İHH yöneticileri politikayı biliyorlar; sessiz kalmaları bunun işareti

8

 

Sanıyorum İHH’yı yönetenler, politikayı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son çıkışını anlamakta zorlanan pek çoğumuzdan daha iyi biliyorlar.

Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşmasının birden fazla bedeli oldu. İki ülke için de durum böyle.

 

Netanyahu da eleştiriliyor 

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, hükümet ortağı ‘Siyonist Birlik’ cephesine mensup milletvekilleri tarafından Türkiye ile uzlaştığı için kınandı. ‘Güvenlik kabinesi’ içinde yer alan bakanların anlaşmayı oylamasında, üç bakan, ‘Hayır’ oyu verdi. Günlerdir İsrail basınında anlaşmayı içine sindiremeyenlerin aleyhte yazıları çıkıyor. Gazze’ye saldırırken ölen iki askerin aileleri ve ailelerin yakınları, çocuklarının cesetlerini Hamas’tan geri alma konusu anlaşmaya eklenmedi diye, protestolarını sürdürüyorlar.

Bu, İsrail’deki anlaşma sonrası tablo.

 

Mavi Marmara sonrasında yurtdıșına çıkamayan İsrailli bakan

Türkiye’de hükümet her istediğini anlaşmaya yansıtamadı.

En önemli eksiklik ise, Mavi Marmara gemisiyle ilgili durum.

2010 yılında Gazze sahillerinde İsrail askerlerinin saldırısına uğrayan gemide 9 Türk şehit olmuştu. Kore Savaşı’dan beri hiçbir Türk, yabancı askerler elinde hayatını kaybetmemişti; teröre şehit verildi, ama yabancı askerlere asla. Bu sebeple, Mavi Marmara olayı, ülkemizde büyük protestolara yol açtı.

Yalnızca Türkiye’de ve yalnızca protestolara da değil.

Dünyanın dört bir tarafındaki insan hakları savunucuları, Filistin davasına ilgi duyanlar, İsrail-karşıtları, bulundukları her ülkede olaya tepki verdiler, gösteriler yaptılar.

Dahası, Mavi Marmara’da hayatını kaybedenler için, dünyanın çeşitli ülkelerindeki mahkemelerde, İsrailli komutanlar ve siyasiler aleyhine davalar açıldı; o davalarda adları geçenler ABD’ye ve Avrupa ülkelerine gidemez oldular…

Meselâ dönemin savunma bakanı Ehud Barak… “Gidersem tutuklanırım” endişesiyle bazı ülkelere gidemiyor…

 

Anlaşma davaları geri almayı da içeriyor

Anlaşma içerisine, “Mavi Marmara ile ilgili açılmış davaların bütünü geri çekilecek ve bundan böyle hiçbir yerde dava konusu haline getirilemeyecektir” diye bir madde konulur ve hükümet de bunun için bir yasa çıkarmakla mükellef kılınınca… Etrafta hayal kırıklığı yaşayan hayli dost görüyorum.

İşin bu yönü muhalefete malzeme teşkil ediyor, ama daha fenası şu: AK Parti tabanından hayal kırıklığına uğrayanlar partili milletvekillerini de etkileyebilirler…

Bu nokta önemli. Çünkü, uluslararası anlaşmaların, anayasaya göre, TBMM tarafından onaylanması gerekiyor… İsrail ile anlaşma Meclis’e geldiğinde diğer muhalefet partileri milletvekillerine AK Partili’lerden de katılan olur ve ‘Hayır’ oyları azımsanmayacak bir rakama ulaşırsa…

‘1 Mart tezkeresi’nin (2003) reddine benzer bir durum yeniden tekrarlanabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan işte bunu önlemeye çalışıyor. ‘1 Mart tezkeresi’nin kendisinin yoğun baskısına ve muhalif milletvekillerini yakın takibe almasına rağmen kazaya uğramasını hiç unutmadı Tayyip Bey ve konu ne zaman açılsa “O tezkere geçmeliydi” demeyi de ihmal etmedi.

Ülkelerini savaşa sokan ABD Başkanı George W. Bush ile İngiltere Başbakanı Tony Blair bile geriye dönük değerlendirmelerinde “Pişmanız” anlamına gelen sözler sarf ettiler; o koalisyonun üçüncü unsuru İspanya Başbakanı Aznar sonradan bir daha iktidar yüzü görmedi.

Bu gerçeğe rağmen Tayyip Bey, “1 Mart geçmeliydi” demeyi sürdürüyor…

 

Mavi Marmara İHH girişimi

Mavi Marmara gemisinin ablukayı kaldırma amaçlı Gazze’ye seferi, bir sivil toplum örgütü olan İHH’nın kendi girişimiydi.

Hazırlık safhasında AK Parti’den bazı isimlerle görüşülmüş, hatta bazı milletvekillerinden “Biz de geleceğiz” yollu vaatler alınmış da olabilir. Ancak, bir kurum olarak AK Parti, girişimden uzak durmayı yeğledi. Milletvekilleri de yolculuğa katılmadı.

Sonrasında, dönemin bir yetkilisi, bana, “Önlemeye de çalıştık, ama dinlemediler” diyecekti.

Tayyip Erdoğan’ın şimdi İHH’ya dönüp “Bana mı sordunuz da gittiniz?” demesi, bugüne dönük anlaşmayla ilgili bir zorunluluğu olduğu kadar, geçmişle ilgili gerçeği de yansıtıyor.

Evet, olayın sonrasında, yaşananların vahameti yüzünden, hükümet ve AK Parti büyükleri Mavi Marmara’ya sahip çıktılar. İsrail ile ilişkiler de Mavi Marmara sonrasında koparıldı. Konu uluslararası arenaya taşındı. Uluslararası yargıya başvuran mağdur yakınlarına maddi-manevi her türlü destek verildi.

O dönemde, İsrail ile arayı açmanın, Ortadoğu’da ve İslâm Dünyası’nda kendilerine daha sıcak bakılmayı getireceğini biliyor ve bunu önemsiyordu Türkiye’yi yönetenler; özellikle de Tayyip Erdoğan…

Şimdilerde “Bu kadar da değişir mi insan?” diye üzerine varanlara malzeme teşkil eden cümleler, Tayyip Erdoğan’ın ağzından, o dönemin bu özelliği yüzünden çıkmıştır.

 

İHH ve politika

İHH’nın politikayı çoğumuzdan iyi bilmesine gelince…

Politikada, sanıldığının tersine, en az yeri olan, ‘vefa’ duygusudur. Önemli politikacılar, arkadaşlarını, hatta çok yakınlarını feda etmek zorunda kalırlar ve bunu yaparlar da…

Daha eski dönemlerde de çok örneği vardır da, Turgut Özal, öz yeğeni Hüsnü Doğan ve ANAP’ı birlikte kurdukları bir grup arkadaşı ile, bir gün gelmiş, yolunu ayırabilmişti.

İstifa etmemekte direnen Hüsnü Doğan’ı bakanlıktan azlederek hem de… (Hüsnü Doğan o zaman savunma bakanıydı).

Adalet Partisi’ni (AP) birlikte kurdukları pek çok ismi, Süleyman Demirel, iktidarının ilk döneminde, âdeta kendi elleriyle, AP dışına, Demokratik Parti adıyla yeni bir çatı altına itivermişti.

Politika böyle bir şey.

Kendilerinin ilk günkü itirazlarına sert bir tavırla cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkışı karşısında İHH yöneticilerinin sessiz kalması, onların bu gerçeği bildiklerini gösteriyor…

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Yaşananları anlamakta zorlanıyorum törör devleti İsrail’den Adam öldürmeyi bilen İsrail’den İslamın karşısında İsrail’den dost İsrail’i bu millete yutturmaktan vazgeçin otoriteden izin alınmalıydı diyenlere Ateş püskürenler şimdi gidenlere bana mı sordunuz diyecek kadar aklının üstüne oturmuş bütün destekçileri gibi mızrak çuvala sığmaz olalı çok oldu gözünüze girince mi anlayacaksınız ey sağ duyulu vatanseverler

  2. Yada şöyle diyebiliriz. Vatan için yeri geldiğinde canımızı bile feda edebiliriz. Fakat burada bunun gereği varmıydı. Eğer var ise böyle bir durumun yaratılmasına sebep olanların tümünün öngörüleri yok demektir.

  3. Şunu maalesef sizde anlamamişsiniz sayin koru bu ülkede ak partinin tabani diye bişey yok bu ülkede RTE nin tabani var onlarda RTE ye yüde yüz güveniyorlar

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here