Reel gerçekler ile ilkeler arasında kalınca başımıza gelmeyen kalmadı

15

 

“Başımıza gelen bir çok şey Suriye’deki durum ve Suriye politikamızın sonucu” sözü Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a ait.

Kurtulmuş’un bu sözü, şimdilerde gelişen olumsuz ve uğursuz olaylar ile izlenen Suriye politikası arasında doğrudan ilişki kurması, günlerdir farklı biçimlerde yorumlanıyor. Hemen herkes, bu sözden, “Türkiye’nin Suriye konusunda izlediği dış politikanın yanlış olduğu” sonucunu çıkarıyor.

Türkiye’nin Suriye politikası yanlış değil mi?

Elbette yanlış.

Komşusu Suriye’ye, on bin kilometre öteden bakan ABD veya bölgeyle sınırı bulunmayan ve mültecilerden hoşlanmayan Avrupa ülkeleri gibi yaklaşamaz Türkiye…

Yapılması gereken

Politikasını belirlerken, ABD’nin ve Avrupa’nın politikalarıyla ‘yüzde 100 uyum’ gibi bir derdi olursa, bu politika Türkiye’ye zarar verir.

Ülkemizi yönetenler, olan-bitene değil, izlenen politikanın ‘sonradan’ doğuracağı yan etkilere yoğunlaşmalı ve belirledikleri politikaları ittifak ilişkisi içerisinde bulundukları ülkeleri de ikna ederek uygulamaya koymalıdırlar.

Yalnızca Suriye konusunda değil bu tespitim, etrafımızdaki ülkelerin her biriyle ilişkilerimiz için de temel ölçü bu olmalı.

Elbette bunu yaparken, ABD ve Avrupa’nın politikada belirlemede gözettikleri temel ölçütleri de hesaba katarak…

İşte dün burada Suriye ölçeğinde ele aldığım İsrail konusu tam bu noktada devreye giriyor.

Esas gerçek farklı

ABD ve pek çok Avrupa ülkesi politikacıları, İsrail’in kendinden başka hiçbir ülkeyi ve politikacılarını düşünmeden başına buyruk davranmasından ve dünya sistemini fazla önemsemeyen hareket tarzından bizar. Buna hiç kuşku yok. Hitler döneminde Almanya’da yaşanmış ve kitlesel kıyıma (Holokost) sebep olmuş feci uygulamaların faturasının her dönemeçte önlerine çıkartılması hepsini rahatsız ediyor.

Bu bir gerçek. Ancak daha önemli gerçek de şu: ABD ve Avrupa’nın hemen bütün ülkeleri İsrail’in güvenilir sınırlar içerisinde varlığını sürdürmesine kendilerini bağlamış durumdalar.

Ortadoğu haritasına baktıklarında dikkate alınmaya değer gördükleri neredeyse tek bir ülke var: İsrail…

“Neredeyse” kısıtlamamın sebebi, merkezinde İsrail’in bulunduğu Batı odaklı Ortadoğu haritasında, bir de, İsrail’in güvenliği açısından önem taşıyan ülkeler bulunuyor. Mısır öyle bir ülke… Ürdün yine öyle bir ülke…

Mısır ve Ürdün’ün önemi İsrail ile ikili ‘barış anlaşmaları’ yapmış olmalarından geliyor.

Bir anı

Hüsnü Mübarek döneminde uzun süre Mısır’ın dışişleri bakanlığı görevini yürüten Amr Musa, 1996 yılı şubat ayı sonlarında Türkiye’ye geldi. Atandığı günlerde beni de ofisimde ziyaret etmiş olan Mısır’ın o zamanki büyükelçisi Muhammed Fadhullah –sonradan İslam İşbirliği Teşkilatı’nda genel sekreter yardımcısı oldu– “Bu akşam elçiliğe gelir misiniz?” davetini bizzat yönelttiğinde ilginç bir akşama tanıklık edeceğimi bilmiyordum.

Amr Musa ile uzun ve etraflı bir görüşme oldu.

Türkiye İsrail ile askeri işbirliği anlaşmasını kapsamını da genişleterek yenilemek istiyor ve Mısır bundan rahatsızlık duyuyordu.

Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek dışişleri bakanını Ankara’ya rahatsızlıklarını doğrudan iletmek için göndermişti.

Birkaç gazeteciydik. Bakan Musa’ya, “İyi ama, İsrail ile sizin barış anlaşmanız var; Türkiye’nin dar bir alanda yakınlaşması sizi neden rahatsız ediyor?” sorusunu sormak bana düştü.

Aldığım cevabı hiç unutmadım: “Biz” demişti Amr Musa, “İsrail’le aramızdaki çatışmacı ortamı sona erdirme konusunda anlaştık; bizimki bir dostluk ve işbirliği anlaşması değil. Hele askeri hiç değil. Yalnızca düşmanlığı sona erdirme anlaşması. Hükümetinizin kapsamını da genişleterek yapmak istediği ise askeri işbirliği anlaşması. Bu ikisi farklı şeyler…”

Önemli bir de Türkiye var

Mısır ve Ürdün yanında İsrail’in güvenliği açısından önemli diğer ülke, evet bizim ülkemiz, Türkiye…

Türkiye’ye Batı ülkelerinin yönelttiği ilgi ve kısıtlı da olsa desteğin ardında, 1948’de kurulması sonrasında İsrail’i ilk tanıyan İslâm ülkesi olarak Türkiye’nin bulunması, 1980 sonrası diplomatik ilişkilerin düzeyinin aşağıya çekilmesi ile 2010 ve 2012 yıllarında yaşanan iki olay yüzünden büyükelçilerin geri çekilmesi dışında işbirliğinin sürekliliği unsurları da bulunuyor.

Bu gerçeğin farkında olan Ankara’daki hükümetler bölgeye dönük politikalarını belirlerken İsrail’i mutlaka hesaplarına kattılar.

Amr Musa’yı Ankara’ya koşturan askeri anlaşmadan birkaç ay sonra kurulan Prof. Necmettin Erbakan başbakanlığındaki Refahyol Hükümeti de buna dahil.

Refahyol, taban baskısına rağmen, ikili anlaşmaları hemen iptal yoluna gitmedi.

AK Parti Hükümeti’nin Suriye politikalarını belirlerken ihmal ettiği de işte bu gerçek: Bölgede İsrail merkezli bir Batı politikasıyla karşı karşıya bulunduğumuz gerçeği…

Görünmeyen, ama etkili bir tercih…

Bu gerçek, hükümetin ‘İsrail yanlısı’ olmasını, o ülkenin çıkarlarını gözetmesini gerektirmiyor. Tam tersine, İsrail ile ilişkileri ‘gerçekçi’ bir zemine oturtuyor ve Batı’nın Türkiye ile ilişkilerinin de İsrail ile ilişkilerden irtibatsız olmadığını hatırlatıyor.

Türkiye şimdilerde değiştirilmesi düşünülen Suriye politikasında baştan itibaren bu boyutu unutmuş göründü.

İyi niyetle konuya yaklaşıldı; insanların ölmeyeceği, kentlerin tahrip edilmeyeceği bir çözüm arayışına girdi. Suriye için demokrasi ve demokratik seçimle işbaşına gelmiş bir yönetim istedi.

Saddam bundan dolayı gitti… Kaddafi de… Az kalsın…

Batı’nın bölgeye baktığında temel ölçüsü olan ‘İsrail’in kendisini rahat ve güvende hissedeceği bir Ortadoğu’da ise, onu tehdit edecek bir silâhlı güç olarak Suriye’ye yer yok.

Tıpkı Saddam liderliğindeki Irak ile Kaddafi’nin işbaşında olduğu Libya’ya da yer olmadığı gibi…

Kaddafi bu gerçeği anlamış ve London School of Economics’te okuttuğu oğlu Seyfül İslâm aracılığıyla farklı arayışlara girişmişti.

“Suriye’de Beşşar Esad’lı Baas rejimi mi, yoksa sandıktan çıkmış Hamas türü bir Müslüman Kardeşler yönetimi mi?” Batı’nın ‘İsrail merkezli’ hesaplarına uygundur?

Türkiye bu soruyu ve cevabını hiç düşünmeden hep ikinci tercih üzerine kurdu politikasını…

İlkeli bir politikaydı, ancak…

Dünkü yazım “Sahi biz Suriye politikamızı hangi yönde değiştireceğiz?” sorum bugün de geçerliliğini koruyor.

Reel politikaya dönüp Batı’nın İsrail merkezli tercihleri istikametinde mi tavır alacağız, yoksa ilkelerden şaşılmayacak mı?

Yoksa, yoksa, benim hep arzu ettiğim gibi, bu iki tercih arasında uygun yeni bir formül bulundu mu?

Formül bulunduğunun emarelerini görebiliyor musunuz?

Bugün sizlere emanet ettiğim yeni sorum da bu.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Batı başarılarını tarihte hep doğudaki ittifaklarla sağladı. Savaş ne zaman batıda olmaya başlar doğu o zaman kendi oyununu kurmaya başlar.Bin yıl önceki senaryo tekrarlanma aşamasında, ufuk parlak batı zirveden inişte, akıllı yöneticiler fetüyü bile batıya karşı kullanabilir tarihte oldu bunlar.Umut yüksek acı fazla, ama gelecek parlak. Devlete ve yöneticilere sahip çıkma zamanı.

  2. Sayın KORU
    En kolay şey yorum yazmak, bizim için de yoruma yorum yazmak heralde.. Evet ne kadar güzel olurdu herkesin niyetini okuyabilsek. Yargılamasını da ona göre yapabilsek. Ama reel hayatta olması nasıl mümkün onu söyleyen yok. Hümanist bakış açısı ne güzel bir tane bile kurunun yanında yaş yanmasın. Keşke dünyada ÜMRAN da bize öyle derin bakmasaydı Aylan bebek de denizin kenarına uzanmasaydı.
    Sonuç hepsi oluyor, olmaya devamda ediyor. Kesinlikle 15 Temmuz bu ülke insanı için planlanmış sonucu bizimde aynı duruma düşürülmemiz üzerinden dizayn edilmişti. Bu na itirazı olanın aklına şaşarım. Şimdi bu dizaynı uygulamaya sokanların planları devam ettiğine , henüz operasyonun bitmediğine dış dünyanın ülkem üzerinde yazdıkları ve söyledikleri ortadayken inancım tamdır. Bu kadar büyük bir plandan kurtulmak için devlet ne yapıyorsa arkasında durmak ; kiii… belkide üzülerek söylemek gerekir kurunun yanında bazen yaşta yanma ihtimali vardır DEVLETİN AYAKTA KALABİLMESİ için gereklidir..vesselammm

  3. Sayın Koru
    ABD ve Avrupa’nın İsrail polikaları her zaman birbirine paralel değil.
    Fransa ve İngiltere, Yahudilere Araplarla iç içe yaşayacakları girift, heterojen,sorunlu olacağı açık bir ülke teklif ettiler. ABD buna karşın kendileriyle işbirliği yapmaları karşısında homojen ve sorunsuz bir İsrail sundu. Haganah, İrgun, Stern gibi Yahudi örgütleri Arapların yanı sıra İngilizlerle ve Fransızlarla da savaşıp İsrail’den temizledi.
    1956 yılında Fransa ve İngiltere Nil’e kadar olan toprakları vaadedip İsrail’i Mısır’a saldırttılar. Sonra kendileri de İsrail’in yanında savaşa girdiler. Süveyş Kanalı’nı ele geçiren bu üçlü ABD ve “müttefiki” SSCB’nin nükleer saldırı tehdidinin sonucunda Mısır’dan çekildiler.
    1967 Savaşında Nil’e kadar olan toprakları ele geçiren İsrail, ABD baskısı ile çekildi.
    yine 1973 savaşında Nil’e kadar olan toprakları ele geçiren İsrail ABD’nin baskısı ile çekildiği gibi ABD’ye daha çok bağımlı oldu.
    Suriye ve Irak’ta BAAS rejimlerini İngiltere-Fransa ekseni iktidara getirdiler. ABD bu rejimlerle birlikte Avrupayı’da tasfiye ediyor.
    Batı tek blok halinde değil. ABD ile Avrupa (İngiltere-Fransa Almanya) mücadele ediyorlar.

  4. büyük grupların içinde zamanla “görünen liderin” kontrolünden çıkan “liderler” ve “gruplar” olabiliyor.
    hatırlarsanız 1990 lardan itibaren pkk’lıların arasında iç çatışmalar oldu. pkk’nın içindeki “grup liderlerinden” biri olan şemdin sakık, abdullah öcalan aleyhinde kitaplar yazdı. pkk’ lılar “liderleri apo”nun şubat 2015 te silahları bırakın çağrısına rağmen temmuz 2015 ten itibaren yeniden terör eylemlerine başladılar. apo “pkk’lılar beni dinlemiyorlar” dedi.
    fetullah gülen, “17 aralık 2013” ve “15 temmuz 2016” darbe girişimlerinin her birinden sonra, yeminle ve ısrarla bu işlerde parmağının olmadığını söyledi.
    onbinlerce mensubu olan ‘fetö”cülerin içinde de fetö’nün kontrolünde olmayan grup(lar) ve lider(ler) olabilir mi?
    acaba?…

  5. Yaziyi iyi algilama ve sonraki yaziya yogunlasma icin cok guzel bir taktik emanet soru, tebrik ederim. Oyunu bozmak icin oyunu iyi algilamak lazım. Karsi taraf bunu anlarsa farklı bir oyun yapar, ve yorulan hep biz oluruz. Tez zamanda oyun kurucu olabilmek dilegiyle…

  6. Roma için Kartaca ne ise Türkiye için Suriye o artık! Maalesef Türk hariciyesi treni kaçırdı ve fena halde Batı medeniyetinin oyununa geldi. Bu saatten sonra Türkiye ne yaparsa yapsın, Suriye’de istikrar ve düzenin sağlanması muhal. İtme el kapasını el ucuyla iterler kapını ayak ucuyla!

  7. Cok hasas bir konu, ama bence tek yanlis politika bu degil! Biz herseyden once ortak akli kaybetik. Malesef ulkeyi ortak Akilla degil trol ve trolicelrin sloganlariyla yonetiyoruz.. Ben oyle sanediyorumki Abdullah Gul ve Ali Babacan gibi kisiler yonetimde olmus olsalardi farkli seyler konusmus olacaktik. Bugun ulkemiizin farki gundemi ve farkli hedefleri olurdu..

  8. Selamün aleyküm üstad, “emaneti”nizi korumanın ötesinde elimizden bir şey gelmez. Ahkam kesmeye kalkışıpta fikir yürütmek tereciye tere satmağa kalkışmak olur. Mazur göreceğinizi umurak emaneti, cevabıyla değiştirmenizi istirham edeceğim. Kolaycılığın ustalığında badanaj yapıp duran bu ülkenin insanı olarak, o cihete kaçarak derim ki, ne ifrat ne tefrit, orta yol.. Aklın yolu yani..Fakat nasıl?

    Bu da biz okurların size emaneti olsun. Selam, saygı ve dua ile..

  9. Ilkeleri savunmak ve stratejilerini kurmak zordur fakat gelecek ilkeli politika uretenlerin olacakdir. Bu gercekleri hesaba katmamak demek degildir. Yani ikisi arasinda bir secim yapmaniza gerek yok. Hedefleriniz her zaman ilkeli olmalidir, gercekler ise stratejinizi berlirlemelidir.

  10. Cevap veriyorum,
    İsrail’in varlığına hemen tehdit teşkil edebilecek ülkeler : Lübnan, İran-Şii hattı, Suudi Arabistan
    Orta vadede tehdit olabilecek ülkeler: Türkiye, İran-Şii hattı, Suudi Arabistan
    Uzun vadede: Türkiye, Iran-Şii hattı, Suudi, Malezya, Endonezya
    Dün tehdit olan ülkeler: Irak, Libya, İran, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan.

    Hangi kılığa girerseniz girin İsrail için tehdit kategorisinden çıkamazsınız. Sadece öncelikle uğraşılması gereken ülke sıralamasını değiştirirsiniz. Ama sıra mutlaka size gelir. hasım ülkelerin teknolojik ve ekonomik yönden güçlenmelerine izin vermeyecekler.

    Türkiye, İran ile Suriye arasındaki anlaşmaların gücünü hafife aldı. Oysa bu iki ülkenin birine yapılan saldırı her ikisine de yapılmış sayılacaktı. Ana tehdit her ikisi içinde İsrail’di. Bu anlaşmalardan dolayı İsrail Esad’ın gitmesini isteyecektir. Eğer Suriye-Mısır ihvan kontrolüne geçerek Türkiye ile bütünleşme çanlarını çalmasaydı Esad çoktan harcanırdı. Mısır darbe ile yola getirildi, Suriye ise artık belini doğrultamayacağı bir mecraya sürüklendi. Sadece Suriyeyi 3 bölgeye ayırarak yıllarca savaştırmak bölgede İsrail’in güvenlinin ana garantisi olacaktır. Hele batı için bölgede ikinci israil’in kurulması tam bir zafer olacaktır. Kürt yönetimi bunu okumuş ve talip olmuştur. Olasılık yüksektir. Bu olasılık devlet erkinin Esad ile ilgili görüşlerini yumuşatmasına neden olmuştur. Rusya-Türkiye-İran bu meyanda anlaşmışlardır.
    İran uzun yıllar ambargolar ve İsrail’in saldırı tehdidi ile yaşadı. Şimdiki batı ile yumuşama iki ana beklentiden oluşuyor.
    1- İran’ın batı destekli bir darbeye -değişime hazırlanması. Sosyal yaşamda bunun emareleri artıyor.
    2- Suriye-Hizbullah aksının zayıflatılarak İran’ın kolay lokma haline getirilmesi.

    İran, Türkiye, Suudi Arabistan sırayla hal edileceklerdir. En mantıklı senaryo Türkiye de darbe idi tutmadı. Ama tekrar darbe olacaktır. Çünkü Şeref Malkoç ‘harbiyede ve askeri okullarda bu öğrencilere ne öğretiyorlar ki darbeci oluyorlar. Eğitimleri değiştirilecek’ derken adeta kemalist reflekse darbe çağrısı yapmıştır. Darbe olmasa da gün gelecek batı sevici bir zihniyet iktidar olacaktır. Çünkü demokrasilerde fikirlerin ömrü seçimlere kadardır. Haziran seçimlerine benzer tablo herkesin tahmininden daha yakın olabilir. Türkiye yeniden yılda iki hükumet kurulan, 500 turda cumhurbaşkanını seçemeyen bir ülkeye dönüşebilir. Bu yüzden devlet erki başkanlığı getirerek bir nevi uzun ömürlü istikrarı getirmeye çalışıyor.

    İkinci en mantıklı senaryo bu ülkeleri Şii-Sunni ekseninde savaştırmaktır. Zemin müsaittir.
    Bunları okuyan devlet erki de Rusya ile pozisyon almaya çalışıyor. Bu zeminde çok kaygandır. Çünkü Rusya ve batı birbirlerine Türkiye’nin asla veremeyeceği şeyleri vaat edebilirler. imparatorluğunu kaybettikten sonra ‘ayrıntı’ haline gelen Türkiye her an batı-Rusya yakınlaşmasının kurbanı olabilir.

    Tabi alternatif ihtimal Türkiye’nin sür’atle orta gelir tuzağından çıkarak 30-50 bin dolarlara giden kişi başı gelir, kolayca diş geçirilemeyecek askeri ve teknolojik düzeylere çıkmasıdır. Bende size bu ihtimalin ne kadar gerçekleşebilir olduğu sorusunu emanet edeyim..

  11. Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini dikkate almayan hiçbir politika başarılı olamaz. Bu gerçeği görmek için İsrail yanlısı veya karşıtı olmak gerekmez. Türkiye, hem Müslüman ülkelerin hem de İsrail’in güvenliğini sağlayan bir politika yürütseydi, bölgedeki siyasetin baş aktörü olurdu.

    Yıllarca uygulanan Siyasal İslam politikalarının yanlışlığı ancak bıçak kemiğe dayanınca görülebilmiştir. Şimdi bu yanlışlardan dönülmeye çalışılmaktadır. Ancak yanlışlara sebep olan zihniyetler değişmedikçe başarılı olunması mümkün değildir.

    Siyasal İslam’cıların anlamadığı gerçek şudur : İslam’ın siyasalı olmaz, Müslüman ülkelerin kendi çıkar ve anlayışlarına göre uyguladığı Türk siyaseti, Mısır siyaseti, İran siyaseti v.b. olur.

    Not : Türkiye’yi uzun zamandır geleneksel dinciler yönettiği için onlara hitap edilmiştir. Suriye Alevisi diye diktatör Esad’ı savunmak da sol yobazlıktır, yani modern dinciliktir. (Türkiye’de sağ-sol kavramlarının Marksist anlamda kullanılmadığını da belirtmek gerekir).

  12. Fehmi bey, yazdiklarinizda anladigim kisacasi su…
    Yani otoriteye karsi gelmemelimiydik diyorsunuz..
    Tüm bu olumsuzluklari “otoriteye karsi geldigimiz icin” yasiyoruz diye anladim yazinizi.
    Ben de size bir soru sormak istiyorum. Iyide yokmu bu dünyada o otoriteye karsi gelecek bir güc? Yani ülkeler huzurlu yasasin diye, illa hep israilin arzu ve isteklerine göremi hareket etme durumundalar?

  13. Iste Fehmi bey beyler
    Cok guzel analiz
    Asil olay dediginiz gibi onlara gore su an suriye yonetimini teslim edebilecekleri kukla yok henuz
    Onlarda verdiler silahlari halkin eline bolduler onlari gruplara yeyin birbirinizi dedi
    Bu arada topraklar bosaldi insanlar oldu okullar kapandi
    Egitimsizlik vatansizlik parasizlik
    Dusunu bizim 1920li hallerimizi
    Kimin isine yariyor bunlar
    Kesinlikle gariban halkim degil
    Peki amac ne
    Turkiye halki olarak kesinlikle cok iyi ders almamiz lazim
    Bugun varolan topraklar
    Huzur
    Para
    Saglik
    Ozgurluk
    Kardeslik
    Aileniz
    Okulunuz
    Isiniz
    Esiniz
    Cocugunuz
    Akliniza ne geliyorsa
    Yarin olmayabilir eger birligimize sahip cikmazsak
    Hernekadar sevmesekte varolan durumu
    Su anki durum tc tarihinin en parlak durumudur
    17 yil once bakirkoy kartaltepe ki cok zengin bolgedir halkin ekmek kiyrugunda beklediginitvde gorunce inanamamistim
    Lutfen ulkemize sahip cikalim
    Saygilar

  14. Yeni bir formül bulunduğuna dair herhangi bir emare gözükmüyor şu an için. 15 Temmuz travmasını hala atlatamayan, muhtemelen uzun bir süre de atlatamayacak olan hükumet ve Cumhurbaşkanı; ABD ve AB’ye gözdağı vermek uğruna Esad hakkında geri adım atıp Rusya, İran ve bölgedeki yeni oyuncu Çin’e sırtını dayayıp aynı zamanda Türkiye’deki tabanının da gözüne hoş görünmeye çalışacak gibi geliyor bana.

YORUM YAP