İlber Hoca’nın kızdığı kadar var.. ‘Konstantiniyye’yi tehlikeli saymak.. biraz fazla kaçtı..

14

İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453’te fethedildi; fethin üzerinden 600 yıl geçtikten sonra (2053) bile, sanki bugün-yarın elimizden çıkacakmış hissini üzerimizden galiba hiç atamayacağız…

Bu cehaletle bu güzelim kenti hak ediyor muyuz acaba?

İstanbul’un tarih boyunca taşıdığı isimler

Önce şu listeye bir göz atınız:

Grekçe’de ‘Vizantion’; Latince’de ‘Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma’; Rumca’da ‘Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis’; Slavca’da ‘Çargrad, Konstantingrad’; Vikingce’de ‘Miklagord‘; Ermenice’de ‘Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli’; Arapça’da ‘Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma‘; Selçuklular’da ‘Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul‘ ve Osmanlıca’da ‘Konstantiniyye, Konstantinopolis, Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet

Bizim şimdilerde ‘İstanbul’ dediğimiz güzeller güzelin kentin tarih içerisinde aldığı adlar bunlar…

İsmi Türkiye dışında da iyi bilinen sanatçımız Ahmet Güneştekin’in Venedik Bienali sergisinde kaldığı süre boyunca binlerce yabancı sanatsever tarafından da beğenilerek ziyaret edilmiş eserlerinden ‘Konstantiniyye’ bütün bu isimleri bağrında barındırıyor…

Bütün isimleri ince ince eserinin içine serpiştirmiş Ahmet Güneştekin

Eser bütünüyle bu isimlerin üzerinden İstanbul’un dünyalar güzeli ve biricik olduğunu anlatıyor…

‘Konstantiniyye’yi koleksiyonuna katan bir işadamı, dev eseri yalnız kendisine hapsetmemek civanmertliğiyle, bir AVM’de değerini anlayabilecek başkalarıyla da paylaşmak istemiş…

Beş saat sonra “Burası 1453’ten beri İstanbul” çıkışıyla protesto edenler yüzünden üzeri branda örtülerek kaldırılmış eser…

Yukarıda “Bu cehaletle bu güzelim kenti hak ediyor muyuz acaba?” diye sormam bu yüzdendi.

İstanbul fetihten Cumhuriyet’e kadar ‘Konstantiniyye’ idi

Önce bir gerçeği pattadanak söyleyeyim: Bu kentin ismi Cumhuriyet’ten önce hiçbir dönemde yalnızca ‘İstanbul’ olmamıştı.

Kentin dışında oturan Rum kökenli kent sakinlerinin, kendi aralarında konuşurken, “Nereye gidiyorsun” sorusuna cevap olarak “Stanpolis” (“Şehre gidiyorum”) deyişlerinin Türkçe’ye geçmiş halidir ‘İstanbul’

Ve bu sebeple de.. ‘Konstantiniyye’ sözcüğü, evet İstanbul’u “Konstantin’in şehri” olarak anmaktır, ama hem ismin telâffuzu, hem de sondaki iyelik eki sebebiyle, ‘İstanbul’dan daha fazla bize yakındır…

İstanbul’u fethedecek komutan ile askeri öven hadiste geçen de ‘Konstantiniyye’ sözcüğü değil midir?

Konstantin, her zaman adının önünde ‘büyük’ sıfatıyla anılmış Roma İmparatoru’dur; bugünün İtalya’sından kalkıp buralara kadar gelmiş ve kendi adıyla anılacak kenti kurmuştur. Ona atfedilerek, içeride yaşayanlar ‘Konstantinopolis’, dışarıdan bakıp “Bir gün bizim olsa” diye iç geçirenler de ‘Konstantiniyye’ demişler onun kurduğu kente…

Doğu Roma’nın başkentiydi Konstantin’in kurduğu kent asırlar boyunca…

Roma İmparatorluğu tarihin tanıdığı ve en uzun sürmüş imparatorluktu; uzunluk açısından ondan sonra gelen Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul’u da aldıktan sonra, kendisini Doğu Roma’nın da mirasçısı olarak görmüş, bundan da hiç gocunmamıştı.

Osmanlı Devleti’ni yönetenler, övünmeleri gerektiğinde, Doğu Roma’nın mirasçısı olmalarını da muhataplarına hatırlatırlardı.

Fatih Sultan Mehmet Bizans’ı aldığında çok uzun süre varlığını sürdürmüş bir imparatorluğu teslim aldığının farkındaydı; o sebeple onu ayakta tutmuş kurumlarını da incelemekten geri durmadı.

İstanbul’un bir çok semtinin bugünkü ismi fetihten önce verilmiş veya onlardan bozma isimlerse, sizce bu ne anlama gelir?

Zaten bu sebeple de, Osmanlı sultanları, içinde yaşadıkları kentin adının ‘Konstantin’in şehri’ olmasından hiçbir rahatsızlık duymadılar. Osmanlı yıkılana kadar İstanbul çok isimliydi, ancak en yaygın ve resmileşmiş ismi de ‘Konstantiniyye – Konstantinopolis’ idi.

Sultan II. Abdülhamid’in sevdiklerine hediye ettiği saatlerin içinde de ‘Konstantinopolis’ yazdığı tarihi bir gerçektir.

İstanbul; 19. yüzyılda böyleydi..
Burası büyük bir tarihin mirasıdır, bizler hayr-ul halef olmalıyız

Ne yapacağız şimdi?

Kullanım tarihi 100 yılı bulmamış Rumca’dan bozma ‘İstanbul’ ismini benimsedik diye, Osmanlı döneminde de 600 yıla yakın iftiharla kullanılmış ‘Konstantiniyye’ ismini çöpe mi atacak, daha da kötüsü Fatih Sultan Mehmet’ten Sultan Vahdettin’e kadar bütün padişahların gururla kullandığı o ismi ‘tehlikeli’ mi sayacağız?

Ahmet Güneştekin’in İstanbul’un tarih boyunca taşıdığı isimleri ön planda tutarak kentimizin güzelliğini yansıtan sanat eserine yapılan muamele, hiç değilse birilerinin, çöpe atmaya hazır ve tehlikeli sayma noktasında olduklarını gösteriyor.

Anadolu ve tabii onun bir parçası olan İstanbul büyük uygarlıkların kesiştiği bir yerde. Bu topraklar, onun için değerli.

Bu toprakları mesken tutmuş, hele İstanbul’da yaşayan insanların.. uygarlıklar üretmiş bir güzelliğe sahiplik etme iddiasını.. bilgiyle, zerafetle, hoşgörüyle –daha kestirmeden gidelim, uygarca– davranarak göstermeleri beklenir.

‘Konstantiniyye’ eseri.. bütün AVM’ler dolaştırılarak ve güzeller güzeli kentimizin hangi büyük uygarlıkların mirasçısı olduğunu herkesin öğrenmesi sağlanarak, sergilenmelidir.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Cumhuriyetin ilanından sonra eskiye ait ne varsa kanımca irtica başlığı altında toplanmış ve kuvvetle bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Bir sohbet esnasında duymuş idim değerli bir hocamızdan; Osmanlı imparatorluğu ismi yani Osmanlı (Ottoman) kelimesi batılılar tarafından kullanılan bir kelime imiş. Hiç bir resmi yazışmada veya söylemde Osmanlı diye bir isim kullanılmazmış, bunun yerine kullanılan kelime “Devlet-i Aliye” imiş.

  2. İlber Hoca, Fehmi Koru ve Verda Özer ve fikirdaşları….. Ya baylar ve bayanlar fikir olarak bir de yazdiklarima dikkat buyurun. Şartlar gerektirdigi icin yurtdışında her milletten insanla paşa paşa çalıstım çalışmaktayım, buna Rumlar dahildir. Yunanlılar 500-550 yildan beri bizi hala komsu olarak iclerine sindirebilmis degiller. Kendi nesillerinin bilincaltinda gelecege bir nevi psikolojik yatirimmis gibi Konstantinopolis’i isim olarak yasatanlar onlar. Sembol niteliğinde bir isim bu. Osmanlı devri coktan gecti. Bu şehrin Osmanli’casiyla da olsa ekmeklerine yağ sürmek niye? Istanbul, orijinal ismi itibariyle stanpolis olarak Rumlar tarafindan kullanilmis bir baska isim. Yani, Istanbul bu sehrin yine de eski isimlerinden biri; işin önemli yani, Osmanlının devamı Turkiyenin de benimsedigi bir isim. Hal boyleyken isim secimiyle gecmise donerek Turkiyedeki nesillerin kafasini karistirmaga ne gerek var? Sanatcimiz Ahmet Güneştekin, eserinin isim babalığını niye boyle yapmis anlamak mümkun degil. Bu isim babaligini kendisinin Turkiyeyi gecmisle yuzlestirme takıntısıyla ilişkilendirmek mümkun. Sanatcimiz, mesela bu eserine Konstantiniyye yerine Istanbul ismini verseydi ve eskinin varyanslari olarak Konstantiniyye’ye isim olarak ic halkalarda bir yer verseydi Turkiye’de bir reaksion olur muydu, tabi ki olmazdi. Sanatçı sanatinda hür olmali, amenna ancak ülke gerçeklerine ve tercihlerine de hassasiyet ve saygı göstermeli, tabi bu ülkeye, kültürüne, dinimize ve dini birliğe samimi bir aidiyet hissi varsa.

  3. o sergiyi protesto edip eserin sergilenmesini engelleyenlerin içinde İstanbul anlatan bir kitap okuyan bile yoktur.
    sadece hamaset sadece gösteriş. zaten onlarda maalesef konjonktüre uygun oluyor. yıllarca tarihi çeşme yalaklarını çöp kovası olarak kullanan bizler.tarihi eserlerin yanına onların güzelliğini yok edecek koca koca çirkin binalar diken bizler. neymiş İstanbul 1453 den beri İstanbul’muş.hadi oradan. İstanbul sanki Türkçe bir ad.

  4. Pandora’nın kutusunu açtırmamak lazım. Ulus devlete geçişin mantıkî bütünlüğü içerisinde şehir isimlerinde de bir tasarrufa gidildi ve isimlendirmenin üzerinde hassasiyetle duruluyor. Osmanlı rahatlığını yaşayacak rahatlıkta değiliz. Abdestimiz o zamanki gibi kavi değil. Haliyle abdestimizden şüphe etmek sadece vesvese olarak algılanmamalı.
    Cumhuriyet kurucu iradesi, Osmanlı’dan kalan her şeyi lüzumsuz add etmekle ne kadar hata ettiyse, yeni Türkiye de Cumhuriyet kurucu iradesinin hassasiyetlerini hafife almakla hata ediyor.
    Osmanlı bürokrasisi tarafından kurulan Cumhuriyet, çöküşün tecrübeleri ışığında kuruldu.
    Bir çok şeyi benimsenmeyebilir, ama ihtiyattan zarar gelmez.
    Abdülhamid Han hazretlerinin hassasiyetlerini vehim diye tahrif eden ittihatcilarin yol açtığı yıkım, yeni Türkiye için, önceki tedbirlere yaklaşım konusunda ibret olmalı.
    Devri sabık’ın her şeyi çiğnenmek zorunda değil .

  5. sn. Kayıhan bır yorumunuza baktım bırde yazarın bahsettıgı olayı yapan zumrenın fikir ve zıkır aidiyetlerine. Burdan çıkardığım sonuç şudurki bu ve buna benzer olayların kahramanı zümre egıtimden mantığına cumhurıyetın felsefesini biz cumhurıyetçılerden hem daha fazla anlamış hem daha fazla benımsemış… Ha unutmadan mıllı gazete ve yenı şafağın olayla ilgili yazılarada ilginizi çekebilir.

  6. Cumhuriyet döneminde verilen eğitimden kaynaklanıyor. Beynimiz birilerinin mantığına göre yıkanmış, milliyetçi sol bir mantık olduğunu sanıyorum. BU nedenlede bir çok meseleye yanlış yaklaşıyoruz.

  7. BİZ OSMANLI ŞEHİR İSİMLERİNİ DE DEĞİŞTİREN BİR MİLLET DEĞİL MİYİZ?
    İslâm’ın diğer din ve kültürlere karşı hoşgörü anlayışını üstlenmiş olan Osmanlı Devleti, multi-kültürel toplum yapısına uygun olarak diğer ırk, din, dil ve kültürlerin mensuplarıyla uyum içinde birlikte yaşama modeli oluşturabilmiştir. Türkçülük ve laikçilik üzerine bina edilmiş Cumhuriyetin temsilcileri ise ne yazık ki ataları kadar merhametli olamamıştır. Bizans, Rum, Ermeni isimlerini değiştirmeye yönelik politikaların yanında Müslüman Kürt kardeşlerimize ait isimlerden bile rahatsızlık duymuştur bu yeni rejim. Daha da ötesi kendi medeniyetimize ait Osmanlı’dan kalma şehir isimlerini bile değiştirme gereği duymuştur bu yeni ideolojik rejim. İşte size millî sınırlarımız içinde bulunan bazı şehirlerimizin Osmanlı isimleri:
    Adıyaman: Hısn-ı Mansur.
    Aksaray (Niğde): Dâruzzafer.
    Akşehir (Konya): Dârunnuzhe
    Bakırköy (İstanbul): Makrıköy.
    Bayburt: Dârunnecât
    Bucak (Burdur): Oğuzhan.
    Bursa-Edirne: Dârussaltana.
    Bünyan (Kayseri): Hamidiye
    Çanakkale: Kale-i Sultaniye.
    Çiçek Dağı (Kırşehir): Mecidiye.
    Çine (Aydın): Hamidâbâd.
    Diyarbakır: Diyar-ı Bekir ve Dâru’l-Fahr.
    Elazığ: El Aziz.
    Emirdağ (Afyon): Aziziye.
    Erzincan: Dârunnasır
    Erzurum: Arz-ı Rum
    Gülpınar (Van): Mamuretül Hamid.
    Harput: Dâru’l Fevz.
    Isparta: Hamid.
    Kayseri Dâru’l Feth.
    Kırklareli: Kırk Kilise.
    Konya: Dâru’l-Mülk.
    Kumkale (Çanakkale): Kale-i Hakaniye.
    Malatya: Dârurrifa
    Merzifon: Marsivan.
    Niğde: Pehlivaniye.
    Osmaniye (Adana): Cebeli Bereket.
    Özalp (Van): Mahmudî.
    Pınarbaşı (Kayseri): Aziziye.
    Sivas: Dârululemâ.
    Sorgun (Yozgat): Köhne-i Kebir.
    Tekirdağ: Tekfurdağı.
    Tokat: Dâru’l İkbal.
    Yozgat: Bozok.
    Kaynak: Seyyar, Ali; Sosyal Siyaset Terimleri (Ansiklopedik Sözlük); Sakarya Kitapevi.

  8. İstanbul ismini ne zaman aldığıyla ilgili çeşitli kaynaklarda değişik bilgiler var. ama şimdilerde kullanılmadığı kesin. İstanbul, Osmanlı döneminde resmi belgelere girdi ve sıkça kullanıldı. Ayrıca Osmanlı Ordusu’nda İstanbul’un merkez ordu komutanı için resmen İstanbul ağası ve İstanbul’un en yüksek sivil hakimi için resmen İstanbul efendisi sıfatları kullanılırdı.

    Konstantinopolis’in Arap diline çevrilen şekli “Konstantiniyye” nin de sıklıkla kullanıldığı da doğrudur. .resmi görüşmeler de Konstantiniyye kullanılsa da halk arasında mutluluk şehri anlamına gelen “Dersaadet” ve büyük dergah anlamında “Asitane”nin tercih edildiği biliniyor.

    2. Abdülhamit dönemine ait bir cep saatinin içindeki “Konstantinopolis” yazısı için
    Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi” sahasında tarih doçenti A.Halûk Dursun şu açıklamayı yapıyor;
    Osmanlı devletinin resmi yazışmalarında hilafetin merkezi anlamında “Darülhilafe” ve saltanatın merkezi anlamında “Makarrı Saltanat” isimlerini kullandığını dile getirerek, “Bu da çok uygun. Osmanlı doğrudan o kavgaya girmiyor, fonksiyonundan bir şehri tanımlıyor. Burası kim ne derse desin, ister Konstantinopolis desin, ister Konstantiniyye desin Darülhilafe’dir. Burası kim ne derse desin Makarr-ı Saltanat’tır. Bu Osmanlı’nın hoşgörüsünü ve bütün bu tartışmaların üzerinde kendine güvenen bir devlet olduğunu ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

    pek çok adı olmuş bu güzel şehrin isimlerinin fazlalığı onun bir zenginliğidir bence. Konstantiniyye ismi de bir değerdir elbette. zaten hassas nokta isimler değil maksatlardır.

  9. Rabbim güzel İstanbul’u ve ülkemizi muhafaza eylesin. Bilgi birikim ve üretimin olmadığı yerde hamasiyet devreye girer. Sonuç olarak sevdiğini zannedenler ve sevgiden yoksun olanlar geleceğimize gem vuranlardır. Nice güzel günlere

  10. “Bütün güzel isimler O’nundur.”
    Yaradan’ın ” dilleri ve suretleri, ayrı ayrı yaratırız” ayetiyle okunduğunda; güzel görülen, güzel bilinenleri anma, hatırlama, hatırlatmanın sınırlaması olmaması gerektiğine ulaşmaz mıyız?
    İkinci olarak; “Arife tarif; güzele tek sıfat,tek isim yapılması yeteneğé, lütfa, özene, bezene… reva mıdır?” demişler.

YORUM YAP