ByLock tek başına geçerli kanıt değilse… Yargıtay ölçüleri farklı belirlediyse…

13
Aylar önce "ByLock... Akıbeti Balyoz'a dönmesin..." demiştim

AK Parti’den iyi haberler alabilen bir kaynak, Türkiye’yi yurtdışında savunmasız bırakan bazı yargı uygulamalarında ‘değişiklikler’ beklenmesi gerektiğini duyurdu. Tutuklu gazeteciler ve aydınlar konusunda ‘iklim değişikliği’ yaşanıyormuş; normalleşme yönünde adımlar atılıyormuş…

Yeni Adalet Bakanı Abdülhamit Gül‘ün arzusu da bu yöndeymiş…

Ben Abdülkadir Selvi’nin aktarıcısıyım.

Onun bu ‘müjdeyi’ duyurduğu dün, tutuklulukta 365 günü dolduran Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin tahliye talebi mahkeme tarafından reddedildi.

Neden müjde?

‘Müjde’ deyişimin sebebi belli: Ülkemin dışarıdan ağır eleştiriler alması beni rahatsız ediyor; yargının itibarının ayaklar altına alınması ve halkın yargıya güveninin en aza inmesi de…

Tutukluluk halinin cezaya dönüşerek Türkiye cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde doluluk oranına ulaşmasını, kanunların yerini KHK’ların almasını, etrafımın ‘medeni ölü’ tabir edilen işlerini kaybetmiş insanlarla çevrilmesini kabul edilmez buluyorum…

Bu yolda iyileşme haberlerini, inanmakta zorlansam da, ‘müjde’ olarak değerlendiriyor ve seviniyorum.

“İyileşme olacak” haberi değil, ama dün okuduğum iki yazı umutlarımı artırdı.

Farklı iki medya organında karşıma çıkan yazılar bunlar. Biri iktidar partisinin değer verdiği bir gazetede (Yeni Şafak) yayımlandı bu yazıların; diğeri ise Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında ‘mağduriyet’ yaşatılan bir imzaya ait.

ByLock tek başına kanıt olamaz, neden mi?

Yargı bir süredir cep telefonunda ‘ByLock’ programı bulunduğu tespit edilen herkesi ‘silâhlı terör örgütü üyesi’ (FETÖ) olarak değerlendiriyor.

Cumhuriyet gazetesi mensuplarıyla ilgili davada mahkeme tarafından dinlenen uzmanlığının tartışmasız olduğu anlaşılan bir bilirkişi, dün, MİT tarafından düzenlenen ‘ByLocklılar listesi’nde ismi bulunan herkesin o programı isteyerek indirmiş ve kullanmış sayılmaması gerektiğini örnekler vererek anlattı.

Meğer ByLock kullanımını yaygınlaştıranlar, bir müzik programını, hatta bir namaz vakitleri veya kıble programını indirenleri de, izinsiz ve bilgi de vermeden, ‘ByLock’ ile tanıştırmışlar.

Davaların seyrini değiştirecek bu açıklamayla paralel bir yazıydı Yeni Şafak’ta İsmail Kılıçarslan imzasını taşıyan…

O da, davasını yakından takip ettiği bir kişinin telefonunda ‘ByLock’ programı bulunduğu için tutuklu olarak yargılanması üzerine konuya eğilmiş…

Kişiyi şöyle tanıtıyor:

Yaşadığı ilçede 1960’lı yılların sonundan itibaren MNP, MSP, RP çizgisi içerisinde aktif siyaset yapmış, ilçedeki her türlü siyasi faaliyetin tam içerisinde bulunmuş, AK Parti’nin kurulmasıyla birlikte de ‘kurucu’ olarak bu partide yerini almış bir isim…”

Yazısında iki bilgi işlem uzmanının —Cumhuriyet davasında tanıklık yapandan farklı iki uzmanın– raporuna dayanarak şu bilgiyi paylaşıyor:

Mesela ‘namaz vakitlerini’ bildiren bir uygulamanın ara yüzünün herhangi bir noktasına parmağınızla dokunduğunuzda IP adresiniz ByLock’a girmiş olacaktır. Yani korkunç bir tuzakla karşı karşıya kalmış olabilir binlerce insan.”

Saadet Partili, fakat AK Parti çevrelerinde de tanınan genç bir avukatın da, yine aynı türden bir yanlışlık sonucu benzer bir mağduriyet yaşadığı biliniyor.

“Binlerce insan” olduğunu özellikle belirtiyor Yeni Şafak yazarı ‘mağduriyet’ yaşayanların…

Oysa bir tek kişinin bile haksızlığa uğramasının, mağduriyet yaşamasının arş-ı âlâyı titreteceğine inanırız.

Yargıtay da olayın farkında, davaların seyrini değiştirecek kararı var

Önemli ikinci yazı Odatv sitesi yazarı Müyesser Yıldız imzalı. Yıldız, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “5 gün önce” verdiğini bildirdiği bir karara atıfta bulunuyor “FETÖ üyeliğinden tutuklananlara tahliye yolu mu açılıyor?” başlıklı yazısında

Endişeyle sormuyor bu soruyu; 15 Temmuz hain darbe girişimi yüzünden “İlgili-ilgisiz herkese fatura çıkarılmasına” dayanamadığını belli ederek soruyor.

Yargıtay’ın ilgili dairesinin kararını okuyalım:

“Örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve böylece ifa etmesidir. Niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir.”

Mahkemeler Yargıtay’ın kararıyla çizdiği sınırlar içerisinde kalmaya başlarsa.. çoktandır iktidar partisi çevrelerini de içine çekmeye başlamış olan süreçte.. ‘mağduriyet’ şikâyetlerini azaltmak, hatta bütünüyle geride bırakmak mümkün hale gelebilecektir.

15 Temmuz gecesi ülkeye yaşatılanları dehşetle izlemiş ve nefretle karşılamış oldukları halde, o meş’um gecenin hesabını ödemek zorunda bırakılmış genç-yaşlı binlerce insan bulunduğu anlaşılıyor; ‘iyileşme’ olacak ve ülke gerçekten normalleşecek ise, bu insanların –ve tabii onlarla birlikte yakınlarının da– çilelerini ortadan kaldırmak gerekiyor.

Yargıya yeniden itibar kazandıracak ve iktidarı rahatlatacak olan da böyle bir yolun önünü açmaktır.

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. Sadece bylock programının yüklü olması değil bu programdan atılan mesajlar ve bylock programına kaç kere giriş yapıldığı bilgilerinde mit tarafından mahkemelere gönderildi
    Dolayısı ile öyle namaz vakitleri programına dokundun mu ıp adresin orada göründü görüşü Şark kurnazlığı öyle bir durum yok

  2. “Yargıya yeniden itibar kazandıracak ve iktidarı rahatlatacak olan da böyle bir yolun önünü açmaktır.” diye bittirmissiniz, sizin daha iyi analiz ettiginizi dusunuyorum, bizimle paylasmamissiniz. Hani Turk usulu baskanlik sistemi icat ettik ya, iste tam burada yani konu Turk usulunde sakli. Turk usulu yonetim, siyaset, bu degismedikce, goz boyamak ile kimseyi inandiramayiz. Suc nedir, ornegin Fettullah Gulen’i sevmek, takdir etmek sucmudur? Ayni sey Abdullah Ocalan icinde gecerlidir. Kimsenin kalbinde veya beyninde olan sey icin suclayamayiz, eger bunlari yazar ve soyler isede suclayamayiz. Eger bunlari suc sayar isek bu kavga bitmez ve cok cekeriz. Bir zamanlar iltica diye bir tanim vardi. Bu suc nasil isleniyordu, birde ilticai faliyet vardi. AKP yaptigida benzer suc olmayan birsey uzerinde inat etmek. Fakat bunun yaninda kadrolasmak ve haksiz kazanimlar saglamak suc ise bunun ile carpismak icin ne onlemler aliyor, benim duydugum birsey yok, cunku kadrolasma devam ediyor.
    Eger amac ezmek, sindirmek ve zulm etmek ise fikir yurutmeye gerek yok. Turk usulu siyaseti degistirmeliyiz, zaten bunu degistirmek uzere AKP secmemismiydik, ama ne olduda mekeze insani koyan bir siyaset hedefleyen insanlar zulm yapar oldu, yoksa bizde mi aldatildik. Nasil bir dunya aldatan aldatana…

  3. Cemaat yargılanmaları siyasi’dir Adalet anlayış ile alakası yoktur
    Ergenekon davaları, müebbet almış olan tsk mensupları ,yargıtay tarafından onanmış .neticede mahkumiyet alanlar beraat ettirilmiş tsk deki görevlerine başlamıştır.
    siyasi iradede tarafında bir günde boşa çıkarılacak davalar olarak görülebilir .

  4. FETÖcü furyasının çok yaygınlaştırılması hem adalet duygusunun zedelenmesine, hem
    Memlekete, hem İktidar Partisine, hem de inanca zarar verir durumlar hasıl ediyor, şüphesiz. Bu mecrada 3 zümrenin mevcut olduğunu Cumhurbaşkanı da başlarda ifade etti : İbadettekiler, ticarettekiler ve HIYANETTEKİLER. Bunların fazla da zaman geçirilmeden, bir an evvel ayırd edilmesi ; hem memleketin emniyeti, hem, suçluların müstehakını bulması, hem de, MASUM kişilerin MADUR edilmEmesi için elzemdir. Pirincin taşını ayıklamak da öyle kolay bir iş değildir.

    Bylock kesin delile yakın bir karine olarak kabul edilebilir. Bazı olaylarda ise, başka delillerle desteklenmesi de gerekebilir. Mamafih, Yargıtay 16. Dairesi, Kararında, bylocku delil saymış ve Ceza Genel Kurulu da onamıştır.
    Ancak, F. Korunun yazısında bahsettiği, CUMHURİYET davası yazarlarının mahkemesinde
    düşünce serdeden, o ” UZMANLIĞI TARTIŞMASIZ ” bilirkişiyi merak ettim, doğrusu, DANDİK olmasın
    Koru’nun naklettiğine göre, ” …… ları izinsiz ve bilgi verilmeden bylock ile tanıştırılmış”
    başka kimler ve kaç kişi varmış, acaba ?
    Koru, NEDEN – hassaten – tutuklu GAZETECİLERden ve AYDIN (geçinenler) dan bahsediyor ? Burada bile, Türkiyedeki, “bir AVUÇ – sosyalist ! de olsa – BATI kültürü ile yoğurulmuş, BATICI SALON SOSYETESİ veya onun UŞAĞInın MAHALLE BASKISINI(nın izlerini) görüyoruz. Onlarınki CAN da diğerlerinin patlıcan mı ? Hümanistliğe bak, sen.
    Kaldı ki, tutukluluk gerekçeleri arasında yer alan, “delilleri karatma ve kaçma şüphesi” – Can Dündar örneğinde olduğu gibi – her zaman mevcut.
    Keza, YENİŞAFAK Gazetesi’nin AVUKAT Yazarının ifade ettiğine göre, bir “bulunmaz” bilirkişi de ” sabah namazı vaktini ararken bylock’a düşen” lerden bahsetmişmiş. Bu suretle,
    bylock’a düşen kaç kişi varmış, acaba ? Bana kalırsa o AVUKAT Yazar Avukatlık gayreti ve KAZANÇ
    çabası ile o yazıyı kaleme almış olmalı. Zaten, bu PAZAR oldukça Hareketli ve bereketli !
    Masum ve madurlara tahliye yolu bir an evvel açılmalı, evet. Ancak; cümle masumlara.
    Müyesser Yıldız hanım’a atfen bahsedilen, daha önce, bylock Kararını vermiş 16. Ceza Dairesi’nce verildiği bildirilen Karar normal, hukuki ve insani bir değerleme ifade ediyor ki, normalleşmeğe ve adil yargılamıya ışık tutuyor.
    İnşallah, bahsettiğiniz, ” galip sayılır, bu yolda mağlup ” denecek kişilerin maduriyetine
    engel olur, bu Karar. Zıra, katı uygulamalar suiistimal ve istismara da yol açıyor. Şu hususu da – tarih boyu – derin düşünerek, hatırlamak gerekir; “kul zulmeder, kader adalet eder”.

  5. Uygarlık yani hukuk düzeni, Nuh Peygamber ile başladı. Peygamberler geldi, uygarlıklar kuruldu. Hukuk bugünkü anlayışa ulaştı. Bugün tüm dünyada bir hukuk düzeni vardır. Bütün hukuk düzenlerinde ittifakla kabul edilen kurallar vardır.
    a) Mahkeme kararı ile suçu kesinleşmeyen kimse suçlu değildir. Sadece kaçma ve delil değiştirme ihtimali varsa, bu ihtimal kesin derecede ise tutuklanabilir.
    b) Yürürlükteki ceza kanunlarında suç olarak tespit edilip cezası gösterilmeyen kimseye ceza verilmez. Sorgulanamaz bile. Ruhsatsız silah taşımak suçtur. Cezası birkaç aydır. Silah taşıyan kimse katil zanlısı diye suçlanıp soruşturulamaz. Silah taşıma cezası verilir. Bir derneğe üye olmak yahut bir telefonu kullanmak ceza kanununda suç olarak geçiyorsa ceza verilebilir. Orada yazılı ceza verilebilir. Suç örgütüne üye olmanın suç sayılabilmesi için önceden o örgütün suç örgütü olduğu yargı tarafından tespit edilmeli, üye olanlar o örgüte üye olmayı mahkeme kararından sonra da sürdürüyorlarsa suç sayılabilir. Örgütte suç işleyen varsa örgüt suçlu değil suçu işleyen suçludur. Diğer örgüt mensupları suçlanamaz. Suç şahsidir.
    Sorun yargı kurumunun, hukuk kurallarını çiğneyip keyfi usullerle muhakeme etmesidir. Şimdi serbest bırakılacaklar. Onlar sevinecek. Hayır böyle değil.
    1) Mağdur olanlara devlet ağır tazminat ödemelidir.
    2) Hukuk dışı kurallarla mağdur eden yetkililer bu tazminatı ödemelidir.
    Yoksa bu tür zulümler bitmez.

  6. ADALETİN OLDUĞU HER YERDE ÖZVERİ ,GÜVEN,KABULLENME,MERTLİK VE İÇSELLEŞTİRME DUYGUSU VARDIR AMA ADALETE BİR DEFA MARAZ GİRDİMİ TELAFİSİ ÇOK ZOR DÜŞÜNCELER ORTAYA ÇIKAR BUDA ANCAK BULANIK SUDA BALIK AVLAYANLARIN İŞNE YARAR İNŞAALLAH GÜZEL ŞEYLER OLUR SAYGILARIMLA

  7. Bu Hain İBLİS FETÖ Örgütü ile uzaktan yakından alakamızın olmadığı ,aksine Devletimize .Milletimize,Bayrağımıza ve Mukkades değerlerine bağlı bir aile olarak maalesef bizde bu hain terör örgütü yüzünden çok mağdur olduk ve hala olmaktayız.Yargıtayın almış olduğu bu karar ve Bu duyarlılığınız için TEŞEKKÜRLER.

  8. Yargıtayın bu kararı doğru bir kakardır. Telefonunda Bylock var, dernek üyesi, sendika üyesi, asaya finansa para yatırmış-para çekmiş gibi yasal hiçbir dayanağı olmayan suçlamalarla mağdur edilen Yüzbinlerce insan var. Bu hukuksuzluğun en kısa zamanda düzeltilmesi mecburiyeti vardır. Umarım Yargıtayın kararı bu hukuksuzlukların düzeltilmesi için vesile olur.

  9. Sn.Fehmi bey çok güzel bir konuya yine mükemmel bir şekilde değindiniz. Arşı Alayı titreten mağduriyetler yüzünden , toplum tarafından doğal olarak Bağımsız Yargı değil Ak Parti sorumlu tutuluyor. Yargı tarafından fütürsuzca yapılan yargı katliamlarına ” Bağımsız Yargı ” karar alıyor diye savunmaya geçen Ak Parti yi bu işin yargı katliamlarının vuracağı açıktır. Ağlayanın ahı yerde kalmayacaktır. Nasıl ki Balyoz Ergenekon davalarıyla binlerce insanı süründüren FETÖ / PDY terör örgütünün yaptıkları alçaklıklar sonucu düştüğü durum ortadaysa , bu mağduriyetleri yaşayanlar da aynı köhne dehlizlerden ve süreçlerden elbet geçeceklerdir. Eden bulur . Ama asıl tehlike bu aşama başlayınca ülkemizde ipin LAİK DİKTA nın eline geçmiş olabileceği tehlikesidir ki , işte o zaman , 28 Şubat sürecinde olduğu gibi Beyazıt Meydanları Cuma namazları sonrası protestocularla dolacaktır. Millet artık FETÖ den de EX ortağı Ak Partiden de kurtulmak istiyor. Bunun gündemden düşmesi ve toplumsal yorgunluğun sona ermesi en büyük arzumuz. Toplumsal barış ise en büyük hayalimiz.Keşke gerçek olsa….

  10. Devlet; öfke ile ,kin.ile intikam alma hırsı ile yönetilemez.Bu duygular insanın adalet anlayışını ve sağlıklı karar verme melekesini köreltir ve tabii olarak pek çok maduriyetlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verir.Ülkemiz çok önemli badireler atlattı ve halen ve daha tehlikeli badireler atlatmaya doğruda gidiyoruz.Böyle bir zaman da birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek yaklaşımlar sergilenmesi gerekirken tam tersi buğz ve düşmanlığı ve devletine küskünlüğü adalete güvensizliği artırıcı uygulamalar hepimize zarar vermektedir.Hepimiz çevremizde yapılan hatalara şahitlik etmekteyiz.15 temmuz da darbeye karşı göreve çağrılan ve görevinin başında ilk atılan füze ile yaralanan o haliyle orada şehit olan yanmış şehit cenazelerini ilk müdahaleleri yapıp onları taşıyan üstü başı şehit arkadaşlarının kanı ile boyanan insanı sen fetö terör üyesi diye içeri atarsan bu adaletsizliği ne o madurun çevresine nede bu topluma anlatamazsın .Efendimiz A.S. mekkeyi feth ettiğinde kendisine ve arkadaşlarına her türlü zülmü yapanlara bile nasıl davrandığı ortada.Kaldıki bu terör örgütü ile alakası olmayan binlerce madur insanın beklentileri var.Bilmiyorum sayın Koru bahsettiğiniz yumuşama veya adaletsizliklerin kaldırılması gerçekleşirmi ama insanlarımız çok üzgün şunu da ifade etmeliyimki yüz bin insanın hınım hısım ve akrabalarının hiç birinin ne bir taşkınlık yaptığı ne de başka olumsuz bir davranış içerisine girdiklerini görmüyoruz hepsinin gözü yaşlı ve hüzünlü hapishane köşelerinde evlatlarını sevdiklerini eşlerini baba ve annelerini sabırla beklediklerini görüyoruz.

  11. Aaaaa bende saf saf sayıları hemen hemen 700 bulan bebeklerin suçsuz ve günahsı olarak zindanlarda çürütüldüğünü düşünüp üzüliyordum. Nasıl da yanılmışım meyerse onlarında telefonlarında Hoylak pardon Bylock varımış. Nerden bile bilirdim onların terörist olduklarını.
    Fehmi bey, Allah aşkına siz bari bu cahilce laflari yazmak için o kiymetli vaktinizi harcayıp kaleminizide kirletmeyin.
    Unutmayın dün terörist dedikleri süriye Kürtleri ile masaya oturmayi kabul eden vede dün mergi mergi söyliyerek halay çekip devlettöreni ile ağirladıklari Berzaniyi bugün terörist ilan edip insanın aklindan geçirmeye dahi utunç duyulan laflari sarf edenlere nasılda güvenip umutlaniyorsunuz?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here