Gazeteler yazarlarını okurlardan saklamaya başladı; yaşasın bağımsız siteler…

35

Müteveffa Albert Einstein‘ın zihinlere nakşolmuş pek çok özlü sözü var da birini her zaman tek geçerim.

O da şu: “Hep aynı şeyi tekrar edip her seferinde farklı sonuç almayı beklemek salaklıktan başka bir şey değildir.”

Şu birkaç gündür bu sözü yeniden hatırlatan bir gelişme yaşanıyor.

Bu yazım sabahın erken saatlerinde (06.00’dan önce) dünyanın dört bir tarafındaki okurlar tarafından erişilebilir hale gelecek. Yazı için sabahın köründe (04.00 gibi) ayaklandım. İlk yaptığım iş, her gün olduğu gibi, gazetelerin internet sitelerine girip son haberlere ve yazarların ne yazdıklarına bakmak oldu.

Yazarlar okunmuyor

Yazımı bitirip erişilebilir kıldıktan sonra, ‘OcakMedya‘ sitemizin ‘Seçilmiş Yazılar’ bölümü için bence okurların dikkatinden kaçmaması gereken yazıları derlemeye çalışacağım.

Çalışacağım, ama Sabah‘ın başını çektiği Turkuaz Medya grubu ile Hürriyet‘in lideri olduğu Demirören Medya grubu içerisine giren gazetelerin birkaç gün öncesine kadar erkenden sitelerine konulan köşe yazılarını ara da bulasın…

Prensip kararı almışlar, yazarların yazılarını çok daha geç bir saatte sitelerine yerleştiriyorlar.

Einstein‘in sözü işte burada devreye giriyor: Daha önce pek çok kez burada ve başka ülkelerde denenmiş, ancak başarısız olduğu için vazgeçilmiş bir yöntem bu.

Bakmayın siz tiraj raporlarına, günümüzde gazeteler artık bayiden alınarak okunmuyor. İnsanlar hem kolay hem de bedava olduğu için gazetelere artık internet üzerinden ulaşıyor ve okumak istediklerini oradan okuyorlar.

Dünyada eğilim şöyle: Bilgi bedava erişilmek arzusunda, bu sebeple gazeteler ve dergiler reklam geliriyle yetinip kendilerini okurlara açık tutuyorlar. Biraz cesur olanlar, sundukları malın kalitesinden emin olanlar ise okurlardan para talep ediyorlar.

New York Times (NYT) sözgelimi; gazetenin bütününden yararlanmak isteyenlerden belli bir ücret ödemesini istiyor. Geçen gün (1 Kasım) gazete para ödeyerek internet üzerinden abone olan okur sayısının 4 milyonu aştığını haberleştirdi. Gazeteye son üç ayda 203 bin yeni dijital abone katılmış. Bu da gazetenin net gelirinin aynı dönem yüzde 30 artışla 41.4 milyona ulaşmasını sağlamış.

Tabii o NYT. Bizde kendisini para duvarı arkasına saklayan gazeteler kısa sürede o yoldan dönmek zorunda kaldılar.

Peki, bu son karar neden alınmış, gazeteler yazarlarının yazılarını neden geç bir saatte erişilir kılmış olabilir?

Fazla düşünmeniz gerekmiyor: Gazeteler bayiden satın alınarak okunmadığı gibi, gazeteleri internet üzerinden izleyen dijital okur da gazetelerde yazanların tiryakisi olmaktan uzaklaştı. Yazarlar okunmuyor ve gazeteler bunun sebebini onların yazılarının erkenden sitelerde yer almasından kaynaklandığını sanıyor.

Erkenden konulunca bağımsız internet siteleri o yazıları iktibas ediyor, okur da gazetenin internet sitesi yerine onu başka yerlerde okuyor… Böyle düşünüyorlar.

Oysa gerçek benim yazdığım gibidir: Gazetelerin yazarları eskisi kadar okunmuyor.

‘Seçilmiş yazılar’ bölümünde her gün değerlendirdiğim yazıların sonuna ‘yazının devamı için’ notuyla yazının yayınlandığı gazete sayfasına link verdiğim için, her günün seçilmiş 10 yazısının, seçtiğim yazarların o günkü okunma sayısını belirgin biçimde artırdığını sanıyorum.

Gazete yöneticileri ‘OcakMedya’ gibi sitelerin kendileri için de yararlı olduklarının farkında değiller.

Farkına varacaklardır bu deneme sonunda.

Televizyon tartışmaları da izlenmiyor

Habertürk gazetesine geçtiğimde orada şimdikine benzer bir uygulama olduğunu yaşayarak öğrenmiştim. Gazete içeriği erkenden erişilebilir hale getirildiği halde, yazarların yazıları bayağı geç bir saatte aynı duruma getiriliyordu.

Yanlış ben henüz oradayken anlaşıldı ve o uygulamadan vazgeçildi.

Şimdi artık basılmıyor Habertürk ve garip bir biçimde yazarlarını okurlardan gizliyor. Eskiden sitenin tepesinde ‘yazarlar’ diye bir başlık varken, şimdi o başlık kaldırıldı ve yazarları sitede bulmak için bayağı bir çaba göstermek gerekiyor.

Medyamız içine sokulduğu dar boğazın dayattığı açmazların farkında, ancak sebebi tam algılayamadığı için çıkış yolunu da yanlış yerlerde arıyor.

Kendi sitelerinin daha az tıklandığını görmemeleri imkansız, görüyorlar; ancak bağımsız internet sitelerinin neden okurların gözdesi haline geldiğini anlayamıyorlar. Televizyon haber kanalları da ekranlarında her akşam sürdürdükleri tartışma programlarındaki reyting düşüşünü anlık izlenme rakamları önlerine geldiği için tespitte zorlanmıyorlar; ancak YouTube üzerinden yayın yapan bireysel veya bir siteyle irtibatlı TV yayınlarının takipçilerinin neden artış gösterdiğini bir türlü anlayamıyorlar.

Yasaklamalarla gidişi durdurabilecekleri hayalini kurmaları bundan…

Oysa, sorunlarının temelinde ‘yasakçı’ anlayış yatıyor. ‘Yasak’ olana ilgi giderek büyüyorsa sebebi ‘yasakçı’ zihniyettir.

Bir beklentimi buraya kaydedeyim de bu yazıyı daha fazla uzatmayayım: Beş ay sonra tarihi önemde olacağına inanılan bir seçim -yerel seçim- yaşanacak ya, o seçime giden yolda geleneksel medyanın değil bağımsız internet sitelerinin etkisi daha fazla hissedilecek…

Demedi demeyin.

Einstein‘ın en başa aldığım sözünü bir kez daha okuyun ve üzerinde düşünün.

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

  1. 1) Bedava verseler, üste para verseler yandaş gazeteleri okumam. Okunacak bir şey de yok zaten. Hep yalan dolan. Yandaş yazarları da okumam. Fikir namusu olmayan yazarları niye okuyalım.
    2) Hanefi Avcı namuslu bir adam. Fetö’nün baştâcı olduğu dönemde Fetö tehlikesini haber veren bir kitap yazdı. Yani zor zamanda konuştu. Fetö Hanefi Avcı’nın bir açığını aradı, bulamadı. Ama bu durum Fetö’nün savcıları için sorun değildi. Avcı’ya işlemediği suçlar isnad ettiler, Avcı’yı haksız yere hapse koydular. İşte bu Hanefi Avcı “Ahmet Altan’ın hapiste ne işi var!” dedi.
    3) Hanefi Avcı hem namuslu hem de cesur bir adam. “Dokunan yanar!” dedikleri bir dönemde Fetö’ye dokundu. Yandaş yazarlar o zamanlar Fetö’ye dokunamıyorlardı. Avcı namuslu bir adam olduğu için “Ahmet Altan’ın hapiste işi yoktur. Bu, Fetö ile mücadele değildir!” der ama yandaş yazarlar böyle cümleler kuramazlar. Parayı alır, yalap şalap yazılar yazarlar. Erdoğan ve AKP güzellemesi yaparlar sürekli.
    4) Sosyal Medya hesabı olmayan, internette yazmayan yazarlar var. Zannediyorum yakında bu inadlarından vazgeçeceklerdir. Değerli, kaliteli, fikri hür yazarlarımız aynı çatı veya ortak bir çatı altında toplanırlarsa o zaman o çatı, okurlarından ücret isteyebilir. Günde 1 liradan ayda 30 lira mesela. Tabii Ak-trollerin girişine izin verilmemeli. Mekân nezih olmalı.
    5) New York Times (NYT) iyi kazanıyor. Bravo. Köklü bir kuruluş. “Birileri çıtlatsa, haberdar etse de Türkiye’de medya yatırımı yapsa NYT” diyesi geliyor insanın.
    6) Fox’un sermayesi yabancı olmasa böyle bağımsız davranamazlar. Yabancı sermayede hayır var. Fox Tv, gazete kurabilir mesela. Gazete Fox. Güzel olur.

  2. Medya her şeyden önce haber vermeliydi. Patronun parası, siyasetçinin isteği, zenginin ihalesi, garibanın da 3.sayfası halinde yürüyen bir sistemdi. Bazıları bunu değiştirmek istedi gücü yetmedi. Fehmi Koru olarak bilginizin yanında medyanın düzelebilmesi ve haber vermesi için elinizi taşın altına koysanız!!!!gazete çıkaramıyorsanız bile en azından ülke adına yapılan yanlışları açık ve net bir şekilde yazsanız…Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan veeee Fehmi Koru “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” bize dokunuyor kardeşim. Hayat her geçen gün zorlaşıyor hadi el ele verelim ve bu ülkeyi yaşanılır kılalım, en azından o yolda yürüyelim. Var mısınız Fehmi Bey

  3. Bir oneri sayfaya bir bagis tusu koysaniz, sitenin yarar oldugunu dusunenler ve para odeyecek durumda olanlar buradan odeme yapabilirler, gonullu bir uygulama…

  4. Ocak medyada haberlere şöyle bir göz attım,IYI Parti genel başkani Meral Aksenerin Baskana sorduğu bir sorunun cevabıni ben bildiğim icin, o bölumu kopiledim.
    ×××××××
    “Beyefendi Fransa’da 1. Dünya savaşı’nın bitişini kutlamaya gitti. Türk milleti için 1. Dünya Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’de bitmiştir. Türk milleti savaşın sonucunu tanımayan tek millettir. Galip devletler orada anladık, mağlubiyet metnini kabul eden Almanya orada onu da anladık. Peki kabul etmeyen Türk miletinin temsilcisi olarak orada ne işiniz var? (1. Dünya Savaşı’nı kabul etmeyen ve İstiklal Harbi’ni başlatan Meclis’i temsilen neden gittiniz oraya?) Mondros’u kutlamaya mı gittiniz?” diye sordu.”
    ××××××
    Meral hanım Fransaya neden gittiğini soriyor arkasindanda cevabini veriyor.
    O cevap yalniş doğrusunu ben yazayım!
    Başkan oraya her hangi birşeyi kutlamaya gitmedi…Çok yorgun olduğu için UYUMAYA gitti.
    Çünkü Turkiyede Kılıçtaroğluna laf yetiştirmek için uyumaya vakit bulamiyor, bu nedenden dolayi orası uyumak icin en uygun bir ortamdı.Zaten gavurcada konustuklari icin ne dedikleride anlaşilmiyor.
    Bizim başkan zaten oğle yerlerden hoslanmaz. Ben uyumasina şahidim gözlerimle gördüm.

  5. Trump CNN Beyaz Saray muhabirini sari kartini iptal etmişti, CNN Trump’i mahkemeye verdı!!!!
    Sahi bizde AKP doneminde 2014 ten bu yana kaç gezetecinin (biyat etmedikleri içi) basin kartlari iptal edildi ?

  6. Bizdeki yazıli gazeteleri bitarafa birakalim, ve şu soruyu kendi kendimize soralım, örnak: New York Time hem basili hemde internet aboneliğinde miliyonlarca okuyucsu olmasina rağmen, bizdeki İnternet gazeteleri hiç bir ücret talep etmemelerine rağmen, neden okuyucu sıkıntısı çekıyorlar? Bu sorunun cevabını NYT İran ve Suudiarbistan hakkinda yazdigi haber gibi tarafsız haberlerlerden kaynaklanması.
    Insanlar aptal değilki tek kalemden çikan yalanlara ömür boyu okusunlar.
    Trump S Arapistana kol kanat gerip adete avukatliklarini yaparken İrana ambargo koydu ve bir numarali düşman ilan etti.

    Peki böyle bir haberi bizde hangi gazete yazabilir?
    Aninda o gazete ve çalişanlari tarafsiz TC yargici tarsfinda vatan haini ve terorist ilan edilir mal varliklarina el konur çalişanlarida silivride yerlerini alirlardilar.

    Haber Sudilerın İRANLI YETKILILERE YAPILACA SUKAST TIMI.

    Her isin basi doğruluktur biyatcilik değil!!!
    Bizdeki dogrularin bir kidmi zindanda bor kismi surgunde,bir kismida dogrulari okurlarina duyurmak için bir yazi yarine bir kac yazi yazmak zorunda kalanlardir.

  7. Herşeyin itibarını kaybettiği dönemde doğal olarak gazeteler ve gazetecilerde itibarını kaybetti. Bazıları para kaybetmektense itibar kaybetmeye can atıyordu. Can atanlar itibar kaybettikçe daha çok kazandılar.
    Cumhuriyet alıyordum, saray darbesi ile el konulunca artık almıyorum. İnternet üzerinden belli başlı yazarları, dikeni, t24’ü, gazeteduvarı ve medyascope’yi takip ediyorum.
    Fehmi koru
    levent Gültekin
    Sebahattin Önkibar
    ismet özçelik
    zeynep Gürcanlı
    Çiğdem toker okuyorum. Hemen hergün bu yazarların yazılarını okuyorum. kaçırdıklarımı arşivden okuyorum.

  8. Bir zamanlar
    bazı abonelerine 5,6 tane abonelik başlatan, bu sekilde1 milyon satan gazete vardı.
    İkinci en çok satan gazete Posta idi. Posta gazetesi 450 ila 500 bin satışla aslında en çok okunan gazeteydi. En çok okunan gazeteye bakarak bir ülkedeki okur kitlesinin fotoğrafı çekilebilir. Fotoğraf seven
    yazı sevmeyen bir toplumuz aslında.
    İnternette durum azzcik farkli en cok ziyaret edilen haber sitesi Milliyet.
    Vatandaş en çok hangi gazeteyi alıyor en cok hangi haber sitesinr giriyor bence üzerinde derin bir araştirma yapilmasina muhtaç bir durum.
    Ha bide bağımsız olabilir ama tam bağımsız değil.

    • İnternet medyasını kullananların fotoğrafını çeken zaten çekiyordur ama türkiyedeki basılı medyanın durumuna göre toplumun fotoğrafını çekmeye kalkarsanız fena halde yanılırsınız! O tür bir çabayla ancak halk düşmanı medyanın ürettiği çöp dağlarının fotoğrafını çekmiş olursunuz, toplumun değil:)

  9. Koru, nihayet, bir gerçeği teslim etmek ihtiyacını duydu. Gazeteler
    OKUNMUYOR, Medyanin her türlüsü. (internet medyası hariç; belirtildiği gibi,
    bedavacılığı yanında kolay ulaşılırlığı, yazar özgürlüğü de var). Yazarlar-çizerler
    de bir değer ifade etmiyor. Çünkü Gazeteler, CEP’ten eften püften dedikodu,
    yalan veya yüz kızartan OROSPU haberleri ile dolu. Yahut da AB kapısında
    beklemenin bedeli; aktarılan AİLE FACİALARI Yürek Yakıyor. İyisi mi….
    Gazetecilik eskisi gibi, artık, şantaj ve vurgün aracı olarak da pek
    kullanılamıyor, Anadolu’da kısmen geçer akçe ise de.

    Çoğu yazarın tenkidi mesajlara ve yorumlara tahammülü ve
    kabullenecek yüzü de yok. Erişilebileceklere de epey uğraşı gerekiyor.
    Çoğu yazar da halk’da kendi karşılığı var SANIYOR B Özfatura gibi.
    Seçim sonrası B. Özfatura’nın yazdığı yazıdan iktibas (aktarım) :
    “Seçim sonrası, tam anlamı ile hayal kırıklığı doğurdu. Halkın basiret ve
    ferasetle hareket edeceğine inanmıştım. SAF Anadolu çocuğu olarak YANILDIM.
    Demokrasi filan istedikleri yokmuş…” Hayvan hürriyetini haiz Avrupai demokrasi
    siz azınlık aydınların mes’elesi.
    B. Özfatura’nın duasına katılıyorum, birazcık farkla; ” Allahım AYDIN
    GEÇİNENLERİMİZE basiret, firaset, fazilet, iman lutfetsin ; Halkı ve Dini ve bilhassa
    – NFK’nın tabiri ile – sinsi din DÜŞMANLARINI iyi anlamayı.
    ( Ne çare ki, Hırsız ve inkarcıların yakınında duranlar elbettekki, ya huysuz, ya arsız olacak).
    Ümit fakirin ekmeği demişler. NTV ve CNN, çıkışı spor yayınlarında aramıya
    başladı. Bundan dabir şey çıkacağını sanmıyorum.

    İslama göre bilgi saklanmaz, gizlenmez. İstisnalar dışında para ile satılmaz.
    Evren’in, insanoğlunun hizmetine her zaman amade kılınır. İşte İslam bu, ücret olarak
    hep Allah RIZASI . İmamet (LİDERLİK) de öyle. (Ne yazık ki, BATI’nın iyileri yerine,
    menfaat ve istismara dayalı kötülerini almak…).
    Bir kişiden duymuştum, ne derece doğru ben bilemem. Bu günün JAPON
    Markaları Mitsubişi, Toyota, Honda, Mazda …… birer şahıs ismi imiş. Sultan Abdülhamid
    AVRUPA’ YA, adam olsun, memlekete hizmet etsin, Avrupa tekniğini memlekete
    getirsinler taşısınlar, diye öğrenci gönderdiğinde, JAPONLAR da aynı çabayı gösterip,
    öğrenci göndermişler. Yukarıdaki isimleri taşıyan bu Japonlar Avrupa tekniğini taşımışlar
    ülkelerine, demokrasiden özgürlükten mahrum bırakmışlar, Ülkelerini. Bizimkiler ise,
    Avrupa’dan özgürlük (özgür gazetecilik ve fuhuş ) taşımışlar. Ben, Gen-Kur Yurt dışı
    seksionunda çalışırken, bu farka, orada da şahit oldum, vaktiyle.

  10. keşke diyorum fehmi koru medyamızın ya da en azından yazılı basınımızın son 50 yılını bir yazı dizisi olarak kaleme alsa da bu noktaya nasıl adım adım geldiğini bizlere tek tek anlatsa. anlatsın çünkü bugün geldiğimiz noktayı anlamak açısından önemli…bir iletişim fakültesi mezunu olarak sermaye ile medyanın siyasetle basının siyasilerle gazetecilerin ilişkisini anlamanın ne kadar önemli olduğunun altını çizmek isterim.
    özellikle sermaye girdikten sonra neler oldu…serbest piyasaya geçişin olduğu dönemlerde aydın doğanın milliyete ortak olması ardından ömer çavuşoğlu Ahmet Kozanoğlu gibi müteahhitlerin güneş gazetesini kurması asil nadirlerin koşup gelmesi buna karşılık asıl işi gazete olanlarında tavukçuluğa yönelmesi neleri değiştirdi…gazetelerin hancı hükümetlerin yolcu olması ne demekti…ya da çetin emecin elinden erol simavinin kağıt zammı kartını oynayan özala yazdığı mektupta demokrasilerde aslında 4. kuvvet olan basının 1. kuvvet olarak geçmesi ve 2. kuvvetin soruyla geçiştirilmesi neyin işareti idi…2. kuvvet ordu olabilir miydi…asil nadirin yükselişinin ve batışının sonuçları ne olmuştur…bu dönemleri ve ilişkileri anlamak sermayenin yarattığı kirliliği anlamak açısından da çok önemlidir. bu dönemlerin ardından star köşe yazarları dönemi gelir…özal-özkök dönemi…hükümetlerle medyanın göbeğinin birbirine bağlandığı dönemler…medyanın gücünü hükümete sunduğu karşılığında bol teşvik aldığı patronların ihalelere dahil olduğu öte yandan patronların güçlendikçe iktidar için tehdit haline geldiği kısır döngü dönemleri…ilk özel tv için uzan grubu ve Ahmet özal ortak olurlar böylece iktidar sermaye ve basın artık çok daha yakın olurlar. sendikaların kapanması ise gidişatta en önemli dönemdir…çalışanlar kendilerine para ödeyen patronlara bağlı patronlar kendilerine teşvik ve ihale veren iktidarlara bağlı iktidarların kaderi manşetlere bağlı…tabii asıl patronu yani askeri vesayeti de unutmamak gerekir derin devleti…
    akp ktidara geldiğinde gazeteciler korunmasızdı, bir çoğuda satılık…iktidarlar sektörü yıkmıştı sektörde iktidarları…akp iktidarı da kendi medya yapılanmasını kurarak karşı medyayı da sindirerek bugüne gelişi taçlandırdı. iktidar ve medyanın yozlaşması da bugün halkın yozlaşması sürecini hızlandırdı. kadın cinayetleri, öfke cinayetleri, tecavüzler, küçük çocuklara tacizler, yolsuzluk, rüşvetçilik…bencillik…
    dünya basını da sermaye ile tekelleşmiştir .görünürde çeşitlidir esasta değildir….silahı ve ilacı üretenler kimlerse medyanın da sahipleri onlardır ve bunlar bankalarında sahipleridirler. kiliselerin ve okullarında…
    dolayısıyla YAŞASIN BAĞIMSIZ SİTELER diyorum. destekliyorum…

  11. AKP ye oy verenlerin %80 i zaten ne gazete okur ne internete girer ne de TV de tartışma programı izler.
    Bunların yapanların %80 i zaten muhalif kesimden insanlar.
    Onların da okuyacağı ne bir gazeteleri ne de izleyebileceği bir TV leri kalmadı.
    Hepsi sahibinin sesi haline geldi.
    Seçimlerden beri Habertürk ve Vatan gazeteleri yayın hayatından çekildi.
    Sayıları artarak devam edecek bence.
    En sona bir Pravda ile bir TRT kalır gibime geliyor.

  12. Sayın yazara katılmak istesem de farklı düşündüğüm noktalar var: evet sıradan insan için yasakların belli bir cazibesi vardır:) bugünkü medyamızı da topyekün yasaklasak sizce ona da bi ilgi artışı olur mu? Sanmam, kimsenin umrunda bile olmaz… Yılların eskitemediği duayen gazetecilerin istikrarlı türkçe yanlışlarıyla dolu yazılarını okumayı bırak, başlığına bile tahammül edemiyoruz artık. Ne yazdıklarına hiç girmeyelim… Medyamızın en önemli sorunlarından bi tanesi ik meselesidir. Yani sürekli akraba evliliklerinden kaynaklanan ensest mahsülü bir kadro anlayışı var ki bu da doğrudan zekayla ilgidir:) temelde zaten eski türkiyede olduğu gibi ballı kamu ihalelerini ve bankalarını söğüşleme aygıtı olarak tasarlanmış bir medyadan başka ne beklenebilir ki? Şimdi o devir kapandı ama hala halkımıza düşmanca yayınlar yapan bir yığın yayın organı da orta yerde duruyor işte. Belki devlet kurumları sorumlu bir yayıncılık sağlayabilirdi ama maalesef özel/kamu malzeme aynı:( iyisi mi herkes kendi göbeğini kendi kessin: binlerce milyonlarca avukat, esnaf, doktor(iyi yetişmiş; bio ürün mübarek!) mühendis, mimar, akademisyen üyesi bulunan odalar, barolar acaba ne halt yerler? Çok iyi yetişmiş(!) bu arkadaşlar hiç olmazsa kendi alanlarıyla ilgili günlük değilse bile haftalık bir gazete çıkaramazlar mı? Basılı olması da şart değil! Biz de bilsek o beğenemedikleri adalet sistemiyle ilgili değerli düşüncelerini! Sivri zekalı profların ya da her işe maydonoz olan mimarların engin estetik anlayışını okuyabileceğimiz aylık, haftalık ulusal yayın yapan bi dergileri olsa? Eminim çok daha önemli ve hassas konularla meşguldürler! Papucumun okumuşları…

  13. Fikri Emeği İdeali olan yazarlar nerde yazarsa yazsın aranır bulunur okunur mesela ilk aklıma gelenler ,fehmi Koru ,Ahmet Taşgetiren ,Hakan Albayrak Etyen Mahcupyan,Ali Bayramoğlu(Aceb nirdedir),Gülay Göktürk ,Mustafa Karaalioğlu,Yıldıray Oğur ,Alper Görmüş ilk aklıma gelen ve yıllardır taki ettiğim isimlerdir mutlaka unuttuğum şu an hatırıma gelmeyen isimlerde vardır….

    • Listendeki yazarlardan biri benim hep dikkatimi çekmiştir. Sık sık belgeli yazılar yaziyor, bu kadar belgeyi nereden buluyor bu yaşta? Çok çalışıyor herhalde..:)

      • Belge gidicee yeri bilir! Bi tanesi de elinde bavul, ordan oraya taşır dururdu vesikalarını:) Nihayet akıllı olanlar çabuk sıvıştı ama bazıları mapus damında hala bavul yolu gözlüyor…

          • Valla duruşma salonlarından veya viziteye çıkışlarında sıvışıp firar edenler oluyordu ama bu saatten sonra artık senin adaşın biraz zor kaçar:) işiniz beklenen salih zatın gelişine kalmış…

      • Sayın Baran su!
        – Eğer yanlış anladıysam beni düzeltin. Yukardaki H.A’nın listesinde yıldıray oğura dikkat çektiğini anladım. Doğru anlamış mıyım bilemiyorum. Ben, sizin yıldıray oğuru işaret ettiğiniz varsayımı üzerine yorumuma başlıyacağım.
        – Zannediyorum 1 hafta kadar oldu. yıldıray oğurun yazısının altına (yine böyle kendince bilgilerle bir yorumu idi) şu yorumu yazdım (kelimelerde ufak farklılıklar olabilir): “Sizin yazılarınızda beni rahatsız eden birşeyler var. Siz birtakım bilgiler veriyorsunuz. çoğunluğunu ise okurların bilmediği bilgiler. okurlar da bu bilgilerin doğru mu yanlış mı olduğunu bilemiyorlar ve o bilgilerden, sizin istediğiniz sonuca ikna oluyorlar. Oysa, 1- Herhangi bir konuda bütün doğruları bilemeyiz. 2- bildiklerimizden de hepsini yazamayız ya da söyleyemeyiz. fiziken bu mümkün değil. Bu nedenle de bilgilerimiz arasından bir seçim yaparız. ayrıca, birçok kere de, kendi düşünce ve duygularımıza uygun gelen bilgieleri yazar, uygun olmayanlardan ise bahsetmeyiz. bu nedenle de, sizin verdiğiniz bilgilerden çıkan sonuç doğru olmayacaktır. Sizin yaptığınız araştırmacı gazetecilik değildir. araştırmacı gazetecilik farklı birşeydir”
        – İnsanlara bilgiler verilirken, nelerin bilgi olarak verilip nelerin verilmeyeceği, düşünce ve duyguların oluşmasında çok önemli. bu nedenle bu yorum tarzı hoşuma gitmedi. Çünkü daha önceden de yıldıray oğurun bazı düşüncelerini empoze etmek için kullandığı verilerden yanlış olanlara rastladığım gibi, doğru olsa bile aslında değerlendirmede önem arzetmeyen, ya da gerçeği saptıran veriler olduğunu da gözlemlemiştim. İnsanlar ise, yıldıray oğurun araştırmacı gazetecilik yaptığını düşünüyorlar.
        – sizin yorumunuzdan yola çıkarak, gazetecilik ile bağlantılı başka konulara da değinmek istiyorum:
        – Yukarda yıldıray oğurun yazısına yazdığım yorum yayınlanmadı. hem de en ufak bir suç ve hakaret içermediği halde. Ayrıca karar gazetesinde benzer durumla ilk kez de karşılaşmadım. Yani karar gazetesi (ya da editörü mü demek lazım), beğenmediği yorumları sansürlüyor. Tahmin ediyorum, yönetimin de bu durumdan haberi var fakat bu durum işlerine geliyor. Çünkü genel yayın yönetmeni ibrahim kiras’a da bu sansürü ilettim. herhangi bir dönüş olmadı. Sayın ibrahim kahveciye durumu ilettim. Sayın kahveci, dönüş yaptı. iş yoğunluğu nedeniyle bazı yazıların yayınlanamadığını bildirdi. (sayın kahveciye, konuya duyarlılığından dolayı bir kez daha burda teşekkür ederim). Ancak sayın kahvecinin bu konuda bir etkisinin olmadığını tahmin ediyorum. ben de sayın kahveci durumu düzeltsin diye değil, yetkililere durumu aktarsın diye yazmıştım.
        – Baskılardan, sansürden şikayet eden bir gazetenin, okurlarına bu şekilde sansür uygulamasına ne denir bilemiyorum ama daha önceki yorumlarımda sık sık vurguladığım bir durum var.
        – Türkiyede demokrasi, insanlar demokrasi istemediği için değil, demokrasiyi sadece kendileri için istedikleri için gelmiyor. solcular insani bir takım değerler için işkence görüyor, kimi sakat kalıyor, kimisi ise faili meçhul oluyor ama bu ülkede demokrasinin gelmemesinin en büyük sorumlularından biri de solcular. Bir tarafta, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi değerler için işkence çekiyorlar, diğer taraftan da davranışları, söylemleri, eylemleri ile aslında bu hukuksuz düzenin çarkını yağlıyorlar. karar gazetesinin tavrı da budan farklı değil.
        – Yine karar gazetesinden devam edeceğim: akif beki, karar gazetesinde bugünkü yorumunda, daha önce iktidar iyi şeyler yaparken desteklediklerini, şimdi ise hataları olduğu için eleştirdiklerini yazmış ve kendilerini eleştiren akplileri eleştirirken diğer taraftan da “siz daha önce bunları övüyordunuz” diyenleri eleştirmiş. demişki; “onlar daha önce iyi şeyler yapıyordu, onun için övüyorduk. şimdi ise kötü şeyler yapıyorlar onun için eleştiriyoruz”. Oysa durum hiç de bu şekilde değil. islamcı kesimin önemli bir kesimi, kendilerine dokunana kadar bütün yanlışları alkışladılar. suriye meselesinde, milyonların kanına girenlerin arasında karar yönetimi de ve kararın arkasındaki kişiler de vardı. ülkede zulüm yerleşirken onların da epey destekleri vardı. İnsanlar bu nedenle şimdi onlara “o zamanlar destekliyordunuz” diye eleştiri getiriyor. yoksa yapılan iyi şeyleri destekleyip, kötü şeyleri eleştirdikleri için değil.
        – islamcı kesimden, birtek abdüllatif şeneri bilirim, gerçekten ilkeleri, doğruları adına eleştiri yapan olarak, Makamını, mevkisini bırakıp gitti.(belki başkaları da vardır bilemiyorum. bildiklerim içinde demem daha doğru), diğerleri ise, dışlandıkları, pay kavgasında yenildikten sonra muhalif oldular. belki onlar da sayın şener kadar samimi duygularla hareket ediyorlar, ama bu duyguların iktidar nimetlerinden uzaklaşmaları ile çakışdığı da bir gerçek.
        – Yine karar gazetesinden devam edeceğim. Öncelikle karar gazetesinde daha çok okur yorumlarını okuduğumu, yazarları ise arasıra okuduğumu bildirmek istiyorum. haberlerini ise hiç takip etmiyorum. ancak ne kadar takip etmesem de başlıkları gözüme çarpıyor ve başlıklar daha çok iktidar yandaşı görünüm sergiliyor. yazarları ise, birtakım yanlışları eleştiriyorlar ama yanlış yapanlar konusunda epey itidalli davranıyorlar. Bir dönem, doğan hürriyeti de benzer davranışı gönderdim. yılmaz özdili gönderdi. okur yorumlarına sınırlama getirdi vs. o zaman da hürriyete defalarca yazdım: “korkunun ecele faydası yoktur” derler. korkunun ecelden koruduğu zamanlar da vardır, koruyamadığı zamanlar da vardır. Ancak korkunun hürriyeti ve aydın doğanı koruyamayacağını defalarca yazdım. karar gazetesi de, korku ile varlığını sürdüremeyeceğini anlar umarım. bu durum bütün herkes için geçerli. karar gazetesi de ele geçirildikten sonra sıra diğerlerine gelecek. Bu durumun olacağını, hürriyet el değiştirdiğinde de ayrıntılı olarak zaten yazmıştım. Naziler döneminden aktarılan ünlü bir anekdot vardı. hani şu bir almanın, “önce yahudileri götürdüler. zaten yahudileri sevmezdim sesimi çıkarmadım. sonra komünistleri götürdüler ….” şeklinde devam eden ve almanyadaki durumu izah eden sözleri…
        – Ülkemizde de durum bu: herkes ya sırasını bekleyecek ya da hukuk ve demokrasi için birtakım şeyler yapacak.

        • Hamza bey karar, yıldıray ve beki gibilerle ilgili epey bi mesafe almışsın:) latif abi ve kahveciyle ilgili de uyanacağını umuyorum. Yalnız baranın bahsettiği belgeciyle uzaktan yakın bi alakası yok dediğin kişinin:) kendisi hala belge basıyor mudur bilmiyorum ama olsun, bu da bi aşamadır…

        • Hamza bey Merhaba! Tebrikler ve Teşekürler! Yorumunuzda bizim basin ve devleti yönetenlirin birbirleri ile “Menfaatları” gereği ne kadar uyumlu çaliştiklarini sanki belgeleri ile birlikte açiklamiş gibi mukemel bir yorum yazmişsiniz TC nin geçmişi ve bugününkü durumu, ancak bu kadar güzel analiz edilir.
          Ellerinize saglik.
          Mutlu,Adil,ve sağlikli bir Ülkeye kavuşmamiz dileklerimle.
          Esenlikl kalın.

          • Amin! herşeyden önce çocuklarımız için bu amin. çünkü çocuklarımızın geleceğini de kaybedeceğiz.

    • Adı geçenlerin hepsini toplasak bi f.koru etmezler diye mi sayın yazarın adını da ekledin yoksa evsahibidir ayıp olmasın diye mi? Hapisteki topsakal ve diğer mutemetler için de baransu bi liste yapar artık:)

      • Herkezin listesi kendine Haydar. Hem sağda solda liste aramaya gerek yok. İlk insandan bu güne devam edegelen ortak akla saygı duy yeter. Hem de Ocak medya daki yazarları ve Türkiye’de yazan yazarların küçük bir özeti olan seçilmiş yazilari okuman bahsettiğim ortak akla saygının emaresi olarak yeter. Gerisi zevkine kalmış.

  14. Medya Ortaklığı
    İnsanlık işçilik aşamasından ortaklık aşamasına gidiyor. Nasıl bugün artık fayton fabrikaları yoksa, şişe lambalar dükkanlarda satılmıyorsa okuyucu parası ile gazeteler de çıkmayacak. Kimse reklam parasını da vermeyecek. Ortaklık sisteminde herkes ortak olduğu yayın ve basını takip edecek. Reklam işi de yine kurallara tabi olacak. İsteyen istediğini reklam edemeyecek.
    Önce bir basın kuponu çıkaracak. Yarısını bedava yarısını iki misli para ile satacak. Bu kuponlarla okuyucular istedikleri gazete veya dergiye abone olacaklar. Devlet, matbaalardan, dağıtımdan kira almayacak. Devlet kağıttan ve matbaadan vergi almayacak.
    Yazarlara ise okuyucu sayısınca bir pay verilecek. Yani okuyucuyu bulan yazar yazı yazabilecek. Okuyucusu olanların yazı yazdıkları basın organları paylarını alacaklar. Hasılı basın ve yayın işçilik sistemi ile değil, ortaklık sistemi ile varlıklarını devam ettireceklerdir. Bu da basın kooperatifleriyle sağlanacaktır. Yazarlar yönetici, okuyanlar ise ortak olacaklardır.
    Zamanla işçilik işletmeleri iflas edecek ve ortaklık işletmeleri doğacaktır.

  15. MEDYA BELLİ BİR GÜÇ UN ETKİSİ ALTINDA.
    BUNU HERKES BİLİYOR.
    GAZETELER VE SÖZÜM ONA YAZARLARI SAHİBİNİN SESİ.
    HEPSİ AYNI ŞEYLERİ YAZIYOR.
    TV VE GÖRSEL YAYINLARDA BUNDAN MÜSTESNA DEĞİL.
    HEP BİRLİKTE AYNI SESİ SESLENDİRIYOR VE AYNI DANSI YAPIYORLAR.
    Piyasa değerleri farklı.
    Piyasada olanlarla masa başında anlatılanlar çok farklı.
    Söz gelimi bir gazete her gün emeklilere müjde veriyor.
    Halen müjdeleri bitiremedi.
    Halkın cani yanarken yıllarca umut pompalarsan kimse inanmaz artık.
    Halk bıktı.
    Artık farklı sesler duymak istiyor.
    YALANI NE KADAR TEKRARLARSAN O KADAR İNANANI OLURMUŞ.
    Genç kesim özellikle farklı yayın organlarına daha rahat ulaşıyor.
    Gelecek artık daha anlaşılır olacak galiba.
    BU BÖYLE DEVAM EDEMEZ.
    AYNI ŞEYLERI YAPARAK FARKLI SONUÇLAR ELDE EDİLECEĞINE İNANILMASI NEDEN.
    BELKİ ŞARTLAR DEĞİŞİYOR BEKLENTISI.
    BÜTÜN DENEMELER AYNI ŞARTLAR ALTINDA AYNI SONUÇLARI DOĞURUR FİKRİNİN YANLIŞLIĞI ŞİMDİYE KADAR GÖRÜLMEDİ.
    BELKİ ŞARTLARLA OYNARIZ DİYORLAR HERHALDE.

  16. Televizyonu unutalı iki seneden fazla zaman oldu. İki senedir bayiden gazete aldığımı hiç hatırlamıyorum. 12-15 saat arası yoğun mesai arasında en fazla okuyabildigim 30 tane köşe yazısı. O da bile bildiğim en güvenilir isimler oluyor. Ocak medyanın dışında düzenli takip ettiğim yerli medya yok Google da öne cikanlarla yetiniyorum.

    • Bayram bey eğer cümlenizin kriptosunu doğru çözümleyebildiysem; yorumların arasından bir top5 seçmesini istiyorsunuz galiba sayın yazardan? Yukarda didem hanım da tecvidli bir basın tarihi ısmarladı bu arada! İsterseniz size ben yardımcı olayım, benim en beğendiğim ilk 5: nurdan, hamza akyol, avam, h.k., baransu…

  17. Fehmi bey, okuyucular gazeteciyi okurlar, gazetecilik oynayanlari değil.
    Bahsı geçenler gazetecılik oynayanlar olduğu için, hep ayni oyundan sıkılmiş olabilirler. Onun için biraz değişiklik olsun diye geç zamana almişlardir.

    Akşam da, sabah erken de, hatta öğlenden sonra da yayınlasalar fark etmez. Yalniz Turkiyede bir çok siteler ve youtube kanallarina engelleniyor.
    Bizim akillilar da zannediyorlar ki o siteleri kimse okuyamiyor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here