Gazeteler kendilerini nimetten sayıyorlar, ama gelişmeleri etkileme güçleri çok az…

93

Bu sabahın gazetelerinde beni şaşırtan herhangi bir özel durumla karşılaşmadım.

Yoksa karşılaştım mı?

İktidar partisinin itibar ettiği gazetelerden birinde, siyasi yorumlar yapan kalemlerin neredeyse hepsinin, neredeyse tek ses halinde, köşelerini HDP eleştirilerine ayırmasını ‘şaşırtıcı’ karşılamalı mıyım?

Sanmıyorum.

Önümüzdeki seçime kadar geçecek günlerde iktidarın itibar ettiği gazetelerde giderek artan bir yoğunlukla HDP’yi merkeze alan yazılarla, televizyonlarda da yorumlarla karşılaşmaya çoktan hazırım.

Genel seçimin kaderini HDP’nin kaderi belirleyecek de ondan…

60-80 milletvekillik bir muvazene

HDP yüzde 10 barajını aşabilirse ortaya bir tablo çıkacak, aşamaz ve tek bir milletvekili bile çıkaramazsa farklı bir tabloyla karşılaşacağız.

Meclis’teki 60 ila 80 sandalyenin hangi partiye nasip olacağını HDP’nin baraj sorunu belirleyecek.

Barajı geçerse, HDP’nin -ve tabii muhalif cephenin- 80 kadar milletvekili Meclis’te yer alacak.. Geçemez ve baraja takılırsa, ‘Cumhur İttifakı’ en az 60 fazla milletvekiliyle Meclis’te temsil edilecek…

Kamuoyu yoklamaları HDP’nin muhtemel oylarının baraj çevresinde bulunduğunu, her iki ihtimalin de mümkün olabileceğini gösteriyor.

HDP’nin küsurat oyla baraja takılması pekala mümkün…

İktidar ve ona yakın konuşlanan medya açısından HDP’nin baraj şansını zorlayacak bir yayın çizgisi izlenmesinin anlamı büyük.

Bu gerçeği anlamakta zorlanmıyorum; ancak bu konuda zorlandığım bir nokta var: Konuya dair kalem oynatanlar, muhalefet ittifakında yer alan partilerin ve muhalif çizgide konuşlanan kalemlerin, kendilerinin yaptığına benzer bir stratejik değerlendirme sonucu izledikleri yolu eleştiriyorlar ya, işte ben bunu anlayamıyorum.

Muhalif cephe de, genel seçimin kaderini HDP’nin baraja takılıp takılmayacağının belirleyeceği gerçeğini önemseyerek, bu partiye hasmane davranmaz görünüyor ve onun alacağı oyu olumsuz etkileyebilecek tavırlar sergilemekten kaçınıyorlar.

İşte bugün iktidar partisinin itibar ettiği kalemlerin eleştirdiği de onların bu tavrı.

Kendileri ve yanında yer aldıkları siyasi çizginin diğer unsurları HDP’yi başarısız kılıp baraja takılmasını sağlamak için ne kadar çaba sarf ediyorlarsa, muhalefet cephesinin de HDP konusunda aynı çabayı sarf etmesini zorlamaya çalışıyorlar.

Stratejik düşünüyor ve bunun gereğini yerine getiriyorlar; karşı tarafın da stratejik düşünerek izlemeyi yeğlediği çizgiye yaylım ateşi açabiliyorlar.

Garip, ama gerçek bu.

Şaşırtıcı değil ama.

İtibarsız bir meslek ve ilgi duyulmayan bir mecra

Bu davranışta bulunanlarda tek şaşırdığım taraf bunu yapanların kendilerini güçlü sanmalarıdır. Yazarak, çizerek, konuşarak istedikleri sonucu alabileceklerini düşünmeleri benim için şaşırtıcı.

İnsanlar, şimdi içinden geçtiğimiz türden olağanüstü hassas ortamlarda, haber ve yorum almak için daha seçkinci davranmaya başlar. Alıştıkları mecralarda sabit kalsalar bile, haber aldıkları kaynakları çeşitlendirme yoluna giderler.

Kaldı ki, günümüzde, geleneksel haber kaynakları zaten yerlerini alternatif mecralara bırakıyor. Yazılı basın bütün dünyada olduğu gibi bizde de gündemi belirleme özelliğini kaybetme yoluna girdi.

Gazetelerin satış rakamları bayağı düştüğü gibi, gazetecilik itibarlı meslekler skalasında kendisine yer bulamıyor.

Kadir Has Üniversitesi’nin geçen yılın sonunda gerçekleştirdiği ve bu yılın Şubat ayında açıkladığı Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması bu sonucu bütün çıplaklığıyla ortaya sermişti; 2 Şubat 2018 tarihli yazımda sunduğum o araştırmanın grafiğini bir daha göz gezdirin diye aktarıyorum:

Gazetecilik mesleğini icra edenler bu tabloda kendilerine yer bulamamış.

Aynı üniversitenin yeni bir araştırmasının sonuçları önceki gün kamuoyuyla paylaşıldı. Onda da, “Türk dış politikasıyla ilgili haber almak için bilgi kaynaklarından hangisine başvuruyorsunuz?” sorusuna “Gazete” cevabı verenlerin küçük bir oranda kaldığı görülüyor.

Aynı soruya “Gazete” olarak verilen cevapların son üç yıllık seyri şu: 2015: 49.0; 2016: 45.7; 2017: 30.7… Şimdi seçime gidiliyor ve herkes haber alma peşinde, oran zavallı kalmış: 15.8…

Çok daha büyük bir dilim, bilgi kaynağı olarak sosyal ağları (Facebook, Twitter, vs.) ile internet haber portallarını tercih ettiklerini söylemekte.

Partiler de bunun farkında olmalı ki, seçim kampanyası sırasında reklam bütçelerinin önemli bir bölümünü sosyal ağlar ile internet haber portallarına ayırmış görünüyorlar.

Herhalde sizler de, bu yazıyı okumak için fehmikoru.com sitesine veya haberler için ocakmedya.com sitesine girdiğinizde çeşitli partilerin ‘Google’ aracılığına başvurarak bize yönelttiği reklamlarla karşılaşıyorsunuzdur.

İyi de yapıyorlar. O sayede her partinin ve her cumhurbaşkanı adayının kendisini tanıttığı özel bilgileri ilk elden edinmiş oluyoruz.

Hem de çarpıtmaya uğramaksızın, en yalın halleriyle…

Cumhurbaşkanı adayı olan eski eş-başkanları hapiste olduğu için midir, nedir, bu imkanı en az kullanan yine HDP…

Oysa en fazla kendini tanıtmaya, baraj sorunu yaşama ihtimali yüzünden, HDP’nin ihtiyacı var.

Doğru olan HDP’nin de muhalif ittifak içerisine alınmasıydı; cumhurbaşkanlığı seçiminde daha kapsayıcı bir ortak aday çıkmasını engelleyen Meral Akşener, HDP’nin ittifak dışında kalmasını ve baraj tehdidi altına düşme tehlikesi yaşamasını da sağladı.

ΩΩΩΩ

93 YORUMLAR

  1. SAYIN KORU..İKİNCİ TURA KALIRLARSA GÖRÜN BAKALIM HDP’LİLER NASIL SIRMA SAÇLI, BADEM GÖZLÜ OLUYOR..180 DERECE DEĞİŞİRLER..HEDEFE VARMAK İÇİN HER YOL MUBAHTIR..

  2. ÜLKEDE STRATEJİK OY KULLANABİLEN HATIRI SAYILIR BİR KESİM OLSA İKTİDARLARİN ABSÜRT İŞLER İNİ DÜZELTMEDE ÇOK ETKİLİ OLABİLİRLER.
    MESELA HDP NIN BARAJ PROBLEMINI AYNI GÖRÜŞÜ PAYLAŞMASA BİLE ONA OY VEREREK ANTİDEMOKRATİK ENGELİ AŞMIŞ OLABILIRLER.BİRZAMANLAR BU YÜZDE ON BARAJI İÇİN YERİ GÖĞÜ İNLETENLER ŞİMDİ İKTİDAR OLUP İŞİNE GELDİĞİ İÇİN SAVUNANLAR; DEĞİŞEN ŞARTLAR MENFAATINA UYGUN OLDUKÇA SAVRULACAKLARDIR.BUNLARI SEÇEN HALKTA NE YAZİKKİ AYNI KARAKTERDEDİR.
    HİÇBİR BİLGİ VEYA HABER HERYÖNÜ İLE ELE ALINIP ÖNCE
    MANTIK SÜZGECİNDEN GEÇİRİP ÖYLE YORUMLAMAK LAZIM.CUMHUR BAŞKAN ADAYLARI GELİŞMİŞ ÜLKELERDE OLDUĞU GİBİ TV AÇIK OTURUMA KATILIRLARSA MİLLET TARAFINDAN DAHA İYİ DEĞERLENDİRİLMİŞ OLURLAR.HALK BUNU ŞİDDETLE TALEP ETMELI.KENDİNE GÜVENEN ÇİKAR MİLLETİN KARŞISINA.
    SEÇİM ZAMANI YAPILANLAR VEYA MUHALEFETTE ANORMAL VAATLERE HALK NE ZAMAN İTİBAR ETMEZSE O ZAMAN UMUTVAR OLMA VAKTIDIR. BİR YAZARIN SÖYLEDİĞİ GİBİ PAZAR TEZGAHINDA NEZAMAN ÖNÜ İLE ARKASI AYNI OLURSA ÜLKE OZAMAN DÜZELECEKTIR.HALEN HER PAZARA GİTTİĞİMDE BAKIYORUM KIRKK YILDIR DEĞİŞEN BİRŞEY YOK NEYAZİKKİ.
    VATANDAŞ TA BİLİYOR YAPAMAYACAKLARI VAAD EDENLERİN OYLARI ALDİKTAN SONRA NE YAPACAĞİNİ.PEKİ NEDEN YINEDE KANIYOR.
    BİZE HANGİ SİYASİ PARTİ VATANDAŞ ÇOK ÇALİŞACAK AMA BİZ ONA AZ KAZANDIRACAĞİZ VE BEŞ YIL SONRA HEPİMİZ DAHA İYİ DURUMDA OLACAĞİZ DERSE OYUM ONUNDUR.BUNUDA KIRK YILDIR BEKLİYORUM HENÜZ DİYEN OLMADI.OY KULLANIYORUM AMA HEP EN AZ VAAD EDENLERE.ÇOK VAAD BULUNANIN ÇOK YALANCI OLACAĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜM İÇİN.
    BU SEÇİMİN FARKLI OLMASI UMUDUYLA…………….

  3. Maalesef muhalefetimizin hali pur melali burda da goruldugu gibi icler acisi:( nihayet ulkemizin a takimi akpartiliyse, en azindan bir de alternatif b takimi olmalidir. Yazik…

    • Ben umutsuzum H. Gayret Bey. Şu hamaset işinde öyle beceriksiz haldeyiz ki, bizden bir takım çıkmaz inanın. Saha sizin, tepikleyin topu gölnünüzce! 🙂

    • Doğruya doğru, eğriye eğri, H. Gayret Bey: Durumumuzun umutsuz vakıa olduğunu kabul etmek durumundayım. Bizde bu hamset beceriksizliği sürüp gittiği sürece, biz takım falan çıkaramayız. Top da sizin, saha da sizin, tepikleyin gönlünüzce 🙂

    • H Gayret siz ihtidar olarak niye bu kadar muhalefetten korkiyorsunuz?
      Zaten kazanacağınıza da eminsiniz.
      Daha bu öfke ve saldırganlığınız sebebi ne? neden korkiyorsunuz?
      Yoksa HAYİR SEVER İŞADAMİ gibi birkaç tane daha muhalefetin veya ABD ve AB nin elinde yedek olarak bekletilenlermi sizi korkutuyor? MAZALLAH ihtidardan düşer düşmez,Orda kalırsa dırı diri mezara gömdüklerının hesabı sorulacağı bes belli olduğu için dışariya kapak atmaya kalsa cadı avı yapmak ve hayır severleri õtmeden rüşvet verip geri götürmek için illgal yollardan ülkelerine sokulan dolarların hesabını soracaklarından korktuğunuzdan dolayımi bu kadar panik atak yapiyorsunuz.? O panik ataklar sizlerde o kadar ilerlediki dermansız bir hastalığa dönüştü.
      Allah’tan bugün Bernan bey yazıda Hamza bey ve ben biraz dinlenme fırsatı bulduk.
      Ha size bir müjdem olacak yeni bir site kurulacak.
      Ne o merakmi ettinız? Etmeyın ben size bırkaç ip ucu vereyim.Birilerinın hayat hikayeleri, mal varlıkları,dışarıya yani diş drvletlere girerken ve çıkarken Valizlerin sayıları ve renkleride dahil olmak üzere uzmanlar tarafından sunumu yapılacak olan o muhteşem saltanatların hikayeleri videolar eşlığınde dünyaca ünlú mekanlarda sergilenecektir.
      O zaman rahat rahat izlersınız. Tabii onları izlerken muhakak kılık değiştirmeniz gerekecek.

  4. Yandaşlar bugünü çok karlı kapattılar. gönül rahatlığı ile uyuyabilirler. bernar beyi sinirlendirerek arabayı çamura saplayan şoförün değil, yolcuların tartışılmasını sağladılar.

    • Yaa Hamza Bey
      Sinirlenince takke düşer, kel görünür. İnsanın ne mal olduğu crash anında ortaya çıkar. Yandaşlar çook uzun zamandır muhalefete bakıp gönül rahatlığı ile uyuyorlar.

      • Emekliye yılda iki kez biner liralık cep harçlığı, ver-parayı-al-askerlik-muafiyeti kıyağı, daha AK Parti kurulmadan önce kurulmuş üniversiteleri, açılmış hava limanlarını “Biz yaptık!” diye sahiplenmeye çalış; gel burada Karamollaoğlu “teröristleri destekleyen terörist değildir” dedi diye akla ziyan saçmalıklar yaz; vasat iki muhalif adayının karşısına çıkamayıp eline tutuşturulan kağıttan gazeteci kılıklı şaklabanların önceden verilmiş sorularına cevaplar oku; “kazanamazsak gideceğiz Belgrad ormanlarına, çıkaracağız oraya gömdüğümüz şeyleri!” diyen ru hastasına iki söz söyleyeme; almış başını giden kurlar karşısında “Kur mur hikaye”den başka söyleyecek söz bulama. . . Çok rahat uyuyorsunuz, belli! 🙂

    • Merhaba Sıla Hanım 🙂

      Yalan yok, günün ilk yorumu Sn. Karamollaoğlu’nun sözlerinin çarpıtılması olunca tepem attı, uzak kalmak istediğim dilden dilediğimce uzak düşemedim. Şimdi, pek bir hoşnutsuzluk (ve mutlaka derin bir suskunluk!) uyandıran “istatistiksel verilerle konuşma” dilime geri döndüm. Derin suskunluğu kısmen bozan bir iki sese bakıp gülümsüyorum 🙂

  5. Taraftarı olduğum Saadet Partisi ve lideri T. Karamollaoğlu’nun seçimlerde %2 ile %3 arasında bir oy alacağını biliyorum. Ama, bütün içtenliğimle söylüyorum, tek bir yalana, tek bir istismara bile dayansa, partinin tek başına iktidara gelmesini değil, sağduyunun, barışcıl dilin, adalet ve demokrasinin, İslam ahlakının bayraktarlığını yapıp yüzde 2 oy almasını yeğlerim. . .

  6. dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı örgütlerinden biri pkk dır. amerikadan kanadaya ab den yeni zelendaya kadar pek çok ülkenin terör örgütü listesinde yer alır. hdp türkiye partisi olmak, teröre karşı durmak, kürt vatandaşların sorunlarını çözmek söylemleri halkın karşısına çıkmış ve kendisine inanalardan oy toplamıştır. ardından eli kanlı örgüt açıklamalarıyla hdp nin kendisine bağlı olduğunu, kendisinin siyasi kanadı olduğunu açıklamış hdp de buna itiraz etmemiştir. ardından suriyedeki gelişmelere ve alınan sözlere dayanarak pkk ülkede tekrar büyük bir terör dalgası estirmiş, asker, polis, sivil, masum, kadın ,çocuk demeden kanlı, bombalı eylemler, alçak suikastler, hendek savaşları düzenlemiştir. bu sırada ise hdp li vekillerin bir kısmı parti söylemi olarak bu cinayetlere siyasi destek vermiş, belediyesi makine vermiş, vekili silah sağlamıştır. parti eş başkanı konferanslar düzenlemiş burada özerklik, bağımsızlık bildirileri okumuştur. ve en canicesi insanları ölmek ve öldürmek üzere sokağa çağırmışlardır. sağduyulu kürtler onları her seferinde yapayanlız bırakmışlardır. onlara gönül borcumuz vardır…büyük bir borcumuz…
    şimdi herşey bu kadar açıkken muhalefet partileri hdp güzellemesi yapıyorlar. hdp ye oy verirken elleriniz titremesin o kadar da kötü değiller canım güzellemesi yapıyorlar. çünkü hdp meclise giremezse akp nin sandalye sayısı yükselecek, hesap bu. öyleyse pkk nın girmesi akp den iyidir zannı hakim. hatta temel bey yok canım sözle insan terörist olmaz diyecek kadar olayı pembe diziye çevirmiş durumda.
    bagajında silah taşıyarak olur mu peki temel bey?
    belediye makineleri ile hendek kazarak???
    para aktararak???
    bağımsızlık bildirisi okuyarak???
    bir insanın eline silah veren para veren sonra da git öldür diyen de katil olmaz değil mi?
    ne olur?
    suça azmettiren olur, suça iştirak eden olur, işbirlikçi, tedarikçi, olur?
    azmettireni, suça iştirak edeni, işbirlikçiyi, tedarikçiyi kim aklar???
    kim ziyarete gider???
    amaç araçları haklı kılar mı???
    aşk her şeyi affeder mi???
    ben İngiltere gidip pyd terör örgütü değildir diyenleri affetmeyeceğim.
    terörist cenazelerine gidenleri,
    hendek kazanları barikat kuran arkadaşlar diye adlandıranları,
    fırat kalkanına karşı çıkanları, el bab ta, afrin de ne işimiz var diyenleri,
    üç beş milletvekili hesabı için, gelmediği iktidar için teröre terör diyemeyen, elindeki iktidar için ne yapmaz ne demez. akp nin yanlışlarını mumla ararız herhalde…zemzemle yıkanmış kalır herhalde. o nedenle millet muhalefet bakıp akp ye oy veriyor herhalde…

  7. Fehmi Beyin Medya analizi yerinde, ama biraz baska bir yerindelik ten bashetsem acaba. Turkiyedeki Medya nin aldigi yol , inanki medya ve medya etik kurallarina o kadar ters ki, en kisa zaman da olabilicek olan medya icin, Putinizm medyasi olacak zaten olmus durumda, belki de su an bu medyaya umit baglamis olanlarda bu medya stilinden ve durumundan ilk sikilanlar olacaktir ki, sonuc hep birbirine benzeyen bir cok medya kanallari da artik kimsenin ilgisini cekmeyip, hic vazifesini yerine getirmeyeklerdir.Su anki Medya Hukumet medyasi olma yolunda o kadar istekli ki bazi kazanimlar icin, ister istemez bu medyanin tuketicileride , yani biz sade vatandaslarda artik her gun yedigimiz bir yemekten bikar gibi eyvallah diyecegiz, o gunlerde cok yakin. Cesitliligin olmadigi yerde ozellikle medya icin, o nam medya denmez dense dense ya , Pravda ve etrafindaki benzer medya, yada Grandma ve etrafindakiler olacaktir. Yasasin cok seslilik, cogulculuk, aykirilik ve yaraticilik, yoksa hic de gerek yok nakarakli baslikli medyaya.
    sevgiler ve saygilar

      • Söylemesi ayıp, sarayın adı Kremlin, önündeki meydanın adı da “Kızıl Meydan”. Ama sorun yok, meydanı yolda gördüğünüzde resimlerinden çıkaracağınızdan şüphem yok 🙂

        • söylemesi ayıp sarayın adı kremlin, meydanın adı kızıl meydan,
          ancak meydan kremlin meydanı, kremlin kızıl meydan olarak ta geçiyor.arama yaparsanız bu isimlerle arama yapabiliyorsunuz, tur tanıtımlarında iki isme de yer veriliyor…

  8. Cumhurbaşkanımız R. T. Erdoğan, on gün kadar önce partisinin seçim beyannamesini açıklarken yaptığı konuşmada, muhalefetin OHAL’in kaldırılması taleplerini sert bir biçimde eleştirmiş, muhalefetin “OHAL’i diline dolaması demokrasi bakımından utanç vericidir” demişti. O da ne! İki TV kanalının ortak yayınına katılmış ve bu defa da şunu söylemiş: “”Seçim sonrası OHAL’i masaya yatırıp onu kaldırma gibi bir durum söz konusu olabilir. Onun çalışmasını da yapmış olacağız. (…) Fazla sürüncemede kalmaz. Adımı atacağız.”

    Ben bir şey anlamadım. . . Belki buradaki arkdaşlarımız bir iyilik yapar bizleri bu konuda da aydınlatırlar. 🙂

    • Adam milletle inatlaşan bir yönetici değil. Yeri geldiğinde hatasından dönebilen bir yapısı var. Olumlu önerilere açık. Chp nin asgari ücret gibi, emeklilere bayram ödemesi gibi makul mantıklı önerilerini gocunmadan aldı yaptı ve de sahiplendi. Muhalefet iktidar ile ilişkilerini medeni seviyede tutabilse, makul işlere en azından doğru diyebilse, onun önerileri de iktidar tarafından kabul görecektir. Ama muhalefetin derdi ortak olarak olumlu birşeyler yaptırmak değil, bu iktidara hiçbirşey yaptırtmamak, yapılanları kötülemek, elinden gelse iptal etmek, bozmak, yıkmak. Bu tavırdan vazgeçmediği sürece de milletten iktidar vizesi alamayacağının farkında değil. Geçmişte anayasa çalışmalarında, seçim ve siyasi partiler yasalarında defalarca Chp ye işbirliği teklif edildi ama hiçbirisinde kabul görmedi, sonuç çıkmadı. Bu tavra sahip bir muhalefet olduğu müddetçe, bu iktidar daha senelerce işbaşında kalacaktır. Muhalefetin alternatif haline gelmesi için önce muhalefetteyken iktidarla işbirliği yapabildiğini, bazı konularda siyasetini olumlu yürütüp ona istediğini yaptırtabilmeyi becermesi gerekiyor. Yani sonuçta sadece lafla peynir gemisi yürümüyor.

      • Hatadan dönmek iyi güzel de, bizim de başımız dönmeye başladı doğrusu 🙂 Bir gün “Sayın Öcalan”, bir başka gün “bebek katili”. Bir gün, ağlamaklı bir sesle okyanus ötesine hürmetler, özlemler, bir başka gün terörist başı; bir gün “Faizi yükseltmek ülkeye ihanettir”, bir başka gün alıp ülkeyi dünyanın en yüksek faiz veren 4. ülkesi kılmak; bir gün OHAL’in kaldırılmasını isteyen muhalefete giydirmeler, iki hafta geçmeden “Seçim sonrası OHAL’i kaldırabiliriz” açıklaması; bir gün “Kur mur fasa fiso”, sadece iki gün sonra,yine millete bankadaki, eldeki, yastık altındaki dolarları bozdurma çağrısı (bu kez farkı bu çağrının önüne bir LUTFEN sözcüğü iliştirmesi). . . Hani ne dediğini bir anlasak 🙂 Belki biz de işin kolayına kaçmalı, “Ne dese doğrudur!” deyu pusulada ampulün üstüne aşk etmeliyiz mühürü! Zaten millet de yorulmuş olmalı ki, artık TV’lerde falan dinlediği de yok sayın Erdoğan’ı. Belli ki, “Battı balık yan gider. . .” diyerekten basacaklar mührü yine AK Parti’ye. Bilemiyorum, halkımız kurnazdır. Belki yan giden balığın yakında karaya çıkacağını biliyor, müsamere kısa sürsün ve bir daha hiç başlamasın diye bir sonraki seçimleri bekliyordur -nasıl olsa dayansa dayansa bir yıl daha sürdürebilir, sonra yol açtığı çöküntünün altında kalır, gelmemek üzere çeker gider” diye düşünüyordur. Türk halkı bu, ne düşünüp ne yapacağı önceden pek kestirilmez 🙂

  9. -bernar bey,
    size hain denildiği zaman sizi savunmaya gerek yoktu, zira yorumlarınız ve üslubunuz ortada idi, kem söz sahibini bağlar onu rezil eder onun seviyesini ortaya koyar ve seviyelerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
    aynı nedenle bugün necip güven beyi savunmaya ihtiyaç duymuyorum. ama beyefendiliğine teşekkür ediyorum. en azından kendi adıma…

  10. Temel reisin teroru desteklemek terorizm degildir ifadesini gec ve guc de olsa hepimiz duymus oldugumuza gore bi sorun kalmamistir herhalde. Bazilari icin saskinlik yaratmis olan bu ifade karamollaya cuk oturuyor. SnBernar arkadas rakamlari seviyormus ama hala ab uyesi ve sengen bolgesinde ama euro-zone olmayan bi kisim avrupa ulkelerine gore turkiyedeki ogretmen, polis, doktor, akademik devlet memurlarinin daha fazla maas aldigi iddiama karsi bi veri sunabilmis degil! Biz iki ayri ulkenin iki ayri vatandaslari olarak karsilikli maaslarimizi sayiyoruz benimki yaklasik 2 kat daha fazla. SnBernar arkadas belki benelux ulkelerindeki bos beles sosyal yardimlari yuksek buluyordur ama o baska bi konu. Sosyal curumeden bahsediyor bir de, isvecte yasanan tecavuz ve ensest vakalari turkiyeden cok ilerde ama bi turlu toz konduramayiz beyaz gecelere. Ejderha dovmeli kizi bi okusaniz diyorum:)

    • Sn. Erdoğan’ın 1 Haziran’da Adıyaman’da yaptığı konuşmasından: “Adıyaman Havalimanı’nı biz yaptık” (Havalimanının yapılış tarihi 1998)
      Sn. Erdoğan’ın 27 Mayıs’ta Isparta’da yaptığı koşmadan: “Isparta’ya üniversiteyi biz getirdik.” (Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1992)
      Sn. Erdoğan’ın 28 Nisan’daki İzmir mitingindeki konuşmasından: ““İzmir Havalimanı’nı biz yaptık” (Adı geçen havalimanın açılış tarihi 1987)
      Sn. Erdoğan’ın muhtarlara yaptığı konuşmasından: “CHP’nin iktidar olduğu tek parti döneminde 75 kişilik sınıflarda okudum” (Sayın Erdoğan, tek partili dönemin sona erdiği 1950 yılından 5 yıl sonra dünyaya geldi; bir okul arkadaşı, okuduğu sınıfın fotoğrafını da yayımlayarak Erdoğan’ı yalanladı)
      Sn Erdoğan’ın (nasıl olsa öldü gitti, konuşup itiraz edemez diye düşünmüş olmalı) 7 Haziran tarihli canlı yayımlanmış TV konuşmasından: “(Erdal İnönü) bunların en yakın arkadaşıydı. Erdal İnönü’nün bunların okullarını ziyaret ettiğini iyi bilirim. Onların davetlerine katıldıklarını iyi bilirim.” (Merhum İnönü’nün eşinin yalanlaması: “Eşim (bunlarla) bırakın “yakın arkadaş”lığı, hiçbir şekilde ilişki içinde olmamış, bunların okullarını ziyaret etmemiş davetlerine katılmamıştır. Bu iddiayı şiddetle red ediyorum.)

      Bu yaklaşık bir aylık performans. Sn. Erdoğan’ın sözleri ne kadar ikna edici ise, sizin bu yorumda dile getirdiğiniz “gerçekler”in (!) inandırıcılık derecesi de o kadar. 😉

    • “Temel reisin teroru desteklemek terorizm degildir ifadesini gec ve guc de olsa hepimiz duymus oldugumuza gore bi sorun kalmamistir herhalde. Bazilari icin saskinlik yaratmis olan bu ifade karamollaya cuk oturuyor.”

      Hala, sayın Karamollaoğlu’nun konuşması birçok Youtube sitesinde dururken, söylemediği sözleri söylemiş gibi göstermekte ısrar ediyorsunuz.

      Ve siz bir eğitimcisiniz. . .
      Ve siz bir dindarsınız. . .

      Gerçekten sözün bittiği yer bu. Artık sadece susuyorum.

  11. Bizde basin organlari eskiden beri sadece arka sayfalariyla etkili olabilmistir:) artik diger sayfalarin da arka sayfadan bi farki kalmadigi icin etkileyicilik orani da dibe vurmustur. Gazete tirajlari zaten ortada… Tuvalet kagidi yerine bile kullanmam onlari:) Beter olsunlar insallah!

  12. Kürtler,

    Bir zamanlar kemalistler varlıklarını bile kabul etmezdi.
    Ama bugün barajı geçmesi için onların partilerine oy dahi veriyorlar.

    Bir zamanlar gülenistler yayın organlarında onlara yer vermezdi
    Sonra hem oy verdiler, hem oy istediler hem de barajı geçsin diye dua ettiler.

    Bir zamanlar MHP’nin içinde yer alan İYİ partililer Kürtler ile ilgili menfi görüşlere sahiptiler.
    Bugün kürtler barajı geçsin istiyorlar.

    Dünün ümmetçileri iken bugünün milliyetçileri olanlar, kürtleri oy kaynağı olarak görüyorlardı.
    Bugün barajın altında kalsın istiyorlar….

    Daha ne ezberler bozulacak…

    Bugün kürtler mecliste olmasın diyenler, belki de birgün kürtlerin gözlerinin içine bakacak.

    Bu kadar savrulma siyaset mi? Yoksa gerçekten kendimizi sorgulayıp hakperestçe davranmayı mı öğreniyoruz toplum olarak?

    HUCURAT-11 Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.

    • Acı acı gülümsettiği kadar düşündüren, yorumlarımızda giderek erezyona uğrar görünen kalite sorununu açığa çıkaran hakkaniyetli sözleriniz için teşekkür ederim. Oy vereceğiniz partiden bütünüyle bağımsız olarak: gerçek bir hürmetle, çok gerçek kardeşlik duygularıyla selam ederim.

    • Kendin calip kendin soyluyorsun: hiii, hakperestce (bi tur putperestlik heralde) davranmayi ogreniyoruz, yok yok elifbeyi ogreniyoruz, daha 1948de dogduk da… Guneydeki sevdigimiz ulkede ya da suriyede ya da irakta, iranda kurtler ne zulumlere maruz kalmistir, orslara bakip bakip ogreniyoruz iste hakperestce/esit bi sekilde nasil zulum yapilir diye!? Turkiyenin en buyuk kurt partisi akparti degil mi bilader? Istanbul en buyuk kurt sehri, turkiye de tek bagimsiz kurt devleti degil mi?

  13. Geçmişten beri seküler kesim tarafından aşağılanmış, itilmiş, horlanmış her türlü hakarete maruz kalanlar şimdi CHP nin kayığına binmişler oy istiyorlar. milletten utanır insan oy istemeye size yapılanlara çok üzülmüştük. horlanmanıza, itilmenize, aşağılanmanıza şimdi cıkıp size bu muameleyi yapanlara rey istiyorsunuz yazık yazık. geçmişten beri milli görüşcü değildim ama milli görüşcülere yapılanlara çok üzülürdük toplum olarak ki o gelenekten gelenleri ilk secimde %34 ile iktidar yaptı bu millet

    • ümüt bey, kayık olayından anlamam. denizden uzakta yaşıyorum. Ancak itilme, horlanma ve hakaret konusunda bazı gözlemlerim var.
      öncelikle itilme, hakarete uğrama, kötü söz işitme ve eziyet çekme konusunda arabın aceme, acemin de araba herhangi bir üstünlüğünü görmedim.
      ikinci olarak, hakaret etme, kötü söz söyleme, eziyet etme konusunda da acemin araba, arabın da aceme herhangi bir üstünlüğünü görmedim.
      acemin araba mı yoksa arabın aceme mi daha çok hakaret ettiğinin çok önemi de yok, çünkü herkes gücü nispetinde yapabilmiş.
      Ayrıca, benim gözlemim, araba eziyeti aslında acemlerin değil, çok güçlü acemlerin yaptığı diğer acemlerin sadece onu desteklediği, yine aceme eziyetin de aslında çok güçlü arapların yaptığı diğer arapların ise sadece desteklediği yönündedir. güçlü acemler ile güçlü araplar ise aslında arkadaşlar.
      bu nedenle de hep diğer acemler ve diğer araplar eziyet görür, hakarete uğrar, itilir, kakılırlar. hep böyle oldu. özellikle de türkiye nato üyesi olduktan sonra.
      Eğer acemin araba, arabın da aceme bir üstünlüğü olmasın istiyorsak, o zaman “arap mı yoksa acem mi daha çok hakaret etti?” diye değil, “neyi nasıl yaparsak acem araba, arap da aceme üstün olmaz?” diye düşünmemiz lazım.
      Burda da ilk akla gelen tabii ki daha önce bu tür sorunları çözenler var mı diye bakmak olur. “İsa mı yoksa musa mı daha akıllı” diye tartışan, ve “isacılar bize hep hakaret etti” diyenlerle, “musacılar bize hep hakaret etti” diyenlerin 100 sene birbirine eziyet etmelerinin ardından bu sorunu nasıl çözdüklerine bakmak faydalı olabilir diye düşünüyorum. (isacılarla musacıları hristiyanlar ve yahudiler olarak düşünmeyin. farklı fikir ve inançtakiler diye algılayın)
      Onların nasıl yaptıklarına, “nasıl olursa bu sorun çözülür?” penceresinden baktığımda ise öncelikle, karşılarındakinin çok kötü, kendilerinin ise melek zannetmekten vazgeçmelerini görürüm. Yani araplar acemlere hakaret ettiklerini, kötülük yaptıklarını kendilerinin de acemlerden kötülükte bir farkı olmadığını kabul edecekler, acemler de yine aynı şekilde, araplara kötülük yaptıklarını, hakaret ettiklerini, kendilerinin de aslında araplar kadar kötü olduklarını kabul edecekler.
      İyilik konusunda da benzer bir bakış açısı olması lazım diye düşünüyorum. isa ile musacıların da böyle yaptığını da düşünüyorum. Mesela bir arap, bir acemin kendisine yaptığı iyiliği kabul edip, “acem macem ama ben susadığımda bana su vermişti”, derken yine bir acem, “arap marap ama, otobüste param yoktu benim bilet paramı ödemişti” diye söylediğinde bir noktaya varılabilir. isacılar ile musacılar böyle yapmıştır zannediyorum.
      Yani araplar acemlerin de kendileri gibi insan olduğunu ve onların da iyi ve kötü şeyler yapabileceğini, onların da doğru olabileceğini kabul ederken, acemler de arapların kendileri gibi bir insan olduğunu ve onların da iyi ve kötü şeyler yapabileceğini, onların söylediklerinin de doğru olabileceğini kabul etmeli.
      Sonra baktığımda hukuk denilen birşey görüyorum. isacılar ve musacılar aralarındaki sorunları çözmek için hukuk geliştirmişler. Kuyudan su içmenin suç olup olmadığını önceden belirlemişler. böylece kuyudan su içen arap ise, acemler, “kuyudan nasıl su içersin, kötü adam” diye arabı suçlayamazlar, yine araplar da, kendileri kuyudan su içerken, kuyudan su içen acem olduğunda, “kuyudan nasıl su içersin, kötü adam” diye acemi suçlayamazlar. Kuyudan su içmek suç olarak belirlenmediği için, kuyudan su içen acem de olsa arap da olsa kimse sesini çıkaramaz. Bunun yerine elma yenmesi daha önceden suç olarak kabul edildiği için. elmayı yiyen arap olsa bile, diğer araplar da acemler ile birlikte “sen elma yedin, kötü adam” diyebilirler. yine bir acem elma yediğinde de aynı şekilde, diğer acemler de araplarla birlikte (elma yiyenin acem olmasına aldırmadan) “sen elma yedin, kötü adam” derler. isacılar ile musacılar böyle yapmışlar.
      Sonda başka şeyler de yapmışlar. mesela laikliği benimsemişler.
      acemler, araplara, “sen benim dinime inanacaksın?” diyememişler, araplar da yine aynı şekilde acemlere “hayır senin dinin kötü asıl sen benim dinime inanacaksın?” diyemezlr. isacılar ile musacılar bu şekilde yapmışlar. böylece de aralarında inanç nedeniyle olan kavga da bitmiş.
      Tabi ki hukuk ve laiklik isacılar ile musacılar arasındaki sorunları çözmeye yetmemiş.
      Bu seferde bindikleri otobüsün nerden gitmesi gerektiği konusunda anlaşmayı nasıl çözeceklerini düşünmüşler. orda da şöyle bir yöntem bulmuşlar. “otobüste hangi grup daha fazla ise onların istediği yönden gitsin” diye karar almışlar. Ancak burda şöyle bir sorun gündeme gelmiş, isacılar otobüste o anda fazlalarmış. bu nedenle musacılar demiş ki, “olur mu öyle şey. siz şu an çoğunluktasınız diye böyle konuşuyorsunuz.” bu sorunu da otobüse binmek isteyen herkesi yolda alarak çözmüşler. yeni yolcular musacı ise musacılar çoğunluk olmuş, otobüs musacıların istediği yerden gitmiş, yok eğer yeni binenlerle çoğunluk isacılara geçince otobüs isacıların istediği yerden gitmiş. yani azınlığın çoğunluk olma hak ve mekanizmasını kurmuşlar.
      Kuşkusuz yine bazı sorunlar çıkıyormuş isacılar ile musacılar arasında. ancak sadece bu birkaç temel değişiklik bile epey sorunu otomatik olarak çözmüşler. biz de araplar ve acemler arasındaki sorunumuzu bu üç temel değişiklik ile çözebiliriz. Kuşkusuz sizin gördüğünüz başka şeyler de olabilir. ancak ben temelde 3 tane değişikliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
      Not: yandaşlara eleştirime eleştiriler olabilir. onlara yunusun şiirindeki “… düşmanımız kindir bizim” dizelerini hatırlatırım. yani aslında karşı olduğum onların düşündükleri değil, onların zulümleri, hukuksuzluğu, adaletsizliği soygunları alkışlamalarıdır.

  14. Lideriniz, birkaç yıla yayılan uzunca bir dönem boyunca, içinde “faiz çetesi”, “faizleri artırmak ülkeye ihanettir” ifadelerinin pek sık geçtiği sayısız konuşma yaptı. Şimdi benim ruh halime, kör mü yoksa hain mi olduğuma, FETÖ’ye mi, yoksa PKK’ya mı daha yakın olduğuma ilişkin spekülatif yorumlarınızı bırakın ve aşağıdaki soruya yanıt vermeye çalışın:

    Türkiye, dün itibarıyla, 193 dünya ülkesi arasında, faizin en yüksek olduğu 4. ülke oldu. Arjantin, %40 ile dünya birincisi, Venezüella %21.7, İran %18 ile Arjantin’i izliyor. Sadece bu da değil. Hem faizleri kabul edilemez boyutlarda artırdınız, hem de Türk lirasını dünyada ABD doları karşısında en çok değer yitiren para konumuna getirdiniz. Bu ne menem bir milli ekonomi, bu ne menem bir iktisat bilgisidir, ekonomi yönetimidir?

    Artık söyleyin bu konuda bir şeyler. İş ekonomi, işsizlik olunca yorumlar görmezden geliniyor -bu da gözlerden kaçmıyor AK Parti yandaşı dostlar.

    • Arjantin, Venezüella, İran ve Türkiye ile Abd ilişkileri hakkında da birkaç kelam edin. Acaba bu ülkelerin abd ile ilişkilerinde benzerlikler ortak noktalar var mı? Yönetimleriyle abd yönetimi nasıl geçiniyor, abd nin her istediğini yapan hükümetlere mi sahipler yoksa tersi mi?
      Ekonomi çok değişik faktörlerin bir araya geldiği bir sistemdir. Bu faktörlerin hepsi bir ülkenin resmi yönetimindemidir, olmalımıdır? Bu faktörler nasıl etkilenir, nerelerden oynanabilkir bu konularda biraz fikir verin.
      Bu hükümet 2013 mayısında faizi %4,5 a doları 1,7 TL ye indirdi de sonra ne oldu?
      Bu ülke sınırları 100 m yüksekliğinde duvarlarla kaplı ve dışarıdan mutlak izole ise dediğiniz sorunların bütün faturasını yönetime keselim.
      Halk yönetime güvendiği sürece devamına vize verir, yönetiminde güvensizlik olursa hesabı kesip değiştirir. Demek ki olan bunca soruna rağmen millet veya en azından yarısı bu hükümetten ümidini kesmemiş, olan bitenden tam anlamıyla sorumlu tutmuyor, daha iyisini de henüz ortalıkta görememiş ki devamına karar veriyor.
      Her hatasında karısını boşayan adama eş dayanır mı? Bazı durumlarda sabır ve sebat gerekir.
      Yoksa her ülke için yukarıda sıraladıklarınızın benzeri sorunlar listelemek mümkündür.
      İktidar ortalıkta sorun olduğu için değil, daha iyi çözebilecek mevcut olunca değiştirilir.

  15. Verilerle Toplumsal Çürüme gerçeğimiz: Rakamlardan hoşlanmadığınızı, benim istatistiksel verilere dayalı yorumlarımdan hiçbirine karşılık yaz(a)madığınızı biliyorum. Sizlerin aldırmadığı, ama benim önemsediğim toplumsal çürüme ve ahlaksızlık konusundaki gerçeklere TÜRKİYE’DE SUÇ VE SUÇ ORANLARI başlığı ile girizgah yapıyorum.

    İstatistiksel verilerle ülkemizdeki toplumsal çürümenin resmi aşağıda. Şimdi, AK Parti taraftarı okurlar bana bu verilere inanmadıklarını söyleyip bana kaynaklarımın ne olduğunu sorsunlar -bekliyorum:

    1) Bireysel silahlanmada artış bakımından 178 ülke arasında 14. sıradayız. Savcılıklar, mahkemeler ve adli tıp kurumlarına yansıyan silahlı suç olayları, 2005 yılı verilerine göre yüzde 61,9 artışla toplam 7 milyona ulaşmış bulunuyor.
    2) Türkiye’de 2015 yılı Dünya Suç Endeksi’nde, 147 ülke içinde ülke nüfüsuna göre işlenen suç oranı sırasında 100. sırada yer alıyor.
    3) Türkiye’de 2011-2014 yılları arasında kalan üç yıllık dönemde suç oranları yüzde 58 oranında arttı.
    4) Son yedi yıl içinde kadın cinayetleri yüzde 14000 (evet, yazıyla: bin dört yüz) arttı.
    5) 2004-2014 yılları arasında taciz ve tecavüz suçları 14 kat arttı (yazıyla: on dört kat)
    6) Suça sürüklenen çocuk sayısı, 2013 ile 2014 arasnda kalan bir yıllık dönemde yüzde 6,2 oranında arttı.
    7) 2005-2010 yılları arasında kalan 5 yıllık dönemde, 101.111 kadın cinsel saldırıya uğradı.

    UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI VE UYUŞTURUCU KULLANIMI, EĞİTİMDE GERİYE GİDİŞ, İŞSİZLİK, MEDYA VE ÇOĞULCULUK başlıklarıyla devam edeceğim.

    İçinde Bernar’ın ruhsal sorunlarına atıfta bulunmayan, mümkünse bir kaç paragraflık itiraz ve AK Parti savunusu yorumlarınızı bekliyorum.

  16. Bir ülkede siyasal seçimler neden yapılır? Bir iktidarın başarı ya da başarısızlığının ölçüleri nedir?
    Herhalde aklı başında herkes, bu soruya, “İktidar lideri ile ana muhalefet liderinin çadır tiyatrosunu akla getiren hamset yarışını izlemek için seçimler yapılır” diye karşılık vermez.

    Bir iktidarın başarı ya da başarısızlığının ölçüleri ne olduğu sorusunun yanıtı üzerinde uzlaşmak zor olmasa gerek. Kuşksuz, her iktidar, iktidara, başta aş-iş, eğitim, adalet ve demokrasi gibi meselerde ülkeyi halihazırdaki durumundan daha ileriye taşıyacağı iddiası ile gelir. Bu konulardaki vaadleri, seçmenleri tarafından ikna edici bulunmuş, böylece iktidara gelmiştir o siyasal parti.

    İktidarda bulunan AK Parti, bizlere eğitim, işsizlik, adalet ve demokrasi konusunda bir şeyler anlatmalıdır. Bu konularda gerçekten doğruları ve başarıları ileri sürdüğü kadar çok ise, kendisine güveninin tam olması beklenir. Çünkü, insanlar, muhalefet liderinin kışkırttığı (ve iktidar partisi liderinin pek hoşlandığı) hamaset diline göre değil, yaşam kaliteleri üzerinden tercihte bulunurlar -en azından kuramsal olarak.

    Özgüvenli bir parti, seçim öncesinde, iki yıl karşı çıktıktan sonra, seçime üç hafta kala emekliye yılda iki kez biner lira ikramiye verme gereği duymaz. Bedelli askerlik dediğimiz şeyin, parası olmayanlarla parası olanlar arasında bir başka adaletsizliği ima ettiği çok açık olduğu halde, bunu bir seçim yatırımı olarak kullanmaz.
    Şimdi, buradaki AK Parti taraftarlarına soralım, ve hamsetten uzak, net ve kolay anlaşılır yanıtlar vermelerini umalım:

    (1) Bedelli askerlik dediğimiz şeyi savunuyor musunuz? Şu veya bu gerekçeyle bunu savunuyorsanız, bunun seçimlerde dile getirilmesini, “Seçim sonrası ilk el atacağımız konu” olarak ilan edilmesini doğru buluyor musunuz?
    (2) Lideriniz ve partiniz, ekonmik açıdan bir sorunumuz olmadığını söylüyor. “Kur mur, bunlar faso fiso” demeğe getiriyor. Ulusal paramızın bir Aydan kısa bir zaman diliminde yüzde 20 değer kaybetmesi önemsiz ya da olağan bir durumdur? Ülke ekonomisinin iyi bir durumda olduğuna inanırken, bu inancınızı hangi gerekçelere dayandırıyorsunuz?
    (3) Ülkemizde, çalışabilir durumda olan genç nüfusun sayısı hakkında yaklaşık bir fikre sahip misiniz? Genç işsizlik oranının ne olduğu konusunda yaklaşık bir fkriniz var mı? İnternete girip oraya buraya bakmadan bir tahminde bulunabilir misiniz?
    (4) Bu iktidarın dört bakanı çok ciddi ithamlarla karşı karşıya kaldıklarında, bu bakanların başarıları nedeniyle bu ithamlara maruz kaldıklarını, olayın bir komplodan ibaret olduğunu ileri sürmüştünüz. Bu başarılı dört bakanın bilgi ve tecrüblerinden bugün nasıl yararlanıyorsunuz?
    (5) Hiçbir uluslararası bağımsız kurumun verdiği istatistiki bilgilere güvenmediğiniz, bunları Batı’nın istismarcı kurumları ilan ettiğiniz için, BM’lere bağlı kuruluşların uluslararası adalet endeksinde, demkoratik kurumların güvenilirliği endeksinde nerede olduğumuzu gösterir yıllık raporlarını bir kenara bırakalım. Dünyada en çok gazetecinin cezaevinde olduğu bilgisini de alaycı bir “Onlar gazeteci değiller ki” itirazı ile karşılayıp bir kenara koyalım. Devletin bizzat kendi istatistiksel verilerinden yola çıkarak, bu ülkede “adi suç”tan mahkum olan (dolandırıcılık, hırsızlık, uyuşturucu ticareti, cinayet, vb.) insanların sayısındaki artış oranını bir yıldan diğerine ortaya koyup üzerine tartışmak ister misiniz?
    (6) Ünivrsitelerimzde verilen eğitimin kalitesini konuşabilir miyiz sizlerle? En iyi üniversitelerimizin dünyanın en iyi üniversiteleri arasındaki yerine birlikte bir bakalım mı?
    (7) Herhalde Kabul edersiniz ki, bir ülkenin ekonomisinde marka değeri olan mal ve hizmetler önemlidir (hayır, İnce değil fikir babam, bu sayfalarda 4 ya da 5 ay önceki yorumlarıma göz atın; fikir babam müteyeddin bir economist). Marka değeri açısından durumumuz nedir, birlikte bir bakalım mı?
    (8) Halkın adalete güveninin hangi noktada olduğunu bilimsel verilere göre ele alalım ister nisiniz?

    Buyurun, söz sizin. . .

    • İster kişisel olarak, ister ailemizi, isterse ülkenin durumunu ve sorunlarını analiz edelim, illa ki sorun buluruz. Zaten yaşamak bu sorunlarla mücadele etmek anlamına gelir. Sorun bulmak o kadar da zor bir iş değildir çünkü ortadadır, somuttur, herkesi etkilemektedir.
      İlk aşama bu sorunlara en uygun çözüm yolunu bulmaktır ama yetmez. En önemlisi bu çözüm yolunu en iyi uygulayabilecek olan kişiyi kadroyu sistemi bulmaktır.
      Şu andaki muhalefet mantığı sadece sorunları göstererek oy istiyor. Bu sorunlara uygun çözüm yollarını bulduğunu gösteremiyor ve daha önemlisi en iyi kişilere, yetkin kadrolara sahip olduğuna çoğunluğu ikna edemiyor. Sadece suçluyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, yalan yanlış iddialar ortaya atıyor ama sonuç olarak millete güven vermiyor.
      Zaten demokrasi bir anlamıyla kötüler içinden en iyisini seçmektir. Böyle olunca insanlar bol kepçe vaadlere, bağırış çağırışlara, boş iddialara meyletmiyor, şaklabanlıkları belki seyredip alkışlıyor ama sandığa gidince yaparsa yine bunlar yapar deyip oyunu kullanıyor.
      Olay bu kadar basit esasında.

      • Necip Güven Bey’in paşa gönlü burada sorunlar hakkında konuşmak istemiyor. Ekonomik sorunları konuşmayacağız, eğitimi, işsizliği, adaletsizliği, yargıdaki çürümüşlüğü, yedi yıl içinde % 14000 (yazıyla: bin dört yüz) artış göstermiş kadın cinayetlerini konuşmayacakmışız. İyi ama niye? Çünkü diyor, Necip Güven Bey, “Zaten yaşamak bu sorunlarla mücadele etmek anlamına gelir. Sorun bulmak o kadar da zor bir iş değildir çünkü ortadadır, somuttur, herkesi etkilemektedir.”

        Bu durumda, bu beyin neden buraya gelip yorum yazdığını anlamak güç hale geliyor. Maksat bize PKK, FETÖ uyarıları yapmaksa, zaten bunları yazmak dışında ne işe yaradığı süpheli onlarca gazete, saatler boyu süren TV progranları var. Yorumları da bu iki sözcükten başka çok az şey anlatır gibi.

        Belli ki, hala muhalif olanların pek bir aptal olduklarını düşünüp bizleri uyandırmayı kendilerine görev edinmişler -e hakkıdır, demokrasi var ülkede en nihayet!

        Sizi kızdırmak istemem, Necip Güven Bey, ama ben bu FETÖ, PKK işlerini hala anlamış değilim. Bir CHP diyorsunuz, gidiyor memleketin yüzde 25’i (kaç milyondur bunlar Allah bilir), bir diyorsunuz HDP, gidiyor bir 6 milyon daha. Bir “yurt dışı şer örgütleri!” diyorsunuz, gidiyor bilmem kaç miyarlık dünya. . . Vallahi anlamadım, ve iyi niyetle soruyorum:

        Aya 4 şeritli yol yapıp oraya yerleşmeyi mi öneriyorsunuz? Eğer böyleyse, bana bir söyleyin: Bu 30 milyon hainle nasıl baş edeceğiz? Bu yedi düvel dünya milletlerinin hakkından nasıl geleceğiz de aya yol döşememize gerek kalmayacak?

        Şöyle tane tane ve yeni baştan anlatıp bizi aydınlatsanız da bir öğrensek.

        (Bir bakmışız, Necip Bey en kısa yorumunu yazmış ve şunu söylemiş: “Yahu takmayın bunları kafaya! Takılın dünya liderinin peşine olsun bitsin!” Der mi der vallahi!) 🙂

        • Yazdıklarıma söylediklerime değil, yazmadıklarıma söylemediklerime yorum yazmaya cevap vermeye başladığınızın farkındamısınız Bernar bey..
          Bakın yukarıda faiz ile ilgili örnek verdiğiniz ülkelerle ilgili size bazı sorular sordum, onlarla ilgili yorum yapabilirdiniz ama siz beni tüm Chp ve Hdp lilerle ilgili söylemediğim şeylerle eleştiriyorsunuz.
          Fikir bütünlüğünüzü korumaya dikkat edin lütfen.

    • Uluslararasi bagimsiz kuruluslarin verilerine kalirsak siz kaybedersiniz. Tabi bagimsiz kuruluslar imf veya af orgutu degilse:) universite egitimi dersen, calinti sorularla f16 pilotu olmus hashasilerin meclisimize nasil da isabetli atislar yaptigini gordunuz, bilmem begendiniz mi?

    • İnsan bir düşünceye muhalif olabilir, nedenlerini kişi düşünmek yoluyla ortaya koymalıdır. Muhalif olduğunuz düşünce ya da tavır tarafgirlik duygusundan besleniyorsa, o kişinin muhalif olduğu konuları ne kadar açık ve anlaşılır bir dille izah ederseniz edin, hayattan reel kesitler sunarak objektif bir şekilde delillendirin yine de o kişi ikna olmaz. Size mantıklı, mantıksız muhalif düşüncesine destek olabileceğini düşündüğü her argumanı kullanır, bunun için yalan söyler, şiddetin dilini kullanır, iftira atar.. Burda kontrolü ele alan, konuşan, tartışan bahse mevzu yazar ya da yorumcu değil o kişinin EGO’sudur. EGO’yu nefis gibi de düşünebiliriz; EGO’ yu komple devre dışına itmiş insanlar gelmişmidir yeryüzüne bilemiyorum ama herkeste oranı değişmekle birlikte bir Ego teslimiyeti vardır, Bu tespit benim şahsi tespitim tabii. Belki Egodan komple arındığını iddia eden meleksi yaratıklarda vardır. EGO yontulmamışlıktan beslenir avvam tabirimle, cehaletten yani, işbu yontma eylemi başkaları tarafından yapılan edilgen bir fiiliyatta değildir. Cehaletin Universiteyle, tahsille de ilgisi yoktur. Yerine göre tarlada ırgatlık eden “ben bilmem beyim” diyen ırgat, hergün gazetede yada haber portalındaki köşesinde yazan ( örneğin;muhalif adaya seçildiğinizde mevcut creisini yargılayacakmısınız diye sorma küstahlığını gösteren diplomatların sınırdışı edilmelerini tavsiye eden bunun yapılmadığında da bağımszlığın şaibeli bir durum olduğunu ima eden) köşe yazarından daha alimdir. Alim benim bildiğim ilmiyle amel edendir. Yani bildiklerini eylemlerine yansıtandır. Bu bağlamda ülkemizdeki sadece gazeteciler değil tüm halkımız bence değişti, bir dönüşüm yaşadı. Şüphesiz ki bu dönüşümde gazeteci ve rutin olarak kitlelere hitap edebilen, yani fikirlerini geniş kesimlere ulaştırabilen yazarların ve kitle iletişim araçlarında yapılan yayınların etkisi ağırlıktadır diye düşünüyorum. Burdaki yorumcular arasındaki diyaloglarda da zaman zaman gözüme çarpan hatta biz burdayız diye haykıran, EGO güdümünde sarfedilmiş, tarafgirlik duygusuyla, amacını yitirmiş cümlelere son günlerde daha sık rastlar oldum. Bernar bey, muhalif olduğu görüşü savunan arkadaşlara, önceki günlerde de bir dizi açıklanmaya ihtiyaç duyulan, yanlış yapıldığını düşündüğü icraatları, görünen yanlış neticeleriyle birlikte ifade ederek, o konularla ilgili mantıklı ve gerçekçi bir açıklama talep etmişti. Kendisiyle aynı düşüncede olmasam bile bahsettiği konular gayet makul, yerinde ve haklı konular bana göre ve hakkaten açıklanması gerekiyor. Bende mevcut durumda Ülkeyi yönetecek istidatta bir lider olmadığını, burdaki başka bir arkadaşın tabiriyle “kötüler içindeki en az kötüyü seçmek” olayına katılıyor ve Mevcut yönetimi desteklememiz gerektiğine inanıyorum. Çünki diğer liderlerin ülkeyi daha kötü duruma getireceğini düşünüyorum. İyi parti lideri daha seçim aşamasında ülkesinin çıkarını şahsi çıkarının üzerine çıkaramadı. CHP nin niyetini backgroundan ve maltepe belediyesinin icraatlerinden anlıyorum; ara sokakta çok işleyen bir dönerci dükkanının bulunduğu sokağa(dönerci Ali usta) parkomat uygulaması başlattı. Fırsatcılık, çıkarcılık, nezaketsiz bir sürü kelime var ama sarfetmiycem, ellerine fırsat geçtiğinde neler yapmazlar….neyse muhalif olduğum her siyasi görüşe bir gerekçem var netice itibariyle.. Ama bu durum Bernar bey’ in sorularını geçersiz kılmıyor. 1. soruyu başbakan yanıtladı, emeklilere de ekstra bir ödeme yapıldığından hazineye programda olmayan bir yük geldi muhtemelen ve hükümet bu yükü bedelli ile amorti ederiz diye düşündü, büyük oranda profesyonel orduya geçtiğimiz için de önceki dönemler gibi ciddibir adaletsizlik olmuycak gibi görünüyor.
      2. Ekonomik açıdan iyi olduğumuz gerçeğini! sayın Reisimiz herkese söylüyor ama bakış açınızıda belirliyor, yani diyor ki( arabanın önü vuruk ama arkası sağlam), arkadan gösteriyor arabayı, araba gayet sağlam(teşbihte hata olmaz)
      3.İşsizlik konusuna gelince ülkede işsizlik sorunu çok bariz, çok iş arayan var lakin insanımızında sosyokültürel yapısı değiştiğinden herkes en az emekle en çok parayı kazanmak istiyor. Masabaşı olsunvb.. Dolayısıyla iş beğenmeme olayları da çok, diğer taraftan verilen ücretler hayatın idamesini sağlamaktan çok uzak, birdefa asgari ücret her ile göre farklı belirlenmeli.. Suriyeli kardeşlerimizin misafirlikleri dolayısıyla da işsizlik ciddi oranlarda arttı zira onların gideri daha düşük olduğu için işverenlerimiz mümkün olduğunda onları tercih etti, tuplum huzuru için de belşkide en iyisi buydu.
      4.O bakanların suçlu ya da suçsuz olduklarına yargı karar vermeliydi, Zarrabın yurtdışına çıkışına nasıl izin verildi, hele hele amerikaya gidişine? o konu tam bir muamma, paralar evde ne geziyordu?
      5. O konuda muammalı. Hak veriyorum.. http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/06/07/oruc-ayinin-sundugu-firsat/ Mehmet Tekeli’nin yazısı fazlasını anlatıyor.
      6. ve 7. söylenecek söz yok.
      Bu ülkede Oy uğruna kullanılmayacak bir şey söyleyin bana…
      Bizim toplum olarak, en önemli problemimiz ahlak ve edeb yoksunluğu.. EGO esaretinin de cehaletin de temel nedeni budur. Kadim kültürümüzün en olmazsa olmazı edebdir. Bizim geldiğimiz gelenek Hoca Ahmet Yesevi geleneğidir.Bir insanın karakteri 4 yaşına geldiğinde büyük oranda tamamlanmış olur. Dolayısıyla eğitim büyük oranda ailede gerçekleşir. Ama eğitim canlı bir süreçtir ve ömür boyu devam eder.. Bir insanın inandırıcılığında en önemli faktör kendini ikna etmesidir. Yani kendinin kendine inanması gerekir önce. Bazı insanlar dürüstlüğü ve inandıkları değer yargılarını içselleştirirler, yaşam tarzlarıyla, davranışlarıyla inandıkları değerler manzumesi arasında süreki bir ilinti vardır. Bu insanlar kendileriyle çelişen eylemlere imza atmamak için çoğaltılabilecek birçok mazarete sığınmayıp, bir çok güçlüğü göze alıp, savundukları değerler için çok büyük fedakarlıklar yapabilirler. Böyle insanlarla karşılaşıldığında doğal olarak saygı duymak gerekir, böyle olduğu kanaati hasıl olan insanlara da saygı duymak gerekir. Bana sorarsanız nasiplenmek de gerekir. Siyasi düşüncesi farklı diye, sizin tarafı olduğunuz siyasi düşünceyi mevcut donanım ve birikimi ile ezici bir şekilde eleştirebiliyor ve siz buna sığ potansiyelinizle verecek cevap bulamıyorsunuz diye karşı tarafa kusur atfetmek bir tarafa, kendi eksikliğinizin farkına varıp onu telafi yolunu izlemelisiniz. Yoksa hiç tanımadığınız, belki gerçek ismini dahi bilmediğiniz birine terör örgütü üyesi yaftası yapıştırmak hiç etik değildir. Ahlakla da bağdaşmaz.
      Eleştiri dediğimiz kavram bence esasen karşılaştırmaya dayanır. Yani eleştirdiğimiz nesnenin ya da olgunun karşısına ideal olan bir standart koyup aksayan, ahengi bozan noktaları saptamaya çalışırız. Zeka da kaba tarifle iki şey arasındaki mukayese yeteneğidir. Bu mukayese yeteneği iyi niyetliyse ki uslubuna baktığımızda öyle, değer atfedelim derim. Bernar beye saygılar.

  17. Temel Karamllaoğlu bir röportajında , ”Sözle insanlar terörist olmaz. Haa teröre destek verebilir. Teröre destek vermek ayrı bir suçtur, terörist olmak ayrı bir suçtur” demiş bulunuyor. Video linkini de aşağıdaki yorumda verdim.
    Bernar bey inatla bu sözlerden onun ”Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” dediği manasını çıkartmamı çarpıtma ve ahlaksızlık olarak nitelendiriyor.
    Biz vatandaş olarak, bir yargıç gibi bir kanun maddesinde terörü desteklemek ayrı bir suç, terör yapmak ayrı bir suç diye düşünmeyiz. Bir yargıç keseceği cezanın miktarı için kanun maddelerini ince eleyip sık dokumak zorundadır ama kamuoyu söylenen sözlere ve yapılan eylemlere göre kendi vicdanında kararını verir. Demirtaşın geçmiş dönemde söyledikleri ve yaptıkları ister destek ister fiil olsun teröristlik mertebesindedir. Söyleyip yaptıklarıyla şiddete ve kan akmasına sebep olmuştur.
    Esas çarpıtma ve ahlaksızlık, bugün o kesimden üç beş oy almak için onlara şirin görüneceğim diye bu tür dolambaçlı lastikli sözler söylemek ve geçmişte yapılanları mazur göstermeye çalışmaktır.

    • Sizden olmayan herkes size göre terörist.
      Peki siz nesiniz?
      Tek adam rejimini korumak için her önüne gelene vatan haini ,terörist ocu bucu diyerek tehdit edip gambazlayan iftira ile hayatları karartan sizler ve sizin gibilerine ne denir?

      • Silahlı kalkışma yapan, adam öldüren, sokaklara hendek kazıp isyan çıkaran, asker polis öldüren, bu devletin içinde paralel devletler oluşturan, resmi üstlerinden değil abilerinden, ablalarından, imamlarından emir alan, kötücül amaçlar için olduğundan farklı görünen, kılık değiştiren, farklı kisvelerle insanları kandıran, iç-dış çeşitli düşman çevrelerin emrine giren, sıkışınca Yunanistana oraya buraya kaçan, mertçe suçunu itiraf etmeyen, pişmanlık göstermeyen, sinsi sinsi her türlü kötü amacına ve bağlılığına devam eden kişiler kendi yaptıklarının sonucu her türlü damgalanmaya müstehak hale gelirler.
        Bunlar tek adama karşı değil, vatana, millete, cumhuriyete, demokrasiye karşı kalkışma, isyan ve ihanet içindedirler.
        Bu işin sizden bizdeni yok. Sizden bizden yapanlar fetö, pkk gibilerdir. İnsanları fişlerler, kategorize ederler, yargısız infaz yaparlar, kimvurduya götürürler.
        Bu devlet milletin de yardım ve desteğiyle eninde sonunda bunların hakkından gelecek. Başkanlık da bunu hızlandırıp kolaylaştıracağı için istenmiyor, Erdoğan da bu konuda en kararlı lider olduğu için.

  18. “HDPKK’lı sefillere, beraber nasıl salladık diyen CHPKK’lılara , hendekçi teröristlere. . .” şeklinde yazan şahısa dönüp bir tek sözcükle “kalite ve düzey” uyarısında bulunulmadı. Bu ülkenin ikinci büyük partisi CHP’nin isminin CHPKK diye yazılması sizi rahatız etmedi.

    Bana adımı da vererek “hain” diyen (“Bazen Bernar gibi kişileri gördüğümde hayret ediyorum. Bu adamlar uzayda mı yaşıyorlar. Sanki 90 lı yılları hiç yaşamadılar. Sanki 2002 den 2018 e kadar bu ülkede yoklardı. Bir insanın ya kör olması gerekiyor bunca yapılanları görmüyorsa yada hain.”) yorumcunun ifadelerine, tek bir itiraz sesi yükselmedi.

    Karar Gazetesi’nde yayınlanmış bir bilgiye, üstelik kaynağını da vererek göndermede bulunan yorumuma karşılık yazılan 4 cümlelik karşı yazıda, “ithamda bulunan cahil”, “iftiracı” ifadeleri geçti, tek bir itiraz sesi çıkmadı. Şimdi, sempati duyduğum bir partinin liderinin ağzından çıkmamış sözleri tırnak içine alıp Temel Karamollaoğlu’nun “Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” dediğini iddia eden kendini bilmeze dönüp “Haddini bil” demeğe getiriyorum, kimi beyefendiler pek bir rahatsız oluyorlar.

    Ne o? Muhaliflere “hain”, “cahil iftiracı” yakıştırmaları döşenmek, CHP adnı “CHPKK” diye yazmak, taraftarı olduğum partinin sağduyulu lideri Karamollaoğlu’nun sözlerini çarpıtıp onun “Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” dediğini iddia etmek gibi bir ahlaksızlık caiz oluyor, muhalif bir ses “Yetti artık! Ahlaksızlığın bu kadarı olur!” demeğe getirdiğinde, tartışma ve siyset ahlakı hatırlatmaları birbiri ardına sıralanıyor. Ölçü, muhalif ve yandaş olmaya göre mi tayin ediliyor efendiler?

    • Kufur tek millettir! Kisa yazilisinda alfebenin tum harfleri bulunan teror orgutlerimiz, legal alandaki bazi partilermizin silahli kanadidir. O yuzden kimi toptanci ifadeleri de hos gormek lazim:)

      • Tamam. . . PKKcı CHP aradan çekilsin. FETÖcü Akşener ve partisi de aradan çeillsin. Verelim elinize topu, ülkenin en vatanperver partisi AK Parti kendi içinden iki 11 çıkarsın, iki takım maç yapsın. Daha ilk yarının erken dakikalarında havada “FETÖcü!” iddları uçuşur inanın.
        Öyle ya, yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı, öyle söylüyorsunuz. 🙂

    • Bernar bey, doğruya doğru , yanlışa yanlış demek gibi bir huyum var. Keşke HDPKK’lıların öldürdükleri gençler için de bu kadar serzenişte bulunabilseniz , onların annelerinin ruh hallerini anlayark bu satırları yazsaydınız. HDPKK ve CHPKK bir genelleme değil ama bu iki partide terör örgütünü çok seven insanlar var , bunu kimse inkar edemez. Kusura bakmayın.

      • Musa Bey, PKK’nın apaçık bir terör örgütü olduğunu burada defalarca yazdım. Bu ilkel terör örgütünün yıllarca vesayet rejiminin değirmenine su taşımış olduğunu, BARIŞ fikrinden en çok ürkenin Kandil’deki soysuz yaşlılar olduğunu söyledim. Ama, Stalinist-milliyetçi soytarıların örgütünü ve ona olan desteği hiçbir iktidarın topla tüfekle yok edemeyeceğini, PKK’yı bitirecek olanın Kürtlerin bizatihi kendisi olacağını defalarca yazdım. En az 6 milyon olan HDP seçmeninin yekpare olmadığını, bu parti içinde muazzam bir çekişme olduğunu yazdım. Bu mücadelenin barış isteyenlerle parti üzerindeki PKK vesayetini devam ettirmek isteyenler arasında geçtiğini biliyorum. Kürtlere yönelik aşağılayıcı ve yoksayıcı dilin PKK şeflerinin işine yaradığını da biliyorum. Tam da böyle olduğu için, PKK’nın parti üzerindeki vesayetini güçlendirmek için çatışmacı-faşist marjinal Türk sosyalist solunun seçimlerde milletvekili listelerinin birinci sıralarına yerleştirildiklerini yazdım. PKK vesayetine direnen İslamcı Altan Tan’ın partiden tasfiye edildiğini (öğünerek kendisi söyler İslamcı ve Şeriat’çı olduğunu sayın Tan -bunu bir hakaret ya da eleştiri olarak söylemiyorum. Altan Tan’ı sever ve ona saygı duyarım), barış yanlısı erdemli insanlar olan Leyla Zana gibi isimlerin bu nedenlerle susturulup unutturulduğunu yazdım.

        HDP’ye oy veren herkes PKK yandaşı ise, zaten geçmiş olsun. Ülke bölünmüş zaten ve bizi adı kıyım olan bir iç savaş bekliyor! CHP içinde terörü çok seven bir yığın insan varsa, Allah aşkına biz neyi tartışıyoruz?

        Sizler, artık size oy vermeyen benim gibi insanları, CHP’yi bu şekilde itham ettikçe, PKK’lı kan sevicilerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Tek ölçünüz AK Parti taraftarı olup olmamak. Size sormak isterim, içtenlikli bir yanıt beklerim Musa Bey: Benim, sayın Temel Mollaoğlu ve onbinlerce Saadet Partisi taraftarının PKK’ya şu ya da bu ölçüde sempati duyabileceğine gerçekten inanabiliyor musunuz? Sizlere inandırıcı görünebilmek için, HDP ve CHP’yi sizin gibi itham etmek, isimlerini HDPPKK ve CHPKK olarak yazmak zorunda mıyız? Benzer bir düzeysizlikten yola çıkarak taraftarı olduğunuz partinin yanına FETÖ yazılsa, bunu rahatız edici bir sefillik ve düzeysizlik addetmez misiniz?

        • Bernar bey , yazılarınızdan anladığım kadarıyla Saadet Partisi taraftarısınız. Bu kadar alınganlık niçin gösteriyorsunuz anlayamadım. Saadet Partisi seçmeninde PKK ya destek veren 1 kişinin bile olmayacağına inanıyorum. Ancak HDP için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. CHPKK diyince kızıyorsunuz , peki CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu terörist cenazelerinde boy gösterirken (İnsani görev olduğu iddiasıyla) kaç tane şehit cenazesine gitmiş ? gösterebilir misiniz ? Eğer mensup olduğunuz parti Saadet se ben ona birşey demedim. Ancak , HDP ‘nin tamamı , CHP içinde de Sezgin Tanrıkulu gibiler PKK nın ta kendisi. Seviye düşürme isnatlarınız ise çok yersiz. Bugün seviyeyi siz çok düşürdünüz. Hiç kusura bakmayın.Ben TERÖRE TERÖR , TERÖRİSTE TERÖRİST her zaman dedir , bu platformdan da bunu demeye devam edeceğim. FETÖ meselesine gelince : AKP lilerin muhalif kesimi FETÖ cülükle suçlamasına en çok karşı çıkanlardan biriyim . Yazdığım yazılardan bu anlaşılıyor olsa gerek.Ancak siz sanırım daha çok yazıyorsunuz. Okumaya pek vaktiniz olmuyor. Merla Akşener’in partisine de , başka partilere de FETÖ cü denmesini tasvip etmem. Bünyesinde 5 tane eski pensilvanya ziyaretçisini barındıran AKP ye bakın , onu tarayın derim. Ancak teörden çok çektik. Bırakın da teröriste terörist , masuma masum diyelim.

          • Ben de sizin ciddi mi olduğunuzu, yoksa şaka mı yaptığınızı anlamdım. Dönmüş bana, “Bernar bey , yazılarınızdan anladığım kadarıyla Saadet Partisi taraftarısınız. Bu kadar alınganlık niçin gösteriyorsunuz anlayamadım.” diyorsunuz.

            Ard arda “cahi iftiracı”, “hain” suçlamalarına muhattap kalınca, seçimler sonuçlanana kadar yorum yazmamaya karar verdim geçen günlerde. Ama, bugünün ilk yorumunu okuyunca, haklı olarak yazmaya başladım. Buyurun, desteklediğim partinin lideri için yazılan yalanı okuyun -eğer gerçekten okumamışsanız:

            “Çekinmeye gerek yok. Bakın Temel Karamollaoğlu çekinmedi, açıkça söyledi;”Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” diye.” NECİP GÜVEN

            Beyefendi, bir de okura daha inandırıcı gelsin diye, sayın Karamollaoğlu’nun sözlerini tırmak içine alarak yazıyor! Ve siz de bana soruyorsunuz: “Neden alınganlık gösteriyorsunuz, anlamıyorum.”

            İnsanlar, bana adımı da vererek “cahil itirafçı”, “hain” diyecek, bir Allahın kulu itiraz etmeyecek ve susmayı yeğleyecek, desteklediğim partinin lideri hakkında ipe sapa gelmez iddialar ortaya atılacak, herkes sus pus olacak, ben yazınca “Nedeni anlaşılamayan alınganlık” ve “yazıda kalite düşüklüğü” olacak. Adalet duygusunun böylesine sözüm olmadığı için, ben de işi rakamlara vuruyorum artık -çünkü rakamlı yorumlarıma karşılık veren tek bir AK Partili arkadaş yok.

            Bana o çirkin ifadelerle yüklenenlere cevap vermeden ayrıldım yorum sitesinden. Arzu edilenin sığ bir ağız dalaşına kışkırtmak olduğunu biliyorum. Ama, parti liderimin sözlerinin kurnazca ve ahlaksızca çarpıtılması beni ilgilendirir. Herhalde buna hakkım olmadığını ileri sürmeyeceksiniz.

        • Gorunuslerin baska baska olusu aslin birligine engel degildir / nitekim bir daldan diken ve gul, kirmizi ve beyaz ayni anda biter! Genis dusun anlarsin:) rakamlara bogmadan ama; hdp ve fetoyu pecelemeden, vur abaliya yapmadan…

    • Ayrıca Bernar bey , uyarıda bulunacak bir durum yok . Haksızca öldürülen Kürt gençlerinden , teröristlerle işbirliği yapan siyaset bezirganlarına yüklenmek sizi rahatsız etmemeli. Eğer ediyorsa sizin probleminiz. Bu konuda kimse bizi uyaramaz. Çünkü ortada şehitlerimiz , haksız yere öldürülen gençlerimiz ,evladını kaybetöiş anaların hakkı koruma refleksi gösterenler var. Bırakın da bu ülkede teröristlerin haklarını savunanlar kadar şehitlerin , masum gençlerin de hakları savunabilsin. Bunun için kimseden izin alacak değiliz. Hiç kusura bakmayın. Bu işin muhalefet yapmakla bir ilgisi yok . Ben de AKP’ ye muhalif biriyim. Ancak bu konuda kör muhalefet yapamam.

  19. KİM KAZANACAK?
    HDP Meclis’e girerse anahtar parti olabilir. Erdoğan için iyi olmaz. Geçemezse anahtar Parti Saadet olabilir. Erdoğan için iyi olur. Saadet Partisi grubu, Müslüman Kürt oyları ile alacaktır. Barajı geçerse Meclis’te hakim olan Kürtler olabilir. 1960’larda böyle bir siyaset yapılıyordu. Müslüman Kürtler, MSP’de olmayanlar terör patilerinde yer alıyor böylece ülkeyi bölmeyi hedefliyorlardı. Akevler’in zorlaması ile önce MSP açık çalıştı, legal çalıştı. Sonra CHP ile koalisyon yaparak Müslüman Kürtleri PKK’dan uzak tuttu. Bugün onlar zorla o tarafa itiliyor. HDP de legal bir kuruluş ama hapishanelere konmakla illegalliğe itiliyor. Gerçekten çok kritik bir durum.

  20. Sayın Koru, “Yazarak, çizerek, konuşarak istedikleri sonucu alabileceklerini düşünmeleri benim için şaşırtıcı.” diyorsunuz…
    Bu cümleyi yazarken acaba hiç aynaya baktınız mı? Seçim süreci başladığından beri yazdıklarınızı ve bilfiil gayretlerinizi gözünüzün önüne getirdiniz mi? Sonuç alacağınıza inanmadığınız bir çalışma içerisinde bunca emeği sarf etmenize sizi zorlayan nedir?

  21. Burada bir müddettir yorum yazmaktayım ve üslubumu her ne olursa olsun bozmadım ve bozmamaya da kararlıyım.
    Ama bu Erdoğanı ve Akp yi seven, beğenen ve destekleyen bir kişi olarak her türlü hakarete de katlanacağım anlamına gelmez. Burada yorum yazan belli bir kesim, kendinde Akp yi destekleyen herkesi aşağılama, hor görme, hakaret etme hakkı buluyor ve dillerinin kemiği olmadığından ağzına geleni söyleyip yazabiliyor.
    Ülkede demokrasi eksikliği olduğunu söyleyip daha fazla demokrasi istediğini belirten bu kesim, eğer samimiyse önce kendisi demokratik davranmalıdır. Bu ülkede herkesin kendine göre bir akıl ve mantığı var ve buna göre yaşayıp, buna göre oy kullanıyor. Kimsenin aklı da oyu da diğerinden farklı bir değere sahip değil. Fikrine görüşüne karşı olduğunuz birine , belli bir saygı içinde karşılık vermek gereği bütün medeni insanlar için geçerlidir.
    Muhalif kesim kısa süre önce belli bir sayı ve moral üstünlüğü elde ettiği zannına kapılmıştı. Seçime 2 haftadan az bir zaman kalan şu günlerde gerçeğin bu olmadığını farkettiği için hayal kırıklığı içinde kızgın veya öfkeli olabilir ama bunun hıncını kimse diğerinden ve özellikle Akp destekçilerinden çıkarmaya kalkamaz.
    Bu platformda yazan herkesi üsluplarına dikkat etmeye çağırıyorum.

  22. Mesela ben…
    Gazeteler beni hiç etkilemiyor artık.
    Bir zamanların en sıkı gazete okuyucularından olan ben en son gazeteyi ne zaman aldığımı unuttum.
    Ayda bir gittiğim berberde sıra varsa oradaki gazeteye göz atardım.
    Artık ona bile bakmaz oldum.
    O derece yani.
    Ortada gazeteci kimliğiyle dolaşan bir sürü yandaş ve candaş türediğinden beri gazetelerden uzak duruyorum.
    Bir dedikodu kumkuması olan sosyal medyayı da 2 yıldır bıraktım.
    Sadece arada bir fehmikoru.com a girip bakıyorum.
    Bir de bir kaç haber sitesinin haber başlıklarına bakıp Karar gazetesinde yazan birkaç gazetecinin köşe yazısını okuyorum.
    TV de belgesel ve spor kanallarına bakıyorum.
    Kafam rahat.

  23. Şu satırlar Fehmi Bey’in 6 Haziran
    tarihli,medyanın tek sesliliğinden
    yakındığı yazısına yazdığım yorumdan:

    “Günümüzde yazılı medyanın bir ağırlığı
    kalmadı.Devreye sosyal medya girdi.
    Sosyal medyayı dikkate aldığımızda
    bugün medyanın her zamankinden daha çok sesli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz…”

    Şu ifadeler de Fehmi Bey’in bugünkü
    yazısından:

    “Kaldı ki, günümüzde, geleneksel haber kaynakları zaten yerlerini alternatif mecralara bırakıyor. Yazılı basın bütün dünyada olduğu gibi bizde de gündemi belirleme özelliğini kaybetme yoluna girdi.”

    “Gazetelerin satış rakamları bayağı düştüğü gibi, gazetecilik itibarlı meslekler skalasında kendisine yer bulamıyor.”

    Bu durum muvacehesinde Fehmi Bey’in
    yazacak gazete bulamamaktan ya da
    hiç bir gazetenin kendisine yazdırmamasından yakınmasına gerek yok.

    Gerçi kendisi bunu,hükümetten çekindikleri için yazdırmıyorlar şeklinde izah ediyor ama ben buna katılmıyorum.
    Örneğin Ahmet Hakan Coşkun ya da
    Ertuğrul Özkök,Fehmi Bey’den daha az muhalif mi ki onlara yazdırıyorlar?

    Öte yandan Ak Parti’yi destekleyen bir yazarın SP’nin ya da HDP’nin cilalanmasını
    eleştirmesinden doğal bir şey olamaz. Tıpkı muhaliflerin de onları cilalamasının
    doğal olması gibi.

    Her iki parti ve lideri için cilalama tabirini kullanmamın sebebi şu:

    12 Haziran seçimleri öncesinde Demirtaş’a televizyonda saz çaldırılarak
    ne kadar sevecen biri olduğu pompalandı.
    Bu Demirtaş’ın talimatıyla başlayan Kobani eylemlerinde 53 vatandaşımız
    katledildi.

    Normal şartlarda dönüp yüzüne bile bakmayacakları Karamollaoğlu’nun adı,Ak Parti’den koparacağı oylar hatırına “Bilge
    Başkan”a çıktı.Farz-ı muhal Karamollaoğlu
    Cumhurbaşkanı seçilse şimdi kendisini
    cilalayanların Erdoğan’a yönelttikleri eleştirinin beş fazlasını ona yönelteceklerinden zerre kadar şüphe edilmemelidir.

    Eli kanlı bir terör örgütü ile bu kadar içli dışlı olan,ortak çalışan bir partinin meclise
    girmemesi gerektiği yolunda fikir beyan etmekte garip karşılanacak bir husus olmasa gerektir.

    ABD’de Elkaide ile ortak çalışan bir partinin varlığı hayal bile edilemez.

  24. erdoğan chpnin tek parti döneminde 75 kişilik sınıflarda okumuş. necip bey, ne diyorsunuz bu duruma? erdoğan 1954 doğumlu imiş? siz inanırsınız reis yalan söyleyecek değilya.
    ha bir de isparta üniversitesini de akp açmış.
    izmir havalanını, adıyaman havalanını da akp yapmış. bir de komünistler köprüyü satmak istemiş ama özel “sattırmam” demiş.
    ben daha önceden de “ankarada havalanı yoktu biz yaptık” dediğini hatırlıyorum. gazete onu yazmamış ama ben öyle bir konuşmasını hatırlıyorum.
    bir de meşhur “aldandım”, “hiç aldanmadım”, tekrar “aldatıldım” tekrar “ne aldattım ne aldanan oldum” var. kaç tekrar olduğunu da unuttum. Necip bey kaç kere kendisini yalanladığını siz hatırlıyor musunuz? benim hafızam zayıf da…

      • Kafan çalışıyor mu senin? ben erdoğanın söylediklerinden bahsediyorum. kusura bakma, yani sana söyleyecek söz bulamıyorum. Senin efendiyin sözlerini aktardım. inanmıyorsan aç efendine sor. biryığın da bunun kaydı var. videosu var. yine senin efendiyin deyimi ile, “artık internet var. herşey kaydediliyor”.
        Ne söylemeye çalışıyorsun? efendiyin yukardakilerini söylemediğini mi yoksa esenboğa havaalanının akp tarafından yapıldığını mı? isparta üniversitesinin akp tarafından kurulduğunu mu? daha doğmadan 75 kişilik sınıfta eğitim gördüğü iddiasının doğruluğunu mu savunuyorsun?

  25. İktisat fakültelerinin daha birinci yılında öğretilen temel bilgilerden bile yoksun, TV programlarında karşısına oturtulmuş, yüklü aylıkları dışında hiçbir şeyi kaygı edinmeyen gazeteci müsvettelerinin sözde sorularına eline tutuşturulmuş kağıtta yazılanları okuyarak karşılık veren dünya liderimiz ne diyordu: “Faizleri yükseltmek bu ülkeye ihanettir.” İster liberal, ister müteyeddin dünyadan gelen akademisyenler olsunlar, bu cehalet dolu ekonmi tercihlerine İtiraz eden herkesi de bununla suçluyorlardı. Alın işte, 193 ülke arasında faiz oranının en yüksek olduğu 4. ülke haline geldik, biraz daha gayretle Venezülla’yı geride bırakıp dünya birincisi Arjantin’in arkasıda dünya ikinciliğine yerleşeceğiz. Hem ülkeyi faiz oranında dünya dördüncüsü yapan, hem de ulusal parasını dünyada dolar karşısında en çok değer yitiren para birimi haline hetiren dünya lideri, ekonomi ustası! Bu komedi filminin nasıl başlayıp nasıl sonuçlandığının kısa film öyküsünü merak edenler, müdeyeddin dünyanın saygın ekonomisti İbrahim Kahveci’nin bugünkü “Yönetmensiz çekilen bir ekonmi filmi” başıklı yazısını okusunlar.

    Mali açıdan kaynakları kurutup tüketeli çok oldu. Sonuçlarını daha yeni yeni yaşamaya başladık. Ama, muhalefet fazlaca heveslenmesin, çünkü henüz oy kaynaklarını tüketmiş değiller. Emeklilere yılda iki kez biner liralık cep harçlığı ile başladılar. Dört milyon insanı ilgilendiren bedelli askerlikle devam ediyorlar: Bir yandan kahraman Mehmetçik güzellemeleri, bir yandan da cebinde para olan için bedelli askerlik! Milliyetçilik dediğin böyle olur! Daha elde gerektiğinde kullanılacak, mafya liderlerini, katilleri, hırsızları cezaevinden salıverecek af silahı var, anketlerdeki duruma göre devreye sokulabilir, şimdilik cepte dursun. Ama, medyatik bir Kandil operasyonu kesin! 19 günde oy oranlarını %7 yükselten Afrin operasyonunun ateşinin iki hafta bile sürmediğinden ders almış olacaklar ki, nümayişi seçim tarihe çok yakın günlerde başlatacaklar! Filmi inandırıcı bulmayanlar için yakıştırmanın ne olacağını dün ilan ettiler zaten: PKK yandaşları!

    • Aaaaa Bernar bey dönmüüüüüş…
      Tartışma düzeyi çok düştü deyerek bırakiyorum demişti
      temekki düşşmemiş
      Yogusam düştü de oda o düşük yüzeyi artık habullendimi?
      galiba ikincisi olmuş

  26. 24 Haizran seçimleri sonrası Türkiye’yi dünyada ilk 10, Avrupa’da ilk 3 arasına sokacakları vaadinde bulunmuşlardı. Daha seçimleri geride bırakmadan vaadlerini tuttular: Türkiye, dün itibarıyla, 193 dünya ülkesi arasında, faizin en yüksek olduğu 4. ülke oldu. Arjantin, %40 ile dünya birincisi, Venezüella %21.7, İran %18 ile Arjantin’i izliyor. . . Ha gayret, Venezüella’yı yakalamak üzereyiz: Durmak yok, devam!

  27. HDP , kendisine verilen şansı kendi eliyle tepen , demokratik siyasi zeminde değil de doğu ve güneydoğuda silahların gölgesinde / katkısıyla ve insanları sindirmeyle siyaset yapan , Batıda ise insanlık ve hümanizm havarisi olan , Türk Milleti’nin ekserisinin ( En az %80 ) tepkisini çeken etnik bölücü bir partidir. Bu partiye devletin ve hükümetin verdiği kredi de ( Çözüm süreci denen süreçte ) anlaşılır bir şey değildir. 700 ’ ün üzerinde vatan evladı sırf bu HDPKK’lılar demokratik zeminde belki siyaset yaparlar , belki adam olurlar , belki sisteme entegre olurlar ümidiyle kurban verilmiştir.(Hendek savaşlarında) . Artık Kürt kardeşlerimiz de bu kadar fedakarlığın yapıldığı bir ortamda asıl düşmanının devlet değil PKK-HDP olduğunu anlamalıdır. Sadece hükümet zora girsin , istediği vekil sayısını çıkaramasın diye HDP nin barajı geçmesi temennisinde bulunmak isteyenler , daha önce Türk Milleti’nin tükürüğüyle boğacağını sanan HDPKK’lı sefillere , beraber nasıl salladık diyen CHPKK’lılara , hendekçi teröristlere ” Öfkeli gençler ” diyenlere çok dikkat kesilmelidir. Kürt halkı , daha 6-7 Ekim olaylarında HDP nin genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın kışkırtma ve provokasyonuyla 53 ferdinin HDPKK’lılarca öldürüldüğünü unutmamalıdır. Bunca insanın ölümüne sebep olan , elinde benzin bidonuyla gezer gibi ortalığa nifak saçan Selahattin Demirtaş’a güzelleme yapıp ziyaret eden siyasileri ben kendi namıma affedemem. Hani analar ağlamasın diyorduk ya , en son SELO’nun Diyarbakır’da sebep olduğu provokasyonda evlatlarını kaybeden anaların ağladığından haberi olan var mı ona güzelleme dizenlerin , ziyaret edenlerin ? Onlar için de empati yapan var mı ? Suç herkes için suçtur , siyasetçi suç işlediğinde de suçtur , vatandaş işlediğinde de suçtur. Ancak garip olan HDP li siyasetçi suç işlediğinde haklı olarak devreye giren / işleyen kanunlar her ne hikmetse AKP’li siyasilere işlememektedir. Kanun kanundur. Kanun önünde herkes eşit olmalıdır. Adalet herkes için vardır . Parti hukuku , sahibine göre kişneyen hukuk , hukuk değildir.

  28. Seçim nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Bildiğim şey, Erdoğan’ın, AK Parti’yi bir kitle partisi olarak kuran kadroların elinden çalıp her devrin adamı Yiğit Bulut, M. Barlas, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı gibi seküler yalakaların eline teslim edip AK Parti’yi ilkel bir devlet ve lider partisine dönüştürdüğünden beri, yüzeyselliğin, lumpenliğin ve ahlaksızlığın ülkenin temel sorunları arasına girdiği. Her muhalif sesi FETÖcü yaygarasıyla susturmanın verdiği rahatlıkla, ahlaksızlıkta sınır tanımaz hale geldiler. Necip Güven adlı yorumcu bu dile getirdiğim soysuzlaşmanın güzel bir örneği. Şunu söylüyor:

    Çekinmeye gerek yok. Bakın Temel Karamollaoğlu çekinmedi, açıkça söyledi;”Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” diye.

    Utanmadan, bir de tırnak içine almış Karamollaoğlu’nun sözlerini inandırıcı olsun diye. Çaresizlik ve derinleşen iktidarı yitirme korkusu arttıkça, akla ziyan yalanlar ve gülünesi iddialar havada uçuşuyor. Hızını alamayan bir diğeri, Türkiye’de öğretmen ve akademisyen maaşlarının Avrupa’daki öğretmen maaşlarının iki katı olduğunu ileri sürmüştü bu sayfalarda.

    Bir süre önce, “kalitesizliğin bu sayfalara da sıçratılmasına malzeme olmayayım” diye düşünerek, seçimlere kadar yorum yazmamaya karar vermiştim. Bir aklı-evvel de bu kişisel tercihimi, çocuklarda görülebilir bir galibet kazanmışlık heyecanıyla, ardımdan “Demirden korkan trene binmesin!” diye yazarak karşılamıştı.

    Ortada ne demir var, ne de metal yorgunluğu. Önümüzde duran, bir tepikte darmadağın olacak çürümüş bir plastik. Bu ülkede adalete, özgür akla, sözün ahlakına, vicdana sahip çıkan yüzbinlerce insan var. Tam da böyle olduğu için, önceki gün burada muhaliflerin yararına olabilecek yazılar yazdığı için Fehim Koru’nun kariyerinin yıldızının söndüğünü iddia eden adamın söyledikleri doğru değil. Ahmet Kekeç, Negehan Alçı, R.O. Kütahyalı gibi çakma gazete yazarları, bu iktidarın çökmesiyle birlikte ortadan silinip gidecekler. Bunların isimlerini hatırlayan bile olmayacak. Buna karşılık, kaleminden korkulduğu için cezaevlerinde süründürülen, ülkücülüğün, dindarlığın, özgür düşüncenin onurunu temsil eden erdemli ve yürekli yazarlarımız Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Ahmet Altan, Ali Bulaç, Nazlı Ilıcak, Fehmi Koru ile Karar Gazetesi’nin cesur adamları ve kadınları, bu ülkenin entelektüel kalitesini ve itibarını koruyup yükselten güzel insanlar olarak savunulmaya, gelecekte de hürmetle anılmaya devam edeceklerdir.

    Hatırlatmakta yarar var: AK Parti, 24 Haziran seçimlerinden yine kıl payı farkla kurtulsa bile, kaçınılmaz yazgısından kurtulamayacak. Yeni dönemin daha yarısını bile tamamlayamadan erken seçimlere gitmek zorunda kalacak, bir lider ve çıkar partisi olduğu için darmadağın olacak.

    Liderinin pek sevdiği bir sözle sesleneyim Necip Güven: Saadet Partisi’nin lideri Temel Karamollaoğlu, “Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” sözünü ne zaman, nerede söyledi? Bunu kanıtlayamazsan namertsin, yalancısın. . .

    • Bernar bey keşke yazmama kararınıza sadık kalıp seviyeyi bu kadar düşürmeseydiniz. Soysuzlaşmak gibi ifadeler sizin önceki üslubunuza uymayan şeyler, ama insan her zaman bazı özelliklerini bastıramıyor, özellikle öfkelendiğinde gerçek karakterini gösteriyor maalesef.
      Burada çoğu yorumcu gibi sizde Akp yi desteklediğini açıkça söyleyebilenlere elinizden geldiğince hakaretamiz ifadeler kullanmaya başladınız son zamanlarda. Ama görüyorsunuz insanlar çekinmiyor, doğru bildiğini açıkça ifade edebiliyor. Kimse kimseye üstten bakamıyor, üste çıkamıyor, bastıramıyor.
      Karamollaoğlunun söyledikleri ekli videoda. ”Sözle insanle terörist olmaz. Ha teröre destek verebilir. Teröre destek vermek ayrı bir suçtur, terörist olmak ayrı bir suçtur” sözlerinden ben de herkes gibi ”Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” sonucunu çıkartıyorum. Siz başka bir mana çıkartıyorsanız bilemem.

      https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/06/03/temel-karamollaoglundan-skandal-aciklama-selahattin-demirtasin-terorle-alakasi-yok

    • Bernar Bey, çok sert ve rahatsız edici bir giriş yapmışsınız; ben oruçluyum!

      Kendi adıma beni yanlış anladığınızı söylemeliyim. Seçim sürecinde genel tansiyon yükselmesinin işin doğası gereği olduğunu ve bundan çekinen kişinin siyasi meselelere hiç yaklaşmaması gerektiğini vurgulamak istemiştim. Yazdığınız yorumları onaylamadan önce lütfen iki kere okuyun. Ağız dalaşı değil, fikir alışverişi yapalım.

      • Bu inandırıclıktan yoksun “fikir alış verişi yapıyoruz, ölçüyü kaçırmayalım” davetleriniz, neden benim yorumumun altına açıkça “hain” diye yazan yorumcuya yöneltmediniz? (Yanıtınızı biliyorum: “Vallahi görmedim, görmüş olsam. . .” demeğe getiren içi boş lakırdılar) Benim yokluğumdan da yararlanarak, çok alışmış olduğunuz FETÖcü silahı ile sonuç alacağını uman sizsiniz, Özer Bey. Aşağıdaki ifadeler sizin mesajınızdan:

        “Bu yorumunuzda yaptığınız gibi daha önce de 17-25 Aralık’ta tatsız ithamlara muhatab edilen eski bakanları anıp, nerede olduklarını sormuştunuz, ama nasıl oluyorsa aynı olayın esas çocuklarından olan, şu anda kanun kaçağı durumundaki Zekeriya Öz ve avanesinden hiç bahsetmiyor, T.C. Devletinin resmen kullandığı FETÖ tabirini ısrarla kullanmamaya özen gösteriyorsunuz!”

        Aklınızca, Cemaat yandaşı olabileceğimi ima ederek belaltı vurmaya çalışmışsınız. Bana sökmez bu oyunlar.

        (1) 17-25 Aralık, Cemaat’in Erdoğan iktidarını devirmek için giriştiği planlı bir operasyondu. Bu doğru. Bunun kadar doğru olan bir diğer şey, artık ortalıklarda görünmeyen o dört bakanın da bağımsız mahkemelerde yargılanması gereğidir. Çıkacaklar iktidar korumasının olmadığı bağımsız ve adil mahkemelere, masumiyetlerini o mahkemelerde kanıtlayacaklar –kanıtlayabilirlerse eğer. Çünkü, o bakanlar, sizin yazdığınızın aksine, “tatsız ithamlara” muhattap edilmediler: Ahlak dışı yolsuzluklara bulaşmakla, bu halkın parasını çalmakla itham edildiler. Sizin “tatsız” dediğiniz şeye ben ve yüzbinlerce insan, utanç verici, dipsiz bir ahlaksızlık ve suç diyoruz. Önce bu böyle bilinsin.

        (2) Evet, T.C. devletinin resmi FETÖ tabirini kullanmıyorum, kullanmayacağım. İki nedenle bunu yapmayacağım: Birincisi, bu terimin içini boşalttınız, bunu, her muhalif sesi kıstırmanın aracı olan etkili bir silaha dönüştürdünüz –tıpkı burada bana yaptığınız gibi. İkincisi ve çok daha önemlisi, ben aklımı ve vicdanımı ne bir siyasal iktidara, ne de bir siyasal lidere teslim ederim. Omurgasız ve kişiliksiz bir insan olarak hayat sürmemek gibi bir ısrarım var. O sizin kutsadığınız devlet ve onun liderleri, zaman zaman halk yığınlarına döner ve devlete egemen siyasal gücün çıkarına göre “resmi bir düşmana” işaret eder. O devlet, zamanı gelmiş, bizlere şapka devrimine uymadıkları için masum dindar hocalarımızı düşman olarak işaret etmiş, bir hukuk katlinin ifadesi olan İstiklal Mahkemeleri’nde pek çok dindarımızı yargılamış ve asmıştır. O sizin kutsadığınız devlet, bu ülkenin başbakanını da asmıştır. O sizin kutsadığınız devlet, düne kadar “bebek katili” dediğine, üç gün sonra “Sayın Öcalan” demiştir. O sizin kutsadığınız devlet, düne kadar elele yürüdüğü Cemaat’e yön veren karanlık çetenin yönetici kadrosunun elini kolunu sallaya sallaya ülkeden çıkmasına izin vermiş, kendi pisliklerini örtmek için, sözüm ona bu çeteyle savaş çığlıkları içinde, yüzlerce (muhtemelen binlerce) insanın hayatını karartmıştır. O çetenin başındaki F. Gülen’in siyasetteki ayağı gün ışığına çıkarılmalıdır, er geç çıkarılacaktır. Cemaat çetesinin elebaşları ve onların siyasetteki işbirlikçileri ile hesaplaşma, sizin tayin ettiğiniz tarihten itibaren değil, olması gerektiği tarihten itibaren başlamalıdır, ve bir gün mutlaka başlayacaktır. Bütün gerçekler açığa çıkacak, masumlar adalete kavuşacak, suçlular adalete teslim edilecektir. Çünkü, bu ülkede gerçek demokrasi ve adalet, bir gün mutlaka tesis edilecektir.

        • Bernar Bey, kişisel problemleriniz bizi ilgilendirmez diyeceğim ama yazdıklarınız ve üslubunuz, bana dalgalı seyreden bir duygudurum bozukluğu rahatsızlığını çağrıştırıyor. İzlenimim doğru ise yükselişteyken yazmamanızı tavsiye edeceğim. Allah-u Teâla tüm hastalarımıza hayırlı şifalar nasip etsin. Âmin.

          • Özer bey aslinda sizin kendinizi ifade edememe probleminiz var. Sizdeki o problem yani sizin porobleminiz “teşbihte hata olmasin” sürekli duymak istediğiniz sizin nefsinize hoş gelenlere kayitsiz şartsız inanmanızdan kaynaklaniyor.
            Benim bu tesbitime sizin anliyabileceğiniz bir õrnekle cevap vermek istiyorum,
            17/25 Aralığa siz halen daha nefsinize hoş gelen tarafından bakip ona göre değerlendırıyorsunuz.
            Bunda şahsen ben sizi pek suçlamiyorum, suçlamadığımın nedenini sizin anliyabilecağınız bir misalla anlatayım. 15 Yaşindaki bir gencin deli gibi aşik olduğu mafya babasinin servetine servet gücüne güç katmak için suçsuz ve günahsız yere karaltığı hayatlarin sorumlusu kendisi değilde gene o insanlar olduğuna kendisine sorgusuz sualsı aşik olan sevgillisini rahatlikla inandrır, çünkü gerçek sevgiliyi ondan ayirir onun için sevgili gerçeklerden rahatsız olur ve suçsuz, günahsiz insanlari katil olarak görürken esas katilide tertemi bir insan olarak görür.
            Çünkü onun aşkı onu sağır,dilsız,ve kör etmiştir.
            Bu sitedeki ateşli taraftarlardan en sakini siz olmanıza rağmen eleştiri yaptığınız yorumculara hakaret ettiğinizın farkında bile değilsiniz.
            Birde dindar bir insan Dini kendi çıkarları için kullanan politikacıların yaşam tarzllarında Dini görsel yönünü moda kanun yönünüde kitabina uyduranlara ve çakma fetvacılara inanmaz inandığı an kayip edenlerden olur.
            Maalesef bu ülkededki AKP aşki her yalnışa kalip bulabilmek için Dini alet etmekren hiç cekinmiyorlar.
            Size gene sizin kullandığınız bir tavsiyede bulunarak hoşca kalin.
            Sizde savubduğunuz görüşleri birkaç kez düşününp daha sonra savununuz.

          • Her fikirine katılmam gerekmiyor, ancak Bernar beyin genelde aklı başında yorumlar yaptığına şehadet edebilirim.

            Madem ki psikolojik terimler üzerinden bir gönderim de bulunma durumu var ortada, ben de Adorno’nun Kollektif-narsisizm (Biz-narsisizmi) kavramsal çerçevesine bakılmasını önereceğim. Ekşi sözlük girişleri bile tek başına öğretici olabilir bu aşamada.

            Bernar bey, bu kavramsal çerçeve ışığında size karşı yapılan yorumları analiz edersiniz, baya rahatlayacağınızı düşünüyorum. Bilimsel teşhis bazen ürkütücü olsa da çok rahatlatıcı oluyor. Ben de çok işe yaradı, öneririm 🙂

            Selametle

      • Sizin kullandiginiz tren-demir ifadesi belki yerinde olmadi, insanda yht fobisi falan olabilir yani:) ama SnBernar arkadasin boyle bi ifadeden rahatsiz olmasina da bi anlam veremedim ya neyse… Nihayet ince eleyip sik dokunmus metinler yaziyordu onu da gevsetti, duzeyli seviye boyle bisey demek:)

  29. İyi günler.iyi yayınlar. Seçimleri hep milli irade halkın iradesi masalıya büyüdük.bazı köşe yazarlarını okuyorum.acıyorum.lise bir mantık kitabını okusalar yeter.kürt sorunu artık bir örgütün sorunu değil benim de sorunum oldu.benim sağcı ve muhafaakar kardeşim kardeşlik edebiyatı ile bizi oyaladı.şimdi kardeşli hukuku istiyoruz.kürt sorunu hal edilmezse islamın istismar oyunu devam edecek.benim alnı secdeli.başı örtülü kadeşim ankaradan çıkıp anadoluyu tebdii mekan eylesin.zaten çoğu gazete yazararına masallardaki padişah tellalı oarak baıyorum.selamlar

  30. Fehmi bey eğer dediğiniz gibi hdp ittifaka alınsaydı iyipartiye oy verecek bir çok seçmen mhp ye oy verirdi.meral hanım keyfinden hdp yi ittifaka dahil etmemiş değil.hdp şiddetle terörle ve pkk ile arasına mesafe koymadığı sürece sizin diğer partilerden yaklaşım beklemeniz çok saçma oluyor.türkiyenin % 10 u hdp yi destekliyor % 70 i ise nefret ediyor.

  31. Çekinmeye gerek yok. Bakın Temel Karamollaoğlu çekinmedi, açıkça söyledi;”Terörü desteklemek teröristlik sayılmaz” diye.
    Hdp ye hem devlet hem hükümet geçmişte büyük şans verdi. Toplumda barış gerçekleşsin, Kürt sorunu bitsin diye uygulanan çözüm sürecinde, bugünkü millet ittifakının bütün karşı çıkmasına, eleştirisine rağmen Hdp nin Türkiyelileşmesi teşvik edildi, aracılık rolü verilerek onore edildi ama Hdp kendini teröre destek vermekten kurtarmayı tercih etmedi, üstüne üstlük çözüm sürecinin yıkılmasına ve o bölgede kan akmasına ve büyük yıkım yaşanmasına sebep oldu.
    Çözüm sürecine karşı çıkanlar bugün Hdp nin en büyük destekçisi haline geldiler. Hayrını görsünler.
    Önemli olan Kürt vatandaşlarımızın olaya nasıl baktığı.
    Eğer bölgede hendek siyaseti uygulayıp yıkıma sebebiyet veren Hdp yi cezalandırmak istiyorsa Kürt halkı kendisi cezalandırır. Bizde Allah razı olsun deriz.
    Sırf hükümeti ve Erdoğanı düşürmek için, terör ve yıkımı bilinçli bir tercihle desteklemiş bir partinin hoş görülmesinin demokrasiyle bir alakası yoktur. Sahte demokratlığa bu milletin karnı tok.

  32. soru bir chp tabanı veya sol seçmen yanında diğer seçmen de barajı aşması için hdp ye oy verir mi
    ona yardım etmesi demokratik bir davranış olur mu
    yada bu caiz midir 🙂

    soru iki sonucu öngörülemeyen bu seçim sonrası yeni siyasi aktörler kimler olabilir
    mesela abdullah gül sp de aktif siyasete döner mi

    soru üç meral akşenerin abdullah gül ü veto etme ve millet ittifakını bu şekliyle chp ve sp ye kabul ettireblme ağırlığı etkisi neyle açıklanabilir

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here