ABD ile savaş eder hale geldik… İlişkilerin başladığı 1940’lı yıllarda durum nasıldı?

23

ABD ile aramız açık. Bu yeni de değil. Trump öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında da  ülkemizde ABD’nin fazla sevilmediği anlaşılırdı.

PEW adlı Amerikan araştırma şirketinin Trump-öncesi çalışmasında şu tespit yer alıyor:

“Türk halkının eğilimlerini ölçmeye başladığımız 2002 yılından beri (11 Eylül saldırısından hemen sonra) ABD’ye olumlu bakan Türklerin oranı hiçbir zaman 10’da 3’ü geçmedi. Ancak 2003’teki Irak Savaşı ardından Amerikan karşıtlığı yükseldi; o yıl her 100 Türk’ten 83’ü Amerika ile ilgili olumsuz görüş açıkladı. Bugün (2014) Türkiye’de yalnızca 100 Türk’ten 19’u ABD’yi seviyor, neredeyse her 4 kişiden 3’ü (yüzde 73) ise NATO müttefikine karşı.”

Türkler Amerika’ya nasıl bakıyor? (2002-2014)

Şimdilerde ise (2017) ülkemiz halkının büyük çoğunluğu (yüzde 72) ABD gücü ve etkisinin Türkiye için büyük bir tehdit olduğuna inanıyor.

Aynı türden bir araştırma bugün yapılsa sonuç ne çıkar, bir düşünün bakalım.

Oysa ittifak oluştuğu yıllarda (1945 sonrası) durum çok farklıydı.

Mini mini birler, çalışkandır ikiler…

Kırklı yılların sonunda çocuklar arasında yaygın bir oyun şarkısının sözlerini Baskın Oran şöyle hatırlıyor:

“Bir-ki-üçler, yaşasın Türkler/ Dört-beş-altı, İtalya (veya Polonya) battı/ Yedi-sekiz-dokuz, Alman (veya Ruslar) domuz/ On-onbir-oniki, Amerika birinci.”

O yıllarda dostlukta birinci sayılan ABD şimdilerde düşmanlar sıralamasında ilk sıraya oturmuş görünüyor.

Herkesin tatlı bir huzur aradığına inandığım şu bayram günlerinde sitemize misafir gelecek okurlara farklı bir şeyler sunmak amacıyla “Amerika ile bugün geldiğimiz ilişki düzeyi belli, acaba başlangıçta durum nasıldı?” sorusuna cevap aradım.

Kendi özel tarihimden hatıraları paylaşmak yerine o yıllarda konuya eğilen yazarların görüşlerini aktarmak istedim. Bu amaçla eski defterleri, kitapları, dergileri karıştırmaya başladığımda, konuya ilişkin bölümleri de bulunan bir doktora teziyle karşılaştım.

Okuyacaklarınız o tezde yer alan alıntılar…

‘Üç İstanbul’ adıyla bir de romanı bulunan, Mehmet Akif çevresinden Mithat Cemal Kuntay katkıda bulunduğu gazetelerde gazetesinde şunları yazmış:

“On dokuzuncu yüzyılda teknik, güzel’den boşandı Kendi başına buyruk ve kendi kendine bir gaye olmaya yeltendi. O zamandan beri de çirkinlik, adeta moda oldu. Dört yanımız çirkin eserlerle sarıldı.” (Vatan, 8.6.1945).

“Eskiden insanlar ‘el işi’ idi. Şimdi ‘fabrika eşya’sına döndü. Bir insanda binlerce insanı görüyoruz. Görüştüklerimiz sade teaddüd [tekrar] ediyor, tenevvü [çeşitlenme] etmiyor.” (Son Posta, 15.4.1947).

“Evler birbirine, sokaklar birbirine, insanlar birbirine benziyor. Tek binalı, tek sokaklı, tek insanlı şehir ne tenhadır yarabbi!” (Son Posta, 13.2.1946).

“Bugünkü insanların dalaletini [sapkınlığını] kitaptan ziyade sahne idare ediyor. Başka milletlere şimdi bu vasıta ile Amerika saç takıyor, bıyık takıyor, hatta tebessüm takıyor. Yalnız gülmek, yalnız yürümek hususunda değil hatta dayak atmak hatta dayak yemek hususunda bile sanırım ki Amerikalı olmak ihtiyacını duyanlar yok değildir. İnsanlar esvap [giysi] giyerdi, şimdi moda giyiyor. Ve bilhassa Amerika modası.” (Son Posta, 25.1.1946).

Marlene Dietrich ile Ginger Rogers

Televizyonun, internetin olmadığı, yolculuğun bile hem zahmetli hem de pahalı olduğu o günlerde Amerika modasını sinema oluşturuyor.

Dönem yazarlarından Ali Rauf Akan‘a kulak verelim:

“Birçok ithal malları döviz yoksulluğundan sınırlarımızdan içeriye giremezken memlekete akın eden şarkılı, sözlü, renkli, danslı bir ithal malı var: Film! Yabancı memleketlerden makine getireceksiniz, getiremezsiniz. Zira döviz yoktur. Kumaş ithal edeceksiniz, edemezsiniz: Formaliteler çoktur. Fakat Marlene Dietrich’in bacakları, Ginger Rogers’in kalçaları için – bir Deli İbrahim hovardalığı ile- harcadığımız dövizlerin haddi hesabı yoktur! Bizde sinema, canlı manken imalathanesidir. Seri halinde bobstil yetiştirir: Beyazperde, yeni bir idealin ‘garbe’ açılan penceresidir, Holivut medeniyetine ulaştırır. Takma sakallı genç haydutların macerası, ekseriye gangster filmi gösterilen bir sinema salonunda başlar, bir tevkifhane otomobilinin içinde sona erer; lüks kurbanı ‘sözde kızlar’ın sinema localarında başlayan serencamı [olayı] devam eder.” (Son Telgraf, 13.2.1946).

Vedat Nedim Tör ‘solcu’ bilinir bir yazar. Bakın o ne yazmış:

“Maddi kalkınmanın ön plana alınması, ruh kalkınmasının bir hayli ihmal edilmiş olması, maddi kalkınmayı da geciktirmek, verimsizleştirmek suretile öcünü alır. Yalnız midesini düşünen, yalnız vücut hazlarına düşkün, her şeyi maddi gelir ile ölçen, ruhları yüksek heyecanlara kapanık gençlerin sayısı gittikçe çoğalıyor. Çünkü onların ruh kalkınmasını sağlayacak hemen hiçbirşey vermiyoruz. Ruh gıdalarının başlıca kaynakları gangster filmleri ve çalgılı meyhanelerdir.” (Vatan, 8.7.1945).

İlginç değil mi?

Amerika maceramız 1940’larda böyle başlamış. O yıllarda hukuk fakültesi öğrencileri arasında yapılan bir ankette “Amerika deyince aklınıza ne geliyor?” sorusu yöneltilen öğrencilerin yüzde 90’ı “Sinema” cevabını vermiş (Son Saat, 19.3.1947).

NOT: Bu yazıda kullandığım çoğu malzemeyi Levent Cantek‘in Ankara Üniversitesi’ne sunduğu “Gündelik Yaşam ve Basın (1945-1950)” başlıklı doktora tezinden aldım.

ΩΩΩΩ

23 YORUMLAR

  1. ABD genellikle 5-6 aile tarafından yönetilir ve gelen giden başkanın bir önemi yoktur.Eğer ABD nin isteklerine boyun eğer ,zağarlığını yaparsan onlar için iyi bir müttefik olur sırtının sıvazlanmasını hak edersin.Aksi halde stratejik hedef olma konusunda herzaman bir potansiyel adaysındır.Kendi dıșındaki ülkelerde yarattığı ;Kan ,kaos ,sömürü düzeninden nemalanmış kendi milletine bunun üzerinden refah sağlamış kendi çıkarları söz konusu olduğunda kendi vatandaşlarını bile gözden çıkarmakta beis görmeyen bir ülkeyle ilişkilerin bozulmasını yadırgamak ,bozulan ilişkilerin tek mumessibinin kendi ülken olduğunu sanmak (genel olarak önceki yazılarıda göz önünde bulundurarak ) çokta akıllıca gelmiyor.ABD nin sevilmemesi için o kadar çok sebep var ki sıralamaya degmezde acı olan kendi ülkeni ne kadar sevebilmek gerektiğini kestirememek ,haklı olunan meseleleri bile milli zemine oturtamadan kendi ülkeni haksiz şekilde itham edebilmektir….

  2. Papaz mapaz işi hikaye!
    Amerika SARI İNEĞİ istiyor!
    Bilenler bilir,
    SARI İNEK HİKAYESİNİ !
    Hikaye şöyle;
    Vaktiyle aynı ormanda yaşayan bir aslan ve bir inek sürüsü varmış. Aslan sürüsünün gözü inek sürüsünde ama inek sürüsü kendini savunacak kadar kalabalık ve güçlü.

    Aslanlar açlıktan yorgun, halsiz, güçsüz kalmışlar.
    Düşünüp taşınıyorlar;
    sürü kalabalık ve güçlü saldırırlarsa karşılık bulacakları kesin. Çaba sarfetmeden, enerji harcamadan nasıl karınlarını doyurabilirler, bunun yollarını arıyorlar…
    Ve aralarında konuşup anlaşıyorlar, içlerinden ineklerin sürüsüne bir elçi gönderiyorlar.
    Elçi diyor ki;
    – Size saldırırsak ne olacağını biliyorsunuz. Mutlaka aranızdan birini alıp yiyeceğiz, buna engel olamazsınız. Gelin, ne kendinizi ne bizi uğraştırmayın, aranızdan birinin rengi çok sarı, sizden de farklı, bizim de gözlerimizi alıyor. Onu bize verirseniz size saldırmadan onu alıp gideriz ve bir daha gelmeyiz. Bundan sonra da güzel güzel geçiniriz.
    İnekler düşünmüşler, taşınmışlar, bilge ineğe sormuşlar; “Olmaz” demiş bilge inek, “Aramızdan hiçbirini vermeyin” Ama aslanlar ısrarlı. En sonunda razı olmuş inekler, nasıl olsa saldırırlarsa birimiz gidecek, hem biz de çok yorulacağız. En sonunda peki demiş inekler, bir inekten ne çıkar? Biz büyük bir sürüyüz, bize bir şey olmaz…Vermişler sarı ineği, aslanlar da sarı ineği bir güzel yemişler, karınlarını doyurup kendilerine gelmişler.

    Bir kaç gün sonra aslanlar gene acıkmışlar, yine gelmiş aslanların elçisi ineklerin yanına;
    – Aranızda boynuzu kırık bir inek var, sinirimizi bozuyor, verin onu, ne kendinizi ne bizi uğraştımayın demiş…

    Barış yanlısı inekler, ikinci tavizi vermişler, o inek de verilmiş. Artık işi öğrenen aslanlar, benekli inek, kuyruğu kısa inek, şöyle inek, böyle inek deyip inekleri bir bir almışlar sürüden. Sürü de günden güne iyice azalmış. Artık aslanlar elçiye gerek kalmadan açık açık saldırmaya, istedikleri ineği sürüden götürüp yemeye başlamışlar.
    Sürünün ileri gelen inekleri, panik içnide tekrar bilge ineğe koşmuşlar. “Biz nerede hata yapıyoruz, sürümüz yok olacak! demişler.
    Bilge inek cevabı vermiş, “Siz hatayı sarı ineği verirken yaptınız…“

    Vel kelam. Fazla söze ne gerek!
    HAYDUT ABD ‘Sarı inek’ Papaz kılıklı AJAN Brunson’u istiyor!
    AJAN Brunson verildiği an devamı;

    -İran’la ilişkilerini kes.
    -S-400 iptal et.
    -Suriye’den çekil.
    -Suriye’de TERÖR KORİDORUNA karışma.
    -Ortadoğu’da ayak bağı olma..
    -Kıbrıs’tan vazgeç.
    -AKDENİZ’deki Enerjiden vazgeç.
    -FETÖ-PKK’ya dokunma.
    -Fetöcüleri sal.
    -Güneydoğu’nun PKK devletine dahil edilmesine ses etme.
    -İPEK YOLU’nda ne dersem o..
    -Savunma Sanayii dondur.
    -AFRİKA’da ayağıma dolanma.
    -Katar-Somali’de çekil.
    -BÜYÜK İSRAİL’e ses etme.

  3. ABD değil Sermaye demiş Sn Karagülle (22 Ağustos 2018 at 14:27)

    Sn. Hocam, ABD sermayeye çalışıyor, hatta önemli ölçüde kölesi durumunda denebilir. Bunları ayırmak mümkün değil! Tevrat ve Kurandan başlayarak yahudilerin kısa tarihini Türkiye ile ilişkili olarak oldukça da abstrakt ifadeler kullanarak bugünlere kadar getirmişsiniz. Bazı noktalar pek açık değil ve hatta okuyucalara ters gelen şeyler de vardır sanıyorum. Konunun ayrıntılarını veren güvenilir kaynak(lar) varsa yazın ki detaylar hakkında istiyenler bilgi sahibi olsun.

    Şüphesiz müslümanlar için Kuran birinci kaynaktır ki oradaki genel bilgilere göre İsrail oğullarının üstün kılınmışlıkları bahsedilir. Ancak bu ırk olarak mı yoksa o eski devirlerde Tanrı’nın (Allah’ın) rızası bilinciyle istikrar-disiplinle birbirlerine bağlı bir şekilde çalışmayı töre haline getirmiş olmalarıyla mı ilgili? -Irkla ilgili değil! Genel bilgilere göre, sonradan Allah rızasının gerektirdiği doğrultudan saparak iblisin önderliğinde nefsi arsızlıklara başlamışlar, hadlerini aşınca da lanetlenenler arasında yerlerini almışlar (bu sadece onlar için geçerli değil bilerek veya farkında olmadan iblisin güdümündeki herkes için de geçerli değil mi).

    Şüphesiz, topyekün suçlamak zor ve adil olmaz, çünkü ırkçılığa girer (anti-semitizm ortaya çıkar ki doğru değil). Allah’ın yegane Tanrı olduğu dikkate alınırsa bunlar arasında hak ve adalete insanlık adına inananları şüphesiz vardır ve bilmeden de olsa müslümanlara hala yakındır (uzaklaştıran iletişim sorunu!). Bugün «Sermaye» yi oluşturanlar Allah rızasını bir kenara bırakmış olanlar. Yahudilerin digerleri de çokçası “istemem ama, yan cebime koy” diyenler gibi geliyor bana… Bu konuda yazılabilecek daha çok şey var, konu uzundur. Önemi nedeniyle başka zamanlarda da devam edilebilir. Toparlayarak sorunların halli için bir teklifte bulunacağım-güneş yüzü görmemiş marka bir teklif! Sermayenin faize dayalı taktiğine karşı sosyal Ar-Ge çalışmalarından bahsettiniz çözüme doğru «semt kooperatiflerini kurunuz, yüz lojmanlı apartmanları yapınız» diyorsunuz. Bunlar akıl-iman senteziyle DiNi gözlüklerimizi takarak baktığımızda faydalı ameller arasında görünüyor. Nefs kontrolüne katkıda bulunan şeffaflık da işin içinde olduğu sürece. Sermayenin nefsine karşı, her müminin Allah’a kulluk marşı… Allah rızasını izzet-i nefs haline getirebilmeyi ve bunun için çok çalışmayı içermeli….. Akıl-İman Senteziyle bu mümkündür!….

    Amerikaye teklifte bulunmak lazım. Bizim Anadoludaki iki tarihi nehir arasında kalan topraklar sermaye ve Yahudiler için o kadar önemliyse anlaşalım. Bunun için ortadoğuda kan dökmeye hiç gerek yok! Verelim alsınlar. Ancak, bunun yeine, bize Amerika’da aynı yüz olçümüne sahip, nehri bol bir bölgeden yer versinler. İsmini “Osmanlı Anadolu” koyalım ve otonom bir yer olsun. Türküyle-kürdüyle, abaza-gürcüsüyle, çerkeziyle-çeçeniyle, arnavutuyla boşnakıyla, arabıyla türkmeniyle….. olması gerektiği gibi islamiyetin/kaliteli müslümanlarin merkezi haline getirelim.

  4. Zileliyim, 62 doğumluyum. Biz o tekerlemeyi 70’li yıllarda şöyle söylerdik MAALESEF:
    “Bir-ki-üçler, yaşasın Türkler/ Dört-beş-altı, Polonya battı/ Yedi-sekiz-dokuz, Ruslar domuz/ On-onbir-oniki, İtalya tilki, onüç-ondört-onbeş, Amerika bize kankardeş.”

    • Niye maalesef olsun ki. İlelebet dostluklar ve düşmanlıklar olamaz milletler arasında. Ruslar 1. Dünya savaşında düşmandı, kurtuluş savaşında dost, 2. Dünya savaşından sonra düşman, şimdi yeniden dost. Arada pekçok ayrılıklar da oldu tabii. Sonuçta menfaatler örtüştüğünde dost, çatıştığında dost olunur. Bu arkadaşlar arasında da böyledir. Mühim olan dostlukları artırmak. Bu da gerçek bir vizyon irade ve çalışmayla olur. Umarız öyle olsun. Amerika dostluğu istenecek bir ülke çünkü etkisi ve gücü çok fazla. Ama menfaat çatışması çok yüksekse yapacak bir şey olmayabilir, dur bakalım demek zorunda kalırsınız. Amerika menfaatine aykırı işler yapmaz. Bizim de öyle yapmamız gerekir. Çok menfaatçi bir yorum olduğunun farkındayım. Ama gerçekler bu.

    • Amerika ile o dönemde dost olduk çünkü Ruslar bizden toprak istiyor ve tehdit ediyorlardı. Amerika da kara kaşımıza bizi NATO’ya almadı, karşılığında Kore de savaşıp dostluğumuzu ispatladık. Bu hep böyle oldu. Ruslar yakın zamanda Ukrayna ve Kırım’ı işgal ettiler. Yarın bizden de isterlerse yine Amerika’ya yada Avrupa’ya döneceğiz. Bu işler hep böyle. Önemli olan menfaatleri maksimum seviyede koruyacak işbirlikleri içinde olalım ve bunları en uzun süre korumayı bilelim. Bu akıllı strateji ve bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bizim maalesef iktidarlara bu konuda yardımcı olacak strateji geliştirecek düşünce kuruluşları ve akademilerimiz çok zayıftır. Örneğin bu kuruluşlarda yabancı yoktur. Halbuki Amerika’daki think tanklerin çoğunda ve üniversitelerde Türkler ve pekçok yabancı çalışıyor çünkü alanlarında en iyiler, bölgelerini en iyi onlar okuyabilirler.

  5. Şu an Trump ABD nin istihbarat,savici,
    ve yargiçlarina karşi büyük (aynen bizdeki 17/25 Aralik benzeri)bir savaş açimiş durumda, AMA ABD de 72 buçuk millet yaşağıdığı için hiç bir Amerkaliyi kandiramadığı gibide yaptiği yolsuzlukların üstünü kapatıp Rahib bahanesine sarilıp seçim kazanacağı ihtimalıde kalmadı.
    Açıkcasi Brunson olayıni de ABD lilere yutturamadı.
    Basın ve gazetecileride hizaya sokamadiğı gibi,öğle eski yol arkadaşlarına yalanci dediyisede savicilar ve hakimleri de
    Inandıramadı, yarattığı hayeli teröristlik te gene ters tepti.
    Bu olanlarda bize bir gerçegi gösteriyor ABD liler onun gibilerini çabuk hizaya getirerek onlarin oyununu bozmasini iyi bilidikleri gibide Diktatörlerede pek polemiğe girmezler.
    ONUN IÇİN Ounlar ve ouunlarin seneristlerinin umutlari suya düşer fakat bunda zarar eden bizim milletin kendilerini MİLLIYETC,KAHRAMAN VATAN PERVERLER ABD DÜŞMANLARI, OLARAK
    BİLİP TANIYIP VE ÖĞLE GÖRÜP BAŞTACI ETTIKLERIMIZDE SÜLELECE ABD VATANDAŞLARINDAN OLUŞAN MILLET VEKILI BÜYUK ELÇILERI OLUP ÇOCUKLARINI ABD okularinida okutan liderler ve kadrolarina inanan birbirine hakaret edip birbirini boğazlayan sıradan halklara olur.
    Bunada bizde kurunun yanında yaşın yanması denir.
    Allahim! cahillerden, zalimlerden, kafirlerden,ve hainlerden dost olmaktan ve edinmekten sana sığınırız sen koru. Amin.

  6. Fehmi bey ne bizim nede ABD nin birbirimizi zora sokmak gibi bir gayert içinde olmadiğimizı anlamak için uzağa gitmeye gerek yok.Sadece son günlerde özellikle Trump dönemi ABD sine ve bizdeki Erdoğan Türkiyesine bakarsak neden kaynaklandığı kabak gibi açik olduğunu anlarız.

    Birde bu tip nefretler.
    Sadece biz ve bizim gibi Geri kalmış ve diktatörlükle yönetilen ülkelerin “İDARECİLERİ ABDE İLE DOSTLAR” fakat Halkları düşman.
    Neden ACABA?
    Bizim açımızdan cevabı kolay fakat ben yazmayayım.
    Sadece HAVUZDAN birde haviz dişışından haber başiklarından yazi kopilerini okiyalim. Onndan sonra istiyen istediği gibi anlar!

    Erdoğan, “Onların iPhone’u varsa, ülkemizde Vestel var” demişti

    T24 Haber Merkezi

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayram mesajını Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki 3. Piyade Tümen Komutanlığı’nda görevli askerlere iPhone telefonundan dinletti.

    “Erdoğan askere bayram mesajını iPhone’la verdi”

    http://m.ensonhaber.com/baskan-erdogan-kato-dagindaki-askerlere-seslendi.html

    “GELECEĞİMİZ ZAFERLE DOLU OLSUN”
    ERDOĞANİN ( MUBAREK BAYRAMDA DILEK VE İSTEKLER)

    Erdoğan şu şekilde konuştu: “Öncelikle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize Allah’tan şifa diliyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. İnşallah geleceğimiz de zaferlerle dolu olsun.
    Erdoğanin (GELECEKDEKI ARZULARI)

    YAZİNİN BU KISMINI OKUYYALIM VE SÖYLIYENE ŞÜNÜLARI SORALIM.

    “İnanıyorum ki sizler dik durdukça bayrağımız inmeyecek, ezanlarımız susmayacak, bu vatanımızı kimse bölemeyecek. Ve milletimiz refah içinde olacaktır. Nice bayramlara diliyorum, tekrar Kurban Bayramınızı kutlarim.”

    1:SYIN BAŞKAN BU VATANI KIM BÖLIYOR VEYA KIM BÖLECEK?
    2: MUBAREK BAYRAMDA BARIŞ YERINE NEDEN ZAFER NARALARİ ATMAK İTIYORSUNUZ?
    3:BU KAHRAMANLIK FOTOĞRAFLARININ IÇINDE SIZIN IKI OĞULUNUZUN RESIMLERI NEDEN YOK?
    VE NEDEN ONLARI BU ŞEREFE LAIK GÖRMEDINIZ?
    Sayin Koru (bence)Düşmanı KENDI KOYNYMUZDA ARASAK DAHA IYI OLUR.

    TRUMP KIMIN ARKADAŞI?HERHALDE KILIÇDAROĞLUNUN ARKADAŞIM DEĞIL?

  7. ABD değil Sermaye
    İsrail oğulları Kur’an’dan önce Tevrat’a sahip olmuş bir ulustur. Uygarlıkta daima önde olmuştur. Sayıları azdır. Hep azınlık halinde yaşarlar. Durmadan oradan oraya sürülürler. Böylece her yerde varlar. Dünya ticareti hep ellerinde olmuştur. Bu sürülmeler onları bugünkü hâkimiyete ulaştırmıştır. Ulaşımın, yerleşimin olmadığı, üniversitelerin bulunmadığı dönemlerde yeryüzü uygarlığını onların göçmenliği sağlamıştır.
    Merkezleri, Müslümanlarla Hristiyanların kurduğu Endülüs’te olan Yahudiler, oradan kovulmuş İstanbul’da mekân tutmuşlardır. Sanayileşmeden sonra Londra merkezleri olmuştur. İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra New York merkezleri olmuştur.
    Sermaye Türkiye’yi Hristiyanlara bırakmak istemediği için desteklemiştir. İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra Sermaye Türklerin yanında olmuştur. ABD’ye sahip olan Sermaye Türk Amerikan dostluğunu istememiştir. Bugün durum karışıktır. Sermaye Türkiye’yi dinsizleştirmek istemektedir. Sermaye Amerikan Hıristiyanlarına hakim olamamaktadır. Sermaye’nin Avrupa ile arası görünürde iyidir. Gerçekte çok gergindir. Rusya Yahudilerden çok Müslümanlarla beraber olmayı tercih ediyor. Çin güçlenmiş ikinci süper güç olmuştur. Çin’de %10’lara varan Müslümanlar vardır. Bloklaşmalarda nerede yer alacağı belirsiz. Türkiye Adil Düzen bilgisi ile dünyanın sorunlarını çözebilir. Kendisi de rahat edebilir. AK Parti buna yanaşmıyor. Sonuç bellidir.
    AK Parti ya Kur’an düzenini kabul edecek ve kendini de Türkiye’yi de kurtaracak ya da batacak. Türkiye’yi yine Türk Ordusu kurtarabilir. O da ya Kur’an düzenini kabul edecek Türkiye’yi ve dünyayı kurtaracak ya da Türkiye Cumhuriyeti yıkılacak ve insanlık büyük kaosa girecektir.
    Sonra ne olacak?
    Türkiye ikinci cumhuriyeti hak cumhuriyeti olarak kuracaktır. İkinci İstiklal Savaşı’nı yapacaktır. O da olmazsa bilmediğimiz, beklemediğimiz bir kavim çıkacak, onlar Kur’an düzenini getireceklerdir.
    Bunlar benim yazdığım senaryolar değil, Kur’an’ın öğretileridir. Nuh Tufanı haber verdiği gibi ben de Kur’an’a dayanarak haber veriyorum; semt kooperatiflerini kurunuz, yüz lojmanlı apartmanları yapınız. Sosyal tufan geldiği zaman siz oralarda olun. Tarım ve sanayi kardeş kentleri, tufanın dalgalarını yenecektir.

  8. Altyapı-üstyapı meselesi, kültür meselesi. her toplum (hatta her birey), altyapısına uygun oluşan kültür içerisinde şekillenir.
    Trump hakkındaki yaptığım yorumda buna birkez daha değinmiştim. tebaa kültürünün ancak, özgül ağırlığı “0” (sıfır) ile “0,0001 promil” arasında insan yetiştirebildiğini yazmıştım.
    sanayi devrimini yapamamış, kapitalizmi ve kapitalist ilişkileri gelişmemiş, çarpık kapitalizm olan bir ülkenin gelişmiş ülkelerden alabileceği de ancak kendisine uygun (yani altyapısının üstünde oluşan üstyapısına yani kültürüne uygun) bölümler olabilirdi.
    – bu durum sadece kapitalizmde ortaya çıkanlar için değil, her konuda böyle. islam algısı için de aynı durum geçerli. hristiyanlık algısı için de geçerli. gelişmemiş toplumların din algısı ile gelişmiş toplumların din algısı arasında fark vardır. çalışmadan tüketen toplumların din algısı ile, emek harcayarak, hak ederek kazanan toplumların din algısı arasında fark vardır.
    – Yıllar öncesi bir konferansta, rektör, bir filmden bahsetmişti. filmde kız bir sınava giriyor, erkek arkadaşı kızın sınavdan başarılı olması için torpil yapıyor. Daha sonra erkek arkadaşının torpil yaptığını öğrenen kız, bu nedenle erkek arkadaşından ayrılıyor. Kız, bu torpili kabul edemiyor, kabullenemiyor. konferansa katılan öğrencilerin ise anlatılan bu bölüm hiçbirşey ifade etmedi. Onlar sadece kız-erkek ilişkisi ile ilgilendiler.
    – Amerikan filmlerinde, sadece bilmemkimin kalçası değil, pekçok olgu, pekçok tavır, davranış, pekçok durum, pekçok kişilik, binalar, fabrikalar, ilişkiler vb. vardı, şimdiki filmlerde olduğu gibi, ancak biz onlarda sadece kalça ve bacak görebildik. mesele bizim kültürümüzle ilintili yoksa filmlerle değil. biz, bize uygun bölümü alıyoruz.
    – yıllar önce, bir köşe yazısında, bir kitaptan alıntı okumuştum. Bir afrika ülkesindeki olayların anlatıldığı kitapta, bir afrikalı, ülkesine gelen batılıların hep büyük valizleri olduğuna dikkat ediyor ve ülkesi ile batı arasındaki gelişmişlik farkının bu valizlerden kaynaklandığını düşünüyor. Afrikalıların da bu tür valizleri olursa, ülkenin kalkınacağını düşünüyor. gelişmiş toplum ile gelişmemiş toplum bireylerinin olayları kavrayışının farkını anlatan güzel bir örnek.
    – Bir başka örnek ise, hukuk kuralları. Batıda adalet üreten hukuk kuralları burda tam tersine adaletsizlik üreten mekanizmalar haline gelebildi kolaylıkla. çünkü kültürümüz bu. çünkü bu kültürü oluşturan altyapımız, yani üretim ve bölüşüm ilişkilerimiz adaletsiz.
    – Olayın diğer boyutuna gelince, yani özelde abd, genelde ise batı ile ilişkilerimizde genelde akp, özelde ise “dünya lideri” tarafından dile getirilen ve toplumunda nerdeyse “olabilir” diye algıladığı duruma, yani batıdan kopmamız durumuna gelince: Tekrar aynı şeyi söyleyeceğim. türkiyeye 453 milyar dolar borç verebilecek birilerini bulabilirlerse batıdan kopabilirler. bu da, demirelin deyimi ile, abesle iştigal.
    – zaten bu nedenle de, bir taraftan şantaj yaparken, diğer taraftan da şantaj sökmeyince, heyet üzerine heyet gönderiyorlar abdye.
    -Bir taraftan, konuyu anlamaktan ne kadar uzak olduğunu göstererek, “abd, bir rahibi bize tercih ediyor” diyorlar, diğer taraftan “ekonomik savaşsa savaş” diyorlar. Başka alternatifler bulabileceklerini söylüyorlar ama tekrar heyet gönderiyorlar.
    – Amerikalıların da, türkiyenin başka alternatifler bulabileceklerine inanarak, şantaja boyun eğeceğini hesap ediyorlar.
    -Amerikalıların, türklerin başka alternatifler bulamayacaklarını hesap edemiyeceklerini kabul etsek bile, dünyadaki bütün hesapların “türkler alternatif bulursa halimiz nice olur” üzerine olmadığını kavramak gerekir.
    – Mesela, trumpın, brunson olayını sahiplenerek amerikada kendi konumunu sağlamlaştırmak istemesinin “türkiye alternatif bulursa…”dan daha önemli olabileceğini kabul etmek gerekiyor.
    – Yoksa türkiye, alternatif bulamayacağı gibi, batının desteğinden de olabilir hatta batının nefretini ve düşmanlığını da kazanabilir.
    – Türkiyenin alternatifler bulabileceği tehdidini yapanlar, amerikayı inandırmak için iranı haritadan silsinler. çünkü petrol ve doğalgaz ürünleri varken alternatif bulamamış bir iran örneği varken, türkiyenin tehdidine amerikalıları inandırmak biraz zor olabilir. Üstelik de 453 milyar dolar borç varken.

  9. İzmir’in işgali sırasında işgalci devletler , İtalya – İngiltere – Yunan bayrakları ile ABD bayrağı da İzmire asıldı . Bu durum yılkarca ders kitaplarında bile işgalci ABD bayrağı sandürleneeek bu ülke yöneticileri tarafından gizlendi. Belki on,on bir , on iki , Amaerik birinci denmesinin sebebi bu sansürdür . Irak’ı işgal eden , Vietnam’da milyonlarca insanı öldüren , Suriye’de her türlü şerefsizliği yapan ABD yi sevmiyorum.

  10. Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton: Türkiye Brunson’ı bırakmayarak büyük bir hata yaptı. Türkiye ‘lira krizini’ Brunson’ı koşulsuz bir şekilde bırakarak çözebilir.“ demiş.

    TL’ye saldırı yaptıklarını, kur yükselmesinin Türkiye’nin ekonomik durumundan kaynaklanmadığını, Abd’nin bile isteye kriz oluşturduğunu Abd’li yetkililer kendileri söylüyor.

    Amerikanın iş ahlakı, iş disiplini ve en önemlisi de amerikan hukuk sistemini bilen, adamların akıllı çalışkan ,üretken,demokrat, yasa ile yönetilen bir devlet olduğunu düşünüp onları çok sevenler için bu haberi paylaşmak istedim. Onları çok seven yabancıların da Abd’lilerin umurunda olmadığını, işleri bitince onları da kenara atacaklarını bir gün onlar da farkeder.

    • Necip Güven
      “Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton: Türkiye Brunson’ı bırakmayarak büyük bir hata yaptı. Türkiye ‘lira krizini’ Brunson’ı koşulsuz bir şekilde bırakarak çözebilir.“ demiş.”

      Ben bu haberin İngilizcesinide dinladım Türk lirasi değer kazanir diğe demeç verecek kadar akilsiz birisimi? O dediki aramizdaki kriz biter.Yoksa benmi anlamadım diyerek birde Türkçeye çevirisini okudum.
      İsterseniz sizde okuyun bakalim.

      O haberin kopisi.

      “ABD’den yeni Brunson açıklaması: Katar Parası Türkiye’ye yetmez
      ABD Başkanı Trump’ın danışmanı Bolton, Ankara’nın papaz Brunson’u serbest bırakması halinde krizin sona ereceğini söyledi. Türkiye’nin Brunson’u bırakmamakla büyük hata yaptığını söyleyen Bolton, Katar’ın yapmaya karar verdiği yatırımın da Türk ekonomisine bir katkısı olmayacağını belirtti.

      İlişkilerin yaptırım boyutunda devam ettiği Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’dan Türkiye’ye son mesaj geldi.

      (Bolton, “Türkiye Pastör Brunson’u koşulsuz serbest bırakırsa kriz hemen biter” açıklaması yaptı.)

      (Ziyaret için gittiği İsrail’de Reuters haber ajansının sorularını yanıtlayan Bolton, Türk Lirası’nın son dönemde rekor seviyede değer kaybetmesine de değinerek “Katar’dan gelen para Türkiye ekonomisini kurtarmaya yardım etmez” şeklinde konuştu.)

      Bolton’a göre Ankara-Washington hattındaki kriz devam ederken Katar’dan gelen 15 milyarlık doğrudan yatırımın Türkiye ekonomisine yardım etmek için “tamamen etkisiz”…

      Euronews’in aktardığına göre, Trump’ın Danışmanı Bolton, “Türkiye rahip Brunson’ı bırakmayarak büyük bir hata yaptı” ifadesini kullandı.

      Güvenlik Danışmanı Bolton, Türkiye’nin NATO’dan geçici olarak uzaklaştırılması gibi bir durumun söz konusu olup olmadığı ile ilgili bir soruya da “Şu anda böyle bir şey söz konusu değil. Biz meşru olmayan bir şekilde Türk hükümeti tarafından alı konulan rahip Brunson ve diğer Amerikalılar sorununun çözülmesine yoğunlaştık” yanıtını verdi.

      Bolton, Türkiye’nin bir NATO müttefiki olarak, batı dünyasının bir parçası olarak pastör Brunson’ı serbest bırakmaının yapılması gereken “doğru şey” olduğunu sözlerine ekledi.

      ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç arasında sürpriz bir görüşme yaşanmıştı 13 Ağustos Pazartesi gecesi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de Aralık 2016’dan beri tutuklu bulunan ve geçtiğimiz haftalarda hakkında ev hapsi kararı verilen ABD’li papaz Andrew Brunson’ın durumu ele alınmıştı.

      Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders da, konuyla ile ilgili yaptığı açıklamada, ” Türk büyükelçinin isteğiyle, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Büyükelçi Serdar Kılıç Beyaz Saray’da bir araya geldi. İkili Rahip Brunson krizini ve ABD-Türkiye ilişkilerini

      • Nurdan hanım kendi yazdığınız haberdeki şu paragraf zaten benim sözettiğim ve sizin karşı çıktığınız önermenin kaynağı. Sadece ben kısa geçtim alıntılamadım. Bu sözlerin manası ”TL krizini çözmek için Brunsonu bırakın, yoksa Katarın parası da yeterli gelmez” Diplomat ve devlet adamları her sözü açıkça direkt ifade etmez , herhalde siz de bilirsiniz bunu.

        (Ziyaret için gittiği İsrail’de Reuters haber ajansının sorularını yanıtlayan Bolton, Türk Lirası’nın son dönemde rekor seviyede değer kaybetmesine de değinerek “Katar’dan gelen para Türkiye ekonomisini kurtarmaya yardım etmez” şeklinde konuştu.)

        Bolton’a göre Ankara-Washington hattındaki kriz devam ederken Katar’dan gelen 15 milyarlık doğrudan yatırımın Türkiye ekonomisine yardım etmek için “tamamen etkisiz”…

        • Necip bey o pragraflari ben parantiz içerisine aldim ki sizin dikkatinizi çekmek için.
          Şu an deliler ve menfaatçıların idare ettiği bir ülkenin parası Dünya para sisteminde herşey onunla döniyor.
          İngiliz siterlini ABD dolrındanda Eurodanda daha yüksek fakat her ülkenin bankalarında ABD dolari hesap açtırabilinirken yani ayni o ülkenin parasi gibi kullanbiliyorsun fakat diğerlerini kullanamiyorsun.
          Örnrk dolarla direk siterlin alabiliyorsun fakat siterlinle dolar alabilmen için önce o ülke para birimine çeirip sonra dolar labiliyorsun ve zarar etmiş oluyorsun.
          Peki ben bunlari neden yazdım?Ceplerini düşünen ABD yönetimi Türkiye ye yaptığının on katını AB ülkeleri, çın,Kanada,Meksika ve diğer bazı ülkelrde yaptı.
          Onların ne ekonomisi çöktü nede ülke vatandaşlarına onun yaptiklarıni Milli meseleimiş gibi yutturmaya çaliştırilmadılar. Gerçi çalışsalarda o ülkelerin vatandaşlari öğle bizdeki gibi politikacılrın oyununa gelipde MİLLI MESELE OLARAK yutmazlar.
          Biz öğle bir millet olmuşuz ki AKLIMIZI, CANIMIZI,HATA KENDE AILEMIZİ BILE POLITIKACILARA HIPOTEK ETMIŞIZ, onlar ne derlerse onlara inaniyor ve güveniyoruz.
          Bu geçmiştede böyleidi şimdide böyle, hatta dünya küçüldükçe bizler dahada cahilleşiyoruz.
          O danışmana tl soruldu oda öğle cevap verdi TL nin değer kayibi beklenen bir durumdu, ve o kadar hizlanmasının sebebide Rahip olayı değil işi ehliyetsızızlerin ellerine verilmesidır.DAMAT BEYE.
          Bakınız Kanadayada ayni şeyler yapti Kanada hiç milli mesel falan yapmadı, ve ekonomisini korumasını bildi çünkü KANADADA ÖĞLE ayda 37 bin Kanada dolari vererek bilmem bakanlara araba kıralama gibi lüks yaşam ne tepedekilerde nede siradan vatandaşlarda yok.
          Biz Millet olarak gösteriş için yaşadiğimizdan dolayı kolay kolay adam olamayız.
          Bizim kadar el ne der diye yaşamını rahatıni hipotek eden bir millet herhalde yeryüzüne gelmemiştir.
          Hoşça kalın

  11. Amerikayi neden sevmiyorum:
    ## Irakta uydurdugu yalanlarla ulkeyi isgal edip milyonlarin olumune sebep oldugu icin
    ## yillarca suriye uzerinde oyun oynayip milyonlarin olumune milyonlarin gocune sebep oldugu icin
    ## Hukuk var deyip FETO ELEBASISINI besledigi icin.
    ## Demokrasi deyip hukuk deyip suudi rejimini deslekledigi icin sisiyi destekledigi icin
    ## En onemli muttefiginin dibindeki teroristlere 5000 tir silah verdigi icin
    ## El kaideyi yetistirip dunyanin basina bela ettigi icin
    ## ISID i dogurdugu icin .
    DAHA SAYALIM MI ?
    EVET BIZDE DEMOKRASI EKSIK HUKUK EKSIK OLABILIR ANCAK ELIMIZE MILYONLARIN KANI
    BULASMADI ALLAHA SUKUR
    TERCIHTE BULUNUN HANGISI DAHA GUNAHKAR!!!

  12. Başkalarını sevmekten çok ,acaba biz ne kadar seviliyoruz diye bir derdimiz yok.
    Dünyada bizim ne kadar sevenimiz var diye neden araştırma yapmıyoruz?
    Bulunmaz çok özel mıyız.
    Başkalarını duruma ve zamana göre sevgimizin derecesi çok mu önemli.
    İşimize yaradıkları ölçüde severiz.
    Dünya kültürüne açık olmaktan güzel ne vardır.
    Herkes er meydanına döker kültürünü kimin doğruları fazla ise onlar benimsenir,bundan doğal ne olabilır.
    Yoksa kendi kültürümüze güvenemiyor muyuz?
    Pazarda malımız elimizde kalacağından mı korkuyoruz.
    Dünya kültürüne nasıl bir katkıda bulunuruz diye çalışmalıyız.
    Madem bizim binlerce yıldır birikmiş güzel değerlerimizden bütün Dünya faydalansın isteriz değil mi?
    Herkes değişen Dünya şartlarına göre çıkarlarının gerektırdığı gibi kendi yol haritasını tespit ediyor.
    Kişilerde MİLLETLERDE tarih boyunca bu yolu izledi ve son şeklini aldı.
    Gelecektede bu yolu izleyecelktir.
    BU YOL;EN KOLAY,EN GÜVENLİ,SÜRDÜRÜLEBİLİR EN KONFORLU YOLDUR.
    HERKES VEYA MİLLET BUNU YAPMANIN YOLLARINI ARAR.
    Başarılı olanlanlar başarıları ölçüsünde yukardan aşağı doğru sıralanırlar.
    BAŞARMANIN YOLU ÇOK ÇALIŞMAK,AKILLI OLMAK VE İYİ NİYETLI OLMAKTIR.

  13. SEVMEK VE NEFRET İKİZ KARDEŞLER.
    Sevmek veya nefret nasıl doğar ve gelişir.
    Bir zamanlar birilerine çok ihtiyacın vardır onu çok seversin.
    Başka bir zaman ihtiyacın kalmamış veya çıkarların çatışmaya başlamıştır, nefret etmeye başlarsın.
    İŞİN ÖZETİ BUDUR.
    Detaylara bakarsak ülkeler bazında 90 yıllara kadar kominizm korkusuyla mufazakar halk ‘denize düşen yılana sarılır’ hesabi A.B.D. nin tarafına yanaşarak kendini SOVYET tehdidinden korumaya çalışmıştır.
    Bu aklın yoluydu.
    Şimdi dünyada kominizm tehdidi kalkınca(RUS TEHDİDİ DEVAM EDİYOR ÖZELLİKLE ENERJİ BAĞİMLILIĞI VE KOMŞU OLMASI HASEBİYLE)A.B.D. ye ihtiyacimizin kalmadığına inaniyoruz;özellikle İSRAİL e endeksli A.B.D. nın ortadoğu ve Kürt siyasetinde çıkarlarımız çatışmaya başladı.
    ÇIKARLAR ÇATIŞMAYA BAŞLAYINCA NEFRET AĞACI YEŞERMEYE BAŞLAR.
    Değişen zamanların.
    Değişen ımkanlarin ve şartların dayattığı karşı konulamaz gerekçeler doğmaya başlar.
    Bugün RUSYA ile kanka oluyorsak ortak çıkarlarımızın daha çok örtüştüğü sanıldığından dır.
    Yarın ÇİN le belki çıkarlarımız örtüşecek onunla da ortak hareket etmek ihtiyacımız doğacak.
    Hanı bir söz vardır.ÇOK KARTLA OYNAMAYA KALKAN BİR SÜRE SONRA KARTSIZ KALIR.
    Burada önemli olan ortak işbirliğidir ve KATOLİK NİKAHI YAPMAMAK ESASTIR.
    Bağımsizlığını tehdit edecek ortaklıklara girmemek en doğru olanıdır.
    Şartlar oluştu işbirliği yapıyorum .şartlar değişti başkasıyla işbirliği yapacağım diyebilmek bütün mesele.
    Güç farkları çok dengesiz komşu ülkelerle girilen ittifaklar istenildiği zaman bozulması çok zor ittifaklar olmuştur.
    Özellikle daha zayıf ülkeler için ölümcül sonuçlar doğurdukları olmuştur.
    ÜLKELERİN ÇIKARLARINA UZUN VADEDE HİZMET EDEN ORTAKLIKLAR VEYA ORTAKLIKLARDAN VAZGEÇİP BAŞKA ORTAKLIKLAR PEŞİNDEN KOŞMAK UYGUN OLDUĞU ÇOK İYİ HESAPLANMIŞSA AKLIN YOLUDUR.

  14. On, on bir, on iki ………; 1970 li yıllarda “………..İtalya Tilki” şeklinde biterdi. Amerika bu tekerlemede yoktu. Demek ki 1970 li yıllarda Amerika övülmüyormuş.

  15. Vedat Nedim Tör ‘solcu’ bilinir bir yazar. Bakın o ne yazmış:

    “Maddi kalkınmanın ön plana alınması, ruh kalkınmasının bir hayli ihmal edilmiş olması, maddi kalkınmayı da geciktirmek, verimsizleştirmek suretile öcünü alır. Yalnız midesini düşünen, yalnız vücut hazlarına düşkün, her şeyi maddi gelir ile ölçen, ruhları yüksek heyecanlara kapanık gençlerin sayısı gittikçe çoğalıyor. Çünkü onların ruh kalkınmasını sağlayacak hemen hiçbirşey vermiyoruz. Ruh gıdalarının başlıca kaynakları gangster filmleri ve çalgılı meyhanelerdir.” (Vatan, 8.7.1945

    Vedat Nedim hayatta mı bilmiyorum..bugünkü nesil hakkında ne düşünür ne yazar tahmin etmek zor değil. Bununla bu günün sağcı muhafazakâr yazarlarına nal toplatırcasına…

    Yetmişli yılların çocukluğumuz zaman diliminde, TRT”nin, her pazar günü istisnasız bir kaç kovboy filmi olmazsa olmazıydı. ABD”nin yaşam biçimini-kültürünü çocuk dimağımıza zerk edercesine.Meğer bu filmler hala devam ediyormuş..son bir kaç pazar günü milli kanalımız TRT’yi izlerken farkettim.

    ABD’yi hala sevmediğimizi de kim söylüyormuş?

    Millet sevmese de sevenleri varmış.

  16. Ülkemizin insanları genelde faydalı olan şeyleri sevmez;onun için çocuklarını büyütme evresinde sürekli bir çekişme vardır.Büyüyünce çocuklar faydalı fikirlerde bulunurlar yemek faslı bitmiştir zira bu seferde o faydalı fikirleri sevmezler. Amerika’yı sevmeyenler amerikanın iş ahlakı, iş disiplini ve en önemlisi de amerikan hukuk sistemini bilmeyenlerdir.Politikacıları eleştirebilme özgürlüğü olsun,bir kişinin yaptığı yorum nedeniyle koca internet sitesinin kapatılmıyor oluşu olsun, sendika hakları olsun bunların nesin sevmiyorsun.İnsanlar ikiye ayrılır. Amerika’yı sevenler, Amerika’yı henüz görmemiş olanlar.Adamlar akıllı çalışkan ,üretken,demokra, yasa ile yönetilen bir devlet ve bizim insanlarımızın 4 ‘te 3 ü sevmemesi onlarında çok umrunda değil hatta hiç değildir.

    • Uluslararası yaptırımların hukuksal dayanağı olmalı, orantılı olmalı ve sıradan vatandaşların insan haklarına zarar vermemeli ama (ABD’nin İran’a yaptırım kararında) bu kriterlerin hiçbiri sağlanmış değil. Bu adaletsiz ve zararlı yaptırımlar, İran ekonomisini ve para birimini harap ediyor. Milyonlarca insanı fakirliğe sürüklüyor ve ithal ürünleri çok pahalı yapıyor.”
      ISTE ABD HUKUGU INSAN HAKLARI DEMOKRASISI BASKA SOZE GEREK VAR MI
      BM NIN BIR ANALIZI

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here