Kılıçdaroğlu İstiklal Marşı tartışmasına katılmadı, ama ben bir adım ileriye bile götürdüm

18

“Kılıçdaroğlu neden İstiklal Marşı tartışmasına girmedi?” başlığını görünce merakımdan tek satır atlamadan yazıyı sonuna kadar okudum. Deniz Zeyrek, zaten soruya cevabını sona saklamış; o bölüme kadar İstiklal Marşı’nın yazılış ve besteleniş öyküsünü anlatmış yazısında

Cevap şu: Türkiye’nin yığınla sorunu varken bu tür konuları tartışmaya açarak gündem saptırmaya çalışıyormuş Cumhurbaşkanı Erdoğan; CHP lideri de ona bu imkanı sağlamamak için tartışmaya katılmamaya karar vermiş…

Gündemi kim değiştirir, neden?

Gündem değiştirme? Hımm. Neden olmasın? Devlet yönetimine gelmiş başarılı politikacıların bir özelliği de hoşa gitmeyecek bazı gerçekleri saklamak amacıyla zaman zaman gündemi istediği yöne çekmektir.

Ancak bu gerekçede aksayan bir yön var: Kemal Kılıçdaroğlu tartışmaya katılmıyor tamam ama, o katılmıyor diye de tartışma duracağa benzemiyor… Bugün basında konuya ilişkin onlarca yazı yayımlandı.

Muhalefetteki başarılı politikacılar iktidardakilerin gündem değiştirme çabalarını boşa çıkartabilenlerdir oysa…

Yeni ve etkili gündem maddeleriyle bunu gerçekleştirirler.

CHP liderinin bunu yapmada pek başarılı olduğu söylenemez. En son ‘MAN dosyası’ diye elinde salladığı belgelerle bir hava estirmişti, yargıdan da destek aldığı halde o konuyu gündemde tutamadı.

Bana kalırsa Hürriyet yazarının sorduğu soru daha makul bir cevabı hak ediyor.

Kendi görüşümü sizlerle paylaşacağım.

Cumhurbaşkanı besteletmişse şaşırmam

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 14 Mart günü Külliye’de düzenlenen 46. Muhtarlar Buluşması’nda konuya ilişkin şu sözleri sarf etti:

“En büyük üzüntüm, bu emsalsiz marşın hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış, bulunamamış olmasıdır (..) Temenni ederiz ki o da çıkar, inşallah bir gün o da olur.”

O gün bu gündür gündemde İstiklal Marşı konusu var. “Allah bir daha bu millete yeniden İstiklal Marşı yazdırmasın” duasına muhatap Mehmet Akif’in mısralarına karşı çıkmıyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, tersine şiiri ‘emsalsiz’ bulduğunu kayda geçiriyor; itiraz ettiği, marşın Osman Zeki Üngör tarafından yapılmış bestesi…

Medyamızda kimi onun bu eleştirisine karşı çıkıyor, kimi görüşünü onaylıyor, ama tartışıyor işte.

Yine de o sözlerin gündem değiştirme amacıyla söylendiğini sanmıyorum.

Her vesileyle Külliye’de ağırlanan, ara sıra biraraya geldiği müzisyenler var etrafında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; bence o bu sözleriyle onlara davette bulunuyor.

İstiklal Marşı’nı yeniden besteleme çabası daveti bu…

Bir adım daha ileri giderek bir öngörümü daha belirteyim: Böyle bir çabanın varlığından haberdar bile olabilir Cumhurbaşkanı Erdoğan; hatta kendisine sunum yapılmış ve yeni besteyi eskisinden daha başarılı bulmuşsa buna da şaşırmam…

Daha önce gündeme taşıdığı konularda da öyle olmadı mı? Bazı konuları önce kendisi kamuoyu önünde tartışmaya açtı, istim arkadan geldi; bazen de zaten üzerinde çalışılmış bir konuyu ilgilisi açıklamadan önce ilk telaffuz eden kişi oldu Cumhurbaşkanı…

Marş için de bu iki alternatiften birinin söz konusu olduğunu düşünüyorum.

“Haydi bir daha” diye bir ara dillere pelesenk olmuş bir seçim şarkısı vardı, hatırlamamanız mümkün değil. Onun bestecisi Özhan Eren

Ya da yine AK Parti’nin seçim şarkısı da olmuş, okuyan Uğur Işılak’ı milletvekili olarak Meclis’e de taşımış ‘Dombra’nın Kazak bestecisi Arslanbek Sultanbekov

İstiklal Marşı olarak Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmış ve Meclis’te gözyaşlarıyla kabul edilmiş şiiri yeniden besteleme uğraşını üstlenebilecek –belki de üstlenmiş– sanatçılar olabilir Eren ile Sultanbekov.

Deniz Zeyrek yazısında, 1 Mart 1921 günü Meclis’te Hamdullah Suphi tarafından kürsüye taşınmış şiirin 1930 yılına kadar Ali Rıfat Çağatay bestesiyle okunduğu, 1930’dan itibaren ise Osman Zeki Üngör’ün bestesi ile değiştirildiği notunu da düşüyor. Bir kararnameyle gerçekleşmiş bu değişiklik…

Naçizane kanatim şu: İstiklal Marşı bestesinin müzikal açıdan sorunları olabilir, ancak bütün hatalarına rağmen bana heyecan veriyor; keşke şimdi olduğu biçimiyle kalsa.

Kazım Karabekir’in de bestesi var

Bu arada bir de not düşeyim: Aslında Meclis tarafından ‘İstiklal Marşı’ olarak kabul edilmiş Akif’in şiirini Çağatay ve Üngör dışında besteleyen başka müzisyenler de oldu. 12 ayrı beste.

Abdülkadir Töre, Lemi atlı, İsmail Hakkı Aksoy, İsmail Zühtü, Kazım Uz, Mehmet Zati Arca ve Ramazan Uçar’ın birer, Ahmet Yekta Madran ile Mustafa Sunar’ın ikişer İstiklal Marşı bestesi var. Bunlar 11 ediyor.

Onikinci beste İstiklal Savaşı komutanlarından Kazım Karabekir’e ait.

Merak edenler bugüne kadar değişik besteciler tarafından yapılmış bu 12 bestenin tamamını birbiri ardına şu klipten dinleyebilirler:

 

18 YORUMLAR

  1. Uzatmak istemiyorum ama, fark olarak yine bir iki önemli nokta var, şöyleki:
    “Kuranı Allah(cc.) tan bize intikal ve tebliğ eden Hz.Resuldür. tabii olarak O’nun hakiki yorumcusu da o ve Ashabı olacaktır.” Abdurrahman Serdar-17 Mart 2018 at 12:56

    Bazı kelimeleri anlamak için zaman zaman sözlüklere baktıgımı itiraf edeyim. Kendisine ulaşan bilgileri tebliğ eden tabiiki Hz. Resul. O devirde (zaman ve mekanda) Kur’anın hakiki yorumcusu o ve yakın çevresi (ahsabı)dır, buna da şüphe yok. Ancak bütün bunlar çokçası o donemin sorunlarıyla ilgilidir. Dolayısıyla, bugünlerde yaşanan daha karmaşık olayları o mekan ve zaman diliminde yaşanmışlara referansla anlatmak işin kolayına kaçmaktır (ezber, hazır mama dediğim buydu) ancak bugün için yetersiz kalır. Aradan geçen zaman aralıgında dünyada müthiş degişimler ve farklılıklar meydana gelmiştir. Bunlara hitap eden intikaller cilt cilt yazılmış hadis kitaplarını aşar, şüphe de oldugu için temkinli olunmalı diyorum. Kur’an’ın durumu farklıdır. İşte onun için ben birkaç hafta önce başka bir vesileyle tekrar tekrar demiştim ki:

    “Gelecege DiN’in zaman ve mekan dilimini degil ancak özünü taşıyabilirsiniz. Bu “öz”ler zamanla benimsenip ortaya çıkan türev ilke ve presiplerin ana iskeletini teskil etmiştir…… Hz. Peygamber (ve ashabının) özlemiyle yanıp tutuşanların ve tutuşuyormuş gibi numara yapanların o zaman ve mekan dilimine gitmesi mümkün değildir…” Kurandaki öz bilgiler, Hz. Resul ve ashabı döneminin karanlıklarına ışık tutabildiği gibi günümüzdeki sorunlara da ışık tutar, cünkü bunun kaynağı Allah (Al İlah ≡ The God)’tır. Hz. Resul (ve ashabı) kendi dönemleri için bu öz değerlerden yararlanmıştır. İsa İsa derken, Hristiyanlar onu tanrılaştırdılar, şirke düştüler. Bilmem anlatabildim mi?

  2. H.K. yorumuna açıklama : Kuranı Allah(cc.) tan bize intikal ve tebliğ eden Hz.Resuldür. tabii olarak O’nun hakiki yorumcusu da o ve Ashabı olacaktır. Ayrıca, Hadisleri nakleden Zatlar, Allah’a o kadar teslim olmuş, muhlis insanlar ki, eşi-örneği az bulunur. Diğer taraftan, Cenab-ı Allah pekçok ayetinde, mesela,
    Aali-İmran Suresinde, ” Allah’ı seviyor (inanıyor) iseniz, bana tabi olunuz….. de ” buyuruyor.(Ayet 31 olacak).
    Ben hafız değilim ki, burada, sana hepsini zikredeyim.
    Yorumcu kardeşimizin, benden çok farklı düşünmediğine kail oldum. O nifak ve fesata mani olmak için O hadis alimleri ne ZAHMET ve çilelere katlanmışlar ve tasnife tabi tütmüşlar. Bü zamanın Profları, O Hadisleri rivayet ve nakledenlerin CÜ’zü kadar İslamı halisane yaşıyor olmalılar. İlmi ile AMİL olmıyana İSLAM alim, demez, zaten. Bu itibarla, Mü’min ve amil olmıyan MÜSTEŞRİKLERİN İslam nazarında fazla bir değeri yoktur,

  3. Şu göruşü ifade edildiği şekliyle benimsemek sakıncalı ve riskli geliyor, şöyleki:
    “…Şunu da belirtelim ki, HZ.Peygamberin HADİSLERİNİ askıya aldın mı, İslam biter. Zira, İslamın çoğu EMRİ – ALLAH’ın KURAN’da çok açıkça beyan ettiği üzere – Hz. RESUL vasıtasıyla tebliğ ve va’z edilmiş bulunmaktadir…” Abdurrahman Serdar 16 Mart 2018 at 12:18

    Kusura bakılmasın “…İslam biter” ifadesi çok iddiali ve hatta basmakalıp geldi. İslam bitmez, çünkü işin özu Kur’an’dır ve bu esas itibariyle Hz. Peygamber devriyle sınırlı kalmayıp sonraki devirler için de bitmez tükenmez bir kaynaktır. Ve Kur’anda belirtildiği üzere Allah’ın koruması altındadır. Bu demek degil ki hadisler bütünüyle işe yazamaz. Hz. Peygamber, yaşadığı devirde kendisine danışılan/sorulan sorular karşısında mutlaka acıklayıcı bilgiler verdi, bununla görevliydi zaten. Ancak, mevcut bilgilere göre, hadislerin derlenip yeni nesillere referans kaynak olarak sunulması Hz. Peygamberin hayatından birkaç asır sonra olmuş. Bu süreçte (hadistir diye) insanları yönlendiren o kadar çok detay/malzeme çıkmışki ortaya, sonraki İslam alimleri bu ciddi soruna eğilip neyin ne oldugunu ayıklama gereği duymuşlar ve ortaya “sahih” olanlar, şüpheli olanlar ve aşikar saçma olanlar türünde sınıflamalar yapılmış. Sahih olanların Kuran’daki ayetlerle veya ayetlerin mantiki yorumlanmasıyla ortaya çıkan bilgilerle çelişkide olması beklenemez. Bunların Kuran’la tutarlılığı varsa mesele yok. Mesele, bu bilgilerin kökeninin gerçekte Hz. Peygamber olup olmadıgı konusundaki şüphedir. Yoksa, Kur’anda Allahın beyan ettiğü üzere Hz. Peygamberin gerçekte söyledikleriyle değil. İslamı günümüze uygun şartlara göre anlatmanın kaynagı agırlıklı olarak hadisler değil, Kur’an ayetleri olmalıdır, bence. Bunu yapmakla İslam bitmez zaman/mekan itibariyle bizzat güncellik kazanır. Bitecek olan birşey varsa o da bütün mesaisini ezbercilikle (bir nevi hazır mama kullanır gibi) cogunlukla hadislere dayandırmağa çalişan din sektörüdür. Bu sadece bir zaman meselesidir. Gelecek dönemlerin alimleri sadece dini konularla sınırlı kalmayıp hemen her konuda bilgi ve hatta ihtisas sahibi olanlar arasından çıkacaktır.

    Hadisler konusunda değinilen sorun, mantıken, İncil için de geçerli. Çeşitli bilgi ve belgelere göre İncil tarihi süreçte kaybolmuş oldugu için, uzun yıllar sonra sözde güvenilir toplama bilgilerle (mektuplar) tekrar bir araya getirilmege çalışılmıştır. Bunlar zamanın din alimlerinin oluşturduğu komiteler tarafından incelenerek güvenilir olduguna inanılanlar ayrılarak İncil’in temelini teşkil etmiştir. Ancak, burada sorun bunlarıın dogrulugunu teste tabi tutacak original referansın elde olmayışıdır. Hristiyanlar, bu mektupları yazanların güvenilir olduguna inanıyorlar, neye göre “kutsal ruh” dedikleri ilham kaynagına göre. İlham alınarak dini muhteviyatlı yazılan eserler vardır (misal, Rumi’nin Mesnevisi), amenna. Ancak, bunun yeri ayrıdır. Eşlik ettiği, bir takım sokulturma veya uydurmalara ragmen, İncil’de Allah kelamı olan bilgiler hiç mi hiç yoktur. Mutlaka, hem İncilde ve hem yahudilerin kitaplarında Allah kelamı vardır (örnegin, Hz. Muhammedin gelecegine dair ipuçları bırakılmış olabilir). Ortak konuların bir kısmı Fransız doktor/filazof Graudy ve benzer şahsiyetler tarafından araştırılıp özetlenmiştir. Bu araştırmacı İncil’de bir noktaya kadar verilen bilgilerin devamı niteliğinde olan detayları Kur’an da keşfetmiştir. Dolayısıyla Kur’an kaybolan bilgileri orijinaliyle ortaya koyan ilahi bir kaynaktır (bu da şirk içinde yaşayan insanlığa Allah’ın merhametinin bir sonucudur). Kur’an gelmemiş olsaydı, bugünkü dindarlar hristiyan olarak hayatlarına devam edecekti. Gelmiş olmasıyla batıl karanlıgı Kur’an ile aydınlatılmış oldu, şanslıyız!…

  4. Bizim marşımızda ulkenin sembolu bayrak kutsallaştırılmış bir sevgi(li)dir, bununla muhabbet vardır. Allaha iman vardir. Sadece O’na tapmakla hakedilmiş hürriyetin bir ilani vardir. Dogrusu merak ettim diger birkaç tanesine daha baktım. Hepsinin ayri özelligi ve bazı ipuçları vardır;

    Amerikan marşında Tanrıya inanç/güvenin belirtilmesi bir özelliktir. Sonuna dogru, karanlik semada bombalar patlar, bunların havada ışıltısıyla yerde dikili bayraklari kendini gösterir. Yani bayrak ve temsil ettigi ülke, bombanın gücüyle ilintilenir (Nakazaki-Hiroşima!).

    Içeriğini yeni ögrendigim İsrail’inkine umutla girilir, aslı folklorik muzige dayaniyor 1886larda marş olarak düzenlenmis. Vadedilmiş topraklarda hürriyete, Siyon’a 2 bin yıllık özlem dile getirilir (Kudusle birlikte!). T.C.’den eskiye giden bir tarihi var ve bu özlemleri realite olmadı degil, ancak bunun doyum noktasini kestirmek zor (yeni dunya düzeni!).

    İngiliz’lerinkinde bircok şeyle birlikte imparatorluk hanedanının uzun ömurlu olması için Kraliçe adına Tanrıya dua (Tanri kraliceyi korusun ifadesi) var.

    En cok degisiklik yapilan ulusal marş Ruslarinki, anavatan sevgisi, bundan duyulan gurur işlenir, en son degişiklik 2000 yilinda olmus ve Noel zamani onaylanmis ve bu versiyonunda Tanri’ya referans vardir. Tanri Rusyayi korusun kabilinden bir ifade ilave edilmis.

  5. Emsali bulunmayan, şanlı istiklal marşımızın her kıtası ecdadımızın vede ümmeti Muhammedin destanlaşmış hikayelerinin manaya bürünmüş, yazıya dökülmüş halidir. Ancak. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi marşın bestesi, sanki bu ulu marşı yansıtmıyor gibi hava katmakta. Daha iyi bir beste yapılacaksa neden olmasın ki. Okullarda öğrenciler hoparlörden çıkan marş sesini tekrar ederek iştirak etmekte. Kayıt sesi olmadan öğrenciler marşı söylemekte birlik gösterememekte. Bunun sebebi bestenin, marşı yorumlamada yetersiz kalması.

  6. Bence marş bahane, Erdogan in hedef aldığı sey Cumhuriyet. Esasinda siyasal islamin fikir bazinda getirdigi bir sey yok ve su anda baktigimizda iflasi AKP ye nasip olmus durumda. Erdogan ise milliyetcilikle karistirarak kendisini ve yandaslarini kurtarmaya calisiyor bu aradada siyasal islami malzeme olarak kullaniyor. Fakat yerine koydugu birsey yok, siyasal islamin Cumhuriyet karsitligindan baska getirdigi birsey yok.
    CHP ilk yapmasi gereken gecmisdeki hatalari ile yuzlesmesi. Gerci bu ulkemizde ve bizim kulturumuzde yeri pek yok fakat olsa guzel olur. Ornegin bas ortusu konusunda kizlarin egitim haklarinin ellerinde alinmasi buyuk bir adaletsizlik idi. Bunu CHP savundu, hatta Ecevit, Merve Kavakciyi kast ederek “Cikarin bu kadini meslisden” diye kursuden bagirdi. CHP lideri bu uygulmanin yanlis oldugu kabul etmesi, ozur dilemesi ve daha ozgurlukcu ve adil bir ulke vaad etmesi gerek. Ayni sekilde Demirtas in hapse gonderilmesi ve HDP li millet vekillerinin, millet vekilliklerinin dusurulmesi konusunuda tekrar dusunmelidir. Gecmisle yuzlesip, daha guzel bir ulke vaad etmelidir.

    • Bir hatırlatma. Hacca gidip gelen hanım milletvekili Meclise ilk defa baş örtüsü ile geldiğinde CHP’den Ş Perver ve diğer milletvekilleri çok güzel konuşmalar yaptılar başörtülülerde başı açıklar da bizim bacılarımız.
      CHP değişmesine değişti de, diğerleri gibi reklam yapamıyor. Olduğu gibi görünüyor, iki yüzlülük yapmıyor.

      • Degistim demek ayni sey degil, gecmis ile yuzlesmek, ozur dilemek ve neyin dogru oldugunu soyleyip, yeni politikayi, yol haritasini belirlemektir onemli olan. Islamcilar, Cumhuriyetciler ve Milliyetciler hepsi bir tarafa cekiyor, ortak paydayi belirleyip, ulkeyi bu dogrultuda ilertecek lider ekibe ihtiyac var.

        • Haklısınız, bence sizin dediklerinizi şu an Türkiyedeki mevcut politikacılarda bulmak mümkün değil, fakat bizler halk olarak yani seçmenler politikacılara bunu yaptırtabiliriz.
          Bunu yapmak için ne özüre nede din tüccarlığı yapanlara ihtiyacímız var.
          Sadece birbirimizin irk ve dini inançlarını bir tarafa bırakarak birlikte barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayarak politikacılar babamız veya kardeşimizde olsa onların yaptíkları yalnışlara karşı onlarín değilde doğruların yanında dura bildiğimiz zaman inanın sıradan bir vatandaşide C Başkanı yapsak başarılı oluruz.
          Çünkü hiç bir şey bilmiyen CB halkın gücünden çekinir ve görev dağılımında kendi adamlarını değil işin ehliyetliler ini o görevlere getırır.
          Yeterki biz halk olarak kendimizi yetiştirmesini bilelim.
          Bilmem hatırlarmısınız Rum aslli bir Türk kızımız şiir yarışmasında birinciliği Korkma Sõnmezi okuyarak almıştı okurken de o kadar içten okuyordiki göz yaşlarına hakim olamiyordu. Tam olarak hatırlamiyorum ama 2007 yılı olsa gerek. Ben o dünyalar güzeli kızımızın ismini unuttum fakat o şiiri okurken yüzündeki hüzünü halen daha o gúnkü tazeliğini zihnimde koriyor.
          İnanı ülkeler ve halkları birbirinin düşmani değil insanlar birbirlerini seviyorlar ama bazı gözleri para, makam, ve menfaat den başka bir şey gõrmeyen sermeyeleri insan kanı olan silah tüccarları( Karagüle hocanın dediği sermaye bu olsa gerek) Para ile satın aldıkları politikacılar aracılığı ile ülkeleri ve halklari birbirlerine kırdıriyorlar.
          ABD den bir örnek.18 yaşındaki bi insanın bakkaldan sıgara ve içki alması mümkün değil çünkü yasak.
          Fakat silah satanlardan çikolata alır gibi rahatlıkla sílah alabılır.
          Silah satışını değilde alma yaşını 21 çıkaripc öz geçmişini arartırarak akíl hastaları ve sapiklara satılması için obama kaç kez kanun imzaladı fakat senetodan geçirmediler.
          Son lise 14 öğrenci ve 3 öğretmenin ölümne sebep olan çocuk ruh hastası ve gidip otomatik silah almış.
          Şu an Öğrenciler ayaklandı çünkü Trump ve senetörler bu kanunun çíkmasını istemedikleri gibi ústüne üstlük birde õğretmenlere silah eğitimi verdirip onlara sílahlandırmak için kanun teklifi verdiler. O kanun görüşlürken 3000 den fazla lise õğrencileri her eyalette ve meclis binasi önunde eylemler yaptılar. Gõğuslerinde “Ölüm sırası bendemi”yazılı tişört ler giyerk.
          Hiç uzağa gitmeden bu olay politikacıların kimler hizmet ettiğini gösteriyor.
          Silah tücarları senetörlere miliyar dolarlar yardım adi altında paralar ödemış ve ödemeyede devam ediyorlar.
          Ben ABD den örnek verdim bu kan emici tücarlar Dünyadakı politikacılarada ayni yardımları yapiyorlar.
          Bunlar öğle Kılıçdaroğlu veya rahmetlik Mühsin Yazcioğlu ve Erbakan hoca gibilere para vermezler.
          Kılıçdaroğluna neden vermezler biliyor musunuz? O kavgacı kişiliğe sahip olmamasının yani sıra yalanı kandırmayi de pek beceremiyor.
          İdareciliğinide SSK döneminde gördük. Sadece iyi tarafı Sermayecilerin ilgisini çekmemesi.
          Aslinda buda azınsanmiyacak kadar önemli.

  7. İstiklal Marşı’nın sözleri
    TBMM açılıp Birinci İnönü Savaşı kazanıldığında Mustafa Kemal İnönü’ye çektiği telgrafta: “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.” der. Bu söz aynı zamanda İslam alemi için söylenmiştir. Galibiyetten sonra 12 Mart 1921’de Meclis Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı kabul eder. Son mısraı her şeyi açıklar mahiyettedir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!”

    Mehmet Akif, Mustafa Kemal ile arası da açılınca Türkiye’yi terk eder. Mısır’a gitmesini halifeliğin kaldırılması ve şapka kanununa bağlayanlar vardır. İstiklal Marşı’na dokunulmamıştır. Bu konuda Sermaye’ye verilmiş bir söz yoktur. 1936’da başında şapka ile yurda dönmüş ve Türkiye’de ölmüştür.
    Bizim alacağımız dersler var burada: Akif şapka takmamak için Mısır’a gitmiş ama umduğunu bulamamış ve Türk inkılabını kabullenerek Türkiye’ye dönmüştür. Yahut Mustafa Kemal’e öyle bir resim gösterildi. Tam bilemiyorum.
    Besteye gelince 1930’larda Mustafa Kemal tarafından değiştirilmiştir. Beste İstiklal Savaşı’ndan sonra yazılmıştır, değişik varyantları olabilir. Meclis tarafından kabul edilmiştir. Zamanla daha güzel besteler ortaya çıkabilir. “Tek dişi kalmış canavar” diyor Akif, şimdi o canavarın çöküşünü izliyoruz Afrin’de.
    Muasır medeniyetin üstüne çıkmak için atılan Adil Düzen adımı yavaş yavaş olgunlaşmakta. Mustafa Kemal, İnönü, Gürsel ve Evren büyük adımlar attılar. Şimdi de Hulusi Akar sessiz sedasız büyük işler yapıyor. Türkiye’de yapılan sokak operasyonları ile terör bitirildi, şimdi de sınır ötesinde benzer bir operasyon yapılıyor. İnşallah bundan sonra terör sorunu yaşanmayacaktır. Duam bu yönde.
    Koru’nun görüşüne katılıyorum. İstiklal Marşı’nın bestesini değiştirmekle uğraşmak yerine İstiklal Savaşı’nı tamamlamaya çalışmalıyız. Besteciler meşgul olabilir belki, ama ülkenin buna vakti yok. Türkiye’nin öncelikli meselesi Adil Düzen’i tesis etmek olmalıdır.
    Adil Düzen nasıl gelecek?
    Türkiye’de semt kooperatifleri kurulacak ve yüz lojmanlı Nur apartmanları yapılacaktır. Nur apartmanlarını ben söylemiyorum, bu Kur’an’ın ifadesidir. Gülen ve Erdoğan bu söze kulak verip harekete geçmelidir.

  8. Koru katıldığım bir değerlemede ve temennide bulunuyor. İstiklal Marşının KILINA dokunulmamalı. Tarihi, Milli, hamasi, manevi bir değer ifade ediyor. Herşeyi ile MANA yüklü.
    Bizim bir müzik Öğretmenimiz vardı: Kel Ferit. Ondan DİNLECEKTİN İstiklal Marşını. Uyuz insanlar elinde uyuşuk bir şekilde okursan veya okunursa rehavet içinde kalırsın.
    Bu vesile ile, EHEMMİYETİNE binaen ifade etmeği bir borç bildim : Cemaatle namaz kılınırken, HOCALARIN çoğu UYUŞUK, uyuşuk, uyuz uyuz kimi TEKBİR getiriyor, namaz kıldırırken. Oysa, küfre, zulme, zalime, müşrike karşı ALLAH’ın EN BÜYÜK. TEK BÜYÜK olduğunu HAYKIRACAK ve hep HATIRLIYACAK, hafızanda DİRİ tutacaksın ki, bir HALT edeceğin zaman ALLAH hatırına gelsin ve o alçaklıktan vazgeçeceksin. DİB teşkilatı da hep bu yüzden, uysal bir koyun gibi aksiyonu, gayret-i diniyesi olmadan MAİŞET ve menfaat müessesesi olarak, yığınları uyutup, duruyor. ” İslam aşkı ” uğruna dirayeti, gayur çabası bulunmuyor, bir teleks veya faks makinası gibi kulağına fısıldananı öttürüyor, sadece – Hükumet sözcüsü, adeta. Halbuki, bu hususta, M.AKİF merhumun nice dizeleri var. ….
    Genel anlamı ile hassaten de ahlak ve terbiye yönü ile pekçok yazar ve TV. spikeri ve yurttaş hep soruyor ; ” NEDEN BU HALE GELDİK ? ” İslamı TAŞIYACAK, etkisini ve eşrefini biraz daha müessir kılacak ve kitleleri ” İSLAMI, kendisine imrenilecek, Gıpta edilecek, peşinden sürükliyecek VAKARLI ve HEYBETLİ bir DİN ” olarak takdim edecek ALLAME Yetiştirmediğimiz ve geçmişdekilerin de kıymetini bilemediğimiz İÇİN bu HALE GELDİK, Cumhurbaşkanı bu açığı görmeli ve gereğinin çabası içerisinde olmalı. Seçkin, mümeyyiz
    (iyiyi kötüden kesin ayırabilen) fetanet ve fekahet ve İHLAS sahibi alim yetiştiren pekçok Müslüman Türk DEvleti ve müteakiben SELÇUKLU ve OSMANLI Devleti EHL-İ SÜNNET (Özellikle de Hanefi) düzgün İslam anlayışı ile fazla muhataralı olmıyan Uzun bir ömür sürmüştür. Nitekim, Dİyanet TV.ye konuşan
    – Komünizm döneminde çok çile çekmiş – Türkmenistan’lı muhlis bir türk, ” şimdilerde, sözüm ona din hürriyetine kavuştuk ama içimize NİFAK girdi, muhtelif sapık fikirlerle, huzurumuz ve ezeli hasbi birlik bağlarımız DARBE almıya başladı”, diyor, üzülerekten. Şunu da beirtelim ki, HZ.Peygamberin HADİSLERİNİ askıya aldın mı, İslam biter. Zira, İslamın çoğu EMRİ – ALLAH’ın KURAAN’da çok açıkça beyan ettiği üzere – Hz.RESUL vasıtasıyla tebliğ ve va’z edilmiş bulunmaktadir.
    İMPARATORLUK dilinden AŞİRET diline indirgenen bu dille ve kelime hazinesi ile de İSLAM ÖĞRENİLEMEZ ve öğretilemez. EMEK ve alınteri ister. Dünya saadeti ve CENNET ucuz değil, CEHENNEM de hiç lüzumsuz değil. (inanana tabii ki).
    İslam ve sapıtmalar her daim gündemimizde olmalı, samimi Müslüman isek.
    İstiklal Marşı ise, her buutiyle bu Milletin ruhuna işlemiştir.

  9. Bu sayede uzun zamandır okumadığım milli marşımızı -hem de on dörtlüğünü birden- okudum ve anlamaya çalıştım.. anlamak için bir de merhum M. Akif’i anlamak lazım diye kanaat getirdim.
    Yani milli marşımızdan anlamaya çalışacağımız, ilk iki dörtlüğünden başka, geriye kalan mısralarını da anlamamız gerektiğidir..anlamak yetmiyor, hangi şartlarda yazıldığı ve koyduğu hedefleri de bilmek gerekliliği…

    Bu bize o günlerin zorluklarını anımsatacağı gibi gelecek nesle de bir hedef gösteriyor aynı zamanda. Yoksa müzikal şekliyle söylenecek ilk mısraları bize bir şeyler anlatmaktan ziyade, tınılarıyla ruhumuzu coşturacak, kanımızı beynimizin çeperlerine vurduracak ahengidir ve şahsen ben, mevcut haliyle dinlediğim-söylediğim İstiklal Marşımızdan, başımda tüylerimi dikecek kadar haz ve heyecan duyuyorum.

    Akif’in duasıyla; ”Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” duasına, can-ı gönülden katılmalıyız.

    Bu tartışma bize bunun yolunu açtıysa oh ne ala, yok bir önceki ”dinde güncelleme” konusunun üzerini kapatmaya yaradıysa, yeni ”kısa günün karı” gündem tartışmalarına da hazır olmalıyız. Çünkü açıldığı gibi kapanan (sohbetlere konu olmaktan öteye geçmeyen) dinde güncelleme meselesi gibi mili marşımızla ilgili bu tartışmada kapanacaktır.

    Milli ve manevi değerlerimizi, sıradan tartışma konusu yapmak ve gündem oluşturmak için kullanmaktan da imtina edilmeli. Birinden öte hemen diğerini tartışmaya açmak, biri üzerinde yeterince tartışılıp görüş bildirilip bir neticeye varılmadan, başka bir tartışma konusu ortaya atmak ”daldan dala atlamak” gibi duruyor.

    Ne yapsın muhalefet, ne yapsın zavallı Kılıçtaroğlu?..yetişemiyorlar ki..

    Sahi, konu hakkında Bahçeli’den bir şey duyanınız oldu mu?

    Yoksa, o da Kılıçtaroğlu’nun vekillerine vermediği izni Erdoğan’dan alamadı mı?

  10. Ulusal marşımızı layikıyla söyleyememiz, milli eğitimin halk katmanlarina ulaşmadığınin bariz göstergelerinden birisi ve milli ayıbımız! Bu iş, geri kalmışlığın da bariz göstergesine eşdeğer. Her futbol maçında ulusal marşla pratik yapma fırsati var ama, kaliteli/ciddi egitim eksikliğinden halkta disipline milli ruh oluşamamış adeta. Daha kolay olduğu için şimdi de marşı millete uydurmağa çalışıyoruz. Nedense, bu iş “enseye göre traş”ı hatırlattı. Rahmetli Mehmet Akif Ersoy bu konudaki güçlükleri tahmin edebilseydi anlamını muhafaza ederek belki hece sayısını küçültür ve daha kolay okunan/söylenen bir şiir yazardı, herhalde. Seksen yıldır gelişmişlikte onun tahayyülüne uygun bir seviye yakalayamadık! Bu millet bir onu ve bir de Yunus Emre’yi layıkıyla anlasaydı herhalde gelişmişliğimiz çok daha ileri bir düzeyde olurdu. Neyse, klipteki marşların şimdiki dahil son ikisinde ulusal marş havasi var. Daha öncekiler de güzel ama marş havasından ziyade Batı muzigi havasi var gibi geldi. Sonuncu marş, halkın şimdiki marşı layıkıyla söyleme zorluguna kiyasla belki daha kolay soylenebilir.

  11. cumhurbaşkanımızın ağzından çıkan her şey ana gündem konusu oluyor acaba bunu onun güçlü liderlik tavrına mı bağlamalıyız yoksa muhalefetin gündem oluşturma yeteneğinin zayıflığına mı? gündem oluşturmaktan anladığı bir elin eline tutuşturduğu belgeleri sallamak olması da durumu hepten zayıflatıyor. bırakalım gündem oluşturmayı gündem önünde bile kılınçdaroğlu için kuvvetli esen bir rüzgar nedeniyle düşmemek için çaba harcayan bir yaprağa benziyor desek haksızlık yapmış olur muyuz???

    türkiyenin yığınla sorunu varken zaten herkes bu sorunlarla boğuşurken zaten her fırsatta bu sorunlarımızı tartışıp dururken farklı bir konumuz olmasın mı…neden olmasın…

    daha geçenlerde din ve reform sözcükleri bir araya geldi de gündeme oturuverdi. dinin anlaşılmadığından dolayısıyla hakkıyla yaşanılmadığından hemen herkes şikayetçi gibi. oysa bu şaşırtıcı bir durum değil. zaten Allahın dininin herkes tarafında anlaşılmak gibi bir derdi yok. öyle olsaydı eğer hemen herşey bir sembol diliyle anlatılmazdı değil mi? bırakalım müteşabih ayetleri en açık olan abdestten namaza sadakadan oruca hacca kadar herşey bir şeylerin sembolü değil mi? insanın idraki yükseldikçe sembollerin anlamını çözmedeki anlayışı da yükselir. bu ise öncesinde nefis tezkiyesi denen bir süreci iktiza eder. bu da herkesin harcı değildir o halde dinin amaç değil de bir araç olduğunu bile anlamak sıkıntısı içindeki kitlelerin dini yaşamaması ama dindar olması anlaşılmayacak bir durum hiç değildir. o halde bir reformdan konuşacaksak bu dine bakış açısında bir değişikliğe gitme kapsamında olur ve ne güzel olur. çaba göstermediğimiz mücadele etmediğimiz televizyon izlemeye ayırdığımız kadar vakit ve nakit ayırmadığımız bir din bizi içinde bulunduğumuz yere getirir ve biz durumu değiştirmediğimiz sürece de bizi içinde bulunduğumuz yerde bırakır…

    istiklal marşına gelirsek onu da 10. yıl marşını da özellikle 50. yıl marşını da hatta bütün marşları çok severim. müzikal açıdan sorunları var mı bilmem çok alışkın olmak itibarıyla yeni bir beste iyi fikir mi onu da bilemiyorum. ama yeni bir beste varsa ya da olacaksa bir dinlemeye itiraz da etmem. beğenmek zorunda olmadığım gibi beğenmemek için bir nedenim de yok…

  12. Kılıçdaroğlu haklı, ve iyi de yapiyor.
    Muhakak bir pazarlık vardır onu saptırmak için gündemi değiştıriyorlar.
    4 saata yakın tercümansız ve notsuz görüşülen ve Almanya da dahil verilen tavizlerin gerçek yüzünü gösterecek bazı olayları bu şekilde sümen altı yapmak peşindeler.FAKAT işin içinde havuz medyası değil gerçek medyalar var, onlar emirle değil belgelerle iş yaparlar.
    Diğer merak ettiğim konu da hani Kılıçdaroğlu’nun kızı bir milyon dolara daire aldı diye havuzda manşetlerele duyurdular, Kılıçdaroğlu nun kızı da, yüzbin dolar verin size satayım teklifinde bulunmuştu ve sözünde durup dairesini yüzbin dolar karşılığında onlara sattı.
    Bunu hiç kimse dillendirmedi ve attıkları iftira yüzlerine ters çarptı.
    Peki o iftırayı Örneğin Cumhuriyet gazetesi reisin kızına atsaidi neler olurdu? Kerem Kılıçdaroğlu da Askerliğinı yaptı ve teskere aldı. Hiç kimse duydu mu?
    İşde Kılıçdaroğlu böyle bir insan ve kimseler de meydan okumuyor.
    İyi de yapiyor.
    Türkiyenın bütün sorunları bitmiş kala kala İstiklal marşının notasını değiştirmek kalmış.
    O marş kimsenin babasından miras kalmamış. İstiklal Marşı notası ile TC vatandaşlarının marşı. Sanki biz adam değiliz.

    • Nurdan hanım, istiklal marşı hepimizin babalarından ve dedesinden kalmıştır! Gerektiğinde yeniden yazmasını da biliriz herhalde?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here