İntikam tatlı bir histir, ama zehirler de… Öyle bir yanlışa düşmeyelim…

70

Acaba her çatışmacı ortamdan sonra kavgada üste çıkanlar ‘intikamcı’ bir tavır takınsa ve karşılarında yer alanları yeryüzünden silme çabası içerisine girseydi dünya tarihi nasıl yazılırdı?

Kendi tarihimize de bizden uzaklara da bu gözle bakabiliriz…

Tarihte ne oldu?

Malazgirt Savaşı sonrasında… İstiklal Savaşı‘nın Türk-Yunan savaşı bölümünden sonra… Demokrat Parti-CHP arasındaki kavgalar ve 1950 seçimleri sonrası…

Daha çarpıcı örnekler ise dışarıdan: Birinci ve ikinci dünya savaşlarına sebep olmuş Almanya’yı bir daha benzer alt-üst oluşlara sebep olmaması için ikiye bölenler, yıllar sonra onunla Avrupa Birliği içerisinde birlikte yer aldıkları gibi, sonunda iki parçasının birleşmesine de izin vermediler mi?

Aralarında kimisi 30, kimisi 100 yıl sürmüş savaşlar yaşanmış Avrupalı ülkeler bugün aynı hedefe doğru birlikte yürüyorlar…

ABD kıtayı sömürge haline getirmek üzere Fransa ile savaşa tutuşmuş İngilizlerin elinden kurtarmak için onlarla çarpışarak bağımsızlığını kazandı; bugün ise iki ülkenin insanları birbirlerine ‘kuzen’ muamelesi yapıyorlar…

Ülkeler arasında yaşanan bu tür ilişkiler, etkisini, aynı ülkenin birbirinden farklı cephelerde yer almış insanları arasında da sürdürüyor. Nazi dönemini yaşamış Almanya, faşizm deneyiminden geçmiş İtalya, komünizm ile uzunca bir süre yönetilmiş Rusya ve pek çok Doğu Avrupa ülkesi o dönemlerini geride bırakmayı ‘intikamcı’ hislerinin baskın haline gelmesini önleyerek başardılar.

Komünizm döneminin yönetici kadrosuyla hesaplaşıldığını gördük mü Rusya’da?

Almanya doğusunu birliği içerisine katınca Almanlar cadı avına çıktı mı?

Bu soruların hepsinin cevapları aynıdır: Hayır…

Ayıplı basına rağmen şerefli kalemlerimiz hep oldu

Demokrat Parti 1950’de iktidara gelince, seçim öncesi verdiği “Devr-i sabık yaratmayacağız” sözünden şaşmadı; iktidarını dört yıl geciktirmiş 1946’daki hileli seçim skandalına rağmen hem de…

Sonraki 10 yıl boyunca kavga etti DP ve CHP kadroları, ancak bunlar siyasi çekişmeden öteye geçmedi.

Askeri darbede CHP’nin ve özellikle lideri İsmet İnönü‘nün parmağı olduğuna hep inandı Demokratlar, ancak 27 Mayıs (1960) sonrasında DP’nin devamı olması beklenerek kurulmuş partiler iktidara gelince, geçmişin hesabını sormaya kalkışmadılar.

Darbecilerle hesaplaşmak bile düşünülmedi.

Türkiye’deki bütün askeri müdahaleler basının desteğiyle gerçekleşmiş, basın darbeler sonrasında da iyi bir sınav vermemiştir. ‘Türk Basın Tarihi’ bir yönüyle de ‘darbeci zihniyet’ ile demokrasi yanlılarının mücadelesi tarihidir.

Ayıplı bir basınımız olduğu kadar, kişisel menfaatleri zedelendiği halde özgürlükler konusunda hassasiyet göstermiş kalem erbabına da sahip bir basınımız var.

Konuyu kişiselleştirmemi hoş görün: Gazeteci olarak benim hayatım da, ilk günden başlayarak, özellikle içeride -zaman zaman dışarıda da- özgürlükler ve demokrasi tehdit altına düştüğü her ortamda kalemimin ucunu sivriltmeme yol açmıştır.

Hiçbir zaman ‘intikam’ hislerine kapılmadım yine de…

İntikam hoş bir his değildir

Bu tespitleri neden yapıyorum?

Şundan: Uzun bir süredir ülkemizde bir ‘intikam’ havası estiriliyor. İnsanların hata da edebileceklerini, bu yüzden kendilerinden beklenenden farklı davranabileceklerini kabul etmeyen bir yaklaşım giderek yaygınlaşıyor. Herkesten belli bir çizgide durmak, o çizgiye muhalif tavır takınmamak bekleniyor.

Farklı davrananlara karşı en şedit uygulamalar isteniyor.

İstenmekle kalınsa yine iyi, bazen uygulamalar da yapılıyor.

Esas yanlış olan işte budur.

‘Müntakim’ veya ‘Zül-intikam’ (intikam alıcı) ismi Allah’a mahsustur, o sıfat insanlar için uygun görülmemiştir. Aksi olsaydı, kendisine ve kendisiyle birlikte olanlara en şiddetli muameleleri uygun görmüş, doğup büyüdükleri kentten göç etmek zorunda bırakmış, aralarına kan girmiş olan inkarcıları yendiğinde, İslam’ın Peygamberi, intikamcı davranırdı.

Oysa tam tersi davrandı.

İslam kısa sürede kıtalar aşarak her yerde kabul görür hale geldiyse, bunu, onun evrensel mesajlarında aramalıyız.

Mekke’nin fethi ile açılan hoşgörü ortamı da işte o mesajların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.

Gerilimi azaltıcı davranmanın ve toplumsal barış ortamını sağlamanın gerektiği günlerden geçiyoruz.

Tersini söyleyip yazanlara kuşkuyla bakmak şart.

Bunları yeniden hatırlatmak istedim.

ΩΩΩΩ

70 YORUMLAR

  1. Bir toplum bukadar hezeyanı taşıyamaz.
    İntikam duyguları ile dolu bir toplum olduk.
    Büyük milleti inşa etmek, gücü eline geçirdiğinde bile aleyhinde görünse dahı adetteten şaşmayanlar ancak ,büyük milletleri inşa edebilirler.
    Sizinde mekke fethi misalinde olduğu gibi.
    Peki öyle değil de intkikam alınsaydı ne olurdu.
    Duygular tatmin olur ama sonra birkaç çöl kasabasinda bir müddet daha hüküm sürülebilirdi.
    Tarih intikam duygusuyla hareket edip adaletten uzaklaşan milletleri ancak tarihin çöplüğünde bulabilir.
    Dünyada günümüzde veya tarihte uzun süre hükmetmiş büyük milletler adaleti zamanının en iyi uygulayıcıları oldukları için uzun süre yaşayabilmişlerdir.
    Zülüm üzerine kurulmuş bir devlet seksen yıl; adaletle hükmeden devletler sekizyüz yıl yaşarlar.
    Herşeyin başı da sonu da adalettir.
    Düşmanlarını yoketme firsatını yakalayabilirsin ama bu seni büyütmez.
    Düşmanlarının kalbini adaletli yönetiminle kazanırsan dostların artar ve zorluklarla daha kolay başedebilirsin.
    Bakiyoruz burada ekseriyeti tarihte yok olmuş milletlerin yok olmalarına sebep olan düşünceleri benimsiyorlar yazılarıyla.
    Bu son derece üzücü bir durum.
    Geleceğe dönük ümitlerimizi kırıyor.
    Oysa hüküm vermek için hiçbirimizin elinde ne bir bilgi nede belge var.
    Bilgi sahibi olabilecek konumda olanlar zaten gerçekleri söyleyemezler.söylemezler.
    Yada söylerlerse bu beyanlar devletin beyanları ile örtüşmüyorsa durum dahada vahim bir hal alır.
    Beşer adaleti kusursuz uygulayaçağim derse bile eldeki verilere göre karar vermek zorundadır.
    B ukadar hassas davranılsa bile adaletin tesisi ancak zahiren kısmen elde edilebilir.
    İnsanlar hiçbir zaman adaletten yüzde yüz tatmin olamazlar.
    Onun için herkes mahkemeyi kübra ya havale eder mağdüriyetlerini.
    Tam bilgi sahibi olamayacağımız işlerde hüküm verip kendimizi zora sokmamalıyız.
    İsabetli tahminlerde bulunsak dahi bunun bize bir faydası da yoktur.
    Şimdi size bir konuda bir ülkede suçlansaniz .
    Hangi ülkenin yargısı hakimleri sizi yargılasın dense.
    sizin seçeceğiniz ülkenin yargisi dünyanin en adaletlı yargısı dır sizin için.
    Mağdur saniz ve haksizlığa uğramiş insanların ekseriyeti seçme hakkı verilse seçeceği ülkenin yargısı hangi ülkenin yargisi ise o ülke dünyanin en mutlu ülkesidir.
    Gerisi boştur.
    Bizim ülkemizde dünyada mağdüriyete uğramişlarin sığınacağı adil bir adalet olduğunda.
    Başka milletlerin haksızlığa uğramiş insanları keşke bizi de TÜRK HAKİMLERİNE EMANET ETSELER.
    Denildiği zamanlar bizde dünyanin en mutlu insanları olacağiz.

    • Sadece;
      terör örgütleri ve batılı Türkiye düşmanları destekli maddi/manevi YIKIM EKİBİne;
      ülkesini tar-u mar edip yıkma izni vermedi diye;
      bu Müslüman toplum aleyhinde bunca yalan ve iftirayı üretebilecek kadar kindarlık
      sağlıklı zihinlerin işi değil.
      Rabbim tüm Müslümanları, iyileri ve mazlumları taşlanmış şeytanın şerrinden korusun.

    • Yunanistan mahkemelerine sığınmış 8 haşhaşi vardı sığınma hakkı verdiler! Keşke bizde de böyle adil mahkemeler oldaydı dii mi?

  2. Bu yazi nternetten kopilenmıştír.

    Etlikte Mezarını bile
    Hazılamışlardır senin!’

    ”Başgil, ‘Paşalar, siz hiç harp gördünüz mü? Harpte savaştınız mı?’ diye sordu. ‘Hayır’ cevabını alan Ali Fuat Başgil, ‘Paşalar! Ben Kafkas Cephesi’nde dört sene savaştım. Savaşın ne olduğunu bilirim. Harp sırasında ölüm akla gelmez. Ben şu anda canımı değil, milletimin geleceğini düşünüyorum.’ dedi.”

    Ali Emir Pakkan / samanyoluhaber.com

    27 Mayıs ile 15 Temmuz arasında çok benzerlikler var, demiştim. İşte size bir benzerlik daha. Cumhurbaşkanlığı seçimleri…

    24 Haziran gecesi Meral Akşener ve Muharrem İnce bir anda kayıplara karıştı. İki Cumhurbaşkanı adayı ilk sonuçlar AA’dan gelmeye başladığında ısrarla seçmenlerini sandıkları korumaya davet esiyorlardı. Akşener, “Beni YSK’ının duvarlarından kazıyarak çıkarırlar. “ diyordu. İnce ise, 50 bin avukatla sonuçlara itiraza hazırlanıyordu.

    Ancak ne oldu ise oldu? İki aday da bir anda buharlaştı. Ortaya çıktıklarında ise rakipleri zaferini çoktan ilan etmişti! Ama daha ilginci İnce ve Akşener’deki tavır değişikliğiydi! Seçimlere itiraz yerine sonuçları kabullenmeye bırakmıştı!

    Peki neden değiştiler? Yoklara karıştıkları o saatlerde tehdit mi edildiler?

    Yok artık demeden 1961’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesine götüreyim sizi…

    27 Mayısçılar’ın adayı Cemal Gürsel’di. Ancak Samsun senatörü Ali Fuat Başgil’in adaylığını koyması planları bozdu.

    Prof. Başgil, darbe karşıtı yazıları sebebi ile tutuklanmış bir süre Balmumcu cezaevinde kalmıştı. Halkın büyük teveccühü vardı.

    24 Ekim’de adaylığını açıklamak üzere Ankara’ya geldi. Kaldığı otel ziyaretçi akınına uğruyordu. Ancak darbe ile yönetime el koyanlar da boş durmuyordu.

    Saat 19 sularında otelde bir hareketlenme oldu. Başgil acilen Başbakanlığa çağrılıyordu. Bir saat sonra, Tahsin Demiray, Fethi Tevetoğlu, Ali Fuad Alişan, Şadi Pehlivanoğlu ile birlikte başbakanlıktaydı.

    Başgil, üst katta başbakan yardımcısı odasına alındı. Milli Birlik Komitesi üyeleri Sıtkı Ulay ve Fahri Özdilek karşısındaydı…

    Milli Birlikçiler, Başgil’i adaylıktan vazgeçmesi için önce Senato Başkanlığını teklif ettiler. Red cevabı alınca, ölümle tehdit ettiler.

    Başgil, yine geri adım atmadı.

    -Paşalar, siz hiç harp gördünüz mü? Harpte savaştınız mı?” diye sordu.

    “Hayır” cevabını alan Ali Fuat Başgil: “Paşalar! Ben Kafkas Cephesi’nde dört sene savaştım. Savaşın ne olduğunu bilirim. Harp sırasında ölüm akla gelmez. Ben şu anda canımı değil, milletimin geleceğini düşünüyorum.” dedi.

    Sıtkı Ulay, aralarında geçen konuşmayı şöyle anlatıyor:

    ‘‘Hoca reisicumhur olacağını zannediyordu. İstiklal Harbinde komutanlık yaptığından, hizmetlerinden bahsederken ben dedim ki ‘Hoca, şunu kes şimdi şurada, ben sana açıkça söyleyeyim: Sen cumhurbaşkanı olursan ne top atılır ne bir şey. Senin cibin hazır, koyacaklar seni bir cibe, yukarıda bir yere götürecekler, orada akıbetin meçhul. Belki Etlik’te mezarını bile hazırlamışlardır senin. 

    (…)

    Adaylığınızı geri almanız hususunda bize talimat veren cuntadır. Biz size cuntadan aldığımız talimatı tebliğ ediyoruz. Kabul edip etmemek size aittir. Kabul etmediğiniz takdirde, sizin hayatınızı garanti edemeyiz. Bunu açık söyleyelim. Netice yalnız bundan da ibaret kalmayacaktır. Meclis açılmadan dağılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak ve askeri idare devam ettirilecektir. Siz, bir hukuk profesörü olarak, memleketin böyle bir akıbete düşmesine elbette razı olamazsınız.” (General Sıtkı Ulay’ın Hatıraları, İstanbul, 1968)

    Paşa’nın sözlerini soğukkanlılıkla dinleyen Başgil, “Ben verdiği sözden dönen ve imzasını yalayan nâmertlerden değilim. Adaylığımı geri almama imkân yoktur. Fakat benim yüzümden memleketimin söylediğiniz akıbetlere sürüklenmesine de gönlüm razı olmaz. Bu vaziyet karşısında bana düşen bir iş kalmıştır; o da, yarın senatörlükten de istifa ederek evime dönmektir.” dedi.

    Soğuk rüzgarlar esti odada.

    Başgil, Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra parti liderleri ile görüştü. Destek aradı. AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala gelişmeler karşısında Başgil’in adaylığına sıcak bakmadı. Osman Bölükbaşı, Başgil’in senatörlükten de istifa etmemesini istedi.

    Prof. Başgil, demokratik rejime dönüşte büyük bir fırsatın kaçtığını görüyordu. Hayal kırıklığı yaşıyordu. Saat 11.30’da Yenişehir postahanesinden TBMM Başkanlığına çektiği yıldırım telgrafla senatörlükten istifa ettiğini bildirdi. Ankara’dan ayrıldı. 26 Ekim günü gazeteler onun istifa haberi ile doluydu.

    27 Mayıs’a devrim diyen bir zihniyet şu an ülkeyi yönetiyor!

    15 Temmuz’u tezgahladılar.

    24 Haziran gecesi engelleri, eski bildik yöntemler ile neden ortadan kaldırmasınlar?
    02 Temmuz 2018 10:57

  3. *******
    ….
    Her Adem evladına, bu DiN tevhid dinidir,
    Sonsuzluk alemine, akan hayat fanidir!

    Soluk al DİN’len kardeş! her gün akın var akın,
    Sonsuzluğa yolcuyuz, zamanın zaptı yakın!..

    Akındayız akında, kurtuluş var yakında,
    İnsanlık yarışının, melekler de farkında!

    …..

    Geçerken oyalanır, durup soluk alanlar,
    Dünya üçgünlük durak, ahirete akın var!…

    Düşünün bir dakika, durak deyip geçmeyin,
    Her nesil birer durak, dünyayı önemseyin!….

    Bu bir bayrak yarışı, nesiller arasında,
    Her nesil yarışmakta, dünya arenasında…

    Tertemiz nesillerle, bu yarışa varız biz,
    Ehl-i îmân aklımız, pırıl pırıl kalbimiz…..

    AKIL-IMAN SENTEZI, ilahi reçetemiz…
    Nihai analizde, biz her şeye yeteriz….

    …..

    Her şey DiN’le başladı, DiN ile bitecektir,
    Hazır mıyız ey millet, bir gün diriltecektir!
    …..
    *******

  4. Marifet, acıyı bal eylemekse, yaptık bil! Ama milli hafızamızda iz bırakmış kahpelikleri unutalım diyorsanız ben yokum. Merhamet dileyene merhamet etmek, cemiyete karşı merhametsizliktir!

  5. sayın koru çok şükür ki bizim toplumumuzun bütün renkleri demokratik olgunluğa erişmiş ve bunu da 15 Temmuz darbe girişimine karşı duruşu ile ispat etmiştir. sosyal medyada yazılan çizilenlere bakmayın tabi ki gönül sosyal medya da da olmasını istemiyor ama o sosyal medyanın sarhoşluğuna kapılıp bazen belki de ekseriyetle maksadını aşan ifadeler yazılıp çizilebiliyor ama ben şahsen bunların gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum zaten gerçek olsa şimdiye kadar vatan, millet düşmanlarını sevindiren şeyler olurdu. Çünkü 80 öncesi yaşananları bu toplum hiç unutmuyor unutmamalı da geriden gelen kuşaklarımıza anlatalım ki o hataya hiç düşmesinler

  6. Galiba önceki yorumumda Batílilarín “Irkçılığı” aştığını yazmayi unuttum.
    Bizdede de bilakis tersine döndü.
    Irkçılık başını almiş işık hizi ile devam ediyor “MENFAAT” gereğı çünkü şu an en iyi kazanç ırkçılık, tabii bu dünyada değil bizim gibi geriye giden ülkelerde, buna mafiya demokıraside diğebiliriz.

  7. “Adalet suçluyu aramak değil, sonuna kadar masumiyeti aramaktır.”
    “sevdiğinize aşırı sevmeyin,buğuz ettiğinizi de aşırı buğz etmeyin,(olaki aşırı sevdiğiniz hatalar işlerde aşırı sevginizden dolayı hatalarını söyleyemez engelleyemez ve günaha girersiniz, Aşırı buğuz ettiğinizde ki kişide olaki pişman olur tevbe eder ama aşırı buğunuzda onu sevmenizi onunla normal iletişime diyaloğa geçmenizi engeller gene günaha girersiniz)dengeli olun.”

    • Bi tane fetöcü cebinde bylock olduğu halde gözaltına alınana kadar gidip kendisi teslim olmadı, son anına kadar ihanetine sadık kaldığı gibi mapus damında da üç maymunu oynamaya devam ediyor! Bırakın tövbe etmeyi numaradan bile olsa suçunu itiraf edip kurtulmaya bile çalışmıyor. Tabi umut büyük, inanç demişsin o biçim! Şimdi bu haşhaşiye ne kadar buğzetsek caizdir hocam?

      • Öfke aklı baştan alır eli dili kılıç yapar ve yıkar da yıkar taki kendini de yıkıp yok edene kadar. Akıl başta durur ve kullanılırsa faydalı olur. Öfke ile kalkan zararla oturur.
        Söz anlayana söylenir, anlamayana “selam “der geçer gideriz dünya yolunda.

  8. “Devr-i sabık yaratmayacağız” demek, hödük ve kendisini de potansiyel suçlu gören yönetimlerin
    sergilediği tavırdır. Kaldı ki, Demokrat Parti’nin ne zor şartlarda hükumet kurduğu da, bilenlerce iyi bilinmektedir.
    ” Koru ihtilaller sonrası bile, ” geçmişin hesabını sormıya kalkmadılar” diyor. Yani, ” yapanın kesesine kar kalacak”, hep böyle. Peki sormadılar, soramadılar : sonu ne oldu ? İhtilaller peş peşe sürüp gitti. Memleket her gün kaybetti.
    Basın ise AJANların ve ” satılık kalemlerin bol olduğu bir meslektir. Bu işin en ucuz tabanı, iktidar nimetlerinden yararlanmaktır. Basın mensublarının kendi ifadeleriyle, saymıya başlıyabiliriz . yeni asır ve sabah Gazetelerinin kendi ifşaatları, ihtilal teftiş birimlerinin tesbitleri …. daha niceleri.
    Hakkın korunması, masumun himaye edilmesi ve cemiyetin fesada uğramaması (bozulmaması)
    için suç İşliyenin KARŞILIĞINI görmesi bir zarurettir ; intikam ile ifade edilemez. (Meşru Siyasi polemikler, rekabet bunlar olağan şeyler). Aksi, yorumlamalar hem suçlu, hem güçlü, hem de şarlatan olanlara mahsustur.
    ZALİME MERHAMET MALUMA ZULÜMDÜR.
    İnsan samimiyetle ,fikir ve görüş değiştirebilir. Yüksek Mahkemelerin bile, İÇTİHAT (görüş) değiştirdikleri olabilir. Fakat, habire, zikzak çizmemeli (hele, menfaati gereği). Bu devir Müslümanlarına bakılırsa, intikam almayı ALLAH’a bile bırakmıyorlar. AFF AFF diyerek.
    Bu yüzden kan davaları sürüp, gidiyor, cemiyetler ihtilallere gebe oluyor. Bu suretle, masum ve dürüst insanlar her dönemde madur ediliyor, kaybeden oluyor.
    İtin biri onlar veya yüzlerce kişiyi katledecek veya Hazineyi soyup, sarmalıyacak, masumların, güçsüzlerin kanını emecek ; bu alçakların cezalandırılmasına gelince – yanlış anlamadımsa – sen buna intikam diyeceksin. Böyle böyle, toplumu ifsat ve bir gün infilak ettireceksin.
    Züntikam, sadece Allah değildir, yeryüzündeki halifesi (Yönetici) de müntakimdir. Tabii ki, adil olmak kaydıyla, Allahın çizdiği hududlar dairesinde, hak için, adalet için, vicdanları rahatlatmak iin.. Zira, ALLAH buyuruyor : ” insan yer yüzünde müntakim olan Allah’ın HALİFESİdir. (Halife, Allah adına hükmeden, yetki kullanan temsilci). (Bakara suresi)

    Bu itibarla, olaylar arasındaki mantığı, benzetmeği iyi kurmalı, değerlemeği bireyi değil, toplumu koruyacak şekilde yapmalıyız. Olaylara tek taraflı, peşin hükümlü yanlış bakış ; kadına şiddeti ve cinsel istismarı artırdığı gibi, pek çok yuvanın yıkılmasına da sebeb oluyor. Görülecek ki, hadım etmek de para etmiyecektir.

    • Son iki paragrafa kadar sizinle aynı düşünceleri paylaşıyorum.

      Sondan ikinci paragrafı ise maalesef;
      ALLAH’a SÖYLEMEDİĞİ ŞEYLERİ İSNAD ETMİŞ olmanız açısından
      son derece sorunlu bulurum.
      ” insan yer yüzünde müntakim olan Allah’ın HALİFESİdir. (Halife, Allah adına hükmeden, yetki kullanan temsilci). (Bakara suresi)
      şeklinde ayet meali imiş gibi yazdığınız ibare; sadece size ait ve KUR’AN’da olmayan bir ifadedir. Zaten siz de bunu doğrulayamadığınız için ayet numarası belirtememişsiniz.

      O sözü sadece fikrinizi desteklemek için yazmış olduğunuzu farzediyorum.
      Aksi halde bilerek ayet uydurmuş olduğunuzu düşünmemiz gerekir ki;
      şahsen ben bu fikirde -en azından şu anda – değilim.

      İnsan’ın yeryüzündeki halifeliğinin kime nisbetle olduğu tartışmalı olmakla birlikte;

      KUR’AN’da hiç bir yerde “ALLAH’ın HALİFESİ” ibaresinin geçmediği herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçektir.
      Ayrıca Bakara Suresi’nin 30. ayeti ” Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti; melekler, ‘Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz’ dediler; Allah ‘Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi.)” şeklindedir ve orada
      “ALLAH’ın HALİFESİ” ibaresi bulunmadığı gibi;
      “MUNTAKİM olan ALLAH’ın HALİFESİ” sözü de yok.

      Sadece o ayette değil KUR’AN-ı KERİM’in hiçbir ayettinde sizin eklediğiniz ifadeler yok.

      Demem o ki haklı olsak bile-düşüncelerimize inanılmasını sağlamak için- ayet/hadis uydurma gibi bir hakkımız olmadığı gibi;
      bu tür yanlış delillendirmeler savunduğumuz iddiayı da;
      desteklemek yerine çürütür.

      Boşuna mı “Kem âlâtla kemâlât olmaz” demiş büyükler.

  9. İnsanoğlu için öldürmek yaşatmaktan daha kolay ve kanla beslenmeyide çok seviyor.
    Bir aslani birde kurdu düşünelim.
    Aslan vahşi hayatın kiralı (en vgüçlüsü) buna rağme sadace karní acíkınca karnını doyuracak kadar avlar on aslan on geyikle karşílaşsa aslanların hepsi o geyiklerden bir tane ile doyacaklarını bildikleri için sadece birtane avlarlar ve diğerlerine dokunmazlar.
    Kurtlar onlar gibi değiller, kendinden olmayan bütün canlılara karşı tokda olsalar açda olsalar gúçleri yettiği mudetçe hepsini bir bir boğarak öldürurler çünkü onlar kani severler, ve aslanlar gibide merhametlide değiller. Aslanlar tok olduklari zaman avlarıni başka tehlikelere karşıda korurlar.kurtlar ise sadece öldürmek için yaşarlar.
    Barış önce aileden başlar.
    Peki insan oğlunda bu mevcutmü?
    Anne babalar dahi kendi evletları arasında ayrim yapabiliyorlarsa ve gelin kaynanayi kaynana gelini istemiyor bu gibi örnekler çoğaltılabilinir çünkü onlar birbirine ötekiler.
    Dünyadada bizim Türk milleti kadar kavgacı ve ötekileştirici bir millet yok.
    Fakir, zengin, Alevi Sünni,Ermeni Yahudi,a cemaati, b cemaati, senin tarikatin benim tarikatim,vb, vb, vb.
    Herkes kendini üstün görerek azınlikta olanlara karşı merhametsiz ve gaddarca davranip yok etmek için linç ediyorlar.
    İşte Batılílar bu sorunları büyük ölçude aşdiklari için insanlar oralara göç ediyor.
    Çünkü onlar bizlerden daha merhametliler.
    Bizlerin anlami biz Müslümanlar.
    Ah bir dinimizi öğrenebilsek.

    • Batıya göçen mültecileri macaristan sınırında kovalayan polisten kaçan suriyeli kadına -kucağında bebeğiyle- macar kadın gazetecinin nasıl çelme takıp onu yere düşürttüğünü hatırlattın bana:( merhameti yolda görsen tanır mısın nurdan?

      • Ha Gayret hatırladığın olay doğru ama yanlış hatırldın. Macar gazeteci kadın Suriyeli bir adama kucağında çocuğu olduğu halde çelme takmıştı. Hatta çocuk babasıyla İspanyaya ulaştı , ünlü bir klüple top falan oynadı . Eğer anlattığınız aynı hadiseyse böyle olmuştu.

      • H.Gayret batılı ve abd lilerin Ortadoğu ve Afrikada döktüğü kanları hatirlatmayi unuttun Nurdan hanıma. Bu kez bayağı salladı. Elbette merhametli olanları var. Allah razı olsun. İsrail tanklarinin ezdigi Rachel ı asla unutmayacağız.

  10. Hayırdır inşallah, kim kimden neyin intikamını alıyor? 1nisan da geldi geçti, yoksa gene ülker videosu mu düşmüş piyasaya? Epeylerden “geleneksel intikam zamaaanııı!!!” diye bi şaka yapmışlardı, ama ne korkmuştuk:) sonradan videosunu alıp gittiydi biyerlere…

    • H.Gayret , toplumda çok önemli hadiselere sebep olan darbeler sizin için nasıl böyle hafife alınabiliyor ?gırgır şamata kaynağı olabiliyor ? Yaşanan dramlar , yaşanan büyük ihanet , darbeyle ilgisiz insanların yaşadığı dramlar , 14 Temmuzda aramızda olup ertesi gün toprağın altına girenler. Toplumsal bir kargaşa , ölümler , bütün bunlar çok hafife alınacak şeyler olmasa gerek. Gerçekten ben sizi anlayamıyorum. Büyük faturalar ödenen bu dönemlerde , insanların acılarının olduğu bu dönemlerde , bu pervasızlıkta bir yaklaşım nasıl gösterebiliyorsunuz ? Bu nasıl bir psikoloji ? Gerçekten anlamlandıramıyorum. Kusura bakmayın. Sizin mahallede darbe olmadı mı ? Bizim mahallede , Çengelköy’de , o gece 23 kişi darbecilerin açtığı ateş yüzünden aramızdan ayrıldı. Toprağın altındalar şimdi. O karanlık gecede 250 şehit verdik.Hiç bir şeyden habersiz,tatbikata gidiyoruz yalanıyla sahaya sürülen askeri öğrencilerden öldürülenler oldu. Askere davul zurnayla yollanan ana kuzuları erler hiç ummadıkları bir tezgahın içine 15 Temmuz’un karanlık gecesinde düştüler.Olan biteni anlamaya çalıştılar ama anlamaya kalmadan ya öldüler , ya dayak yediler.Hatta öldürülmüş bir er rütbesindeki mehmetçiğin başında genelde ülkücülerin yaptığı bir hareketi yapan şerefsize de rastladık. Bir milletin evlatlarının birbirini boğazladığı geceydi 15 Temmuz. Bir ihanet şebekesi yüzünden vatanımız elimizden kaymak üzereydi. Belki başarsalardı işgal edilecekti vatanımız. Yani bu kadar olan biten hadiselere karşı yaklaşım buysa ben başka birşey demiyorum.

      • İtin sahibi varsa kurtun da allahı var! Biz de askerlik yaptık, hiçbişeyden anlamayan adi ere bırak darbe yaptırmayı yerdeki izmariti bile toplatamazsın:) darbeden haberi yok, elin silah türk avina çıkmış haşhaşi! Kendi vatanına ihanetten büyük acı mı var, keşke hepsini itlaf edebilseydik…

        • Hocam bedeli askerlik mi yaptın ? bilmiyorum ama , Biz de askerlik yaptık,1995 yılında . Bizde askere izmarit toplanacak! topla! dedin mi , sıkıysa toplama modu vardı . Emre itaat had safhadaydı yani. Ayrıca ” Adi Er ” ne demek ? Bu ne garip bir bakış açısı ? Ordumuzda o adi ! erlerden çok var , her gün de şehid oluyorlar gözlerini kırpmadan. Hocam gerçekten kendinizi çek etmenizi tavsiye ederim.Söylediğiniz laflar maksadını aşıyor , vatan evlatlarını ” Adi ER ” diye kategorize etmek nasıl bir hezeyan hali onu bilemedim.

          • Musa bey, adi er bir terimdir, tek er diye de geçer, yani adi mektup gibi, düz asker anlamındadır:) askerlikte herkes neyi niye yaptığını çok iyi bilir, çünkü emirsiz iş yapılmaz! Asker sadece kendi komutanından emir alır, kimse kimseye özel emir veremez. Suç olan bir işi, hele darbe yapmayı asla emredemezsiniz! Ve bunları en iyi o harp okulu öğrencileriyle “adi erler” bilir. Üstlerin emrine sorgusuz itaat edilir, astların hukukuna riayet edilir. Gündelik faaliyetler kapsamında eğitim, temizlik emirle yapılır. Asker fazladan bir adım atmaz. Hele akşama kadar eğitimde canı çıkmış bir askeri/öğrenciyi/ personeli silahlandırıp tanklarla darbe yapmaya götüremezsiniz, gelmez adam. Kimler milleti kurşunladıysa onlar gönüllüydü!

  11. DARBELER VE TOPLUMSAL YIKIM
    Her darbe dönemi dramları beraberinde getirir. İlkokul 1.Sınıfı 1979-1980 eğitim öğretim yılında İstanbul’da okumuştum. Doğal olarak devlet okulunda. Dünya tatlısı, eli öpülesi bir öğretmenim vardı. Adı Mahmut. İlk sene bize anneminizin kucağından ayrılıp okula gelmenin yarattığı ürkekliği hiç hissttirmedi. Her gün 5 ders yapardık. Son ders mandoliniyle bize çeşitli şarkılar çalar ve bizleri son ders ziliyle neşe içinde evimize gönderir, ‘’ Yarın buluşmak üzere çocuklar ’’ derdi Mahmut öğretmenim. Okula başlamamla birlikte ailem gibi sevdiğim 2. Bir ailem olmuştu. Öğretmenim, sınıfım ve sınıfımdaki kardeşlerim. 2.sınıfa geçtiğimizde ise Eylül’ün 12 sinde daha okullar yeni başladı başlayacaktı ki o darbe geldi. Hani o,denge için hem sağdan, hem soldan fidanların darağaçlarına gönderildiği, terörle tüm toplumun darbeye razı edildiği, başımızın belası 12 Eylül anayasasına terörden bıkan halkımızın %92 gibi bir oyla EVET dediği günlerdi. Bir çocuk kalbi tabi bunları o zamanlarda anlamlandıramaz, ne olduğunun farkına varamazdı. Ama farkına vardığı bir gelişme oldu. Okulun ilk günü 2.sınıfa başlarken sıralarımıza neşe içinde oturup Mahmut öğetmenimi bekledik ama nafile. Gelmedi. Çünkü 12 Eylül onu da aramızdan alıp bizden ayırmıştı. Meğer ki Mahmut öğretmenim solcuymuş. Tek suçu buymuş. Fişlenmiş birileri tarafından o koca yürekli adam. Hatta belki de şikayet edilmiş daha yüksek mevki hayalindeki sahte kahramanlar tarafından. Mahmut öğretmen yoktu artık . 15 gün ağladım , okula gitmem dedim , onu bekledim ama onun yerine başka bir öğretmen gelmişti artık. Bir türlü bu durumu kabullenemedim. Bir çocuk kalbi 12 eylülde böyle kırılmıştı. Herşeyi çok iyi bilenler, halk için her şeyin en iyisini düşünürdü ona sormadan. Ha zaten meşhur politikamız ‘’ Halk için halka rağmen ‘’ değil miydi?

  12. İntikam
    Savaşlar, çatışmalar sosyaldir. Cepheler arası olur. Kişilerin şahsi kararları değildir. Dolaysıyla savaşlarda kişilerin sorumlulukları yoktur. 15 Temmuz’u yapan kadro mağlup oluştur. Çatışma esnasında iki cephede ölenler olmuştur. Sonunda devlet galip gelmiştir. Onlara yapacağı muamele kazanıldığı gün kazanan komutanların alacağı kararlarla sona erer. Ceza alan cezalandırılır, mallarına el konur. Öldürülecekler öldürülür, sürülecekler sürülür. Orada savaş biter. Bu iş merkez sıkı yönetimi içinde yapılır.
    OHAL gibi izbe, ne olduğu bilinmeyen askeri kuvvetlerin mi yoksa hukuk kurallarının mı yönettiği anlaşılmayan işkence dönemi sona erer. Savaşlarda kişisel sorumluluk yoktur. Dolaysıyla kişilere ayrı ayrı ceza verilmez.

  13. Bendeniz sayın Koru’ nun dünkü yazısı ile ilgili bir yorumda bulunmak istiyorum sayın Koru yazısının bir yerinde CHP li yöneticilerde seçimin ikinci tura kalacağına inandıkları için ikinci tura kaldığı yönünde açıklama yaptıklarını söylüyor bendeniz buna asla katılmıyorum çünkü CHP bütün seçim sonuçlarında bilerek aynısını yapıyor kazanmadıkları halde kazandık deyip işi seçimde şaibe var, hile var a getiriyorlar ve de şaibe algısını oluşturuyorlar ama bu sefer planlarını sayın Muharrem İNCE nin ”Adam Kazandı” sözü bozdu. bu da Allah tan işte bakın hiç şaibe tartışması var mı gündem de

  14. toplumsal barıştan yana umutsuz olmamak gerekir, siyasiler ise bugün kavga eder, birbirlerine en ağır hakaretleri yapar, yarın el sıkışırlar hatta ittifak kurar müttefik olurlar. yanlış mı bu? bence değil.
    mesela akp ve mhp
    dün birbirlerine sitede de sürekli yazılıp çizildiği üzere hayli ağır hakaretler eden, suçlamalarda bulunan iki parti bugün son derece yakın ilişki içinde hepimizi ilgilendiren kararları birlikte alıyorlar. ortak noktaları esas almak ve farklılıkları tartışmak üzerinde anlaşmış görünüyorlar. bunun bir oy karşılığı da var üstelik.
    mesela sp ve chp
    geçmişte ideoloji üzerinden çok ağır toplumsal travmalar yaşanmasına neden olan bu iki partide bugün bu sorunları aşmış gibiler. ortak hedefi esas almak ve farklıları sonra tartışmak üzerinde anlaşmış gibiler. oy karşılığı hesaplarını kendi içlerinde yapıyorlardır sanırım.
    sonuçta toplumsal barıştan uzlaşıdan ümitli olmak için nedenlerimiz var. burada önemli bir noktanın altını çizmek isterim. şekil 1A da görüleceği üzere anlaşmak için iki tarafın bu yönde istekli yetmez kararlı olması gerekir. bir tarafın istemesiyle bu iş olmaz.
    insanlar anlaşır, halklar anlaşır, siyasiler anlaşır ama su uyur düşman uyumaz. bu devlete bu millete düşmanlığın tanımı muğlak değil. devletimize, milletimize yapılan düşmanlığa karşı mücadele intikam almak adı altında tanımlanamaz. ortak hedeflerde anlaştığımız gibi ortak düşmanlara karşı da ortak mücadele edilmesi gerekir. devri-sabık yaratmayalım elbette keşke düşmanların hepsi de sabık düşman, ex düşman olsa. nerdeee….

    son peygamberin gelmesinden yüzyıllar önce kılınçla geleceği biliniyordu, nitekim savaş emri ilahi bir emirdir. zaferden sonra eman diyenlere hoşgörü gösterilmiş ancak mücadele devam etmiştir. intikam almak elbette Allaha mahsustur ama sonuçta O Allah ismiyle müşahhas olmayacağına göre birilerinin üzerinden bu isimler faaliyet gösteriyorlar değil mi??? bugün terörle mücadele eden askerimiz polisimiz yüce Allahın el-müntakim, zül-intikam gibi bu güzide isimlerinin mazharıdırlar.

    • Geçmişte birbirlerine demediğini koymayan nice siyasetçi ve partinin menfaatleri ortak olunca nasıl da can ciğer kuzusarması olduğuna defalarca şahit olmuşuzdur. Misal, istikşafi görüşmeleri daha unutmadık:) siyasetin doğasına evet, ama gayesi millete hizmetse! O yüzden siyasetçi takımı her daim millete muhtaç olunacak bir pozisyonda tutulmalı ki makam arabalarını bırakıp halkın sırtına binmeye yeltenemesinler:)

  15. KARDEŞLERİNİ DEVAMLI TAŞLAYANLAR; MİNADA BİLE ŞEYTANA ATILAN TAŞ SINIRLI
    Müminler olarak birbirimizle konuşamayacak mıyız. ?
    Rabbim Hacda bile şeytan taşlamayı sınırlı tutuyor… Her gün üçer tane, toplam 70 taş. Bunlar Allah’ın huzurundan kovduğu ve Müminleri yoldan saptırmaya çalışan Şeytana atılan taşlar.
    Müminler ise seçimde döneminde, siyaseten muhalif kardeşlerini şeytan taşlar gibi taşladılar…Hala hızını alamayanlar, tarafgirlikten kurtulamayanlalar taşlamaya devam ediyorlar. Atıyorlar da atıyorlar… Şeytana bile bu kadar düşmanlar mı, euzü çekerken ta gönülden çekiyorlar mı yoksa sadece dille mi ?
    Gönülden olsa, şuurlu ve ihlaslı olsa Mümine kardeşine karşı düşmanlık yapmazlar. Haset gütmezler, kin beslemezler. Şeytanın tuzağına düşmezler..
    Hacda şeytan taşlamanın sevabı var…Kardeşlere, “suizan” “hain” taşlarıyla taşlamanın hiç sevabı yok. Ama taşlamanın ahrette hesabı olacak…Çünkü Allah ve Rasülü kardeşleri taşlamayı değil, kardeş olmayı emrediyor…Kardeşliği, ümmet ruhunu bozacak davranış ve sözleri de yasaklıyor…Burada kul hakkı devreye giriyor…Halbuki herkes kendi siyasi düşüncesinin muhabbetiyle hareket etse bu tehlikeden uzak kalır…
    Y. Asya duruşu belli, siyasi tercihi belli. Diğer gazetelerde olduğu gibi..
    Y.Asya’dan bir alıntı paylaşmıştım. Bence güzel bir yazıydı. Fecde, sayfama da koydum beğendiğimi için …İstedim ki ilgi duyan olursa, yazı üzerinden sohbet vesilesi olsun.
    Dostlara Y. Asya isminin görünmesi yetti. Ağır eleştiriler yazdılar…Haliyle aynıyla mukabeleyle de karşılaştılar. Ağır bir hava oluştu…
    Birbirlerinin varlığına tahammül edemeyen Müminler…
    Farklı görüşte kardeşini gördüğünde rahatsız olan Müminler..
    Halbuki öyle bir din mensubuyuz ki itikada, inançta bile farklı düşünceye , yoruma, fikre açık…
    Selefilik, Maturidilik ve Eş’arilik….İnanç noktalarında farklı mezhepler yani farklı görüşler, farklı yorumlar…
    Kimsede: “niye öyle düşünüyorsun “ demiyor…Kardeşliği bozmuyor…
    Amelde de, uygulamada, yaşamada da aynı..Dinimiz yine yoruma, değişik değerlendirmeye açık.. onun için mezhepler var..İbadetlerin yapılışı, farzı, vacibi, sünneti, haram ve helaller….Bir mezhebe göre helal, diğerine göre mekruh, bir diğerine göre haram,,,bir mezhebe göre abdest bozan şey diğerine göre bozmaz…Yani kıldığın namaz diğer mezhebe göre olmuyor. Bunlara yanlış denilebilir mi ? Hayır….Fetvalar böyle…Ve diyoruz ki hepsi hak…
    İnançta farklılığı kabul eden, amelde farklılığı kabul eden Müslüman; siyasette, güncel olaylarda, farklı gruplaşmalarda tahammülsüz…Sanki dinden çıkmış, sanki vatan haini olmuş gibi ağır ifadelerle saldırıyorlar…
    Aynı inançta, aynı mezhepte ve hatta aynı cemaatte olmasına rağmen siyasette ayrı oldu diye, biraz cemaati farklılık oldu diye kardeşinin fikrine, zikrine tahammül edemiyor…Varlığından rahatsız oluyor…
    Yıllarca aynı siyasi partide olmalarına ve savunmalarına rağmen istediği ittifakta yer almadı diye, her şeyiyle aynı olmasına rağmen düşmanca davranıyor
    Sıkıntılı bir durum…
    Kardeşine böyle davranan diğerlerine çok daha ağır ifadelerle saldırıyor. En kötüsü de, o insanların “bizim dinle bağımız yok galiba” düşüncesine götürüyor ve hatta dine saygısız davranmaya başlıyor. Veya “bende dindarım “ diye söyleyenle dalga geçiliyor…Halbuki o kişinin arkasında 15 milyon insan…Dinsiz göstermeye, dine muhalif yaptığın zaman, 15 milyon insan etkileniyor…
    Bunun vebali kime ?
    https://taharriihakikat.blogspot.com

    • Siyeset sofrasına bir de getirip şu cübbeyi sarığı yuvarlamasanız olmuyor değil mi? Önceden yıkandığınız sularda yüzmeyi seviyorsunuz anladığım kadarıyla:) kim kimin mezhebini itikadını dışlıyormuş, düşman görüyormuş? Ne devletimiz, ne ordumuz, ne vatandaşlarımız; bugüne kadar kimse bana mezhebin ne diye sormadı! Biz fitneye fitne deriz, gördüğümüz yerde de başını ezeriz:) evet müminler kardeştir; bunun siyasetle ilgisi nedir?

  16. İntikam tatlı bir his değil, ilkel bir histir. Geçmişte yapılan yanlış hareketlerden hesap sorulabilir, ancak bu hatalardan ibret alınarak yola devam ederken yeni hatalar yapmamak, hata-payını en-az seviyede tutabilme becerisini de gösterebilmeli insan. İntikam gibi kontrolsüz hisler kışkırtılmaz/tahrik edilmez, bastırılır.

    Ülkenin hızla kalkınmaya ihtiyacı vardır. Vatan hizmeti deninde klasik olarak askerlik anlıyoruz. Dünden kalan bu önemli konumda düşüncelerimde biraz ayrıntıya girmek istiyorum. Dün VATAN HİZMETLERİ şemsiyesi altında iki ana birim olmalı… demiştim ( http://fehmikoru.com/medya-ettigi-mi-dediniz-muharrem-ince-ortaliktan-neden-kayboldu-teorilerim-var/ 1 Temmuz 2018 at 23:18)

    1) “ASKERLIK/SAVUNMA” hizmetleri
    1a) Profesyonel ordu bu birimin atom-çekirdeğini teşkil etmeli-bu tartışılmaz bir şey.
    1b) Profesyonel birim dışndaki bildiğimiz “klasik askerlik”

    Bu iki birim kadar önemli ikinci ana hizmet birimi

    2) KALKINMA Hizmetleri ki bu grubun altında üretici nitelikte çeşitli hizmet birimleri….
    2a) inşaat
    2b) makina
    2c) su temini/sulama
    2d) ziraat-hayvancılık
    2e) ağaçlandırma
    2f) din-felsefe-lisan-bilgisayar, siyaset, folklor/müzik…..

    “Bunlar daha farklı şekillerde zaten mevcut. Bütün bunların, askerlik organizasyonu ile ilişkilendirilip bu önemli kurumun sulandırılmasının ne luzumu var” denebilir… Ancak mevcut halde, hizmet birimleri şeklinde sıralanan ihtiyaçlar askerlik disiplini ile verimli şekilde yapılmıyor. Bu model halk katmanları arasında işlerliği hedefleyen ve bunu yaparken Askeriye Ciddiyet ve Disiplininden/Mehmetçik Saygınlığından faydalanmayı öngören sağlam bir sistem oluşturması için araç teşkil eder. Bunun dinamosunda askerlik ruhu olması başarı şansını arttırır. Bu revizyonist yapılanmada askerliğin disiplininden faydalanma var. Vatan hizmeti adına gelinen kurumlarda vatan evlatları zamanını beden eğitim/KARAVANA-MINTIKA (izmarit) TEMiZLiGi ile geçireceğine yeni şeyler öğrenecek, üretecek ve bu süreç askerlik sonrası hayatta gençlere disiplinle iş yapma alışkanlıgı/kültürü ve motivasyonu kazandıracaktır. Bu birimlerin üretici niteliği dolayısıyla Vatan Hizmetlerine gelen gençlerin devlet bütçesine yükü ortadan kalkacak veya çok azalmış olacaktır. Tasarruf edilen paralar başka önemli işlere sağlanmış olacaktır.

    Vatan Hizmeti olarak akla gelen 16-18 aylık süreç milletvekili-bürokrat-zengin tabakanın bir yolunu bulup kolaylıkla kaçabildiği, diğer büyük çoğunluğun kaçınmadan göğüslediği pasif-zaman kaybı bir süreç değil, tam tersine aktif ve yararlı bir süreç olarak işlev görmelidir.

    Anadolu’dan Vatan Hizmetine gelen gençler için 4 aylık ilk süreç 1b olacak. Sonra rotasyon ile yeteneğine göre 2a, 2b, 2c, 2d, 2e birimlerinden geçecek-misal, her biri 3er aylık süreç (veya daha az sayıdaki kombinasyonları içeren daha uzun süreçler). 2f konusu mesai saati dışında “karavana”dan sonra 2-3 saatlik eğitim faaliyeti (namaz-kaza namazı süresi dahil). Din derken mukayeseli dinler tarihi ve şüphesiz ayetlerin ışığında İslam. Felsefe-lisan ve bilgisayar; pratik/kritik özet bilgiler aktarımı. İslam derken AKIL-İMAN SENTEZİ! Kuran ve çelişmeyen hadislerle dünyaya DiN’i gözlüklerle bakış ve analiz. Bu tam manasıyla bir beyin yıkama; beynin bütün kirliliklerden yıkanması ve bunu yaparken DiN’den olduğu kadar BiLiM’den istifadeyle. Gayri-müslim vatandaşlarımıza din konusuna dahil olmak istemezlerse zamanlarını 2a-2e birimlerinde gecirme imkanı verilmeli. Toplam 18 ayda tamamlanacak şekilde süreç sonunda gençlere Vatan Hizmeti sertifikası verilmeli. Kısa dönem kategorisinde bu hizmete yurtdışından katılacaklara eğitmen-teknik işler görevleri verilmeli. Bunlardan 2a-2f birimlerine destek verecek şekilde yararlanmalı. 2f aynı zamanda istismarlara meydan vermeyecek etik sorumluluk-gözlem/ikaz birimlerini içermeli…

    İşte size tavandan tabana yayılmış pratik eğitimi hedefleyen (insanı baz alan) etkin bir hızlı kalkınma modeli! Tamamen yerli ve de milli. Gerçekleştirilmesi hiç de zor değil. İktidar-Yönetim kademesinde biraz irade ve askeriyede ise işbirliği- Vatanseverlik ve bu uğurda calışma azmi. NATO’nun en kalabalık ordusu diye övünmek yerine, ülkemiz için (en maliyetli/külfetli olmaktan ziyade) en büyük kalkınma ordusu diyerek övünelim.

    • ordumuz göz bebeğimiz.
      hele bu coğrafya da.
      profesyonel güçlü, çevik, çekirdek bir merkez yapı.
      kalkınma hizmetleriyle donanmış bir çeper.
      güzel bir yorum.
      faydaya dönük bir yaklaşım…

      • Teşekkürler didem hanım. Askerlik dönüşü öğrenci arkadaşlarımla aramızda geçen muhabbetlerde askerlik/vatan hizmeti öyle değil böyle olmalı şeklinde ileri sürdüğüm bu projeyi AKP işbaşına geldiğinde bir başka platformda ilk yazdığımda “iyi ama bu askerlerle öyle şeyler yapılamaz” şeklinde reaksiyonlar almıştım. Şimdiki askeriye Allah’a şükür daha fedarak ve çalışkan. Umut ışıkları daha fazla…

    • evet 10 numara 5 yıldız bir proje askerlik adı altında vakit öldürme, angarya çekme şeklinde zayi olan zamanların uygun bir şekilde tadil ve tasnifi ile büyük bir hamle yapmak mümkün ve bilabedel pratikten ilk olarak tugay, tümen, kolordu ve ordu çevrelerinde ki dağlara çakıl taşı ile özlü söz yazmayı bırakıp bu çorak çıplak tepeleri 100 ağaç dikip tutturan her er için erken terhis dahil cazip ödüller ile teşvik edilir.

      • Anadolu projesine onayınız için teşekkur ederim. Neler yapılmaz neler, bir başlasın arkası gelir, dimi sebilürreşad kardeş. Faydalı işler konusunda bütün Anadolu üretken bir ruhla kenetlerir…

        Ağaçları dikip tutturanlar bir gün çocuklarını/torunlarını o bölgelere götürürler ve derler ki: “Bakın evlatlarım! buranın tohumlarını/fidelerini asker arkadaşlarımla biz ektik ve gördüğuz gibi orman gibi oldu. Sizden de yeni ormanlar bekliyorum…”

          • O tür göz yaşları ülke/tabiat sevgisinin manevi damlacıkları ve sağlıklı hayata şifa desteğidir. Böylesine gözyaşlarıyla ağlayanlarımızı Allah arttırsın didem hanım. Doğuya olan yolculuklarım sırasında çorak araziler arasında ne zaman bir dere yatağı gördüysem yeşilliğin fışkırdığını da görüp efkarlandığım olmuştur…. Türkiye bu işin hakkından gelebilir. İç enerjimiz buna yeter…

        • Vaktiyle ankaradaki eski şehir yolunda bi yamaca böyle bir hatıra ormanı dikilmişti… Genellikle tüm askeri bölgeler ormanlık ve yeşildir zaten. Öyleki ankaradaki askeri birlik arazilerinde hala canlı bir yaban hayatı görmek bile mümkündür:)

          • Eskişehir’i iyi bilirim. Asıl mesele Anadolu’nun her yanını yemyeşil yapabilmek. Alaya almağa çalıştığın yukardaki modele göre bu mümkün! sana da bir iş buluruz o projede, gönlün varsa tabi…

    • H.k. 16-18 ay askerlikten bahsediyorsun, bilmem kimler bundan kaçabiliyormuş da estek köstek! Yok, tek parti yıllarındaki gibi 4 yıl askerlik yapıyoruz??? Çok yapan 12 ay, az yapan 6 ay: nerenden uyduruyorsun bu 16-18 ay askerliği? Ondan sonra da gelsin ezbere yorumlar dii mi:)))

        • Evet Musa bey, büyüklerimiz 48 ay askerlik yapmışlar. O yokluk yıllarında çöplüklerdeki köpekleri kovalayarak yiyecek temin eden asker ve sivillere rastlamak mümkünmüş. Bunu bizzat duyanlar arasındayım şahsen… O günlere mecbur kalmamak için hızla kalkınmamız şart. Bunun için de bir takım şeyleri farklı şekilde ve randımanlı olarak yapmamız ve daha fazla çalışmamız gerekiyor…

          • Andolsun ki yediğim en güzel ekmek türk ordusunda erlerimize verilen ekmektir! Subay gazinosundaki beyaz ekmeği bırakıp askere çıkarılan o ekmekten yerdim:)

      • Burada önemli olan modeldir. Modelin rakamlarla nihai sekli ayrıca belirlenir. 16 ay ya da 24 ay, sürenin yararlı/üretken bir şekilde geçmiş olması önemli. Sen istersen dedelerimiz gibi o orduda 4 yıl kal. H. Gayret onbaşı!

  17. Geçtiğimiz seçime kadar olan süredeki yazılarınızla sanki, güney mutfağının acılı mı acılı, sıcak mı sıcak yemeklerini yedirdikten sonra, seçim sonrası malum tabloya rağmen, o yemeklerin üzerine, Antep baklavası, Diyarbakır burma kadayıfı ikram etmeniz gibi geldi bu yazınız. Üzerine Mardin’in acı mı acı mırra kahvesini içmeye pek niyetimiz yok lakin bunu takip eden yazınızın orta şekerli Türk kahvesi tadında bir yazı olacağına eminim.

    ”Sözünü balla kestim” denir araya girilen durumlarda..evet; söz yeniden iktidarın ve bunca söylenip konuşulanlara rağmen artık iktidar sahipleri, muhalif kesimler için söze başlarken ”sözünü balla kestim” diyerek başlamalı ve bu erdemi gösterebilmeli. İntikam sadece vurdulu kırdılı olmuyor, kalplerin kırılmasına neden olan kötü sözler de intikam almaya yönelik bir çeşit fiiller sınıfına girer zannımca…

    Hoş, siyaset ayrışık, kutuplaşmış, biri diğerini öteleyen kitlelerden haz alır ve kazanımlarının zirve yaptığı yer burasıdır, lakin bir yerden sonra ”keskin sirke küpüne zarar.. Küp zarar görmeye başlar..çatlar, kırılmaya yüz tutar vee…

    Hiç kimsenin, hiç bir grubun, kitlenin, siyasi partinin kazanımı; ayrışık, parçalı, biri diğerine hamaset besleyen toplum yapısı üzerine bina edilemez..edilemez çünkü; toplumun onu taşıyacak bir gücü olmaz.

    Dışarıdan, birinci ve ikinci dünya savaşları olarak verdiğiniz örnekler gerçekten ders alınacak nitelikte..devr-i sabık yaratmayacağız diyen Demokrat Parti örneği de kendimizden bir sermaye. Hoş ortada devr-i sabık durumu yok ama seçimde almış olduğu muhalif tavırlarından dolayı kimse de muhalifleri rencide etme, yerme ve düşman görme hakkına sahip değil.

    • Estağfirullah, hiç muhalifleri düşman görür müyüz, zikrettiğiniz gibi baklava börekle besleriz:) ankara ve istanbulun en muhalif semtlerine en özel, en şık yatırımlarını yapar iktidar belediyeleri: son model mercedes otobüsler, metro hatları, parklar… Onlar da teşekür mahiyetinde caddeden geçen darbeci tanklarını alkışlasınlar tavalarla:) yermek mi, ne haddimize hasan bey?

  18. bence devlet içinde halka ragmenciler tesbit edilmişse biran evvel gereği yapılsın bence…bu gibilere ki suçları çok ağırdır merhamet edilirse acınacak duruma düşülür benden söylemesi.

  19. Devlet kinle, intikam duygusu ile nefret ile yönetilemez.Devlet,adaletle,merhametle,muhabbetle,sevgi ve kardeşlikle yönetilir.Bunun aksi zülümdür.Tıpkı bugün olduğu gibi.

          • H.Gayret in yorumlarını okumaya daha fazla katlanmak mümkün değil en iyisi yorumları hiç açmamak

          • “Emirülmüminin” İslam devletinin ve Allah ve resulünün hükümlerinin icra edildiği bir devletin başkanıdır.Faizin.fahşanın,iffetsizliğin,adaletsizliğin,vb.laik bir devlet başkanının adı tanımı olamaz.

  20. Bugun geciktiniz :)) yazinizin yayinlanmasi 7 yi buldu.( eger benim netwokr umde hata yoksa. Hergun.ilgi ve merakla okuyan bir okuyucunuz.

    Sakın bırakmayın. Artık kagıda gerek yok. Gelecek düşüncelerimizi yaziya cevirecek cihazlara gebe hemde konusmadan.

    Gunaydinlar Fehmi Bey

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here