Özkök ve Hitler.. Ben de literatüre katkıda bulunuyorum…

118

Yukarıdaki fotoğrafı daha önce görmüş olmalısınız.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri liderlerinin zirvesi sayılan G-7 toplantısından Almanlar tarafından dünya medyasına sızdırılan karede, ellerini göğsünde kavuşturmuş ABD başkanı Donald Trump ile onun karşısında hepsi ayakta diğer ülkelerin liderleri görülüyor; Alman Şansölyesi Angela Merkel en önde, elleri masaya dayanmış, Trump‘a bir şeyler anlatıyor…

Başka söze, açıklamaya, yoruma ihtiyaç bırakmayan bir fotoğraf işte.

Yine de insan ‘acaba kim, nasıl yorumlayacak?’ diye merak etmeden duramıyor.

Ertuğrul Özkök fotoğrafı bugünkü yazısında yorumlamış, orada da durmamış, Trump’ın o fotoğraftaki duruşunu Charlie Chaplin‘in (Şarlo) ‘Büyük Diktatör’ filminde canlandırdığı Adolf Hitler tipine de benzetmiş.

Oradan da “Manyakça ve sapıkça ifade, manyakça kibir” gibi sıfatlar kullandığı Hitler‘le ilgili şu soruyu soruyor Hürriyet yazarı: “Alman olsaydınız bu adama takılır mıydınız?”

Almanlar takıldılar.

Gaz çıkaran Hitler

Son zamanlarda ilginç bir kitap elime geçti. Tarihin az bilinen ilginç sayfalarını gündeme taşıyan ‘When Hitler Took Cocain and Lenin Lost His Brain’ başlıklı kitap…

İngiliz tarihçi Giles Milton arşivleri didikleyerek kitaplar yazıyor. Hitler‘le ilgili daha önce bilinmeyen bir-iki konuyu 2012 yılında ABD’ye ulaşan arşiv dosyaları arasında yakalamış, onları yeni kitabında paylaşıyor.

Dosyalardan biri Hitler‘in doktoru Theodor Morell‘in tuttuğu tıbbi notlara ait. Tarihçi Alman doktorun tuttuğu notlara yakından göz atınca, dünyayı fethe çıkan Hitler‘in hayatının en önemli demlerinde her gün 80’e yakın ilaç kullandığını fark etmiş…

Sıradan ilaçlar da değil bunlar; Gilles Milton, Hitler‘in başta kokain olmak üzere hepsi de değişik derecede uyuşturma etkisine sahip amfetamin, barbitürat ve opiyet ilaçlarla yüklendiğini anlamış.

Ben de araştırdım, sinirleri tahrik eden maddeler bunlar; birini bile alınca uzun süre uykusuz kalınabiliyor, ardından da yine uzun süreli uyku hali insanın üzerine basabiliyor.

Ülkesinin en ünlü hekimi değilmiş Dr. Morell, ancak Hitler‘i tesiri altına alan birkaç dertten bir tek o kurtarabilmiş.

Meğer, dünya fatihliğine soyunan Hitler sürekli gaz çıkarıyormuş ve bu yüzden sofradan kalkar kalkmaz o ameliye için doğru tuvalete koştuğu oluyormuş. Başvurduğu doktorların tavsiyesi üzerine, 1931 yılından itibaren, et yemekten vazgeçip tamamen sebzelerle beslenmeye başlamış.

Bir partide tanıştığı Dr. Morell hayranı olduğu Führer‘in beslenmesini izleyip ardından yaşadığı gaz çıkarma, kabızlık, mide kasılmaları, sabah yorgunluğu gibi sorunlara vakıf olunca, “Merak etmeyin efendim, bende sorunlarınızı çözecek mucize ilaçlar var” diyerek tesiri altına almış…

Tarihçi Milton doktorun Hitler için yazdığı reçetelere bakarak hangi ilaçları kullandığını kitabında uzun uzun anlatıyor.

Günde 80’e kadar varan ve bazısı iğneyle vücuda zerkedilen çeşitli ilaçlar hep Dr. Morell‘in uygulamasıymış…

Özkök’ün yazısındaki Hitler Fotoğrafı..
Sonuna kadar beraber

Etrafı “Bu adam bizim lideri öldürecek” endişesine kapılınca, SS doktorlardan biri, Ernest-Günther Schenck, Dr. Morell‘in ilaçlarından birini ele geçirip laboratuvarda inceletmiş. emfatamin çıkmış o ilaç.

Şu satırlar Giles Milton‘un kitabından:

“Hitler işe yaradığı sürece kendisine verilen ilaçların ne olduğunu umursamıyordu. Morell’in ‘tedavileri’ne çok geçmeden o kadar bağımlı hale geldi ki, bütün sağlık sorunlarını sonunda onun ellerine bıraktı; tabii bu da uzun vadede felaketlere yol açacaktı. Testosteron, Opiyet, uyuşturucu ve çeşitli rahatlatıcıların da aralarında bulunduğu 80’e yakın ilacı aldığı dönemde, Hitler Sovyetler Birliği’ni işgal harekatını da yürütüyordu. Yine o dönemde, doktorun tıbbi notlarına göre, Hitler, barbitüratlar, morfin, boğa menisi türü şeyler de kullanmaktaydı. (..) Daha sonraki yıllarda Hitler’in sergilediği psikolojik bozuklukların sebebinin yüksek dozdaki ilaçlar olma ihtimali büyük.”

İlaçların bağımlısı da olmuş Hitler ve önceleri göz damlasıyla aldığı kokaini toz halinde de kullanmaya başlamış; sorulduğunda sinüslerini ve boğazını rahatlatmak için öyle yaptığını söylüyormuş.

Kitapta ilaçların sinir bozucu etkisiyle ilgili şöyle bir paragraf da var:

“Bu tür ilaçların, özellikle de emfataminlerin, hatalı davranışlara sürükleme gibi bir etkisi de oluyordu. En çarpıcı olay Hitler ile Mussolini’nin İtalya’nın kuzeyinde yaptıkları toplantıda yaşandı. Hitler İtalyan liderin savaşta safını değiştirmemesini istiyor ve bunu kabul ettirmeye çalışıyordu. Bunu yaparken histeri krizine kapıldı. Nazi Almanyası tarihçisi Richard Evans’a göre, ‘Mussolini’yi görmeye gittiğinde Hitler’e doktoru Morell’in bazı haplar verdiğinden emin olabiliriz… tam anlamıyla aşırı tavırları vardı çünkü; konuşurken saçmalıyordu.”

Savaşın sonuna doğru sağlığı bütünüyle bozulmuş Hitler‘in. Kolları iğne delikleriyle doluymuş.

Eleştirilere rağmen doktorundan vazgeçmemiş Hitler, Dr. Morell de hayranı olduğu liderin yanından son anına kadar ayrılmamış…

Peki sonu ne olmuş?

Hitler‘in intihar ettiğini ve cesedini yaktırdığını biliyoruz, onun sonu belli; merak edilecek olan Dr. Morell‘in sonu…

Morell savaşın sonunda Amerikalıların eline düşmüş, iki yıl sürekli sorgulanmış, ama savaş suçlusu olarak yargılanmamış. 1948’e kadar cezaevinde kalmış, salındıktan hemen sonra da kalp krizinden ölmüş Dr. Morell…

Kitabın bu bölümü şu satırlarla sona eriyor:

“Hitler’i sağlığa kavuşturduğu için sorgulanan adam, muhtemelen onun çöküşüne de herkesten fazla katkıda bulunan kişiydi.”

Almanlar böyle bir adamın peşine düşmüşler işte.

Merak bu ya: Yukarıdaki fotoğrafta diğer liderlere meydan okuma ifadeli Donald Trump ne tür ilaçlar kullanıyor acaba?

ΩΩΩΩ

118 YORUMLAR

  1. Hadi bi samimiyet testi yapalım siyasetten, ekonomiden , dış politikadan kırk yıllık siyasetçiden daha iyi anlayan!!! ömründe hiçbir kurum yada personel idare tecrübesi olmayan apartman yöneticiliği bile yapmamış oturduğu yerden ahkam kesen gedikli yorumcular sizler bu öz güveni kullandığınız hangi ilaçlara borçlusunuz ?

  2. Bence resmin en dikkat çekeni Merkel…
    Bütün liderlerin desteğini almış, ellerini masaya koymuş ve hesap sorar bir eda ile (ne söylüyorsa)
    Trump ise kapalı ve şımarık mahalle çocuğu gibi(topun sahibi)…”bana ne ben oynamıyorum.” Diyor.
    Ama fotoğrafın kahramanı Merkel…

  3. İngilizce õğretmeni Hanim veya bey. Önce (on)ne için kullaniliyor (of) ne için kullanildığını öğren daha sonra kendi bilgine başur.

    Do you see what I see…` diye bir şarkı vardır malum. Resme işaretle diyorum ki: Can anyone else discover that the (expressions on )the people look highly similar to those in a Norman Rockwell painting?
    Do you see what I see…` diye bir şarkı vardır malum. Resme işaretle diyorum ki: Can anyone else discover that the (expressions of)the people look highly similar to those in a Norman Rockwell painting?

    • İngilizceyi çoğu amerikada yaşayan konuşma diline hakim ama dilin özünü bilmeyen bir yabancidan mı öğreneyim. Bu bir marifet mi? Birçok kişi yaşadığı yerin dilini konuşur. Ama ona dil bilmek denmez. Böyleleri akademik alanda sıfırdır. Amerikayla ilgili her konuda (hatta dünya milletleri ile ilgili )her konuda çeşni oldugunuz gibi dil ve müzik konusundada üstünüze yokmuş havasına girmeyin lütfen. Zaten ne anlatmak istediğinizi pek iyi ifade edememişsiniz. Öyle bir müzik varmış malum öylemi. Bu şimdi bilgi mi oluyor? Yoksa bilir görünmek mi?

      • Akademisyen liğinizi sevsinler siz de bilginizi kendinize saklsyın başkalari ne yazarsa yazsin sizi ne ilgilendiriyor siz neden karışiyorsunuz.
        Akademik ingilizce bilen birisi o kelimeyi düzeltmek için of dan sonra people i koymaman gerek.siz o kadar çok iyi bildiğiniz içi mi yazıyı düzeltmeye kalktínız.
        Erdoğanin fedaileri her yerde kendi kalitelerini gösteriyorlar.
        Siz ingilizcenizi kendinize saklayın birileri ne dille yazarsa yazsın siz ilgilendirmez,şiimdide kafayi o beyefendiye taktiniz.

        • Nurdan hanım hala ne anladığını soylememissin. Bence sen anlamadin. Oraya of konmaz da ne demek. Hangi akademik bilgiyle bunu ifade ediyorsun? Hadi anlat bakalım farkı? Karışmak deyince hadi ben karıştım euraka yorumuna diyelim, esas sen niye karıştın ilk olarak o Diyaloğa? Çünkü herşeye olduğu gibi ingilizce ye de hakim sanıyorsun kendini.Çok bilen çok yanılır değil mi? Sen bence herşeyi biliyorMuş gibi yapmayı bırak da feto mahallesinin hezeyanlarlariyla yetin. Kendinde biliyorsun aslında. Her konuda bilgi sahibi imiş gibi görünmek insanı küçük düşürür.

      • İnad ediyorum. İçerik te içerik! Hey Ayteacher, the academic English teacher! show that you are not suffering from a lack of comprehension. Just focus on that part for now, i.e., forget about my question about your diploma or that you are yearning for attention!

        • Allah a şükür anlamamda bir sorun yok. Arkadaşım bak hâla iyi bir lise öğrencisinin anlayacağı bir dille bana kendini ispatlamaya çalışıyorsun. Esas sen anlat bakalım neymiş değerli içerik. Zorlanmasan ,ne dediğimin ötesinden uzağından dolanmazdin herhalde. Senin profesorden aldım dediğini Nurdan da şarkı dedi.Eh madem biri doğru anlativerin içeriği de ispat edin kendinizi. Aslında tek mesele şuydu; böyle bir sitede ingilizce yorum yapmak komik çünkü burasi bir Liselerarası ingilizce Münazara platformu değil. Habire laf sokmaya çalışacağına bunu anla da cevabını o cenahtan ver. Öff çok uzattiniz. Ayrıca lise ingilizcesi cümlelerle cevap yazıp kendimi ispatlamayı çok seviyesizlik görüyorum

          • Önce yeniyetme-yanıp tutuşma, sonra da öff. Öğretmenim size lise seviyesinde ingilizce yanıt isterim diyen mi oldu.. Yoksa yeniyetme bir taze olmadığınız için kafanız mı karıştı? Okuyup anlama sıkıntınız olduğunu tekrar gösterdiniz. Sorduğunuza göre içeriğin ne olduğunu hala anlamış değilsiniz. Öncelikle bunu kabul edin. Tamam bilmiyorum deyin. Size ipucu vereceğim, sözüm söz…

    • Hayret ya, dersimiz şimdide ingilizce mi! her iki şık da geçerlidir. İnadında euraka haklıdır, ayteacher ise haksız değildir. İngilizce tek bir kullanım şeklini mutlak doğrulaştıracak kadar kesin kuralı olan bir dil değildir. Aktarma yapan Nurdan hanımefendi de haklıdır.

  4. İlaçlar hususunda kitapların en ön sayfasında belirtilen gerçeklerden birisi de ‘her ilacın bir zehir olduğu ve önemli olanın hangi dozda kullandığınız olduğudur’. Tabi tedavisi olan hastalıklar için ifade edilmiş bir cümledir bu! Tüm bir ülkenin kaderi tek ağızdan alınacak kararlara bağlanır ise ve bu kararı verecek kişi yanlış kaynaklardan besleniyor ise ‘ki bu hususta sayısını arttıracağımız pek çok tarihi karakterlerde karşımıza çıkacaktır’ sonuç kötünün de kötüsü olabilir. Hekimlik mesleğinin olmazsa olmazı tıbbın bir bütüncül yaklaşım gerektirdiği ve önemli bir karar alınacaksa konsey tarafından verilmesi gerekliliği ön plana çıkmasıdır. Bunda amaç farklı gözlerle olayın irdelenmesi yanlış tanının tespit edilmesi, olası yan etkilerin ve en uygun tedavi stratejisinin belirlenmesidir. Komplex bir rahatsızlığın hasta ve yakınlarının dahi onamı alınmaksızın tek elden kendini ana otorite olarak gören tek bir hekim tarafından tedavisi olsa olsa fecaatle sonlanan bir olgudan ibaret olacaktır. Tabi buraya kadar yazdıklarım tedavisi olan rahatsızlıklarla ilgili idi. Ancak öyle rahatsızlıklar var ki teknoloji ve bilim ne kadar ileri olsa da tedavi edilemiyor. Bu durumda bilim adamlarının ya da tıp adamlarının maalesef eli kolu bağlı oluyor. Bu tarz rahatsızlıkları öngörmeniz maalesef her zaman mümkün olmuyor, anahtar-kilit modeli gibi bir tetikleyici mekanizma ile başlıyor ve ilerleyebiliyor. Konumuzla ne ilgisi mi var? Makam, mevkii, şan, şöhret gibi tetikleyiciler desem anlaşılabilir olabilir. Netice de Hitler veyahutta benzer örnekler destekçileri vasıtası ile ve çoğu zamanda demokratik yollarla başa geçerek işe başladılar ancak sonrasında malum tarihsel süreçler yaşandı. Konu demokratik seçimlerle alakalı bile olsa en iyi eğitimli toplumlarda dahi (Örn: Almanya) acı reçeteler ortaya çıkmakta. Neticede demokrasi dediğimiz de tüm kötü yönetim şekillerinden kötünün iyisi olanı diyebiliriz. Ne mi yapmalı? galiba körü körüne biat etmeden sorgulamalı, ortak değerlerin korunması için her türlü hassasiyeti tekrar tekrar gözden geçirmeli, öncelik sevgi-saygı dilinin ön plana alındığı iyi bir eğitim sistemi meydana getirmeli, gri alanların minimize edildiği yazılı ve geleneksel ahlaki kuralların inşaası için çaba sarfetmeli! Her birey gerekli otokontrol sağlanmaz ise hataya düşebilir, ancak toplumun da bu konuda önemli bir sorumluluğu olup, kendisini yönetenler hataya düştüklerinde Hz Ömer’i uyaran toplum olması gerekliliği de unutulmamalıdır.

    • Etik sart, destekliyorum, seviyeli ve ozenli diliniz icin tesekurler. Ama baskanlik sistemine karsi ayetullah ya da anayasa mahkemesi gibi frenleyicilerin sonuclari ortada. Tamamen milletin secimine ve onayina birakilmis liderin yetkinligini ve guvenilirligini daha bastan bogmaya calismak da bi tur vesayetci zihniyetin tezahurudur. Eski turkiyenin ucube sistemi yerine her turlu melanete, riske ve belirsizlige raziyim. Allah geriye goturmesin de ileriye bakalim…

  5. MHP Genel Başkanı D. BAHÇELİ: “Hiçbir şeyden haberi olmadan, kamuflaj giydirilip silah başı yaptırılan, tatbikat olur diye sokaklara çıkarılan suçsuz günahsız mehmetçikler de dayaktan geçirilmişlerdir (. . .) Kardeş kardeşin boğazına sarılmıştır. Vaka-yı adiyeden beri ilk defa asker linç edilmiştir. Teslim olan askerlere demir çubuk, kemer ve kesici aletlerle saldırılmıştır. Kimin suçlu kimin mazlum olduğu tespit edilmeden, Mehmetçiklerin yüzüstü yatırılışları, yerlerde darp edilmeleri, çıplak halde kafalarına vura vura polis otolarına bindirilmeleri skandaldır, milli vicdana terstir. Bir askerin kafasının kesilmesi, tarihte olmayan canavarlıktır. Her şey bir yana, hayatını kaybetmiş bir Mehmetçiğin başında bozkurt işaretiyle fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşan iblis uşağı yaratık, neredeyse bulunup darbecilerle birlikte yargılanmalıdır.”

    Hayır, Bahçeli, “Yargılanmalıdır” değil, o iblislerin her biri günü geldiğinde birer birer bulunup yargılanacaklar! Yotube o iblislerin video görüntüleriyle dolu. Hepsi biliniyor. Bu ülke korkaklığı, adaletsizliği, ahlaksızlığı taşımaz uzun süre. Korku elbet bir gün yenilgiye uğratılacak. Bu suskunluk elbette bir gün dağıtılacak.

  6. Hayret ya! aşağıdaki yoruma bir yorum yapmışım bir düzine yorumcu takip etmiş. İlaç konusu falan unutulmuş. Bu beylik konuda herkes kurulmuş bir zemberek gibi enerjisini boşaltmış! Daha önce dedim Kosovada yapılan operasyonla övünerek kendinizi küçültmeyin! Operasyonu Pensilvanyaya yapın da büyüklüğünüzü görelim. Diyelim ki büyük bir tavizle ABD ile anlaştınız ve paketleyip getirdiniz. Mahkeme edileceğini mi sanıyorsunuz? 80ine merdiven dayamış olan ömrü boyunca hükümetler ve muhtelif siyasetçiler-iş çevreleri-cemaatler-askerler-MİT-CİA yani hemen hemen her kesimle içiçe girebilmiş ve kirli çamaşırlar üretmiş. Bu çevreler müsade eder mi? 15 Temmuz atlatıldığında bu olay Türkiyenin 9/11’ı olarak lanse edildi. ABD Osama’yı yargı önüne çıkardı da bu işi demokrasi-hukuk üstünlüğü ile Türkiye yapacak!!

  7. Cemaat, dünya liderimizi aldatmış. Ama, çok tuhaf, bu partinin Kırıkkale milletvekili hiç aldanmamış ve her aşamada olan bitenin çok açık farkındaymış. Ben söylemiyorum, kendisi söylüyor. MİT istihbarat, genelkurmay istihbarat, emniyet istihbarat dünya liderimizin elinde, ama, aldatılmış. Peki nasıl olmuş da sıradan bir AK Parti milletvekili aldatılmamış ve her şeyi görmüş? Buyurun, bu sözleri bugün, AK Parti Kırıkkale milletvekili ve önümüzdeki seçimlerde yine milletvekili adayı olan Cemalettin söyledi. Adam açık açık “17-25 Aralık operasyonlarına kadar, siyaset, ticaret ve bürokraside yükselmenin FETÖ ile işbirliğinden” geçtiğini söylüyor ve ekliyor:

    “17-25 Aralık hadisesinden önce gerek ticarette, gerek siyasette, gerekse bürokrasi yükselme o yolla oluyordu. O nedenle, eğer burada bunun hesabını verecek olanlar varsa başta biz siyasetçiler olarak bizler vermek durumundayız. İnsanları suçlamak durumunda değiliz.”

    Evet, beyler, ne diyorsunuz? 🙂

  8. Buyurun, kısa belgeselimizi izledikten sonra, AK Parti Kırıkkale milletvekili Ramazan Can’ın bugünkü konuşmasının sözlerini dinleyelim ve yandaşlar beyleri ve hanımefendileri bu sözler ve video belgeseli üzerine bir şeyler söylemeye davet edelim. Çünkü derin sessizlikleri yanlış yorumlanabilir 🙂

    “17-25 Aralık hadisesinden önce gerek ticarette, gerek siyasette, gerekse bürokrasi yükselme o yolla oluyordu. O nedenle, eğer burada bunun hesabını verecek olanlar varsa, başta biz siyasetçiler olarak bizler vermek durumundayız. İnsanları suçlamak durumunda değiliz” dedi.

  9. Fehmi beyin Bu günkü yazısından ve yorumcuların yorumularından da anlaşıldığı gibi genelde insanların ne olursa olsun hangi meslekten olursa olsun bazı meslekten olanlara kayıtsız, şartsız, sorgusuz, sualsız güvenmesi yatiyor.
    Bu zaaf maalesef hepimizde var fakat bazılarımız’da aşırı derecede güvenip inananmamızda Karagúlle hocanın”SERMAYESİ” başi çekiyor.
    Yalníş anlaşılmasın silah tücarlarının sermyasi değil.Sağlık sektöründeki parazitlerin sermayesi İlaç fabrikaları ve tıpkı diğer mesleklerde olduğu gibi. Õrnek politikacılar nasıl söylediklerinin tersini yapiyorlarsa ( dürüstce işini yapanları tenzih ederim) Bu kendimizi güvenerek kendilerine emanet ettiğimiz doktorların içerisindede azınmiyacak kadar var işte bunların derdi mesleklerini yapmak değil sadece para kazanmak olduğu için İlaç fabrikaları ile birlikte çalışıyorlar.
    Bunların sermayeleri insanlar. Onun için insanları canavarlaştıracak ilaçları tedavi amacı ile değil tedavi adı altında iyice tedavisi mümkün olmayan uyuşturucu bağamlıliğı gibi beyni kontrol altına alan ilaçlar ile o hastanın hayatı ile kumar oyniyarak insaliktan çıkarıp ömür boyunca komandasi onların elinde olan bir canavar yaratıp sermayen’ıne sermayesine sürekli kaynak aktariyorlar.
    Bu kaynak insan sağlığı omasına rağmen maalesef kimseler fark etmiyor.Fark edilmemesini sebebi
    suçu Hitler ve benzerlerine mal ettiklerinden dolyı olsa gerek’ki kimse esas sağlikta terör estiren sahtekarlardan şüphlenmiyor
    Acaba Erdoğan ve benzerlerini taniyamamızın sebebide bunlar olmasınmı?
    Şöyle yakın tarihe doğru bir yolculuk yaparsak belki hakikatları görebiliriz.
    Bir gazetecinin şu tesbitlerini birdaha hatırliyalım.
    RT Erdoğana “Cumhuriyet mitiklerini yapanların karşısına bizde kendi taraftarlarımızı çıkaralım” teklifi yapilinca onun cevabı şu oliyor” yaho siz ne konuşuyorrsunuz? Makam mevki için ben milletimi birbirinemi kırdıracam” diye sert bir tepki veriyor.
    Ayni Erdoğan Gezi olaylarında , şöyle söyliyor ” bende onların karşısına halkımı çıkaracam” açıkça iç savaş çıkarmak istiyor.
    Peki o arada neler oliyorda o insan 180° değişebiliyor?
    Şöyle bir hafıza tazelersek o arada bazı sağlıklı sorunlari yaşiyor ve amaliyet falan oliyor.
    Kara Gülle hoca Erdoğan’ın genç ve sağlıklı halindeki merhametli ve iyi birisi olarak tanıdığı için ” ben oyumu Erdoğana vereceğim” demesinin sebebide bu olsa gerek.
    Olaylari ve gelişmeleri birde bu yönüyle değerlendirmek faydalı olamazmı?
    Bu konuda Almanlar Hitler tercübesini iyi değerlendırmış olcaklarkı, oranın sağlıklı sistemi ve ekonomileri çok iyi kendileride dürüst çalışiyorlar.
    Belkide Diğer ekonomileri iyi olan ülkelerinde idari kadrolarında olanları her yıl çekaptan geçiriyorlar.
    Trumpta ilk başkanlık yarışına girerken çekap yapirmiş gibi raporu kendisi yazip doktoruna imzalatmiş.
    O açıklamayı Trumpun Beyaz Saray doktorunu yılık çekaptan sonra sanki rüşvet verır gibi bakanlık görevi verdiği için önceki özel doktoru seçimlerden önce sadece yazılı kağıda imza attığını herhangi bir muayene etmedığını kamuoyunun dikkatini çekmek için açıklamıştı.

  10. Didem Hanım, toplamı 5 dakika 38 saniye süren kısa bir belgeseli bir göz atmaya değer bulur musunuz, bilemiyorum. Ama, bir şekilde merak eder ve söz konusu videoyu izlerseniz, görüntülerde resmi geçit gibi birbiri ardına sahne alan değerli siyasetçilerimizin bu Cemmat meselesini hukuk ilkelerine, adalet ve vicdana uygun olarak aydınlığa kavuşturmak isteyip istemeyecekleri konusundaki izleniminizi de sormak isterim. . .

    https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

    • İki ortak varmış, birisi usulsüzlük yapmış bozuşmuşlar, mahkemelik olmuşlar ayrılmışlar.
      Bir evlilikte eşlerden biri ihanet etmiş, mahkemeye düşmüşler ayrılmışlar.
      İki sevgiliden biri ahlaksızlık yapmış ayrılmışlar.
      Eskiden solcu olan birisi bugün farklı görüşe dönmüş eski arkadaşlarından ayrılmış.
      Ama siz eskiden ortaktınız paraları beraber kazanıyordunuz, ama siz eskiden karı kocaydınız yatıp kalkıyordunuz, ama siz eskiden sevgiliydiniz yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyordu, ama sen eskiden solcuydun bak solcular şöyle yapıyorlar vs vs diye eleştirmenin artık bir manası var mıdır?
      Hele hele bir taraf eski ile ilişkisinden dolayı özeleştiri yapıp, milletinden de özür dilediyse.. Ve eski hatalarını düzeltmek için elinden gelen çabayı gösteriyor, gerekli mücadeleyi gösteriyorsa.
      Argümanınıza milletin yarısı böyle bakıyor.

      • Necip bey fetö yargılanan yüzbinlerce kişi önce ALLAH tan sonrada milletimizden af dilerse onları da afedecekmisiniz? Siyasetçilere gösterdiğiniz anlayışı onlarda gosterecekmisiniz? Yoksa suçun vasfı kişiye göre değişir mi? Aslında siz o evlilikten doğan çocukları cezalandiriyorsunuz?

        • Evet fetö içinde olup millet aleyhine olaylara karışanları, eğer bağlarını koparır, suçlarını itiraf eder milletimizden samimi olarak af diler, pişman olur ve bu pişmanlıktan dolayı örgütü açığa çıkarmaya yardım ederse onları kişi olarak anlayışla karşılar ve kendi vicdanımda af ederim. O çocuklar o evlilikten doğmalarından dolayı değil, bile isteye suç işledikleri, bu millete ihanet ettikleri için cezalandırılıyorlar. Maalesef millet olarak görüntülü kayıtlarına rağmen o ben değilim diyebilen insanlara şahit oluyoruz ve samimi nedamet getirip pişman olanları henüz görmedik daha. Bir görelim önce..

          • Kime ve neye göre suç, sucun tanımı bile yok, siz bir yorumunuz da kul hakkından bahsetmiş siniz ama siz bu yüzbinlerce insanı tanımıyorsunuz suca karışmislar diyerek toptanci bir yaklasim sergiliyorsunuz. Suca karıştıklarını nasıl tespit ettiniz? Bu insanlarin cogu mahkeme karşısına dahi çıkmamış bakın buda kul hakkı benden demesi, sonra bu yuzbinleri bulup helallik dilemeniz gerekebilir. Yinede siz bilirsiniz.

          • Mahkemelerde yargılanmaları devam eden binlerce kişiden bahsediyorum. Suçlamak benim değil savcıların görevi ve soruşturması tamamlananların dosyası mahkemelere gönderiliyor. Devam eden bir süreci kimse gözardı edemez. Söylemediğim şeyleri bana mal etmeyin.

          • Son bir ayda 500 kişi ohal komisyonu kararlarıyla görevlerine geri dönmüş. Gerçek mağdurlar muhakkak vardır ama bu mağduriyeti gidermek için kurulan mekanizmalar da mevcut. Bu prosedürleri takip edip adaletin tesisi için uğraş vermek gerekiyor. Doğal olarak her mağdurum diyenin otomatikman aklanması mümkün değil maalesef

          • O karanlık çetenin kendisi yurt dışında, kollayıp besleyenler siyasette. Her ikisi de zindanlardakiler üzerinden kendini aklayıp paklıyor. Bu iş o hain subaylarla bitmez, bitmeyecek. Darbeciler ömür boyu sürünsün. “Valla görememişiz, bilememişiz” diyenlere de dokunulsun.

        • O yüzbinlerce insanın büyük bir bölümünün af dilemeye değil, kendilerinden af dilenmesine ihtiyacı var, Sıla Hanım. Necip Bey gibileri de önlerine her gelen insanı gerçek suçluluların gün ışığına çıkmasını perdelemek için FETÖcü olarak itham ettikleri için hesaba çekilmelerine ihtiyaç var. Yakın geleceğin de ibretle göstereceği üzere, bu FETÖ hamuru daha çok su kaldırır.

          Bunların FETÖ ithamına maruz kalırım korkusuyla kimse ağzını açmıyor. Yüreğinde biraz vicdan, biraz Allah korkusu, biraz insanlık kalmış insan, elleri arkadan kelepçelenmiş, birbiri ardına dizilmiş, daha kelepçeyle götürüldükleri gün vatan haini ilan edilmiş o TV’lerdeki genç-yaşlı yüzlerce başörtülü kadın için adil yargılanma hakkı talep eder. İnsanım diyen, ister insanlık adına, ister İslam ve Allah adına, elindeki Sabah Gazetesi’ni kaldırır atar bir kenara, Furkan Vakfı lideri Alparslan Kuytul’un hangi hukuki kanıtlara dayanılarak terörist sulamasıyla zindanlara atıldığını merak eder. Herkes için adalet, herkes için hukuk talep etmek bu kadar mı zor? Ben çocuklarıyla birlikte zindanlara atılanlar için, Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı için, Köprü’de sopalarla bedenleri lime lime edilerek katledilen askerlerimiz için, zalime boyun eğmek şöyle dursun, 67 yaşlarında meydan okuyan, bu ülkenin ahlak ve erdem abidesi olan Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak için adalet talep ediyorum. Çok mu zor bu sese katılmak?

          • Bernar bey aslında yorumumda yapılan çifte standarda dikkat çekmek istemiştim. Yoksa afetmek ALLAH a mahsustur kulun ne haddine. Hoşçakalın

          • Ben hiç öyle önüme gelen kimseyi fetö diye itham filan etmedim. Bütün yorumlarımı geçmişe yönelik tarayabilirsiniz hepsi ortada. fetö ithamına uğrarım diye ağzını açmayan kimse olduğunu da sanmıyorum. Sadece normal olarak kimse ben fetöcüyüm demiyor da, hak hukuk adalet ve mağduriyet edebiyatı yapıyor. Hiç öyle çekingen falan da değil bayağı bayağı üstten konuşuyorlar. Hatta hala bazı umutları da tükenmemiş ve arada tehdit sopası da sallıyorlar açık açık. Öldürülenleri değil, vatandaşı katleden sözde askerlerin yanında açıkça durulabiliyorsa, bu konuda fazla söze ve şikayete de gerek yok aslında.

          • Hayret ya bu defa hemfikirim! Doğru ya ne cezalandırılması? onların okulllarında okuyup ta evlilik bağlarıyla bugün milletvekili adayı dahi gösterilenler yok mu?

      • Bu işler öyle milletten özür dilemekle olmuyor. Millete yüksek yargıda hesap vermekle oluyor. Bu belgesel bağımsız yargının mehkemelerinde izletilecek ve kuşkusuz kimi sorular sorulacak. 🙂 Ne istedilerse vermeyi göze almışsan, bunun hesabını da vermeyi göze almışsın demektir 😉

        İsmimi bir köpek cinsi olan Senbernar şeklinde yazarak beni kızdıracağını sanan, yalnız ve mutsuz, Türkçe kullanma özürlüsü beyefendiye gülümseyip soralım: Ne oldu? Neden sus pus oldunuz? Belgesel çok mu ağır geldi yoksa? 🙂

        https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

          • Hayret ya, şu soruya bak! izzet bey bir zamanlar büyük şehirlerimizde yabancı isim hayranlığı veya modası yok muydu? Şimdi bile var, buralarda bile etrafa bakman yeterli. Dışarı gidenler bunu özellikle yapıyor. Örneğin, adam Çinli nufus kağıdına göre. Ama Charles ismini kullanıyor. Suratı hala Çinli suratı ama, farketmez diyor. Şuur altında ırkçılığa karşı önlem aldığı zannı onda psikolojik bir rahatlamaya sebep oluyor. Cinc cins insan var herkesi kabul edeceksin. Bak bu seninkinde ayırımcılık yapmağa çalıştığını sezenler olabilir, benden söylemesi.

        • Benim adım tek ve açıkça yazıyorum ve nickim de yok, hiç olmadı. Anket çalışmasına başkaca okurları çağırmamışmıydınız aşağıda? Nereye yazdığım çok mu önemli ? Rezerve bir yere yazdıysam kusura bakmayın.

        • biz birbirimiz üzerinden yorumlara dahil oluyoruz sayın bern. bernar bey benim üzerimden sorusunu hem bana hem arkadaşlara yoruma açmış. fikri olan buyursun…

    • belgesele göz atmaya değer buldum ama atfettiğiniz değer nedir onu bulamadım. ” bir dost ” tarafından internete düşürülmüş gizli konuşmalar değil , 70 milyonun önünde sarf edilmiş çoğumuzun canlı izlediği konuşmalar bunlar. akp-the cemaat ilişkisi gizli saklı bir ilişki değil, inkar edilen bir şey hiç değil sonuçta. eski şarkılardan derlenmiş potpori tadında ,içinde bilmediğimiz ne var?
      benim izlenimim değişen dünya konjonktüründe gizli olan tehditlerin yanında açık tehditlerle karşı karşıya olduğumuz gerçeğidir… biri devam eden özel bir istihbarat yapılanması olan fetö tehlikesi, diğeri devam eden terör örgütü pkk dır. akp nin çeşitli gerekçelerle fetö ye yaptığı güzellemeleri şu an da muhalefet benzer gerekçelerle pkk nın siyasi kanadı hdp ye yapmaktadır. canımıza malımıza kasteden bu örgütlerle yapılan işbirlikleri dünde yanlıştır bugün de yanlıştır. dün fetönün kadrolaşmasını destekleyenler ne kadar yanıldıysa bugün hdp nin mecliste yer almasını destekleyenler o kadar yanılmaktadırlar. terörün milliyeti kimliği olmaz. hdp yi kürt kimliği altında onların temsilcisi olarak düşünmemek gerekir. tıpkı geçmişte the cemaati dini bir topluluk olarak düşünmemeliydik gibi…
      öncelikli konu yanlışta hem fikir olmak, ortak düşmana karşı ortak tavır geliştirmektir.
      biz sen suçlu ben suçlu derken o birine bu diğerine taviz verirken yarınlarımız heba oluyor.
      bu kısır döngüden çıkmak zorundayız.

      • Dünya lideriniz, terörist olarak tanımladığınız Demirtaş ve HDP ile müzakereler yürüttü. Sizin sözünüzle- “canımıza malımıza kasteden örgütle işbirliği” yaptı. Aynı şey Gülen’le olan işbirliği için de geçerli. Şimdi siz, çok tuhaf biçimde, “Yapmışlar işte bir yanlış, biz önümüze bakalım, biz bunları mesele edinip birbirimizi suçlarken yarınlarımız heba oluyor” diyerek dünya liderinizin yapıp ettiklerini “Canım yapmışlar işte bir hata” geçiştirmeye yelteniyorsunuz. Şu cümle sizin: “Canımıza malımıza kasteden bu örgütlerle yapılan işbirlikleri dünde yanlıştır bugün de yanlıştır.”

        “Bu ne menem bir devlet yönetimi!”diye sormazlar mı insana Allah aşkına?
        Bu iki terör örgütü yüzünden beka sorunu yaşadığımızı ileri süreceksiniz. Sonra da bunlarla yapılmış olan işbirliğini, sütlaça pirinç atmayı unutmuş olmak gibi önemsiz bir “yanlışa” indirgeyeceksiniz. Herhalde hatırlatılmaya ihtiyacınız var: Canımıza malımıza kast etmiş örgütlerle işbirliği yapmaktan söz ediyorsunuz 🙂

        Ve bu işbirliği “yanlışları”na düşen liderinizi gelmiş bize dünya lideri olarak sunuyorsunuz! Peki o dünya liderinin gelecekte benzeri bir “yanlış”(!) daha yapmayacağının garantisi ne? Kendisi söylüyor: “Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir” diye! 🙂

        • Hdp aracılığı ile sürdürülen çözüm süreci, örgüte silah bırakması için verilen son bir şanstı. Akp hükümeti Kürt vatandaşlarımıza karşı hi,çbir önyargı ve ardniyeti olmadığını göstermek ve geçmişte devletin yaptığı hataları gidermek için bu süreci iyi niyetle yürüttü ama karşılığını alamadı. Çeşitli iç ve dış etkilerle örgüt süreci bozup hendek işlerine girişince de örgütün tamamen yok edilmesi için düğmeye basıldı ve buna Kürt vatandaşlarımız da ses çıkarmadı. Çünkü örgüt her türlü eleştiriye rağmen ona sunulan fırsatı geri çevirdi ve meselenin Kürt halkı ve hakları olmadığını iyice açık etti. Bu süreç olmasaydı 3 yıldır örgütü tamamen imha için yürütülen süreç Kürt halkından destek görmez, tersine büyük problemlere yol açardı.
          Esasında belki benzer süreç perde arkasından fetö ile geçmişteki işbirliğin için de geçerli olabilir.
          Eskiler hatırlar iltihaplı bir yaranın iyileşmesi için onu olgunlaştırıp patlatmaya yarayan kara merhem kullanılırdı.
          Belki geçmişte devlet politikası olarak bu yarayı olgunlaştırıp patlatma yöntemi kullanılmış olabilir. Bunların tam olarak gerçeğini 20-30 yıl sonra arşivlerden ve hatıratlardan öğrenebileceğiz ancak.

          • PKK ya verilen şans 700 ün üzerinde şehide maloldu . Çok basit birşey değil mi ? bu hata size göre .

        • bernar bey yorumumdan istediğiniz sonucu çıkarabilir, istediğiniz gibi anlayabilirsiniz. benim için sakıncası yok.
          potpori videolardan pek çok var
          keyifle izlemeye devam edin.

  11. Hamza Bey, videodaki şahsiyetlerden sizin favori seçtiğiniz hangisi oldu, merak ediyorum. Ben Eski Bakan Fatma Şahin ile dünya liderimiz arasında gidip gliyorum, her ikisinin de performansı çok iyi. Binali Bey ise hemen onların arkasından geliyor, hakkını vermek gerek 🙂 Belki küçük bir anket çalışmasına katılmak isteyen başkaca okurlar olur diyerek, video linkini hatırlatmış olayım:

    https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

    • ben onların arasına binali beyin performansını da eklemenizi tavsiye ederim. her birisini dinlediğimde aklımdan geçen cümle, “bu zirve” oldu. bir süre üçü arasında en iyisi hangisi diye karar vermeye uğraştım. sonra bunun mümkün olmadığını anladım. hepsi de gönüllerin şampiyonu. hepsi de birinciliği hakediyor. bu üçünü şampiyon ilan ederken, elimizde fazla şampiyonluk verme imkanı olmadığı için sayın arınçın, sayın çeliğin, sayın bozdağın, sayın gökçekin ve bir de sunucu vardı, (ismini hatırlamadığım için kendimi suçlu hissediyorum) onların performansına haksızlık yapılmış duygusu oluşturdu bende. keşke daha fazla şampiyonluk verme imkanımız olsa da onlar da hakettikleri değeri görebilseler.
      Not: tam 3 kez üstüste izledim videoyu.

  12. O videoyu şimdiden 3 milyona yakın insanımız izledi Hamza Bey. Demek ki, güneşi A-Haber, Sabah Gazetesi balçığı ile sıvamak mümkün olmuyor. İnsanlarımız hakikatin peşini bırakmıyor. . .

  13. bu arada hüseyin gülerce de f gülen in benzer ilaçları kullanıp genel kurmay başkanıyla güreşip yendim onu dediğini bizzat görmüş yani hitlere f gülen daha mı çok benziyor acaba

  14. f gülen dava adamı değil
    olsaydı gelirdi işte geldim gariple uğraşma ne derdin varsa burdayım
    seninle kafa kafaya veren çayı çorbacı değil di bendim bırak onları derdi ben hep dedim yine diyorum
    f gülen hep oynadı ve ben ona hiç ısınmamıştım bazı vaazlarını dinlemiştim ve o sıcaklık vardır ya onu bir türlü bulamamıştım ve şunu demiştim kendime ya hu bu millet bu adamdan ne anlıyor demekki ben çok salak biriyim adam vaaz vermek derdinde değil tribünleri coşturmak derdinde diye geçirirdim içimden ama sayın cumhurbaşkanı da sütten çıkma ak kaşık değil yani sözün özü
    ben iyi parti ile bu sorunların aşılacağına inanıyorum ben ce sayın akşener f güleni tutup getirecek ve halka yaptıklarıının hesabını soracak tek kişi

    • Aksener fetoyu getirecek ve halkimiza da yaptiklarinin hesabini mi soracak? Evet, minik ucak bi gun sumuklu psikopati alip getirecek ama oyle pek halkimiza hesap sorabilecek bir halde olcaani sanmiyorum. Sen hangi ilaci kullaniyosun ki izzet?

  15. Büyük Devlet adamı ve Bosna Mücahidi ARİF (bilge) insan Aliya İzzet
    BEGOVİÇ diyor ki ; BİR ŞAHSIN – insani sınırları zorlıyacak şekilde – YÜCELTİLMESİ,
    MASUM telakki edilmesi (sanılması) bir (çeşit) PUTÇULUKTUR :
    Cumhurbaşkanımız R.T.Erdoğan bu düşünce ile olacak ki, “kimse vazgeçilmez
    değildir”, diye, insanları ikaz etmiştir. Nitekim, bu yüzden tarih boyunca, nice aciz, zavallı
    insan – pek çok ZAAF ile malul ATALARINA taparak – kendi elleri ve dilleri ile nice Fir’avnlar,
    Nemrutlar türetmiş, sonra da onların ( veya putlarının ) karşısına geçerek tapınmışdır.
    Bu sonuçta, ALİMlerin acizliği (zaafı), mensubların CAHİLLİĞİ büyük rol oynamıştır.
    Büyük Devlet adamı aziz ve fedakar insan ALİ İZZET BEGOVİÇ, keza,diyor ki :
    ” DÜŞMANINA benzediğin zaman, savaşmanın anlamı KALMAZ “. Nitekim, pekçok şehit
    vermelerine rağmen, bu sözüne (tesbitine) gerçekten, sahip ve sadık çıkmıştır, Ali İzzet.
    Hakikaten, tarihte yapılan, nice mücadele ve savaşın sonuçlarına bakın,
    tahlil edin, bu gerçeği göreceksiniz. Bir manada, savaşın anlamı bu, zaten.
    Halbuki, ALLAH, “kimseye TAPINMAYIN, sadece, bana kulluk edin”,
    buyurmuştur. Bu yüzdendir ki, Osmanlı padişahları, ” kibirlenme Padişahım,
    senden büyük Allah var” İKAZINI yapacak, özel görevliler tutmuşlardır.
    Bu itibarla, Yüce dinimiz İSLAM, zayıfları daima güçlülere tabi kılmış,
    güçlülere de, her daim Allah’ı unutmamalarını, ADALETLE ve MERHAMETLE
    muamele etmelerini tekrar tekrar tembih etmiştir. Bu türlü yöneticilere büyük
    istikbal vaad etmiştir
    İslamdan nasibini alamamış, zamanın Şeddatı TRUMP ve diğer AB
    ve ABD Başkanları …, ” ey Kore, ey İran, ey Türkiye ….. – ben Nüklüer SİLAH
    sahibi olabilirim – ama siz olamazsınız”, diyebilmektedir. İslami manada, RAB’Bİ
    tanıyamamış olup, Rabbani terbiyeden mahrum (yoksun) dur, çünkü.
    Allah, bize, erbabını ve kaynak kitablarını bulup, hakiki islamı
    öğrenmeği ve yaşamayı ve faziletlerine (erdemine) kavuşmayı nasip eylesin.

  16. Hadi Almanya’yı yıkıma götürmüş Alman liderin ismini hepimiz biliyoruz. Peki, bütün büyük kentleri bir moloz yığınına dönüşmüş, savaşta milyonlarca insanını kaybettiği için iş gücü kapasitesi tarumar olmuş Almanya’yı alıp aradan geçen birkaç on yıllık süreçte Avrupa’nın en gelişmiş sanayi ülkesi haline getiren lideri kimdi? Buradaki yorumculardan kaçı bu sorunun karşılığı olacak bir Alman ismi verebilir bana -Google arama motoruna girmeden ama?

    Koru’nun bugünkü yazısından yola çıkarak meseleyi sn. Erdoğan etrafında bir tartışmaya dönüştürmek doğru olmaz görünüyor bana. Bir ülkede toplumsal sorunların aşılmasının, herkesin yaşam standardının yükselmesinin vb. yolu gerçekten olağanüstü liderlere sahip olmaktan mı geçiyor? Önümüze olağanüstü lider olarak konan insanlar gerçekten olağanüstü liderler mi? Bu açıdan bakıldığında, hem iktidar partisi hem de muhalefet partileri aynı yerde duruyor görünüyorlar. “Milli Şef”, “Baba Demirel”, “Karaoğlan”, “Başbuğ”, “Reis”,”Gandi Kemal”. . . Nereye kadar? Önümüzdeki seçimlerde iktidara kim gelirse gelsin, devletin resmi kurumu TUİK’de bile % 20,4 görünen genç işsizlik oranından hala yükselişini sürdüren döviz kurlarına kadar derinleşen sorunlarla yüz yüze kalacağı belli. “Liderimize güven, gerisini merak etme sen!” tadındaki arabesk önermelerle yol alınabileceğini düşünüyor musunuz gerçekten?

    • Hayret ya, soruya bakın! güzel bir soru ama bu sınıfta öyle sorulara parmak kaldıran pek olmaz. Varsa yoksa fetö muhabbeti fetö siyaseti. Adam, ölse elinden oyuncağı alınmış bebeler gibi ağlaşırlar.

  17. Gelişmiş ülkelerde önemli görevler de olanlar her yıl uzman doktorlar tarafından muayene edilerek sağlık durumlari ve kullandıklar ilaçlar kamuoyuna duyurulur, böğlece millet onları yönetenlerin hem psikolojik hem de fizikal sağlık durumlarını bilerek ona göre haraket ederler.
    Şu an Kuzey Kore ile barış antlaşmasí imzalatan Trumpdan sanki bir kahramanmış gibi bahsediyorlar,”FAKAT” bunu yanısıra şu sorularide sormaktanda geri kalmiyorlar.
    Madem baríş seviyorsunuz İranla olan kimyasal silah antlaşmasını neden iptal ettiniz?
    Kim J na nasıl güveniyorsunuz?
    Kim J ile antlaşmaya giderken ABD’nin dostları ile neden kavga ettiniz?
    Kanadayı neye dayanarak Terörist ilan edip ilişk8leri kestiniz?
    Peki bizde buna benzer durumlar halk tarafından nasıl gelişmiş úlkelerde nasíl karşilanır?
    Bizde sorgusuz sualsíz itaat edilirke gelişmiş ulkelerde lider babalaride olsa açığíní bulduklarí an geldiği yere gönderilir.
    Peki bahs ettiğim bu liderler kimler?
    İlk başta parti, spor kulübü, ve bu tip kuruluşlara benzer ltopluluklarınb liderleri ve dini liderler. Örneğin Mesepb imamlari,Tarıkat şehleri,cemaat hocaları, ve diğer bunlara benzer görevliler.
    Bu liderler onlarín üyeleri tarafíndan hiç hata yapmayan, dört dörtluk bir insan ve mesleğinin uzmanı gözü ile bakíyorlar.
    Mesala 1996 -97 de İskende Everenesoğlu kendisini evliya ilan etmişti ve Müritleride Hakim,Savıcı, doktor ve brogratlardan oluşan topluluklar idiler.
    Benim arkadaşlarda toplantílarína devet ettiler iki kez gittim.
    ve adamín normal olmadığını hemen anladım fakat benim arkadaşlar o dururken bana inanmaları mumkün olmadíğı gibi kendisini peygaber olarak tanıtınca bütün basın ve yayında onun akil hastasi olduğu ve akil hastahanesinde yattığ ortaya çıktığında dahi onlar hocaamiza iftira atiyor diyerek adama arka çıkíyotlardilar.
    Değeri yazarímızın her yazısı biz okurlarına zihin jimnastiği yaptıriyor.

  18. yorumu okuyunca yandaşlar hariç herkesin aklına gelen benim de aklıma geldi. “Doğmadan önce chpnin tek parti döneminde 75 kişilik sınıflarda okumasının nedeni ilaçlar olabilir mi acaba?” diye düşündüm. ya da doğmamış kızının, bir gün kapılarına “baba bir gece (yoksa bir gün müydü) de bize de zaman ayır” notu. ya da izmir havaalanı, esenboğa havalanı, isparta üniversitesi, adıyaman havaalanı. fakat bir tane değil ki.
    Tabi ilaçtan olmayabilir de. Benim aklıma başka ihtimaller de geliyor:
    mesela, sayın iyibaş, necip bey ya da h.gayret gibi yandaşları görünce, “doğru söylemek önemli değil, nasıl olsa herşeyi savunuyorlar” diye de düşünmüş olabilir.
    bir diğer ihtimal de, “insanlar artık benim bu işi yapamıyacağımı düşünsünler de muhalefete oy versinler ben de artık şu yağcılardan kurtulayım” diye de düşünmüş olabilir.

    • Hamza Bey;
      Yazıyı okuduktan sonra yorum yazmaya niyetlenmiştim.
      Ama sizin yorumunuzu okuyunca tekrara gerek yok.Nasılsa Hamza Bey açıkça ifade etmiş dedim.
      Fehmi Koru Bey de bize sizin düşündüğünüzü mü düşündürmek istedi acaba? :))

      • O henuz dusunce yontemlerinin basinda ve dusunebilmek icin beyninin hangi lopunu kullanmasi gerektigini arastirmakla mesgul. Siz bu yorumu okurken ne anlayip onayladiniz tabi bilemiyorum ama sayin korunun dusundurmek istedigi sey belki de koku alma duyusuyla ilgilidir. Olur ya bazilari icin kokular daha zihin acicidir, hele de beyne gore daha gelismis bir burnunuz varsa.

      • Muhtemelen fehmi bey, okurlarının, benim düşündüğümü düşünmesi için yazmıştır. Zaten bu yazıdan başka bir sonuç da çıkmaz. Ayrıca fehmi bey, son dönemde birbiriyle alakasızmış gibi görünen ancak türkiyedeki gelişmeleri düşündüren farklı olayları, olguları, bazen de filmleri konu alıyor. Zaten didem hanım da fehmi beyin yazılarının bu yönüne vurgu yapıyor yorumunda.
        Ayrıca bir başka okur da ilginç bir yaklaşımda bulunmuş. fehmi beyin yazısını, anlatmak istediğini, baskı ortamı nedeniyle direk değil, farklı yöntemle anlatabilme zekası olarak değerlendirmiş.
        Yalnız bu yöntemin yandaşlar açısından çok kötü etkileri var. Sayın bozdağdan başlamak üzere hepsi muhalefetin iktidarı düşürmek gibi bir artniyeti olduğunu zannediyorlar bu nedenle de herkesin niyetini okumaya çalışıyorlar. fehmi beyin yazılarının altına da hemen, “aslında senin niyetin…” diye başlayan yorumlar yazıyorlar.
        Halbuki iktidarı devirmek gibi bir vatana ihaneti dünyada hangi muhalefet yapmış ki türkiyedeki muhalefet yapsın. ama işte, insan bir komplo teorisine inanmaya başlasın, ondan sonra muhalefete oy verenlerin iktidarı devirmeye çalıştıklarını bile zannedebiliyor.

    • Bir röportajdan;
      M.İnce: MSÜ kurdular, rektör atadılar, rektör de fetöcü çıktı
      Sunucu:Haber merkezimize MSÜ rektörü Erhan Afyoncu ulaşmış. Kendisinin böyle bir ilgisi olmadığını söylemiş.
      M.İnce: Tabi tabi doğru, dekan diyeceğime orda rektör dedim.
      Sunucu: Orda da bir itiraz var.
      M.İnce: Ya bu tartışmaya ısrarla telefonla karşılıklı,..sizin bunu kapatmanız lazım………..Ben cevap vermek istemiyorum.
      Sunucu:Dekan değil şube müdürü tutuklu diyor. Ordaki rektörü de dekanı da töhmet altında bırakmayalım.

      Hamza bey yorumunda adımı geçirip benim gibi yandaşlar için ”doğru söylemek önemli değil, nasıl olsa herşeyi savunuyorlar” demiş.
      Ben bu nitelemesine bir cevap vermeyeceğim çünkü her hakkımızı bu dünyada almak zorunda değiliz. Ama yukarıdaki olay hakkında, diğer yandaşların ”herşeyi savunmalarını” bir görmek istiyorum.
      Yalan iddialar karşısında adını karıştırıp bu vesileyle Erdoğana vurmak istediği insanlar hakkındaki yanlışlığı düzeltilince kızan ve onlardan bir özür bile dileyemeyen bu karakter hakkındaki yorumları merak ediyorum.

      • Bazen bir kişinin kontrol edemediği bir anındaki bir tek hareketi ve davranışı, onun bütün karakterini ortaya koyar. Konuşma hatası, dil sürçmesi veya eski bir olayı yanlış hatırlamak ile bilinçli yalan söylemek ve gerçek ortaya çıkınca dahi bunu arsızca savunmak, kişilerden bir özür bile dilememek farklı niteliktedir.
        Biz 24 haziranda yönetime artık bir partiyi değil bir kişiyi seçeceğiz. Bu kişinin öncelikle karakterinin doğru ve güvenilir olması gerekir. Fikirlerine, görüşlerine, siyasetine daha sonra bakılır.

        • Necip bey, “Tabi ilaçtan olmayabilir de. Benim aklıma başka ihtimaller de geliyor:
          mesela, sayın iyibaş, necip bey ya da h.gayret gibi yandaşları görünce, “doğru söylemek önemli değil, nasıl olsa herşeyi savunuyorlar” diye de düşünmüş olabilir.” şeklindeki yorumum için hak iddia ediyor ve öbür dünyada bu hakkını alacağını ima ediyor.
          Necip bey, necip bey, zülme uğrayan onbinlerce insanın hakkını sizden sormayıp da, zülme destek veriyorsunuz dediğim için benden hak soracak bir öbür dünyayı ben bilmiyorum. Siz nerde buldunuz böyle bir öbür dünyayı?
          hangi kitap size hertürlü zulmü savunduktan sonra size “zülmü savunuyor” diyenlerden hak sorma hakkınız olduğunu yazıyor? İlk defa böyle bir din duydum da.

          • Lafı, konuyu değiştirmeye, alakasızca onbinlerin zulmüne boğmaya gerek yok. Ya ne dediğinizi ve yazdığınızı bilmiyorsunuz, ya da bildiğiniz halde mugalata yapmaya çalışıyorsunuz.
            Siz benim için “doğru söylemek önemli değil, nasıl olsa herşeyi savunuyorlar” dediniz ve tanımadığınız bir insan hakkında bilip bilmeden hakkına girdiniz. Ya özür dileyip helalleşmek isteyeceksiniz ya da hesaplaşma öte dünyaya kalacak. Herhalde kul hakkının sadece paradan ibaret olduğnu düşünmüyorsunuzdur.
            Bu konu ayrı. Sizin esas benim yorumumdaki tespitimle ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Bakalım diğer yandaşlardan biri olarak siz de doğru olması önemli değil deyip herşeyi savunacakmısınız?

      • Hamza beyin zekasini takip etmek cok guc oluyor. Her konuda sasi bakan bir goze ne gosterirsen goster: yamuk! Nihayet bazi abuk sabuk iddialari bak ne ilginc degil mi deyip gorus mesafesine sokalim. Tam da o iddialari benimseme surecinde nasil bir davranis sergiledigine odaklanalim. Belki bazi ipuclarina erisebiliriz?

  19. bu ara yazılan yazıların der spiegel kapağıyla bir ilişkisi var sanki. otokrat liderler ve sorunları üzerine seri yazı dizisinin devamını bekleyebiliriz sanırım. putin ve cinping ile devam eder kanısındayım amaç işi erdoğana uzatmak gibi. direk değil tabii. o yorumcusunun işi. yoksa bizimki de mi ilaç kullanıyor tarzı ucuz yorumlara kapı açarsınız giren çok olur…
    yazarlar yazı yazar, duygularını, düşüncelerini, birikimlerini, anladıklarını, hayallerini, anılarını paylaşırlar. kimi sever, beğenir aynı fikirde olur, kimi sevmez, beğenmez, aynı fikirde olmaz.yazarların seveni olur, öfkeleneni olur, bu yazarın zenginliğidir, düşünce dünyasına girenlerin çeşitliliğidir. bana kalırsa bir yazarın değerini gösteren parametrelerden biri de okuyucu kitlesidir ve bu kitle ne kadar çeşitliliğe sahipse o kadar değerlidir. yazardan çok yazarcı olmaya ihtiyaç yoktur. biraz ufuk lütfen…
    her çağda eder akçe vardır. bazı zamanlarda liderler ön plana çıkar. onlar bazen iyi anılırlar bazen kötü. zamanın ruhuyla ilgilidir. elbette herşeyin bir kemal zamanı ve elbette bir de zeval zamanı vardır.
    siyaset stratejik hamleleri ön görür. başkanlık sistemini kurgulayanlar iki cepheli bir sistem öngörmüşler, o nedenle % 50+1 getirildi… 16 yıldır girdiği tüm seçimleri en yakın rakibine iki tur bindirerek kazanan akp ve Erdoğan mevcut sistemle 50 yıl daha havada karada iktidar olabilirlerdi. birinci turda kazansa da kaybetse de öngörülen sistem bir iktidar partisini ve karşısında içine küçük partilerin eklemlendiği bir muhalefet partisi bloğunu içeriyor. incenin aday olmasıyla Erdoğan rakibini belirledi, medya inceyi ön plana çıkardı ve şimdi biz iki adaylı bir süreci izliyoruz. diğer adaylar oldukça geri planda sayılır, bir süre önce ön planda olan Akşener dahi hayli geri plana çekilmiş durumda. stratejik hamlelerin taşlarının yerine oturduğunu söyleyebiliriz incenin anket sonuçları bir yükselişe işaret ediyor ki iki cepheli sistemde bu zaten kaçınılmaz. zorunlu olarak iktidarın karşısındaki bloğun bir adayının oyları yükselmek zorunda ki baskın aday öne çıksın % 25 i geçmekte zorlanan chp nin adayının parti oylarını geçmesi hayli heyecan yaratmış durumda. kurgulanan sistem bunu öngörüyor zaten. ipi kim göğüslerse kazanan o olacak. iktidarın karşısına başat bir muhalefet oturacak.
    iktidar için kendinin kazanması dışında iki durum mümkün…CB seçimini Erdoğan kazanırsa ama mecliste çoğunluğu sağlayamazsa kazanan kim olur. çünkü bizdeki muhalefet anlayışı değişmezse eğer erdoğanın önünü kesmeye ona her türlü zorluğu çıkarmaya yönelik bir tutum sergileyecektir. bu zorlu bir ekonomik ortamda işlerin zorlukla yürümesi demektir. bu da bir iki sene içinde tekrar seçim demektir, bu akp nin oldukça güçlü gelmesi anlamına gelir mi, göreceğiz. aynı senaryo muhalefet kazansa da geçerli bana sorarsanız. çünkü bir vadeden iktidara karşılık iki vaad eden muhalefet var ve çoğunun uygulanabilir olmadığı ortada. bu durumu akp den devraldıkları durumla açıklama yoluna gideceklerdir ama bu seçmenin duymak istediği bir şey olmayacaktır. vaadlere dikkat etmenin tam zamanıdır. bu seçim olacakları ön görmek biraz zor, önümüzdeki seçimden daha zor…

    • Merhaba Didem Hanım
      Bu seçimi Erdoğan kazanır da meclis çoğunluğunu elde edemezse öyle bir iki yıla kalmadan değil, en kısa sürede yeni bir seçimin kapımızı aralayacağına emin olabiliriz..ülke bunu ne kadar kaldırır, işte buna emin olamayız.
      Zaten 2010 dan bu tarafa referandumlar dahil toplamda 8 seçim yapmış olacağız..az bir şey değil bu…

      İnce’nin, partisinin oylarını geçecek kadar bir rüzgar yakalaması ve bir heyecan dalgası oluşturması, muhalif kesimin hepsini kapsamaz, nitekim kesinlikle CHP’ye oy vermeyecek ama AK Parti ve Erdoğan’dan da rahatsız olan muhafazakar kesimin beklentisini karşılayacak bir başkan olarak, ne Akşener ve ne de Karamollaoğlu olamayacağı için şimdi; Gül’ün denklemde olduğu bir seçimin sonuçları tahayyül edildiğinde bu, ülkemizin kaybettiği bir fırsat olarak ileride hep yazılıp çizilecektir.

      Hele, İnce’nin kazanması durumuyla beraber muhalefetin veya Cumhurittifakın, fark etmez, meclis çoğunluğunu elde etmesi durumunda seyreyleyin o zaman gümbürtüyü ve kaçırılan fırsatın büyüklüğünü…

      ”siyaset stratejik hamleleri öngörür”.. evet, hele ülkenin geleceğine dairse, bu hayati önemi haizdir…

      • selamlar hasan bey,
        yorumlarımdan sayın gül konusunda ne düşündüğümü biliyorsunuzdur. çatı aday olarak kimsenin onu istemeyeceğini yazmıştım, kimse de istemedi. olacak bir dua değildi dolayısıyla bu durumu kaybedilmiş ya da kaçırılmış bir fırsat olarak tanımlayamayacağım.
        incenin ve muhalefetin birlikte kazanması ihtimalini imkansız olmasa da oldukça düşük bir ihtimal olarak değerlendirdiğim için yorumumda yer vermedim. içinde bulunduğumuz şartlarda pek çok açıdan büyük karışıklıklara sebeb olma potansiyeli taşıyan bir seçenek olur bence. iktidar olmanın kolay olduğunu ama muktedir olmaya giden yolun ne kadar tehlikelerle dolu olduğunu ve çok yüksek bedeller ödenmesi gerektiğini geçtiğimiz 16 yılda çok büyük acılar yaşayarak gördük. nasıl baştan başlarız bilemiyorum açıkçası…

  20. Bir resim bin kelimeye bedelmiş! Bu resmi sevdim. `Do you see what I see…` diye bir şarkı vardır malum. Resme işaretle diyorum ki: Can anyone else discover that the expressions on the people look highly similar to those in a Norman Rockwell painting?

    • Euraka, yorumcularin birçoğu ingilizce biliyor. İngilizce soru sorarak kendini farkli gösterme hevesiyle yanan yeniyetmeler gibi görünmüssun. Burda entelektüel düzeyi yüksek çok yorumcu ve okuyucu var. Biraz çocukca olmuş hani söyleyeyim dedim. Gerek yoktu.

      • Bu defa fişeğinizi doğru coğrafyaya doğrultabilmişsiniz, aferin size. Bu vesileyle arada “teacher” türü bir ayrıcalıkla dikkati çekmek için yanıp tutuşan ve kartça yaş grubunda müneccimvari biri olduğunuzu ortaya koydunuz, bir aferim daha. Siz teacher diyorsunuz, öbürüsü therealwinemaker, berikisi Os Spengler bir diğeri Naomi Klein…. yani benimki mi battı size? İçerik konusunda tek kelimeniz yok!

        • Benim nickname imdem sonra bu platformda en esprilisi ayteacher! Digerlerinde zerre kadar mizah bulamazsin. Sirf bu gibi yerlerde yazip cizen ya da dj ler icin falan ozel nickname ler ureten profesyoneller var. Zeka ve espri yoksunu bir lumpen icin 50-60 euroya bi tane edinebilirsin:)

          • Hayret ya, en esprili takma ad onunkiymiş! ama espri kullandığın isminin neresinde, riskli bir isim olmadığından eminmisin. Şaşı gözle bakanlar iki heceyi ayrı okurlarsa işin esprisi o zaman ortaya çıkabilir! Seninkisi kaça mal olmuştu bilmiyorum ama seni aldatmışlar.

        • Sadece isimle kalsaydın sorun yok. Ben email adresimi bu siteye ilk kez yazarken isim kısmına yanlışlıkla girdim. Yarıya gelince farkettim ama sonra bırak kalsın dedim. Özellikle seçmedim. Senin içerik türkçeye çevirince de pek dahiyane değil. Bu arada”expressions of people “yazmaliydin ,”on”değil . (İlk kez söylemek zorunda kalıyorum. Mesleğim ingilizce öğretmenliği olduğu için ayteacher ı mail adresi olarak öylesine seçmiştim. Dikkat çekeceğini düşünerek değil. Komik olurdu dikkat çekmek için yazmak

          • O benim yazdıklarım bir İngiliz Profesörün öğrettikleriydi. Hiç bir bozukluk yok. Benim ingilizcemi H Gayret beğendikten sonra sizi kim takar! Siz ingilizce öğretmenliği diplomanızı nereden almıştınız, sorması ayıp… Ayrıca, içerik deyince siz bunu sadece dil olarak aldınız demek…

  21. İkinci Cihan Savaşı’nı çıkarmak için Sermaye’nin finanse ettiği Hitler Almanya’yı yönetiyordu. Almanya’yı Sermaye yönetiyordu. Hitler’i işlerine karıştırmamak için de uyuşturucu ilaçları veren bir doktorla arkadaş etmişti.
    Sermaye Hitler’e ne sebeple İkinci Cihan Savaşı’nı çıkartırmıştır?
    a) Amerikan Yahudileri Avrupa Yahudilerini devre dışı bırakıp dünyayı kendileri idare etmek için İkinci Cihan Savaşı’nı çıkarmışlardır. Böylece Sermaye’nin merkezi ABD’ye taşınmıştır.
    b) Faizli sistemde zaman zaman tıkanıklık meydana gelir. Faize yeni alan açmak için savaş çıkartır. Önce silah satar sonra silahla harap ettiği dünyayı finanse ederek imar eder. Böylece ekonomisini kan ve yıkımla yürütür.
    c) Filistin alınmıştır, İsrail devleti kurulacak ama kimse İsrail’e gitmiyor. Hitler’in sopası ile gariban Yahudiler Filistin’e göç ettiler. Böylece İsrail devletini kurdular ama Filistin örgütünü de finanse ediyor ki İsrail Yahudileri zengin olmasın.
    d) Dünyayı Masonlar ve sömürgecilikle idare ediyordu. İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra Sermaye dünyayı doğrudan yönetmeye karar vermiştir. Ne Masonları ne de ara devletleri kullanmak istiyor.
    Trump da görünümü ile hap kullanıyor gibi. Bu sebepledir ki söyledikleri ile yaptıkları birbirine uymuyor. Pentagon ile Sermaye arasında top var gidip geliyor.

  22. Sayın yazar, aslında konunun muhattabı sayın yazar değil ev sahipliğine binaen yazdım. Sayın yorumcular en azından bazı yorumcular, hatta çoğu yorumcular. Bu konuyu nerden Tayyibe bağladınız çok ama çok merak ediyorum inanın çok merak ediyorum.

    • Son zamanlarda Erdoğanı izleyen , dinleyen ve kırdığı potları farkeden herkes aradaki ilişkiyi rahatlıkla kurar.
      Bunda şaşılacak bir şey yok.
      Görünen hal yorumcu istemez.
      Hani reklamdaki amca diyor ya:
      “Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz işte”
      Hitlerin peşinden büyülenmiş gibi gidenler acaba ondaki değişimleri farketmişler miydi?
      Büyülenmemişler mutlaka farketmişlerdir.
      Ama büyülenmişler…?
      Farkettiklerini hiç sanmıyorum.

  23. Sn. Koru’nun bugünkü yazısı, adı ister Hitler, Stalin ya da başka bir şey olsun, toplumların “lider” algısı ile, o liderin gerçeklikteki hali arasındaki derin farkı da ima ediyor. En nihayet, “liderler”, her biri bizler gibi yemek yiyen, tuvalete giden, öfkesine yenik düşen, kimi çocuksu yanları ya da kimi sakarlıkları olan, şu ya da bu konuda donanımlı ve becerikli iken bir diğer konuda hiçbir fikre sahip olmayan insanlar. Muhtemelen, pek çoğunda şu ya da bu oranda bulunan bir eğilim de, başarıları tek başına sahiplenme, bir dönem kendileriyle birlikte kritik roller oynamış olanları tasfiye etme arzuları. Söz gelimi, bizim tarihimizde Kazım Karabekir’in başına gelenler bunun ibretlik bir örneğini oluşturur. Benzer şekilde, Stalin, Bolşevik parti içinde Troçki gibi önde gelen muhaliflerinin tümünü fiziken ortadan kaldırmış olduğu gibi, bunların fotoğraflarını montaj yoluyla kitaplardan ve belgesellerden silmiştir. Her ikisinde de ortak tema, bir dönem birlikte kader arkadaşlığı yapılmış o insanların hainlik, ihanet gibi suçlamalara muhattap olmalarıdır.

    Toplumların lider ihtiyacı, o liderin de nihayet gaz çıkaran ölümlü bir insanoğlu olduğunu unutma ve lidere tanrısal güçler atfetme ihtiyacı da ilginç. Bu da üzerine kafa yorulması gerkeken bir konu gibi görünüyor bana. Hiç kuşkusuz bu konu üzerine sayısız çoklukta kitap da yazılmıştır. Benim bildiğim, bu konuda en fikir açıcı olan, bu topraklardan çıktığı halde sık sık unutulan harika bir özdeyiş: “Şeyh uçmaz, müridleri uçurur!”

  24. Birden fazla attan düştüğüne dair video gazete haberine rastlayınca insan sorgulamadan edemiyor. Ayrıca meydanlarda giderek sıklaşan hafıza ve konuşma hataları var. İlaç kullanıyor mu yoksa durum ilaç kullanmadığı halde mi böyle?

  25. Bayram değil, seyran değil; Koru, üç gün üst üste, Churchil, Clington ve Hitler bağlamında Trump temalı, dış referanslı bu üç yazıyı neden yazdı?

    Tabi G7 ülkeleri içerisinde yer almadığımız için devlet başkanımız bu zirvede , dolayısıyla üstteki fotoğrafta yer almamış.. olsaydı, Trump’ın karşısında o da oturur muydu yada diğer devlet başkanları gibi mi pozisyon alırdı bilemiyorum.
    Vaktiyle merhum Ecevit’in, oğul Bush karşısında aldığı pozisyonu hatırlayınca, ‘bu da bir şey mi şekerim, bak dünya ne hale geldi, en gelişmiş ülke liderleri bile, bugün, ABD başkanının önünde sıraya dizilmişler..hem de ayakta’ diye diyesim geldi.

    Bu hal bana, sayın Koru’nun ”ABD yüzyılının sonu mu” başlıklı yazısını hatırlamamı da sağladı.

    Bu ne hal, bu nedir? Dünya, ticaret savaşlarına odaklanmışken ABD’nin, G7’ler diye nitelenen ekonomik ve siyasi partnerlerini bu şekilde sigaya çekmesi manidar. Gelişen uzak doğu ekonomilerine (Çin, Hindistan) karşı politika geliştirme adına, belki de Trump’ı ikna etme seanslarıdır yaptıkları.

    Şimdi, Batı ile Shangay arasında, ”hangisine dahil olsam acaba” diye, iki blok arasında salınım yaşayan Türkiye, bu tabloyu nasıl okuyordur acaba?

    Dünya ekonomik sıralamasında ilk 10’a girmeyi hedefleyen ülkemiz, son ekonomik verilerden sonra sıralamasını revize eder mi? Yada, gelişen ekonomiler blokuna girerek mi hedefine ulaşmayı mı amaçlıyor?

    Allah, Trump’ın arkasına gizlenen canilerden ve doymak bilmezlerden dünyamızı korusun.

    (Şimdiden Ramazan Bayramınız kutlu olsun sayın Koru, Ocak Medya ve okurlar.)

  26. Bir de derler ki özgürlük toplumun zekasını açar, baskı ortamı köreltir, güya özgür ABD, Artistin biri başkanını tenkid edecek dümdüz küfür ediyor, neymiş özgürlük hödükleştirirmiş, zekayı işletmeğe gerek kalmıyormuş, gözünü sevdiğim baskı ortamı, en basit sorgulama için bile zekayı çalıştırmak zorunda kalıyorsun, hatta ne yazarlar hatırlarım, yazısı biter, kendisine ayrılan sütunda yer kalmıştır, bir dış haber bulur, hani sütunu doldurmak için, sonuç, zekayı çalıştırmak zorunda kalacaksın ki keskinleşsin, işleyen demir ışıldar

    • bu da ilginç bir yaklaşım olmuş.
      Yalnız sizin denkleminizde eksik bir yön var. bu baskı altında insanların zekasının geliştiği tezini doğru kabul etsek bile bir de baskı üstü insanlar bölümü var. sizin teziniz o bölümle ilgili herhangi bir düşünce içermiyor. Öyleya baskı altında olan insanlar gibi, bir de baskı üstünde olan, yani baskı yapan ve baskıya destek veren insanlar bölümü var. baskı ortamının o insanlar üzerindeki etkisi konusunda herhangi bir görüş belirtmemişiniz.

  27. Fehmi bey, Trump, un kullandığı ilaçları Bütün ABDliler biliyor ve ona göre hareket ediyorlar. ABD de zaten Başkan aday adayları sağlık raporu getirip öğle seçim yarışína giriyorlar.
    Paki bu iş bizde nasıl? Bizdeki C Başkanlarí neden sağlík raporu vermiyorlar? Yoksa veriyorlarda bizmi bilmiyoruz?
    Sıradan bir işe girerken sağik raporu isteniyorda neden bunlardan istenmiyor?
    Peki Başkanlik sistemine göre herşey başkanín iki dudağı arasında astíğí astık kestiği kestík. Peki bu başkan herhangi bir uyuşturucu ilaç kullaniyorsa o zaman bu insan nasíl devleti yönetebilir?
    Reiscler zaten bu işinde çaresini bulmüşlar reisden kimse sağlíğí ile ilgili soru soramaz mümkün değil, çúnkü onlara göre sağlík bilgilerini Erdöğandan değil Fetullah Gúlenin vermesi gerek.
    Zaten reis hasta falan olursada olsun.
    Nasıl olsa onunda bahanesi hazír F Gúlen gazetecilerin gözünün önünde ilaç aldığı için reisin sinirleri ona bozulmuş diyerek konuyu kapatırlar.

    Not Trump ve Kuzey Kore lideri şu anda barış imzadılar, hemde bir saaten daha az sürdú.antlaşdílar.

  28. History kanalında (digitürk 185) Hitler’in Peşinde adlı bir belgesel var. Gizliliği kalkmış CIA belgelerinden Hitler’in izini sürüyorlar. İntihar filan etmemiş. Güney Amerika’ya kaçmış. 18-22 Haziran arası her gün 20.05’te izleyebilirsiniz.

  29. Trump kendi raporunu kendi yaziyor, onun için günde 4 tane ilaç kullaniyor diyiyorlar.
    Saç uzatma hapi ,kalbi için çocuk aspirini prostot kanseri için tipikal antibiyotik, kolesterol, yüksek tansiyon ve kan içinde bir hap aliyormuş.
    Yalniz onun babası alzaymirmiş onun içinde ilaç vermeyi düşüniyormuşlar.
    O toplantıyida karıştırdı, Canada başbakını ile tartıştılar.Onada birşey için terörist dedi ama tam anliyamadım fakat Canada Başbakani ve dişişleri bakanı Trumpa epeyce laf saydılar vede onun istediği bir şeyi Canada imzalamadı.
    Tıpkı bizdeki Ikizi gibi her önüne gelenle kavga ediyor. G 7 üyelerinin hepsi kizdıılar.
    Galiba Trump hitler gibi çünku bugün senetor McCain çok sert bir twit attı.
    Bakalım Trump mi havlu atar yoksa ABD halkımı.

  30. Benim de aklıma, kameralar önünde ceketi üzerinden tansiyon ölçtüren sözde “kâinat imamının” hangi ilaçları kullandığı sorusu takıldı…ve tabii hala kendisine toz kondurmayan bağlılarına ne verdiği…

    • Hayret ya! değişmez bir malzeme olarak hala o adamı kullanıyorlar… Pensilvanya endexli siyaset ne bitmez tükenmez bir şeymiş! Adam 80nine merdiven dayamış hala acaba ne ilaç kullanıyor, ne merak ne merak!

      • Sorun da bu ya hocam. 80 e merdiven dayamışsın ! Daha ne kadar yaşayacaksın be adam ? Gel de buraya ( ABD li abileri izin verirse ) bir hesap ver millete , AKP’nin hesabı nı görecek bu millet zamanı gelince , bu konuda endişe etme . Paşa paşa gel , iki gurubu da ( AKP + FETO ve ekibi ) bir mahkeme salonunda ağırlayalım , ne istediler ? verenler ne vermiş ? ne etmişler? söylesinler , birbirlerine tanıklık etsinler. Güzel olmaz mı ? Böylece Türk Milleti de bu dertten kurtulur , bu iki eski kadim dost grubu , aynı mahkeme çatısı altında adil yargılamış olur bir gün bu millet . Birini değil ama her ikisini de . Olaya bu perspektiften de bakın. Tarafgir olmayın. Hak ve adaletten yana olun.

        • musa bey, temenninize yürekten katılıyorum. Suçun zaten akplisi, fetöcüsü olmaz. suç suçtur. ve zaten bunlar bu suçların çoğunu birlikte işlediler, pekçok suçun ortaklarıdırlar. zaten onun için birisi gerçekte gelmesini istemiyor, diğeri de gelmek istemiyor.

        • musa bey, öncelikle yorumunuza katılıyorum hem fetö hem akp yargılanmalıdır. bunu amasız fakatsız söylüyorum bi kenara koyalım.
          sıkıntı şu;
          akp iktidara geldiğinde the cemaat akp nin eline doğmadı. 40 yıllık bir örgütlenme bu. akp iktidara geldiğinde yaklaşık 25 yaşlarında idi ve hali hazırda zaten pek çok yerde mevzilenmişti.
          kurulduktan kısa bir süre sonra muhalefet koltuğuna bile oturmadan iktidara gelen akp dolduramadığı kadrolara the cemaat üyelerini aldı. karşısına asker, vesayet çıktıkça, 367 ler, kapatma davaları geldikçe, ve elini verdikçe kolunu kaptırdı. gönüllü ilişkiler-zorunlu ilişkiler…. bu ülkenin aleyhine çalışan bir yapılanma olduğu anlaşıldıktan sonra ise bu kez muhalefet partileri ile olan ilişkiler ağını görüyoruz.
          hepsi kendi içinde son derece hassas değerlendirilmesi gereken farklı oranlarda suç unsuru barındıran son derece karmaşık bir davadan bahsediyoruz. mevcut iktidarın önceki iktidarların sonraki muhalefetin, yargının, medyanın cemaat liderlerinin, cemaat üyelerinin herkesin kendi ölçeğinde suç payı olan bir dava bu. kimin ne kadar suçu varsa cezası ona göre verilmeli…öyle ki toplum vicdanının önünde hak yerini buldu demeliyiz değil mi???
          bu davaya kim bakacak?
          herkesin hak ettiği cezayı kim belirleyecek?
          sıkıntı burada bence.
          söyleyecek çok sözüm var lakin yorumunuza verdiğim hakkın önüne geçmesini istemem. belki başka sefere…

          • Her ifadenizin altına imzamı atarım. Umarım gün gelir, köprü üzerinde hunharca katledilen erlerin heabı da sorulur. FETÖ suçlamasıyla karşılaşırım diye kimse o talihsiz çocuklardan söz etmiyor.

        • Hayret ya, tarafgir olmak da neymiş! ben takıntılara endexli buradaki bitmez tükenmez kalemlere dikkat çekmiştim. Onu ve bütün ortak ve bağlantılarını mahkeme salonunda ağırlama fikri gayet güzel ama, o kadar büyük bir salon ve adalet var mı? Akşener bunu yapacağım diyorsa ona da inanmayın. Hepsi birşeyler sallarken o boş mu duracak…

      • Size göre fi tarihinde Tayyip Bey’in bindiği attan düşmesi, belki de dünya tarihinin en derin ihanetinden daha önemliyse gerçekten Hayret!

        • Hocam ihaneti yapanlara tüm uyarılara rağmen 10 yıl boyunca yardım ve yataklk eden , ne istedilerse verenleri , palazlandıranları , üstelik bunu itiraf edenleri pas geçmeyelim. Her ikisine de söyleyecek sözümüz olmalı . Yoksa bu kısır çekişmeden kimse birşey istifade edemez.

          • Tatlıcısı tulumbacısı “hain” çıktı. Subayı astsubayı “hain” çıktı. Öğretmeni öğrencisi “hain” çıktı. Doktoru ebesi hemşiresi “hain çıktı. Kırtasiyecisi gazetecisi “hain” çıktı. Hem de binlerce, on binlerce. Bunların çıkmadığı tek bir şey var: milletvekili.

            Necip milletimiz bu tuhaf durumu açıklamakta zorlanıyor olmalı ki, bu konuda bir fikre varmayı kolaylaştracak bir belgeselin Youtube’daki izlenme sayısı 2.810.373. Yani, bebekleri çocukları bir kenara bırakırsak, erişkin nüfusmuzun nereden baksanız %15 kadarı girmiş bu belgeseli izlemiş. . . Ne sonuç çıkarmışlardır, bilemiyorum 🙂
            https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

          • Musa bey dogrusunuz. Zaten devletimizi coktan sahiplenmis olan gladio/fetoyle bi donem isbirligi ve yanisira yemleme yapilmis, sonra da kafeslenmis olamazlar mi? Nihayet sumuklu psikopatin ‘kirk yildir ordugumuz hirkayi al sen giy mi diyecektik’ diye ifade ettigi o hirka zaten milletimizindi. Suriyeli mazlumlari himaye etmemizin yuzu suyu hurmetine, 15 temmuz kahramanlarinin sayesinde devletimizi geri almis olamaz miyiz? Allah devlete millete zeval vermesin…

          • Bernar bey merhaba. video linki için teşekkür ederim.
            Buna benzer videoları her gördüğümde kemal sunal filmleri izliyor gibi keyif alıyorum. televizyonlardaki bayram proğramlarını aratmıyorlar. benzer videolara denk gelirseniz bizimle paylaşın lütfen.

          • bernar bey tekrar merhaba! Videodakilerin performansları müthiş. video için tekrar teşekkür ederim.

          • Kısa süre önce, darbe girişimi sırasında,”iblis uşağı yaratıklar” tarafından köprüde bedenleri parça parça edilen masum askerlerin hesabının da sorulması gerektiğini yazdım. Bakın nasıl üzerime gelecekler, bu linç edilen askerler meselesinin bir yalan olduğunu vs. söyleyip beni Temmuz şehitlerini unutmakla, ortalığı bulandırmakla suçlayacaklar. . Bu tü kendini bilmezlere, serbest atışa geçmeden önce aşağıdaki paragrafın kime ait olduğunu keşfetmelerini önermek gerek -eğer utanç verici bir durumdan sakınmak istiyorlarsa.

            “Hiçbir şeyden haberi olmadan, kamuflaj giydirilip silah başı yaptırılan, tatbikat olur diye sokaklara çıkarılan suçsuz günahsız mehmetçikler de dayaktan geçirilmişlerdir (. . .) Kardeş kardeşin boğazına sarılmıştır. Vaka-yı adiyeden beri ilk defa asker linç edilmiştir. Teslim olan askerlere demir çubuk, kemer ve kesici aletlerle saldırılmıştır. Kimin suçlu kimin mazlum olduğu tespit edilmeden, Mehmetçiklerin yüzüstü yatırılışları, yerlerde darp edilmeleri, çıplak halde kafalarına vura vura polis otolarına bindirilmeleri skandaldır, milli vicdana terstir. Bir askerin kafasının kesilmesi, tarihte olmayan canavarlıktır. Her şey bir yana, hayatını kaybetmiş bir Mehmetçiğin başında bozkurt işaretiyle fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşan iblis uşağı yaratık, neredeyse bulunup darbecilerle birlikte yargılanmalıdır.”

    • Özer Bey, yorumunuzun ilk kısmı çok ama çok önemli. Devletin bir çok yerine kendine ‘bağımlı’ kişiler yerleştiren bir kişinin sağlık durumu hakkında hem genel toplumun hem de kendisine bağlı ya da bağımlıların bilgi sahibi olmaları gerekiyor/gerekiyordu. Düşünün bahse konu şahsa bağlı/bağımlı hava kuvvetlerinde insanlar vardı/varmış ve oradakileri yönlendirecek konumda olan bu şahsın sağlık durumu hakkında biz yurttaşların bir fikri yoktu. Ancak devleti yöneten kişilerin mutlaka bilgi sahibi olmaları gerekiyordu, o da başka bir mesele. Özellikle 15 Temmuz, devleti yönetenlerin bu konuda işlerini iyi yapamadıklarını ortaya çıkarmıştır.

      Dolayısıyla devleti, toplumu ya da grupları yöneten kişilerin sağlık durumları ile ilgili olarak, vatandaş temsilcilerinin etik dairede bilgi sahibi olmaları aslında bir gerekliliktir. Yöneticilerin sağlık durumları devlet yönetimi bünyesinde etik ölçülerde takibi zorunlu bir meseledir. Çünkü verdikleri kararlar ile insanların hayatlarını derinden etkileyebiliyorlar yöneticiler.

      Yorumunuzun ikinci kısmı, genel olarak dindar ve muhafazakarların liderlerine/hocalarına/şehlerine sadakat adı altında gösterdikleri ‘bağımlılık’ sorunudur. Bu sorun diğer gruplarda da var, ancak şu an mevzu muhafazakar cenah. Bu konuda kusura bakmayın, dindarların/muhafazakarların/milliyetçilerin birbirinden pek bir farkı yoktur (istisnalar müstesna, akılcı ve hakkaniyetli yaklaşanlar tabii ki var). Körü körüne parti, cemaat, tarikat, örgüt bağlılığı gösterenlerin çoğu yanlışları ve çelişkileri göremiyorlar. Takım tutar gibi parti ya da cemaat tutuyorlar. Herkes kendini bir çek etmeli bu konuda bence!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here