen bir liste verilmediğini söyledi.

    DW Türkçe’ye konuşan Alman hükümet kaynakları, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Berlin ziyareti sırasında kendilerine Gülen hareketi mensubu 136 kişi ile ilgili hukuki işlem yapılması talebini içeren bir liste verilmediğini açıkladı.

    Erdoğan, Almanya ziyaretinin sonunda kendisine eşlik eden Türk gazetecilere açıklamalarda bulunmuş, gazeteler Alman hükümetine hukuki işlem yapılması için “136 kişilik bir liste iletildiğini” yazmıştı.

    Haberlerde Erdoğan’ın, “İsimlerin tamamını bilmiyorum ama külliyetli bir liste” ifadelerine ve Almanya’nın bu konuda “duyarlı davranması” yönündeki beklentisine yer verilmişti.

    Ancak Alman hükümet kaynakları Türk tarafının kendilerine herhangi bir liste iletmediğini söyledi.

    “Liste iletilmedi”

    “Böyle bir liste bizde yok” diyen Alman yetkililer, ne Erdoğan’ın ziyareti öncesinde ne de ziyareti sırasında, Gülen hareketi mensupları hakkında hukuki işlem yapılması ya da iadesi talebini içeren “136 kişilik bir liste” verildiğini aktardı.

    Erdoğan’ın yanlış ya da eksik bilgilendirildiği kanaatini taşıyan Alman hükümet yetkilileri, ziyaretin planlaması ve icrasında da büyük sıkıntılar yaşandığına, Türk tarafındaki iletişim kopukluğunun ciddi boyutlarda olduğuna işaret etti.

    Yeni hükümet sisteminin devletin kurumsal işleyişinde yol açtığı belirsizlik ve karışıklığın Erdoğan’ın Almanya ziyaretine de yansıdığını söyleyen Alman kaynaklar, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söz ettiği listenin de bu karışıklıktan kaynaklanan yanlış veya eksik bir bilgilendirmeye dayandığını düşünmekteyiz” görüşünü aktardı.

    Can Dündar tartışması

    Türk tarafının geçtiğimiz hafta Pazartesi günü gazeteci Can Dündar’ın tutuklanarak iade edilmesi yönünde bir talep ilettiğini ancak bunun tek başına Dündar ile ilgili bir talep olduğuna dikkat çeken Alman yetkililer, Dündar’ın tutuklanarak iade edilmesinin zaten söz konusu olmadığını kaydetti.

    Alman hükümetinin Dündar’ı bir gazeteci ve hakkındaki suçlamaları da “siyasi” olarak değerlendirdiğine vurgu yapan Alman yetkililer, herhangi bir işlem yapılmayacağını, Türk tarafının da bu talebine olumlu yanıt alamayacağını da gayet iyi bildiğine işaret etti.

    Deutsche Welle Türkçe

  4. İlahi Fehmi Bey,
    Sanki memlekette seçim yapma özgürlüğü varmış gibi ciddi ciddi bu konuları yazıyorsunuz ya, aşkolsun. Sayın yorumcularda canhıraş bir şekilde yorumluyorlar.
    Hele Sayın N. Güven’in paylaştığı tvite ne demeli. Evet şurası gerçek AKP seçmeni bu tesellilerle oy vermeye devam ediyor ama bunlar gerçekte çok kof ve temelsiz. İnsanlar birşeyi yapmak zorunda olunca türlü teselliler de buluyorlar. Türkçede ne hoş deyimler var. Bazıları buraya uymaz, argo kaçar. Muhalifler AKP’ye “tencere dibin kara” diyorlar, onlar da “senin ki benden kara” diyor.
    Sonundaki özete kısa bir açıklama:
    1- İktidar ulusal bağımsızlık vizyon sunuyormuş: Bu lafa kargalar bile güler. Türkiye’nin bağımsızlığını ta okyanus ötesinden ABD’mi yoksa burnumuzun dibindeki 400 yıllık karabasanımız Rusya’mı daha ciddi tehdit eder? Bu söylem Türk derin devletinin milleti gütmek için geliştirdiği yeni argüman, önceleri AKP demokrat iken ona karşı kullanılıyor ve AKP’yi hainlikle suçluyorlardı. Şu anda Türkiye’de okumuşların büyük çoğunluğu bile bu illüzyona inanıyor. En hayati müesseselerini (Telekom gibi) ne idüğü belirsiz yabancı şirketlere hibe edip para bulmak için kapı kapı gezen bir vizyon mu? En hayati kurumlarının başındaki adamlarının üzerinde “İran’a çalışıyor”, “Rusya’dan rüşvet alıyor” damgası olan bir vizyon bu. Her ay devletin en tepesi Rusya’ya tekmil veriyor, her konuda boyun eğiyor ama ulusal bağımsızlıktan taviz vermiyor!!
    Bu vizyonu biryerlerden tanıyorum. Hah hatırladım koalisyon’un diğer ortağı Sayın Perinçek’in vizyonu bu. Aynı şeyleri Rus stratejist Aleksandır Dugin de her konuşmasında söylüyor. Filmin sonunda bu kadar bağımsızlık da kalmayacak, şu an fiilen kalmadı bile. Enerjiden turizme kadar kuzeye bağlandık. Kırım’ı ağzımıza alamıyoruz. Ukrayna’nın işgalini bile sineye çekiyor. Suriye’de bizi çizilen alanda top çeviriyoruz vs. Orta Asya ve Balkanlarda’ki etkinliğimiz sırf oralardaki Türk okullarını kapatma ve adam kaçırma işlerine indirgedik. Açın bakın ekonomik olarak oralarda eskiden mi şimdi mi daha etkiniz. Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerini neredeyse tamamen kontrol ediyor. Biz de onun izni kadar etkiniz.
    2- Tam olarak tatbik edemese de, bunu sürekli dillendiriyor: Bu bihakkın doğrudur. Her zaman tekrar ediyorlar. Bütün ülkeyi yağmalar ve yağmalatırken, ülke güvenliği ve çıkarlarını Zarrap’ların önüne yatırırken de aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Bu maalesef Siyasal İslamcıların her zamanki hali. Sadece doğruları söyleyip yanlışları yapmak, kimseye bir hayırları olmaması ama bütün iyi şeyleri sahiplenmek. Filistin deyip yatıp kalkmak ama oradaki insanlara hiç hayırları dokunmamak. Bunun bizim dinimizdeki karşılığını biliyorsunuz. Sözü başka işi başka. Ama halkın çoğu da bu çizgide olduğu için zararı yok.
    3- Muhalefet partilerinde böyle bir vizyon bulunmuyor: Elhak bu da doğrudur. Hatta çoğunlukla daha beterler. İktidarın en saçma ve zırva iddialarını daha ileri taşımak dışında bir şey yaptıkları yok. Zaten böyle saçmalamayan bir muhalefete de iktidar izin vermez. Bir tanesinin başkanı az doğruları söylemek ve farklılık yapmaya kalktı şimdi durumu malum, Edirne Cezaevi.
    4- Halk bu nedenle, iyi kötü, eldeki tek seçeneğe yöneliyor: Kısmen bu da doğrudur. Halkı fazla kutsarsak bu seçeneği de olduğu gibi kabul etmek gerekecek. Ama bence diğer faktörleri de yok saymayalım. AKP’ye oy veren çekirdek kitle 4-5 parça.
    -Bir parça menfaati gereği orda, onlar her zaman güçlüden yanadır;
    -bir parça dini saiklerle oy veriyor (sanırım en büyük parça bu) onları da organize yapılar yönlendiriyor, dini grupların önde gelenleri marke ediliyor, destekleniyor ve gerekirse terbiye ediliyor;
    -dindar kitlenin sosyolojik tabanları laik bir partiye oy vermeye engel, mevcut laik parti (CHP) zaten laik değil, din düşmanlığı ile din istismarı arasında gidip geliyor;
    -bir de yoğun propagandanın gazıylar ülkeyi kurtardığını zanneden Fehmi Beyin yazısındaki kapıcı benzeri bir kitle var, onlar daima yoğun propaganda yapanlardan yanadır. Bu kitle sanıldığından fazla, ne olup bittiğini anlamaları mümkün değil. Çoğu daha hükümet ile devletin farkını bile anlamıyor. Aslında AKP bu kitleye çalışıyor. Benim komşum karı-koca iki yaşlı emekli var. Gece gündüz malum tvleri seyrediyorlar. Dünyayı da Türkiye’yi de anlamaları mümkün değil. Hangi propaganda çok yapılırsa ona inanıyorlar. Aslında bu kitle yöneticilerinin dininde.
    AKP’lilere diyeceğim şu ki “endişe etmeyin, ülkeye hakim olan bu kültür düzeyi, bu bencillik, aydın denenlerin bu kadar sığlığı varken ve insanlardaki bu vizyonsuzluk devam ettiği sürece bu milleti daha uzun yıllar yönetirsiniz. Yalnız dışarıya horozlarınırken dikkat edin, yabancılar bunlara benzemez. Ülke yada ülkenin bir parçası elden giderse zulmetmeye elde kimse kalmaz”.

    • Hakan bey paylaştığım twitteki çoğu tespitin kısmen de olsa doğru olduğunu belirtmenizden dolayı çok sağolun. Yalnız bence siz de temelsiz gerekçelerle bazı konularda kendinizi teselli ediyorsunuz. Özellikle yazınızın sonundaki, fazla horozlanırsanız yabancılar ülkenin ya da bir parçasının elinizden gitmesine sebep olur görüşünüz biraz fazla iyimser gibi. Bu bahsettiğiniz yabancılar, güneydoğumuzdaki hendeklerin oluşturulmasına destek veren ama o hendeklerin güvenlik güçlerimizce doldurulmasına ses çıkarmayan yabancılar mı? Yoksa şu anda kandile doğru 35-40 km girmemizi, oralarda onlarca üs kurmamızı görmeyen yabancılar mı? Ya da zeytin dalı, fırat kalkanı, Afrin gibi harekatlarımızda pkk-ypg lilerle beraber siperlerden toz olanlar mı? Veya İdlibdeki anlaşmadan sonra oradaki muhalif ordunun Türk Silahlı Kuvvetlerine katılacağını açıklamasıyla birlikte, İdlibde ortağımız Türkiye diyen Almanya-Fransa veya Abd mi? Belki de yarın – öbürgün Menbiçden başlayıp İran-Irak sınırına kadar yapılacak olan pkk-ypgyi süpürme harekatını da görmeyecek, duymayacak hatta oralardan tozolacak veya tam tersine bizim mehmetçikle birlikte devriye atacak olan yabancılardır bu söz ettikleriniz. Bu yabancılar hakkında biraz daha açıklama yaparsanız çok memnun olurum.Dikkat edilecekleri yakından tanırsak iyi olur zannımca.

      • necip güven!
        utanacak mısın bilmiyorum. bir köşe yazısından alıntı:
        “her borçlu konkondatoyu tadacak” başlıklı bölümden alıntı:
        “Ülke genelinde şu ana kadar konkordato başvurusunda bulunup talebi sonuçlanan borçlu sayısı 3 bini geçti. Şu anda mahkemelere yapmış oldukları konkordato talepleriyle ilgili kararları bekleyen ve konkordato talebi için hazırlık yapan borçlu sayısı dikkate alındığında, yıl bitmeden bu sayının 5 bin ila 7 bin arasında olacağını söyleyebiliriz. insanlar çocuklarına pantolon alamadığı için intihar ediyor. evde yakacak olmadığı için intihar ediyor.

        • hamza senin ne işin var burada, başkasının yorumuna yaptığım yorumun altına ne ara bana yorum yaptın hemencecik. Çok ilginç bir durum:))!!

          • şunu hala anlıyamıyorsun. olay parti olayı değil. olay farklı düşünce ve inanç olayı da değil. artık olay yapılan kötülüklere, zulümlere, ortak olma olayı veya kötülüklere karışmama olayı, karşı çıkma da demiyorum bak, kötülüklerde payının olmaması diyorum. senin ise yapılan kötülüklerde payın var.
            – İyi ve kötü durumu o kadar net ki, bu aşamadan sonra, “ben böyle doğru olduğunu düşünüyorum” diye birşey olamaz.
            – açıkca kötüyü destekliyorsun.
            – böyle bir durumdayken, senin hakkında nasıl düşünmemi istersin.
            – aç kalan insanlar seni nasıl yad ederler?
            – soğuktan üşüyenler sana nasıl dua eder?
            – zülme uğrayanlar sana ne der?
            – din sana ne der?
            – ahlak sana ne der?
            – olaylar muğlak olur, açık ve net, her normal insanın görebildiği şekilde olmaz, o zaman dersinki bu böyle düşünüyor.
            – ama ülkemizdeki durum böyle değil. 100 bini aşkın aile hakkında hiçbir mahkeme kararı olmadan işinden edilmiş. bununla da yetinilmemiş, bu insanların başka yerde iş bulması da engellenmiş.
            – 3 bini aşkın firma konkordato ilan etmiş.
            – insanların varlıkları, gelirleri en az %50 azalmış.
            – bir insan 11 tane uçak almış ve 1150 odalı saray yaptırmış kendisine.
            – sen kendini bunları savunacak duruma düşürmüşün. ondan rahatsız olmuyorsun ancak benim senin yorumlarıyın altına eleştirimden rahatsız oluyorsun.
            – normal bir insan, bunları savunmaktan rahatsız olur.

      • Sayın Güven’in güveni çok yüksek. Açıkcası bu öğünmeler bana Saddam’ın “bütün savaşların Ana’sı bir savaş” horozlanmalarını hatırlattı. Burada, Necip Güven yada bir başkası, gerçekte kim kimdir bilmiyorum ama zihniyet önemli. Bu söylemler bir zihniyeti temsil ediyor. Şu an iktidar olan, 7/24 tvlerde konuşan, her mikrofona aynı nakaratı tekrarlayan ve % 95’ini (belki de % 100’ünü, muhalif görünümlülerde aynı telden çalıyor ya) kontrol ettiği yazılı basında da aynı hikayeleri anlatan bir zihniyet. Türkçe’de hoş bir söz var, der ki “akıllı adam başkasının hatasından ders alır, aptal olan kendi hatasından”.
        Benim yazdıklarımdan sonra yaptığınız yorumları okuyunca aslında birşey yazmaya değmez diye düşündüm ama başka okurlar da var şüphesiz ve böyle fikirleri Türkiye’de okuyabilecek başka mecra da maalesef neredeyse yok diye gene yazıyorum. Çok değil bundan 3-4 sene önce “Ortadoğu’da bizden izinsiz yaprak kıpırdamaz” efelenmeleri de size aitti. Şimdi Kuzey Suriye’de oldukça geniş bir Kürt özerk bölgesi kuruldu, organize oldu, devlet olmak için gereken tüm hazırlıkları yaptı/yapıyor. Siz daha bana masal anlatıyorsunuz. Ne oldu Membiç hikayeleri, hani orayı kontrol ediyordunuz? Sahi “Musul’a biz nasıl girmeyiz” diye bas bağıran Başkan şu ara Musul’u unuttu mu ne oldu? Çok yakında kuyruğu kısıp İdlib’ten dönerler de o kadar yandaş “cihadist”i ne yapacaklar?
        Yazık ki Türklerin kültür ve anlayış düzeyi bu. Devamlı kendi kendilerine gaz vererek irrasyonel bir dünyada yaşıyorlar. Bunları yazarken bir Türk olarak utanıyorum ama aynaya bakmakta fayda var. Bu irrasyonel gazcı milliyetçilerin hiçbiri tarih bilmez. Bizi “Türküz” dediğimiz için faşist olmakla yada kavmiyetçilikle suçlayan tipler şimdi hep milliyetçi ve de yerli milli oldular. İçeride gaz verenler dışarıda gaz almakla zaman geçiriyor. El ayak öperek para dileniyorlar. Ama cakalarını da hiç bozmuyorlar.
        Türkiye tarihi böyle hikayelerle dolu. Atatürkçü dostlarım kızmasınlar ama yüzyıl önce de aynı hikayeleri yaşadık. İçerideki iktidarı tek başına kontrol etmek için dışarıya taviz verip içerde ultra milliyetçi söylemlerle idare edip gidiyoruz. Belki 1923 ve sonrasında içeride tek adam olmak için herkesi biçmeye ahdetmeseydik Lozan’dan daha iyi birşeyler koparabilirdik kim bilir. O zaman iktidarı konsolide etmek için kullanılan “yeni bir millet yaratma” hezeyanı ile hala boğuşuyoruz.
        Daha geriye bir yüzyıl daha giderseniz aynı hikaye II. Mahmut zamanında var. O zaman da iktidara ayak bağı oluyor diye Yeniçerilerin kökünü kazıyanlar ülkeyi yüz yıla kalmadan sıfırladılar. Yeniçerilerin mezar taşlarını bile kıran zihniyet şimdi AKP-ulusalcı ittifakın içine kaçmış. Onlar da düşman bellediklerine hayat hakkı tanımıyorlar.
        Şimdi de aynı hikayelerle yeni bir atılım! yapıyoruz. Güneydoğu’daki hendekler kazılırken oraları sanırım Patogonya devletine bağlıydı, yada Türkiye sınırları içindeydi de iktidarda Höt Partisi ve onun başkanı vardı, değil mi? Kendi ülkesinin tarihi şehirlerini topla, bombayla harap edip de öğünebilmek en büyük marifettir. Kendi elleriyle kontrolünü terörist bir örgüte bıraktığı şehirleri, mahalleleri geri alırken orada teröristlerin elinde rehin kalan insanları bombalayıp öldürdüğüyle öğünebilmek de büyük marifet doğrusu. AKP cemaati (böyle bir cemaat var şimdi) önce utanma duygusunu kaybetmiş. O nedenle hala konuşuyorlar. Son 7-8 yılda yaşanan onlarca skandallardan biri bile az medeni bir ülkede iktidarı başaşağı eder ama burası Türkiye.
        Allah imhal eder (geciktirir) ama ihmal etmez. Yukarıdaki Türk Atasözünde iki grup var “akıllı adam başkasının hatasından ders alır, aptal olan kendi hatasından”, ama karşımızda başka bir grup daha var “kendi hatasından ders almayanlar”. Bunlara ne diyeceğimize karar vermek zor.

        • Nerede ne olacak ömrümüz varsa hepimiz yaşayıp göreceğiz. Her şartta oturduğu yerden eleştirmek, herbişeye kulp takabilmek fazla zahmetli birşey değil. Savaş isteyenlere karşı ve onlara rağmen barışı zorlamak, o zorlamaya karşı savaşı seçenlere alasıyla karşılık vermek ise neredeyse herkesi karşına almanı gerektirecek müşkülatta bir iş. Uzaktan ve olaylar geçip bittikten sonra ahkam kesmenin lüksünden ise kimse vazgeçmek istemiyor. Hatalar olaylar olup bittikten sonra siz geriye bakıp ders alabilirsiniz. Önemli olan o anda birşeyler yapma gayreti ve inisiyatif alabilmek. Lafla peynir gemisi yürüseydi keşke, işimiz çok kolay olurdu.

          • Sayın Necip ve Necip Türk Milleti,
            Hakikatlar karşısında yuvarlak laflarla işi geçiştirmeye çalışıyorsunuz ama nafile. Zaten yukarda sayılan o kadar somut olaya bir tek açıklamanız olsa kıyameti korarırdınız ama yok işte. Lafla peynir gemisi yürümeyeceğini siz de göreceksiniz, necip milletimiz de. Milletimiz “tumturaklı yalan”ı soğuk hakikata tercih etti, şimdi de ektiklerini biçiyor, daha da biçecek yazık ki. Ama bu, ülkeyi yönetenlerin sorumluluklarını azaltmaz, sadece yanlışa destek olanları da sorumlu kılar.
            Son beş yılda herşey göz önünde cereyan etti ama herkes istediğini görüyor. Bu dünya imtihan dünyası, bazı şeyler kısmen açığa çıkıyor, bir kısmı öteye kalıyor. Ama burada geçerli kurallara göre de bu yönetim ve bu ülke küme düştü.
            Onun için sizin ve AKP destekçilerininn pişmanlık, özür ve benzeri bir davranış göstermeniz zor görünüyor. Maalesef bizim kültürümüzde bu olgunluk yok. Hatırlayabildiğim tarihimizde halkından özür dileyen bir idareci ve önder de yok. İnşallah yanılırım.
            Tam “nasılsanız öyle idare olunursunuz” durumu.

      • Not:Benım yukardaki beyenım, Hakan Çakan, beyin ilk yazisina yapilmiştir.
        H Gayret gibileri yalniş anlaya bilir diye bu notu yazmak ihtiyaci duydum.

  5. AK Parti kazanacak
    Demokratik yönetimlerde devlet uluslararası ilişkileri yönetir. Yurt içi hizmetleri ise yerel yönetimler yapar. Yerel yönetimlerde mahir parti Saadet Partisi’dir. AK Parti belediyecilikte gösterdiği başarıyı devlet yönetiminde gösterememiştir. Dış borç ve enflasyon batağına girmiştir. Ülkeyi uçuruma götürmektedir.
    Halkın yerel yönetimde AK Parti’ye oy vermesi uygundur. Muhalefet patisi ise AK Parti kadar da dış politikayı yönetemediği için ona oy vermek zorunda kalmıştır.
    Yerel seçimlerde partiler bir yenilikle çıkmalıdırlar. Bu da semt kooperatifleridir. Yüz lojmanlı apartmanlar projesidir. Şimdilik benimseyen yok. Onun için yine AK Parti yerel yönetimlerde kazanacak. Milli Görüş partileri başarıyı öyle elde etti. Akevler’in kapısını çalmadan başarı şansları yoktur. Öyle olunca halk olanı tercih edecektir.

    • İstanbulun esenyurt diye bir ilçesi var bilirmisiniz.bir gün yolunuz istanbula düşerse akp nin belediyecilik şaheserini görebilirsiniz.

  6. rh.erbakan hocayı doğru güzel çalışan yerel yönetimler zirve yaptırdı…..

    ak partiyide yerel yönetimler zirveden indirebilir…….

    tedbir……tedbir …….

  7. Tekrarda 180 kerede olsa fayda vardır derler gönül dostları; İnsan düşünen, okuyan(kafa ve gönül gözü ile)araştıran, sorgulayan bir varlıktır.Siz insanları insanca düşünmekten, kendisine bahşedilen aklını kullanmaktan alıkoyar, engeller ve birde korkuyu ona empoze ederseniz bu melekelerini kaybeder ve adeta bir mankurt olur. Sonunda da istediğiniz gibi medya eliyle(haberler, algı operasyonları, dizilerle,)hamasetle, yönlendirirsiniz.Cellatına aşık bile edebilirsiniz. Toplumumuz adeta bir yangın yerine dönüşmüş ve bugün modern bir cahiliye dönemini yaşıyoruz. Asabiyet(ırkçılık),iffetsizlik,adaletsizlik,eğitimsizlik almış başına gidiyor.iman,Akıl,nesil,mal ve can emniyetinin olmadığı bir yerde İnsanların seçme gibi çok önemli bir konuda ne kadar doğru karar verebilirler ki..

  8. Erdoğan, mevcut belediye başkanlarını aday göstermeyerek, yeni adaylar ile, halkın, AK Partili belediyelere olan eleştiri ve memnuniyetsizliğini göğüsleyecek. Bunu Ankara, İstanbul, Bursa v.b. şehirlerde önceden gerçekleştirdi zaten ve bu davranışlarıyla Erdoğan, (çok) önceden ”ön” alarak siyaset ile halkı, arkası sıra sürükleyerek yoluna devam ediyor..Adeta ”tek rakibim Erdoğan” dercesine…

    Hem halk, muhalefet partilerinden seçilecek başkanların, iktidar partisinden olmadıklarından -ve öz gelirleri yeterli olmayan Anadolu kentleri için- yeterli hizmet sunamayacakları ile muhalif belediye başkanlarının projelerine onay vermeyecek bir iktidar anlayışının var olduğu notunu, aklının bir köşesine iliştirmiş olarak sandık başına gidecek.

    Mevcut konjonktürde duçar kalınan hali düzeltebilecek bir muhalefetin var olmayışı da seçmeni tek seçenekli bir tercihe zorlayacak..iktidar partili başkan adaylarına…

    Seçmen sayısı az olan düşük nüfuslu ilçe ve beldelerde, belki, adayların kişilik yapıları ve nüfuzları ön plana çıkacağından AK Partili olmayan adaylar seçimi alabilecektir.

    Büyük şehirlerde seçmen, son ekonomik daralmanın ve kamuda devam eden savurganlığın etkisiyle tepkisel davranıp bir ders vermeyi yeğlerse, belki ancak bu seçimde de AK Parti gerileyebilir.

    Üstüne, ”bunlar bir dönem iyi şeyler yaptılar, bu durumdan da ancak bunlar çıkarabilir” anlayışı seçmene hakim iken,önümüzdeki yerel seçimlerden çok da sürpriz beklememek gerek derim.

  9. Sayın Koru, bir korkunuz mu var?
    Lafı evirip-çevirip Ak Parti’nin kazanacağına, kazançlı çıkacağına getiriyorsunuz. “Nasıl kazanırsa kazansın”dan ne anlıyorsunuz, Hakk/hak-hukuk bilir, mütedeyyin kimliğinizle. Korku, Allah’tan değilse vay vay ki halimize.

    • İLahi Cem Aydın bey
      Yazıdan bunu nasıl çıkardınız
      İş yüzer gezer oylarda
      Muhalfet farkında diyerek muhalefete yol gösteriyor
      Akpartinin kulağına karsuyu kaçırıyor
      Farkında muhalefet ama farkındalık gösteremiyor
      Kimisi Patisini bırakarım tehdidiyle ümit kırdı
      Kimisi kendine imkan hazırlayan liderine nankörlük yaptı
      Gezen oylar yine AKPartiye gidecek gibi
      Alternatif olamıyorlar bir türlü

  10. Ülkemizde seçmen profili değerlendirildiğinde, %65 Milliyetçi muhafazakar, %35 sosyal demokrat vd. olarak değerlendirilmektedir. %65 blok kendi (AKP-MHP) içerisinde yer değiştirmekte, istisnalar hariç tutulacak olursa, çok büyük değişiklikler göstermemektedir. Ekonomik durum bu kesim için belirleyici olacaktır.Bundan dolayı % 65 lik kesim ittifak içinde AKP’yi uyarmak amacıyla MHP’ye yönelirse bu davranış süpriz olmayacaktır.

  11. Bir tweeter kullanıcısının Akp’nin neden çoğunluğun oylarını aldığıyla ilgili yorumları çok ilgimi çekti ve derledim.

    @lordsinov adlı tweeter kullanıcısını tvitlerinden derlenmiştir.

    Hiç düşünüyor musunuz? Onca değişime, badireye rağmen nasıl oluyor da halk tercihini halâ Erdoğan’dan yana yapabiliyor? Bu soruya muhalif cenahta verilecek yanıt ekseriyetle “halk cahil, halk şöyle böyle” kıvamında olur. Fakat ben buna pek ihtimal vermiyorum.
    Bir defa bunu kabul etmek demek, halkımızın kötülemek manasına gelir. Milletten umudu kesmek manasına gelir. Hiçbir zaman bu düşüncede olmadım. Olamam. Aksine, milletimizin aklına ve sağduyusuna inancım tam. Tarih, bunun örnekleriyle dolu.

    Halkımız kafa tutan, ortadoğuda politika üretip uygulamaya çalışan, Osmanlı’nın eski topraklarındaki devletlere eğilen, uzak Türklere el açan, top, tüfek üretmek heveslisi, kendi kendine kalkınmayı başarma amacında… Kısacası ulusal bağımsızlık heveslisi bir yönetim istiyor.

    Bir partinin bu vizyonu uygulamasından öte, bu vizyonu uygulayacağını söylemesi bile yeterli oluyor. Şimdi soralım, acaba CHP yahut İYİ Parti’de bu vizyonu görebiliyor muyuz? Bana sorarsanız, bazen aksi yönde vizyon bile görebiliyoruz.
    Hatırlayınız… 90’ların karmaşık seçim dönemlerinde, Refah’ın oyunu zıplatan neydi? Ekonomik krize doğru yuvarlanan Türkiye’de, Batı’ya kafa tutan, daha bağımsız ve serbest bir dış politik vizyon sunan Erbakan’ın oyunun nasıl yükseldiğini iyi incelemek gerek.

    CHP’ye Atatürk’ten sonra tarihinin en yüksek oyunu aldıran Ecevit, bu desteği 1974 Kıbrıs harekatından sonra, ABD’yle zıtlaştığı ve daha bağımsız politikalara yöneldiği dönemde aldı. Haritaya iyi bakın. Ecevit’e oyları kim vermiş, dikkatle inceleyin!

    Ecevit’in 1977 ve Refah’ın 1995’te yaptığı çıkış, halkımızın tutsak ve bağımlı politikaları terk etme niyetiyle ilgilidir. Bugün Erdoğan’a verilen desteği anlamak için meselenin bu kısmını düşünmek gerekiyor.

    Bugün sayın Erdoğan’ın geldiği nokta açık açık “ulusal bağımsızlık” noktasıdır. Tam olarak tatbik edilebiliyor mu belki hayır. Fakat halkımıza bu yönde alternatif sunan başka bir parti görebiliyor muyuz? CHP ve İYİ Parti’nin bu manada alternatif oluşturduğunu düşünmüyorum.

    AK Parti, başkanlık sistemini bu anlamda “daha da ulusal bağımsızlık sağlayan” bir aygıt olarak topluma sundu. Toplum “daha büyük, daha bağımsız ve güçlü” olabilmek arzusuyla başkanlık sistemine evet dedi. Bunu ilmi açıdan eleştirebiliriz belki ama halkın mantığı bu şekilde.

    O zaman karşımıza şöyle temel bir sorun çıkıyor: Erdoğan haricindeki liderler, bağımsızlık konusunda, Türk ve İslam coğrafyası konusunda, yerli silahlar ve sanayi konusunda, Batı’yla çatışmak hususunda etkin bir vizyon sunuyor mu? Hayır. Sunmuyor. Peki niye sunmuyor?

    AK Parti’nin “ulusal bağımsızlık” konusunda çok iyi bir performans sergileyemediğini, hatta tam aksi yönde icraatlarının olduğunu düşünenler olacaktır. Haklı da olabilirler. Fakat ortada en azından bu vizyonu ortaya koyan bir parti var. Haliyle bu performans bile yetiyor.

    Şimdi bir soru daha sorup meseleyi bitirelim: 1923’ten sonra bağımsızlık konusunda, ortadoğu ve Türk dünyasında etkinlik konusunda, kendi kendine kalkınma konusunda böyle bir vizyonu hangi lider ortaya koydu? Lütfen biraz düşünün.
    Memleket uzun yıllar boyunca Amerikan kıskacında kaldı. Halk bu durumdan hiç hoşnut değil. Bu nedenle bu kıskacı kıracağını söyleyene dahi oyunu veriyor. Bu bile yeterli oluyor. Ve en önemlisi muhalefet partilerinin kıskaçtan rahatsız olmadığını düşünüyor.

    Atatürk Osmanlı’nın düştüğü kıskacı kırmıştır. Bugün içinde bulunulan kıskacı kırmak isteyenler yöntem olarak Atatürk’ün fikirlerini benimsemek zorundadır. Şimdi dürüst olalım: CHP’de bu fikirler var mı?

    1977’de Ecevit’te bu fikirler vardı. Sandıktan çıkan sonuç ortada. 1995’te Erbakan’da bu fikirler vardı. Sandık ortada. Bugün Erdoğan’ın sandıktan aldığı başarı da yine bu fikirlerle, yani ulusal bağımsızlık söylemleriyle alakalıdır.

    Muhalefet partileri kapsamlı ve ciddi bir “ulusal bağımsızlık” vizyonu ortaya koymadığı sürece, Türk ve İslam dünyasına eğilmedikleri sürece, savunma sanayi, yerli üretim ve milli kalkınma politikaları oluşturmadıkları sürece, sandıktan çıkacak sonuç bellidir.

    Şimdi bu tweetlerden sonra “yav partili mi oldun, hayırdır değiştin, sen de gittin” gibi yorumlar olacaktır. Bunları doğal karşılıyorum. İster inanın, ister inanmayın, son bir kaç yıldan bu yana sandıktan AK Parti’yi çıkaran şey bahsettiğim bu ulusal bağımsızlık vizyonudur.

    Özetle: 1- İktidar ulusal bağımsızlık vizyon sunuyor. 2- Tam olarak tatbik edemese de, bunu sürekli dillendiriyor. 3- Muhalefet partilerinde böyle bir vizyon bulunmuyor. 4- Halk bu nedenle, iyi kötü, eldeki tek seçeneğe yöneliyor.

    • Evet; halk talebinde haklıdır..”ulusal bağımsızlık” talebi…Lâkin bu talebine karşılık eline hep “elma şekeri” tutuşturulmuştur.

      Talebinde ısrarcı davrandığı bazı dönemlerde (o vizyonu ve söylemi sunan siyasi partiyi/oluşumu iktidarda tutmak isteğinde) darbeler ile yüzleşmiş; muhatabı ya şapkasını alıp kaçmış yada muktedir olanlarla anlaşma yolunu seçmiştir. Siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.

      Cari durumda, ekonomik bağımlılığı had safhaya ulaşmış ve yürütmenin (bakanlıkların) kontrol ve denetiminin yabanci özel bir firma tarafindan sağlanacağı bir düzlemde, iktidarca “ulusal bağımsızlık” vizyonu sunulup karşılık görüyorsa, halkın bu talebinden ne anladığını da sorgulamak gerekir?

      Bunun (ulusal bağımsızlığın) sadece oy verip bir siyasi partiye ihale edilmesiyle olmayacağını; çok çalışıp üreten ve tasarruf eden bir ekonomiyle eğitimin süzgecinden geçmiş bir toplum yapısıyla gerçekleşeceğini bilmemek saflık olur değil mi?

      Öyleyse “tewit sahibi” şu soruyu da sormalı: Halkın (Milletin) her zaman diri duran bu isteğine, halkın teveccüh ettiği iktidarlar samimi ve gerçekçi cevap verebilmişmidir?

      Bu sorunun cevabını merak ediyorum doğrusu…

      • Hasan bey sorduğunuz sorunun cevabını yazar en azından mevcut iktidar için yazı içinde vermiş esasında; ”AK Parti’nin “ulusal bağımsızlık” konusunda çok iyi bir performans sergileyemediğini, hatta tam aksi yönde icraatlarının olduğunu düşünenler olacaktır. Haklı da olabilirler. Fakat ortada en azından bu vizyonu ortaya koyan bir parti var.”
        Bu konuda ben de kendi görüşüm olarak şunu söyleyebilirim; Millet her seçimde mevcut seçenekler içinde hem kendine hem de ulusal bağımsızlık amacına en fazla ve en samimi olarak hizmet edecek şekilde oy kullanmış ve seçenekler içinden GÖRECE en iyisini seçmiştir. Fakat maalesef geçmişteki hiçbir iktidar bu işi tam manasıyla yapamamış, sizin de belirttiğiniz ekonomik şartları ve eğitilmiş toplum yapısını oluşturmakta oldukça yetersiz kalmıştır.
        Ancak kanımca bu konuda geçmiş iktidarları çok fazla suçlamak da fazlaca insafsızlık olur. Çünkü devletimiz maalesef içeriden ve dışarıdan öyle vesayet sistemlerine bağlanmış ki iktidarlar muktedir olamıyorlardı. Erdoğanın ve Akp nin şansı bu vesayet sisteminin kırılmasına devlet içinde etkili bir kesimin karar vermesi ve milletin de oylarıyla her seçimde kendisine çok sıkı bir destek vermesi, zorluklara sabır ve tahammül göstermesi oldu.

        • ”Erdoğanın ve Akp nin şansı bu vesayet sisteminin kırılmasına devlet içinde etkili bir kesimin karar vermesi ve milletin de oylarıyla…” cümlenizden olarak; devlet hükumet ayrımını yapalım diyorsunuz yani..Demek iktidarı süresince AK Partinin en önemli icraatları çoğunlukla devlet eliyle gerçekleşiyor.
          Evet, zaten hükumeti devlet yerine koymak (özellikle şimdilerde AK Parti tabanında) seçmenin en büyük handikabıdır. Bu yanılgı, devlet aygıtının icraatlarını perdeliyor ve sorumlu olarak önümüze hep siyasi partiler yada iktidar partisini koyuyor. Devletin isteklerine kim ne kadar çok amade ise o parti iktidar oluyor ve iktidarda kalma süresini uzatıyor.
          Siyaset ve siyasetçilerin sürekli ters-yüz olması, bugün söylediğinin yarın aksini söylemesi bundan olsa gerek.
          Ne dersiniz Necip bey; hükumeti geçtik, devlet, halkın ”ulusal bağımsızlık” talebine ne denli cevap ver(ebil)ir?

          • Söylediğimi tersinden yorumlamışsınız Hasan bey. Bu ülkede devlet aygıtının istemediğini hükümetin yapma şansının olmadığı geçmiş dönemlerde bilinen bir vakıa. Benim söylemek istediğim devlet içindeki bir kadronun gerçeklerin ayırdına vardığı ve bu sebeple Akp nin haklı isteğine engelleme yapmadığıdır. Akp devletin istediğini yaptı demiyorum, devlet Akp nin istediğini yapmasına engel olmadı bilakis destek verdi diyorum. Bu demokratikleşme açısından da istenen bir durum aslında. Demokrasilerde atanmışlar seçilmişlerin politikalarını uygularlar demokrasilerde değil mi? Önceden olmayan bu nitelik de bu devlete kazandırıldı demek istiyorum yani. vlet ilet kesişen kümelerdir hem ortak hem ayrı yanları olması gayet doğaldır.Siyasetin farklı şartlarda farklı eylem ve söylem geliştirmesi de bence gayet normal bir durum. Hem politikacı oldukları hem de şartlara göre esnek olmak zorunda olduklarından dolayı. Mesela düne kadar Abd yanlısı olan bazı kesimler bugün Abd li şirkete danışmanlık görevi verilmesi üzerine birden Abd karşıtı kesildiler, bu noktadan vuruş çalışıyorlar:))

    • Necip Bey,
      Bu saydıklarınız hangisi bu iktidar zamanında gerçekleştirilmiş şeyler;
      -1923’den beri toprak kaybı yaşamamış, toprak kazanmış bir ülkede bugün KKTC ve Hatay tehlikede, adalar gitmiş
      -Ülkenin bütün iktisadi birikimleri bitirilmiş, dağı-taşı-deresi-suyu-kumu satılmış, iktisaden çökmekte,
      -komşudaki yangından ısınmayı düşünen bir yönetim
      -hükümet daha henüz Mc Kenzi ile anlaşılmışken, ULUSAL BAĞIMSIZLIK martavalları dizeliyorsunuz.
      Son iktidar zamanında neyimiz oldu biliyor musunuz, sadece saray(ımız!), soytarılı.

  12. TÜRKİYE DE YEREL SEÇİMLER VE SEÇMEN DAVRANIŞLARI ÜZERİNE..
    Türkiye de çok büyük kırılmalar olmadığında bütün partilerin oy oranları büyük oranda değişmez.
    Partilerin oyları yüzde seksen doksan oranında kemikleşmiş durumdadır.
    Yüzde on ve yirmi olan oran belirleyici olabilir.
    Belediyelerde seçmenler mahalli yönetimlerle daha içli dişlidir.
    Seçmen mahalli idarelerde farklı siyasi partilerin belediye başkanlığı yönetimlerini karşılaştırma imkanı bulmaktadır.
    Burada seçmen sözleri değil icraatları karşılaştırma fırsatı bulacaktır.
    Benim görüşüm farklı partilere bağlı belediyelerin hizmetleri karşılaştırılacaktır .
    Şimdiye kadar iktidara bağlı belediyelerin daha şanslı olduğunu gözlemliyorum.
    Meslek gereği bütün belediyelerde işlerim, çoğu seçmenlere göre çok daha fazla.
    İktidara bağlı belediyelerin oy kaybetmesi diğer partilerin yerel yöneticilerinden ekseriyet itibari ile kötü olduklarından değil;iktidar partisinin ekonomiyi karaya oturtmasıyla olacaktır.
    Cebi yanan vatandaş canı yanınca iktidarı cezanlandırmak için belediyelerine oy vermeyerek cezalandırmak isteyecektir.
    Seçmen çoğunlukla makyavelist davranışlar gösterir.
    Mahalli seçimleri iktidara güven oylamasına dönüştürmek isteyecektir.
    İktidara sarı kart göstermek isteyebilir.
    Nasılsa hükumet bunalımı olma ihtımalı görmeyeceğinden ,kendini daha rahat hissedecektir.(Özal döneminde
    Halil Şıvgın nın söylediği ;halk yerel seçimlerde üzerimizden silindir geçirdi.Sözünü hatırlatır mı göreceğiz).
    Yerel seçimlerin teknik olarak erkene alınması imkansız gibi görünse de ben hala imkansızın gerçekleşeceğine karşı kuvvetli endişelerim var.
    Yerel seçimler iki nedenle zamanında yapılmak istenebilir.
    Yoksa bu kış sonu bütün siyasetçiler ülkenin bu durumunda seçime gitmenin intihar olduğunu bizlerden çok daha iyi bilirler.
    Yerel seçimler her ne kadar iktidarı belirlemese de iktidar partisinin özellikle özellikle İstanbul ve Ankarayı kaybetmesi sonun başlangıcı olacağını en baştaki çok iyi bilir kanaatındeyim.
    Belki de yerel belediyeleri kaybetmek isteyebilir.
    Parası olmayan ve büyük borç yükü altında ezilecek yeni belediye yöneticileri eskileri çok aratır alacağından
    Çok önemli olan gelecek başkanlık seçimlerini garantilemek düşüncesi olabilir mı?
    Eğer iktidar bir kere bir parti irtifa kaybetmeye başladığında toparlanması imkansıza yakın zor olacağından,
    bir daha kapanın önüne peynir yerleştirebilir mi?
    Biliyorsunuz yine yeni KGF lerle piyasa birkaç ay rahatlatılabılır.
    Sonra bir daha popilıst politikalar uygulanabilir ve büyük medya propogandasıyla iş kotarılmaya çalışılabılır.
    Bize bağlı olmayan belediyelerden pek hizmet alamazsınız iması (Özal gibi zincirli reklamlar vermeden)
    Rakip belediyelerin görevde olanlarının da pek umut vermemesi en büyük avantajı..
    Eğer seçimlere kadar yine popilist politikalar uygulanırsa ;seçimler sonrası bugün kinden çok daha ağır fatura ödeyeceğimiz açıktır.
    Sonunda olan alt ve orta gelir kuşağında olanlara olacaktır.
    Yöneticiler halkın ekonomik tepkisini , güvenlik tehdidi olarak algılayacak ve daha da otorite leş menin sarmalına girecektir.
    ŞİMDİDEN GELECEK YEREL SEÇİMLERİN HEPİMİZ İÇİN HAYIRLI OLMASINI DİLEMEKTEN BAŞKA İSTEĞİMİZ NE OLABİLİR Kİ…….

  13. Erdoğan kolay kolay seçim kayıp etmez.
    Çünkü suçunu kabul etmiyor, her zaman bir düşman yarattığı içinde onu hiçkimse sorgulamiyor
    Kendisini zaten garantiye almış kültürlü kesimi ya hapise tıkti yada dişariya kaçırtı,geride kalanlarda zaten şehlerinin sözünden çıkmazlar.
    Uçan sarayı aldi hediye dedi, milletede muhalefeti kötüledi ve kendisinide her zamanki gibi yüceltti.

    Herşey bir tarafa,resmen oy için milletin hakkini yiyiyorlar.
    Bunada İslami alet ederek , kendilerini çok iyi Müslümanlardan olarak gösteriyorlar hemde mangalda kül birakmazcasina.. Boğazlarina kadar harama batmişlar, ama hiç bir Şeyh ve din gorevlisi onlara yaptiklariniz haramdir islamla alakasi yoktur diyemiyor.
    Fakat müritlerine çorapsiz yatağa girmeyin nemahremdir diye fetva veriyorlar.
    Almanyada iki yildir ibadete acilmiş caminin açılisini yaparken vatandaslarina sahip çıkmaktan bahs ediyordu.
    O camiyi TC devleti yaptirmis zaten imamlarininda maaşlarinida ödiyorlar.
    Peki ben ve benim gibi dişarda yaşiyan vatandaşlar onlara hakkimizi helal edecekmiyiz.
    Msdem sana oy verenlere devletin bütcesinden harcayarak cami yaptiriyorsun, o zaman bize niye yaptirmiyorsun?
    Madem Vatandaslarin inançlarini yasamalari için çabaliyorsun o zaman.
    Içerde ve dışarda yaşayan Türk Ermenilerine,Yahudilerine,Rumlarina, neden kilise yaptirmiyorsun?
    Alevilere beş kuruş dahi reva görup, cem evi yaptirmiiyorsun?
    Onlar ve dişarda yaşayan bizlerde TC vatandaşı degilmiyiz?

    Şimdiye kadarTurkiye Cumhuriyetini ve Islami hiç bir devlet adami bu kadar kullanarak Din adina ülkeye zarari dokunmamiş, bolmemiş ve nede insanlarin hakkini gasp ederek yandaşlarinada peşkeş çekmemis.
    Sanki Almanyada yaşayan Sünniler cami yaptiramiyacak kadar fakirler siz sırf oy ve gösteriş için, milletin boğazindan keserek onlara verin. Bizlerde kuzu kuzu vergi verelim.
    Kendim Müslüman olduğum halde yapilan haksizlik,ve gösterişeler icin harcanan
    ,maddi ve manevi devletin gücünü,malini israf edip haksizlca har vurup harman savuranlara helal etmiyorm ki.
    Listelerini yazdiklarim ettsin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here