‘Derin devlet’ vardı, ‘muhteşem’ operasyonlar yapardı… Sahi ne oldu ona?

9

Sahi bir zamanlar ‘derin devlet’ diye adlandırdığımız bir yapılanma vardı; hani yıllar ve yıllar boyu, bir bölümü ‘muhteşem’ sıfatını hak eden operasyonlar düzenlerdi…

Ne oldu ona?

‘Derin’ olmaktan vazgeçti ve üste mi çıktı, yoksa çok daha derinlere kaçtı da ne yaptığından mı haberdar olamıyoruz?

Bir şeyler olduğu kesin…

Bugün 6 Eylül… 1955 operasyonunun 61. yıldönümü

Konuyu hatırlamamın sebebi, bugünün tarihi: 6 Eylül… Bundan hayli zaman önce, 6 ve 7 Eylül 1955 tarihlerinde, Türkiye’nin içini karıştıran, ülkemizin uluslararası arenada zor günler yaşamasına sebep olan, ama bir yandan da ‘muhteşem’ sıfatı yakıştırılan bir operasyon sergilemişti ‘derin devlet’ yapılanması… İstanbul’da…

En iyisi, biraz başa giderek konuyu anlatmak…

Org. Sabri Yirmibeşoğlu
Org. Sabri Yirmibeşoğlu
Ağızdan kaçan itiraflar

Org. Sabri Yirmibeşoğlu bu yılın başlarında (2 Ocak 2016) vefat etti.

Harp Okulu (1948) ve Kara Harp Akademisi (1957) mezunu Yirmibeşoğlu, meslek hayatı boyunca hep özel görevlerde bulundu; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri iken, 1990 yılında, kadrosuzluk sebebiyle emekli oldu, ama üniforma taşıdığı yıllarda üstlenmiş olduğu görevler ölümüne kadar peşini bırakmadı.

Göreceksiniz, şu birkaç gün pek çok sütunda onun adı anılacak…

Sebebini söyleyeyim…

Türkiye bir ‘fâili meçhuller’ ülkesidir; bu yüzden yıllar ve yıllar boyu, bir gazeteci-yazar olarak, o ‘fâil’in kimliğini açıklama çabası içerisinde bulundum.

O dönemde ‘derin devlet’ ile ilgili elimizde fazla bir malzeme yoktu.

Fatih Güllapoğlu Almanya muhabiriydi Hürriyet gazetesinin ve ‘derin devlet’ adı verilen olgunun Avrupa boyutunu mercek altına alan iddiasız görüntülü bir kitap kaleme almıştı: ‘Tanksız Topsuz Harekât’ (Tekin Yayınevi, 1991)… Hacmi küçük, fakat içinde verdiği bilgiler gözleri faltaşı gibi açtıran bir kitap…

[Şimdilerde yalnızca nadir veya 2. el kitap satıcılarında bulunabiliyor.]

Kitabı okurken, sonlara doğru (s. 104) aktardığı, uzun yıllar ‘Özel Harp Dairesi’nde komutanlık yapmış emekli bir orgeneralle konuşmasına sıra geldiğinde, gözlerime inanamadım.

Yirmibeşoğlu Paşa, ‘Özel Harp Dairesi’nin ülkemizde yürüttüğü operasyonlardan söz ederken, 1955 yılında, 6-7 Eylül tarihlerinde, yani tam 2 gün, siyasi hayatımızın en çirkin sahnelerinin İstanbul’da sergilenmesine yol açan çapulculuk olaylarını üstleniyordu…

Okuyalım:

“Sabri Yirmibeşoğlu: ‘-Sonra 6/7 Eylül olaylarını ele alırsak…’ / Fatih Güllapoğlu: ‘-Pardon Paşam, pek anlayamadım. 6/7 Eylül olayları mı?’ / SY: ‘-Tabii… 6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Paşa bunları söylerken benden de soğuk terler boşandı) Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?’ / FG: ‘-E, evet Paşam !”

7 Eylül 1955 sabahı İstiklal Caddesi
7 Eylül 1955 sabahı İstiklal Caddesi
Kıbrıs Türk’tür diye başlayıp…

Türkiye’nin ‘Kibrıs’ diye bir sorunu vardır ve o dönemde sıkça ‘Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır’ mitingleri yapılmaktadır. Yunanlılar’ın bize ait olduğuna inandığımız adada mülkiyet iddia etmeleri, Kıbrıs Rumlar’ının adada yaşayan Türkler’e her türlü zulmü yaptığı haberleri gazetelere yansımakta, bu haberler genç-yaşlı herkesi derinden yaralamaktadır.

İşte o sırada, bir gazetede çıkan ve sonradan provokatif bir eylem olduğu öğrenilen “Atatürk’ün Selânik’teki evi bombalandı” haberi üzerine, ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti’ çatısı altında buluşmuş bir grubun tahrikiyle sokaklara dökülen insanlar, başta İstiklal Caddesi ve azınlık vatandaşların yaşadığı etrafındaki semtleri yakıp yıkmaya, çapulculuk yapmaya başladılar.

Ülkemizi dünyanın gözünde küçülten ve etkilerini uzun yıllar üzerimizden atamadığımız çirkin görüntülerle…

Meğer, o görüntülerin arkasında ‘Özel Harp Dairesi’nin planlaması ve planını uygulamaya koyması varmış; Org. Yirmibeşoğlu işte ‘muhteşem bir örgütlenme’ diyordu o çirkin görüntülere yol açan eylem için…

Fatih Güllapoğlu’nun işittiğinde hissettiklerini kitabın o bölümünü okurken ben de aynen hissettim.

Soğuk terler boşandı üzerimden…

Hemen konuyu yazıma taşıdım.

Ardından Türkiye ayağa kalktı…

Fatih Güllapoğlu şimdi nerededir, uzun yıllar sürdürdüğü gazetecilik mesleğine devam ediyor mudur, bilmiyorum. Umarım, bulunduğu yerde, başına benim dert açtığımı düşünmüyordur.

Bildiğim bir şey var: Onun o günlerin tartışma gündemini belirleyen itirafı içeren kitabı, basın tarihimizde yerini aldı bile…

İnkâr, ama sonra başka bir itiraf…

Sonrasında sözlerini inkâr etti Org. Yirmibeşoğlu.

Hürriyet gazetesini bir vesileyle ziyaret etmiş ve karşısına çıkan Fatih Güllapoğlu’na, “6-7 Eylül olayı muhteşem bir özel harp operasyonuydu” dediğini, “Ben o sırada küçük bir subaydım, Özel Harp Dairesi’yle bir ilişkim olmamıştı, o zaman öyle bir daire de yoktu zaten” sözleriyle inkâr etmişti.

İnkârına kulak asan pek olmadı ama…

Olmadı, çünkü Org. Yirmibeşoğlu, sonradan inkâr etmeye kalkışmadığı başka bir itiraf cümlesiyle, en az 6-7 Eylül kadar vahim sonuçlar doğuracak bir başka ‘derin devlet operasyonu’nu ifşa edecekti.

“Halkın mukavemetini artırmak için, düşman yapmış gibi, cami de bombalanır” diyecekti Org. Yirmibeşoğlu ve ekleyecekti: “Meselâ bir cami yakılır. Kıbrıs’ta biz bunu yaptık, bir cami yaktık…”

Karışan herkes terfi etti

İsterseniz, yazının burasında, biraz nefes almanızı sağlamak için, 6-7 Eylül operasyonunun nasıl yapıldığına dair bilgi sunayım.

Atatürk’ün Selanik’teki evine kesekâğıdı içine gizlenmiş bir bomba bırakan kişi, Batı Trakya doğumlu Oktay Engin adlı biriydi. Eylemden sonra kaçtı, Türkiye’de Emniyet müdürlüğü yaptı, valiliğe kadar yükseldi.

Haberi Türkiye’ye, ‘flaş, flaş, flaş’ uyarısıyla, AA muhabiri Sara Korle duyurdu. Sara Hanım, sonrasında eşi diplomat Sinan Korle’yle BM’de, New York, görev yaptı.

İstanbul Ekspres'in 6 Eylül 1955 tarihli özel baskısı
İstanbul Ekspres’in 6 Eylül 1955 tarihli özel baskısı

“Yunanlılar Selânik’te Atatürk’ün doğduğu evi bombaladı” haberini, ülkeye, Mithat Perin’in ‘İstanbul Ekspres’ gazetesi öğleden sonra ‘özel baskı’ yaparak duyurdu. Haber için gazeteye ‘özel baskı’ yaptıran yazı işleri müdürü Gökşin Sipahioğlu’ydu. Sonradan Perin milletvekili oldu, Sipahioğlu da SİPA adıyla uluslararası bir ajans kurmak üzere Paris’e yerleşti.

Sokakları hareketlendiren ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti’ydi. Cemiyetin başkanı uzun yıllar Hürriyet’te yazan Hikmet Bil’di. 2. Başkanı da yabancımız olmayan bir başka isimdi: Orhan BirgitOrhan Bey de, olaydan kısa süre sonra, milletvekili olarak Meclis’e girdi, bakanlık bile yaptı. En son Cumhuriyet gazetesinde yazıyordu.

Gerçekten ‘muhteşem’ bir derin devlet operasyonu idi 6-7 Eylül olayları…

Olayların 50. yıldönümünde (2005 yılı) konuyu bütün ayrıntılarıyla irdeleyen 3 yazı yazdım; ‘İngiliz parmağı’ arayan (çünkü James Bond romanlarının yazarı MI6 ajanı Ian Fleming, ne büyük tesadüftür, o gün İstanbul’daydı) ayrıntılarına kadar…

‘Derin devlet nasıl operasyon yapar?’ merak edenler için o yazıları bugün öğleden sonra siteme ekleyeceğim. [Ekledim, burada]

“Şimdilerde ‘derin devlet’ diye bir şey var mıdır, varsa ne yapar?” sorusuna cevabı da sizler arayın artık…

ΩΩΩΩ

9 YORUMLAR

  1. Sayin Koru cevap ortada,evet derin Devlet var. Buseferki diyerlerinden daha güçlü ve temennimiz insanlar bir an önce gerçekleri görüp bu feleketi sonlandirsinlar. Fehmi bey siz bu derin Devlet in tehlikelerini sezdiniz ve bildiniz bunu hem yazilarinizla hemde cebinizden kendi parasini ve altin deyerinde olan vaktinizide son care olarak durdura bilirmiyim diye harcadiniz ve fakat bunu hiç birsi anlamadi veya anlamak isine gelemedi. Bunu düsüdügümüzde. 1.Öncki derin Devlet genelikle Türkiye içinde yapip basarili olurdu Simdi bunu Dünyada yapiyorlar hemde çok açik hemde halkin hemen hemen hepisini (bu halkin iiçide bilim adamlari sizin gibi yazarlar akademisyenlar vb hariç)destegini alarakk yapiyorlar.2.Önceki basarilarinda göz bebeyimiz olan ordumuzu kullanarak basarili darbelerle yapardilar.Bu sefer o darbelerin halki ayirmak yerine birlestirdigi için D devlet gerekeli basariyi hem yurta hemde disarda elde edebilmek için zorlaniyordula.Ya simdi milleti hem içerde hemde disarda öyle güzel böldülerki yurt disindaki Türeklere ait is yerlirini ve okullarini Tük devleti vemo ülkelerde yasayan Türkler tarafindan yakiliyor yikiliyor ve yagmalaniyor.Aslinda yurt disinda yasiyan ve gündemi çok yakindan takip eden bir vatandas olarak çok gözlerim ve bilgilerimi sizler ile paylasmak isterdim fakat acimi büyük çok yakin bir yavrumuzu orda trafik kazasinda (sizlere ömür) kayin ettik onu son bir kez cenazesinide olsa gidip görmek istedim fakat disarda yasayan Türkler olarak vatandasi oldugumuz ülke ve akrabalarimz tarafindan oraya gitmemiz istenmiyor.Not:Fehmi bey siz bir yazinizda günah keçisi olarak bunlari kullanacaklarini yazmistiniz, bundan DD ne kadar basarili oldu deyilmi?Önce herkesle düsman ettirip sonrada bu millete ve askeriyeye tuzak kurarak basarili oldular. Allaha islah etsin.

  2. Geçen günkü Adil Öksüz ile ilğili yazınızda işaret ettiğiniz ve bugünkü yazılarda ima ettiğiniz gibi 15 Temmuz Darbe girişiminin bir MI 6 operasyonu olduğunu düşünelim bir an için. Amerikalıların muhatapları ordudan atılınca, iki yıldır planlanan ama ordu içindeki istemezükçüler nedeniyle yapılanmayan , Cerablus harekatına kapı aralanmasına sebep olduğunu da kabul edelim.. İsrail güdümündeki Abd nin BOP una çomak sokmak ta İngitere nin ne menfaati var ? 1948 de İsrail in kurulmasına onlar yol vermişti.
    Yahu bu işler Heidelberg toplantılarında ya da illumunati de karara bağlanmıyor mu ? Masonlar birbirine düştü de haberimiz mi yok ! Üstad ne diyorsan açık söyle lütfen. İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez, Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez.

  3. Türkiye’de derin devlet yoktur, ancak öyle olduğunu sanan bazı kesimler vardır. Asker-sivil bu sözde derinler, emperyal ülkelerin derin devletlerinin kontrolü altındadır.

  4. Sayın Koru,
    Kıbrıs meselesinin gundemimize yavaş yavas gireceği belli iken; sizin bu yazınız açıkçası kafamı karıştırdı. Varsa zamanında yapılan ve unutulması gereken yanlışları neden şimdi tekrar diriltilmeye çalıştığınızı anlayamadım. Halkımızın Ada’da çözüme hazırlanmasının baslangıcı mıdır bu yazı?

  5. Sn Koru,
    Kabul edelim ki tüm gelişmiş devletlerin (büyük devlet) derin devleti olmak zorundadır, yani diyelim devlet içerdeki işbirlikçilerle (15 temmuz vari olaylar gibi durumlar..) işgal edilmek isteniyor ediliyor, bu tür durumlarda devreye girip halk seferberliğini başlatmak ve topyekün ülkeyi işgalden korumak gibi bir işlevi olur. Yada kırk yıldan beri terör ile uğraşırsınız, müttefikiniz sizin gözünüzün içine bakarak teröre silah, teçhizat vs yardımı yapar, onları eğitir ve sizin üzerinize salar sizde uğraşırsınız. Yani terörün alt kadrosundaki kandırılmış unsurlarıyla uğraş ama beyin takımı her gün sana kafa tutsun ve yeni planlarla senin tüm enerjini tüketsin -zaten o terörün amacı seni meşgul etmek, kafanı kaldırmana müsade etmemek aynı zamanda silah ekonomisine katkı sağlamak- istenir. Örneğin bizim ülkemizde olduğu gibi, sizi hem uluslararası alanda geri bırakır ve hem de ülke bütünlüğünü ve kardeşliğini dinamitler kısaca ülkedeki insicamı bozmak isterler, bozarlar.
    İşte bu tür durumlarda gelişmiş, büyük devletler o terörün başlarını alır ülkeye getirir ve hukuka teslim eder, sanıyorum burada altı çizilmesi gereken hüküm getirip hukuka teslim etmesi. Tabii bunu yaparken kabul edelim ki hukuki olmayan yollar da kullanılabilir! Yani neticede terörist başları başka ülkelerdedir, dolayısıyla hukuki yollardan onları almanız mümkün olmaz keşke öyle olabilse yani terörün arkasında başka devletler olmasa terör zaten olmaz ki! Yani aslında terör de büyük devletlerin kullandığı araçlardır.
    Yıllarca bizim başımızdaki terörist başlarının her gün demeç vermeleri, her gün gazetecilerle! Röportaj yapmaları sorun teşkil etmiyorsa niye bizim ilgili kurumumuz bunları getirip hukuka teslim etmiyor diye tüm devlet büyüklerimize gönül koyardım, kabul edelim yasal değil, kabul edelim hukuk var ama yıllarca o terörist başları ülkeleri tehdit edecek ve binlerce masum insanları katledecekler ama hala kalelerinde dünyaya mesaj vermeye devam edeceklerse hukuk denen şey sadece bizim için mi geçerli olacak, bu durumlarda -hey derin neredesin? Ne işle meşgulsün bu gün değilse ne zaman? Diye haykırmak isterim.
    Asla bir faili meçhule karışamaz, sadece 15 temmuz vari bir kalkışmada ortaya çıkmalı sadece ama sadece…

    Sevgi ve saygılarımla,

  6. Sayın Koru,
    Derin devletin halen var olduğuna inanıyorum. Eski derin devlet milli değildi. Şimdiki daha milli olmuş olabilir. Şöyle ki, 15 Temmuz akşamı ülkenin dört bir yanında (istanbul’dan doğubayezit’e kadar) bir anda sivil vatandaşların sokaklara dökülmesi sizce tesadüf mü? Bunun ilk startını veren (iddialara göre) derin devletin sivil unsurları olamaz mı? Araştırılması dileğiyle…
    Gazeteci-yazar
    İzzettin İçin (Siirt)

  7. Üstadım. Bilgi gerçekten bir elmas.. sayenizde hakkel yakin anladım. Işlenince ortaya çıkan pırlanta muhteşem. O zaman her yakada başka bir güzel… Bu gün içim biraz daha rahat..

  8. E tabii “muhteşem” olarak adlandırırlar, “gavur” adını verdikleri insanların mallarını Osmanlı’dan kalma yağma zihniyetiyle ele geçirip ekonomiyi “Türkleştirdiler”. Aynı kafadaki adamlara sorsak “o gün İstanbul yeniden fethedildi” derler. Ha bir de Müslüman olduklarını ve “gavur” mallarının kendilerine helal olduğunu falan söylerler. Yazık…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here