Kopenhag kriterlerini terk edince Ankara kriterlerimiz olacaktı. Olmadı. AP kararı yine de yanlış…

80
Avrupa Parlamentosu, 24 Kasım 2004..

Zihnimde olay taze, ancak üzerinden birkaç yıl geçtiği de bir gerçek. Henüz bir gazetede köşem var. Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye ilişkilerini medya boyutuyla tartışmak üzere düzenlenmiş bir sempozyum vesilesiyle Brüksel’deyim. Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda gazeteciyle birlikte ben de davetliyim.

Verilen bir arada, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) o zamanki Türkiye raportörü ile konuşma fırsatım oldu. Daha doğrusu, onunla görüşmekte olan bir meslektaş, gözleriyle odayı süzerken beni görünce onun el işaretiyle o köşeye sürüklenerek ikili görüşmenin üçüncü kişisi oluverdim.

Pek çok sorunlu konu yüzünden AB-Türkiye ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemdi ve AP raportörünün sıkı eleştirilerle dolu bir rapor hazırlaması ve müzakereleri askıya almayı tavsiye etmesi gündemdeydi.

İki farklı gazeteciden bu tavrın yanlışlığını dinleyen ve ısrar edilmesi halinde çıkacak sonuçların çok yönlü rahatsızlıklara yol açacağı uyarısına kulak veren muhatabımız bize kendini bağlayıcı bir şey söylemedi, ancak dinlediklerinden etkilendiğini de belli etti.

Rapor birkaç hafta sonra açıklandığında Türkiye’ye yönelik eleştiriler hayli yumuşak hale getirilmişti ve rapora eşlik etmesi beklenen olumsuz tavsiye de ayıklanmıştı.

“Oui, Yes, Si, Evet…” pankartları

O can sıkıcı tavsiye dün AP’den karar olarak çıktı.

AB’ye Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya alma tavsiyesinde bulunan raporu AP oyladı ve kabul etti.

İktidar cephesinin itibar ettiği medya, raporu ve müzakereleri askıya alma tavsiyesi ile raporun AP tarafından kabulünü ‘skandal’ olarak yansıtıyor.

AK Parti sözcüsü de, “Bizim için değersiz ve hükümsüzdür” cümlesi eşliğinde kararı püskürtme girişiminde bulundu.

AB tarihinde ilk kez, AP, müzakere sürecindeki bir ülke hakkında böyle bir karar almış bulunuyor.

Süreç açısından önemsiz görünüyor, ama Türkiye’nin tam üyelik yolunda, hala zihinlerimizde taptaze duran, içinde Türkçe ‘Evet’ sözcüğünün de yer aldığı pek çok dilden pankartları gururla sallayan AP üyelerinin verdiği destek bayağı rol oynamıştı.

Öyle bir kurumun dün verdiği mesaj AB’nin diğer kurumları tarafından büyük ihtimalle dikkate alınacaktır.

Türkiye-AB ilişkilerinin 2004 sonunda kapısı aralanan tam üyelik müzakerelerinden farklı bir yöne doğru taşındığını göreceğimiz günler galiba geliyor.

Zaten buzdolabına kaldırılmıştı müzakereler, artık tamamen bitirilebilecek.

Bunun sürpriz olmadığı ortada.

‘Mış gibi’ ile buraya kadar

Evet, AB’nin, yeni bağımsızlığa kavuşmuş Orta Avrupa ülkelerine gösterdiği ihtimamı ülkemizden esirgediği, tam üyelik bir yana ikili anlaşmalardan kaynaklanan doğal hakları bile Türkiye’ye tanımaktan imtina ettiği, sözcüleri aracılığıyla rencide edici açıklamalar yapılmasına ses çıkartmadığı birer gerçek.

Ancak bize dönük de bir gerçek var: AB ile üyelik müzakerelerine başlanan günlerde yönetim düzeyinde sergilenen heyecan çoktandır kalmadı. ‘Kopenhag kriterleri’ zaten unutulduğu gibi, onların yerine geçireceğimiz vaat edilen ‘Ankara kriterleri’ de tatmin edici olmaktan çok uzak.

Türkiye sonunda AB üyesi olabilecek bir ülke gibi görünmediği gibi, bu durumdan da rahatsız değil.

Raporun yazmasına gerek yok, Türkiye AB üyeliği perspektifinden kendi iradesiyle kopukluk yaşıyor. Rapor ve AP kararı yalnızca bunun sergilenmesinden ibaret.

Kimse yanlış anlamasın: Türkiye ile AB’nin yapışık ikizler konumuna gelmesi zaten pek beklenmiyordu. İki taraf için de doğru olan iki tarafça da benimsenmiş ‘birlikte görünme’ politikasıydı. Türkiye AB üyesi olacak ‘imiş gibi’ birliğin temel ilkelerini benimseme gayretinde bulunuyor, AB de Türkiye’yi tam üye olarak içine alacak ‘imiş gibi’ süreci devam ettiyordu.

AB üyesi olabilecek ‘imiş gibi’ görüntüsü Türkiye’nin ekonomisinin ihtiyacı olan yabancı sermayenin gelmesini ve Türkiye’de üretilen sanayi ürünlerinin Avrupa’da ilgi görmesini sağlıyordu.

‘Kopenhag kriterleri’ ile kendini bağlı bilen bir ülke olarak Türkiye, o kriterler içerisinde bulunan demokratik hak ve özgürlükler ile hukuk devleti ilkesine ihtimam gösterdiği için dışarıya sorunsuz bir ülke görüntüsü verebiliyordu.

O görüntü bugün yok ve ekonomimiz de bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Bunu fark etmemiz için AP’nin raporla karşımıza çıkması gerekmiyor.

Aynı noktada birleşen farklı görüşler

Yazının girişinde yıllar önce yine sıkıntılı bir dönemde Brüksel’de yaşadığım olayı anmamın sebebini de dinleyin:

İki gazetecinin, medya konusunun tartışıldığı bir zeminde, “Türkiye her şeye rağmen AB perspektifinde kalmalı, müzakere süreci askıya alınsın tavsiyesi asla yapılmamalı” görüşünü paylaşması AP temsilcisi üzerinde etkili olmuştu.

Etkili olmuştu, çünkü o kişi, karşısındaki gazetecilerin değişik eğilimde ve pek çok konuda birbirine ters görüşlere sahip olduklarını biliyordu.

Türkiye bugün dışarıdan da fark edilebilen medya düzeni yüzünden o imkandan da mahrum.

AP yine de bu ilişki kesme tavsiye kararını almamalıydı.

ΩΩΩΩ

80 YORUMLAR

  1. “…ab üyesi olan birçok ülkecik artık gerçekten hiç kimseye muhtaç değil…. ikinci el araba…” H. Gayret 14 Mart 2019 at 13:38

    -İnsan-nefsini meşru olarak doyurmağa vesile olcaksa neden olmasın. İkinci el araba ve elbisenin “namus” sorunu mu var? İkinci el eşyayı geri dönüşüme yollamak yerine kullanıma sürmek- paylaşmak, “sürdürülebilir” dünya düzeni için gayet doğal bir şey. Önemli olan araba üretebilen üretici bir sistem kurabilmiş olmak. Kavga-gürültüden, birbirini yemekten, ve tabii uyuşukluktan ancak “kabız veya kısır bir sistem” kurabilmişsen, bu mümkün olmayabilir. O zaman da dünyada o standardta kurulmuş bir sistem varsa ona entegre olmak seçeneği de geçerlidir. Kavgadan gürültüden bıkmış yeni nesilin “ikinci el” de olsa araba kullanma hakkı ve arzusu vardır. Hele bu çağda bunu bastıramazsın. Bastırırsan, seni takan da pek olmaz çekip giderler o kabız sisteminden! “üretken standardlar” diyarında o ülkeciklerdeki insanların eğitilip yeni model araba üretecek ve kullanacak duruma gelmeleri bunu yaparken diğer konularda da gelişmeleri çok daha kolay. Sistem bütünüyle entegre bir sistem.

    Hal böyleyken, müslüman çoğunluğunu eğitip daha güzel alternatifler sunmadıkça Türkiyede kaos bitmez. Millete “biz müslümanız güzel yaşamasak da olur” mu diyeceksin? İnsanının bu dünyayı yaşama arzusu öncelikli bir konudur. Bunu bütün yaratıcılığınla – üretmekle kendi inanç/DiN değerlerine göre tanzim edebiliyorsan mesele yok. Ancak, kendi inanç/DiN değerlerini yönetici olarak henüz kendin bilmiyorsan, ve üretici olmak yerine tüketici bir sistemde ısrar ediyorsan, o zaman tarihin boyunca temel meselelerden yakanı kurtaramazsın. Ülken yangın yerine döner, senin de hangi birini söndüreceğim derken ortalıkta koştururken iflahın kesilir….

    • Güzel yaşamanın gelişmenin tek şartı AB üyesi olmak mıdır?.
      Japonya,Rusya ,ABD AB üyesi midir?
      AB nin seni içeri almak gibi bir derdi var mıdır?.
      Mesala çok basit bir soru?.Rusya Akdeniz de bir küçük üs için dünyayaı yakarken Kıbrıs gibi Akdenizi in ortasında bir yerden vazgeçmeden AB ye girme olasılığın nedir?
      Bu sadece tek bir konu?
      AB sadece bağımlı ,bir havuç için kapısında bekleyen bir Türkiye için bu konuyu kesip atmıyor o kadar?
      Tarih boyunca AB olmadan dünyanın en güçlü ülkelerini kurduk yine kurarız.
      Ancak kafalar ecnebileşince ,kafa kağıdının bir önemi kalmıyor.

  2. Avrupa Parlamentosunun kabul ettiği Türkiye raporunda;
    -PKK’nın terör örgütü listesinden çıkarılması
    -Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının durdurulması
    -Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi
    -Ayasofya’nın müze olarak kalması
    -Türkiye’ye yaptırım uygulanması
    Var.
    Sahi beka ne demek?

  3. AB kriterlerine uysak da uymasak da almayacaklar. Bu kriterlerin bazıları ise inançlarımıza ters. O yüzden üzülmeye değmez desek de , dünya işleri noktasında AB standartlarına ulaşmamız da şart .

  4. Gayret bey Konu ülkemizin Ensar lığı olsaydı onlarca güzel örnek verirdim ama ,lafı anlamamak İçin o kadar kendini yoruyorsunki ,ne diyim, benim yazdığımla, senin yazdığın arasında ne ilgi var yapma gadanı alayım,gene uykusuzluğunamı yoksa kımızın yan tesirinemi yorayım bilemedim

    • Kımız deme bilader, keşke olsaydı da içseydik; insanın uykusunu da getirir mübarek:) direkt kısraktan sağdırıp hiç bi işlem yapmadan içerdim, nicedir içemedik öyle…

    • Hoşgörün H. Gayret Beyi’mizi, sayın H.A. Malum seçim zamanı. Üstelik şimdi bir de başa bela Karar Gazetesi yazarlarının yazılarına da yorum döşenme işi var. Belli ki arkadaşların iş yükü katlandı. Günde ben diyeyim 4, siz deyin 5 saat uyku anca uyuyorlardır. Seçim kabinine girdiklerinde mührü gidip CHP’nin 6 okuna basarlarsa da, bu kımızın yan etkilerinden ziyade fazla mesai için verilen devede kulak ücretlere duyulan tepki yüzünden olur. 🙂

  5. Gün geçmiyor ki türkiye düşmanları hem içerden hem dışardan yeni bir saldırıda daha bulunmuş olmasın. Ab/d gibi sadece kendine demokrat(ki o dahi şüphelidir) dış güçler; alıştıkları gibi 3.dünya ülkelerini kuklaları ve yerel işbirlikçileri vasıtasıyla yönetmeyi seviyorlar. Herhangi bir hava generali hatta mümkünse kıçıkırık bir albay eliyle(esmer ingilizler diyor seyit kutup) mısır gibi 80milyonluk bir ülkeyi yönetmek varken demokrasiyi kim ne yapsın? Sandık her şey değildir deyip atarsın kodese, çekersin ipe olur biter! Kendi mahalleleri dışında; halk iradesini pek muhatap almak istemiyor gavurlar(hoş halkları sandığa da gitmiyor ama neyse…) Neden böyle diye sorduğumuzda; araplar demokrasiyle yönetilemez ki gibi garip şeyler söylüyor gavur dostlarımız:( bi tek batılı toplumlar demokrasiyle yönetilebilirmiş, demek ki diğerlerine pek yakıştıramıyorlar: çifte standartlarda sınır yok ki… Türk halkı canı pahasına demokratik kazanımlarını korumaktadır; küresel holiganlara ve onların yerel işbirlikçilerine karşı da nöbettedir..! Gastecilerin nerelerde neler yaptığını da ibretle izliyoruz..! Hasan tahsin başka tabii…

    • Mesele, meşru Müslüman Kardeşler iktidarını kalleşce bir darbeyle indiren Sisi adlı satılmış müflis öfke kusmak ise, hemen hepimiz haykırırız: RABİA! TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK diyerek. Burada sorun yok. Sorun şurada:

      Neden hükümetinizin polisi, İhvan üyesi olup Mısır’da idamla yargılandığını söylediği halde, gencecik kardeşimiz Muhammed Abdulhafiz Hüseyin’i ters kelepçeyle uçak koltuğuna kelepçeleyip 18 Ocak’ta Atatürk Hava Limanı’ndan Sisi’ye gönderdi? Sonrasnda Muhammed’in başına gelenleri yazmamı da ister misiniz?

  6. Yanlış anlamadıysam artık şöyle göğsümüzü gere gere, ağız dolusu bir “gavur!” diyebileceğiz herhalde? 1856dan beridir dişimizi sıkıyoruz ki; avrupalı bir devlet sayıldığımızdan dolayı kimseye doğru dürüst gavur diyemiyorduk! Avrupa parlamentosundaki gavurlar sağolsunlar; hatta gavuroğlu gavurların aldığı bu kararla bize de şöyle gönlümüzce bir gavur diyebilmek nasip olacakmış:) bu günleri de gördük ya; artık gam yemem! Şaka biyana; avrupabirliği yaşlı ve huysuz bir kadın gibi davranıyor:) vefasız denizciler gibi ingiltere bile bunca kaprise dayanamayıp brexit demedi mi? Anlaşılan yaşlı kadın gittikçe daha da çekilmezleşecek:( Halbuki ne istedilerse verdik; ama gavurda fantazi bitmiyor tabii..! İngilizler yetemedi; türkler de ellerinin kollarının bağlanmasından hoşlanmıyor:) o zaman mültecilerin seyahat özgürlüklerini engellemeyi de bırakabiliriz artık; çünkü yaşlı kıtaya gerçekten genç ve ucuz işçiler lazım!

  7. Gayret bey gardaşım maşallah Fehmi KORU’ nun bahçeyi ele geçirdin herkesi azarlıyon. Bernar Beye Allah yardım etsin Söylediği çok doğru bir sözün doğruluğunu, Gayret Bey ve saz arkadaşlarına anlatmak İçin göbeği çatlıyor ,el insaf hacım

  8. Ak Parti iktidarının ilk yıllarında savunulan Avrupa Birliğine katılma çabalarının,Ülkemizin Demokratikleşmesinde,vesayetin geriletilmesinde,görecelide olsa zenginleşmemizde hiçmi katkısı olmadı. Yoksa hepsini bu çabayamı borçluyuz .

  9. Açıkta yara beremiz olmamalı, Nasırlarımızı temizlemeliyiz vücudun savunma mekanizması hasta olursa Alman Devleti Köln Arenada Kılıç Kalkan Ekibine Şeriat Devleti kurdurur İran ,Dağlarında Pkk sığınaklarını korur, Rusya Moskova’da, Fransa Paris’te ,Pkk büroları açar , yaramızı kaşır nasırımıza basar

  10. Ooh, yürek FERAHLATICI, İMAN kurtarıcı bir KARAR, derim. Mütefekkir Devlet ve DAVA adamı Gazi Ali İzzet Begoviç, ” düşmana (g. müslim ve Tünke ve Kürde) benzedikten sonra Mücadele (ZITLAŞMA) NIN anlamı kalır mı ? İçtikleri içki ve yedikleri dömuz ayrı gitmiyen HASAN – kafayı bulduktun sonra – ” ula HANS, bir de müslüman olsan ayrı-gayrımız kalmaz, tam dost oluruz” deyince, Hans CEVAP vermiş; der Hasan (AHMAK) ;
    ” yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmiyor (aynı pohü yiyoruz), “ben müslümün olsam ne yazar, sen hristiyan ” . TAM ve mükemmel bir ALMAN kafası. AYNI EYLEMLERDE bulunduktan sonra ÇEKİŞMEK niye ? EŞŞEKLİK
    (Demek ki, Alman’ın kafası biraz daha sakinmiş, Türk kadar içemediği için) (Eşşeklik içkisine değil, enayiliğine, yanlış anlaşılmasın). Hz. Peygaümber, ” men teşebbehe …(kim g.müslime benzemek isterse, o da ONDANdır” buyuurmuşlur. Ne diyordu, Eski M. Eğt. Bakanı, “etiket (semer) değiştirmekle, malın vasfı DEĞİŞMEZ ”

    Kayserili’nin biri kafayı iyice bulmuş, tam o sıra karşısına bir ERMENİ çıkmasın mı ? Derhal adamı yere yatırıp, üzerine çökmüş : ” gavur İMANA GEL ” demiş, Elinde bıçağı gören Ermeni, ” tamam tamam, NE SÖYLİCEM, söyle “, demiş. Bizimki, söyletecek birşey hatırlıyamayınca, ” hadi seni affediverdim ” deyivermiş.
    Bu iki KISSA’dan Hisse çıkaran -MÜSLÜMAN- olmuş MU ? BİLEMEM.

    Kıssa bu ya. Kralın biri, bir marangozun eşine göz koymuş. Nasıl sahiblensin. Ertesi güne YETİŞTİRMESİ kaydıyla, bir siparış vermiş. Aksi takdirde iDAM edileceğini şart koşmuş. Adam bir karış suratla eve gelmiş, hanıma açmış meseleyi. Aktarmış-boşaltmışlar çare bulamamışlar. Sonunda kadın yatalım da bu geceyi rahat geçirelim, demiş ve eklemiş.; gün doğmadan neler doğar. Ertesi Günün Sabahı
    daha, güneş ışımadan kapı zili çalınmış. Binbir korku ile kapıyı açar açmaz, Kralın adamları,” KRAL ÖLDÜ.
    Çabuk Kral’a bir TABUT Yapacaksın”. Evet, gün doğmadan neler DOĞAR. Yeterki, sen İMANDA SABİT KAL.

    Evet, İMAN; Akabinde, AHLAK tazeleyip, amel (EYLEM) lerimizi -BİZİ BİZ YAPAN DEĞERLERLE KIYASLAMALIYIZ. AB ve ABD’den daha DÜZGÜN, KARINCA EZMEZ NESİLLER yetiştirmeli, karşındaki PADİŞAH da olsa Adil-Kamil nesiller yetiştirmenin yollarına bakmalıyız, Büyük İmamlarımızdan İLHAM, ilim,
    IŞIK, Adalet alarak.
    Bir kapıyı kapatan Allah, NİCE KAPILAR açar. Yeter ki, biz kendimize, İstanbul EFENDİLİĞİMİZE dönelim. Kendimizi heseba çekilmeden HESABA ÇEKELİM.
    Yalnız, F. KORU kendisi ile tenakuza düştüğü gibi, İFTİRA da etmiş oluyor, hükumete : ” …. Türkiye, KENDİ iradesiyle… Olumsuzluk yaşıyormuş. Gülerler adama. Yani, iyice ALTLARINA YATSA veya yatırsa mı, idi ? Bir o kaldı.
    Sen söylüyorsun F. Koru : bizden, ” çok gerideki D,Avrupa ülkelerine tanınan….. ” Bu ne sevgi ah, bu ne ters değerleme…

    Cumhurbaşkanı, artık, HAKKARİLİ, ŞIRNAKLI, CİZRELİ,,,, Kürt kardeşlerimize SPOR SALONU, FÜTBOL CAHASI, Yüzme Havuzu, Millet Bahçesi vb….yerine, (onları MİLLET İttifakçılarına bırakarak), İMALAT, askeri malzeme, bal, el halısı ve halı yatırımlarına YÖNELEBİLİR.
    AB Kanunları değiştirilerek, sokağa atılan AİLEnin DİREĞİ (HAMİSİ) Erkeklerimiz artık Evlerine dönebilir, kadınlarımız da YUVALARININ sahibi olur, İNŞALLAH.
    AB Komisyonu, AKP’nin 31 Martta kaybedeceğini anladı ki BÖYLESİ BİR MANEVRA ile hem kendisini, hem ortağını kürtarma yoluna girdi. Gümrük Duvarları da artık, adam akıllı SIHHATLI hale gelir, umarız ki.
    Başbakan İSmet PAŞA; Her sabah Dünya yeniden kurulur. Her sabah taze bir başlangıçtır, deyivermişti, Başkan Johnson’a.
    BATI’yı görenler bilir. AB’li olabilmeniz için DAHA HAZIMLI, herşeyiniz daha geniş ve AÇIK olmalı.
    Müslümanlık – zorlama değil – kabullü bir tekliftir. Herkes İMANINI ve ondan kopuk amelini (Eylemini) yeniden gözden geçirmeli, düzeltmenin yollarına bakmalı. Nuran ve Didem hm.ların yorumlarında yabana atılmıyacak GERÇEKLER yer alıyor. S. Karagülle’nin bugünkü yazısı 4*4 lük ve gerçekçi bir yazı. AB
    çoğumuzu ana kucuğindan aldı, ihtiyar etti bugün ; samimiyetsiz.Bizi NAPOLYON zannettiler, bizimkiler de.
    TAŞ Yerinde ağır, demişler. Avrupa çok şeyimize. hatta, her ŞEYiMİZE Muhtaç, bekliyelim, görelim. Yeter ki, işi Siyasi istismar konusu yapmıyalım. “yönünüzü Doğuya-Batıya dönmeniizin önemi yok…
    (Ayet olsa gerek)

  11. İran’la , Suudi Arabistan la , Mısırla, Irak’la, Suriye ile Kuranın ve Peygamberimiz’in istediği şekilde bir birlik kurulabilirmi tarihte bunun örneği varmı ( islam ülkeleri deriz ya) Başta bu ülkeler birbirini müslüman görmez acı ama böyle İran’a ,Suuda Mezhebi bi eleştiri getirin bakın nolur

  12. Dünyada Ebedi Dostlukta-Düşmanlıkta yok. Herkes İşine gelirse dost gelmezse düşman , Müslümanıda aynı Hıristiyanıda aynı yahudiside aynı çıkarına uymazsa hemen düşman olur (Allah Teala Kuran’da “Müminler Kardeştir “ buyurur Allah’ın Elçisi :”Müminler bir vücudun organları gibidir,vücudun neresi ağrısa bütün vücut ondan rahatsız olur .” Buyurur ama arada bul bu müminleri hangi gezegende yaşarlar,) Ülkemizde insanların birbirlerine söylediği veciz sözlerde bunun ispatı, En dindar ,geçinenden ,En Laik ,seküler geçinenine

    • Sayın h.a. milyonlarca ensar milyonlarca muhacire evsahipliği yapıyor; dünyanın en büyük insani yardım organizasyonlarını düzenliyoruz; civanmert türk milletinin neyini beğenemedin?

  13. İçeride ,Birliğimiz , Dirliğimiz , Ekonomimiz sağlam olsa kimse bize akıl veremez işlerimizede burnunu sokamaz. içeride kavga var , gürültü var, En hayati konular bile sokak ağzı ile konuşulup tartışılıyor ,böyle olunca hesabı olan herkesin aklına karpuz kabuğu geliyor . Önce içeride Birlik ,Dirlik, Güven, Zenginlik tesisi edilmeli ,

  14. Turkiye hic bir zaman AB ne girmek istemedi ki. AB kriterlerinin en cogunun yerine getirildigi Ak Parti doneminde bile Kemalist rejim ve onun baski ce zulümlerinden kurtulabilmek ve batici laik kesimlerden oy alanilmek icin kullanildi. Bu da gerceklesip ihtiyac kalmayinca bu hedef de terkedildi. Simdi geldigimiz asamada AB ye üyelik hedefi hukumetin isine gelmemektedir. Bilakis demokrasiden de uzaklasildigi icin kendisine ayak bagi olmaktadir. Iktidarinin ilk yillarinda demokrasinin beşiği ve her türlü güzelliklerin (ekonomik ve sosyal kalkinma, modern hayat, ileri teknoloji, refah, bolluk vs) kaynagi kabul edilen Batili ülkeler simdi haçlı zihniyetine sahip, irkci, antidemokrat, iki yüzlü, geri vs olarak nitelendirilerek tukaka ediliyor. Bunun tek adi var siyssette “Makyavelizm”. O gün öyle işine geliyordu bugün böyle. Maalesef is dönüp dolaşıp “insan” a geliyor. Insanoğlu böyledir işte. Kur’an’in tabiriyle “zalim ve cahil” Adı müsluman da olsa değişmiyor.
    Müslüman bir ülke olduğumuz icin girmek istemedigimiz tamamen bir aldatmaca. AB nin muktesebatinin Islam diniyle örtüşmeyen kısmı çok azdir. Çağdaş demokratik ve evrensel hukuk ve değerlerin çoğu Islam ile uyumludur. Ayrica Turkiye şu an AB ye uye degil de Batı degerlerine kapali mi? Hayir hemen ger türlü kültürel degerler,inanç ve uygulamalarla ideolijiler, mallar ve yayinlar hic bir filtre ve engellemeye tabi olmadan ülkemize girebiliyor. Turkiye şeriat ile de yönetilmiyor. Uygulanan hukuk da ekonomik sistem de yonetim sustemi de neticede tamamen Batı kaynaklı. O zaman biz neyi tartışıyoruz? Lutfen kendimizi ve başkalarını kandirmayalim. Batiyi dolaşmış gelmiş de olsa ilahi kaynaklı hukuk ve sistemden beslenmeyen ve kendisini bu sistem içerisinde sürekli olarak kontrol ve muhasebe etmeyen insanlar ve bunlardan olusan hükümetler yanlisa sapmaya ger zaman musaittirler ve bu tarihsel olarak da donemsel olarak her zaman gerceklesmistir. Insanoğlu ger zaman tabiri caizse cozutmaya ve yoldan cikmaya meyyaldir. Buns da nefsi ve insi ce cinni seytanlar, (goygoycular, menfaatciler, avaneler; asalaklar) çanak tutarlar. Rönesans ve Reform hareketleryle beraber gelişen çağdaş Batili idari, sosyal, felsefik ve ideolojik teorilerin göremediği veya görmekten imtina ettikleri nokta tam da burasidir. “Bilimsel olmak” adina İnsan, cin, Allah, şeytan gerceklerini kabul etmedikleri veya iyi tahlil etmedikleri/edemedikleri ve analizlerine dahil etmedikleri için (bu noktada çoğu muslumanlar da dahil) analiz ve tahlillerinde yanlışa saplaniyorlar. Bizde buna bir de şekli Islâm anlayisi, ilimden ve bilimden uzaklaşmak ve bağnazlık da eklenince sapmalar daha kolay oluyor. Insan hayatının en basit kısımlarından tutun da yonetim ve hukmetme gibi en ust konulara kadar insanoğlu kendini ve rabbini iyi taniyip yaratılış gerçeğini tam anlayamadığı vahyin, aklin, bilimin ve ilimin yolundan ayrıldığı müddetçe doğru yolu (sırat-ımustakimi) bulamayacak ve böyle asırlarca debelenip bocalayip duracaktir. Saygılarımla…

  15. Sayın Bernar yazılarında sık sık ticaretimizin en büyük kısmını AB ile yaptığımızı belirterek, bu sebeple mutlaka üye olmamız gerektiğini belirtiyor, olmazsak bu ticaretin olumsuz etkileneceğini ihsas ediyor. Ekte AB nin istatistik ofisi Eurostat’dan alınmış 2017 yılı bilgileri var. Buradan görüleceği gibi AB üyesi olmadan da ekonomik olarak bu topluluk üyeleriyle ekonomik ilişkiyi sürdürmek ve büyütmek mümkün. Üye olmak sadece ekonomi ile gerekçelendirilemeyecek kadar karmaşık ve temelde toplumsal yapıların kültürel açılardan benzeşmesi ile ilgili bir konu. Zaten 60 yıl civarındaki üyeliğimizin serencamı da bu temel sebepde uyumsuz olduğumuz için üyeliğin olamayacağını ispat etmiş durumda. Bizden yıllar yıllar sonra başvuran ama kültürel kodları yakın birçok ülke ekonomik açıdan yeterli veya gerekli olmadığı halde üye olabildi. Ekonomi tamamen başka saiklerle işleyen bir saha ve AB ile bu ilişkileri geliştirmek için üyelik şart değil sözün kısası. Demokrasinin daha da gelişmesi de kendi iç dinamiklerimizle ilgili bir konu ve bu konuda da AB ye ihtiyacımız yok. ABD, İsviçre, Norveç vb ülkeler nasıl demokrasi konusunu kendileri halletmiş AB ye bu konuda ihtiyaç duymamışlarsa, biz de bu ihtiyacı duymuyoruz. Sonuçta AB sadece ve sadece siyasi bir birliktelik ve siyasi açıdan da karşılıklı olarak bizim ve onların karşılıklı çıkarları üyeliği gerektirmiyor, gerektirseydi şimdiye kadar olurduk.
    Eurostat Rakamları: AB 2017 yılında 1 trilyon 878,5 milyar euroluk ihracat ve 1 trilyon 853,5 milyar euroluk ithalat yaptı. Birlik üyesi ülkelerin 375 milyar euroluk ihracat ve 254,2 milyar euroluk da ithalat gerçekleştirdiği ABD, AB’nin en büyük ticaret ortağı konumunu devam ettirdi. Söz konusu dönemde AB’nin ikinci en büyük ticaret ortağı Çin oldu. Bu dönemde AB, 198,3 milyar euroluk ihracat yaptığı Çin’den 374,3 milyar avroluk ithalat gerçekleştirdi. AB’nin 150,8 milyar euroluk ihracat ve 110,2 milyar euroluk ithalat yaptığı İsviçre, birliğin üçüncü en önemli ticari partneri olarak kayıtlara geçti. AB ülkelerinin 86,2 milyar euroluk ihracat ve 145 milyar euroluk ithalat gerçekleştirdiği Rusya ise en büyük dördüncü ticaret ortağı oldu. Avrupa Birliği’nin 2017 de 84,8 milyar euroluk ihracat, 69,7 milyar euroluk ithalat gerçekleştirdiği Türkiye, birliğin beşinci en büyük ticaret ortağı olmaya devam etti. AB’nin en büyük ticaret partnerleri sıralamasında Türkiye’yi, Japonya, Norveç, Güney Kore, Hindistan ve Kanada izledi.

    • (1) Ben nerede ne zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması gerektiğini söylemişim? Söylemediğim, önermediğim, iddia etmediğim şeyleri böyleymiş gibi göstermek sizde alışkanlık haline gelmiş görünüyor.

      (2) Verdiğiniz rakamlarla anlatmak istediğiniz nedir, hiç mi hiç anlamadım. Benim verdiğim rakamlar, itiraz edemeyesiniz diye, devletinizin ve liderinizin resmi ticaret bakanlığının resmi sitesinden, Muhterem: Ürettiğimiz malların yüzde 47’sini AB ülkeleri satın alıyor. Bizden aldığı malların AB ithalatı içindeki payı da sadece yüzde 3,8!

      Turizmden elde ettiğimiz gelir çok büyük oranda Avrupa Birliği ülkelerinden gelen turistler sayesinde. Kafanızı kuma gömmek de işe yaramaz, rakamlar ortada. Avrupa Birliği, “Mallarını da almıyorum, vatandaşlarımı da göndermiyorum!” deyiverse, H. Gayret Bey’in kendi tabiri ile, ağaç kökü yemeye muhtaç hale geleceğiz.

      Bu gerçekleri Mehter’in karşısına diken ben monşer olacağım, ülkemizi bu hale getiren kifayetsiz yönetici tayfası ümmetin halifesi lideri olacak.

      Ne diyeyim: Hayırlı işler!

      • Sn.bernar geçen yıl rusyadan gelen turist sayısı yaklaşık 6milyon; sene daha da artış bekleniyor! Almanlar ise merkele inat türkiyeye ilgisini sürdürüyor tabii, uyanık toplum…

        • Sen Rusya’nın Suriye stratejisinde kem küm etmeye bir cesaret et, bak bakalım Rus turist mi geliyor, yoksa kafana reddedilip gümrüklerden geri gönderilen domates biber mi yağıyor, H. Gayret Bey.

          Hem sizde para da bol görünüyor. İç beş gün Paris’ten ayağınızı kesip şöyle bir Rusya seyahatine çıkın. Bizlere Rus başkentteki PKK Rusya Temsilciliği konuk evinden de izlenimler paylaşın. Geceleri de artık Moskova arka sokaklarının haritasını krokisini çıkarır, koleksiyonunuzu genişletirsiniz 😉

          • Moskovada ne işimiz var; inanın cepteki para bir gün bile dayanmaz! Trans-sibir ekspresine binip şöyle bir vladivastoka kadar uzaniim dedim; nerdeyse litvanyanın yıllık bütçesi kadar para istediler! Sizin o taraflar sanki daha müsaitmiş:)

          • Valla dilerseniz ben size yaşadığım evin resimlerini falan yollayayım. “Ulen seni o orman evinde kesseler sesini işitip gelecek komşun yok! Ne işin var oralarda!” demeyecekseniz çıkın gelin, misafirim olun. Laf aramızda, monşer de olsak kopil de olsak, kadim Anadolu kültüründen hiç nasiplenmemiş adam değiliz, kuruş harcatmayız, Tanrı missfiri deyip baş tacı ederiz.

            Hem tatiliniz boyunca, yokluğumuzda millet burada biraz nefes alıp soluklanır. Bizim tavşan şeyi misali ardı arkası kesilmez mesajardan sonra, millet Tayyip’in yanına bizi de katıp sürükleyecek görünüyor. Korkmuyorum desem yalan olur 🙂

      • Yazımda söylediğinizi değil ihsas ettiğinizi belirtiyorum zaten sayın Bernar, AB hakkında anlatılarınızdan AB ye üye olmamızın mutlaka gerektiği sonucu seziliyor. Verdiğim rakamlarla anlatmak istediğim, AB üyesi olmanın, AB ile ekonomik ve diğer tüm ilişkileri geliştirmekte zorunlu bir faktör olmadığını göstermektir, çünkü siz AB ile ekonomik ilişkimizi bu bağlamda vurguluyorsunuz yorumlarınızda. Bu yorumunuzda bile ”Avrupa Birliği, “Mallarını da almıyorum, vatandaşlarımı da göndermiyorum!” deyiverse,ağaç kö elmiyor mu? Evet AB ile her açıdan ilişkilerimiz büyük ve önemli ama bu herşeyimizle onlara bağlıyız veya olmalıyız anlamına gelmez. Bu ülke başka pazarlar da arıyor buluyor, sizin mantığınızla mal alıp sattığımız her ülkenin ”mallarını da almıyorum, vatandaşlarımı da göndermiyorum” deme ihtimali her zaman var. Rusya uçak krizinde bunu kısmen yaptı, Abd de çeşitli vesilelerle yapıyor. Zaten dünyada süregiden bir ticaret savaşı da var. Abd yakın geçmişte Volkswagen ve Huawei ye ticari darbe vurmuştu, bugün dünyanın geri kalanının Boeing’e yaptığıyla karşı cevap geldi. Bunlar olağan ve daha da olacak olaylar, ama bunlardan dolayı kimseden korkup siyasi, askeri, kültürel vb açıdan köle olacak halimiz yok. Kurtuluş savaşında askerlerinin süpürge tohumu yediği bir ülke burası.

        • Yahu ondan bundan korkup sinelim demiyorum ben. Bu işin ilacı, üretim, olabildiğince hakça bölüşüm. İyi bir eğitim plan programı. Nimet saymamız gereken topraklarda akıllı bir tarım politikası. Tüm insanların kedilerini özgür hissettikleri, birbirleriyle barış içinde bir gündelik yaşam sürdükleri bir ülke.

          Hamasetle, biribirimizi yemekle daha fazla zaman yitirmeyelim, aklımızı başımıza devşirelim, diyorum, hepsi bu. Ben aynı zamanda Hollanda vatandaşıyım. Sadece Hollanda değil, bir Avrupa ülkesi toprağına ayak basmayalı 14 yıl oldu. Bana ne elin yarenlik bilmez, tutku bilmez Avrupalı’sının her gün aynı şeyi yaşayıp yaşayıp bunu da hayatın hakkını vermek zannetmesinden? Özlesem özlesem bir bisiklet yollarını özlerim (yalan yok, yaş 50’yi aştı, Tayland köylerinin engebeli yolları zorluyor artık!)

          Yemin ediyorum, Allah sizi inandırsın, bir H. Gayret Beyi 10 Avruplı’ya değişmem ben -bakmayın siz burada birbirimize laf yetiştirmemize! 🙂

          • Burada söylediklerinize ne benim, ne de başkasının , özellikle H. Gayretin hiçbir itirazı olacağını zannetmiyorum. Belirttiğiniz politikalar da hepimizin arzusu ve isteği. Kısmen yapıldı, kısmen yapılacaklar içinde bütün bunlar. Bizim de, belki yetkili ve sorumlu makamdakilerin de kızdığı, içeriden ve dışarıdan vurulan ketlerin, bu işleri engellemesi, ertelemesi, yavaşlatması. Ama ben her zaman belirttiğim gibi, önümüzdeki seçimsiz-kemiksiz 4 yılı aşkın sürede bunların hal yoluna koyulacağından, bir plana programa bağlanacağından çok ümitliyim. Selamlar size ve Taylanda.

          • Necip Bey, ne yeminli Erdoğan düşmanıyım ne “AK Parti gitsin Meral gelsin” türü takıntılarım var. CHP hakkında ne düşündüğüm zaten malumunuz. “Mollalar, dinciler bizi yüz yıl geri götürür, aman ha!” ya da “Kürtler bizi bölecek!” korkutmacalarıyla, nereden baksanız bir 70 yılı boşa harcadık. Seçimsiz-kemiksiz bir 4 yıl daha geçmiş, çok dert etmem. Halkımız da seçimlerde Ankara ve Kürt illeri dışında bu kanıda göründüğü için, Erdoğan’ın demokratik hakkıdır da. Hiç, ama hiçbir itirazım yok inanın. Umut ettiğiniz ve inandığınız gibi bütün bu meseleleri hal yoluına koyarsa, melese yok. Ben, kılavuzu Perinçek olanlardan korkar kaçarım. “Ne alakası var iktidarımızın Perinçekle Derinçekle Bernar Bey! Allah aşkına nereden çıkarıyorsunuz bunları!” diyebilirsiniz. Bu da sizin hakkınız elbette. İçtenlikle söylüyorum, bir 4 yıl daha hiç mi hiç zorlanmadan beklerim -halk bekler mi, onu bilemem. Burada da köyde yaşıyorum, oraya gelebilsem yine köy yerinde yaşayacağım. Değerli kardeşim H. Gayret Bey Paris’ten tası tarağı toplayıp gelip köy yerinde komşu eve yerleşmeyeceğine göre: Sıkıntı yok. Halkımız dur deyinceye kadar yola devam elbette.

          • Bernar bey düşündüğüm gibi Perinçek derin devletin bir sözcüsüyse, derin devletin sahibi ve istikameti değişince onun da değişmiştir. Yani bence sizin zannettiğiniz gibi Erdoğanın Perinçek istikametine gelmesi değil, tersi sözkonusu olma ihtimali daha yüksek. Ayrıca bu aralar uzakta olduğunuzdan muhtemelen görememiş olabilirsiniz ama, Kürt vatandaşlarımız halkın diğer kısmından çok da farklı düşünmüyor artık. Özellikle çözüm sürecinde devletin şefkatli ve hoşgörülü yüzüyle , uzun bir süreden sonra yeniden karşılaşan yöre halkı, pkkya karşı yürütülen etkili mücadele sonrasında fikren ve fiilen de daha özgür kaldı ve artık, Hdp sandığınız gibi orada tek etkili ve hakim siyasi güç değil. Onların halk nezdindeki meşruiyeti tükendi. Belki büyük özlemle istediğiniz ve beklediğiniz yeni parti için en elverişli ortam aslında orada mevcut. Barışı önceleyen bir hareket çıkarsa bu ülkenin de hiçbir itirazı olmaz buna. Ama şu anda orada da Erdoğanın etkisini hafife almayın bence. Ankarada da maalesef düşündüğünüzün olmayacağını not olarak düşeyim. selamlar.

        • Necip bey! AB ile ilgili devlet yetkililerinin tepkisinden sonra biz şimdi ne desek boş, bu konuları bir kenara koyalim istersen.
          Senin geçen gün yazdığın bir yoruma takıldım kaldım.
          Ben derin devletin AKPyi değiştirdiğini zannediyordum sen “AKP derin devleti değiştirdi” diyerek benim bildiğimin tam tersini söyledin. Acaba Necip abi akp içinde etkili olan birimi şeklinde bir düşünce oluştu.

          • Baran bey ben vatandaş olarak siyaseti yakından izleyen biriyim ama fiili siyasetle işim yok. Yaradılışımın fiilen siyaset yapmaya uygun olduğunu düşünmüyorum. Ama siyasi gelişmeleri izleyebildiğim kadar yakından izlemeye ve bu konuda okumaya gayret ediyorum. Söylediğiniz hususa gelince direkt olarak bildiğim değil ama okuduklarımdan edindiğim düşüncelerim şöyle; Ülkemizde 1947-49 tarihlerinde Abd ile yapılan ekonomik-siyasi-askeri anlaşmalar ve sonrasında Nato üyeliğimizi takiben devlet içinde gladio türü bir yapılanma oluşturulmuş. Bu yapı Nato çerçevesinde ve o günün en büyük riskleri olan olan Sovyet ve komunizm tehdidine karşı kurulmuş gözükse bile, devlet içinde Abd-Nato güdümünde Natocu subay kadrosu aracılığı ile paralel bir devlet-vesayet oluşturmuş ve tüm siyaseti Nato-batı menfaatlerine uygun olacak şekilde yönetip yönlendirmiş. Yönetip yönlendiremediği durumlarda faili meçhuller, terör ve anarşi, ekonomik kaos ve benzeri enstrümanları kullanarak darbelere zemin hazırlayıp direkt olarak yönetimi ele almış. Tüm sağ-sol dhkpc-pkk-fetö benzeri örgütler bu yapının kurup yönlendirdiği aparatlar olmuş. Ama özellikle Akp nin bir aşamasından sonra devlet içinde bu dış kaynaklı vesayetçi yapıdan rahatsız olan yerli ve milli unsurlar bu yapıya karşı harekete geçmiş, Akp ile işbirliği yapmış, özellikle 15 temmuz sonrasında bu vesayetçi yapı fiilen devlet ve toplum içinden temizlenmeye başlamıştır. Bu temizlik aslında avrupada sovyetlerin çöküşünden sonra tüm ülkelerde yapılmıştı ama Türkiyedeki yapıyı bu ülkeyi yönlendirmek için kullanmak Abd ve batının her kesiminin işine geldiği için, o zamanlar bu olmamıştı. Şimdi gecikmeli de olsa bu yapılmaya başladı. İnşallah fazla uzamadan da tamamlanır. Her devletin ister istemez bir derin yapısı olması gerektiğinden, bizdeki Abd-Nato unsurlarından temizlenince doğal olarak da yerini yerli-milli unsurlar alacaktır. Anlatmak istediğim buydu.

          • Kimin kimi değiştirdiği aşikar değil mi, Baran Arkadaşım. Baksanıza, Derinceli Doğu Paşa, Erdoğan’ın “Dindar-Kemalist” olduğunu cümle aleme ilan etti bile.

            Elin cahili şimdi gelir küfretmeye başlar. Tabirin bana ait olmadığını öğrensinler de baltayı taşa vurmasınlar yine. Vatan Partisi’nin ve halkın R. T. Erdoğan’ı önüne katıp nereye götürdüğünü Doğu’dan bir dinlesinler önce:

            https://www.youtube.com/watch?v=5mUBhDhMDN4

          • Derinceli Doğu Derinçek Paşa:

            “Türkiye, BOP Eşbaşkanını da alır, önüne katar ve kendi mecburiyetlerinin görevlisi yapar.”

            Aynı adam Erdoğan için, “Elimizde 38 adet yolsuzluk dosyası var, gıkını çıkartamaz” diyor, hakkında açılmış tek bir soruşturma, tek bir dava dosyası yok. Dikkat buyurunuz: Adam kendi Vatan Partisi’nin mutemedinden değil, ülkenin cumhurbaşkanından söz ediyor!

            Bu tuhaflığı bize, bütün kışkırtmalarıma rağmen, bugüne kadar Derinçekli Doğu Paşa hakkında klavyesinden tek sözcük çıkmamış H. Gayret Bey açıklasın, biz de dinleyelim 🙂

  16. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkileri bir Hıristiyan Müslüman çatışması merceğinden bakmamızı, İnönü, Demirel’den Erdoğan’ına kadar yöneticilerimizin beceriksizlik ve kiyafetsizliklerinin üstünden atlamamızı isteyen devlet tapınıcısı klavyeşörlere duyurulur:

    Fransızların yüzde 48’i, ya ateist, ya da dünya dinlerinden hiçbirisine bir yakınlık duymuyor. Çek Cumhuriyeti vatandaşları arasında bu oran yüzde 54’e yükselirken, oran Norveçliler arasında yüzde 41. Aynı oranların Hollanda başta gelmek üzere diğer AB ülkelerinde ne olduğunu da artık bir zahmet H. Gayret Bey bulup bize söylesin -uzun mesaj yazıyorsun yakınmaları beni korkutup üzüyor.

    Daha 70 yıl kadar önce Avrupa’nın göbeğinde yaşanmış dünya savaşlarında birbirlerini boğazlayıp arkalarında milyonlarca ölü beden, milyonlarca sakat insan, moloz yığınına dönmüş kentler bırakmış İngilizlerin, Almanların, Rusların, Fransızların alayının da Hristiyan olduğunu da akılda tutalım.

    Paranın dini milliyeti olmaz -hala anlamadınız mı?

    Avrasyacı Derinçek’in treninde Aya Yolculuk’a çıkmış Avrasyacı kardeşlerimizden Putin Rusyası’ndaki Ortodoksluğa, ya da Çin’in resmi tutumu ateizme ne buyurduklarını soralım, bizleri aydınlatsınlar.

    Nekka ekmek, okka köfte demiş büyüklerimiz. Bunlar işlerine gelmediğinde büyük sözü de dinlemiyorlar.

    • bernar, önce tantana çıkarıp sonra beni grill yapcaanızın farkındayım, boşuna uğraşma..:) evet ab’de dinsiz imansız çoktur belki bilemem ama; maşallah gayet de sıdkı bütün bir islam düşmanlığının olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz… Tabii senin için sorun yok: küfür tek millettir nasılsa..!

  17. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını öneren skandal raporda şu da varmış…Türkiye’nin yurt dışındaki FETÖ örgütü mensuplarına yönelik operasyonlarından da “üzüntü duyulduğu”…Akkuyu Nükleer Santrali inşaatını durdurması çağrısında bulunuldu…… “Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri varlığına son vermesi” çağrısında bulunuldu….Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonların ise “endişe verici olduğu” kaydedildi….. vayy vayyy vayyy…. şimdi bunlar bizim beka meselemiz değilmi…..Adamlar şimdiden seçimlerde yenilgi alacaklarını gördüler…seçim arefesinde güya muhalefeti gıdıklayacaklar…..

  18. Avrupa, Türkiye’yi Osmanlı devletinin devamı olarak görmektedir. Bu yüzden işlerine geldiği gibi kullanmak istiyorlar. Osmanlının son dönemlerinde Avrupa Ülkeleri, bir çok oyunlar oynandı özellikle eğitim üzerinde çok oyunlar oynandı. Şimdi Türkiye Eğitim sistemi ve tarımı da bitirdiler. Türkiye’nin yapacağı tek bir şey var: İçişlerinde birlik olup M.K. Atatürk gibi ülkeyi kalkındırmaktır. Allah muhafaza sonumuz Osmanlı gibi olabilir. Bir ülkenin yıkılışı sadece silahlı savaşlarla olmuyor; Ekonomik savaş silahlı savaştan daha tehlikelidir.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Demek Türkiye’de eğitim sistemiyle tarımı bitiren de Avrupa Ülkeleri!

      İlahi Nusret Bey, iş her türlü başarısızlık ve beceriksizliğin yükünü elin haçlısının omuzlarına yüklemeye gelince, H. Gayret Bey’le kol kola girip “Yok aslında birbirimizden farkımız, biz Osmanlı Bankası’yız!” şarkısını terennüm etmede üstünüze yok gerçekten. Saadet buysa, TV5’in kapısına kilit vurun gitsin bence.

      • Gözünü seveyim Bernar sırf AB girelim diye Her ilde kalitesiz üniversiteler açılmadı mı? Şuan kaç tane işsiz üniversiteli var biliyor musun? Türkiye’de okuma yazma oranı arttı ama eğitim kalitesi düştü. Her sene YGS LYS sınavlarında kaç öğrenci sıfır çekiyor biliyor musunuz? Yanlış eğitim politikaları 4+4+4 sistemi vb.) Tarım konusu zaten ortada …..

        • Benim bilip bıktırasıya söylediklerimi dönüp bana söylemeniz bir karşılık olmuyor, sayın Karaca. Benim size dönüp söylediğim şey çok açık: Çizdiğiniz bu sefil tablonun sorumlusu olarak NEDEN Avrupa ülkelerini gösteriyorsunuz.

          Şu ifadeler sizin mesajınızdan. Ya siz ne yazdığınızdan bi-habersiniz, ya da ben okuma anlama özürlüsüyüm:

          “Osmanlının son dönemlerinde Avrupa Ülkeleri, bir çok oyunlar oynandı özellikle eğitim üzerinde çok oyunlar oynandı. Şimdi Türkiye Eğitim sistemi ve tarımı da bitirdiler.”

          Biz daha “Haçlının” (!) bizim eğitim ve tarımımızı programlayıp yıkıma uğratmasının önüne bile geçemiyorsak, seçim meçim yapıp birbirimizi yememize, anti-emperyalizm sloganında sidik yarıştırmamıza ne gerek var?

          Orta Doğu’nun perişan hali: “Haçlılar!”
          Ekonomik geri kalmışlığımız: “Haçlılar!”
          Berbat-ötesi eğitim sistemimiz: “Haçlılar!”

          Otomatiğe bağlamış gidiyorsunuz da, ben yeni nesil kentli dindar gençlerin bu “sorumluluk-savar” cızırtıdan pek hoşnut oldukları konusunda hayli kuşkuluyum. . .

          • Bernar bey benim yorumum özeti şu: Ak Parti iktidar döneminde yanlış yürütülen dış politikanın sonuçları bizi bu hale getirdi. Nitekim AB’ye girmek için eğitim seviyemizi ve okul üniversite sayılarımızı en üst seviyeye çıkardık. Unuttuğumuz bir şey var eğitim kalitesi… giderek çöken bir eğitim sistemi var ortada.. Tarım mevzusu ortada Türkiye toprakları yabancı tohum ve ilaçlarla çoraklaştı.

    • Nüsret bey! Osmanliyi yıkan Müslüman diye geçinen ülkelerdir..
      Patronlarde Ingilizler. Yemende ve diğer Arap ülkelerinde Ingilizlerin kışkirtmasi ile Müslüman osmanli askerlerini kafasini kesip Ingilizlerden her kafa için bir altin alanda Müsluman Araplardir.
      Firansizlar Turkiyedeki Ermenilern arasina sizip onlarada doğudaki 600 sene birlikte bariş içinde yaşadiklari komşularini katletirdiler.
      Ingilizler ,Firansizlar, Osmanlıyı yiktı Araplaride kendilerine sömürge yaptılar.
      Daha sonra Arapları rahat kullanabilmek için, Israil devletini Kurdurup, Müsülmanlar ve Yahudileri savaştirarak Israili ön pilana çıkardilar ve kendilerini iyi adam yaptilar.
      Şu anda zaten Arap petroli Ingilizlerin cebine giriyor.
      Baksaniz ya bizi bile uyutmasıni nasil becermişler.
      Yahudiler, ne Osmanlinin zayiflik döneminde nede başka zaman Türklere ihanet etmediler ve her zamanda sevdiler. Fakat Ingilizlerin sayesinde Türklere Yahudu Düşmanliği Firansizlarin sayesindede Ermenilere Türk düşmanliği lanse edildi.
      Hani sizin AK evler ve Milli Göruş gurubunun sevdiği Iran varya! O bunlarin ikisinden daha fazla Türk düsmani, Israilden daha fazlada Arap düsmani bir devlet.
      Ingilizler Şimdide AB den cıkmak istiyorlarki onlariede birbirine düşursünler, çünkü onlar başta Firansizlar olmak üzere AB ülkelerini ve ABDyi sevmezler.

      Diger bir konuda AB hepsi birden Müsluman olsa bileTürkiyeyi aralarina almazlar.
      Bizim millet tembel, gösterişi sever, insana değil makama kiymet verir, en iyi özeligimzde ocu bucu diyerek birbirbirimizi düşma gibi görmemiz.
      Bunlarin tuzu beride şehi olmayanin Şeyhi şeytandir demeleri ve benim tarikatim senin tarikatndan dahi iyi gibi özelliklere sahip bir milletiz ve biz birbirimizi kabul etmiyoruzki, başkalari bizi kabul etsin. bu halimizle bizi hiç bir topluluk aralarina almaz.
      Esenlikle kalın.

      • Hani sizin AK evler ve Milli Göruş gurubunun sevdiği Iran varya! O bunlarin ikisinden daha fazla Türk düsmani, Israilden daha fazlada Arap düsmani bir devlet.
        Saygıdeğer Nurdan Hanım; Biz İran’ı sevmiyoruz ama biz diyoruz ki: Eğer Türkiye ile İran bir gün savaşırsa her iki devletin de sonu olur demektir. O yüzden Türkiye ile İran ilişkileri hiçbir zaman bozulmamalı. ABD ve İsrail’in tek bir düşüncesi var: Türkiye ile İran’ı çatıştırıp Orta Doğuda Büyük İsrail Projesini uygulamaktır.

        • Nusret bey! İranla kimse savaşmaz,yeterki onlar rahat dursun ama durmiyorlar, Zaraf ailesi Iran gizli servisinden.
          Türkiyeyi bu günkü duruma sokanda Erdoğani 360°değiştirende Iran ve ajani Riza zarafin kendisidir.
          Azarbeyca Ermenistan savaşinda Ermanistana yardim etti.
          Azerileri öldürüdü.
          Iran Islamin yüzkarasi. Sirf Osmanliyi karistirmak için Sünnü olan iran Şieliği seçip bizdeki Alevileri kişkirti, zamanin padişahıde İranin oyununa gelerek.
          Kardeş kavgasinin temelini attı.
          Dünyada tehlikeli ve üşkağatçı tek devlet Iran ve halkidir.
          Şahin “benim sürgün yilarim kitabini okursaniz Humeyni ve mollarin batililar tarafindan nasil desteklendiğinide görürsünüz.
          Zaten Humeynin Firansada ile ilişkilerde ordan kalmasindan belli degilmi?
          Allaha emanet olun.

  19. Sözünüzün sonunda ”AP yine de bu ilişki kesme tavsiye kararını almamalıydı.” diyorsunuz ya, olsun; bu da ”mış” gibi bir durumu içerisinde barındırıyor. Ne/ler olur; bir ara şartlar bizi bir araya tekrar getirir de yine 2004′ de olana benzer izdivac yaşarız!

    Rahmetli Özal döneminde de AB ile olan ilişkilerimiz zirve yapmıştı..sonrası malum.

    24 Kasım 2004 AB’ye tam üyelik konusuna gelince; 28 Şubat post-modern darbesinin üzerinden henüz bir tık ileride olduğumuz ve o darbenin kesif kokusu hala burnumuzda tüttüğü hengamda, üstüne 2001 ağır ekonomik krizini yaşıyorken; henüz 2. yılında, çiçeği burnunda AK Parti iktidarına bu büyük krediyi açan AB Parlamentosu, bunu neden yapmıştı? Ajandasında neler vardı ve yol haritası neler ihtiva ediyordu?

    Kabaca biz bunu Kopenhag Kriterleri ile Ekonomik Paketler üzerinden açıklıyorduk. Nitekim AK Partinin ilk iki dönemlik iktidarında AB ile olan ilişkiler artarak devam ediyor ve bu bizim siyasi ve ekonomik yaşamımıza olumlu katkılar sunuyordu

    Temelinde istemsiz bir evlilik olan AB rüyası gerçekleşmesi önünde büyük engeller olduğu da kesin idi, lakin bunu kimse açıklamaya cesaret edemiyordu. Arada bir doğuracağı karşılıklı siyasi sonuçlar yarım ağız, resmi olmayan dil ile seslendiriliyordu o kadar.

    Kopenhag Kriterlerinin demokratik hak ve özgürlükler alt başlığı, bize Oslo görüşmeleriyle bir çözüm süreci dayattı. Öncesinde de aile hayatı, zinanın suç olmaktan çıkarılması ve idam ile ilgili v.b. yasal düzenlemeleri yapmıştık.

    Yaşanan flört, her iki tarafa da ileri ilişkilere kapı aralamış, nikahsız beraberlik yeri geldiğinde odasını ayıracak veya başkasıyla ilişkiye girecek evlilik dışı bir beraberlik sundu ve her iki taraf bununla kirlendi.

    ”Davul dengi dengine çalar” demiş atalarımız.
    Ağanın kızına sevdalanan damat, çeyizini dizmekten ve ağanın şartlarını yerine getirmekten kaçıyor, ağa da kızı verecek, verecek ama ”ayağını ve kolunu çaprazlama keserim de, kızı öyle veririm” diyor.

    50 yılı aşkındır devam eden bu kız alma-verme meselesi tarafların gözünü kör etmiş de bir şeyi görmüyorlar..damat ve gelin adayının artık çok yaşlı olduğunu ve bu evlilikten neşet edecek bir neslin olmayacağını.

    Bir diğer atasözümüz de ”alışmış kudurmuştan beterdir”. Alışkanlık işte, artık bağımlı hale gelinmiş.

  20. Tamam anlaşıldı. Kıbrıs taki doğalğaz ve petrol için Türkiyeye ihtiyaçları kalmadı… Bu kadar net…Avrupa birliği dediğiniz şey SÖMÜRGE birliğidir…Menfaat birliğidir…. Bu kadar ezik olmanıza gerek yok….Biz içimizde birlik olmadıktan sonra ne önemi var bunların….

    • Doğru. Çin-Rus Ekseni de SÖMÜRGECİLİK KARŞITI Blok’tur. Avrupa Birliği’nin “menfaat birliği”ne karşı, “idealler birliği” sancağını taşır. PKK Rus Temsilciliği’nin Kanka Putin’in başkentinde ne işi var?” türü akla zarar sorular soran “eziklere” de sizin yerinize ben cevap vermiş olayım: Mesele insan hakları karşıtlığı, susturulmuş basın ise, gerisi teferruattır!

      • Sen söylüyorsun işte Bernar efendi..Avrupa birliğine girmeden de ticaretimiz yüzde 47. Girmeden de ticaret yapılıyormuş. Herşwyi düzelttik de adamlar seni alacakmı zannediyorsun…Biz de işimize geldiğinde herkesle menfaatimiz doğrultusunda iş yapalım…Adamlar bizim kapıkulu olmamızı seviyorlar sadece…yok basınmış yok özgürlükmüş geç bu safsataları…Seni engelleyen mi var böyle akla ziyan yorumlarını…artık sadece basın onların himayesinde değil…Abdullah bin selman ve sisi gibileri sever onlar…daha geçen ay Avrupa birliğinin hepsi Mısırda sisi nin yanında toplantılar gerçekleştiriyorlardı…

        • Senin ümmetinin ana gövdesini oluşturan Arap ülkeleri ne der, ne eyler muheterem? Benim bildiğim, Avrupalıların kuyruğunun hemen yanında ikinci bir kuyruk daha var. Türkiye dışında istisnasız tüm İslam ülkeleri, “Yav, Sisi Diktatörüm, bi yanlış yaptık, kem küm ettik. Bizi bağışlayıp şu bizim Arap Birliği’ne dönseniz de gönülümüzü hoş etseniz” diyebilmek için ikinci bir kuyruk yapmış sıra bekliyorlar 🙂

    • Türkiye’ye pek ihrtiyacı varmış da Kıbrıs petrolü olunca şimdi bize ihtiyacı kalmamış. Lafa bak beri gel. Senin hükümetinin ticaret bakanlığı söylüyor, Efendi: ” Avrupa Birliği, toplam ihracatımızda %47,1 oranında payla toplam ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır. Ülkemiz AB’nin toplam ithalatında ise %3,8’lik paya sahip.”

      Senin hükümetinin dışişleri bakanlığı sitesi söylüyor, Muhterem: Yurt dışında yerleşik yaşam süren toplam 6 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının 5 milyonu Avrupa Birliği ülkelerinde yaşıyor.”

      Günde bir düzine yorum kirliliği ile toplumsal barışı torpillemek için elinden geleni yap, sonra da, “Biz içimizde birlik olmadıktan sonra ne önemi var bunların. . .” diye hayıflan.

      Devlet ortada mizah dergisi bıraktı mı, bilmiyorum. Hala varsa orada burada bir iki tane, F. Koru sayfalarının yorum köşesinden daha çok insan haberdar olduğunda onlar da kapanıp gider görünüyor.

      O derece yani!

      • Tabii, bernar eski fransız sömürgelerinden birinde deniz meyveleri salatası ve hindistan cevizi sütüyle kahvaltı ededursun; berlinde sabahın köründe işe yetişen almanın canı çıksın! O 5milyon anadolu kaplanı sabah kafe/restoranlarını açmasın; 72milletten adam, ırk ayrımı yapmadan birbirlerini yer açlıktan..:) ortada mizah dergisi bırakmış mıymış; en son sızıntı vardı kapandı! Hakkaten farkınız görünüyor monşer…

        • Fransa’nın başkentinde kurulmuş, bir yandan Fransız devletinin sosyal yardım ödeneklerinden, diğer yandan Avrasyacılar takımının ödeneklerinden çift dikiş gitmek de sizin nüktedanlığınız olsun, H. Gayret Bey!

          Ülkemizdeki 4 milyon Suriyeli insanın yazgısı, liderinizin iki dudağı arasında. Zaten şimdiden onlardan “misafir” diye söz etmeye başladı. Avrupa Birliği’ndeki 5 milyon T.C. vatandaşı ise anayasal koruma altında. Fark bu. Sizin lideriniz, “Vallahi açarım sınır kapılarını, mülteci akınında boğulursunuz!” diye ‘ahlaklı ahlaklı’ cızırdarken, öbür tarafın o 5 milyon insanımızı bu tür ‘ahlaklı’ pazarlıklara meze yapmaya (şimdilik) yanaşmadığına şükredelim bence.

          Avrupa Birliği’nden daha güçlü bir ekonomi, daha adil bir toplumsal düzen kurdunuz da biz mi istemedik?

          Paris’in göbeğinden baktığınızda halkın ahvali ve haliyet-i ruhiyesi size pek bir şahane görünüyor anlaşılan. Gidin de memleketin caddelerinde insanlarla, esnafla iki lakırdı edin. Saray misafirhanelerinde “Oha! Bizim Rize turist çayı nelerine yetmiyormuş!” çayı ile birbirinden egzotik yemeklere aperatiflere yumulacak, harita ve kroki hobiniz için geceleri Paris caddelerinin ara sokaklarını tafav edecek, ondan sonra da benim monşerliğimden girip kopilliğimden çıkacaksınız!

          Size ve dahi Avrasyacı paşanız kalpaklı Derinceli Derinçek ağabeye seamlar, saygılar! 🙂

          • Bu saatten sonra konumuz; ab ye mülteci akını düzenli mi olacak düzensiz mi olacak? Onu da artık yunanistandaki kayyum düşünsün:)

          • Bence, bir hayırlı iş daha yapın. Kapın bir bayrak, bir de ağıza bir düdük, Avrupa’ya mülteci akını trenlerinin istasyon şefliği görevini de siz üstlenin. Lideriniz, “Hayrola H. Gayret Bey? İki dikiş giderken şimdi de üç dikişe mi talip oldunuz?” derse de, “Yok yav, Reis, askerlik hizmetini yapmak bir şekilde mümkün olmadı, biz de kısmen telafisi olsun diye bu işe gönüllü tarifesinden yazıldık” falan deyip hüzünlü bir bakış peydahlarsınız nur yüzünüzde -bir de bakmışsınız, kolayından 4. dikiş kapıları kendiliğinden açılmış! 🙂

  21. AB Türkiye’yi kapısında çok bekletti,çok istiskal etti.Artık
    girmek için ısrarcı olmamak lazım.

    AB’de geçerli olan kriterlerden
    bizim için de faydalı olacak olanları AB’ye girmesek de
    hayata geçirebiliriz.

    AB ülkeleri ile olan ilişkilere ticari ilişki olarak bakarız,
    işimize gelen mal ve hizmetleri oradan alırız.Onlar da işlerine gelen malları bizden alırlar.Böylece AB’ye
    girmemiz hatırına sosyal dokumuza uymayan uygulamaları hayata geçirmekten de kurtulmuş
    oluruz.

  22. Avrupa Birliği
    Türkiye Avrupa Birliği’ne girmez. Avrupa Birliği de Türkiye’yi almaz görüşünü belki 40 yıl önce savunmuştum. Bunun sebepleri:
    1- Türkiye’de sosyal ahlak bozuk, kişisel ahlak yüksektir. Avrupa’da kişisel ahlak bozuk, sosyal ahlak ise yüksektir demiştim. Karışınca iki tarafın ahlakı da bozulacak, bu hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin aleyhinde olacaktır.
    2- Türkiye Avrupa Birliği’ne girince Avrupa’nın kara sınırları iki misli büyüyecek ve Avrupa Birliği sınırlarımızı koruyamayacak. Bu da hem Türkiye için hem de Avrupa için tehlikeli bir durumdur.
    3- Türkiye, Avrupa Birliği’ne Türkiye’ye demokrasi gelsin diye girmeye çalışıyor. Girmek niyetinde değil. Avrupa Türkiye’yi İslam aleminden koparmaya çalışıyor, almak niyetinde değil. İkisi de sözde müzakereler yapmaktadırlar.
    4- Ekseriyet sisteminde Türkiye Avrupa Birliği’ne girerse anahtar parti olur. Avrupa Birliği’ni Türkiye yönetmeye başlar. Bunu Avrupa hazmedemez. Türkiye Avrupa Birliği’ne girerse İslam aleminden kopma durumunda olacak, bunu da Türkiye istemez.
    Kırk sene önce savunduğum gerçek bugün kanıtlanmış oluyor.
    Bugün savunduğum bir şey vardır. Avrupa Birliği’ne ancak Rusya ile beraber girersek üçüncü bin yıla birlikte hakim oluruz. Ural Dağları sınırı ile çizilmiş Avrupa kıtası yeni uygarlık hamlesini yapabilir. Bunun için Rusya’nın Sibirya topraklarından vaz geçmesi gerekir. Bunu yapmaz. İngiltere’nin Avrupa dışı topraklardan vazgeçmesi gerekir, yapamaz. İngilteresiz ve Rusyasız Avrupa Birliği sözde kalır.

    • Süleyman Bey;
      1) Sosyal ahlak ve kişisel ahlak ne demektir? Kişisel ahlak yüksek olursa zaten sosyal ahlakda yüksek olmaz mı?
      2) Parayı veren düdüğü çalmaz mı, bugün sanayi Almanyada olduğu için AB’nin patronu Almanya değil mi? Türkiye neden AB’yi yönetsin yada nasıl yönetsin? yüzlerce yıllık kendi demokrasi ve yönetim anlayışını oluşturmuş bunca Hristiyan ve aslında daha çok ateist milleti nasıl yönetsin ?

  23. Sn Koru AB raporlarının olumsuzluğu ve AB’ye girecek görüntüsü vermediğimizden dolayı ekonomik olarak gelişemediğimizi yazmış. Geçen yıllarda da milyonerlerin hızlıca Türkiye’yi terk ettiğini yazıyordu. Bir soru sormak istiyorum, ekonomik krizin temelini uzun bir dönem OHAL ile yönetilmemizin ve hukukun işlemediği algısının yerleşmesi mi oluşturuyor? Bir çok mal varlığının sahipleri terörist diye devletin mal varlıklarına el koyması bunun neresinde ve tam olarak etkisi ne acaba? Türkiye bu konularda darbeden sonra daha farklı bir tutum geliştirseydi bugün ekonomik krizi bu kadar derin yaşamaz mıydık? ya da en başından denildiği gibi Türkiyede ekonomi hep sıcak parayla döndü, sıcak para çekilince üretim yapmadığımız ortaya mı çıktı? Durum bu mu gerçekten?

    Bu arada konuyla alakasız ama H. GAYRET bey evet N.Ç. Neslihan aynı kişi 🙂

    • Önemli olan görüşlerimiz ve bakış açılarımızdır neslihan hanım; yoksa “kişilik yarılması” dediğimiz bu durum çok yaygındır ve sorun da edilmemesi gerekir… Sonuçta sağlıklı olsunlar da; haksız mıyım sayın n.ç..?

      • İki farklı nick kullandım diye kişilik yarılması yaşamadım ama evet asıl olan ne düşündüğümüz ve düşüncelerimizi nasıl ifade ettiğimizdir.

    • Fransa galiba bizden daha uzun süre ohal de kaldı; ya da yine akparti döneminde sona erdirilmiş olan eski ohali de sayarsak evet bizde daha uzun sürmüştür ama fransanın bugünkü hali ortada:) aynı dönemde türkiyenin büyüme rakamlarına da bakılırsa enseyi karartmayalım derim… Kaçıp gidenlerin paralarından çok ülkemize bavullar dolusu getirenler de var sayın n.ç…

  24. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’nın 09 Ocak 2019 tarihli “Yanı Başımızdaki Dev Pazar Avrupa Birliği” başlıklı makalesinden: “Hâlihazırda yalnız sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsayan Gümrük Birliğinin önümüzdeki dönemde kapsamı genişletilerek ve derinleştirilerek güncellenmesi durumunda yanı başımızdaki dev pazar konumunda olan AB’nin öneminin daha da artacağı değerlendirilmektedir.”

    “AB, 2017 yılında 73,9 milyar dolar ile ihracatımızdan %47,1 oranında pay almakta olup toplam ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır.” “Ülkemiz AB’nin toplam ithalatında ise %3,8’lik payla 6. sırada gelmektedir.”

    Vatan, Millet, Sakarya’cıların pek çoğunun bu tür bilgilere ihtiyacı yok. Ya zaten bu tür bilgi parçacıklarının ne tür anlamlar ima ettiğini anlama kapasitesinden yoksunlar; ya da, umurlarında değil -nasılsa sırtları pek, karınları tok. Diğerleri de, seçim zamanları aldıkları ekstra bonuslarla klavyeşörlük mesleğinden hayli hoşnut görünüyorlar.

    Avrupa’nın niyeti bizi bölmek, bunlar PKK destekçisi türü derin analizler döşenenlere de şunu sormak gerekir: İyi güzel de, muhterem, lideriniz iktidara gelip milletin önüne AB tam üyeliği en büyük projelerinden biri olarak koyduğunda, ardı ardına reformlarla demokratik yasaları birbiri ardına çıkarırken neredeydiniz?

    Ülke ekonomisi, uluslararası ilişkiler, öyle “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Vız gelir tırıs gider!” hafifliği kaldırmaz. Bu hafifliğinizi kullanıp kulağınıza “Yürrü be güçlü Türkiye! Kim tutar seni!” diye fısıldarlar, dalarsınız Suriye’ye. Sınır ötesinde 60.000 silahlı YPG ordusu, sınırın bu tarafında sizin doğrudan sorumlusu olduğunuz iç savaştan kaçan 4 milyon Suriyeli gerçeği ile burun buruna kalırsınız. Yetmezmiş gibi, “İyi, madem çok istiyorsun, İdlib’e sıkıştırdığımız onbinlerce radikal Islamcı savaşçıları da sen hallet” derler alay edermiş gibi. Kardeşim Esed ile başlarsın, önce eli kanlı diktatör Esed’e, ardından da “ülkeler arasında kalıcı düşmanlıklar yoktur” gibi eveleyip gevelemelerle Suriye devlet başkanı ile aranı yapacaklara göz kırpmaya savrulursun. Yeni kanka Putin’le görüştüğün yer de, PKK’nın RESMİ RUS TEMSİLCİLİĞİ’nin üç beş kilometre ötesinde bir yer olur! 🙂

    Uluslararası siyasette ekonomik olarak ne kadar güçlüysen, o kadar esamen okunur. Bunu dahi öğrenememişseniz, bana da, “Derinceli Topal Doğu Paşa yönetimineki Avrasya Treni”ndeki yolculuğunuza devam edin, yoldaki istasyonlarda hem Hanya hem de Konya tabelalarını görmenize az kaldı. . .” demek düşer.

  25. Ta baştan beri bizi almayacakları belliydi.Ta yıllar önce Avrupa bir hiristiyan topluluğu müslüman bir ülkenin burda ne işi var deniyordu. Biz uyanık olmalıyız rahmetli Erbakan’ın dediği gibi yüzümüzü müslüman ülkelere çevirip aramızdaki dini ve kültürel bağların çok kuvvetli olduğu ülkelerle işbirliğine önem vermeliyiz.

    • Pekala, Mehmet Bey Kardeşim, sizin dediğiniz gibi yapalım. Yüzümüzü Müslüman ülkelere çevirelim. Ama, izin verirseniz, buna girişmeden önce, sözünü ettiğiniz ülkelerin genel-geçer tablosuna bir iki saniye göz atalım:

      1980-1988 İran-Irak Savaşı: 1 milyon ölü, 2 milyon yaralı, 150 milyar dolar maddi hasar, yıkılmış şehirler, hastahaneler, fabrikalar, okullar. İran’a karşı İsrail-ABD ekseninde iş kotaran Suud ve Körfez Ülkeleri cephesi. Yemen’de Suud-İran bilek güreşinin bedelini hayatıyla ödeyen onbinlerce Yemenli Müslüman. Çökmüş bir Irak, iç savaşta birbirlerini boğazlamış Suriyeli Müslümanlar. Adı say say bitmez, bir ayda üç kere saf değiştirip birbirleriyle savaşan radikal Islamcı guruplar. Türkiye dışında, R. T. Erdoğan’ın kankası Sudanlı Ömer El Beşir de dahil, tüm Müslüman Arap ülkelerinin yağlı ballı oldukları, Arap Birliği’ne geri dönüş daveti için sıraya girdikleri Mısır diktatörü Sisi.

      Sözünü ettiğiniz “çok kuvvetli dini ve kültürel bağlar” pek bir işe yaramıyor görünüyor, ne dersiniz? Bence, siz, bu tür ezber lafları bir kenara bırakın, o “çok kuvvetli dini ve kültürel bağlar”ın nasıl olup da bu ülkede yaşayan vatandaşlar arasında bile işe yaramaz olduğunun bir açıklamasını yapmaya girişin. Kürtler Hrisityan da biz mi bilmiyoruz? Biz bayramlarda düğünlerde halk türkülerimizle çoşarken onlar Heavy Metal festivali düzenleyip elde bira şişeleri kendilerinden mi geçiyor?

      Ah şu emperyalist Batılı düşmanlar, değil mi?

  26. Fehmi bey! “AP yine de bu ilişki kesme tavsiye kararını almamalıydı.”
    Haklisiniz almamalıydı fakat, Havuz olsun Devleti yönetenler olsun, hergün Avrupayı tehdit edip hakaret ediyorlar, ABnin bize karşı kibar davranmalarını beklemkle sizcede onlara karşı haksizlik etmiş olmuyormuyuz?

    A Birliğini eleştirmeden önce, sadece sizin yazilariniza yorum yapan ihtidar yanlısı yorumculara okumaniz yeterli! Sizin kendi sitenizde size hakaret edip tehdit ediyorlar.

    Eğer bir ülke başarılı olmak istiyor ise önce her görüşten ve ülkesindeki her milletten Gazetecilerın görüşlerine ve eleştirilerine karşı onlari hapse atmak yerine, doğrularını kabul edip yalnişlarinide onlara anlatarak kabul ettirecek siyasetçilere ihtiyacı var….Yoksa Patronlari tehdit ederek gazetecileri işten attirıp hapislere attiran siyasetcilere değil.
    2004 ‘te siz gazeteci değilde siyasetçi olsaidiniz, o raportörü etkiliyebilirmiyidiniz?
    Her mesleğin değişik özelikleri ve itibarlari var… her önune gelen gazetecı olamaz.
    Fakat bizde oluyor.
    Havizdaki gazetecilik oynuyanlardan bahsediyorum.

    Dünya bir köye dönüştükçe Türkiye o köyden hizla uzaklaşıyor.
    Ahmet Altan,Nazlı Ilıcak gibilerinden terörist çıkarip vatan haini ilan ederlerken,
    Riza Zarafa DEVLET ÖDÜLÜ VE UĞRUNA ABD’ye notalar verip sahiplendiği vatandaşi onlari dünyaya rezil etmesine regmen ne onun pasaportunu iptal edebildiler nede değil mal varliğına cöreklenmek! Bir çöpüne dahi dokunamadılar.
    Oysaki Anadolu sermayesinin canlarina okuyup mallarina çökerek sahiplerini terörist ilan edip hapislere tiktilar.
    Diger tarafta sırada vatandaşların eşlerini bulamadiklari için kadinlari rehin aldılar oda yetmezmiş gibi birde namuslarina göz dikerek “INTIHAR” etmelerine sebep olurlarken.
    Rızanin Eşi ve kizinin değil kılına dokunmak yan gözle dahi bakamiyorlar.
    Neden acaba? Yokas, “ABASININ” altindaki sopasi çok kuvvetli olduğu içinmi?

    Fehmi bey! Şu an AB raportörü siz olsaidiniz, Türkiye hakkında nasil bir rapor yazardınız?

    A Birliği bizi kabul etmemelerinin sebeplerinden biri (bence) 1 numarali sebebi oraya işçi olarak giden Türkiyeliler.
    Yapmadiklari sahtekarlik kalmamiş.
    Adamlar cocuk parasi almak için,Türküyedeki akrabalarinin çocuklarini kendi üzerlerine yazdırmişlar.
    Ben Türkiyede iken Rahmetli Kemal Sunalin filimini izlemiştim fakat o filimin gerçek değil komoklik olsundiye yapıldığnı zanetmiştim meyerse gerçekmiş.
    Kanadaya geldiğimde hanimlar babalarina lanet okuyordular, birisi 65 yaşinda olmasina rağmen nufusta 55 yaziyor ve kullandığı isimle nufusundaki ismi değişik. Kadincağiz “benim babam ve amcam ben 10 yaşinda iken öldurmüşler, nufusdaki ismimi doğurmuşlar” diye halen daha dert yaniyor,çünkü yaşlilik aylığı alamiyor.
    Başka birisi 1967 doğumlu kizi 1977 doğumlu.nufusa göre 10 yasinda bebeği olmuş.
    Birtaneside Annesini ve babasini getirmek istyordu Kanada inanmiyordu ve inanmadıda.

    Eger birşeyler yalniş gidiyorsa, önce kendimize öz eleştiri yaparsak o zaman yalniş kimden kaynaklandiğıni anlariz.
    Şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonrada başkalarını suçlayarak hiç bir şey elde edemeyiz.

    Onlar aya giderken bizde yayalaya gideriz diyeceğim ama yaylalarda kalmadı patatesimiz dahi Çinden geliyor.
    Seçimlerden sonra Allah Kerimdir diyeceğim “AMA” oda hiç bitmiyorki…
    Biri bitiyor hemen arkadan diğerleri geliyor.

    • Nurdan abla gariban gurbetçilerimizden ne istiyorsunuz? Almanın her türlü pis işini yaptıkları yetmiyormuş gibi ekmek parası için yabanellere gitmiş bu türk çocuklarına bir de siz niye vurdunuz ki? Alem doğru da bitek biz mi pis işler yapmışız? Almanya için fazlasıyla çalışıp verilen her görevi yaptı bizim yurttaşlarımız! O gurbetçilerin yerine çerkesleri göndereydik başımız göğe mi erecekti? Amerikada karaçayların hepsi nobel insanlık ödülü mü aldı? Bizim türkler gittiği her yere insanlık götürmüştür; kafkasyalılardan da habire terörist çıkıyor desek hoşunuza gider mi? Dostunuz h.g.

  27. Bir «Avrupa» ve sonunda da «Dünya insanlığı» olarak birleşebilmek fikri aslında çok güzel bir fikir…

    Ancak, pratikte bunun, yeryüzünde «Allah’ın her bir kulu»na adil ve eşit olarak yapılabilmesi meselesi var. Etnik nefslerin-açgözlülüklerin törpülenmesi gerek. İçlerinde Türkiye hakkında (Müslüman kimliğinden ötürü ve tarihi önyargılarla) düşmanca düşünen/davranan birimler yok değil. Ama genelleme yapmak ta pek doğru olmaz. Batı insanının iyi tarafları yok değil, belki bencillikleri bizden daha fazla. Bu, hele de kaynaklar sınırlı ve bir rekabet ortamındaysanız kolayca kendini gösterir. Ancak, bu durum da insan tabiatında olan bir şey. Türkiye içinde de göze çarpmıyor mu. Kuran’ı layıkıyla dikkate alabilirsek bu konuda bizim avantajımız var, diğerlerine Allah rızası için faydalı olabiliriz. Gelişmiş bir Turkiye bu uğurda önemli ve pozitif rolü seve seve üstlenebilir. Ancak, şimdilik gelecek endisesiyle-beka sorunuyla fazla kötümser bir halde ve hatta zaman zaman paranoya hali yaşanıyor denebilir.

    Yani, AB’ye hazır değiliz. Bu durumun gazetecilere yapılan muameleyle özdeşleştirilmesi biraz fazlaca abartmalı ve kendine yontmacılık (bence). “AB’ye hazır olmak hedefi”nin, AB’ye veya bir başka birine «hiç muhtaç olmamak» düzeyine gelme hedefinden bir farkı yok. Bunun için büyük bir titizlikle ekonomik ve teknik kalkınmamıza devam etmeliyiz. Ülkeyi yönetenlerin sorumlulukları çoğunlukla bunu idrak edebilecekleri seviyenin üstünde seyrediyor. Ülkenin hata üstüne hata yapma lüksü yok. Bu durumu kaldıramayacak kadar kılırılgan ve hassas bir bölgede. Bunu en iyi temsil eden sembollerden biri belki de “deprem bölgesi»nde, oynak bir zeminde olması. Oynaklık, sadece zeminde değil heryerde, hatta bazen de beyinlerde! Yani, “balans ayarı” gerek. Özeleştiri gerek. Bizim için en iyi balans ayarının nitelikleri Kur’an’da veriliyor, aslında şanslıyız da bunun farkında değiliz. Her konu tartışılır sorun gibi gözüken hemen her konu halledilir (nasıl? – Akıl*İman Sentezi bakış açısıyla!).

    Türkiye, Kuran’da tehbihlendiği şekilde, doğru-dürüst çalışarak, adil olarak, yolsuzluklara-rüşvete tenezzül etmeden-bulaşmadan israfa kaçmadan, öncelik olarak üretim ekonomisini esas alarak yukarda tanımlanan “hedef”e ulaşabilir. Bu şekilde, Türkiyedeki kavga-gürültü yerini bir süre sonra huzura bırakır. Ülkede huzur A’dan Z’ye herkesin (Allah’ın her bir kulunun) hakkıdır. Hakkıdır Hakk’a Tapan Milletimin İstikBal! Bu arada, ruhu şad olsun M. Akif’in….

    • Sayın h.k. halen ab üyesi olan birçok ülkecik artık gerçekten hiç kimseye muhtaç değil; almanyanın ikinci el araba ve elbise yardımlarıyla mutlu mesut yaşayıp gidiyorlar:)

  28. Asıl Ne Oluyor

    Avrupa parlementosu gibi köklü ve dev bir kurum var. Türkiye gibi büyük bir ülke, dış işleri, başbakanlık vs. kurumları ile yıllardır üzerinde çalıştıkları 50-60 yıllık macera. Sonra efendim iki gazeteci kokteylde ayaküstü raportör ile görüşüyor, rapor hayli yumuşatılmış ve askıya alma maddesi çıkarılmış olarak yayınlanıyor. Türkiye lehine şahitlik yapacak bir gazete son raportörle görüşemediği için bugün ki olumsuz rapor çıkmış iması. Olaylar böyle yürüyorsa zaten çekiverin kuyruğunu gitsin.

  29. kuşkusuz her bir konunun ele alabileceğimiz pek çok açısı bulunur, kişiler tartışırken işlerine gelen açıyı öne çıkarırlar değil mi?
    AB nin türkiye ye yönelik pek çok eleştirisi var, bu eleştirilerdeki haklılık payını tartışmayayım bunu tartışmaktan büyük keyif alacak diğer yorumcu arkadaşlarıma bırakayım ben AB nin iki yüzlülüğünü öne çıkarayım diyorum.
    lakin hangi birini yazayım, hangisini kanırtayım karar veremedim, en çok canımızı yakan pkk ya ve föte ye verilen siyasi, askeri, ekonomik desteği mi, ülkemize gösterilen düşmanlığı ve nobran tutumu mu, Müslümanlara yapılan genel düşmanlığı mı, emperyalizmin kanlı yüzünü mü, birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını mı, kendilerinden maada İsrail gibi devletlerin yaptıkları zulümlere gösterilen suskunluğu mu, darbeci liderlere gösterilen ilgi, alaka ve şefkati mi…karar veremedim, kaşıkçı cinayetine nasıl gıkları çıkmadı değil mi ama diye sorarak mı konuya gireyim, bilemedim. nasıl başlarsam başlayayım utanmadan, kendi yaptıklarına bakmadan bize ahlak dersi vermeye kalkıyorlar diye bitirebilirim değil mi???
    sıradan, yüzeysel, taraflı hatta biraz bayağı bir yaklaşım takınayım diyorum…
    ama herkes her şeyi biliyor zaten.
    her şey gözümüzün önünde oluyor…
    herkes her şeyi görüyor…
    bir öküzün gökyüzüne bakmasıyla bir insanın bakması aynı şey midir?
    eşyayı anlamlı kılan bakıştır.
    bakıştan kasıt idraktir.
    dünyayı şekillendirecek olan idrakimizdir.
    kararın hayırlı olmasını,
    hayırlara vesile olmasını diliyorum.

    • Evet didem hanım bakış açısı; idrakimiz… Ef’uru değil eş’uru(hatta üdriku) diye tercüme edilmeliymiş: düşünüyorum öyleyse varım değil “şuurundayım öyleyse varım” demiş düşünür!

  30. ….mış gibi yapmak
    Sn koru bunu çok iyi bilir
    Bence gerek yok
    Türkiye nin AB ye girebileceğini sanan kişi ya saftır yada köyü niyetli
    Dertleri Türkiye yi bir havuçla bağımlı ve sözünden ramark dışarı çıkmayan kapı kulu olarak tutmak
    ..mış gibi yapmak yeter.
    Bence daha fazla enerji kaybetmeden ilişkileri ikili anlaşmalarla ticari çerçevesi belli bir formata çekmek

  31. İşin aslı şu: şimdiki iktidar, belli nedenlerle AB içerisine girmek İSTEMİYOR; öte yandan bu halimizle AB’de bizi almak İSTEMİYOR…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here