Dış politika tercihi.. tepkilere değil çıkarlara dayanır.. Suriye politikamız bugün tepkisel…

25
Doğru olan bu görüntüydü.. Esad veya bir başkası fark etmez..

 

Yakın zamana kadar izlenen Suriye politikası acaba kime aitti?

Daha önemli soru şu: Şimdilerde izlenen Suriye politikası kimin eseri?

Aslına bakarsanız Arap Baharı etkisinin Suriye’de tetiklediği hareketlenmeyle birlikte Türkiye’nin izlemeye başladığı çizgiyi 2 ile sınırlamak da zor: En başta “Esad’lı”.. sonra “Esad mutlaka gitmeli”.. şimdilerde ise “Bir süreliğine Esad da olur”.. diyebileceğimiz en az 3 farklı politika izlendi.

Hükümetin önemli isimlerinden, başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Hürriyet Ankara Bürosu’nu ziyaretinde sarf ettiği, Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım” cümlesini hangi çizgiyle irtibatlandırabiliriz, bilemiyorum.

Çünkü ardından şu cümle geliyor: “Tabii ki Esad rejiminin, zalimlerin yanında yer alacak değiliz.”

‘Yanlış’ diye eleştirilen politika Esad’ın mutlaka gitmesi üzerine oturuyordu.

Başbakan Yardımcısı hükümetin izlediği Suriye politikasını daha önce de eleştirmişti.

Hürriyet’te Murat Yetkin’in 18 Ağustos 2016 tarihli yazısının başlığı Kurtulmuş’un bir grup gazeteciyle sohbetinden: “Başımıza gelen birçok şey Suriye politikasının sonucu…”

AK Parti’ye 2012 yılında katıldığı ve ancak 2014’te Ahmet Davutoğlu hükümetinde yer aldığı için, Kurtulmuş’u, şimdilerde uygulanan Suriye politikasını sağlayanlardan biri olarak görebiliriz.

Eski çizgiyi bu kadar rahat eleştirmesi de onu gösteriyor.

Yeni politika doğru mu?

Geçmiş geçmişte kaldı; biz bugün ve yarınla ilgilenmeliyiz.

Acaba şimdilerde izlenen Suriye ile ilgili politik çizgi doğru mu?

Suriye benim kişisel tarihimde yeri olan bir ülke. 1979 yılının neredeyse bütününü Arapçamı ilerletmek amacıyla başkenti Şam’da geçirdim. Orada kaldığım süre içerisinde dostluklar kurdum, toplumu ‘içeriden’ tanımaya çalıştım. Halkının Türkiye ve Türkler sevgisine yakından tanıklık ettim.

Arap toprakları Osmanlı’ya birer birer başkaldırmaya başladığı, bu alanda öncülüğü Hicaz’da Şerif Hüseyin ve Ailesi, Lübnan’da Hıristiyan aydınlar ellerinde tuttuğu halde, isyana en son katılan Suriye halkı olmuştur.

Askeri becerisi zayıf, halkı yönetmesi rezalet olan Cemal Paşa’nın yerel halkı soğutan akıl almaz aşırılıktaki politikalarına rağmen epey tereddüt geçirdi Suriyeli aydınlar…

Arap Baharı’na kadar giden yeni aydınlanma hareketi Tunus’ta başlamış olsa bile Suriye halkının onu benimsemesiyle bir anlam taşır olmuştu.

Suriye Arap Dünyası için olağanüstü önemli bir ülkedir.

Bahar Suriye’de tutunabilseydi, bugün bambaşka bir Arap coğrafyası ve farklı bir İslâm Dünyası olacaktı.

Yapılan yanlışlar yalnız bir komşu kaybettirmedi bize, Suriye’nin iç-savaşa sürüklenmesine kadar AK Parti kadrosunun Arap topraklarında kazandığı itibar ve oradan kaynaklanan özenmeyi de büyük çapta yaraladı.

Eğer yeniden aynı itibara erişmek diye bir derdimiz varsa.. onu elde etme girişimini.. yine Suriye politikamızla başlatabiliriz.

Acaba bugün izlenen ve “Değişti” diye bazı çevrelerin yere göğü sığdıramadığı Suriye politikamız bunu bize sağlar mı?

Rusya ile yakınlaşırken..

Şimdilerde izlenen Suriye politikasının merkezinde Rusya ile yakınlaşma bulunuyor. Halep’in doğusunda sıkışmış direnişçileri kurtarmak için devreye girdi Türkiye ve Halep’ten Rusya ile yakınlaşma süreci çıktı.

Şimdi de el-Bab’ta Rusya ile birlikte hareket ediyoruz.

Doğru mu yapıyoruz?

Rusya ile yakınlaşmamız, her ne kadar Şanghay 5’lisi muhabbeti daha önceleri başlamış olsa bile, ABD ile frekanslarımızın bozulmasıyla yakından irtibatlı. ABD’nin kendi askerini buralara göndermek yerine bu bölgede Kürtleri kullanmayı yeğlemesi ve YPG ile işbirliğine gitmesi Ankara’yı haklı olarak kızdırdı.

Washington ile hayal kırıklığının boyutu büyüdükçe Moskova ile yakınlaştık.

Geldiğimiz noktada, ABD’nin de içinde yer aldığı Batı ile ilişkilerimiz pamuk ipliğine bağlı; buna karşılık Rusya ile aramıza çelik hatlar çekiyor gibiyiz…

Osmanlı da hayal kırıklığına uğrayana böyle yapmıştı.

İngiltere ve Fransa ile sorunlar yaşadığı dönemlerde Rusya ile yakınlaşmıştı Osmanlı…

Mahmud Nedim Paşa; ya da Nedimoff

Sultan Abdülaziz döneminde iki kez Sadaret makamına getirilen ‘Nedimoff’ lâkaplı bir sadrazamımız bile vardı: Mahmud Nedim Paşa

Ancak Osmanlı, zayıfladığında, Rusya’nın topraklarında gözü olduğunu anlayacaktı.

Ruslar Çatalca’ya kadar gelecek, Erzurum ve Trabzon’a yürüyecek, 2. Dünya Savaşı ardından Kars ve Ardağan’ı isteyecek, gözünü Boğazlar ve İstanbul’dan hiç ayırmayacaktı…

Şunu bilelim: Tarihimizin hiçbir döneminde şimdi olduğu kadar yakınlaşmadık Rusya ile…

Hiçbir zaman.

Çıkarlarımız çatıştığı için…

Acaba şimdi çıkarlarımız uyum halinde mi?

Suriye’de Rusya ne peşinde; biz oraya baktığımızda nasıl bir Suriye görmek istiyoruz?

Rusya Suriye’de Soğuk Savaş şartlarında oluşturduğu türden bir ilişkiyi yeniden kurmanın peşinde.

Beşşar Esad’ın babasının yerine iş başına gelmesi ve Türkiye ile yakınlaşması sonucu.. Suriye yönünü Batı’ya çevirmişti. Batı’da ilk gördüğü ve özendiği ülkeydi Türkiye…

Putin şimdi, Beşşar Esad’ı yeniden babasının politik çizgisine itiyor.

Hafız Esad’ın çizgisi Türkiye’yi ‘hasım’ görür…

Çok ayrıntıya dalmak istemem.

Söylemeye çalıştığımın özeti şu: Evet, Suriye’de yanlış politikalar uyguladık; ancak bugün izlenen de doğru bir politika değil. Tepkiseliz ve Rusya bundan yararlanıyor.

Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasından.. Suriye kaybediyor…

Bizim gönüllerini kazanmaya çalıştığımız ve kazanmamız gereken Suriye halkı kaybediyor…

ΩΩΩΩ

25 YORUMLAR

  1. Baştan sona yalnış, 2012 ramazan ayında olaylar henüz taze iken dış politika yazarı Mustafa Özcan’ la konuştum bu konuyu. Mustafa Özcan müdahil olmamız taraftarıydı. Ben aktif tarafsızlık yanlısıydım. Ama bu yapılamayacak ise kesin ve kısa bir müdahale yapılmalıdır dedim. İkisi de yapılmadı. Nepotizme boğulmuş, bir dışişlerinden çok şey beklemişim. (Bknz. Naci Koru’nun anlamsız yükselişi) Evet burası hala şark. Cehaletin, nobranlığın, hak etme değil, gasp kültürünün hala baştacı edildiği şark. ( tabi sureta entelektüel görünmek ihmal edilmeyerek) Bu ahmaklık gelecek kuşaklara da ödenmesi gereken bir fatura bırakacak ne yazık ki. Söylesem faydası yok sussam gönül razı değil vesselam.

  2. Bence devlet yanlis yapti ve yanlisa devam ediyor. Denize dusen yilana sarilir gibi bu milli felaketlere sarildi. Osmanlinin cokusunden ders almamislar. O zamanda turklugun asagilandigi ve tsvizlerin verildigi zaman ile simdinin bir farki yok bence. Sizin gorusleriniz isabetli olsa idi gurcistan yonetimine yon verirdiniz.

  3. Muhalefet ve gazeteciler yanlıştı diyor
    Doğrusu yok
    Fransa başkanı Hollande ne diyor
    Deaş a karşı ABD ile alakalı anlaştık
    Operasyon günü belirledik
    Deaş büyümeden sorun çözülecekti
    Ama Obama o gün ortada yoktu
    Sonra plan değişti dedi
    Bizde öyle yapmadık mı
    Arap baharı gelsin Suriye’de
    Esada seçime git denilmesi mi
    Halkına bomba yağdırma mı
    Bu arada içimizden de vurulmadik mı
    Rusya değil sadece iran Çin ile de yakınlaşmak istiyoruz

    Sayın Koru bu millet kışı iyi kötü gecirir
    Ama yediği ayazı da unutmaz
    Bu arada abd buyukelciliginin nihat erim fotoğraflarına deginmemissiniz
    Koskoca ABD tepkisel davranmıyor mu
    Sonuçta İster ABD ister Rusya ile çıkarlarımız doğrultusunda dost da düşman da oluruz
    Size göre doğru ne sahi

    Saygilar

  4. Numan KURTULMUŞ önceden de Suriye politikasını eleştirmiş,şimdide yanlış yaptık diyor sanki muhallefet partisinden adam. Tamam özeleştiri yapacaksın o zaman yanlış olan ne onuda söyle bari.

    Tabi zalim Esedi desteklemeyeceklermiş, ne yapacaksınız o zaman?

    Fehmi KORU’nun Numan KURTULMUŞ’un eleştirisine “Doğru” demesini hiç doğru bulmadım. çok ayıp.

    Numan bey özetle çaktırmadan Ahmet DAVUTOĞLU’nun değerlere dayalı dış politikasını eleştiriyor şimdi çıkarlara dayalı politika yürütecez algısı veriyor ama Fehmi beyin farkettiği gibi “Esedi desteklemeyeceğiz” derken bununla da çelişiyor.

    Yanlış olan nedir?
    Esed’i demokratik geçişe teşvik etmek üzere desteklemek mi?
    Esed kendi halkına kurşun sıkınca Suriyeli kardeşlerimiz ile dayanışmamız mı?
    Çanakkale savaşında hatta kurtuluş savaşında bizimle omuz omuza savaşanların torunlarını katliamdan kurtarmak üzere ülkemize almamız mı?

    Dış politika çıkarlar üzerine yürütülür diyenleri uyarırım. Suriye-Irak-Balkan coğrafyası Kurtuluş savaşında kurtaramadığımız KARDEŞLERİMİZİN yaşadığı coğrafyadır, bu coğrafyada yaşayan Türk,Arap,Kürt,Arnavut,Boşnak hasılı cümle müslüman teba kardeşimizdir, gayrı müslümler ise Osmanlının dağılma sürecinde kandırılmış komşularımızdır ki onlar bile bize muhtaçlar şu anda farketmeseler bile.

    Şimdi yaşadığımız özgürlük, refah ve diğer imkanlarda bu kardeşlerimizin hiç mi hakkı yok.
    ve biz bu kardeşlerimiz ile bir olmadan tarihte hiç düşmediğimiz kadar kötü bu durumdan kurtulabilir miyiz sanıyorsunuz.

    Nepal – Brezilya – Norveç ile bu kardeşlerimizi bir tutamazsınız, çıkarlar üzerine dediğiniz DIŞ politika DIŞ politikadır, Erdoğanın bir zamanlar söylediği şimdi unuttuğu gerçeği tekrar edeyim Suriye bizim İÇİŞİMİZDİR, Hatta Irak, Kosova, Makedonya, Bosna Hersekte böyledir. buralarda Türkiye’de akrabası olmayan insana zor rastlarsınız, beğensenizde böyle beğenmesenizde.

    Süleyman KARAGÜLLE’nin bu yazıya yorumu ile tam bir hayal kırıklığına uğradım, dış politika gerçekçi olsun demek bir yerde kabul edilebilir ama Fehmi KORU – Süleyman KARAGÜLLE gibi bizim mahallenin adamlarının ağzına Kardeşlerimiz sözkonusu olduğunda çıkar-mıkar hiç yakışmıyor.

    Onlar bizim kardeşimiz değil diyenler varsa onlarada cevabım şudur;
    Siz hernekadar batılılaşsanızda, batılılaşmak için tarihinizden,coğrafyanızdan vazgeçsenizde batı sizi bağrına basmaz. Bunun kanıtı Bosna savaşı ve batının bu savaştaki tutumudur.

    “2 saniye sonrasına garantimiz olmayan bu dünyada fırıldaklığın lüzumu yok.” diyen Muhsin YAZICIOĞLU’nu rahmetle anıyorum.

    • Ahmet Bey merhabalar,

      Suriye’de sadece iki ihtimal var gibi bir kabul üzerine yorumunuz: 1) Hiç bir şey olmamış gibi görmezden gelmek, 2) Kardeşlerimize yardım için herşeyi yapmak… Genelde herkes iki ihtimalli düşünüyor, bence bu ikilemden kurtulmalıyız. Üçüncü dördüncü ihtimaller olduğunu unutmamalıyız.

      Örneğin Süleyman Karagülle Suriye savaşının ilk gününden beri şunu söylüyor (dedem olduğu için hem sözlü hem yazılı yakından takip edebiliyorum.)
      1) Mültecileri kabul et, savaşmak istemeyenleri ülkene al ve yardımcı ol. Yaralarını sar… Bu insanlık vazifesidir.
      2) İnsani yardım götürme, silah götürme, bu savaşı körükler, Suriye’ye yardımcı olmaz. Mümkünse muhaliflerle Esad’ın masaya oturup barışmasını sağla.
      3) Türkiye’ye gelmiş mültecilerin tekrar Suriye’ye gitmesine izin verme. Aksi halde burada tedavi olup savaşa devam ederler, Suriye’ye bir faydası yok, savaşı körükler.

      Türkiye ikisini birden yaptı, hem sınır açtı, hem insani yardım götürdü. Böylece savaşa biraz da biz odun taşımış olduk. Bu savaşı kazanamadığımız gibi, şimdi gerisin geriye döndürmeye çalışıyoruz.

      O gün dedemi anlamamıştım, ama yılların tecrübesi adam. Bugün ne kadar haklı olduğunu görüyorum.. Sadece mültecileri kabul edip, savaşmak istemeyenleri almış olsaydık, diplomatik masalarda Esad’ı daha iyi kıstırabilirdik diye düşünüyorum.. Numan Bey de, hatalıydık derken bunu kastediyordur. “Esad safında yer almalıydık” demek istememiştir.

      Saygılarımla.

      • Ahmet Taha bey merhaba,

        Süleyman KARAGÜLLE’yi Ocakmedya’daki yazıları ile tanıdım ve istifade ediyorum, ama Suriye konusunda yazdıklarına(ve fikirlerine) katılmam mümkün değil.

        Ben Suriye konusunda düşündüklerimi çok uzun olur diye yazmadım,Numan KURTULMUŞ’un açıklamalarının içinin boş olduğunu (Siz bile ne dediğini tahminen yazıyorsunuz çünkü belli değil) ve bu yazı ve yorumlarında gördüğüm yanlışlara itirazımı yazdım.

        Suriye ve diğer eski vatandaşlarımızın olduğu çoğrafyaya DIŞ demek yanlış İÇ değilselerde DIŞ ta değiller ve bu coğrafya ve burada yaşayan insanlar sözkonusu ise çıkar esaslı politika yürütmekten bahsedemeyiz ve mutlaka duygularımız ile de hareket etmeliyiz.

        Duygularımızı reel politikle sınırlamamız gerekebilir, bağrımıza taş basarız ama Duygularımızı çıkarlarımızla sınırlayamayız. Dikkat çekmek istediğim nokta budur.

        Son olarak Numan bey “Esad safında yer almalıydık” demediğini açıklamasında da söylemişti zaten. ne demediği bellide ne dediği belli değil. CHP muhallefeti gibi 0 yanlış bu yanlış demek doğru değil. Sen iktidardasın, yanlış olan ne açıklarsın sonra doğrusunu anlatıp uygulayarak başarırsın bizde görürüz.

        Hasan TİRYAKİ’nin hatırlattığı gibi sonradan bu açıklamasına düzeltme yaptı, pek belli olmadı ama Muhsin YAZICIOĞLU’nu anmamın sebebi bu manevra kabiliyetidir.

  5. Numan beyin, suriye politikası ile ilgili sonradan yaptığı düzeltme açıklamasını farketmemiş olanlar için ve bu tartışmada kayıtlara geçsin diye ekleyeyim istedim.
    “Orada söylediğimiz, Suriye politikası, genel olarak uluslararası camiayı da kastederek, Suriye’de uygulanan politika yanlıştı ve maalesef bunun bedelini Suriye halkı ödedi. … Türkiye olarak durduğumuz yer doğruydu. Hiç şüphemiz yok. Yüzde yüz doğruydu. Suriye halkının yanındaydık, Suriye’de demokratik bir sürecin başlatılmasını istiyorduk ama bunları gerçekleştirebilecek politik araçların gelişmesini sağlayamadık, gücümüz tek başına buna yetmedi. Uluslararası camianın bu noktada ciddi bir desteği olmadı. ABD başta olmak üzere birçok uluslararası koalisyonun parçası olan ülkelerin, Suriye’de sonunu nasıl çözeceğine ilişkin bir eğilimi, yönelimi, ortak bir perspektifi olmadı. Dolayısıyla söylediğimiz şey budur. Dolayısıyla biz Türkiye olarak doğru yerde durmuş olmakla birlikte bu doğru yeri tahkim edecek politikaları geliştiremedik. Buna gücümüz yetmedi.” Numan beyin bu konudaki sözleri burda bitiyor.

    Fehmi bey suriye politkasını tepkisel olarak değerlendiriyor, oysa yapılan şu; “batı koalisyonu bu konuda çözüm olmadıysa, bizde çözümü başka partnerlerle bulmaya çalışırız.” Araçlar değişse de amaç ve çıkarlarımızı gerçekleştirme hedefimiz aynı. Bundan Rusya da kazançlı çıkacaktır elbette ama bu dönemde Türkiyeye kazık atması, avrupadan sonra güneyinde de yeni bir düşman cephesi oluşturması, Ruslar için tercih edilecek bir durum değil, bunu en son büyükelçi suikastınden sonraki oldukça yumuşak tepkiden anlıyoruz. Güneyinde kendisine düşman olmayan, bağımsız bir politika izleyeyebilen, ürettiği petrol ve doğalgazı satın alan, pazarlayan ve köprü olan bir Türkiye var. Türkiyenin istediği kadar, Rusyanın da suriyede çözüm için elinden geleni yapacağına inanıyorum. Bu rusyanın çıkarına olduğu için bunu yapacak, kara kaşımız ve gözümüz için değil tabiki. Aksi halde nato ve abd tarafından artık iyice sıkıştırılan rusyayı, yakın zamanda çok zor günler bekliyor olacak.
    Türkiyenin politikasını eleştirirken “esat gidecek dediler sonra biraz daha durabilir dediler” basitliğine indirgemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Tutarsız politikaları, kendi kırmızı çizgilerinin çiğnenmesine göz yummaları ile, suriyede şu andaki durumun sorumlusu ve asıl eleştirlmesi gereken batı koalisyonudur.
    Yöneticilerimizin, geçmişte nasılsa şimdide aynı düşündüklerini görüyoruz ve işitiyoruz yani “Esatın katil olduğu ve suriyenin geleceğinde yerinin olmadığı”. Aynı çözüm sürecinde, istihbaratımızın pkk ile dolaylı yollardan görüşmesi gibi, esat ile de dolaylı yollardan görüşülmesi (en azından rusya aracılığıyla), onların tezlerine yakın olduğumuz ve politik hedeflerimizin değiştiği anlamına gelmez.
    Sonuçta,Türkiyenin politika yapıcılarını eleştirmekten ziyade, yapıcı ve dinamik bir diplomasi yürüttüğü için tebrik edilmesi gereken bir durum var ortada. Çıkarları için silahlı güçlerini kullanmaktan çekinmeyen Türkiyenin tezlerine, şu anda daha çok kulak verildiğini düşünüyorum.

  6. Gelelim Brainwash sizin tabirinizle Mankurtlari konusuna. Wikipedia da İngilizce baktığınızda MKULTRA araştırmaları ve bağlantılari konusunda çok geniş ve saatlerce sürecek okuma notlarına ulaşıyorsunuz. 44 üniversite veya kollejin 80 enstitünün dahil olduğu CIA in bütçesinin önemli bir kısmını ayırdığını ve yıllar süren araştırmalar yapildigini öğreniyorsunuz. Kapitalizmin kalesinde eğer sizin düşündüğünüz gibi ileri bir aşamaya gecebilselerdi bunu ticari ürünler haline getirmezlermiydi ? Amerikan toplumunun yarısı insomnia uykusuzluk sorunu yaşıyor. Prozak toplumu diye film yaptılar. Sizofrenler hala tedavi edilemiyor. Oysa ne güzel olurdu hafuzasinin bir kısmını silip yeni bir geçmis yazmak. Ya da Klise olaya el atıp dünyada ki herkesi mümin birer Hristiyan yapmak istemezmiydi. Ya da 21 yaşına kadar trafik cezası bile olmayan birinin bir okuluna silahla gidip 3-5 kişiyi öldürmesi diye bir aşı geliştirip herkesi asilamazlarmiydi? 2016 da 1156 siyah abdli polis kursunlariyla öldü. Bunları koyun sürüsüne çevirmek istemezlermiydi ? Evet ilaç etkisi ile irade dışı işlemler yaptırmak mümkün. Eroin komasina girene ödül olarak teklif edilen eroini alması için en yakınındakini öldürmesi sağlanabilir belki ama sadece o zamanda ve o mekanda geçerlidir. Reina saldırısını yapanın hiç öyle etki altında kalmış gibi bir görüntüsü yoktu.
    Allah rab olnanin gereğini kendi üzerine almıştır ve bunu kimseye vermeyeceğini de açıkça beyan etmiştir. Biz de dilemedikçe siz dileyemezseniz buyurarak , ortamı sahneyi tipleri senaryoyu herşeyi kendisini yarattığını bize sadece bir tercih hakkı bıraktığını defalarca İfade etmektedir. Ve o tercihin gerisinde de niyetimizin asıl olduğunu ondan hesaba çekileceğimizi ve bunu yaparkende donanimiz ölçüsünde sorumlu olduğumuzu hatırlatıyor.

  7. Politikalar amaca ulaşmak için nelerin yapılabileceğinin belirlenmesi ve uygulanması işidir. Uygulama safhasında taktik ve stratejinin belirlenmesi aşaması gelir. Strateji amaca ulaşmak için gideceğiniz yollardir. Taktik ise bu yollarda ki araçlarınizdir. Zamanın etkisinin ve sizin öngörünuzun dışında gelişen etkiler sebebiyle politikanizda ve buna bağlı strateji ve taktiklerinizde değişiklik hakkınız vardır. Bunun ne kadar doğru ve yanlış bir seçim olduğunu ancak zaman size gösterir. Hatirlayalim Alman genelkurmayı emrine ordusunu teslim eden Enver paşa nin amacı ülkeyi kurtarmaktı. Allah idarecilerimizin basiret ve ferasetine halel getirmesin diye dua etmekten başka yapabilecek birşey yok.

  8. Türkiye, Suriye’de başından beri aktif tarafsızlık politikası izlemeliydi. Ayrıca, Güvenlik bölgenin başından beri oluşturulmaması sığınmacıların Türkiye’ye akın etmesine neden oldu. Fırat’ın batısı kırmızı çizgimizdir dedik, malasef gereğini yapamadık. Menbic-Afrin hattında güvenlik bölge oluşturulması lazım, güvenli bölge oluşturulurken kadınların ve çocunkların can güvenliği konusunda azami hassasiyet içinde olunması gerekmektedir.

  9. Devlet adamlığı yüksek bir irade gerektirir. Hiçbir zaman duygulara hislere yenik düşmez . Bir karar alınırken bu kararda ülke kaç yıl kaç asır faydalanacak buna bakar ve geleceği verilen istihbarat doğrultusunda en iyi konuma getirmeye çalışır . Cumhuriyet dönemi boyunca bu ülkeyi en ileri ülkeler konumuna getirmeye yönelik tek kişi oldu mu olmadı mı icraatlara bakmak lazım . Günü kurtarmaya veya kendi 5-10-15 yıllık dönemlerini geçiştirmeye çalışınca olur olmaz yanlış kararlar alınabiliyor ve telafi edeyim derkende daha içler acısı hal alabiliyor . Siyaset adamı devlet adamı değildir . Herkesin yanildigi konu bu. Siyasi olmak sadece kendine oy veren veya oyunu almayı istediği kişilere hizmet eder. Ve asla milletin hizmetkarlari değildir . Suriye’de hata yapılması çok doğal çünkü ABD isteği doğrultusunda kararlar alındı . Bizim kar ve zararimiz göz ardı edildi . Allah bize iyi devlet adamları nasip etsin . Allah yardımcımız olsun

  10. Biraz daha önerilerinizi dogrulari anlayacağımız şeklinde yazar mısın abi. Birde yazmakla uygulamak aynı mıdır? Hiç birşey den memnun değilsiniz hükümetin ne yapmasını gerektiğini yazin. Birde yazarken siz yetkili olsanız dış politikada neler yapardınız maddeler halinde yazar mısınız?
    Pek çok selam ve dua ile.

    • Sayın Emre, aşağıdaki sözlerinizi mualefetteki politikacılara yöneltebilirsiniz. Ama bir gazeteciden böyle şeyler istemek büyük haksızlık.

      „Hiç birşey den memnun değilsiniz hükümetin ne yapmasını gerektiğini yazin. Birde yazarken siz yetkili olsanız dış politikada neler yapardınız maddeler halinde yazar mısınız?“

  11. Uluslararası ilişkiler duygusal ağırlıklı olunca sonuç yanılgılarla dolu olur. Dostluklar! Ve düşmanlıklar olmamalı yada geçici olmalı. Hiçbir kapıyı sonuna kadar açmamalı veya tamamen kapatmamalıyız.Düşmanımızla dahi diyalog kanalları açık olmalı.Hele komşumuz ve dahi dindaşımızsa kesinlikle konuşmalıyız.Sorunları bire bir ve birer birer aracısız çözebilmelidir. Ben merkezli değil biz merkezli eşitlikçi ve adil olmalıyız. Her alanda üretmeli, üretimin ve üretenin önünü açabilmeliyiz.Çok sesliliğe karşılıklı saygı çerçevesinde tahammül edebilmeliyiz. Hayat tarzlarımızı başkalarına dayatmamalıyız. saygılarımla

  12. Iyice düşünülerek yazılmış, çok değerli bir yazı.

    Surye ile ilşkilerimizin iyi olduğu yıllarda Ülkemizin güneyi Suriye plakalı otomobillerle ve Avrupa’lı Karavanlarla doluydu…
    Bizde poltikacılar hata yaptık deyince sorumluluklarının bittiğini sanıyorlar.

  13. Tarihi gelişmeler, Kur’an düzenine adımlar atmıştır. Sümerlerde başlayan site devletleri Mısır’da kavim devlet oluşturdu. İbranı uygarlığı İskender Roma, Osmanlı imparatorluk dönemini başlattı. Ulusal krallıklar oluşurken imparatorluklar yıkıldı. 1900’larda diktatörler geldi. İmparatorluklar yıkıldı. Diktatörler dönemi başladı. Şimdi ekseriyet partilerinin başkaları diktatörlük yapmaktadır.
    Suriye Birinci Cihan savaşından ayrıldı, Fransa’nın Müstemlekesi oldu. İkinci Cihan savaşında Suriye dinsiz diktatörlerin eline verildi. Türkiye birinci cihan savaşından sonra verilmişti. Sermaye Avrupa’ya söz geçiremeyince Arap baharını icat etti. İslam âlemini parçalamak için de Türkler batılılarla, Araplar görünürde Ruslara emanet oldu.
    Ak parti Arap baharına kadar Araplarla son derece iyi ilişkiler kurdu. Arap baharında Türkiye sermayenin oyununu keşfedip bağımsız devletlerle ağabeylik yapmadı. İhvanın Mısır’a hâkim olması yanlıştı. Askeri iktidara getirecek halkı askere teşvik ettirecek ama adil düzeni öğrenecek ve uygulayacaktı. Türkiye baharcıların yanında yer aldı hata etti.
    Saddam Beşar, SiSi Türkiye’nin Mustafa Kemalleri olmuştu. Türkiye büyük basiretlerle izlediği siyasetle bugün etkin devlet haline gelmiştir. Onlar da benzer siyaseti izleyeceklerdi. Beşar İnönü benzeri siyasetle yavaş yavaş demokrasiye geçecekti.
    Hukuk düzende kural bardır. Sana yapılması istemediğin bir şeyi sen başkasına yapma. PKK teröristse elbette Suriye devletine silah kaldıran herkes teröristtir. Devletin onu bastırması kadar meşru bir şey olmaz. Terör olaylarını durduramayan iktidarı bir evren gelir ve durdurur. Seçim oylarıyla demokrasiye geçer. Bunun Mısır’da yapılmasında farklılık yoktur.
    Numan Kurtulmuş Milli Görüşten gelmedir. Doğruyu görmüştür. Bugün yapılanlarda hata vardır. Ama esasta doğru hareket edilmektedir.
    1- Orta doğunun sorunlarını Ortadoğu devletleri çözmelidir. Türkiye, İran, Suriye ve Iraktır. İsrail’in ve tüm dünyanın hakları gözetlemelidir. Fransa, İngiltere, ABD ve Rusya’nın çıkarları parselleştirilmelidir. Çin unutulmamalıdır.
    2- Ortadoğu dünya açık serbest pazar alanı haline getirilmelidir. Barış içinde coğrafi ve tarihi merkezliğini yaşatmalıdır.
    3- Ruslar ve Türkler üçüncü bin yılı barış içinde birlikte kurmalıdırlar. Serbest dolaşım ve pazar bu iki halkı barış içinde yaşatabilir. Geçmişteki savaşlar o devletlerin imparatorluk siyasetlerinin sonucu idi. Şimdi halk yönetimi var laik yönetim var. Barış içinde yaşmak hem Ruslar için hem de Türkler için tek çıkar yoludur. Biz savaşsak karşımızda dev güçler var. Bizi sömürürler.
    4- Bugün ihmal edilmiş bulunan Hint, Güney Amerika, Afrika ve Okyanus adaları gelecek de Kuzey Amerika, Avrupa, Rusya, Çin gibi etkin merkezler olacaktır. Siyasetimizi ona göre düzenlememiz olmalıdır. Pakistanlılarla, Hintlileri barış duralıyız. Afrika Hristiyanları ile Afrika Müslümanlarının barış içinde yaşama siyasetini izlemeliyiz. Açıkça biz savaş yanlısı değil barış yanlısı olmalıyız. İslam olmalıyız. Savaşı barış için yapmalıyız.

    • Süleyman Karagülle Hocamızın yazdıkları (maalesef yorumda anlam kaymalarına ve/ya yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek pek çok harf ve imla hataları olmasına rağmen) önemli, aynı zamanda soru soran Ebubekir KANARİYA’nın sorusuna da cevaplar içeriyor…
      Fehmi Koru’nun yazısını sabahın erken saatlerinde okuduktan sonra, “yorum” yazmaya hazırlanırken, günlük çalışmalar, yetiştirmem gereken yazılar engel oldu ve ancak bu saatte geri dönebildim!
      Üstad’ın yorumunu okuyunca, ayrıca “yorum” yazma gereği duymadım…
      Bu yazdıklarım da “yoruma yorum” değildir; sadece minik bir katkıdır, o kadar!
      *
      Ama birkaç kısa hatırlatma yapmam gerekiyor:
      – Numan Kurtulmuş’un hatırlatmaları, üstü kapalı kalsa bile, “Suriye politikası yanlışlarının” ilk itiraf kırıntısı olması bakımından önemlidir…
      – Nitekim, birkaç yazar bu itirafı perdeleyici ve/ya düzeltmeye çalışıcı yazılar yazma gereği gördüler ve yazdılar; hâlen de yazmaya devam ediyorlar…
      – Ahmet Tagetiren, Cuma günü, Star’daki köşesinde “SURİYE POLİTİKASININ NERESİ YANLIŞTI?” başlıklı bir yazı yazdı; okunmasını tavsiye ederim…
      – Başbakan Binali Yıldırım’ın gerçekleştirmekte olduğu Irak ziyareti bile, Irak ve diğer komşu ülkelerle ilgili siyasetimizin değişebileceği izlenimini veriyor; darısı Suriye politikalarının başına…
      *
      Bu hatırlatmalara ilave olarak, konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olan, bugün yayımlanan çalışmalarımıza bakılmasını tavsiye ederim:
      http://www.akevler.org/AdilDuzenDergisi/395/3195/2017de-beklenenler
      http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7150/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Isra-Suresi-Turkiye-Ortadogu-Dunya-ve-BARIS
      *
      Bizden bugünlük bu kadar!
      Selam ve dua ile…
      Reşad/RNE

    • # 1. Cihan harbinden sonra Türkiye’yi verdiler. Hocam, İstiklal harbini biz neden yaptık ve kime karşı yaptık. Kimse Türkiye Cumhuriyetini bize vermedi, biz aldık.
      # Mustafa Kemal Atatürk ile Saddam, Beşar, Sisi aynı kategoride mi? Bu mukayesi yapmanız bile başlı başına bühtan.
      Açıkçası şahsınız adına üzüldüm.

      • İstiklal harbinde yedi düvele karşı değil, eski vilayetlerimiz olan yunan ve ermeni ile savaştık. Onları da zar zor yendik. Yendik mi birileri şike mi yaptırdı, orası karışık

  14. Bu Suriye gailesi yeni yeni başladığında ve siyasal İslamcı bir akademik grubun içinde aslında Akp’den duygusal dağılma sürecini de tersine çevirmiş olan gezi olayları daha hafızalarda taze iken safiyane Şam dolaylarında çıkacak bir fitne konusunda İslam Peygamberi (ASM) musırrane taraf ve müdahil olmayın yolunda beyanlarını ifade etmiştim. Bu samimane hatırlatmama karşı duran şimdi ise çoğu pişman ve mahcup olan bu akademik zevat bana hadislerin mevzu, arap baharının kaçınılmaz ve gezinin odpor kaynaklı olduğunu anlatmışlardı. Gün; aradan geçen bunca zaman sonra beni değil, Elhamdulillah Gayb Sultanı Emin-ul Emin’i (ASM) mucizevi tasdik etmiştir. Şam gailesi müsebbiblerinin sırtına uhrevi sorumluluklarını yüklemiş ve hesap günü defterleri açılmak üzere dürülmüştür. Akil olan bundan sonra oluşacak yeni nizamda “O halde, eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin”(Enfal 1) kaidesine her daim sarılırlar.

    • Fehmi beyde dogruyu bulamaz ki…Dogruyu bulmak zor… ama yalnislar belli degilmi sizce… gazeteci, aydin ve din alimi dogru yapiyon deyip poh poh yapmaz… Seh Edebalinin Osman Beye nasihatidir… elestirmek bize susmak sana diye… elestrilere katlandiginiz ve elestrileri degerlendirdiginiz olcude basarili olursunuz… ama elestriler art niyetli olmadigi surece… hatalar bize mahsus… saygilarimla…

YORUM YAP