Biden’in gelişi bana Baker’in ziyaretini hatırlattı… Tabii gölgede Gülen ve Sarraf da duruyor…

9
Gün top sesleriyle başladı

 

Türkiye, sınırının hemen karşısında bulunan Cerablus’taki IŞİD (DAEŞ) hedeflerine sabahın erken saatlerinde askeri harekât başlattı.

Obüsler, roketatarlar, topçu ateşleri, silâh sesleri… Tanklar ilerliyor…

Bölge bugüne böyle başladı.

Kara harekâtıyla ilgili henüz bir bilgi yok, ama verilen izlenim onun da eli kulağında olduğu… Bordo bereliler hazır bekliyormuş…

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in ülkemize geleceği gün oldu bu ‘IŞİD karşıtı’ kapsamlı bombalama harekâtı… Ankara, konuğu Biden’e, onun anlayacağı dilden “Hoşgeldin” demiş oldu…

Ülkemiz bu jestlere alışık

Cumhurbaşkanı Turgut Özal bu tür önalıcı karşılamaları severdi.

Hiç unutmadığım olay şudur:

Yıl 1990, aylardan Ağustos’tur.

Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgale kalkışması üzerine, ABD, ordusunu bölgeye yığmış, etraftaki müttefiklerinin yardımını da alarak ‘Kuveyt’e Özgürlük’ askeri operasyonunu başlatmıştı. Suudi Arabistan topraklarını Amerikan askerlerine biraz daha açmış, Kuveyt’in işgalinden dehşete kapılan Körfez’in diğer ülkeleri de ellerinden gelen her türlü yardımı ABD’den esirgemez olmuştu.

Katar’da ilk ABD üssü o günlerde kuruldu.

Amerika’nın gözü Türkiye’deydi.

[O göz Türkiye’nin üzerinden hiç eksik olmadı zaten. Yıllar sonra, 2003’te, ABD Irak’ı bahane ederek yeniden bölgeye askeriyle gelmeye hazırlandığında Türkiye’yi yine yanında görmek istedi. ‘1 Mart tezkeresi’ ile TBMM tarafından yüzgeri edilmesini asla hazmedemedi. ABD, şimdi de, IŞİD’e karşı savaş operasyonlarında Türkiye’nin daha aktif olmasını isteyip duruyor.]

Turgut Özal ABD ile birlikte hareket etmekten ve gerekirse Türk ordusunu Irak’a göndermekten yanaydı.

ABD Dışişleri Bakanı James Baker’in Ankara’ya gelmesinden bir gün önce, Türkiye, Irak’ın dünya ekonomisinden yararlanmasını sağlayan petrol dağıtım hattı olan Musul-Kerkük-Yumurtalık hattını tek taraflı bir kararla kapatıverdi.

Joe Biden’in gelişi sabahı Cerablus’un bombalanmasına fena halde benziyor bu olay…

Özal konuşuyor

ABD Dışişleri Bakanı James Baker’in ülkeyi terk etmesinden hemen sonra bizleri Çankaya Köşkü’ne çağırdı Cumhurbaşkanı Özal. Gazetelerin yayın yönetmenlerini, Ankara temsilcilerini ve bazı yazarları… Niyetleri hakkında –yazılmaması kaydıyla– etraflıca bilgi verirken, boru hattını kapatma kararında en önemli payın önalma niyeti olduğunu söyledi.

Baker’in Türkiye’den o boru hattını kapatmasını istemek için geleceğini tahmin etmiş ve onun tâlimatıyla değil kendisi öylesini uygun bulduğu için, hattı kapattığının bilinmesini istemişti Özal

Yıllar sonra, o günleri Mehmet Barlas’a şöyle anlatacaktı:

“Baker’ın gelmesinden iki gün önce, BM Güvenlik Konseyi’nden zecri tedbirlerin Irak’a karşı alınması için karar çıktı. Ben hemen Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırdım, ‘Derhal Türkiye-Irak boru hattını kapatıyoruz’ dedim. / Tabii bu karar şok etkisi yaptı. Oysa ben Baker’in geldiğinde aynı şeyi isteyeceğini biliyorum. O söyledikten sonra kapatırsanız, ‘Amerika baskı yapıp kapattırdı’ diyecekler…”

“Nitekim Baker geldiği zaman bir talepte bulunamadı. Biz zaten kapatmıştık boru hattını. ‘Size şöyle yardım edeceğiz, böyle destek vereceğiz’ gibi lâflar etti. Arkasından da gülerek, ‘President Özal… Eğer boru hattını kapatmasaydınız, sizin limanlarınıza abluka uygulayacaktık’ dedi.” (M. Barlas, Turgut Özal’ın Anıları, 13. Bölüm).

Gördünüz mü, neymiş?

ABD’li bakanın ne talepte bulunacağını öngörmüş Özal ve ona uygun davranmış…

Cerablus’un bu sabah henüz daha güneş doğarken yoğun bir bombardıma tâbi tutulmasını ve kara harekâtı başlayacağı izlenimi veren bir hareketlenmenin yaşanmasını biraz bu olaya benzetiyorum ben.

Türkiye IŞİD’e müsamaha edebilir mi?

Washington, aylardan beri, “Türkiye IŞİD konusunda pasif, üzerine düşeni yapmıyor” deyip duruyordu…

Oysa, biliyoruz, IŞİD, onbin kilometre ötedeki ABD’ye bir fiske bile vurmadığı halde, Ankara ve İstanbul’u defalarca vurdu, daha önceki gün Gaziantep’te bir düğün törenini kana buladı.

IŞİD’e karşı mülâyim davranabilir mi Türkiye?

Deli saçması bir şey bu.

TV programlarımızı izleyenler hatırlayacaklardır: IŞİD ismi henüz yaygın kullanıma girmemişken, New York Times ve Washington Post gibi Amerikan gazetelerinde okuduğum haberlerden hareketle, “Suriyeli muhaliflere yardım görüntüsü altında, ne idüğü belirsiz aşırı unsurlara, CIA silâh yardımı yapıyor” uyarısında bulunuyordum.

Sonra bu uyarıları gazetedeki köşeme de taşımıştım.

CIA’nin ilk başta Türkiye ve Ürdün sınırlarından kendisine sağladığı silâhlarla Musul’a 800 militanıyla saldırdı IŞİD; orada bulunan 30 bin Amerikan eğitimli asker ve onlara komuta eden Iraklı subay, ağır silâhlarını bile bırakıp Bağdat’a kaçtı.

800 askerle teslim aldığı Musul’dan sonra, orada edindiği silâhlar ve bankalarda kendisini bekler bulduğu milyonlarca dolar sayesinde, dünyanın başına belâ olacak bir güce dönüştü IŞİD…

Eğer bir fatura çıkarılması gerekiyorsa Ankara’ya, sonradan başına belâ olacak bu güruhun ortaya çıkması için Amerika’nın sağladığı gizli desteğe ülke sınırlarını kullandırtmasını zikredebiliriz.

Washington, şimdilerde, “Türkiye IŞİD’le yeterince savaşmıyor” diye bastırıyor Ankara’ya…

Herhalde biz de “Al, işte sana Cerablus” deyiverdik…

Gülen de o masanın konularından biri

Acaba bu yeni durum karşılığında onların da bize “Alın size Fethullah Gülen” demelerini bekliyor muyuz?

Galiba bekliyoruz.

Türkiye-ABD ilişkilerini neredeyse iki yıldır tek maddelik bir talebe indirgemiş izlenimi veriyoruz çünkü. O tek madde 15 Temmuz’la birlikte “Olmazsa olmaz” bir şarta dönüştü. Türkiye 1999 yılından beri ABD’de yaşayan Gülen’in ordu içine sızdırdığı kadrolarla askeri müdahaleyi planladığına ve girişim başarılı olsaydı, bürokrasi içerisinde sessizce bekleyen unsurlarıyla devlete hâkim hale geleceğine inanıyor…

Darbe girişiminin akamete uğramasının tehlikeyi bütünüyle bertaraf etmediğine de…

Bunun için de, Gülen’in ABD tarafından teslim edilmesini veya ülkeden çıkartılmasını talep ediyor.

ABD ise, hukuk sisteminin kısıtlamaları ile Türkiye’den gelen Gülen dosyasının yeterince güçlü kanıt içermediğini bahane edip duruyor.

Amerikalılar Sarraf’ı rehin mi tutuyor?

Tabii bir de Rıza Sarraf (Reza Zarraf) olayı var.

Her an ağzından inciler dökülmesi ve Türk siyasetini karıştırması beklenen bir figür İran asıllı Sarraf

ABD’de henüz mahkeme önüne çıkarılmadan bile ülkemiz gündemini meşgul edecek karmaşık ilişkilerin ortasında yer almış biri.

Amerikan yargısı onu mahkeme önüne çıkarmakta hiç acele etmez görünüyor, âheste davranıyor.

Joe Biden ile görüşmede, iki taraf masada otururlarken, Cerablus ve IŞİD kadar onun durumu da katılımcıların zihninde yer alacak…

Özal olsaydı, Sarraf konusuna nasıl yaklaşırdı acaba?

ΩΩΩΩ

9 YORUMLAR

  1. Yorumlara ambargo var
    Saygilar
    Cok guzel yazmissiniz
    Ama belkide rusya iran suriye turkiye anlasip bu operasyonu baslattilar
    Abd neresindedir bunun bilemem siz daha iyi bilirsiniz
    Bu operasyon ne anlama gelir artisi eksisi varmidir
    Elbette sindilik artilarini goruyoruz
    Ama suriyede okun yaydan cikmasinin bas aktorude malesef biziz.
    Turkiye konusmasaydi kabadayica samda cuma yada sabah namazi yada esad gitmeli gitmemeli etc gibi
    Sonuc degisirmiydi
    Zannetmiyorum yine ayni olaylar yasanirdi sanirim cunku plan buyuk

    Ama ne olirdu turkiyenin ismi bu kanli olaya karismamis olurdu
    Yada bu cocuk bizim olmazdi

  2. Operasyon önceden kararlaştırılmış Hürriyetten Selvinin dediğine göre… Bidenın gelmesi de operasyona destek amaçlıymış… Yani jest değilmiş operasyonu yapmamız. Adamlar yapılacağını bildiği gün gelmişler. Selvi öyle diyor en azından…

  3. yakın gelecekte ya suriye nin ve ırak’ın kuzeyini alıp federasyonla Türkiye’ye bağlayacağız, ya da güneydoğumuzu vereceğiz. şimdiki kalmayacağız. ( yalçın küçük’ün dediği gibi: ya kerkük’ü alırız ya da diyarbakır’ı veririz…)

  4. Fehmi Bey CHP MV’linin IŞID dosyasını TBMMde teferruatiyla ele almasından ve deliller açık ve sarih olmasından dolayı devletin nu örgüte caydırıcı davrandığını söylemeyin. Pekala ortada ilginç durumlar var.

  5. “Abd istemeden biz yaptık ki abd baskısıyla yaptılar demesinler” düşüncesine katılmıyorum. Elbette abd her zaman Türkiye nin karadan suriyeye girmesini istedi. Ancak esad ve ışıd ile savaşmak amacıyla, yoksa cerablusa girmeye hazırlanan SDG daha doğrusu pyd nin önünü kessin diye değil. Türkiye pyd nin afrin kobani bağlantısını kesmeye çalışıyor. Abd ise önemli bir müttefikinin biraz gazını almak istiyor, bu yüzden şimdilik hoşgörüyor. Yani olay abd talebi değil kerhen onayıdır. Havadan destek ile de herşey kontrolümüz altında mesajı veriyor . Gerçi siz şimdi bu yorumu da çok sakıncalı bulur yayınlamazsınız ama yazdık birkere

  6. Sayın Koru, işte başımıza ne geldiyse bu Batılı diplomatlar daha ülkemize gelmeden aldığımız kararlardan dolayı geldi. Cerablus size Özal’ı hatırlatmış ya, bana birden çok olayı hatırlattı. Mustafa Reşit Paşa, devletin zor günlerinde diplomatik destek için önce Baltalimanı sözleşmesini imzaladı, sonra Tanzimat’ı ilan etti. Birincisi, ülkenin yarı sömürge olmasına giden yolu araladığı gibi Mısır Valisi Kavalalı’yı gümrük vergilerinden mahrum ettiği için Osmanlı’ya karşı öfkelendirdi. İkincisi, ülkenin neredeyse her alandaki düalizminin başlangıcı. Ya Islahat fermanı? Ali Paşa, Paris’te azınlıklar meselesi gündeme gelmeden böyle bir adımın masada elimizi kuvvetlendireceğini, dostlarımızı hoşnut edeceğini umdu. Mithat Paşamız ise Kanunu Esasi’nin ilanını Tersane Konferansı’yla aynı güne denk getirerek benzer beklentilere girdi. Top seslerini duyan batılı dostlarımıza durumu izah eden Saffet Paşamıza ne demişlerdi? Çocuk oyuncağı! Lozan’da konuşulanlara ve Batılı dostlarımızın gönlünü etme pahasına geleceğe dönük verdiğimiz teminatlara ve tavizlere hiç girmiyorum. Bütün bunların sonucunda ne oldu? Kim kazandı, kim kaybetti? Bu tarihi olayları tek yönlü değerlendirdiğimin farkındayım ama bu Özal örneği milliyetime, izzetinefsime dokundu. Amerika isteyecek diye niye boru hattını kapatayım. Tezkerenin geçmemesini savunan sizden Özal ile ilgili bu örneği okuyunca doğrusu şaşırdım. Ben Cerablusun ABD’ye rağmen yapıldığını, Hükümetin kararı olduğunu, olması gerektiğini düşünüyorum. Birileri bu yazdıklarıma güç dengeleri, reel politik falan diyebilir. Kimse kusura bakmasın ama her gelen Amerikalı şunu isteyecek diye adımlar atan ne bir hükümetim olsun ne de yöneticim. Yoksa, tarih tekerrür edecek koskoca imparatorluktan olduğumuz gibi hafizanallah özyurdumuzdaki huzurumuzdan da oluruz.

  7. Madem Turkiye Amerikanin demesine firsat birakmamak icin veya gonlunu hos etmek icin iside mudahale etti neden peki havaalaninda biden vali yardimcimiz tarafindan karsilandi.

  8. Türkiye ne 1991’deki 1. Körfez Savaşında ne de 2003’deki 2. Körfez Savaşında ABD’ye güçlü bir şekilde destek olmadı. Bunun üzerine ABD açıkça söylemese de kendi aralarında “Ey Türkiye, bu nasıl stratejik ortaklık” demiştir. Daha sonra yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle bu sefer biz “Ey ABD, bu nasıl stratejik ortaklık” dedik.

    ABD yapmak istediklerini gizlemiyor açıkça söylüyor hatta raporlar yazıyor, haritalar çiziyor, uluslar arası toplantılar tertip ediyor (BOP Projesi gibi). Gelen tepkilere göre projelerinde revizyonlar yapıyor. Türkiye (ve benzeri) ülkelerde ise bu şeffaflık yok. BOP eşbaşkanı olarak destek alınıyor ve iktidar olunuyor daha sonra kendi politikasını uygulamaya başlıyor (Neo Osmanlıcılık gibi).

    Gelişmiş ülkelerde devlet politikaları ; sosyal bilimciler, fen bilimciler, matematikçiler, siyasetçi ve asker uzmanlar tarafından yıllarca çalışılarak belirleniyor. Seçilmiş siyasetçilerin işi bu devlet politikaları üzerinde ince ayarlar yaparak uygulamak ve yönetmek oluyor. Ayrıca bir hata yapsalar bile bunu telafi edecek güçleri var.
    Türkiye’deki devlet siyasetinde ise takım oyunu oynanmadığı ve sivil-asker yıldız oyunculara umut bağlandığı açıktır. Ancak çok tehlikeli bir dönemeçteyiz ve unutmayalım ki Türkiye bir hata yaptığında bunu telafi edecek gücü sınırlıdır.

    Son olarak şunu da belirtmekte fayda var. Gülen’in iade edilmesi ancak intikam duygularıyla yanıp tutuşanları mutlu eder, iadesi Türkiye’ye fayda değil zarar getirir.

  9. Ünlü Komedyanlar Laurel ve Hardy ziyaret amacıyle çok katlı bir apartmanın 15. katına çıkmak için asansörün önündedirle.Onlar için heryer sahne,başlarlar oynamaya,Hardy,arkadaşını tufeye getirerek,asansörün
    levhasının “açık” tarafını çevirir,asansör “kapalı” olur,Bir süre gırgırlarını geçtikten sonra Laurel asansöre yönelince ,”kapalı “olduğunugörür,başlar merdivenleri tırmanmağa,yaptığı muzipliği unutan Hardy”i de arkasından..Oflaya puflaya 15.kata çıkarlar,çocuklar antrede top oynamaktadırlar,Hardy”nin çocukluğu aklına gelmiş olmalı ki,voleyi yapıştırdiğı top,merdivenlere aşağı kendini atıp,aşağılara yuvarlanır. Topları giden çocuklar feryadü,figana başlar,
    .Panikleyen kafadarlar topu getirmek için merdivenleri ikişer atlayarak giriş katında topa ulaşırlar.
    Sıkısıkıya kucakladıkları yaramaz yuvarlağı sahipleri olan çocuklara biran önce ulaştırmak için,kanter içinde tekrar 15.kata çıkarlar.Derin bir nefes alan Laurel,dönüp arkadaşına sorar:Hardy,biz buraya birtopa tekme atmak için mi geldik?
    NOT:Yoruma,yorum gerekmez,zira ortada müşahhas DURUM var.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here