Neden iki partili sistem de tek partili değil.. Elde fırsat varken..

26

Başkanlık sistemiyle ilgili en ilginç açıklamayı anayasa profesörü de olan Burhan Kuzu yaptı.

Katıldığı TV programında, yeni sisteme geçildiğinde iki partinin kalacağını, onların da AK Parti ile CHP olacağını söyleyerek…

Yine de lutfetmiş, hiç değilse CHP’yi varlığını sürdürür olarak tahayyül etmiş…

Bizde bazı çevrelerde ‘fazla fikir tehlikelidir’ diye özetlenebilecek hâkim bir görüş var. Hiç telâffuz etmeseler bile, konuşmalarını mercek altına aldığınızda, ya da etkili çevrelere yakın kalemlerin yazılarını okuyunca, bu görüşü sezebiliyorsunuz.

Tek bir kalıp.. her konuya benzer yaklaşım.. en hafif muhalefete bile tepki…

Dışarı vuran belirtileri bunlar, bu yaklaşımın…

Ayaklar denk, merak etmeyiniz

“En iyiyi, en doğruyu, en güzeli, en işe yararı, en makbulü ben bilirim..” yaklaşımı bu…

Muhalefet, ne kadar yumuşak olursa olsun, kabul edilmiyor; farklı görüşe tahammül sıfıra yakın…

“Medyadaki arkadaşlar” diyor günümüzün önemli bir siyasetçisi, “Lütfen ayaklarını denk alsınlar…”

Ayaklar zaten denk alınarak yapılıyor gazetecilik..

Geçmişte böyle düşünen veya Türkiye’yi bu dar görüş ışığında dizayn etmek isteyenler ile şimdilerde aynı türden bir meşgale içerisinde bulunanlar birbirinden çok farklı tipler; ancak görüş olarak farklılıkları aynı amaç doğrultusunda çaba göstermelerini engellemiyor…

İyi de, geçmişin ‘tek-tip’ dizayncılarının beceremediğini bugünküler nasıl başarabilecek?

Erken bir kuşku ifadesi benimki, doğru…

Önce bir tespit: Geçmişte kendi çizgileri dışındakilere tahammül edemeyenler, farklı düşüncelere karşı müsamahasız davrananlar emellerine ulaşsalardı.. ilk tasfiye edecekleri.. şimdi başkalarını tasfiye etmeyi kafaya koymuş görünenler olurdu…

Ama görüyoruz: Tasfiye edilmek istenenler, kavga-gürültü, bugün çok güçlü hale gelebildiler… Başkalarını tasfiyeye kalkışabilecek kadar güçlü…

Neden acaba?

‘Tek-tipçi’ yaklaşımlar insanın doğasına aykırı da ondan olmasın?

Şimdi biraz tarih.. İslâm Tarihi..

Bu soruya cevabı İslâm Tarihi’ne bakarak arayalım isterseniz…

İslâm Tarihi açısından en parlak dönem, Batı Tarihi açısından en karanlık döneme tekabül ediyor: Ortaçağ’a…

Henüz İstanbul fethedilmemiş, ama İslâm Dünyası artık bunu yapabilecek duruma gelmiş…

Batı Dünyası ise, İslâm Dünyası’nın ‘insanlık mirası’ olarak görüp sahiplendiği Eski Yunan’a ait eserleri Arapça tercümelerinden harıl harıl okuyup, o görüşlere hoşgörülü dünyanın temel esaslarını öğrenmeye çalışıyor…

Rönesans kapısında..

Martin Luther

Martin Luther’in İslâm’dan esinlendiği 95 tezli reformları da fazla uzakta değil..

Nasıl bir iklimde meydana geldi bir dünyanın (İslâm Dünyası) diğerine (Batı Dünyası) üstünlüğü?

Fikirler üzerine baskı yapıldığı.. “Bunu okuyabilirsin, ama buna dokunma bile” diye bir üst aklın görüşler arasında tercihte bulunduğu ve herkesin ona uyduğu.. tartışmaların yasaklandığı.. farklı görüş sahiplerinin kendilerini cezaevlerinde bulduğu..

Yukarıdaki paragrafta tasvir edilen dönemler sonradan gelecek ve İslâm Dünyası’nın ‘örnek’ sayıldığı dönemin yerini alacaktır; ama ‘örnek’ sayıldığı dönemde İslâm Dünyası’nda bunların hiçbiri söz konusu değildi.

Rivayete göre, birbirinden farklı fikir akımlarının sayısı 4 binden fazlaydı ve onların temsilcileri sayılabilecek beyinler hem kendi çevrelerinde hem de diğer akımların temsilcileriyle temas içerisinde varlıklarını sürdürmekteydi.

İbn Sina bir yıldız gibi parlıyor.. Onun fikirlerini beğenmeyen İmam Gazali, vaktiyle yakın durduğu felsefe çizgisinden ayrıldığını da ilân etmesine yarayan ‘Tehafüt-ül Felasife’ (Filozofların Tutarsızlığı) eseriyle ona cevap veriyor.. İbn Rüşd ise, daha önce aynı yolun yolcusu olduklarını bildiği Gazali’nin eserini çürütmek için, tutuyor ‘Tehafütü’t Tehafüt’ (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adıyla başka bir eser kaleme alıyor…

Eseri okuduğunuzda, İbn Sina’ya karşı kırıcı bir üslup benimsemiş İmam Gazali’ye olağanüstü anlayışla yaklaştığını görüsünüz İbn Rüşd’ün; “İbn Sina’ya karşı o tutumu ancak kötü niyetli veya cahil biri takınabilir” der İbn Rüşd; ancak ona göre Gazali kötü niyetli de cahil de değildir.

O halde? “O halde” der, “Herhalde yaşadığı dönemin özel şartları ile bugün bizim sahip olduğumuz bilgilere sahip olmayışı onu böyle davranmaya sevk etmiştir…”

Üç hikemli bilgin

Hakaret de yok, kınama da, sesini çıkartmamaya sevk etmek veya unutulmasını istemek de…

İşte öyle bir dönemde, İslâm Dünyası, Batı’yı Ortaçağ karanlığından kurtaracak bir ‘örnek’ kültür çevreni halindedir…

Müslümanlar İstanbul’u böyle bir iklimde feth etmişlerdir.

“Söyletmen, vurun” seslerinin duyulmaya başlamasıyla farklı bir yöne gidildi ve onun sonucunu iyi biliyoruz…

Batı bugün tek sesli mi?

ABD’de başkanlık için yalnızca Hillary Clinton ile Donald Trump yarışmadı; onlar hem kendi partilerinden karşılarına çıkmış başka adayları eleme yarışına katıldılar, daha sonra da sayıları 10’larla ifade edilen 3. parti veya bağımsız adaylara karşı…

Jill Stein (Yeşiller Partisi), Gary Johnson (Libertarian Partisi), Evan McMullin (Amerika için daha iyi grubu), Darrell Castle (Anayasa Partisi) ile Gloria La Riva ve Rocky De La Fuente’nin de aralarında bulunduğu isimler de başkan adayı olarak halkın karşısına çıktılar…

Avrupa ülkelerinde de, iki partili görünseler bile, pek çok parti vardır. İngiltere’de UKIP, İspanya’da Podomos, İtalya’da 5 Yıldız, Yunanistan’da SYRIZA, İzlanda’da Korsan Parti.. Bunlar üçüncü parti olarak çıkıp önemli başarılar gösteren –bazısı iktidarda– partiler…

“İki parti olacak” diye yola çıkıp siyaseti dar alana sıkıştırmaya çalışanlara “Neden iki parti?” diye sormazlar mı?

Neden tek partili bir sistem istemiyorsunuz?

Yoksa istenen o mu zaten?

Biraz İslâm Düşünce Tarihi okusalar iyi olacak.

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. “Harun gibi geldiler Karun gibi gideceler” den, “medyadaki arkadaşlar ayaklarını denk alsınlar”a… neyi görüp anladılar ki bu kadar devletçi oldular. %1oy oranlarına karşılık başbakan yardimcılığı ve iç işleri bakanlığı…(başbakan kendini Padişah gibi görmek istiyor. S.Soylu). %14 oy oranını cumhurbaşkan birinci yardimcılığına tahvil etmek Bahçeli’nin hakkı olsa gerek. MHP ne mi olacak? dediniz. Referandumdan geçmez ise başkanlık, bir kaç milliyetçi söylem ve ip atmayla (imdam) %10 lar civarinda yoluna devam eder. Yen bir genel başkan ile…

  2. 1970 lerden beri Türk siyasetinde varlığını sürdüren MHP nin iki partili sistemdeki yeri neresi olacak? AKP’ ye mi katılacak? Kuzu’nun öngörüsünü Bahçeli ve yönetimi görüyor ise girilen yola revan olmalarının sebeb-i hikmeti ne ola ki? MHP tabanı farkında olduğunda, referandumda ipini çekenlerin ipiyle kuyuya iner mi? Cumhurbaşkanlık referandumdan dönerse Türkiye’yi nasıl bir siyasi tablo bekliyor olacak?

  3. Fehmi Bey, islam dünyasının ortaçağ avrupasından fikri özgürlük anlamında ileri düzeyde olduğu artık miadını doldurmuş, bayatlamış bir faraziyedir. Birkaç ismin yazdıklarından hareketle islam dünyasının ortaçağdaki düşünce özgürlüğünün düzeyini tespit edemeyiz. Aynı dönemin islam dünyasındaki mezhep ayrılıklarını, tekfir hareketlerini nereye koyacağız? Hallacı Mansur bu özgürlükten nasibini niye alamadı acaba? Diyelim ortaçağda fikir özgürlüğü sizin dediğiniz düzeyde. Peki bu bahsini ettiğiniz alemde, bu ortamdan icat, keşif adına ne çıktı? Aynı kitapları arapçadan çevirerek okuyan Avrupada yaşanan süreç malum. Artık bu türden avunmaları, temelsiz övünmeleri bırakalım. Sağ aydınların bu çarpıtılmış tarih anlayışından kurtulması elzem.

    • ne kadar kendinden emin bir hüküm ve aşağılama, buda yeni bir başka klişe, sadece İslam tarihinden habersiz bir cehalete işaret ediyor. yakından bakarsanız barış içersinde farklı fikirlere imkan veren bir sosyal doku inşa edildiğini, bu dokuda mezhep ayrılıkları dediğin aslında farklı fikri ekolleri ifade ediyor olduğunu göreceksiniz. istisnalar tabiki var, ancak dönemsel mukayeseler içersinde değerlendirme yapmak gerekir. cımbızla seçim yaparsanız her dönemden herşeyi çıkarabilirsiniz. ortaokulda okuduğum islamı çehresi diye tercüme edilen haydar bammat’ın bir eseri vardı bakılabilir.

    • Fuad sezgin islam bilginlerinin icatları hakkında ciltler yazdı. Kim okuyor? Frankfurt’da icadların modelleri hakkında sergi açtı. Türk medyasından dünyaya bakan siz tr vatandaslarindan hanginizin haberi oldu? Cahillik dizboyu diye hakikat da ma’dum olacak, göz kör diye gerçek kayb olacak değil.
      2017 yılında yaşıyoruz. 1800 yılına kadarki icadlardan hangisini görme bilme imkanına sahipsiniz? İki buçuk asır öncesini bırakın, iki gün önceki cinayetin faili konusunda ciddi bilgi yok. Sizin haberiniz yok diye icad mi yok?
      1100 yılında Saint Gallen civarındaki kiliselerde okuma yazma bilen papaz yok iken, İslam dünyasında okuma yazma oranı %90 civarındaydı.
      Tr halkının çocuklarına isim olarak verdiği cengiz torunu hulagu ve askerleri tarafından, bilimsel mirasın kayaları olan tüm kitaplar Dicle nehrinde kayb oldu.
      Artanlar ışığında osmanlı 4. Murad döneminde ilk denizaltı yı yaptı. Füze denemeleri yapılıyordu aynı dönemde.
      Cumhuriyet geldi cahillik bitti, reis geldi fakirlik bitti ezberlerinize sığmayan hakikatleri yok farz ederek, avrupanin ampirik bilgi kadar normal saydığı, ortaçağ islam medeniyeti hakikatini batıl itikad saymak, bayat bir 1940 yanılgısı

    • Erol Bey’in yaklaşımı halkının tarihine, değerlerine tepeden bakan tipik sol aydın yaklaşımı. Batı’dan gelen her parıltıya hayranlıkla bakarlar Doğu’dan bihaberler.

  4. Burhan Kuzunun iki partili sistem söylemini, aslında Türkiye gerçeğinin ifadesi diye görmek gerek, bunlar dışında onlarca parti ve siyasi düşünce var, hep olacak. Amerikadaki seçimlerde de seçilmesi beklenen, iki adaydan biriydi. Dünyadaki hiçkimse, “iki büyük parti var, diğer parti veya görüşlere de yazık oluyor” demedi. Türkiyede de hiçkimse “diğer görüşleri komple yok edelim” demedi.
    Akan suyun kendi yolunu eninde sonunda bulması gibi, özgürlüklerin de kendi çıkış noktasını bulma gibi bir huyu var. Türkiyedeki, normalde yanlış karşılanan kimi şeylerin, içinden geçilen tehlikeli zaman dilimi gözetilmeden, ideal bir dünyada yaşıyormuş gibi bir bakış açısıyla eleştirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Bununla birlikte neyin ifade özgürlüğü, neyin terör destekleyiciliği olduğu ile ilgili toplumsal mutabakata ihtiyacımız olduğu da gerçek.
    Her görüş sahibi, kendi düşüncesinin daha tutarlı olduğunu ve daha çok insanın düşüncesini desteklemesi gerektiğine inanır ve bunu ikna için faaliyet yürütür. Fehmi beyin “tektipçi” olmakla haksız bir şekilde eleştirdiği, iktidardaki partininde böyle bir görüş içinde olması anormal değil. Anormal olan elbetteki zorlama ile kendi görüşünü benimsetmeye çalışmaktır ki zaten gerçekleşmesi mümkün olmadığı geçmişten tecrübe edilmiştir. Canımızı yakan bu terörle ve şiddetle mücadele ederken, yapılan kimi yanlışların, bilerek, isteyerek, taammüden yapıldığını iddia eden, niyet okumalı çabaların yanlış olduğu ve çok özlenen toplumsal barış için uygun olmadığı açıktır. Bu yanlışları en saf haliyle müşahhas örneklerle söylenmemesi ve genelleme kolaycılığına kaçılması, yalan söylemenin bir başka çeşidi olsa gerek diye düşünüyorum.
    Kimi tv programlarında, aynı tip niyet okuma ile Fehmi Beyi kendince yargılayan siyasetçi ve gazetecileri, Fehmi Beyin sigaya çekilmesi beklentisi ve taleplerini de kınıyorum.
    Özetle; devlet yöneticileri, özgürlük ve güvenlik arasındaki dengeyi düzgün bir şekilde sağlamakla mükelleftir. Özgürlükler bağlamında, devlet atının dizginlerinin çekilip, çakıllı yollarda yavaşlamasının sağlanması, yönetme şekli ile ilgili bir tercihtir. Aslında şu anda zorunlu olan bu tercihi, ideal olandan uzak bulmakla birlikte, şartların zorluğu ele alındığında anlaşılabilir ve kabul edilebilir buluyorum. İdeal devlet hedefine bağlı kalmak gerekliliği düşüncesiyle, makul eleştirileri de gerekli görüyorum.

  5. Sayin Koru, Bugun canavar muhalefete biraz yumusaklik gostersen seni cig cig yerler. Bu canavar muhalefet narin, kibar , hosgorulu Adnan Menderesi bile yemedi mi? Basimizda sizin dediginiz gibi uysal bir koyun olsaydi simdiye kadar Turkiye diye bisey kalmazdi.

  6. muhalefet sıkıntısı var sanki. tüketemeyeceğiniz kadar malzeme var medya da. kanalları, gazeteleri, radyoları, sosyal medya örgütlenmeleri yurt içinde ve dışında hem çok hem etkin kıyasıya muhalefet yapıyorlar. bu site de bile yorumcuların kahir çoğunluğu muhalif yazıyorlar. kim susturuluyor, isteyen istediğini yazabiliyor. teröre destek çıkanların susturulması muhalefeti susturmak olarak lanse edilmeye çalışılıyor çoğu zaman bu doğru bir yaklaşım değil…

    parti sıkıntısı var sanki…oy alamıyorlar ki. oy alanlarda sizi temsil ediyorlar mı…işte hdp . silahlı örgütü temsil etmeyi tercih etti oy aldığı halka ne belediyelerde ne de mecliste en ufak fayda sunmadı. bir parti iki parti beş parti yirmi olsun kaliteli siyasetten, seçmeni için devleti için çalışacak siyasetçiden bahsedelim. yirmi partinin bağrışmadığı bir meclisi tartışalım. bir partide toplumun geniş kesiminin temsil edilmesine imkan verebilir çok parti de olabilir ama konuşamıyorlar ki…uzlaşma kültüründen bahsetmek lazım toplumun her kesiminde sıkıntılı bir konu çünkü. eleştiriye ayıracağımız sayfalardan feragat etmeye gerek yok bir kaç cümle fazladan diyaloğun önemine eklense genele seslense olur aslında…bizim meselemiz toplumdaki değerli kimselerin toplumun çeşitli kesimlerini temsil etmek üzere siyasete çekilmesi ve onlara olanak tanınması. bu sadece bizim değil diğer ülkelerin de ortak sorunu …
    amerikadan verdiğiniz örneğe bakalım.kendi partilerinden karşılarına çıkmış başka adayları eleme yarışına katıldılar, daha sonra da sayıları 10’larla ifade edilen 3. parti veya bağımsız adaylara karşı…diyorsunuz da onca elemelerden sonra ne çıkardılar Amerikan halkının karşısına Hillary Clinton… Donald trump…kırk katır mı kırk satır mı…

    • Didem Hanım merhaba,

      Yüzlerce yorum okurum, nadiren tartışmaya dahil olurum. Parti tartışmaları, ekonomik tartışmalar.. Çoğuna karışmam. Herkes kendince haklıdır ve haksızdır. Ama insanların özgürlüğü söz konusu olduğunda dayanamıyorum ve soru sormak ya da fikir beyan etmek istiyorum. Benim vicdanım sızlıyor, bir insanın özgürlüğünü elinden almak bu kadar kolay olmamalı. Tutuklu gazeteciler konusunda sorularım var.

      1) Hüsnü Mahalli neden tutuklu? Gazeteler “cumhurbaşkanına hakaretten” diyor. Lütfen bir gazeteden değil, bizzat hakaret ettiği ânı ya da yazıyı kaynak olarak gösterebilir misiniz? Ben aradım ve bulamadım.

      2) Tek tek isimleri ele almayalım, sizin bilmeniz de benim de bilmem mümkün değil. Matematiksel ele alalım.

      Dünya’da toplam tutuklu gazeteci sayısı 348.. Bunların 259’u Türkiye’den (Kaynak: Hürriyet). Türkiye gazeteci tutuklamakta açık ara Dünya birincisi.

      Türkiye “en çok terör olayları yaşanan ülkeler” listesinde 14. sırada (Kaynak: Global Terrorism Index). Gazeteci tutuklanma sebebi sadece terör bağlantısı olsa, terörde 14. isek gazeteci tutuklamada da 14. olmalıydık. Demek ki gazeteci tutuklarken başka faktörlere de bakılıyor. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

      3) Neden gazeteciler, gazetelerden kovdurtuluyor? Sayısız örneği var.

      Saygılarımla.

      • merhabalar Ahmet bey,
        genelde yorum yapmıyorsunuz ama benim en az 3-4 yorumuma yorum yazdınız. hemen hemen aynı soruları sordunuz. ben de cevaplamaya çalıştım. o nedenle önceki sorunuzu ve yorumumu eke aldım. tekrar etmek istemedim

        hüsnü mübarek sorunuzun cevapları basında yer aldı. diğer referansların bilgisine sahip değilim.
        türkiye en çok terör olayları yaşanan ülkeler” listesinde 14. sırada 15. sırada rusya var. kabul edersiniz ki karşı karşıya olduğumuz risklerin bu sıralamadan okunması mümkün değil. fetö deaş pkk ypg nin ve ağalarının aynı anda saldırdığı kaç ülke var. ve kaç ülkede bu kadar çok içeriden destek var. bu durumda içerideki asker sayısı bütün zamanların üstünde çıkar. oysa onlar asker oldukları için değil ülkelerine silah çevirdikleri için içerideler. bu insanların ÇOĞU gazeteci oldukları için değil gazeteci yazar siyasetçi asker kisvesi altında başka işler yaptıkları için yargılanıyorlar. global hainizm index olmalı ki ne demek istediğimizi tam anlatabilelim.
        hemen her gazeteden kovulan gazeteciler var. gazetelere sormak lazım. dün akşam cem küçük gazetesinden neden kovulduğunu anlatıyordu bir tartışma kanalında. mustafa Balbay da bazı açıklamalar yaptı mesela…
        daha açık yazışmıştık alıntılıyorum müsaadenizle…

        Didem Hanım merhabalar,
        Terörist tanımınızı yapabilir misiniz (sizin şahsi tanımınızı merak ettim)? Eline hiç silah almamış, ama fikirleri marjinal olan birisi terörist midir? Örneğin, bir böceği bile ezmemiş, ama “IŞİD eylemlerinde haklı” diyen, Kocaeli’de yaşayan bir birey (hayal ediyorum), terörist midir?
        Tanımınızı yaptıktan sonra, içeri alınan bütün Cumhuriyet yazarları terörist tanımınızın içine giriyor mu? Her isim için bunu söyleyebilecek misiniz?
        Fikrinizi açmanız ve bir fikir tartışma ortamı oluşturmak için soruyorum bunları.
        Saygılarımla.

        Ahmet bey merhabalar,
        terörist tanımı size veya bana göre olabilir mi. şahsi bir tanım getirilebilir mi… ortak payda da buluşulan bir tanım benimkisi…
        sizin böcek ezmemiş Kocaelili, birisinin eline böcek ilacını verip toplu böcek katliamı yaptırıyorsa ekolojik dengeyi bozacak faaliyetleri maddi manevi destekliyorsa kendisi gibi düşünmeyen böcek severleri de sevmeyenlere hedef gösteriyorsa kendisi bir böcek ezmemiş olduğu halde teröristtir…
        aynı kocaelili bir kenarda oturup şu böcekler olmasaydı ne de iyi olurdu diyorsa cahil olarak tanımlanabilirse de tabii ki terörist diyemeyiz…
        tanımımı yaptığıma göre cumhuriyet yazarları için ne düşündüğüm anlaşılmış oldu..bir iletişim fakültesi mezunu olarak düşünce ve basın hakkını elbette savunurum ama onlar bu çizgide kalmadılar . ülkenin birliğine aleni kastedenlerin safında durup düşünceleriyle değil eylemleriyle desteklediler. sözün ve yazının gücü ateşli silahın gücünden çok fazladır zararı çok daha yıkıcıdır ve onlar bu gücü kendi devletlerine karşı kullandılar. hükümeti devirmekle devleti devirmek ( destek vermek ) arasında hiç fark görmediler. örnek vermeye gerek var mı..hemen hemen bütün devletler açıktan ve gizliden diğer devletlere hatta terör örgütlerine silah gönderirken hangi ülkenin vatansever gazetesi gizli gideni bırakın açıktan verileni bir terör örgütünün ele geçirdiği belgeleri kullanarak haber yapıyor. hükümeti zora düşürmek eleştirmek anlaşılabilir ama devlete karşı yapılanlar kabul edilemez.
        bütün cumhuriyet yazarları mı diye soruyorsanız bu trenin lokomotifinin nereye gittiği belli. vagonların durumu raydan çıkıp çıkmayacaklarına bağlı.

        elbette herkesi ne şimdi ne önce kastetmedik. canı yanan masumların mağduriyeti asker olsun polis olsun gazeteci ya da siyasetçi olsun bir an önce giderilsin.. ama doğru ve yanlışı ayırmaya çalışmak hepimizin sorumluluğudur. hepimizin meselesidir.
        saygılarımla.

        • Didem Hanım,

          Yanıt yazdığım yorumlarımda benim ismimden bahsetmiştiniz. İki istisna ise “gazetecilerin hapiste olmaları boşuna değil” savını savunmuştunuz. Dediğim gibi bu duruma kayıtsız kalamıyorum.

          Verdiğiniz yanıt üstüne soracak başka bir sorum yok, bundan fazlası editörün görevini aşar. Teşekkür ederim, vakit ayırıp yanıt yazdınız. Ama yorumunuzla ilgili fikrimi söyleyeyim.

          Yanıtınız gazetelerdeki gibi, “terör yaptılar”… Bana bu çok muğlak geliyor.

          Mustafa Balbay’dan bahsettiniz. 2,5 sene benzer bir muğlaklıkta içeri alınmıştı, sonra dava düştü. İnsan ömründen 2,5 sene boşu boşuna… Yazık. Ne ömrümden böyle yıllar çalınsın isterim, ne de birilerinin ömründen çalmak isterim. Bu olay yaşanalı kaç sene geçti, benzer olayların yaşanma ihtimali bile benim vicdanımı yaralıyor.

          Saygılarımla.

          • sözümüz bu ülkeye içerden dışardan zarar vermek isteyenlere ve buna maddi manevi destek olanlaradır. masumların herhangi bir zarar görmesini özgürlüğünün kısıtlanmasını hiçbirimiz istemeyiz. burada bir muğlaklık yok.

          • insan ömründen 2.5 sene boşu boşuna çalanlarda bazılarımızın şunu yapmamıştır bunu yapmaz dedikleri değil mi… bugün savunduğumuzu yarın savunabilecek miyiz muğlak olan nokta burası…

  7. İslâm Düşünce Tarihini okusalardı gelişmeler böyle olmayacaktı zaten. Bütün sıkıntı “okumamakta..!” Durduk yere düşman yaratmakla bir yere varılmaz. Sadece fasit bir dairede dönülüp durulur… Burhan hocaya gelince, 20 yıl önce tanıyıp bildiğimiz “Kuzu…!” hiç bir şekilde farklı bir değişim yok. Sadece unvanda değişiklik var o kadar…

  8. Sınırı Ruslar ihlal etmedi. Uçağı Türkler düşürmedi. 15 Temmuzu ne CİA nede Gülenciler yaptı dediğimde en yakın arkadaşlarım karşı çıktılar. Şimdi de diyorum ki ne olağan üstü haline de başkanlık sistemini Ak Parti omuzluyor. Burhan Kuzu bile buna karşı. MHP’yi uyarıyor kuyunu kazıyorsunuz diyor. Bunun başka delili benim yazılarımı yalnız Ak Partinin gazetesi olan Akit yayınlıyor. Ak partiyi tuzağa düşürmek için basın öyle muhalefet yapıyor ki Ak partiyi intihara götürüyor.
    Sermaye halkın oylarını iki parti içinde analiz eder. İki partinin başlarını da kendisi atar. Hangisi kazansa o kazanır. İşte ABD’deki son seçim bunu çık açık gösteriyor. Türkiye’de de hep uğraştığı budur. CHP ve DP den sonra şimdi CHP ve Erdoğan ’sız AKP Ak parti değil AKP.
    Bugün Erdoğan’ın yanında görünenler yarın birden karşısında olacak ve Erdoğan sız AKP ile CHP’nin Türkiye’yi yönetmesini sağlayacaklardır. AKP’nin oylarını da Tasfiye edilen Akevlerin kadrosu ve saldırılan Gülen grubu oyları ile sağlayacaklardır. Şimdilik AK Parti bu tuzağa düşmüş görünmektedir.,
    Bunların hesap etmediği bir yer var. Türk Ordusu ve Türk halkının daima Trük ordusunun yanında olmasıdır. Türk ordusu cephe değiştirmedikçe Türk Halkı daima AK Partinin yanında olur ve AKP-CHP iktidarı söz konusu olmaz.
    Türk Ordusu 1908 ile 1918 arasında yanıldı. İmparatorluğu sona erdirdi. Ama ondan sonra hep isabetli kararlar aldı müdahaleler yaptı. Türkiye Cumhuriyeti yaşıyor ve yaşamaya da devam ediyor. Müdahalede hatalar yaptı. Meclisleri kapatmamalı, teslim olan sivillere dokunmalıydı. Akıllanan ordumuz, Halkla beraber hareket etmekte halk kime oy verse onun yanında olmakta, Halk da onun istediğine oy vermektedir. Benim görüşün Halk ve ordu dayanışması bu kötü oyunları sona erdirecektir.
    Benim endişem Ak Partinin ve Ordunun hala Kuran düzenine kulak vermemekteki ısrarıdır. Uyarılarımız bu yönde olmalıdır.

  9. Artık sıra bizde mantığıyla yürüyor galiba bu işler.Askerde de okadar sopa yedik şimdi sopa atma sırası bende mantığındaki gibi. Bu gibileri çoğaltabiliriz; güç bende, para bende, yani herşey bende vs. sistemsel olarak adaleti ve çoğulculuğu uygulamaya taşımadıkça sorunlarımızı çözemeyiz. Tek tip yada tek sesli yönetimler tarafından yapılan uygulamalar zamanla çok hızlı bir şekilde totaliterleşmeye kaymakta adalet terazisi şaşmaktadır. Bunun sayısız örnekleri vardır. Şahıslar üzerinden gidildiğinde sistem değil kişiler konuşuluyor. Oysa neyi konuştuğumuzu, konuşmamız gerektiğini bilerek konuşmalıyız. Yani bir toplumda yaşayan çocuklar da dahil olmak üzere her kesim konuşmalı konuşabilmeli. Temsil edilme ve etme olanağı olabilmeli… Birbirimizi anlamamız için birbirimizle konuşabilmeliyiz.

  10. 1 Kasım seçimlerine 30 civarında parti katıldı. Hepsi de halktan oy istedi. Halkın bunların kaçına iltifat ettiği ortada.

    Cumhurbaşkalığı sisteminde de kağıt üzerinde belki 30, belki 40 parti olacak. Ancak hepsinin aynı anda varlık göstermeleri mümkün olmadığından büyük kısmı yok hükmünde olacak. Parti olarak ortaya çıkmalarının önünde bir engel olmayacak. Halkın karşısına çıkacaklar, fakat halktan rağbet görmeyecekler, varlıkları ile yoklukları farksız olacak.

    Bence yeni sistemde iki parti kalacak diyenler bunu söylemek istiyorlar. Cumhurbaşkanı seçimi açısından bu yanlış da değil. Neticede ikinci turda işin tabiatı gereği zorunlu olarak böyle olacak. Ama milletvekilliği seçimi açısından bugünkü gibi, üçüncü, dördüncü partiler pekala olabilir.

    Burhan Kuzu iki parti kalacak derken bir tahminde bulunuyor. Diğer partilerin varlık gösteremeyeceğini söylüyor. O’nun böyle bir tahminde bulunma özgürlüğü yok mudur?

    • bekir abi el insaf diyorum insanlar % 10 barajından dolayı oyum boşa gider diye gönlünden geçen partiye oy vermiyor seçim sisteminde % 4 oy almış bir parti halkın %4 iradesini alıyor ama tek bir vekil çıkaramıyor bu adil bir sistemi tek vekil çıkarsa parti projesini tanıatacagı bir olanak bulur .yoksa türkiyede adam çok partide ama imkanlar eşit degil

  11. Mehaba sayın koru,
    sizin bahsettiğin tahammül islam dünyasında pek yaşanmadı,
    felsefe alanında gösterdiğin hoş görü orta çağda başka alanlarda görülmedi, tekfirler savaşlar tahcirler ve aforozlar vardı.
    Günümüzün dünyasın da TR yi baz alırsak hangi konuyu CHP ile masaya oturup konuşabilirisin?

    ibni sinadan örnek vermek güzeldir bir de muhaddislerin özellikler İmam ebu Hanife VB yönelttiği tenkitleri okumanızı tavsiye ederim….

  12. İki partili sistemin referandumdan geçeceğini sanmıyorum. Acaba Burhan Kuzu süreci sabote etmeye mi çalışıyor diye de düşünmeden edemiyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here