Biz Erdoğan-Gül konusuna yoğunlaşmışken.. ABD’de…

5

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ondan önce aynı makamda bulunmuş Abdullah Gül’ün isimlerinin bolca geçtiği tartışmayı izlerken bir yandan da kulağım ABD’de.

Hayır, New York’ta, yılbaşı tatiline girmiş Zarrab-Atilla davasında jürinin vereceği kararda değil; onun sonucunun ne olacağını tahmin edebiliyordum. Jüri dün hep birlikte ‘Suçlu’ veya ‘Suçsuz’ demeleri için önlerine sunulan 6 farklı konudan 5’inde Mehmet Hakan Atilla’yı ‘Suçlu’ buldu.

Zarrab zaten önceden suçlu olduğunu kabul etmişti.

Kulağım New York’ta değil, Washington’daydı dün gün boyu. Dikkati genellikle medya eleştirileri üzerinde yoğunlaşan Michael Wolff isimli yazarın ABD başkanlığına bir yıl önce seçilmiş Donald Trump ve ekibiyle ilgili kulis bilgileriyle dolu kitabının çıkarması beklenen gürültünün şiddetinde…

Ya Trump ne yapıp edip yeryüzünün bir yerlerinde hem ABD’nin hem de dünyanın bütününü tehlikeye düşürecek bir savaş çıkarmayı başaracak.. ya da Amerikan medyası onun bunu yapmasına fırsat vermeden Trump’ı erkenden Beyaz Saray’dan çıkartacak…

Wolf’un kitabı Trump’ın tabutuna birkaç çivi daha vuracak değerde.

Önce bir giriş yapayım:

Trump’ın Beyaz Saray’a yerleşmesi üzerinden henüz birkaç ay geçmişken 15 günümü ABD’de geçirdim; vaktimi haber kanallarını izlemekle değerlendirerek..

Döndüğümde dostlarla paylaştığım kısa rapor şuydu: Amerikan medyası Trump’ı başkanlıktan götürmeye kararlı.

Medyanın Trump-yanlısı olması beklenen isimleri bile lâflarını hiç eğip bükmeden yeni başkanı hırpalıyorlardı.

Hem de öyle böyle değil. Bayağı radikal bir biçimde.

New York dergisi yazarı Wolff da aynı hisse kapılmış olmalı ki, ‘Fire and Fury: Inside the Trump White House’ adını verdiği kitabının girişinde, kendisini Beyaz Saray’ın içerisinde bir yerde görünmeyen adam gibi konuşlandırarak başkan ve bütün adamlarını değerlendirdiğini yazıyor. Kitap için 200 kişiyle konuşmuş Wolff

En yakınları neler anlatmış neler

Trump’ı silkeleyen bölümler de zaten en yakını bilen isimlerin yazara anlattıkları…

Steve Bannon ‘‘Trump’ı Beyaz Saray’a taşıyan adam’’ şöhretine sahipti; yeni başkan kendisini strateji başdanışmanı atamıştı. Kısa süre sonra kovuldu Bannon.

Bannon yazara, Trump’ın oğlunun seçim kampanyası sırasında Hillary Clinton’un seçilmesini engellemeyi görüşmek üzere bir grup Rus ile buluşmasını ‘vatana ihanet’ olarak tanımlamış. Trump’ın Rusya ilişkisinin bir amacının da ‘kara para aklamak’ olduğunu eklemekten geri durmamış Bannon.

Kitabın en kahredici bölümü bu; çünkü Başkan kendi atadığı özel soruşturmacının insafına kalmış durumda. Robert Mueller de Bannon ile aynı sonuca varırsa.. Trump’ı Beyaz Saray’dan götürecek hukuki süreç derhal başlayacaktır.

Wolff Donald Trump’ın sadece ona özel görüntüsü veren saçlarının tarzı ve renginin esrarını da kızı Ivanka’nın ağzından afişe ediyor kitabında. Ivanka Trump’ın Beyaz Saray’a yerleşmesi ardından aile içi bir değerlendirmeyle kendisini ‘ülkenin ilk kadın başkanı’ olacak şekilde konuşlandırma hevesine kaptırdığını da bu arada öğreniyoruz. Başkanlığa başlama töreninden hiç memnun kalmamış Trump; geleceklerini bildirdikleri halde törene katılmayan pek çok ünlü olmuş, onlara gönül koyup küsmüş. Taşındıklarında Beyaz Saray’ı da kendi standartlarında bulmamış. Eşiyle ayrı odalarda yatıyormuş ve saat 18.00’dan sonra odasına çekilip kurdurduğu üç ayrı TV ekranından haber kanallarındaki tartışma programlarını izleyip telefonla ulaştığı dostlarıyla katılımcıları çekiştiriyor ve Twit atıyormuş…

Hoş, fakat delici anekdotlar bunlar…

Benim en ilgimi çeken bölümü kitabın, bizzat Donald Trump’ın ve ailesi fertleri ile kadrosunun son dönemece —hatta sandıklar açılana— kadar kendilerini seçilmemeye göre hazırladıkları bilgisi oldu.

‘‘Nasıl olsa seçilemez’’ diye diye

Trump, ailesi fertleri ve bütün adamları kampanyayı ‘‘Nasıl olsa seçilemeyeceğiz’’ anlayışıyla yürütmüş, ona göre ilişkiler kurmuş, yenilgi sonrası kazançlı çıkmanın planlarını yapmışlar.
Oğul Don Jr, ‘‘Kazandığı anlaşıldığı anda babamın suratına baktım, hayalet görmüş gibiydi’’ diye anlatmış o geceyi. Eşi Melania gözyaşı döküyormuş, ama sevinç gözyaşları değilmiş onlar… Bannon da, ‘‘Trump önce seçildiğine inanamadı, sonra birdenbire dünyanın en etkili lideri koltuğuna oturacağını anlayınca bunu hak ettiği görüntüsü vermeye çabaladı’’ diye özetlemiş yaşananı… Soruşturma geçirince pes eden Michael Flyyn var ya, o bile, kampanya sırasında para aldığı yabancı hükümetlerle —biri Türkiye— böyle bir ilişkiye girmesini, ‘‘Nasıl olsa kazanılmaz, kimse de hesap sormaz’’ anlayışı üzerine kurmuş…

Medya patronu Rupert Murdoch’un, seçim sonrası ilk telefon konuşmasını müteakip, yanındakilere, Trump için, ‘‘Aptal bu adam’’ dediğini de yazıyor Wolff

Trump yazılanlardan haberi olunca bir tek Bannon’un söylediklerine Twitter’dan tepki verdi: ‘‘Kovdum ya, işini kaybedince aklını da kaybetmiş olmalı…’’

Üç ekranlı odasında TV izlerken telefonundan atmış olmalı o Twiti Trump.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. Sermaye doları ile dünyaya hakim idi. Sanayileşmenin ihtiyacı olan faizi karşılıksız dolar ile satıyor. Sanayi yayılınca faizli dolar işe yaramaz hale geldi. Sermaye aralarında bölündü. Başkanlar Sermaye’yi dinlemez oldular. Bay Clinton ile başlayan başkaldırma Obama ile devam etti. Trump’ı Pentagon seçtirdi. Sermaye son derece rahatsız. Trump’ı yanına almak istiyor. Trump gidip geliyor. Bazen Sermaye’nin dediğini yapıyor bazen direniyor. Sermaye de bazen Trump ile devam etmek bazen de onu saf dışı bırakmak istiyor. Başkanlıktan inerse yerine ikinci başkan geçecek, o da Sermaye’ye güvenemiyor.
    Sonuç nereye gidecek?
    Trump Pentagon’u yanına alıp Sermaye’ye tam darbeyi vurmalıdır. ABD merkez bankasını devletleştirmelidir. Doları altınla tanımlamalıdır. Dünyadaki askeri birliklerini ABD’ye çekmelidir. Eski dünyayı kendi haline bırakmalı ve yalnızca ABD’ye hakim olmalıdır. ABD’yi Sermaye’nin taşeronluğundan kurtarmalıdır. ABD’yi hiçbir devlet işgal edemez. Batı uygarlığını Güney Amerika ile birleşerek ABD temsil edecek.
    ABD kendini bu şekilde düzeltmez ve şimdiki gibi devam eder Avrasya da savaşa girerse ABD’nin sonu olur bu.
    Sermaye için söylediklerimizi tekrar edelim. Faizden vazgeçmeli, siyaset ve dine karışmamalı. Bu sayede varlığını sürdürebilir, aksi halde bir asır içinde adı zikredilmeyecek hale gelir.

  2. Amerkan medyası ve halkı Türkiyede olsaydı neler olurdu acaba?
    Trump başkanlık koltuğuna oturduğu günün ertesi günü Amerkalı kadılar hem Amerkayi hemde Dünyayı ayaga kaldırdılar. ABD ile birlikte diğer ülkelerin de kadınları Trumpi protesto etmek için sokaklara döküldü ler. Trump Müslümanlar a vize yasağı getirdiği an halk bütün hava alanlarını işgal etti ve bir kaç saat içinde miliyolarca dolar toplayıp Trumpu mahkemeye verdiler.
    Ayni zamandada hem medya hemde halk Müslümanlari korumak için adete seferber oldu.
    Bizde böyle bir şey olmaz olsa bile ,yapanlar terörist ve vatan haini ilan edilip “DİŞ GÜÇLERİN” bizim vatanımızda gözleri oldüğundan tutunda neler neler söyleneceğini yazmaya gerek yok onu herkes anlar.
    Halkın haklı direnişine karşı Trump’a oy verenler ne onu savundular nede onun için kimseye küfür ettiler.
    Acaba ABD de kimlerin gözü varki halkı yönetıcilerinin en ufak bir hatasınıda böyle sokaklara doküyorlar?
    Devletleri Büyük yapan biyatcı değil adaletli halklarıdır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here