Kurulacak Komisyon’a dilekçem: “FETÖ’cü” ile “FETÖ’cü” olmayanın ölçüsünü tespitle işe başlayın…

58

FETÖ davasından yargılananlardan biri ‘itirafçı’ olmuş… Gülen’in Ankara’da düzenlediği toplantılara katılmaya düzeyi yetmiyormuş ama, karşılama ve ikram işlerinde bulunabiliyormuş…

“Gülen’in görüşebildiği bakanlar” diye, biri çoktan sizlere ömür, diğer ikisi en az 30 yıldır siyasetin içerisinde üç bakanın ismini o ‘itirafçı’ vermiş

İtirafçılık zor zanaattır; o sebeple bu ‘itirafçıyı’ anlayabiliyorum…

Tıpkı, 15 Temmuz uğursuz darbe girişimi akşamı, gözleri kanlı – eli silâhlı bir güruhun.. TBMM ve demokratik sistem ile birlikte.. kendisini, ailesi fertlerini ve siyasi kadrosunu da hedef almaları üzerine.. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın takındığı tavrı da anlayabildiğim gibi…

O tavrın sonucu, çok sayıda insanın görevlerinden alınması, onbinlercesinin de cezaevlerini boylamasıdır…

Ben anlıyorum, ama dışarısı anlamakta zorlanıyor

Bir yanda, ‘FETÖ’ tarafından yok edilmek istenen bir siyasi kadro… diğer yanda, ‘FETÖ’cü’ ithamına maruz kişiler…

Dün yok edilmek istenenler.. kendilerini yok etmek isteyenleri.. bugün yok etmek istiyor…

Hadise bu ve Türkiye bu çekişmenin alanı…

Olanın dışarıya yansımasının da olumsuz etkisi altında ülkemiz…

Son vartayı alınan akılcı tedbirlerle atlatmış görünüyoruz.

Varta şu: Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (PACE) Türkiye’yi ancak 2004’ten sonra kurtulabildiği denetimin altına yeniden sokacaktı.

Ardından gelsin gereksiz yaptırımlar…

Hükümet, çıkardığı son 4 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) içerisine, Avrupalı milletvekilleri üzerinde etkili olacak birkaç iyileştirme ekleyerek, PACE’in almaya hazırlandığı kararın çıkmasını engelledi.

Yakın tarihte ülkemize gelmiş ve cezaevleri dahil çeşitli yerlere ziyaretlerde bulunmuş, ‘mağdur’ olduklarına inanan insanlarla konuşmuş PACE üyesi yabancı milletvekilleri, KHK çerçevesinde başlatılacak uygulamaları görmek isteyecektir.

Uygulamaların en önemlilerinden biri, ‘OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’ kurulması…

‘OHAL işlemleri’ denilen, görevinden alınan 140 bine yakın, cezaevlerinde bulunan 40 bin civarında kişinin ‘mağduriyet’ iddialarıdır.

Karşı karşıya olunan yapı

Yazının burasında en başa dönebiliriz…

Yok edilmek istenen FETÖ örgütünün en önemli özelliği, başka örgütler gibi halktan kopuk olmamasıdır.

Örgüt toplumsal bir oluşum olarak yola çıkmış.. kendisini önce ülkemizdeki, sonra bütün dünyadaki eğitim hizmetlerine vakfettiği görüntüsüne bürünmüş.. bu özelliğiyle ‘hizmet hareketi’ olarak tanınmayı başarmıştır.

Türkiye içerisinde 200’den fazla kent ve kazada okulu, belki de 500’ü aşkın yerde çeşitli eğitim alanında kurumları bulunan, 150’ye yakın ülkede varlığını hissettiren bir yapıdan söz ediyoruz.

Böyle bir yapının, lider konumunda bulunan kişi ve kadrolarının, değişik alanlarda öne çıkmış başka kişi ve kadrolarla yollarının kesişmemiş olması düşünülemez.

Hele bir de gazeteleri.. televizyon kanalları.. dergileri.. varsa…

Var(dı)…

Faaliyetlerinin yaygınlaşmaya yüz tuttuğu 1980’li yıllardan bu yana, bu yapının lider konumundaki elemanlarıyla görüşmüş sadece üç bakan olabilir mi?

Cumhurbaşkanı, başbakan düzeyinde görüşmeler yapıldığını, neredeyse her bakan ve önemli milletvekiliyle birlikte olunulan ortamların (iftar davetleri.. çeşitli etkinlikler…) zaman zaman sahneye konulduğunu biliyoruz.

Arşivlerde fotoğrafları var.

Her siyaset adamı, yerelde veya ulusal ölçekte siyasetle ilgilenen kişi, hangi partiden olursa olsun, bu oluşumun desteğini kazanmak, sevenlerini yanına çekmek için…

Görüşmesi gerektiğine inandığı kişilerle görüşmüş..

Ziyaret etmesi gerektiğini düşündüğü yerleri ve kişileri ziyaret etmiş..

Maddi yardım yaptığında daha fazla kendisine yardımcı olunacağını düşünmüşse.. maddi yardımda da bulunmuştur…

Görevinden alınan insanların, bulundukları yerlere gelmeleri, nasıl oldu acaba?

Atanmalarını yapanlar tarafından mensubiyetleri bilinmiyor muydu?

Elbette biliniyordu.

İtirafçıların “O da vardı, bu da geldi, şu da birlikte oturdu, öteki de yanına gitti” demesine gerek yok…

Bu yazının amacı itirafçıların niyetlerini sorgulamak değil; ortada sorgulanmaya değer kapalı bir niyet yok çünkü…

Her şey açıkta.. âşikâr..

Bir ölçüye ihtiyaç var.. Benim teklifim..

Esas yapmak istediğim, PACE’in almaya hazırlandığı ‘Türkiye’yi yeniden denetim altına sokma’ kararını bütünüyle geçersiz kılacak bir ölçüyü ‘OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’ müstakbel üyelerine sunmak…

Toplumda karşılığı bulunan bir yapı ile muhataplar… ‘Hizmet hareketi’ olarak yola çıkmış.. görünür faaliyetleri eğitim olan.. gazeteleri ve televizyon kanalları bulunan bir yapı ile…

Siyasilerin ilgi gösterdiği.. etkinliklerine katıldığı.. övgüler yağdırdığı.. bir yapı…

Kendisinden maddi ve manevi fedakârlık bekleyen bu yapıya katılmakla.. insanların toplum içerisinde itibara kavuştuğu.. kendisinin veya yakınlarının etkili makamlara atanmasını sağlayabildiği..

Böyle bir yapıyla mücadele edilirken, ilk sorulması gereken soru şu olmalı:

“Acaba bu insanlar.. içinde, yanında, kenarında yer aldıkları bu yapının.. 250 kişinin hayatına da mal olacak, başarılı olsaydı ülkenin başına büyük belâlar açacak, 15 Temmuz darbe girişimi türü bir kanlı olayı planladığını bilseler.. onaylar mıydı?”

Bütün çabalarının böyle bir güne hazırlanmak olduğunu; çaldıkları sorularla yandaş saydıklarına sınavları haksız yere kazandırdıklarını?

Onaylayan veya onaylayacağına inanılanlarla en keskin mücadele yapılırken.. diğerlerine karşı anlayışlı davranmak ve kazanmaya çalışmak daha doğru bir yöntem olmaz mı?

Benzer oldu-bittilerle karşılaşmış başka ülkelerin yaptığı gibi…

Komisyonun müstakbel üyelerine arzım budur.

ΩΩΩΩ

58 YORUMLAR

  1. Siteyi iki gün önce keşfettim, sayın Korunun yazılarını eskiden beri takip ederdim lakin son bi kaç yıldır artık nasıl olduysa izini kaybettim veya unuttum,buraya t 24 adresindeki bir yazısını takip ederek ulaştım, arşive ulaşılır olması bizleri ziyadesiyle memnunn etmiştir. Özellikle belirtmek isterimki; hiç bir sitede karşılaşmadığım kadar düzeyli ve zengin içerikli yorumlara rastladım, ümit ederimki site daha da gelişerek zenginleşerek devam eder, zira Fehmi Koru gerçekten çok değer verdiğimiz, sevdiğimiz saygıdeğer nadide bir insan, yorumları ve yazılarıyla herhangi bir ideolojinin, ya da siyasi görüşün tarafgirliğini yapmadan objektif, gerçekçi, tutarlı ve haklının hakkını teslim eden,yani hakkaniyetli bir yaklaşımı olduğunu düşünüyorum. Arşivden bahsetmişken belki benim beceriksizliğim ama darbe girişiminin önlenebilirliğinin muzakere edildiği bir yazı kaleme almiş idi, geçen gün bir dostuma tavsiye edicektim lakin bulamadım, umarım dediğim gibi yazılar silinmiyordur. Efendim saygılar , kaleminizin mürekkebi hiç kurumasın inş, sağlık ve huzurla kalınız.

  2. Otuz yıldan fazla okuduğumuz ve dinlediğimiz Fehmi Koru’nun, neredeyse bütün bir dindar entelektüel kitleyle beraber, hakikat adına kaybedilmesinden dolayı üzgünüz. Kendisi, ne niyetle ve kimin icat ettiği malüm olan, bir FETÖ lafına takıldı ve bunu bir hakikatmış gibi yazıyor. Bir yazar daha başta FETÖ diye başlıyorsa ya malüm düşüncededir veya bir yerlerden en azından çekiniyor ve ona göre yazıyor demektir. Bundan sonrasını tartışmak bence çok da faydalı değil.
    Bu cemaat hakikaten terörist mi? sorusuna adam gibi cevap ver(e)medikten sonrası anlamsız. Şu ana kadar cemaatin terörist olduğunu iddia edebilen aklı başında (dikkat edin aklı başında diyorum, siyasi şov olarak değil) biri çıkmadı. Sonrasında bu darbe girişimini kim yaptı? sorusuna cevap vermek gerekecek ki bu da çetrefilli. En azından darbeyi kim araştırtmadı? Bu biliniyor ya o zaman niye araştırtmazlar sorusunu soramıyorsanız diyecek fazla birşey yok.
    Bunun ötesinde varsayalım ki darbeyi “cemaatçi” askerler yapmaya kalktı, bu diğer cemaatçileri mesul eder mi? Sayın Koru ve kahir yorumculara göre edermiş. Bu durumda zaten kabile hukuku bile bize fazladır. Ben biliyorum, siz de biliyorsunuz, ki bu tutuklamalar, ihraçlar, intihara zorlamalar, işkenceler, mallara el koymalar vs. darbe girişimi ile alakalı değildir. Bunlar çok daha önceden planlandı ve yapılmaya başlandı. “Allah’ın lutfu olan” darbe gelip bunlara meşruiyet! sağladı birilerinin nezdinde.
    Fehmi Koru gibi bir duayen ve bilge kişi bile bu seviyeden yazabiliyorsa o ülkedeki özgürlükleri var sen hesap et. O nedenle uzun zamandır yorum yazmadım. Şayet bunu yayınlayamazsanız anlayacağım ki siz de sor durumdasınız. Artık daha yazmayacağım.
    İnsanı en çok üzen yıllarca “haksızlığa yahşi çekmez” sandığı milletinin hiç de öyle olmadığını görmesi. Tek bir müracaat kapısı biliyoruz, diğerlerine bel bağlamak yersiz. Ama hikmet-i İlahiye boyun eğmek zorundayız. Allah kimseyi haksız yere cehenneme koymaz. Hele “bazılarının cehennemde bir dişinin Uhud dağı kadar olması nasıl olur” diye düşünüyordum ama şimdi medya ağzıyla milyonlarca insana milyarlarca iftirayı yapanların cehennemde dişlerinin naslı olacağını daha iyi anlayabiliyorum.
    Mağduriyet yaşayan arkadaşlara (ki ben de onlardan biriyim) tavsiyem hukuki yollara başvurmaları ama asla bel bağlamalarıdır. Hukuk Türkiye’de eskiden de zayıftı ama şimdi sizlere ömür, daha da kötüsü hukuksuzluk revaçta ve makbul. Avukat bile bulamıyorsan neyin hakkını nasıl arayacaksın. Bediüzzamanın verdiği örnekte olduğu gibi bizim hukukumuzu koruması gereken Padişah (devlet) Babamız (ailemiz) ve Kadı (yargı) haksızlıkta birleşmişse bize ancak gülmek düşer. Biz de buna acı acı gülüyoruz. Bu kısa zamanda değişir görünmüyor, demek ki Rabbim böyle dilemiş, biz doğru bildiğimiz şeyleri yapmaya Türkiye’de olmuyorsa başka yerde devam etmek durumundayız.

  3. Sn Koru son olarak şunuda belirtmeliyim ki; işyerimde konumumdan benden rahatsız olup çekemeyenler için ülkemizin içinden geçtiği bu zor dönem sanki bir fırsata dönüşmüş ve iftiralarıyla mesnetsiz zorlamalarıyla vede birşekilde oluşturdukları siyasi ve doatluk girişimleriyle benim gibi geçmişi pırıl pırıl birisini karalama fırsatı doğmuş olarak hareket şansı yakaladılar. Vurgumdaki bu çakal sürüsünü ancak ve ancak basiretli devlet büyükleri bertaraf edecektir. Bunu ümitle Mevlaya sığınıp bekliyoruz.

  4. Bimer beni takmıyor anladım da ya şu cimeri anlayamıyorum; hani garip gurebanın, fakir fukaranın sesine kulak veren bir Reisi Cumhurum var ve en ufak bir çay davetine icabet eden gittiğinde orayı şenlendiren Reisim cimerdeki 4-5 kere yazdığım içimin feryadını anlattığım, ahımı dile getirdigim yazılarımın hiçbirini neden görmez!!! Yoksa suizan yapıp fetöcüler oraya aramızadamı sızmış diyesim var.

  5. Toplum olarak ahlaki düzeyimiz ve mazlumun yanında yer alma anlayışımızın yerle bir olduğunu bu melun süreçte maalesef hep birlikte gördük. Dostumuz ailemiz akrabamiz arkadaşlarimiz suçsuz olduğumuzu bilmelerine rağmen acaba bana bir zarar gelir mi kaygısıyla selamı sabahı kesti. Eğer böyle her şeyden korkan her eylemini zarar ziyan dengesine göre yapmaya çalışan bir toplum haline gelmişsek, dini ancak kendi çıkarına göre yorumlayan, ahlaki vicdani insani değerlerini sifirlamis, Afrika kabilelerini aratacak adalet anlayışıni vicdanlarımiza kabul ettirmissek bu ülke daha neyi kaybedebilir…

  6. Sayın Koru uzun uzun yazmak gelmiyor içimden. ihraç olmuş, sebebini bile bilmeyen bir masumum. Ama kime anlatmaya kalksan bir offf çekip başlasan konuşmaya ne yüzüne bakan ne lafını dinleyen var. Ben ki TC vatandaşı beyaz tenli bir vatanseverim. Bana sürdükleri yafta; zenci olmadığını ispat et… Aynaya bakıyorum şüpheyle… Nafile. Kime neyi kiminle ispat edecem. Suçsuzum diyorum haykırıyorum. O yok bu yok şuyum yok yok… Olmayanı ispat et ama ne ile nasıl ve kime karşı. Su kenarındaki su içtiğimiz kaynağa yakın duran kurt geliyor gözümün önüne gozlerim doluyor ve diyorki suyumu bulandırdın yiyecem seni, gelde anlat kendini.

  7. Fehmi bey ben bu yapiyi yillardir zamanda cikan sizin yazilarinizi okurken tanidim fakat ben haci hoca isine karismam ama bes vakit kalanlari nanamazimida kilarim inancli biriyim yabanci kaynaklar ve ab daha dun kendi istihbarat ørgutleride sizdirdiklari raporda cematin darbeyi yapmadigini hem gulenin øylebir talimati olmadigini cematin orduda albay ve ya encok yarbay rutbelilr oldugunu hatta amerikali yeni yønetimde yer alan eski bir genaralin køprude ates edip milleti vuranlarin sadat komandolari oldugunu dillendirdi eh hukumette bir turlu delillerle ortaya koyamadi øylece darbe muallakta kaldi akli eren herkes karnindan konusuyor tabi ortam musait degil

  8. Madem ki artık e-mail aracılığı ile ulaşılamıyorsunuz, ben de ”Talihsiz suskunlu. . .” başlığı ile göndermiş olduğum ‘alıcısız’ elektronik gönderimi buraya kopyalarak size ulaşıyorum.

    …………………..

    Sayın Taha Koru,

    Gönderinizi hatırlatacak ve ardından tek bir soru ile tamamlayacağım gönderimi:

    ”Ben Ahmet Taha Koru,

    Fehmi Koru’nun oğluyum. Emekleriniz için çok teşekkürler. Videoya alt yazı olarak yaptığınız çalışmayı ekleyeceğim.

    Eşiniz de İspanyolca yollarsa onu da eklerim. Her yorumdan sonra çeviri yaparsanız, memnun oluruz. Seve seve videomuza alt yazı olarak ekleriz.

    Destekleriniz için teşekkürler.

    Saygılarımla,

    Ahmet Taha Koru”

    Bu hatırlatmam sizde burada ahlaki bir sorun olup olmadığı yolunda bir sorgulama itisine yol açtı mı, ya da bir tür huzursuluk yarattı mı?

    Fazlaca merak etmiyor ve karşılık beklemiyorum. Yanıtı bir anlığına kendinizden bir adım geri atmaya çalışarak ve salt deneyimin kendisine bakarak kendinize vermeniz ricasında bulunuyorum.

    Saygılar,
    Bernar Kutluğ

    • Sayın okuyucu,

      Buraya yazmış olduğunuz e-mail benim elime ulaşmadı.

      Sanırım websitesini taşıdığımız için e-maillerde sorun var. Ben de bayadır neden e-mail gelmiyor diye düşünüyordum.. Sorunla ilgileneceğim.

      Teşekkür ederiz.

      Saygılarımla.

      Saygılar

  9. Darbeye maruz kalanların durumunu anlayabiliyorsunuz, ama bu yapılan hukuksuz uygulamaları makul ve haklı göstermez. Hukuksuzluğun karşılığı hukuksuz uygulamalar olamaz. Ne şüpheliye ne de suçluya işkence uygulayarak adaleti yerine getiremezseniz. Devlet ise bunu uygun görüyor maalesef. Vatandaş da devleti örnek alarak aynı şekilde davranıyor. Suçlu olduğunu düşündüğünü dövüyor, darp ediyor. O zaman nerede kaldı hukuk devleti, nerede adalet. Eğer devlet ve devleti yönetenler hukuksuz davranıyorsa, vatandaştan nasıl beklersiniz hukuka ve adalete saygıyı. Hukuka, adalete, devlete güven ve saygı kalmazsa burası vahşi batıdan daha kötü olur. Ülkeyi bir felakete sürüklersiniz. Suriye’den beter olursunuz. Siyasetçiler bir an önce akıllarını başlarına toplamalılar. Bunu sağlamanın tek yolu makul çoğunluğun, vatandaşın, yani bizlerin sorumluluğu ele almamız ve siyasilere gerekli ayarı vermemiz. Bunun için gerekiyorsa protesto, gerekiyorsa direniş, ve en kısa sürede seçim. Bu gerginliği ülke daha fazla kaldıramaz. Anayasa yamaları işleri düzeltmez daha da kötüye götürür.

  10. Adalet herkese karşı geçerli olan kurallar manzumesidir. Suçlamada bulunan ispatla yükümlüdür. Fikirleri ifade etmek ve inançlar yargılanamazlar. Kişilerin eylemlerine bakılır. Yapıldığı tarih itibariyle suç olmayan eylemler sonradan suç kategorisine sokulamaz.
    Bu saydığım kriterler evrensel adalet ilkeleri olup, dünyada kabul görmekteyken, bizde bir gruba duyulan kin ve öfkeden dolayı gözler kararmış, adaletin temel ilkeleri ayaklar altına alınmıştır. Birisine duyulan kin ve nefretiniz sizi adaletten ayırmasın. Sevdiklerinize karşıda olsa hakkı ayakta tutmak esas olmalıdır.
    Bütün bunlarda hemfikirsek artık insanların suçlarının ispatlanmadan cezalandırılmasına, suçunun ne olduğu söylenmeden ve savunması alınmadan isten atılmasına da karşı olmanız gerekir.
    Yapılan eylemler işlendiği tarihte suç olmadığına göre sonradan bunlardan dolayı cezalandıramazsınız.
    Bu işlerin aması, fakatı olmaz. Onlarda kendi görüşlerini kınasınlar, bulundukları grubu aşağılasınlar denemez. Şu kadar kişi 15 temmuz kalkışmasında can verdi denilerek adaletsiz uygulamalar savunulamaz. Ama onlarda ellerine fırsat geçseydi şöyle yaparlardı denilerek zulme gerekçe uydurulamaz.
    Önce şunları lanetleyin, zamanında uyarılara kulak verseydiler denilerek adaletsiz ve orantısız cezaları savunursak insanlıktan uzaklaşmaya zulme yaklaşmaya başlarız.
    İnsanların önce suçlandığı sonra da suçsuzluğunu ispata davet edildiği şu günleri de gördük ya… Siyasal İslamcılığın ruhuna el-fatiha…

    • Sizin gibi “adaleti sadece kendisi için değil, zulme uğrayan herkes için savunan..” Ve kelamını eğip bükmeden söyleyen yiğitleri tebrik ve takdir ediyorum..vallahi kaç seçim oldu bitti bilmem.. Refarandumlarla birlikte herhalde 2002den buyana 10-11 seçim oldu her defasında oyumuzu akpartiye verdik Allah biliyor..hemde bütün aile Efrat ve sülalece..ve sözümüzün geçtiği herkeslerde bu yönde tavsiye ve övgümüze olmuştur. Şimdi ise hernekadar gönlüm bu tefarandumda yine Evet demekten yana isede bu sefer Çocuklarımızın istikbalini haksız yere.. Hiç alakası olmayan birtakım suçlamalarla zulmen karartan iktidarın refatandumuna HAYIR diyeceğiz.. Zulme uğrayan çocuklarımızın hatırına hayır..Uğursuz darbe girişiminde bulunup 250 vatan evladının canına kasteden Fetö’cü alçaklar her kimse devlet gidip onun yakasına yapışsın.. Yok bilmem himmet.. Yok falan bankaya para yatırmış.. Filan sendikaya üye olmuş.. Bunlar o gün suç muydu? 15 yıldır tüm istihbarat elinde sen 70 yaşında bunca devlet tecrübesiyle Fetöcülerin filim fırıldaklarını göremiyorsun.. Kalmış 28 yaşında tecrübeniz bir gence filan sendikaya niçin üye oldun diye soruyorsun..Şu hale bakın o günlerde o sendikanın bankanın açılış kurdelasını kesen onları kutlayan hikmeti hükümet bugün aynı gurubu suçluyor.. Cenabu Allah”bir gruba duyduğunuz öfke sizi adaletten ayırmasın” diyor. Ne diyelim Rabbim basiret feraset versin bizide şu zülümattsm kurtarsın selamlar..

  11. AK Parti ve FETÖ elele memleketin çivisini çıkardılar 15 yılda. Bugün düne göre çok daha güvensiz bir ülkede yaşıyoruz. Toplum kutuplaşmış, herkes birbirine şüphe ile bakıyor, kimse kimseye güvenmiyor. Terör her an her yerde başımıza gelebilir. Ülke bir askeri darbe atlattı. Bir de sivil darbe yaşıyor bugün. Anayasa hala aynı darbe anayasası. Hukuk işlemiyor. Polisi, askeri, istihbaratı darma dağın olmuş. Ekonomi ayrı bir facia. Bir taraftan savaştayız (Suriye). Bu kadar yıkım sonrasında suçlu kim diye arıyoruz. Suçlu devleti 15 yıldır yönetenler elbette. Bu koalisyon. O yüzden siyasette yenilenme şart. Bu yapılmadan işler düzelecek görülmüyor. Komisyonlar, anayasa yamaları, rejimle oynamalar bu işi çözmez. Tek çare siyasette toptan bir yenilenme. 15 yıl yetmedi mi gerçekten? Ayrıca son seçimlerde oy verdiğimiz başbakan yok, bakanları yok, yürütme cumhurbaşkanlığına geçmiş. Bu zaten başlı başına siyasette yenilenmeyi gerektiren bir durum. Tek çare seçim.

  12. İzmir konak ilçe müftüsü iken görevini yapmayan bu nedenle 657 gereği cezalandırılan personelim tarafından 14 adet iftirayla şikayet edildim. Tüm projelerim diyanet ve kaymakamlıkça onaylanmış projelerdi. Fetönün uzak yakın ilgisi ilişkisi yoktu. Ama devletim adımı bile sormadan ihraç etti. Kriz masasına başvurdum, sayın vali seninle ilgili bilgi belge yok. Bir kanaat oluşmuç sadece dedi. İstihbarat hiçbir şey yok de. Savcılık hakeza aynı. Bakanlıktaki kriz masasında görevli bir milletvekili; aranan kriterler sende yok döneceksin dedi. Ama ben hala ölüme terkedilmiş bekliyoruum. Altı aydır suç bulamayanlar suçsuzluğumuda ortaya koyamadılar. Dua ve sabır çalışıp gelir getirmeyince karın doyurmadı. Ömrü devletine hizmetle geçmiş, imam-hatipli olduğu için sorgulamayı bilen ve beynini başkasına kiralamayacak birisini iftiralarla görevden almak hangi adaletin yerine getirilmesidir. Adalet yok. Ama ilahi adalet öyle varki bana iftira atan üç kişi feto soruşturmasında gözaltına alındılar ve yargılanıyorlar. Evlat ve torunlarıda çekecek. Devletim üç günde en gizli katili istese yakalıyor. Altı aydır bizim suçsuzluğumuzu neden görmüyor. Yeni komisyon bir altı ay daha savsaklamak için mi? Tuik bir araçtırma yapsın suçlu suçsuz cezalandırılanların yüzde sekseninde iyileşmez hastalıklar başgöstermiştir. Devlet sağlık değil hastalık dağıtıyor. Bunu gözardı edemez. Adalet, merhamet, insaf ve eşit muamele istiyoruz. Fehmi beyi okumak rahatlatıyor. Yüreğine ve kalemine sağlık.

  13. Fehmi Bey;
    Sizi uzun yıllardan beri takip eden, hem Fehmi Koru, hem Taha Kıvanç yazılarını okuyan bir kişiyim. Yazılarınızı, katıldığınız televizyon programlarını da kısmen takip etmiş birisiyim. Mutlaka kaçırdığım çok şey vardır da. Yaptığınız tespitlerin bir kısmı bana farklı ve ilginç gelmiştir. Ben sizden hükümetin her yaptığını sorgulamadan destekler nitelikte bir yazı yazmanızı beklemiyorum. Ama; sizin FETÖ konusunda yazdığınız yazıların büyük çoğunluğunu sorunlu görüyorum. Ya bir şeyleri görmüyorsunuz. Ya da bilinçli olarak okuyucularınızın görüş alanını kapatıyorsunuz. Mesela; bu yazınız bile çok sorunlu. Elbetteki devletin böyle bir darbe teşebbüsü sonrası geliştirdiği reflekslerde bir takım sorunlar olabilir ama, maalesef sizin toplum gerçeklerinden ve cemaat tabanının davranış ve düşünce tarzını anla(ya)madığınız için bu şekilde düşünce geliştirdiğinizi sanıyorum. Eğer, 12 Eylül referandumu sonrası bu cemaatin ve mensuplarının tavırlarını dikkatle takip etmiş iseniz yanıldığınızı anlarsınız. 12 Eylül sonrasında oluşan HSYK ve yüksek yargı dengesi, 7 Şubat, 17-25 Aralık (Özellikle de 25 Aralık), MİT tırları davası, Selam Tevhid dosyaları, dinleme kararları, Ulaştırma Bakanlığına karşı Ankara C.Başsavcılığında oluşturulmaya çalışılan dosyalar, ergenekon ismi altında geniş kesimlere kadar ulaşan yargılamalar, bu yargılamalar karşısında cemaat gazete ve televizyonlarının tavrı bir tarafa, sizin masum gördüğünüz birçok insan bu süreç içerisinde, en az o savcı, hakim ve polisler kadar faaliyet gösterdi. Geyve’deki bir sınıf öğretmeni ne biliyor ergenekon, balyoz, mit tırları, 17-25 aralık dosyalarını da ev ev, kapı kapı dolaşıp propaganda yapıyor, dershanelerde propagandalar yapıldı, okullarda (hem de devlet okullarında) propagandalar yapıldı. Hükümeti ve Türk devletini Uluslararası arenada teröre destek veren ülke konumuna getirmek ve göstermek için yapmadıkları kalmadı. Bakın Ocak 2014 ayında bank asya şubelerinin önündeki görüntüleri inceleyin. Hem de cemaat televizyonlarının yayınlarını. Youtube’da var. Devletin ayrıca araştırma yapmasına bile gerek yok. Tayyib Erdoğan bugün var yarın yok. 1915’deki ermeni tehciri ile uğraşıyoruz. Cemaat Tayyip düşmanlığı ile Türkiye’yi on yıllar boyunca uğraştıracak sorunlarla başbaşa bıraktı. Benim umurumda değil Beşir Atalay’ın veya Hakan Fidan’ın mezhebi, ırkı. Sizin masum dediğiniz insanlar ne biliyor Beşir Atalay şii mi sünni mi. Kendileri dışında herhangi bir kişinin dini görüşü hakkında fikri olmayan, hatta komşusu hakkında bile fikri olmayan adam, utanmadan Beşir Atalay’ın şii olduğunu yayıyor. Bunu Türkiye’nin her yerinde aynı anda yapıyor. Bu örgüt faaliyeti değil mi. Bu insanlar sizce tamamen masumlar mı. Bu insanlar hala devleti suçluyorlar. Kendilerini devletle savaştıran, kışkırtan, bank asyaya 12-25 sonrası para yatırtan, cemaatin kurdurduğu sendikaya üye yaptıran yapıyı halen sorgulamıyorlar. Kusura bakmayın ama, bu insanlar ve cemaat ve de Fethullah Gülen, bu davranış tarzını sürdürdüğü müddetçe devletin kısa zamanda bu insanların lehine karar vermesi mümkün değil. Şimdilik bu kadar, bu konuda yazarsanız ben size daha ayrıntılı yazarım. (Bu arada ben hiç kimseyi katergorik olarak suçlu görmem. Siz de dahil, hükümeti en acımasız şekilde eleştiren insanlar da dahil.)

    • Ben sadece sendikalarına üyeydim ve sizin yukarıda yazdığınız hiçbirşeyi ben devlete karşı yapmadım. Ama siz herkesi aynı kefeye koymuşsanız ve beni tanımadan benim de bunları yaptığımı anlatıyorsunuz ya benim gibi birçok insanı tanımadan bunları yazdığınız için benim ve benim gibi olanların hakkına giriyorsanız kul hakkı çok önemli.Fehmi Beye de çok teşekkür ederim sağduyusu ve vicdanı için

      • Yasemin hanım, nerede yaşıyorsunuz? Bir cemaat olduğunu belirten yapı, insanları irşad edeceğine, siyasete, devlet kurumlarına, ticarete müdahil olmuş ve devlet ve hükümetle kavgaya tutuşmuş. Bu kavga başlangıcından sonra, bu yapıyla ilişkili kurumlara üye olmuşsanız, para yatırmışsanız devleti değil, kendinizi ve size oralara üye olmayı önerenleri suçlayın. Bu arada gerçekten mağdur olanlar da vardır. Bu mağdurlar azınlıkta. Kusura bakmayın ama cemaat sempatizanlarının büyük kısmı, tüyo alan at yarışçıları gibi tüm paralarını yanlış ata yatıran kumarbaz gibi hareket ettiler. Mağdur değil, mağluplar. Osman özsoyun (şu anda kaçak) 14 haziran konuşmasını dinleyin lütfen. FEHMİ BEY LÜTFEN SİZ DE DİNLEYİN…

  14. Henüz yayinlamamissiniz bir ilave daha yapayım istedim. Allah Resulü hicreti tamamlamadan Medine yakınlarinda konaklar ve Kuba mescidini İnşa eder. Müslümanin toplanma yeri mescittir. Rehberi kuran ve hadistir. Evlerde yapılan sohbetlerde efendi hazretleri böyle buyurmuş denerek başlanan laflar ben efendi hazretlerine daha yakınım senden üstünüm enaniyetine dönüşür. Karşılıklı bir alışveriş. Ölmeden ölünüz hadisi tam bu günler için. Kalplere hükmeden Allah savcının da hakimin de kalbine hükmeder. Yeterki ihlas ile Allah tan yardım dileyelim. Aciz kullarından değil.

  15. Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi(PACE) tarafından Türkiyeye uygulanacak baskı ve muhtemel yaptırımları yani “son vartayı alınan akıllıca tedbirler(4 KHK) ile atlatmış görünüyoruz”cümlesine sevinelim mi?

    Pratik sonuçları açısından sevinmekle birlikte, paralelindeki üzüntü taşıyıcı gerçeği de vurgulamak gerek.
    Gereğin, gerçeği şudur: (PACE) faktörü olmasaydı uğursuz karanlık 15Temmuz sonrası İNTİHAR eden onlarca genç adam,temizliğe giden Savcı hanım, limon satan öğretmenler, Cezaeviyle-baba evi arasında bölünen aileler, aile bazlı travmalarla büyüyen sosyal komplikasyonlar,adalet olmaktan çıkacağı söylenen “geciken adalet.”… uzatılması mümkün kara tablonun sürgit devamına seyirci mi kalınacaktı?

    Yani yabancıların yüzü hürmetine mi,ümitlerimiz yeşerecek?Nerede kaldı,övüncümüz,güvencemiz Müslüman Türk olma erdemi: Adalet, merhamet, tolerans, affı cezadan öne almak, empati, sosyal barış, “deve aksamakla boynu vurulmaz” manasındaki ata sözleri?..

    Atalarımızdan tevarüs edip gelen bu meziyetler,Avrupa korkusu olmasaydı işe yaramayacaktı?

    Son derece “onur kırıcı” bir durum..

    Sayın Koru”nun Pensilvanya”ya arabulucu olarak gönderilmesini gerektiren,17-25 Aralık sendromu olmasa,çakışan doğrular,”PARALEL”hale gelmeseydi,işler böylemi olacaktı?..(Fehmi beyi gaza getirmeğe çalışıyorum!) Sesli ve görüntülü algılar,böyle olmayacağını gösteriyor.

    Menhus 15 Temmuz,tüm açıklığıyla anlaşılmadan,bir surette cemaatle var olan bağı sebebiyle,onbinlerce kişiyi “darbeci” sayma kolaycılığı adaletsizliğin zulme evrilmesidir. Onca ilim adamı, Gülen örgütünün ana reveransı olan “DİN”unsurunu önemseyemenler de dahil her rütbeden asker, kamu görevi tertemiz olan, milli vemanevi değerlere bağlı personel nasıl “darbeci” potasına koyulabilir? Bereket, Fehmi Bey’e, “fetocu” demeğe güç yetmiyor.

    Bugün Halk TV”de CHP”.li bir profesör:”Açıkça ilan ediyorum,15 temmuz darbe teşebbüsünde bir yabancı servisin parmağı vardır” dedi. Dış güçler, içte siyasi ayak, daha başka bilinmeyenler gün ışığına çıkarılmadan, önüne geleni “darbeci”likle damgalamak yanlışından dönülerek, suya gidenle, testiyi kıranın bir tutulması hatasına son verilmelidir.

    • ZARURİ AÇIKLAMA.”Fethullahçı” değilim ve hiç olmadım. Bil”akis, 15 yıl kadar fiili mücadele yaptım. Şöyle, Memleketim Gümüşhane”de 15 yıl, cemaatın ağır toplarından olan KOZA ipek şirketiyle, Don Kişotça da sayılsa var gücümle memleketimin Altın aşkına SİYANÜR le zehirlenmemesi için iki oğlumla birlikte savaştık. Makine mühendisi olan büyüğü şimdi “Fetocu” isnadıyla cezaevinde. en önemli gerekçe KOSGEB Kurumuna,”Fetöcü”yönetim tarafından atanmış olması!.. O zamanlar, Gülenci olmayan var mıydı?. Methiyeler, duygu yüklü mesajlar, al gülüm-ver gülüm muhabbeti gırla.. “Aldatılmak, yanılmak” şaşar olması tabii sayılan bütün beşerleri ihate etmez mi?
      2013 öncesi-2013 sonrası kriterine,yani 17-25 Aralık sendromunun da, “darbe teşebbüsü” tescili çabalarına itirazımdır.

      1-Öğer öyleyse,teknik takibi yapan ekim niçin hesaba çekilmedi?
      2-Tapeler, tarafsız uzmanlara izletilerek, niçin rapor düzenletilmedi?
      3-Yasama ve yargı niçin devreden çıkarıldı? Bunlar yapılsaydı, “vukuundan beter olduğu “söylenen şayianın alıcısı olmazdı.

  16. Eğitim alanında özellikle dershane ve yurt konusunda çoğu kişinin bu cemaatle yolu kesişmiştir. Diğer alanlarda da elbette çok etkiliydiler ve çoğu kişi cemaatle bir şekilde az ya da çok yüzleşmiştir. Siyaset de cemaatle çok etkileşim halindeydi. Bütün bu insanlar terörist ilan edilirse ülkenin yarısından fazlası terörist olur. Şahsi kanaatimce mücadele bu şekilde olmamalı. Sadece suçlular cezalandırılmalı, özellikle darbeye karışanlar. Bir zamanlar, cemaatle haşır neşir olan devlet erkanına neden bir şey olmuyor da kurbanlık koyun olarak memur seçiliyor? Hangi siyasetçi FETÖ ile ilişkisinden dolayı istifa etmiş? Hiçbiri. Memlekette etik ve ahlak sorunu üst düzeydedir maalesef.Bir banka bir sendika yüzünden insanlar işlerinden atılmamalıdır.Bu ülke hepimizin.Bu gariban anadolu çocuklarına sahip çıkılmali.Anadolu insanının yüreğinde mağdurlar kitlesi her geçen gün artmaktadır.Banka okul ve sendika dan ihraçlar mutlaka iade edilmelidir.Bu yanlıştan tez zamanda dönülmeli..devlet açık tuttuğu bankadan, izin verip aidatını ödedediği sendikadan ihraç etmemeli,devlet HUKUKLA ayakta durur.Fetöyle mücadele ediyorum diye gariban memur/öğretmenle mücadele ediliyor.

  17. Fehmi Bey’in yazısı bir hayli mâkûliyeti içinde barındırıyor. Esasen bu yapı ile, gazetelerini okuyarak, dershanelerine ya da okullarına çocuğunu vererek,televizyonlarını izleyerek yolu kesişmeyen insan yok gibi bir şey.

    Ancak yolu bu şekilde bu yapıyla kesişenlerin hepsine suçlu muamelesi yapıldığı da söylenemez.

    Sorun şurada: Kod ismi kullananlar var. Bylock kullananlar var. Sınav sorularının cevaplarını alanlar var. Hükümete, devlet yetkililerine harp ilan edildiğini gördüğü halde bu savaştan Fetönün galip geleceğine inanarak son ana kadar örgüt tarafında yer almaya devam edenler var. 15 Temmuz gibi kanlı bir olayı gördüğü halde, Fetöye toz kondurmamak adına bu bir senaryo demeye devam edenler var.

    Darbeye fiilen katılanlar zaten ayrı bir katagoriyi teşkil ederler.

    Buna rağmen tutuklama konusunda kılı kırk değil, seksen yararak hareket etmekte fayda var.

    Ancak Devletin, üzerine kuvvetli şüphe çekenlerle,hareketlerinde bunun delili görülenlerle çalışmak istememesini de anlayışla karşılamak gerekir.

    Öte yandan bazı itirafçıların itirafçı gibi görünüp bu işten sıyrılmaya çalıştıkları da ayan beyan ortada. Kimseye zararı dokunmayacak, ya da herkesin bildiği şeyleri itirafçıymış gibi yaparak söylüyorlar. Bu şekilde hiç kimseyi kandıramazlar.

    Fehmi Bey’in şu cümlesi bana sorunlu gibi geldi:

    “Dün yok edilmek istenenler.. kendilerini yok etmek isteyenleri.. bugün yok etmek istiyor…”

    Dün cana kastedildi, katliam yapıldı, binlerce insanımız yaralandı. Bugün kimsenin canına kastedilmiyor. Suçlular adalete teslim ediliyor. Bir kısmına da seninle çalışamayız artık deniliyor.

    Acaba dün olanla bugün yapılan aynı şey mi? Cana kastedmekle işten atmak bir midir?

    Her şeye rağmen, “Nasıl oldu ben da bunların içine girdim, nasıl oldu da bunların yanlışlarını göremedim, bunların böyle olduklarını bilsem yakın semtlerinden geçmezdim” diyerek bin pişman olanlar, nasuh tevbesi yapanlar varsa onlar hakkında olumlu bir şeyler düşünülmeli.
    Böyle bir adım ileride bir af yasası çıkarılarak
    da atılabilir.

    Bu yapıyla hiç alakası olmadığı halde bir yanlışlık eseri mağdur olanlar varsa onların mağduriyetinin giderimesi gerektiğini söylemeye bile gerek yok. Zira böylelerinin mağdur edilmesini vicdanı olan hiç kimse kabul etmez. Zaten bu durumda olanlar göreve iade ediliyorlar.

    • Benim düşüncelerime büyük ölçüde tercüman olmuşsunuz. Teşekkür ederim. Ben de ilerleyen zamanlarda devletin kademe kademe mağduriyetleri gidermeye çalışacağına eminim. Ancak, aceleci olmamak ve sabırlı olmak gerekiyor. Cemaat sempatizanlarını savunmasız devlete karşı cepheye sürenler (bunlar aynı zamanda Tayyib 30 marttan önce yurtdışına kaçacak diyenler) şu anda yurtdışında kaçaklar. EY CEMAATE SEMPATİ DUYANLAR! ÖNCE BUNU SORGULAYIN. SADECE ALLAHA KUL OLUN.

  18. Sayın Koru; Gerçekten güzel bir öneride bulunmuşsunuz. Bu hareketin içindeki insanların büyük çoğunluğu bu darbeye onay vermez. Devleti milleti için fedakarca yıllarca hizmet ettiğini sanan bu insanlara yazık olmasın. Gerçeklerle yüzleşen insanları işlerine döndürmeli ve kazanmalı. Sizin gibi sağ duyulu insanlara bu süreçte daha çok ihtiyaç var. Allah Razı olsun.

  19. CEMAAT İLİŞKİSNDEN ZİYADE DARBE İLİŞKİSİ ESAS ALINMALIDIR
    Melun 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Cemaat/FETÖ ile şu veya bu şekilde ilişkisi olduğu düşünülen hemen herkes, çalıştıkları kurumlarından derhal açığa alındı. Örneğin, çocuğunu MEB’ye bağlı ve denetim geçirmiş ve-fakat kapatılmamış malum bir okula vermiş olmak açığa alınmak için bir sebep sayıldı. Üniversitelerden bir örnek vermek istiyorum. Daha çok rektör, rektör yardımcıları ve dekanlar yani hukuk bilgisi olmayan idareciler tarafından oluşturulan Ön Değerlendirme Komisyon üyeleri, açığa alınan hemen bütün öğretim üyelerinin ihraçlarına sorgusuz sualsiz olumlu baktılar. Hele hele bu idarecilerden herhangi birisiyle özellikle rektörle daha evvel mahkemelik idiyseniz ihraç mukadderdir. Bu arada ihracı güçlendirmek için kurum içinden isimsiz iftiralara da rağbet gösterildi. İhraç edildikten sonra ayıkla pirincin taşını. Bu süre zarfında bir de vatan haini damgası yemek ve toplumsal ötekileştirmeye maruz kalmak işin cabası. Mağdurlar için hukuk zaten yavaş işliyordu. OHAL, bu durumu daha da pekiştirdi. Yeni oluşturulacak komisyon, hangi niyetle kuruldu, hangi gaye ve ilke çerçevesinde nasıl çalışacak? Hukuku işlevsel hâle getirmek, mağdurların hakkını korumak ve hızlıca karar almak için mi yoksa işi daha da karmaşık hâle getirmek için mi? Bunu zaman gösterecek. Yapılan hukuk hatalarını derhal düzeltmek ve toplumsal parçalanmalara bir son vermek için önemli bir ilke hemen yürürlüğe konulmalıdır: Darbe ile herhangi bir ilişkisi olmayan sivil insanların tutukluluk halleri derhal kaldırılmalı ve bu bağlamda ihraç edilenler de görevlerine hemen iade edilmelidir. Niçin ihraç edildiğini dahî bilmeyen işsiz bir akademisyen bu komisyondan başka ne isteyebilir ki?
    Prof. Dr. Ali Seyyar

    • Mağdurların bile kelimeleri tartmak zorunda olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Sayfalarca yazıdan daha anlamlı ve etkileyici iki cümle. Tabii ki herkesin kârı değil. Şimdilik “sakıncalı“ da değil.

  20. Vatan millet düşmanı, sapkın din bezirganı örgütün, başındaki hoca kılıklı hain bunakla birlikte üst düzey kaymak tabakasının, idamda dahil en ağır bir şekilde cezandırılmasını talep etmekle birlikte, islama hizmet ettikleri zannıyla, saf duygularıyla kullanılmış insanların da aileleriyle birlikte maddi manevi rehabilite sürecinden geçirilmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Çevremde duyduğum, gördüğüm işinden atıldığı için ve insanların kendisine vebalı muamelesi yaptığı için maddi sıkıntı çeken çekenlerin bu süreci en az sıkıntıyla atlatması gerektiğini düşünüyorum. Devletimi de anlıyorum, bu saf insanları fetö örgütünün tasallutundan kurtarmanın başka kolay ve herkesi memnun edecek bir yöntemi de yok.
    Bu örgütün Türkiyeye verdiği zararları unutmadık ve unutmayacağız. Dünya varolduğu sürece bu kötülüklerin, şehitlerin, gazilerin, sıkıntıya düşen aile ve çocukların, milyonlarca travma yaşan insanın hesabının sorulmasının bekçisi olacağız. İlk birkaç aylık travmadan sonra bize düşen Fehmi Beyin de belirttiği gibi mantıklı ve tutarlı bir şekilde hainleri mimleyip cezalandırma süreci ile birlikte,bu suçlardan habersiz olup hiçbir şiddeti desteklemeyen ve desteklemeyecek olanların, devletine ve milletine savaş açmamış ve açmayacak olanların, işi sulandırmadan, cezalandırma sürecinde ayrıştırılması.
    Bir kısım örgüt tarafından kullanıldığı sabit ama iyi niyetli, ismi bu örgütle anılan insanlara vebalı muamelesi yapılmasının nedeni de, bunlarla ilişki kurarsak, selam verirsek, konuşursak bizde fetöcü mualesi görür müyüz kaygısı. Hepimiz itiraf edelim, çevremizdeki fetöcü bilinen insanlar eski dostlar bile olsalar, ailecek ziyaretler kesildi, telefonla hal hatır sormalar kalktı. Çünkü hepimizde bu hain terör örgütü ile aynı safta anılma korkusu var. Devlet tarafından sigaya çekilmekten çok ahlaki bir korku bu. Elbetteki darbe girişimi travmasının sonucu.
    Zaman geçtikçe ve taşlar yerine oturdukça sorunlarımızın da düzeleceğini düşünüyorum. Türkiyede çekilen bu sıkıntıların bütün vebali pensilvanya canavarı ve avanesinin boynunda, iki cihanda da cezasını çekmesini diliyorum.

  21. Evet eşim ihraç ben ihraç 3 çocuk ev kira…. Neden çocuk okulda(üstün zekalı iyi eğitim alsın imkanı çok ve okul ücreti uygun) birde biz gibi fakirlikte yoklukta okuyan çocuklara burs verdiğimiz için en azından biz öyle biliyorduk. aş yok iş yok iş ver(e)miyolar himaye etmiş olurlarmış. hakann şükürün babasının mal varlığına el konmuş adil öksüzün yedi sülalesi tutuklanmış diye ailelerimiz de yanlarına istemiyor…. Ne yaptık biz….. Allah peygamber affetsin diyen kodamana bişey olmuyor ama gariban haline şükrediyor en azından hapiste değiliz diyoruz…… Arayan yok soran yok selam veren benden daha gariban öcü bile değiliz. şehit Muhsin Başkan’ın dediğinden devlete de kadere de küs(e)müyoruz bu da geçer yahu Allah var gam yok bide Avrupa var da bekliyoz

  22. söylediğiniz eşik çoktan aşıldı Sn.koru.

    kazanılsın dediğiniz o insanlar, 7-8 aydır aileleri ile birlikte tecrit edilmiş, işsiz güçsüz bırakılmış ve iş bulmalarının önüne de sgk kayıtlarındaki fişlenmeler ile engeller konulmuş insanlar artık.

    hükümetten merhamet değil adalet bekliyorlardı. siyasal islamın adalet namına tek bir kaygısı olmadığı dünyaca tescilllenmiş oldu.

    ——–
    Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.

    Fatih Sultan Mehmet Han
    ———
    “Allah, kâfir de olsa âdil devleti ayakta tutar, fakat Müslüman da olsa âdil değilse o devleti ayakta tutmaz. Denilir ki; dünya adalet ve küfürle devam eder. Zulüm ve İslam’da devam etmez.” ibni teymiyye

  23. Sayın Koru
    Yasal bir sendikaya üye oldum bir zaman sonra ise çıktım. 15 temmuzdan aylar önce istifa ettim. Şimdi ise ihracim. Böyle bir suç olur mu? Yasal olmasa idi ne işim olurdu Allah aşkına? Lütfen şu kriter denen karışıklıklar duzeltilsin. Sesimiz olun lutfen.

  24. Dün yok edilmek istenenler.. kendilerini yok etmek isteyenleri.. bugün yok etmek istiyor…
    yorumuma bu cümlenizden başlamak istedim. zira bu eski bir hikaye adem ile havvanın çocuklarından kalan. biri diğerini yok etmek istedi, etti de. biri hak diğeri batıl oldu. bu intikal ederek sürdü gitti. bizim yumuşak huylu, güzel ahlakı tamamlamak üzere gelen ve en güzel şekilde de tamamlayan yüce peygamberimiz sav bile kılınçla emrolundu, savaştı ve yok etti, hak batılı yok etti…bir kısım hakkın yanında yer alırken saf tutarken bir kısım da batılın yanında yer aldı ve saf tuttu…bilerek ve isteyerek…
    karşı karşıya olduğumuz yapıya gelirsek
    hükümete ( devlete değil ) yardım etmek desteklemek belli kurallar çerçevesinde meşru mudur, evet meşrudur. hükümete muhalefet etmek, eleştirmek ,muhalefet edene yardım etmek meşru mudur, evet meşrudur. meşru olmayan nedir? hükümeti ve dahi devleti meşru olmayan yollarla yıkmaya zarar vermeye çalışmak meşru değildir…bir yapı ve mensupları hükümetlere destek olduğu görüntüsü verdiği zamanda suç teşkil etmeyen faaliyetlerinden sorumlu tutulamaz. ancak zarar vermeye başladığı anlaşıldıktan sonraki faaliyetler ve tabii ki failleri artık suçlarının cezasını ödemelidirler…nitekim bu zararın açığa çıktığı bir zaman var hepimizin gayet iyi bildiği gibi o tarihten itibaren ne oldukları ne yapmaya çalıştıkları ifşa olduğuna göre bu tarih ve sonrasında ki fiiller maddi manevi yardımlar destekler suç unsuru barındırır ve tabii ki iştirak oranları miktarı karşılığı farklı cezaları olacaktır burası hukukun bileceği iş…. 200.000 in üstünde bylock kullanıcı var ve görüşmeler deşifre ediliyor 40 yıllık bir yapılanmayı maalesef bir kaç yüz kişiyle bertaraf etme şansı yok. bu nedenle rakamlar kimseyi şaşırtmasın.

    “Acaba bu insanlar.. içinde, yanında, kenarında yer aldıkları bu yapının.. 250 kişinin hayatına da mal olacak, başarılı olsaydı ülkenin başına büyük belâlar açacak, 15 Temmuz darbe girişimi türü bir kanlı olayı planladığını bilseler.. onaylar mıydı?”
    Bütün çabalarının böyle bir güne hazırlanmak olduğunu; çaldıkları sorularla yandaş saydıklarına sınavları haksız yere kazandırdıklarını?
    diyorsunuz ama bunca olaylar, kirli ilişkiler, belgeleriyle ortaya çıktıktan sonra bile hala maddi manevi desteğini sürdüren, savunan , onaylayanlar var bildikten sonra bile onaylayanlar olduğuna göre onaylar mıydı diye soruyorsanız evet bir kısmı onaylarlardı tam da bu nedenle çoğu şimdi hapiste…gerçekten masum kısmın büyük çoğunluğu zaten mezkur tarihlerden sonra anlaması gerektiğini anladı ve uzaklaştı…

    bir dini cemaate gittiğini düşünen bir kişi kod isim almayı kabul ettiğinde bu isimle neler yapacağını da sorgulamak zorundadır. değil midir…çalıntı sorularla sınav kazanan bir kişi günün birinde bunun hesabının sorulacağını bilmek zorundadır. değil midir…bugün hala itirazı olanlar abd nin sütünü sağamayacağı ineği neden beslediğini sorgulamak zorundadır. belki aklederler.

    • GERÇEKTEN MAĞDUR OLANLARI TENZİH EDERİM…
      bir de mağduriyet meselesi var hala… fetöcülerin ortak iki özellikleri var; masum ve mağdur olmaları. olmayanını bulmak imkansız..çok yazık gerçekten. istisnaları saymazsak birisi de çıkıp demiyor ki ben bu davaya inandım, arkasındayım , sonuna kadar savunacağım. mertlik kapılarına uğramamış ki. isimlerini saklamışlar, hallerini değiştirmişler, yıllarca gizlenmişler, resmen başka bir şeye dönüşmüşler. şimdi de ya uzaklara kaçıp nanik diyorlar, ya da fetöcü değilim diye söze başlayıp içteniçe güzelleme yapıyorlar…oysa deaş gibi ya da pkk gibi terör örgütleri bile hem kendi kimliğinin arkasında duruyor hem düşmanının kimliğini açıkça ortaya koyuyor. gizli düşman açıktaki düşmandan çok daha tehlikelidir. mağduriyetlerin en büyük sebebi de işte budur…
      sadece münafıklar inandıkları şeyi yekten savunmazlar…çevirecekleri bir fırıldak her zaman bulunur…

      • kod adınız yoksa, soru çalmadıysanız, darbede bifiil görev almadıysanız, bylock ve eagle kullanıcısı değil iseniz, yasa dışı yollarla hükümeti devirme faaliyetlerinde maddi manevi bir destekte bulunmadıysanız, tetikçisi olmadıysanız, cemaatin örgüt olduğu anlaşıldıktan sonra maddi ve manevi destek vermediyseniz, hala yardım etmiyorsanız, yaptıklarını onaylamıyorsanız yorumlarımı lütfen üzerinize ya da bunları yapmadığını düşündüklerinizin üzerine alınmayınız…zira ben tamamen aktif olarak türkiye cumhuriyetini yıkmak faaliyetine bilinçli olarak katılanları ve bu hissi paylaşanları kastediyorum…

    • Müdessir -8 meali.Bismillahirrahmanirrahiim. “Herkes yaptığı amellerine karşı bir rehindir.”(Hesabını doğru vermekle ancak kendisini rehin olmaktan kurtarır)
      Yazmakta “ameller” kapsamındadır elbet. Hele de “taraf”olma taassubuyla ve su-iniyet eseri niyet okumakla hüküm yürütmek büyük vebaldir.” Darbeci”liğin “d”si ile alakası olmayan mükemmel bir kamu görevlisinin varsayım ve öfke, kin karışımı memnu iksir tesiriyle önce işinden, sonra “içeri”ATILMA”sı zulümdür zulüm..
      Alkışlanamaz,hatadan dönülmesi temenni edilir ancak..

    • Didem Hanım peki bu saydiklarinizin hiçbirini yapmadan ihraç edilmiş yada ihbar edilmiş ise asla cemaate katulmamis biri ise mağdur sayılmaz mi? Mağdurum diyenlere niçin ısrarla soru çalmak sohbete gitmek veya mutlak hükümete zarar vermeyi niyet etmek yaftasi yapıştırıliyor? İnsanların niyetlerini nerden kesin olarak bilebilirsiniz.Kesin olarak bildigim birsey varsa hükümete destek olduğu halde sırf eski düşmanı olan rektörce ihbar edilmiş ve savunması alınmadan ihraç edilmiş şimdilerde nafile yere hak arayan ama asla fetocu olmayan kriter olarakda çocuğunu 2014 haziranda aldığı halde onların okulunda okutmasi gösterilen profesör yakınım var. Asla cemaatçi değildi ve hükümete zarar vermeyi amaçlamadı. Ben bundan eminim. Peki siz aksinden nasıl emin olabilirsiniz? Bu ithamlar mağdurları daha da yaraliyor.
      Bu arada yorumlarını beğenerek okuduğum bir takipcisiniz.

      • sayın hocam bir şeyi açıklığa kavuşturalım. asla cemaate katılmamış biriyle benim gibi kendi halinde olan birinin ne zoru olabilir…gerçekten masum biriyle kimin ne zoru olabilir…cemaate mensup biriyle bile cemaatin yaptığı kötülüğe karşı olmak dışında ne zorumuz olabilir. sizin söylediklerinize karşı çocuğunu okuluna gönderen ama ilişilmeyen milyonlarca insan var buna karşılık cemaatçi olduğu hiç sanılmayan oysa üst düzey mensubu olan da binlerce insan var değil mi..kocasının haberi yok karısının işlerinden…ve elbette sizin yakınınızı tenzih ediyorum…ve masumları …ama örneklerden nasıl yola çıkabiliriz…ortada ise bir 15 temmuz gerçeği var değil mi…ne zaman suçlular cezalandırılsın desek o masum bu mağdur deniliyor, ortalık karışıyor…ben herşeyden önce insan olarak masum birinin cezalandırılmasını isteyebilir miyim…ama elele verelim bu işi yapanlara top yekün karşı duralım masumiyeti hep beraber savunalım sap ile saman karışmasın insanlar mağdur asla ve kat’a olmasın.

        • ilk iki sorunuza cevap vermemişim, müsaadenizle vereyim.
          bu saydiklarinizin hiçbirini yapmadan ihraç edilmiş yada ihbar edilmiş ise asla cemaate katulmamis biri ise mağdur sayılmaz mi?
          BENCE TAMAMEN MAĞDUR SAYILIR. umarım en kısa sürede yapılan yanlış düzeltilir..üstelik tazmin de edilmesi gerekir, maddi ve manevi olarak…
          Mağdurum diyenlere niçin ısrarla soru çalmak sohbete gitmek veya mutlak hükümete zarar vermeyi niyet etmek yaftasi yapıştırıliyor?
          sorun bunları yapanların da mağduriyet iddia ediyor olması. bu durum yapanla yapmayanı ayırmayı zorlaştırıyor…elbette masum birini yaftalamak kabul edilemez…

  25. Vakıa şu: Emniyetteki görevinden kurum değişikliği ile ayrılan ve sivil memur olarak çalışan şahıs, malum hadiseden dolayı görevinden ihraç edilir ve tutuklanır. Bir zaman sonra baba, çocuğunun suçunu öğrenmek üzere savcıya çıkar ve sorar.
    Savcı bey; ben, vallahi çocuğumun ne suç işlediğini bilmiyorum ama öğrenmek istiyorum. Allah aşkına! çocuğumun suçu nedir? diye sorar.
    Savcı, yüzü yere bakar şekilde, çocuğunuzun dosyasında suç unsuru olabilecek hiç bir delil yok, bize hakkınızı helal ediniz .. Bunun gibi on binlerce hadise.. (şimdi birileri hakkımda ne düşünür acaba?)

    Denetiminden kurtulduğumuz PACE’nin yeniden yaptırımlarına maruz kalmamak için, Koru’nun deyimiyle ..”Son vartayı alınan akılcı tedbirlerle atlatmış görünüyoruz.” ..OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’ nu kurarak. Akıllıca!.. Peki hangi ‘etiğe’ yaslanarak.

    ‘OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’ 7 üyeden oluşacak ve çalışma süresi iki yıl olacak, gerekli görüldüğünde görev süresi bir yıl uzatılacak. Ve bu komisyon sayıları ‘yüz bin ‘i aşan dosyaları inceleyecek!.
    Komisyonun bu yükün altından kalkamayacağını söylemek abes olmaz herhalde.

    Bugün ki yazısında, sayın Taha Akyol, konuya değinirken, ‘yargı yolu’ nun açılmasının mağduriyetleri daha erken ortadan kaldıracağını ve bunun gerekliliğini öneriyordu.

    ..Akıllıca!
    Bence de akıllıca ve daha etik. Kendimize ait bir sorunu çözmemiz gerekirken bunu başkalarının (PACE’nin) iteklemesiyle ve yaptırımlarından dolayı değil ve belki ‘Devlet’ olmamızın gereği, bilinci ve şuuruyla çözebilmeliyiz.

    Zaten ‘Devletiz’ diyenlere. …evet; Devlet’e (devlet ile millet arasında hikmetle iş görecek ve hükümet edecek manasında) Hikmet-i Hükümet laazım.

  26. Fehmi bey yazınız beni hayal kırıklığına uğrattı. Sebeplerini yazayım:
    1) komisyona somut öneri sunacağınızı düşünmüştüm ama somut öneriniz yok. Mesela hukuki haklardan dolayı ihraç edilenler görevlerine iade edilebilirler. Bankada hesabım var diye ve oğlumun devlet teşviği alarak gittiği okuldan dolayı ihraç oldum. Bunlar haklı gerekçeler mi? İki kriter olunca ihraç oluyormuşuz. Bir şey ya tek başına suçtur ya da değildir. Benzer şekilde sendikadan dolayı ihraçlar var hatta suçlamasını hiç bilmeyen kişiler var.
    2) yazınızda sanki ihraç edilenlerin tümü fetö yapısından anlamı çıkmakta. Bu büyük bir sui zan.
    3) ne zaman mağdur lafı açılsa ama 15 Temmuz’da 250 şehidimiz var yanıtı geliyor. Yahu ben de o gece şehit olabilirdim, bu nasıl bir ilişki ben kavrayamıyorum. darbeyi kim yaptı ve desteklediyse hesaplaşılsın buna kimsenin itirazı yok, darbeden habersiz kişilerin günahı ne?
    4) her zaman olduğu gibi garibanlar eziliyor. Benim ihraç olduğum kurumda fetöcü yönetici vardı, şimdi yurtdışında kaçak. Onu o göreve getiren hala koltuğunda. Benim hiç kimseye kadro verme yetkim yoktu, yasa dışı bir eylemim yok, ben ihracım. Hak mı bu?
    5) bu komisyonun kendisi ne kadar makul? Yedi kişi ne kadar zamanda incelemeyi yapabilecek? Biz zaten daha önce valilik komisyonlarına başvurduk, idare mahkemeye gittik şimdi herşey sil baştan. Zaten hukuksuzca işimizden atıldık bir de süreç uzadıkça uzatılıyor. Bu kadar mazlum ahı almak ülkenin geleceği adına beni çok üzüyor.

    • Sizede katılıyorum. Zira ilk KHK dan sonra isimleri hükümet medyasında çokça geçen yani mağdur oldukları onlar tarafından duyurulanlarin adını her yeni KHK nın iade listesinde gördüm .Bu haksız yere ihraç edilmekten daha acı. Sesini duyuran referans bulan kurtuluyor. Yani zayifa uygulanan ceza güçlüye uygulanmıyor. Eğer böyle birşey yapilacaksa diğer magdurlarada hiç değilse savunma hakkı verilmeli. Böyle kazaya kurban giden şansına küssun mantığıni islamla bagdastiramiyorum .İlk günlerde hatırlıyorum Başbakanımız kurum amirlerine vicdaninizin sesini dinleyin demişti. İyi güzel dedi ama burdan birde şöyle sonuç çıkıyor;işin çoğu kurum amirinin insafina bırakılmış. Şimdi bu kurum amirleri kasıtlı yada korkudan ihraç edilsin diye mağduriyet olustururlarsa acaba suç kimin olur?Yoksa varsın bu insanlar zor zamanların kurbanı mı olsun?

    • Nazım Hikmet derki, “…ve bu dünyada bu zulüm, senin sayende.” Tabii nazım burda halkı suçluyor. demekki o zaman gazeteciler, şimdiki gibi gazetecilikten, hukukçular hukuktan, aydınlar doğruları söylemekten uzak değilmiş diye düşünülebilir.
      Bu ülkede demokrasinin olmamasının nedeni, yöneticilerden ziyade, hukukçuların hukukun temel ilke ve ahlakına sahip olmaması, doktorların hipokrat yeminine ihaneti, siyasetçinin kendisine oy verenlere ihaneti, gazetecinin habere ihaneti, köşe yazarının doğruları söylememesi, sivil toplum örgütlerinin emir-komuta ile çalışması, işletmelerin ticari faaliyet ile değil, kamu ile iş tutarak gelişebilmesi, satıcıların alıcıyı kazıklaması, alıcının aldığı malın parasını ödememeye çalışması, çalışanın maaşını haketme çabasının olmaması, öğretmenin günü doldurma çabası ve öğrenmeye kapalı olması, öğrencinin öğrenmeden öğretileni beğenmemesi vb vb. sorumlu. Yani hiçbirşey yerine oturmamış. doğal olarak hukuk da, insan hakları da, düşünce özgürlüğü de, hak da, din de, ahlak da hep eğreti duruyor bu ülkede.
      Herkes, bu ülkede, ağzını açtığında şikayet ettiği antidemokrasinin hakim olması için gerekli yakıtı fazlasıyla sağlıyor. böyle bir ülkede yönetici olsanız siz de aynı haksızlıkların yapılmasına göz yumar, yapılmasını teşvik eder, hatta yapılmasını istersiniz.
      Sayın koru da aynı yakıtı sağlıyor. Oysa ısrarla ama ısrarla söylenmesi, gündeme getirilmesi, gündemde tutulması, hakim olmasının sağlanmaya çalışılması gereken uluslararası birtakım kavram ve kurallar vardır. Konuyla ilgili olan ve aklıma gelen birkaç tanesini burda sıralamak istiyorum. 1. Herses, suçu mahkemece sabit görülene kadar suçsuzdur. 2. Zanlı suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda değil, iddia makamı suçu ispatlamakla yükümlüdür. 3. Suçun şahsiliği ilkesi 4. hiçkimse daha önce suç olmayan bir eylem nedeniyle yargılanamaz vb. vb. herkesin, sürekli bu ve benzeri ilkeleri gündeme getirip ısrarla bu ilkelerin ülkemizde hakim olması için çalışması gerekiyor.

  27. Bence KHK ile kurulacak komisyonun tek işlevi var.
    İnsanların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ulaşmalarının önüne bir engel daha çekmek.
    Böylece iç hukuk yollarının tüketilmesini güçleştirip insanları oyalamak.
    İnsanların Starsburg a ulaşmaları 10 yıllara varabilecek.
    O zamana kadar da kim öle kim kala.
    Zaten komisyona itiraz etmeyenin de tüm hakları ölecekmiş.

  28. Devletin yapacağı tek şey FETÖ üst düzey yetkilileri yargılayıp gerekli cezayı vermek ve diğer mağdur insanları affetmek. Önemli olan da üst düzey yetkili ve aktif rol alanlar yargılanmalıdır. Bir an önce olağanüstü hal yönetimine son verilmelidir. Türkiye büyük ekonomik krizine adım adım gitmektedir. Dolar ve Euro başını almış epey yol almıştır. Faizsiz katılım bankaların devre sokulması gerekir. Halk 15 Temmuz Darbe teşebbüsü kaldırabildi ama emin olun Ekonomik Krizi kaldıramayabilir.
    Saygılar Sevgiler

  29. Sayın Koru ,
    Tin süresinin son ayetinde Allah hakimler hakimi değilimidir diye sorar. Zümer süresi 36. Ayettede Allah kuluna kafi değil mı diye sorar. İnsan tabiatı gereği güçlüden yanadır. Allah Teâlâ sürekli hatırlatır . Başka kapı aramayın diye. Size şah damarinizdan daha yakın diye. Kaf suresi 16.ayet. Bakara 214 de de imtihan olmadan cennete giremeyecegimizi hatırlatır. Her erkek bir kadınla her kadın bir erkekle zaman zaman imtihan olur. Bazıları bunu kafalarında bitirir. Bazilarinin sonu faciayla sonuçlanir. Biraz da böyle bakmak lazım. İlahi adaletin tecellisi olarak. Şükür dört aşamadır. İlki yaratanı övmek. İkincisi ibadet ve taatla yaratıcıyi anmak. Üçüncüsü hal e razı gelmek. Dördüncüsu hal e razı getirmek. Kendi nefsinden vazgeçmek ki bunlar Allah dostlarınin emareleridir.

    • Gerçek darbecileri öğrenmemek istemeyen yorumcular,Sayin Koru bu memleketin felakete doğru hızla yol aldığnı gören kalemini vijdanin sesine kulak vererek amacının vataninin ve gelecek nesillerin yok olmasına gönlü razı olmayan sayin Korununda biyatcılar arasına katılması için “Twitter, Facebook, gibi sosyal medya hesabında yapmadık terbiyeden uzak küfürler ve hakaretler yetmezmış gibi bu sitedede sık sık tehdit niteliğinde yorumlar yazanlara benimde bir çift sözüm olacak! Bir kalemden çıkmış yazarların yazılarını okuduğunuz zaman onların önceki yazılarını hatırlayın ki onlar nasıl kendi kendilerini yalanladıklarını göebilesiniz.

      • Benim garibime giden Rusyanin “RT” uluslar arası yayın yapan Televizyon kanalında hem Türkiye hemde özelikle C Başkani ve ailesi hakkında yenilr yutulur yayınlarına (şimde yapmiyorla) neden ne devlet nede hak olarak gıkınız çikmadi? Niye onların kanalına sosyal medyadan bir saldırı yapmadınız? Rusya ve İranin saldırıları 2011 Süriye iç savaşının başlamasi ile en üst düzeye ulaşti.Ben hep takip ediyordum.O zamanlar CHP den ve diğer bazi kuruluşlardan iç savaşa Türkiyenin taraf olmamasi için Esad ile görüşmeye gittiklerinde alevi şiyi diyenler şimdi birilirine şiyi denmiş diye dert yaniyorlar.İnsan “insan” olsun onun inanci hiç kimseyi ilgilendirmez herkes kendi inancını doğruluğuna inandığı için bu tip söylemler ancak cahaletten kaynaklanır.Süriye meselesinde kim haklı çikti? O zaman “kimler” geleceği daha iyi görmüş? Şimdi oraya gidenlerin mesepcilikle ilgisi olmadığı gibi şu anki Türkiyeni durumunu tahmin ettikleri için gittikleri daha iyi anlaşildığina herkes şahid oldu.
        Aile içi kavgalar veya eleştırıler o aileyi etkilese dahi düzlüğe çıkması için gene hep beraber olur zamanla olanlar unutulur. Komşularınzın aile içine karıştığnız zaman ila nihayet sizzden gelen nesillere düşman hediye etmiş olursunuzki onlar size dost görünseler dahi sizi yok etmek için her fırsatı kullanırlar.15 Temmuzuda gerçekten bizim ailemizdeki hainlermi yapti? Yoksa……?

  30. Valla mantıklı, adaletli olur. Ama uygulamaları yapanlar içib biraz u dönüşü gibi olur. Onlar bu pozisyonda olmak isterler mi? Bence olmak isterler çünkü kendilerine bu yönde çok şikayet geliyor ve zaten o kadroları tanıdığı insanlar. inş Cumhur-u Reis böyle bir adım atar yoksa başka kimsenin yapabileceğini düşünmüyorum.

  31. Eski dostlar saf dişi edilmeye edildilerde, buda yeterli değil mutlaka cezalandırılmalari gerek.İlerde ne olur ne olmaz tedbirli olmak lazım onun için vatan haini ilan edilip hatta hapise atmak lazımki birdaha dost olmasınlar. Hele birde iğdam geri getirilirse gel keyfim gel o zaman varmi bana yan bakan cesaretin varsa bak bakalım baktığın an ipi boynunda bulursun.
    Ethem Mahçupyan zaman gazetisinde yaziyordu, 17/25/ Aralıkdan sonra o zamanın başbakanını desdekliyen ve kendi gazetesini ağir bir şekilde elestiren yazılar yazardı. Sonundada kendisi ordan ayrıldı ve nerde işe başladığını yazmaya gerek yok onu herkes biliyor. Şimdi onlar hedef tahtasında.Aman Allahım! Anli secdeye giden kula kulluk etmek için bu kadar yalancı, iftiraci, acımasız olanlarla birlikde ayni kıblayi paylaşmak beni kahrediyor! Bizim millet niye bu kadar insafsız, acımasız, birbirinin kuyusunu kazan, iftira ve yalanlarla hayatlarını karartip perişan olmalarına oh olsun diyecek kadar zalim olabiliyor.
    Müslümanlık bumu?

    Türkiyede o kadar çok darbe gördük, maddi manevi zarara uğradık bütün bunlar 15 Temmuzda önlenen darbeden sonraki sivil darbennın yaptığının yanında devede kulak bile olamaz.O darbeler milleti birleştiriyordu bu sivil darbe milleti hem içerde hemdede dışarda bölüp parça parça etti. Böyle darbe önlemekmi olur diye kimse soramiyor, soracak olursa sülalesi yok olur. Türkiyenin hiç bir sorunu derdi kalmamış bu kadar insan hapisde hergün şehitler geliyor bunlar umurlarında bile değil her işi bıraktıla başkanlik derdine düştüler paramızda çok senede 2 veya 3 seçimde yapalım ondan sonra herşey hallolur.
    Türkiye 80 miliyon nufuslu bir ülke 550 millet vekili var sanki bunların işi başından aşmış gece gündüz başlarını kaşiyacak vakitleri yok onun için 50 tane daha ekleyip 600 çikarip zaten seçilme yaşinda 18 iniyor bir dönem milletvekili oldularmi emeklide olurlar, ne kadar iyi bir meslek değilmi?

    Amerikanin nufusu 332 miliyon 100 senetör 447 millet vekili toplam 547 burada biyat olmadığ için bu kadar siyatci yetiyorda artiyor bile.
    Biz politikacılar için birbirimizi boğazlamya devam edelim onlarda sülalece köşeyi dönsünler. Geri kalanlarda fakirlığa selam biyata etmeye devam.

  32. Benim onerim soyle:
    -15 Temmuz girisimine kalkisan asker ve onlarin eger varsa emir aldigi sivillerin Darbeden yargilanmasi.
    -15 Temmuz sonrasi hala bu yapiya sahip cikan, destek verenlerinde FETO den yargilanmasi.
    Ancak butun bunlarin hukuki delillerle yapilmasi, tutuksuz yargilanmali.

    • Sayın beyefendi,

      Bana ve yazara karşı alaycı ve hakaret sayılabilecek yorumlarınız olmuştu. Bu sebeple size ve bir kaç isime karşı negatif ayrımcı olduğum doğrudur. Yorumlarınızı çok nadiren onaylıyorum. Bu platformda saygıyı önemsiyoruz.

      Saygılarımla.

YORUM YAP