İti ite kırdırma yöntemi.. yerlisi ve uluslararası plandaki..

12
İslam Konferansı 2009.. Bugün çoğu birbiriyle ihtilâflı liderler..

Dönemi “28 Şubat’ın başları” olarak gayet iyi hatırlıyorum da.. ilk kimin aklının eseri olduğunu tam çıkaramıyorum; belleğimde ‘kendisi ekranlara çıkmayan biri’ olarak yer etmiş o yazar…

Yazdığı özetle şuydu:

“Televizyonlar ekranlara ‘bir oradan bir buradan’ ölçüsüyle yazar çıkarıyor ve bu tür ekran kavgalarında bizimkiler pek başarılı olamıyor. Aslında karşı taraf arasında görüş farklılıkları var; onları ortaya dökecek şekilde davranılmalı. Bırakın kendi aralarında dalaşsınlar…”

Öyle de oldu.

Görüyorsunuz ortalıkta birbiriyle dalaşan dünün ‘kardeşleri’nden geçilmiyor.

En ağır hakaretler.. en uçuk kaçık iddialar birbirleri hakkında ortaya atılıyor ve bunlar ekranlara da taşınıyor…

Fikir biraz gecikmeyle de olsa günümüzde aynen uygulanıyor.

İlk ortaya atan isim ödülü hak ediyor.

Uluslararası operasyon

Meramım medya kavgaları veya kimin kimi bastırdığı değil.

Eskiden beri kendime başka bir yol seçtim: Belli bir değerin altında kalanları okumuyor ve onlar gibilerin katıldığı programları izlemiyorum.

Yukarıdaki değerlendirmeyi uluslararası planda söylemek istediklerimi daha iyi anlatacağı için dikkatlerinize sundum.

Esas konum, Müslümanların yaşadıkları ülkelerin birbirleriyle savaşmaları…

Batı’nın tarihi Hıristiyanların kendi aralarındaki itikadi farklılıklar yüzünden birbirleriyle.. Kudüs ve Hıristiyanlığın doğduğu topraklar üzerinde hakimiyet iddiası sebebiyle çıkan Ehl-i Salib (Haçlı) seferleri yüzünden Müslümanlar ile.. sonra yeniden kendi aralarında.. uzun mu uzun sürmüş savaşlarla doludur.

Emin olmak için internet ansiklopedisi Wikipedia’ya göz attım; aman Allah’ım ne kadar da çok savaş çıkmış Batılılar arasında…

Aralarında 30 yıl (1618-1648), 100 yıl’dan fazla (1337-1453) sürmüş olanları bile var.

İslam Dünyası’nda?

Osmanlı ile Safeviler (İran) arasında savaşlar oldu, ama Kasr-ı Şirin anlaşmasından (1639) bu yana o da durdu; İran’la sınırımız o günden bugüne değişmedi.

Genellikle Müslümanlar, aralarında ihtilâf bulunsa veya çıksa bile, onu başka yollarla çözme yoluna gitmişlerdir.

Hücurat Suresi 9. âyeti istikametinde:

Ve eğer mü’minlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat, eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o taktirde saldıran grupla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever.”

Dini emre uyularak yaşanmış tarihi gerçeğe bakıp şu sonucu çıkarabiliriz: Müslümanı Müslümana düşürmek, Müslümanların yaşadığı bir devletle yine Müslümanların yaşadığı başka bir devleti birbiriyle savaştırmak için birkaç yüzyıl beklenmesi gerekti.

Saddam Hüseyin beklendi. 

Kapıyı Saddam açtı

Önce İran’a saldırarak 8 yıl boyu (1980-1988) dünyayı meşgul etti Saddam, sonra Kuveyt’i kendisine hedef seçerek ABD’nin bölgeye gelmesini sağladı.

Her iki saldırısında da Washington’un payı olduğunu, Saddam’ın ilkini ABD’nin gözüne girme amaçlı başlattığını, ikinci için de ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Gilaspie’nin teşvikinin gerektiğini biliyoruz.

Ünlü fotoğraf.. Irak İran ile savaşta.. Rumsfeld Bağdat’ta Saddam’ın elini sıkıyor..

İlkini, ABD’nin, İran’la savaşından hoşlandığını göstermek üzere, Başkan Reagan’ın özel temsilcisi olarak sonraları savunma bakanı koltuğuna oturacak Donald Rumsfeld’i Bağdat’a göndermesinden biliyoruz. Rumsfeld ile Saddam’ı el sıkışırken gösteren ünlü fotoğrafın tarihi 20 Aralık 1983’tür.

Büyükelçi April Gilaspie’nin 25 Temmuz 1990 tarihinde kendisine Kuveyt toprakları üzerinde gözü olduğunu açıkça ifade eden Saddam’a, “Bizim Araplar-arası ihtilaflarda bir görüşümüz yok, mesela sizin Kuveyt’le olan ihtilafınızla ilgili…” demesini.. muhatabı “Yolunuz açık olsun” olarak yorumlamıştı.

Saddam’lı iki adımdan sonra bölgenin kimyası bütünüyle değişti.

Hem de nasıl bir değişme!

Günümüzde, çoğunluğu Müslümanların teşkil bütün ülkelerin birbirlerinin boğazına sarıldığı manzarası var.

Müslüman Müslüman ile savaş halinde

Karşısındakinin ‘din kardeşi’ olduğuna aldırılmayan bir savaş bu.

Taraflar dini açıdan da kendilerini haklı ve savaşlarını meşru görüyorlar…

Nasıl bir iş ise bu.

Sonuç? Sonuçta Irak, Libya ve Suriye devlet olarak çöktü; Yemen’de taraflar birbirini acımasızca katlediyor…

Daha da tuhafı şu: Birbirlerinin gözünü oyan Müslüman ülkelerin yanı başlarındaki müttefikleri Batılı…

Kimseden de “Ne oluyoruz?” diye bir itiraz sesi çıkmıyor…

Böyle giderse bir gün sıranın kendisine gelebileceğini düşünen de yok.

Oysa düz mantıkla bile gelişmelere bakıldığında herkesin varacağı sonuç ortada: Bölgemiz bir iflas eden devletler yığınağı haline sokulmak isteniyor ve bunun yöntemi olarak da Müslümanı Müslümana kırdırma yöntemi uygulanıyor…

Türkiye’de.. 28 Şubat süreci sonrasında başlatılarak.. gazete sayfaları ve televizyon ekranlarında ustaca kullanılan yöntem.. uluslararası planda da geçerli.. ve başarıyla uygulanıyor.

Akıldan hiç çıkartılmaması gereken soru ortada: Sıra kimde?

Soruya sizler de cevap arayabilirsiniz: Bundan sonra sıra kimde, hangi ülkede?

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Bizim siyasetimiz tamamen her ülkeyle mesafeli ve aynı samimiyetten durabilmek . A ülkesi ile olan munasebeti B ülkesi yada C ülkesi hiçbir şekilde haberdar olmayacak . Bunu yaparken hainlerimizi gözardı edemeyiz . Bu yüzden gizli bir güç bu işi devralmali ve tüm görüşmeler anlaşmalar bunlar vasıtasıyla yapılmalı .
    Ben şu an ki durumumuzu 1. Dünya Savaşı sonrası işgal donemimize benzetiyorum …

    Mevcut sistemle ab,ABD Rusya İngiltere dörtlüsünü susturmak zor görünüyor . Gerçek vatansever kişiler egitilip karşı hamleler yapılmalı. Sadece siyasi anlamda dEğil bu hamleler her konuda ( ölüm- kalım meselesi gibi ) algilanmali ve uygulamalı . Tam bağımsızlık o zaman gerçekleşecek ve dünya bizi konuşuyor olacak . Bu dörtlünun tüm Içişlerini onların bildiği kadar bilmeliyiz .

    Zor bir ihtimal gibi belkide hayal ama çok basit aslında .

    Korkan değil korkutan olmak lazım . Bunları yapmak için sadece yeni yüzler gerekli .

  2. “Akıldan hiç çıkartılmaması gereken soru ortada: Sıra kimde?
    Soruya sizler de cevap arayabilirsiniz: Bundan sonra sıra kimde, hangi ülkede?”
    yaw fehmi abi, bu sorular yıllardır soruluyor, yeni bir değerlendirme gibi sunulmasına şaşırdım. Acaba eski yazdığınız mesela on sene önceki bir yazıyı tekrar mı yayınladınız yanlışlıkla.
    Sıranın kimde olduğu 15 temmuzda anlaşılmadı mı?
    Gözü çıkasılar, gözünü Türkiyeye diktikleri için, referandumda “evet” diyeceğiz ya.

  3. Sayın Koru, yine soruyla bitirmiş. benden de bir soru? Sıranın kimde olduğunu Türkçe okuyanlar bilir, peki “bilmesi gerekenler” bilmiyor mu? bana bunu söyleyin lütfen.

  4. Bu yazidaki analizlerin hicbirine katilmiyorum ve bayagi maddi yanlislar da var.

    Osmanli ile Iran’in 1639’dan sonra savasmadigi dogru degildir. Arada savaslar olmustur 20. yuzuila kadar. Bunlarin cok ses getirmemesinin ve onemli sonuclar olusturmamasinin nedeni iki tarafindan artik gucten dusmus olmasidir.

    Muslumanlarin tarih boyunca kendi aralarinda fazla savasmadigi da digru degildir. Timur’un hedeflerinin cogu Musluman Ulkeler’di. Hatta Altinordu Hani Toktamis’i yenerek Rus tarihini degistirmistir. Afgan/Mugal(Baburlu), Babur/Delhi Sultanligi, Safevi/Baburlu, Eyyubiler/Fatimiler, Magribde degisik hanedanlarin mucadeleri hep olagelmistir.

    Avrupadaki “Din Savaslari” da aslinda dinin bir motif olarak kullanildigi siyasi mucadelelerdir. Mesela 30 sene savaslarinda Katolik Fransa Protestan Alman Prenslerini desteklemistir. Zaten 100 yil savaslarinin din ile hic alakasi yok. Tamamen Ingilteredeki Hanedan’in Fran Tahti’nda hak iddia etmesi uzerine cikmistir ve araliklarla, kabaca uc donem, 100 yil surmustur.

    Ortadogu’da son yuzyildaki karisiklik ve savaslarin ana nedeni ulkelerin bolgenin “dogal kulturel kodlarina” gore cizilmemis sinirlari ve yapilaridir bence. Bolgede alt-etnik ve dini kimlik baskindir. Ayrica “yoreselcilik” de vardir. Insanlar icin Musullu, Halepli, Beyrutlu olmak onemlidir, Irakli, Suriyeli, Lubnanli degil. Bu da sonucta bolunmeye canak tutuyor. Kendi basina “kotu” diye yaftalamamak lazim bu zihniyeti. Sadece “ulus devlet” formati ile sorunlu.

    Dunyadaki egemen guclerin hic mi sucu yok? Tabiki var, ama onlar daha cok var olan “zayifliklari” kendi jeopolitik cikarlari icin kullaniyorlar. Bunda garip bir durum yok bence. Aslan ile ceylan kardes olmadikca bu isler boyle yuruyecektir.

  5. Hristiyanlar hep birbirleriyle savaşmış ama bu savaşma sonucu savaşmayı öğrenmiş. Bugün Hristiyanlar yalnız Müslümanlara değil tüm dünyaya hükmediyorlar. Müslümanlar İslamiyet’ten fersah fersah uzaklaşmış durumda. Medreseler körelmiş bin sene önceki içtihatları anlamadan ezberleme dışında bir şey yapmıyorlar. Tarikatlar, İslamiyet’i şeyhlere tapmakla bir yapıyorlar. Çar(I.Petro) “Yenile yenile yenmeyi öğreniyorum.” demiş. Hristiyanlar ve Müslümanlar Sermaye’nin fitnesi ile savaşa savaşa savaşmamayı öğrenecekler. Müslümanlar Türkiye ve İran’a bakıyor. Bunlar da Hıristiyanlarla iyi durumdadırlar.
    Türkiye güçlü bir orduya sahiptir. Küçük devletler onu yenemezler. Büyükler ise birbirine bırakmamak için savaşmıyorlar. Allah böylece Türkiye’yi koruyor.

  6. 1Mart 2003 geri geliyor.Bu defa,şu anda benzer durumla Türkiye karşı karşıya..Lejyoner ordusu gibi dışardan uzanan ellerle dizayn edilecek “islam ordusu”,Ortadoğudaki perişan “islam” devletlerininve İran”ın üzerine,biribirlerini boğazlatmak üzere sevkedilecek.
    Bitmedi:Bu sevk,Türkiye üzerinden yapılmak isteniyor ki planlar yüzde yüz uygulansın.
    1Mart 2003″te TBMM.nin şanlıdirenişini ” kaçırılmış büyük fırsat” sayanlar için,tarihi birşans daha ufuktabelirdi.
    Paul Henze”nin dahaönce açıkladığıgibi Türkiyede”kiyönetim biçiminin Amerikanın işine gelmediği için,başkanlık
    sistemine geçilmesini istemesiyle birlikte, “Türkiye”den geçiş”düşüncesi gerçekleştirmesi,”çifte kavruk”olacak.
    “Çarşambadan-Perşembeye” örneği düşünülüp,yapılanların-yapılacaklar konusunda aydınlatıcı olduğu hesaba katılırsa,zamanın,Müslümanların aleyhine işlediği hükmüne varılabilir.

    Dış görünüm böyleyken,içeriye dönüp bakınca,burada da işimizin pek parlak olmadığı görülür.
    Her konudaki olumsuz gidişe,”referandum”sendromu tabiri caizse “tüy dikiyor.”
    Gereği yokken,hatta hayır”ın hiçte hayrına olmayan sol cenahın işgüzar fırsatçılığı durumu daha da sarpa sardırıyor.Pişen aşı sulandırarak,sevdikleri maddeler katıyor,halk oylaması sanki laiklik ve Atatürkçülük için yapılıyormuş istismarını sokuşturuyor.
    Tek adam sultasına karşı çıkıp,Atatürk olmasaydı ananız belli olurdu amma,babanız belli olmazdı” kokuşmuşluğunu yapanlara,hazır olan cevapları verdirerek,konuyu saptırıp bulandırmak mı istiyorlar acaba?

  7. Herkes biliyor ki sıra bizde. Ve bunun için tek adam proğramı devrede. Allah a sığınarak baiarılı olmamaları için nacizane dua ediyorum.

  8. İyide fehmi bey Türkiye’den Türklerden çözüm önerisi duymuyoruz. Duyduğumuz tayyib bey Halife olsun bütün müslümanlar Türklere biat etsin. Siz şahıs olarak Türkiye’deki en temel çelişkilerle ilgili bir Öner’i sundunuzda biz mi bilmiyoruz. Yıllardır dillendirdiğiniz komple teorileriyle vatandaşta olan birazcık analitik düşünme yeteneğini de kaybettiler. Sizden ne zaman bir öz eleştiri duyacağız. Körfez ülkelerini dolaştım bir dertleri yok. Gördüğüm kadarıyla Türkiye bunlarla Iran arasındaki öatışmadan nemalanmaya çalışıyor

  9. Saddam, İran’nın Arap ağırlıklı Ahwaz şehrini almak yerine bütün İran’a saldırarak çılgınlık yaptı. Sonrası bu çılgınlık Kuveyt’e saldırarak aptallığa dönüştü.

    Şimdi ise aynı duruma İran düşmüştür. İran, bölgeyi karıştırarak şimşekleri üzerine çekmektedir. Türkiye bu durumdan ders almalı ve aktif tarafsızlık politikasına dönmelidir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here