Kişisel tarihimden yeni bir yaprak: Savaş üzerine…

33
Ağlayan biz, gülen onlar...

 

Ülkenin dört bir yanından “Alalım düşmandan eski yerleri” nidaları eşliğinde “Musul’a da girelim, Suriye’den de hak iddia edelim” talepleri gelirken… Ben ve benim gibiler neden “Sakın ha!” tavrını benimsiyor, hiç düşündünüz mü?

Başkalarını bilmem, ama benim genlerime kadar işlemiş bir sebebim var.

Üniformalı ve kalpaklı Mustafa Kemal, evin başköşesinde...
Üniformalı ve kalpaklı Mustafa Kemal, evin başköşesinde…

İzmir’de iki katlı bir evde doğdum. Evin misafir kabul edilen geniş salonunda o yıllarda çıkan ‘Hayat’ mecmuasının ortasında verdiği portrelerden camlatılmış bir ‘Gazi Mustafa Kemal’ fotoğrafı yer alırdı.

Üniformalı ve kalpaklı bir Mustafa Kemal

Zorunluluk duygusuyla değildi bu; Gazi bizdendi çünkü. Bizi anavatanımıza kabul ettiği için ona şükran borçluyduk.

“Padişah’ı gören gözler bunlar oğlum” derdi…

Anneannem Şirin Hanım –yoksa onun annesi Refiye Hanım mıydı?– “Ben Padişahı gördüm oğlum, buka (bu kadar) gözleri vardı” derken eliyle kocamanlık işareti yapardı.

“Nerede, nasıl görmüş olabilir ki Sultanı?” diye düşünür, yaşlılığın böbürlenme alışkanlığına bağlardım o sözleri…

Yıllar sonra, Sultan Mehmet Reşat’ın 1911 yılında Osmanlı toprağı Rumeli’de geziye çıktığını, Selânik, Makedonya derken, 15 Haziran günü, Priştine’ye (Kosova) de uğradığını öğrenecektim.

Edirne’ye kadar (Edirne dahil) bütün Rumeli topraklarının Osmanlı’nın elinden çıkacağı Balkan Savaşı’nın patlamasından (Ekim 1912) yalnızca bir yıl kadar önce…

Bir savaşa daha girilecekti Edirne’yi geri almak için…

Tabii ardından, ‘Evlâd-ı Fâtihan’ olmakla ve İstanbul’a bağlılık duymakla iftihar eden ne kadar insan varsa, onlar için çileli günler başlayacak ve çoğu asırlar önce yerleştikleri, kök saldıkları, mal-mülk sahibi oldukları topraklarda daha fazla barınamayıp, tası tarağı bile arkada bırakarak Anadolu’ya koşacaklardı…

‘Muhacir’ olarak…

Bizler için ‘savaş’ demek, bu çileye yol açan karanlık bir dönem demek…

Kişisel tarihimin bu sayfalarını paylaştığım bir dostum, “Evet ama” dedi bana, “Aynı hisleri taşımak için Rumeli kökenli olmak gerekmiyor ki; Suriye ve Irak’ta yaşananlar, bu iki ülkenin yıkılmış, insanlarının perişan olmuş hali yeterince ders veriyor zaten…”

Doğrudur. Fakat bizimkilerin yaşadıkları bana daha yakın geliyor…

Savaşta ne oldu?

Balkan Savaşları’nın yalnızca bir cephesinde bulunmuş Fransız gazeteci George Remond’un tek cümlelik özet izlenimi şu: “Yine de gerçek dehşeti, cehennem kapılarından birkaç defa girmiş çıkmış bir ressam bile tasvir edemez…” (Remond, ‘Mağluplarla Beraber – Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri’, Hasan Cevdet çevirisi, Profil Yayıncılık, İstanbul 2007, s. 54).

Hiçbir savaş tarafların sonunda yenileceğini düşündüğü ortamlarda çıkmaz; savaşa girenler sonunda muzaffer olmayı ve yeni topraklar kazanmayı bekler.

Cemal Reşit Rey ile Ekrem Reşit Rey’in babası Ahmet Reşit Bey (1870-1956) 14 yıl Sultan Abdülhamid’in sarayında kitabet dairesinde çalışmış, sonrasında valilik ve bakanlık görevlerini de üstlenmiş bir Osmanlı bürokratıydı. Türkiye İş Bankası tarafından yayımlanan ‘İmparatorluğun Son Döneminde Gördüklerim Yaptıklarım’ başlıklı anılarında (hazırlayan Nur Özmel Akın) Balkan Savaşı’na giden yolda başkentin durumunu pek güzel yansıtır.

Onun uzun anlatımını değil de, anılarına ‘zeyl’ olarak eklediği bir başka tanığın ifadelerini buraya aktaracağım.

‘İstanbul şehremini’ (belediye başkanı) olarak şöhret bulmuş Dr. Cemil Topuzlu’nun (1866-1958) ifadelerini…

Savaşın ilânından 15 gün önce Müşir Abdullah Paşa ile köprü üzerinde karşılaşır Dr. Cemil Bey; birlikte bir kıraathaneye gidip sohbet ederler. Paşa “Muharebe açılırsa mağlubiyetimiz muhakkaktır” der ve bunu kayınpederi Şeyhülislâm Efendi’ye aktarmasını ister. Dediği yerine getirilir; Şeyhülislâm savaşın çıkmasını önleme görevini üstleneceğini söyler…

Daha güzel bir şey olur; Dr. Cemil Bey anlatsın:

“Ben o zamanlar Zat-ı Şahane’yi tedavi ediyordum. O münasebetle ertesi gün yanına gittiğim zaman Abdullah Paşa’nın sözlerini Sultan’ın huzurunda da tekrar ettim. Padişah Abdullah Paşa ile gizlice görüşmek istediğini söyledi.”

Ardından çok şaşıracağı bir durumla karşılaşacaktır Dr. Cemil Bey:

“Harbiye Nazırı olan Nazım Paşa’yı gördüm. Padişah’ın zihnini bulandırmış olduğumdan dolayı bana çıkıştı ve Abdullah Paşa’nın düşüncesinin kof olduğunu iddia etti. ‘Ben dün Zat-ı Şahane’ye söyledim; sana da söyleyeyim ki henüz bir hafta geçmeden Osmanlı bayrağı Filibe ve Sofya’da görülecektir’ güvencesini verdi.”

Ertesi gün, Dr. Cemil Bey, tedavi için yine Saray’dadır. Gürültüler gelince pencereye giderler; Saray’ın bahçesine yığılmış “Harp isteriz, harp” diye avazı çıktığı kadar bağıran kitle Padişah’ı görünce daha da coşar. Cemil Bey, “En ziyade göze çarpan iki kişi idi; biri Talât Bey (Paşa), diğeri Halaçyan Efendi. Ortalarında uzun bir direğe bağlanmış Osmanlı bayrağı vardı” notunu düşer… (s. 212-213).

Osmanlı'nın Balkan seferine çıkan ordusu...
Osmanlı’nın Balkan seferine çıkan ordusu…

Talat Paşa suikasta uğramadan hemen önce kaleme aldığı anılarında (‘Talat Paşa’nın Hatıraları’ adıyla Hüseyin Cahit Yalçın tarafından 1946 yılında yayınlanmıştır) “Harp isteriz” diye bir an önce girmekten yana olduğu savaşın, sonradan ileri sürdüğü gerekçeler yüzünden ‘daha başlamadan kaybedilmiş’ olduğunu yazacaktır (s. 18).

Nedir o gerekçeler?

Okuyalım:

“Türkiye o sırada dahili isyan ve ihtilâflarla meşguldü. Ordunun teşekkül tarzı değiştirilmiş, fakat yeni nizam henüz tatbik olunmamıştı. O sırada iktidar mevkiinde bulunan Gazi Ahmet Muhtar Paşa kabinesi, Avrupa’nın bir harbe müsaade etmeyeceği kanaatile olacak, talim maksadiyle silâh altına çağrılmış olan kıtaları, yani takriben 100 bin kişiyi, terhis etmişti. Fakat harp çıkınca ordu tuhaf bir vaziyette kaldı: Bir taraftan kıtalar terhis edilirken, diğer taraftan yeni kıtalar silâh altına alınıyor ve kadrolar değişmiş olduğundan ne subaylar askerleri, ne de askerler subaylarını tanımıyordu.”

İyi mi?

Ahmet Reşit Rey Balkan Savaşı’nın faturasını İttihatçılara çıkarır…

Savaşın faturasını onu çıkaranlar değil, halklar öder

Fatura siyaseten kime çıkarsa çıksın, onu ödemek Rumeli’yi mekân tutmuş halklara düştü.

Balkan muhacirleri Sirkeci garında...
Balkan muhacirleri Sirkeci garında…

‘Mübadele’ anlaşması ile 1923’ten itibaren Rumeli halkı Anadolu’ya taşındı.

Ama nasıl? Okuyalım:

“Selanik ve çevresindeki iki, üç, dört odası olan Müslüman evlerinin tek odası Müslümanlara bırakılarak diğerlerine Türkiye’den kaçan Rum ve Ermenilerin yerleştirildikleri, hatta bazı yerlerde tek odaya iki-üç, bazen dört aile sıkıştırılarak Müslümanların eşyalarının Rum ve Ermeniler arasında paylaştırıldığı, hane sahiplerine yatak-yorgan ve çamaşırdan başka eşya verilmediği, hükümet ve zabıtaya yapılan şikâyetlere ise ‘Burada şikâyet dinlenmez, şikâyetlerinizi Mustafa Kemal’e anlatınız’ cevabı verildiği, ismi Kemal olanların ise isimlerini değiştirmeye mecbur edildikleri…” (Cahide Zengin Aghatabay, ‘Mübadelenin Mazlum Misafirleri – Mübadele ve Kamuoyu 1923-1930’, Bengi, 2007, s. 199-200).

Daha anlatacak çok şey var, ama herhalde ne demek istediğim anlaşılmıştır.

ΩΩΩΩ

33 YORUMLAR

  1. Adamlar 50-100 senelik planlarla, 22 ayrı devletin bölünme planlarını yapıyor ve bunlar içinde türkiyede var. Bu planları uygulamak için ajan, hain, askeri saldırı olmak üzere ne gerekirse uyguluyor sonuçta İslam dünyasında kan gövdeyi götürüyor. Bu saldırıları püskürtmek için safça, biz barış istiyoruz ve sınırların değişmesine karşıyız deseniz ne cevap verecekler size. Oysaki fetö,pkk,dhkpc gibi türkiyenin altını oymak için çaba sarfettikleri artık iyice ayyuka çıktı. Bu haçlı ordusu sınırları değiştirmek için artık eskisi gibi ordular göndermiyor, birkaç hain, ajan, kendi için yetiştirdiği, devşirdiği gazeteciler, bürokratlar; bunlar yüzbinlerce kişik orduların yapacağını yapıyor. Osmanlıyı o günkü şartlara getiren de muhtemelen şimdi isimlerini hatırlamadığımız, kullanılan hain veya saftirik gazeteciler ve bürokratlar değil mi. Adamlar ülkenin altına bomba koymuşlar, pimini çekmişler ve bizlerde “savaşlar kötüdür” diye safça yazılar yazıyoruz. Oysa zaten yeni nesil bir savaştayız bunu görmek için ne yapmak gerekiyor. Osmanlıyı yıkan devletlere bakalım ve şu anda ortadoğuda olan devletlere. bunların oralara demokrasi getirip daeşi yok etmek için geldiğine inanmalımıyız sizce. Türkiye; ordusuyla, medyasıyla, halkıyla uyanık ve cesur olup ne gerekiyorsa yapmalı. Yoksa bunlar hiçbir zaman bizi rahat bırakmayacaklar. Kendimizide, diğer müslüman kardeşlerimizi de korumak için uğraşmalıyız. Sefillere uşak olmayalım, çünkü, yalnız alemlerin Rabbinin kuluyuz.

  2. Savaş mı? temelde saç ayakları : Güçlü ekonomi ,silah ve teknoloji bileşkesidir. Bunlar Günümüz Türkiye’sinde var mı ? varsa Musul’da ,Rakka’da ,Halep’te sözün dinlenir.. Değil ise kapalı kapılar ardında tehdit edilir.. Otur yerine denir… Kapı önünde ise ağzına bir parça bal sürerler… Sende siyaset yaparsın..Mesele ayran ile tahtırevan arasındaki ilişkiye benziyor biraz…

  3. Az önce okudum, Kuzey Irak Adalet Bakanı bölgede mezhep savaşının çıkmaması için Türkiye’nin Musul’a girmesini istemiş. Bugün Ortadoğu’da İran ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği mücadele de göründüğü gibi mezhep çatışması değil mezhep çatışması görünümlü bölgeye hakim olma mücadelesi bana göre. Ayrıca Türkiye bölgeye çatışmalardan uzak durarak ve mezhepçi politika izlemeyerek realist dış politikalarla etkili bir şekilde döndü. En azından ben böyle düşünüyorum. “Savaşlar hep biz kaybedelim diye çıkar.”

  4. Savaşlar krizler. Uğursuz darbeler.. hep biz kaybedelim diye çıkartılıyor Uyan ey alemi islam..Kafirin sözüne bakma.. Onun süslü sözüne kanma.. Dost düşmanı iyi tanı..Gâvuru rehber edinip din kardeşini kırma.. Başkasının acısı, onu sonradan duyanı ne derece etkiler.. Sayın Koru Ufuk açıcı yazılarınızda olmasa şu uykusuz uzun geceler hiç geçmeyecek teşekkürler, iyiki varsınız..

  5. Merhaba sayın koru kendi pencerenizden etkili bir anlatımla tezlerinizi sunuyorsunuz ancak ateş kapıya dayandı içeri girecek ne yapılması lazim

  6. Ben pek çok gördüm; pek çoğumuz da görmüşüzdür; ızbandut gibi tuttuğunu koparan, ölümden bile korkmayan nice civanmert insanların; bir çocuğun kucağındaki minicik masum bir köpekle karşılaştığında arslandan kaçan ceylanlar gibi korkup kaçarak toplum içinde ele güne rezil olduğunu…

    Bize ne kadar aptalca görünse de dışarıdan; onlara anlatamazsınız bunu çünki çocukluğunda yaşadığı talihsiz bir olayın zihinlerinde bıraktığı travmatik izler(engramlar) yönetir onları. Kendilerini hala üç-beş yaşında bir çocuk ve o köpeciğin de; hayallerindeki donuk imajlarda yaşayan; elli yıl önce ona saldıran aynı çoban köpeği olduğunu sanırlar .

    Korkunun olduğu yerde akıl ve mantık tatile çıkar.

    Yüzelli yıllık travmaların; o günün insanının zihninde oluşturup nesilden nesile aktarıla gelen donuk engramik korku ve hayalleri, süregelen gerçekler sanarak; bugün’ü o korkuların gölgesinde yaşamak zorunda olanların ızdırabını iyi bilirim …

    Hele hele o donuk travmatik yapıları ve hayali korkuları ; “hayattan alınmış/çıkarılmış dersler/ibretler” sananların hali pür melalini…

    “(Korkacaksanız) yalnızca benden korkun! onlardan korkmayın!” emrini unuttuğumuzda bolca yaşarız bu halleri…

    Rabbim korkulardan emin kılsın bizi…

  7. Resmen açıklanmasa da hedef şu olabilir. Kerkük halen Kürdistan işgali altında. Musul da Türkiye’nin peşmergeye desteği ile Kürdistan’a bağlanır. Daha sonra Barzani halk oylamasına gider ve Kuzey Irak Kürdistan özerk bölgesi Türkiye’ye bağlanmaya karar verir. Böylece Türkiye bir petrol ülkesi olur. (Başkanlık sistemi ısrarı da bu hedef ile bağlantılı olsa gerektir)
    Bu hedefi gerçekçi ve güvenilir buluyor musunuz yoksa bulmuyor musunuz ? İşte bütün mesele bu.
    (Yoksa Türkiye güvenliğini sağlamak için ne yapsa yeridir).

    • Biraz gerçekçilik iyi gelir!
      Tek kelime ile “muhteşem” diyeceğim de Kürdistan Bölgesinin/Barzani’nin Türkiye’ye bağlanacağını düşünen yada iddia edenlerin durumu aşağıdaki şıklardan biri olabilir: a) Dünyadan, Irak Kürdistan Bölgesinden ve genelde Kürtlerden hiç bir bilgileri ve haberleri yok b) Bizi kandırmak için bu iddialarda bulunuyorlar, Kerkük’ü Kürdistan’a vermeye bizim desteğimizi sağlamaya çalışıyorlar c) Uygun bir psikiyatri uzmanına görünmelerinde fayda var, bazı şeylerle hayal güçlerini fazla çalıştırıyorlar demektir.
      Tavsiyem internete girip Irak-Kürdistan Bölgesi ve genel olarak Kürtlerle ilgili biraz okuma yaptıktan sonra bu afaki şeylerin söylenmesidir. Bu okuma birkaç saatinizi alabilir ama faydalı olabilir. Kim bilir belki Türkiye’nin Kürt Politikasını (ki öyle bir politika yok malesef) belirleyen kişiler de bunu yapsa faydalı olur, bu kadar zikzakla ülkeyi Barzani’den medet diler pozisyona düşürmezlerdi. On sene önce tanımadığımız bir devletçiğin izni ile bir koalisyona girmeye çalışıyoruz ve övünçle “topçularımız ateş açtı” dedikten sonra o devletçikten yalanlama geliyor. Haydi hayırlısı diyelim ama bu kadar hayalperestlik hayra alamet değil.

  8. Tayyip nereye kostutuluyor diye baslikla yazi yazabilirsiniz fehmi bey
    Iste boyle basliklar ve erdoganin kendini ve turkiyeyi yanlis anlatmasi olayi nerelere cekiyor.
    Bizim icinizdekiler bile sanki savasa haziriz gibi bir havaya sokuyorlar ulkeyi
    Dusman ve dost basin hep bir agizdan ayni seyi konusuyor
    Dunde adi turkmen sahte sii turkiyeyi tehdit etmis
    Bunu haber bile yapmak borazanciliktir.
    Dusmanlar iyi niyetli insanlari hertur yanlis yapmaya itebilirler ama kimin iyi niyetli kimin kotu niyetli oldugunu kestirmek zor.
    Sadece erdogan yada akp dusmanligi icin turkiyedeki analara “””cocuklarini askere gondermeme cagrisi ” yapmak amerikadan cok kolay ve safca sarfedilmis ucuz cumledir.
    Iste bu ayni zihniyet washingtonda erdogani protesta etmek icin pkk ve asala orgutleriyle yanyana durabilmislet hedef erdogan olunca turkiyenin bekasini yok sayabilmislerdir
    Yine ayni zihniyet yillarca devlet bursu ve yardimiyla bedava egitimle geldikleri konumlarini safece ve sadece erdogani hedef aldigini zannederek tc ve vatandaslarinin varligina ve canlarina kasdemek icin kullanmislardir ne yazikki.
    Iste bu insanlara 15 yil once boyle bir seye kalkisalim deseydiniz “olurmu canim bu bizim devletimiz, devlet erdogandan ve akp den once gelir ” derlerdi zannediyorum
    Ama gel gorki topluluk psikolojisi basinin algi operasyonlariyla iki ayri ama aslinda ayni cepheyi karsi karsiya getirdi.
    Simdide sunni- sii yada iran/irak vs turkiye cephelesmesini gerceklestirmeye calisiyorlar.
    Ben derimki fetocular ve erdogancilar aman ha dikkat
    Bu ulkede sadece siz yoksunuz
    Ben ne ferocuyum nede akpli (erdooganci)
    Ben devletimin ve milletimin bekaasi huzuru ve mutlulugu icin varim.
    Insanlik ve dunya barisi icin varim.
    Musulda, halepte can cekisen, ekmek bulamayan, su bulamayan insanlar var. Yasam savasi verenler var. Annesiz babasiz cocuklar var, kolsuz bacaksiz insanlar var.
    Bugun ortadoguda bir “soykirim ” var kimsenin dillendirmedigi.
    Turkiye soykirimi durdurmak, savasta mahsur kalan insanlara gerekli herturlu insani yardimi yapmak icin oradadir.
    Ama dillendirme ve reklami yanlis yapilmistir
    Amac saptirilmistir heriki (dost/dusman) medya tarafindan sanki bir toprak mucadelesine donusmustur.kahramanlik hikayeleri yazilmak istenmektedir.
    Turkiyede kimse savas istememektedir.
    Bi okadar vahsi degiliz. Kan aksin, insanlar olsun, yurtlarindan edilsin istemeyiz.
    Fehmi beyin dedigi gibi gocun savasin nedemek oldugunu eniyi biz biliriz.
    Turkiyede turk, kurt herkes 1. Dunya savasinda yerinden olmustur bu bir gercektir
    Benim dedemin 3 kardesi savasa gidince sarikamisa dedemin annesi ermeni saldirganlarindan kacmak zorunda kalmislar kendi oztopraklarini terketmisler.
    Sadece bizim muhacirlerimiz makedonya yada bosna hersekten gelmedi. Bende kendimi bir nevi muhacir sayiyorum.
    Kesinlikle askerlige evet ama savasa hayir.
    Erdogan karsitligi ve dusmanligi ulkeyi ucuruma itti. Simdi cikma zamani bunu dussmanligi devamettirmekle yapamazsiniz. Bu sizi dahada cukurun dibine itecektir
    Hayatinizdan iki insani cikarin
    Feto ve erdogan
    Tek dusunce turkiyenin butunlugu olsun.
    Sizin huzurunuz olsun
    Bakin osman ozsoy gittitostcu oldu.
    Parasi olanlar ulkeyi carpti kacti.
    Olan garibana oldu.yarin savas cikarsa (ic yada dis) multeci olarak avrupaya mi gideceginizi zannediyorsunuz.
    O yuzden birlik olma zamani
    Iki medyada erdogani otekilestirmekten vazgecmeli. Onu dogru yone yonlendirmeli.
    Diline dikkat etmeli.
    Saygilar

  9. Yazınıza abartılı bir tespitle başlamış ve yazınızı bunun üzerine bina etmişsiniz.

    “Harp isteriz,harp” veya “alalım düşmandan eski yerleri” nidalarını nerede duydunuz sayın Koru? Belki tek tük böyle söylenenler çıkabilir. Ama sizin yazınız adeta harp için mitingler düzenleniyormuş intibaı uyandırıyor.

    Hükümet yetkilileri kaç kez kimsenin toprağında gözümüz yok açıklamasında bulundular. Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız dediler. Sizi ikna etmeleri için daha ne demeleri gerekir?

    Harp idare makamındaki kişilerin vereceği kararla çıkar; birilerinin harp isteriz demesiyle değil.

    Karar makamında olanlar bıçak kemiğe dayanıncaya kadar sabrettiler. Şimdi ise bize dışardan gelen tehlikeyi oturduğumuz yerde beklemektense gidip kaynağında kurutacağız diyorlar. Bu tarz bir davranış “harp isteriz harp” anlamına mı geliyor size göre?

    Eskiden olduğu gibi burnumuzun dibinde olup bitenleri sadece seyir mi edelim? Bizim başka yapabileceğimiz bir şey yok mu? Bize yakışan bu mu?

  10. Amriikaan ve dahi cümle frenkhaay-i Garb u Şark bile “İSTEMEZÜÜÜÜK” ve dahiy “İSTEMEZÜÜK!” deyu feryad-u figan idmekligümüz farz-ı ayn olmuştur ey ehaaliii…

    Frenkha-yi Alem rağmına amel itmek Devlet-i Turkiyyenin ne haddine ey ehaaliy !

    FETÖ muvaffak olamadı ise Devlet-ü Türkiyyenin terakki-ü teaaliisine; kıyam idüp İSTEMEZÜK sayhaalarüyle bizler deruhte idelüm ol vaziifeyi kim; ihtimaaldir; muaavenet-i cümle Frenkhaa kudretiyle bizler maani’ olalım.

  11. Ben hükümet edenlerden olsaydım uyarılarınızı dikkate alırdım. Ama gazeticilerdende hükümetin durumunu hangi şartlar altında, hangi kararları almak zorunda olduğunu birazcık düşünebilmelerini, empati yapabilmelerini beklerdim. Olaya yalnızca savaşı istemek veya istememek olarak bakmak aşırı saflık. Saflıktan öte, bulunduğumuz şartlarda art niyet bence. “Savaşın bedelini onu çıkaranlar değil, halklar öder.” doğru bir tespit. Burada savaşı kimin istediğini anlamak lazım, türkiye kendini savunma dışında birşey yapmıyor. Savunma da yapmasın, kimsenin burnu kanamasın derseniz, bu, chpnin yöneticisinin “demokrasi,özgürlük,adalet,eşitlik” söylemleri ile halktan oy istemesine benziyor, oysa halk yani biz bunu nasıl yapacağını işitmek isterdik. Sizde savaş olmasın şu andaki duruma şöyle müdahale yapılsın diye özgün fikirleriniz varsa ve hakikaten mantıklı ise duymak isterdik. Yoksa, dostlar gazeteci görsün, nasıl savaş istemedim, nasıl eleştirdim demek ise maksadınız, çok başarılısınız.
    Alemi tan eder yanına varsan
    Seni de yanıltır mesele sorsan
    Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan
    Meclise gelir de erkân beğenmez
    Seyrani

      • İdealist hedefleri olanların, gerçekleri de göz ardı etme lüksü yoktur. Yönetenlerde hata yapıyor ve kıyamete kadar da hep yapacaklar. Hükümetin hata payı az olmalı ama bunu gerçekçi ,yapıcı, kapsayıcı eleştirilerle sağlayabiliriz, ütopik, genel geçer söylemlerle değil.

  12. Su an Türkiyenin politikacilarini ilgilendiren onlarin oturdugu koltuklar bunuda korumak için her çareye bas vurmayi caiz sayarlar.Ben bir anne olarak buradan bütün annelere seslenmek istiyorum,erkek çocuklarinizi evvel Allah sonrada siz koruyun “nasilmi?”sahte vatan severlere güvenmeyin ve evlatlarinizi kahramanlik çigligi atarak ölüme göndermeyin. Ben bu yilin sonunda ömrüm olursa 66 yasina girecegim iki erkek evladim var onlari Allaha hamd olsunki bu tip insanlarin amalerine allet ettirmedim ve bunu sizlerde yapabilirsiniz. Bizlerin mali cani kimlerin rahati için kullaniliyor bir bakin bakalim.”Benim bas örtülü bacilarim”Diyip oy topliyanlar simdi onlari terörist ilan edip dünya televizyonlarinda o “bcilarinin” göz yaslarini dünya mmilletlerini izletiriyorlar. Bunlardan bir örnek, bu sitede ( http://www.cbc.ca Davut Hanci waive interview)ingilizce bilmeniz önemli degil resminide onun agladigini göreceksiniz.Savasa gelince biz zaten birbirimizi öldüriyoruz birde gidip baska ülkelerde “güya”ordaki soydaslarimizi koriyacagiz.Tamam hadi savasalim ama bir sartla önce cepheye bütün bakanlar,millet vekilleri,genarler,ve üst düzey yöneticilerin ogullarini göndersinleki biz de (anneler)buna göre yirmisinde çiçegi burnunda çocuklarimizi onlara emanet edebilelim hodur maydan.Fehmi bey sizin ne kadar degerli bir gazeteci ve yazar oldugunuz o günlerin gündemde olan yalnislarini arastirarak örnekleri ile milleti aydinlatip bilgilendiriyorsunuz bununda en güze örnegi darbe komisiyonundaki üç buçuk saatlik sorular ve cevaplardir.Bence sizi oraya çagiranlardan mualefet millet vekilleri daha basarili bilgiler edinmek için sizin deyiminizle sadece kitabiniz degil köse yazilarinizlada faydalanmis olmalilarki hemen hemen her soruda sizin tavsiyenizi ne diye soriyorlar.Tebrikler komisiyona çok güzel egitici ve ögretici cevaplar vermissiniz.

  13. “Doğrudur. Fakat bizimkilerin yaşadıkları bana daha yakın geliyor…”

    Kürt meselesine dair yazamayışınızın sebebini de böylece itiraf ettiniz nihayet.

  14. Güzel yazınızda ‘Osmanlı İmparatorluğu’ adlı büyük bir hikâyenin son bölümünden örnekler vermişsiniz. Benzeri örnekler Rusya’dan göçen şimal Türkleri için de verilebilir. Biz Türkler, istisnalar dışında, sadece siyasi tarih okuruz. Kültür-sanat ve bilim-teknoloji tarihi okumayız. Böyle olunca da savaşların kaybedilişini kişisel hatalarda veya düşmanın ‘kalleş’ politikalarında ararız. Oysa gerçek şu ki Osmanlı İmparatorluğu, sınırlarının en geniş olduğu ‘Muhteşem Süleyman’ döneminde gerilemeye başlamıştır. Önce coğrafi keşifler sonucunda ticaret yolları değişmiş ve Amerika kıtasından Avrupa’ya değerli madenler akmıştır. Daha sonra bilim ve teknolojideki gelişmeler orduların savaş gücünü belirlemeye başlamıştır.

    İttihat Terakki yöneticileri Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğünü biliyordu, Almanya’ya güvenerek savaşa girdiler ve sonuç malum. Galipler Sevr’i dayattılar Lozan’ı zor kurtardık. Bugün Türkiye Musul’u (ve Kerkük’ü) almak isterse bu ancak ABD ve İngiltere onaylarsa mümkün olur. Onlar da Türkiye’yi karşılıksız olarak petrol ülkesi yapmazlar, mutlaka karşılığında çok değerli bir şey isterler. Türkiye’nin ise verebileceği ‘bir kısım topraklarından’ başka çok değerli nesi var ? (Petrole sahip olamadığımız gibi bir kısım topraklarımızdan da olabiliriz !)

    Umarım Musul ısrarı, Türkiye’nin güvenliğini sağlamak ile sınırlıdır. Aksi takdirde büyük ve gizli bazı hesaplar varsa Türkiye bu oyunda kaybeder. Zira büyük bir oyunda siyaset becerisi ancak işleri kolaylaştırmaya yarar, ancak sonucu belirleyen ‘güç’tür.

  15. Sağduyulu gazetecilere çok ihtiyacımız olan hassas günlerden geçiyoruz. Yazılarınızı herkesin okuyup düşünmesi lazım. Büyükannem bana Selanik’te bıraktığı evinin bahçesindeki meyve ağaçlarından bahsederdi. Mayıs ayında kavala’da tesadüfen tanıştığım Yunanlı ismimi duyunca bir karadeniz türküsü söylemeye başladı. Osmanlı egemenliğinde yaşamış ülkeler insanlarıyla hala yaşan bir çok kültürel benzerliklerimiz var. Aslında üzerinde güzel ilişkiler kurulabilecek bir durum. Ama oralar bizimdi anlayışıyla hak iddia ederek yola çıkmamak lazım. Bu ülkelerdeki insanların Osmanlı devrini özlemediklerini galiba hep kendimize söylememiz lazım.

  16. Balkan savaşlarında uğradığımız hezimetin büyük nedenlerinden biri de orduya siyasetin girmiş olmasıdır. Kumandanlar sırf hürriyet ve itilafçı veyahut İttihat oldukları gerekçesiyle birbirine yardım etmiyor, çelme takıyor hatta rakip partiye mensup komutanın birliğinin yenilgisinden mutluluk duyuyorlardı

  17. Sayın Fehmi bey, gördüğünüz ve gördüğüm kadarıyla da gitgide o girdaba giriyoruz. İfade etmek istediğiniz şeyler çok güzel fakat sonuç ortada.. Beklenmedik birşey değil ama beklediğimiz şeyin ne zaman geleceğini beklemekteyiz şuan..

  18. bir selanik göçmeninin torunu olarak anlattiklarınızı çok iyi anlıyorum. ALLAH BU MİLLETİ BİR DAHA SAVAŞLA İMTİHAN ETMESİN.

  19. Ne demek istediğinizi bu defa kolayca anladım.Zira halihazır durum çok açık ve yakın geçmişle örtüşüyor.
    Kendiyle savaşta olan bir ülkenin,başkalariyle savaşması zaten muhal.Ne olaydı bu sonuç,akıl ve basiret gereği olaydı.

  20. Halep’e ve Musul’a göz dikmek, üstelik bunu 21. yüzyıl konjonktüründe yapmak ahmaklıktır. Bunu savaş çığırtkanlarının etkilediği insanlara anlatabilmek için böyle nostaljik, naif ve trajik bir yöntemi seçmek zorunda kalmanız kamuoyunun güncel ve geleceğe yönelik bendeki intibasını kötü yönde etkiledi.

    Başkanlık sistemi gelirse eğer herhangi bir ülkenin topraklarını fetih mantalitesiyle işgal etmek daha da kolaylaşacak. Ancak ben hala ülkemizi yöneten insanların ve halkımızın bu kadar da gerçeklikten kopmuş olabileceğini düşünmüyorum.

    Benim baba tarafım da sizin gibi Prizrenli, ben baba tarafımdan üçüncü kuşak İstanbulluyum. Ancak annem 2 yaşındayken Novi Pazar’dan (eski Yugoslavya, şimdi Sırbistan sınırları içerisinde) İstanbul’a gelmiş. Muhacirlik son derece talihsiz bir durumdur, bunu yaşamayan bilemez. Doğduğu toprakları tüm mal/mülk, akraba, eş/dostu geride bırakarak terk etmek zorunda kalmak, dilini bilmediği yeni bir ülkeye gitmek, hele bir de bunu sorumlu olduğu bir aileyle yapmak… İnsanı son derece çaresiz ve depresif bir ruh haline sürüklüyor. Böyle bir ruh haline sahip insanların yetiştirdiği(?) çocuklar, o çocukların yetişme sürecinde yaşadığı travmalar ve bunları kendi çocuklarına ister istemez aktarmak durumunda kalmaları… Muhacir olarak gelinen ülkeye %100 adaptasyon ancak o ülkede doğan üçüncü jenerasyondan sonra olabiliyor. Her jenerasyonun 20-30 yılda bir yenilendiğini de düşünürsek en az 60, bazen 90’a varabilecek yıl kadar yaşamış yüz binlerce insanın (Suriyeliler nezdinde bakarsak on milyonlarca) yitip giden yılları…

    İşte bu yüzden devlet yönetmek şakaya gelmez. Atılacak her adım en ince ayrıntısına kadar düşünülmelidir. Türkiye’nin siyasi ortamı bence bu yüzden hala yeteri kadar olgun değil. Umudumuz torunlarımızın güzel bir dünyada yaşaması.

  21. O vakit günümüz Talat Beyleriyle Halaçyan Efendilerine dikkat etmek lazım yoksa olan yine sıvasız evlerin çocuklarına olacak. Allah korusun.

  22. Mevcut siyasi konjonktür içinde egemenlerin Türkiye’yi normale döndürme şansları kalmadı. Bundan sonra çöküşe kadar anayasa ve demokrasinin askıya alındığı bu fetret devri devam edecek. Bunun devamı için savaş gerekiyorsa onu da deneyecekler, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

  23. Savaş çığırtkanlarından Talat Paşa’nın, mağlup olma nedenlerimizi sıraladığı maddelerin bugün de geçerli olması ne acayip değil mi? Tekerrür eden tarihin faturasını kim ödeyecek? Yöneticiler mi? Halk mı? El-cevap: Halk. Peki yöneticiler ne yapıyor? Tabi ki, savaşta olmamız gerek diyen çığırtkanları dinlemekle meşkul.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here