Listeler sevindirdiği gibi üzdü de.. CHP listesi AK Partili kalemleri niye üzmüş olabilir?

31

Herhalde milletvekili aday adaylığı çok heyecanlı bir süreç olmalı. O heyecan bu defa birkaç hafta yaşandı ve bir çok parti için dün akşam saatlerinde sona erdi.

Siyaseti yakından izlemeyi fiilen içinde bulunmaya tercih ettiğim için o heyecanı ben pek yaşamadım. ‘‘Hiç yaşamadım’’ demiyorum, çünkü yıllar içerisinde kendimi yakın hissettiğim kimi dostlarım siyasete soyundular ve çoğu boylarının ölçüsünü aldılar.

Unutamadığım olaylardan biri şudur:

Hayli zaman önce, 1995 seçiminde olmalı, bir dostum bir partiden aday adayıydı ve listede yer alması kesin görünüyordu. Kendisine, ‘‘Aman gevşeme, son ana kadar durumunu takip et’’ tavsiyesinde bulunduğum için Ankara’ya gelmiş ve Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) gidecek dosyada yer alan listede isminin bulunduğunu gözleriyle görmüştü.

Listelerin YSK’ya teslim edilmek üzere olduğu saatte beni aradı. Az bir süre önce Ankara’dan ayrılmıştı ve her şey garanti görünmesine rağmen içi içini yiyor olmalıydı ki, biraz sonra açıklanacak listelerde adının bulunup bulunmadığını merak ediyordu.

YSK önünde bekleyen muhabir arkadaşa onun için ricada bulundum.

Biraz sonra beklenmeyen cevap geldi: Dostum listede yoktu.

Daha sonra da ne olduğunu öğrendim: YSK için hazırlanan listede adı varmış, klasöre onun isminin de bulunduğu liste girmiş; ancak başruyu yapacak kişiye yoldayken genel başkanından gelen talimatla dostumun ismi silinip yerine başka birinin ismi yazılmış…

Son anda listeye ismi eklenen o kişi iki dönem milletvekilliği yaptı.

Emin olun, bu defa da kendini garanti görenlerden, hatta isminin listeye konulduğunu bilenlerden benim dostum gibi son an şaşkınlığına düşenler mutlaka vardır.

Neden oluyor bu?

Eskiden lider değil parti tabanı listeyi belirlerdi

Vaktiyle bütün partiler milletvekili adaylarını mahallinde yapılan önseçimle belirlerdi. Her ilde partiye üye olanlar arasından kongrelerde bir de önseçim delegeleri için seçim yapılır, sayıları yüzlerle ifade edilen o delegeler seçim zamanı geldiğinde kimlerin milletvekili adayı olacağı konusunda son sözün sahibi olurlardı.

Genel merkez ve liderler?

Liderin ve genel merkez yönetiminin illerden milletvekili olmasını istediği belirli sayıda kişi için ‘kontenjan’ ayrılırdı. Her parti hangi ilde kaçıncı sırada merkezden aday göndereceğini önceden ilan ederdi.

Önseçimler genel seçim gibi olağanüstü ciddiye alınır, her aday adayı delegelerin ve yerel yöneticilerin teveccühünü kazanmak için özel çaba gösterirdi.

Partili olmak bir kimlikti o zaman…

CHP sınırlı sayıda ilde o alışkanlığı sürdürse bile artık partiler önseçim yapmıyor; ‘temayül yoklaması’ adı verilen bir süreçle adaylarını belirliyor. Bu seçimin tarihi hayli erkene alındığı için CHP de önseçim yapmadı.

Aday olmak milli piyango kazanmak gibi bir şey şimdilerde.

Bu yolla liderler partileri üzerindeki egemenlik iddialarını daha da güçlü bir biçimde sürdürebiliyorlar.

Liderin gözünden düşmenin bir dahaki seçimde aday gösterilmeme sonucu getireceği bilgisiyle, milletvekilleri, seçilmeleri için canla başla çalışmış teşkilat mensuplarının değil, tek seçici olan parti genel başkanının gözüne girmeyi daha önemli sayıyor.

Milletvekillerinin kalbinin şu sıralarda sağlam olması gerekiyor. Zayıf kalplerin dayanamayacağı günler bu günler…

Listelere yakından göz attığımda gördüğüm

Liderler bu defa da tırpanlarını iyi kullandılar.

Aynı zamanda AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan listeye son şeklini verirken nelere dikkat ettiklerini Bosna-Hersek dönüşü uaçağındaki gazetecilere şu sözlerle anlatmış:

‘‘Ehliyet, liyakat önemli. Parlamento’daki prensiplerimize dikkat etmemiş, devamda hassasiyet göstermemiş arkadaşlarımızı listelere koymadık, koymuyoruz.’’

İşte bu kadar. Bu ölçüye kim itiraz edebilir ki? Herhalde sadece kendisini ehil, liyakatli gören ve devam konusunda da hassas olduğu halde listelere alınmayanlar…

Öylelerinin de tırpandan nasibini aldığı listelere bakıldığında anlaşılıyor.

AK Parti’den fazla gürültü çıkmıyor. Sonunda bir önceki seçimde kendilerini listeye koyan süreç bu defa başkalarını tercih etmiş işte.

İYİ Parti yeni kurulduğu için orada listelere giremeyenlerin dillendirebilecekleri bir itiraz olamaz. Saadet ve Vatan zaten disiplinli birer partidir. CHP’de ise memnuniyetsizler diğer partilerden biraz daha fazla sanki.

Daha da garibi, CHP listelerine bakarak olumsuz sonuç çıkaran kalemlerin daha çok AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerde yazıyor olması.

Bugün çıkan gazetelere bu gözle baktığınızda şunu göreceksiniz: Düne kadar CHP’yi kendi kısır gündemine esir olmakla suçlayan, iç hesaplaşmalarıyla sürekli kavga edilen parti görüntüsünü eleştiren, milletvekillerini belli görüşleri papağan gibi tekrarladıkları için ayıplayan yazarlar, çeşitlendirilmiş listeye bakıp tam tersi yakıştırmaları birbiri ardına sıralamışlar.

CHP ilk kez ‘eski CHP’ gibi olmama iddiası sergiliyor; bunu yapmak için de kendisini merkeze daha yakın bir yere konuşlandırmış… CHP’liler bu siyasi tercihe itiraz edebilirler elbette, haklarıdır, ama AK Partili kalemler?

Listelere giren her partiden isimlere seçimde de başarılar dilemek lazım; listelere giremeyenler ise bundan sonra liderlerin gözüne girmeye daha fazla çalışsalar iyi olur.

Benim dostum gibi son anda listeden çıkartılanlar için teselli yerine geçsin diye söylüyorum: Dostum sonraki gelişmelere bakıp Meclis’e giremediği için fazla üzülmedi.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. “Batıda, Gelişmiş ülkelerde nasıl cereyan ediyor, pek fazla bilmem,….” Abdurrahman Serdar 22 Mayıs 2018 at 16:49 – bir cevap açısından uzunca olacak, ancak, kendi payıma gözlemlerimi paylaşayım. İlgi duyanlar okur, ülkemizdeki genellikle tepeden inme durumlarla karşılaştırır.

    Özgeçmişleri itibariyle, aday adaylari daha önce kendilerini önemli ölçude isbat etmis kisiler oluyor. Öncelikle kendi mesleklerinde parlak elemanlar olmalarinin yanısıra kamu görevine ilgi derecesi toplumu ilgilendiren cesitli konularda (çevre, saglık, eğitim, kadın hakları, enflasyon vs) kendini ne kadar gösterebilmiş olmasiyla ortaya çıkıyor. Bu konudaki yetenekleri basin yayin yoluyla düşunceleri objektif olarak ortaya çıkarıliyor. Basın yayın firsat eşitligi ile adaylarin kendini tanıtmasına şans veriyor. Radyo-TVlerde raportajlarin bu işlerde büyük payı var. Radyo-TV çok önemli birer bilgi kaynagı-eğitim aracı. Halk bu şekilde adaylar hakkinda bir intiba/kanaat oluşturuyor. Haftasonlari 1-1.5 saatlik radio programlari tamamen milletin ne düşündüğunun ortaya çıkarılmasina ayrılmış.

    Bu programlar sadece seçimlerden önce adaylari arastirmak, tanitmak, ve adaylar hakkinda milletin ne düşündüğunu ortaya çıkarmak icin degil. Toplumu ilgilendiren sosyal, ekonomi, dünya olaylari/multeci/kacak işci, eğitim, çevre, küresel ısınma/enerji türleri, sanat, kitap, muzik, teknoloji vs. hemen her konuda oluyor. Ayrıca, insanın yapısındaki maneviyata/ruha ve bunlarla ilişkili degisik yaşam tecrübelerini yoklayan (misal deism/ateizm, hristiyan, yahudi, budist, müslüman veya bunlarla ilgli çeşitli kült olayları) yorumlayan apayri radio programlari da var. Bunlarin, gelismis bilgi toplumunun inşa edilmesine neticede büyük katkilari var.

    Yani çokcasi, kamu gorevine/siyasi yonetime merakli yetenekli kisileri eleme ve kendini ispat ile millet belirliyor. Bu kişiler düşüncelerine uygun istedikleri partiden adayliga müracaat ediyorlar. Oluşan intibalari partiler kendi araştirmalariyla karşılaştirarak kadrolarina alabiliyorlar. Bu sürecte adaylari çalışma hayatından yakindan taniyanlarin görüşleri onemli referans teşkil edeiyor. Batı, çalışma hayatinda son derece açık bir toplum oldugu icin çok ilginc iliskiler faktor olarak araya girebiliyor. Mesela son zamanlarda kadın-erkek ilişkileri gündeme sık sık gelen bir konu. Bir bayan cıkıyor aday hakkında bana şöyle-böyle yaptı istismar etti diyebiliyor. Kimliği saklı tutulabildiği gibi açık ta olabiliyor. İlgili sivil toplum kuruluşları konuyu ele alıyor ve takipçisi oluyor. Bu şekilde aday istifa edebiliyor veya kendini savunabiliyor (Trump ta böyle şeylerden müzdarip biri, ayrı bir konu). Bu yukarda yazdıklarım şahsen birden fazla gelişmiş düzeydeki ülkelerde bizzat gözlemlerime dayanıyor.

    Vurgulamış olmak açısından bir tekrar gerekirse, kamu görevine/siyasi yönetime meraklı yetenekli kişileri kalburdan geçirip bir eleme ile ve kendini ispat ile millet belirliyor. Dikkati çeken diğer bir konu bu adayların yaş grubu bizdekinin aksine genç ve orta yaş arası (aşağdaki lider örneklerine bir bakın; Macron, Sebastian Kurz vs). Batı bilgi toplumu oldugu için insanın yetişip olgunlaşması bizdekine göre çok daha kısa zaman alıyor. Bunda basın-yayın kurumlarının büyük rolü var-eğitim aracı bizdeki gibi çokcası magazin ve eğlence aracı değil.

    Bir Sebastian Kurz var Avusturya’da http://www.star.com.tr/politika/turkiyeden-avusturya-basbakani-kurza-tepki-soyledikleri-avrupada-uretilmis-en-buyuk-yalan-haber-1324361/
    Bir Macron var Fransa’da http://www.star.com.tr/dunya/fransa-cumhurbaskani-macrondan-suriye-aciklamasi-haber-1334739/
    Bir Mark Rutte var Hollanda’da http://www.hurriyet.com.tr/dunya/hollanda-basbakani-turkiye-ile-iliskilerin-duzelmesi-iyi-olur-40688205
    Bir David Cameron var(dı) İlgiltere’de https://www.sabah.com.tr/dunya/2016/08/01/cameronin-onur-listesi-basina-sizdi

  2. Öncelikle, siyasi partilerin demokratik ilkelere göre hareket etmediği bir ülkede demokrasi olmaz, hukuk olmaz, liyakat olmaz, adalet olmaz, hak olmaz, düşünce özgürlüğü olmaz, ahlak olmaz.
    Çünkü demokratik bir ülkenin en önemli unsurlarından bir tanesi siyasi partilerdir.
    siyasi partilerde demokrasinin en önemli sacayağı da seçimler, önseçimlerdir. seçimleri demokratik olmayan, adaylarını önseçimle belirlemeyen siyasi partilerin bu ülkeye verebileceği çok birşey yoktur.
    bu nedenle chp, önseçim yapmalıydı!
    Seçim tarihinin önseçim yapmayı imkansız kılması gerekçe gösteriliyor. oysa chp, seçim tarihinin önseçim yapılabilecek bir süre sonunda olması için çaba harcayabilirdi. fakat hiçkimsenin (parti yönetimi, milletvekilleri, il,ilçe yöneticileri, milletvekili adayı olmak isteyenler) itirazı olmadı.
    Önseçim yapacak süre olmaması herkesin işine geldi çünkü. Parti yönetimi adayları kendisi belirleyeceği için, adaylar de yönetim tarafından aday olarak listeye girebileceklerine inandıkları için. önseçimden çıkmak zordu. oysa birileri aracılığıyla listeye girmek, hem daha az çaba gerektiriyordu hemde daha az kişiyi ikna etmek gerekiyordu.
    Aday olmak isteyenler, aday olabilir sayısından fazla olması durumunda aday olmak isteyenlerin bir bölümünün aday olamaması zaten normal birşey. Yani birileri mutlaka dışarda kalacaktı. önseçim olsa da böyleydi, önseçim olmasa da birileri dışarda kalacaktı. önseçim yapılsaydı bu itirazlar da olmayacaktı.
    Önseçim yapılmadı ve birileri dışarda kaldı. bu durumda dışarda kalanların mutsuz olmaları gayet normal.
    Önseçim yapılmaması değil de, parti yönetiminin x kişisini değil y kişisini seçmesi üzerine “güya” ilkesel eleştiriler getiriyorlar.
    “ilkesel” olduğu iddia edilen bu eleştirileri tek tek bakacak olursak:
    1: abdullah gülün adaylığına karşı çıkanlar ayıklandı: parti yönetiminin abdullah gülün adaylığı perspektifinden olayı açıklamaya çalışmak öncelikle kişinin kendi zekasına hakarettir. abdullah gül olayı gündeme gelmiş ve bitmiştir. chp yönetimdekilerin, kendilerine yakın buldukları, aday olmaları durumunda daha çok oy getireceklerini düşündükleri ve parti içi denge gibi unsurları hesap ederek, bunlardan bazen biri, bazen de diğeri ağırlık kazanarak aday belirledikleri kuşkusuzdur. bu kıstasların içinde ise abdullah gül kesinlikle olamaz.
    2: incenin ekibinin kesik yediği düşüncesi: İncenin ekibinden az kişi listede yer alabilir. ancak bunun nedeninin incenin ekibine kesik değil, incenin onları cumhurbaşkanlığı kadrosunda değerlendirmek istemesi olduğunu düşünmek akla daha yatkın bir gerekçe. incenin listelerle ilgili açıklaması da bu durumu daha olası kılıyor.
    3: kılıçdaroğlunun kendisine rakip olacakları elemesi: bu eleştiri doğru olabilir. ancak özellikle önseçimi savunmamış, önseçim için uğraşmamış, birileri tarafından aday gösterilmeyi içine sindirmiş kişilerin bu eleştirisinin hiçbir ahlaki yanı yok. çünkü yönetimin kıstaslarından bir tanesi parti içi denge iken, diğer iki kıstastan bir tanesi seçimde oy getirebilecek olması ve parti yönetimine yakın olmasıdır. yönetim bu kıstasları gözeterek karar vermiştir. bazen dengenin, bazen oy getirmesinin bazen de (belki de en önemlisi) kendilerine yakın olma kıstasının ağırlık kazanması normaldir.
    Sonuç itibariyle, önseçimi savunmayan, önseçim için çaba harcamayan, merkezin aday belirlemesini içine sindirenlerin de eleştiri getirirken bu kıstasları hesap ederek eleştiride bulunması gerekir. çünkü aynı konumda kendileri olsa kendileri de bu kıstaslara göre karar vereceklerdi. Başka türlüsü de zaten düşünülemez.

  3. Bu Millet, epeyce zamandır partisini seçebiliyor, fakat, m.vekilini seçmeğe gelince, ASLA. Esasen, mevcut parti (bölük-parça) sisteminde, bütüne yaklaşmanın yolu da ancak böyle sağlanabilir, belki de. Uygulanagelen sistemler hep böyle bir şey.
    Delege seçimine dönülmeli imiş. Ne faydası olur. Bu defa binlerce seçmenin tercihini, en fazla, 300, 500, 1000, 3000 kişinin insafına terk etmiş olacaksın. O zaman demokratik, yahut, hakkaniyetli mi olur, sanki ? Binbir yalan, iftira, hırs ve hased üzerine kurulu bir sonuç….
    Vaktiyle, Deniz Baykal’ın teklif ettiği USUL demokratik’e ve hakkaniyete ve seçmen iradesine en yakını olur. Oysa, böyle bir netice, yonca tarlası (demeti) ile seçmeni belli kümeslere deh dehlemeyi esas alan sistemin sahiblerinin amacına ters düşer.
    Batıda, Gelişmiş ülkelerde nasıl cereyan ediyor, pek fazla bilmem ama, yalancı propagandaya ve bizdeki gibi, bir fındık kabuğu kadar şamataya yer olmadığını, seçim ekonomisine de yer verilmediğini sanıyorum
    Siyaset namertlerin, bencillerin, fırıldakların (G.Antepliler, “zamane dümbeleği”, der) lobilerin, menfaatperestlerin işi olarak görülmektedir, halk indinde. Boş gezeceklerce, Meslek edinilmiştir. Zira, dürüst
    mert, dobra insanlara hayat hakkı tanımaz. “vebal” ve “ahiret endişesi” ne ki. o, sadece, bir papağanlıktır !
    Mesela, Kılıçdaroğlu C.B.Tayyib’e “dikdatör” diyor. Ne, yani, kendisi şimdi (Partisinde) dikdatör değil mi ?
    M.Vekillerinin kalitesi şu 1-2 gün içindeki parti ve yer değiştirmeleri ve istifalarla daha net dışa yansıyor.
    Bir m.vekili (adayı) zıt-birbirine benzemez 2 parti arasında gelip, gitmekle, kendisi kadar 2 partinin kalitesini (yahut farkını) de sergiliyor.
    CHP’de neden ses çok çıkıyor ? Partide birbirine tahammül edemiyen ( Atatürkcü, solcu, kürtcü, Alici, Türkçü, batıcı, doğucu, maocu ….. Nüans çok. Kaleyi ve nefisleri feth etme mücadelesi var. Horozlar erken ötüyor.
    Liste dışı kalan AK Partili 5 Bakan müstakbel hükumetin bakanları arasında yer alacağı gibi, bölgelerinde kendilerine muhtaçlık da yok, anlaşılan.
    Partilerde, Meclise gelmiye vakit bulamıyan m. vekilleri arasında profesyonel “iş takipçileri” de epeyce vardır, ola ki.
    İyi bilirim ; Vaktiyle – el ayak öpmeden, Genel Merkezlerin kapısına bile aşina olmadan – YSK’ya sevk edilecek Listelerin başında yer aldığım halde, pekçok hased, menfaatperest kapıkulu (köpekleri) benim de gıyabımda hırlamış, köpürmüş beni her defasında Liste dışında bırakmayı becermişlerdi.
    Koru’nun bilmediği daha nice demirkıratik tavır ve oyunlar mevcut, bu demokraside, Hem de, nice faziletli, allame ve para babası kişilerin işlediği cürümler….
    Vali olanlar -veya olamıyanlar- bu oyunları az-çok bilir.
    Allah, kalblere ve amellere göre muamele edeceğini beyan buyuruyor. Her yerde olanı bilir, duyar
    Masum ve dürüst insanların hayrına neticeler ihsan eyliye, Mevla.

  4. 2014 den sonraki AKP li kalemlerin hiçbirisi liyakatsiz veya buna itaatsiz da diyebiliriz değiler ve onun için yazdíkları yazıların fikir babası buna emir komuta da diyebiliriz.O tek kalemden çıkmış yazílar komutanlarına ait kendilerine değıl.
    Komutanları Kendisini oldu bitti AKP komutani olarak kabul etmiş bir komutan olduğu için AKP de onu dinlemeye ve de komutan olarak görmeyenleri mafyavari savaş oyunları ile devre dişi bírakmayi iyi becerdler.
    İyi becermesine becerdi de fakat, sonunu getiremedi çünkü o işten anlayanların yaptıkkarı iyi işleri kendi hanesine yazdı kendi yaptığı hatalar ve beceriksizliğini de onlara mal etmek için tek mesleği, ayni zamanda tek özeliği olan kuvvetli çenesini kullanarak yol arkadaşlarıní birer birer etrafından uzaklaştírírken onlari gözden düşúrmek içinde sayıları azınsanmiyacak kadar çok olan emrindeki çakma kalemleri kullandí ve bunda da
    Kendisinın başarıli olduğunu zannetti.
    Bu işlerde kullandığı mafyavari savaş hilelerinin ters teptiğinin farkına varınca saltanatının sallandığını hisseder etmez. rakiplerini tekrar oyuna getirmek için hemen atak yaparak kulvar değiştırdı bir de ne gõrsun orasi kulvar değil yolun sonu olan bir uçurum.
    Böylece kendı kurduğu tuzağa kendisi düştüğünü fark edince emrindeki kalemlere ve trollerine neler yazip neler yapacaklarina dair bazi emirler vererek günü kurtarma telaşi içine girdi.
    Şimdiki yazılıp çizilenler yolun sonu olan üçurumadan çıkılmak için değişik bir savaş hilesi.
    Havuz yazarlarının bugünkü yazılarında aldıkları emir gereğí CHP vekil lstelerinden rahatsiz olan komutanin emrini yerine getirmişler.
    Tabii Reis Abdullatif Şener ve Muharrem İnceden de en az Gül ve metal yorgunluklari bahane edilerek görevlerinden uzaklaştırdiklarindan rahatsız olduğu kadar rahatsız oliyor.
    Bu ikilinin “SADECE”geçmişdeki gazete ve televizyonlara verdikleri tek bir raportajları bile onun korkulu ruyası olduğu için.
    Bugün ve bugünden sonrada artarak devan edecek,bu tip yazílar havuzda yazílmaya devam edecektir.
    Bugünlerde A Şenerin vidiolarını herkes izliyor, onu yazmama gerek yok, fakat İncenin gazetenin birisine 12 yíl once verdığı rapotajdan bir õrnrkle yazımı tamamlamak istiyorum.
    M İnce”Ben eskiden laiklik gitmesinden korkuyordum şimdi hiç korkmuyorum, çünkü şeriat gelirse,
    En önce AKP lilerin kollarını keserler şu an ne kadar hırsız varsa AKPli olmuşlar buda en çok bizim işimize yarar,

    • Nurdan hanım iktidardakiler senin dediğin gibi hırsızlığa, yolsuzluğa bu kadar batmışlar ise yapılan bu hizmetler nasıl yapıldı yapılıyor bir açıkla da bizde öğrenelim. Geçmiş iktidarların neler yaptıklarını biliyoruz.seçim zamanı temel atarlar bir daha uğramazlardı,unuturlardı. Ülkemizde geçmişte kamu yatırımları(binalar) ortalama 15 yılda tamamlanırdı. 16 yıldır böyle olmuyor en büyük mega projeler bile 5 yılda tamamlanıp milletin hizmetine sunuluyor adaletten bahsediyorsun ama sen adaletli olamıyorsun atalarımız demiş ya ”Yiğidi öldür hakkını yeme, teslim et” birde çok merak ediyorum çok dürüst bir vatandaş mısın?

      • Ümüt bey benim yazimi birkaç kez okursaniz sizin dediklerinizi inkar etmediğimi görur ve anlarsınız.
        Ben orada sadece şu an Türk lirasinin değerini Súriyenin parasından daha dúşuk seviyeye gelmesine, ekonominin çökmesine ve Türkiyenin dişarıda Mafya görunümu durumuna düşmesine sebep olan ve isminden Adeleti ve Kalkınmayı çõpe atip yerine Aldatan ve Kandıranlar Partisi yapan ekibin bir numaralı liderinden bahs ediyorum.
        Geçmişte yapilanlari kimse inkar etmiyor fakat gelinen bu durum insanlara şunu dedirtiyor ” keşke ne onları yapsa idiler ne de bu úlkeyi bu hale getirse idiler.
        Sizler bir dakika tarafsız düşünün, eminim siz de aynisini dúşúnürsünüz.
        Túrk milletinin hakkını işini bırakıp sirf kendi yandaşlari ve partisi adina çalişmak sizce de Milletin “HAKKINI” gasp atmek değil mi?
        Eğer değil diyorsaniz o zaman siz doğru ve haklısiniz.tabii size gõre.
        Esenlikle kalın.

  5. Bekledim
    Listeleri bekledim. Liderlerin de hakim olamayacağı derin güçlerin de yönetemeyeceği bağımsız bir meclis oluşacaktır. Meclis zamanla kişilik kazanacak. Ben cumhurbaşkanlığında oyumu halen başkan olan Recep Tayyip Erdoğan’a vereceğim. Milletvekilliğinde ise Saadet Parti’sine oy vereceğim. Onun Meclis’te yeniden anahtar parti olacağını sanıyorum. Öyle olmasını istiyorum.

  6. fehmi bey ”AK Parti’den fazla gürültü çıkmıyor. Sonunda bir önceki seçimde kendilerini listeye koyan süreç bu defa başkalarını tercih etmiş işte.” diyor da diğer partiler de süreç farklı mı işliyor da gürültü çıkıyor dersiniz. akp de ses çıkmıyor çünkü girdiği her seçimi kazanmış, kişisel başarısı partisinin çok önünde giden, parti başarısının büyük kısmını ona borçlu olduğu bir lideri var kimsenin gürültü çıkarmaya ne gücü var ne hakkı var. sonuçta partisi için en doğru listeyi yapmaya çalıştığından kimsenin şüphesi de yoktur zaten. listeye giremeyen bazı şaşırtan isimler var ama bu kişiler tasfiye mi ediliyorlar yoksa farklı görevler için mi liste dışı tutuldular göreceğiz…

    chp de aynı şekilde işleyen süreç yine fırtınalar koparıyor, klasik. kemal beyle muharrem bey arasında zaten bir hayli gergin olan ipler muharrem beyin listesi devre dışı kalınca iyice gerilmişe benziyor, chp nin en büyük handikapı kendi içindeki iç çekişmelerdir oldubitti, bu onların bütün enerjisini çekiyor. listelerden önce de partisinin yani chp nin muharrem beyi yalnız bıraktığı konuşuluyordu zaten, üstelik kemal beyin seçilemeyeceğini bildiği için ondan kurtulmak amaçlı CB olmasına ses çıkarmadığı da söyleniyordu ama iddialar doğru olabilir ki şu anda da muharrem beyin çalışmak istediği isimleri listeye almayarak bi nevi zemini kayganlaştırdığı söylenebilir.
    chp listelerinde sol tendaslı kişilerin tasviye edildiği söyleniyor ise bu yanlış bir karar olmasa gerek zira artık kendini solcu diye tanıtan kim var, olsa olsa eski solculardandım tanımlaması duysak ta solcuyum diye kimse kendini tanımlamıyor. listedeki çeşitlilik bana sorarsanız teknik olarak iyi bir şey -ama- chp nin yapısında az önce de değindiğim gibi çok sıkıntılı bir iç çekişme var ve bu çeşitlilik bu iç çekişmeyi iyice çivisinden çıkarır da parti bir bölünmeye gider mi diye düşünüyorum. seçimden sonra sıkı bir hesaplaşma zaten sırada. listeye girememiş adayların gürültü çıkarması lider kaynaklı. çünkü her seçimi kaybetmiş bir lider elbette tartışmalı bir liderdir. kararları da öyle.

    iyi parti için şimdilik kimseyi şaşırtan ya da heyecanlandıran bir durum yok ortada. bana kalırsa son derece başarılı bir büyüme ivmesi kaydetti, bunu sürdürmesini de umarım. gülün çatı adaylığına ve hdp nin millet ittifakında yer almasına karşı duruşunun iyi partiye ciddi oy taşıdığı kesin. araştırma şirketleri de bunu teyid ediyor.

    hdp elbette kilit parti, listesi de sayın tan hariç şaşırtmıyor. barajı aşıp aşamayacağı şu an da belirsiz gözüküyor, ben aşacağını düşünüyorum maalesef çünkü aşamaması durumunda akp ye sağlayacağı büyük avantaj nedeniyle ciddi bir oy geçişi yaşanıyor. keşke bunu hak etselerdi, keşke insanların onları görmek istedikleri yerde kendileri de olmak isteselerdi. akp ye açılması istenmeyen potansiyel ateşe benzinle koşanlara, bağımsızlık, ayrılık türküsü söyleyenlere, silah taşıyan mermi sıkan tükürükle boğmaya çalışanlara, sivil halkı bombalayan, askerimizi polisimizi şehit edenlere açılıyor maalesef. üstelik bir daha yapmazlar hatalarını tekrar etmezler romantizmi eşliğinde. kendi kardeşlerine hizmet etmek yerine Amerikanın israilin çıkarları için savaşanlara sırtlarını dayamazlar belki bu sefer, listelere bir daha bakalım belki ümide kapılmak için bir sebeb bulabiliriz. aynı şansın hüdapar a neden tanınmadığını anlamak için de listelere bir daha bakmalı.

    saadetin listeleri pek gündemde değil, ama telaşa mahal yok, şimdiden chp de 6 kontenjan hazır. seçmeni saadetin chp sıralarındaki temsiline ne diyecek ne reaksiyon verecek göreceğiz, ben seçmeninin bu durumda akp ye yöneleceğini düşünüyorum…

    yeni listeler hayırlı olsun…

  7. Sayın Koru;
    Bugün ki yazısı ile Türkiye siyasetinin kısa özetini veriyor.Kazanmakla kaybetmenin saniyelerle değiştiği bir dönemi yaşıyoruz.
    Eskiden liyakat,cesaret ,bilgi birikimi,bulunduğu makamlar da gösterdiği başarılar,terfileri ve bu terfiler sırasında aldığı madalya yada takdirnameler belirleyici olurdu.

    Sayın Cumhurbaşkanımızın seyahat dönüşü yaptığı açıklamalar lider ve ekibinin dönem içindeki sadakatini öne çıkarıyor.Doğru yada az doğru da olsa liderin çizgisinden sapma gösteren indiği arabaya tekrar binemiyor.1977 seçimleri yeni yapılmıştı.Sağlık Bakanlığı Müsteşarımız bir partiden aday olmuş ve kazanamamıştı.Hemşehrilerine takıldım ”Benim müsteşarımı neden seçmediniz?”
    Cevap çok enteresandı.”İlçemizde kaymakamlığa vekalet ediyordu.O zaman köylüye gaz yağı ilçelerden verilirdi.Alınan ücret köye teslim içindi.Bizim doktor,şehirde teslim etti ve bizim paramızı köye teslim gibi aldı .Unutur muyuz doktor bey” cevabını verdi.
    Siz o günle bu günü varın bir tutun ve kimlerin nereden nereye yürüyüşünü düşünün..

  8. sayın Koru sağ seçmen yıllarca sevdiği,saydığı muhabbet beslediği, takdir ettiği siyasilerin sol partilerden aday olmalarını geçmişten beri hoş karşılamaz, yadırgar ve kredibilitesini sıfırlar, onları gönüllerinden silerler.örnek mi 28 şubat sürecindeki tutumuyla merhum DEMİREL, CHP den aday olan Lutfullah KAYALAR, BEKAROĞLU ve şimdi de CHP listelerinde yer bulan saadetliler ve Abdullatif ŞENER. Kendi partilerine kızıp diğer sol partilere gidenleri gönüllerinden cıkarırlar. sol partilere gitmeyenleri değil

  9. Sen beni seç, ben seni seçeyim demokrasisi ile yönetilen ülkemize gerçek demokrasi hiç gelmeyecek anlaşılan.
    80’den önce her partinin belli miktarda adayı önseçimle belirleme şartı vardı.
    12 Eylül anayasası ve seçim kanunları ile o mecburiyeti ortadan kaldırdılar.
    Siyaset tabana yayılmadığı ve uygarca yapılmadığı sürece bu ülkeye demokrasi gelmez.
    2003 te iktidara yeni gelen AKP nin bugünkü AKP ile hiç ilgisi yok.
    O zaman verdiği demokratikleşme ile ilgili sözlerin hiçbirisini yerine getirmediği gibi o günden daha geriye götürdüğü bir gerçek.
    Hele hele OHAL altında seçime gitmek bir iktidar için yüzkarası bir durum olmalı.
    Ve bir şey daha; ne olursa olsun hiç oy vermesem de sevmesem de bir C.B. adayının hapiste seçimlere hazırlanması tam bir garabet.
    Adam suçluysa cezasını hemen ver aday olamasın.
    Ama suçsuzsa içeride tutmanın anlamı nedir?
    Eli, kolu ve ağzı bağlanmış adaylarla yarışarak seçimi RTE kazansa bile bu galibiyet adaletli bir sonuç mu olacaktır?
    Son operasyonla medyanın %94 ünün kontrolünü eline geçirmiş AKP adındaki Adalet kelimesini hiç haketmiyor.
    Ve yüce milletimiz buna hiç ses etmiyor.
    Meral Akşener i 10 sn liğine haber bültenine çıkardılar diye işinden olan haberciler var.
    Haberiniz olsun.
    Devletin bütün imkanları bir partinin kazanması için seferber edilmiş.
    Refrandumda da böyleydi.
    Fehmi Bey de oturmuş aday listeleri üzerinden yazı yazıyor.
    Böyle bir seçim ortamı içinize siniyor mu Fehmi Bey?
    Benim sinmiyor.
    Kaçınızın içine siniyor merak ediyorum.
    Yorumumu okuyanlar lütfen sorularıma “yoruma cevap ver” butonuna tıklayarak cevap versinler.

    • konyalılara kimse aptal diyemez. fakat düşüncende hatalı olduğunu söyleyebilirim. çünkü abdüllatif şener, başbakan yardımcılığını bırakıp gitti. eğer derdi makam olsaydı başbakan yardımcılığını bırakmazdı. başbakan yardımcılığının konya 1. sıra milletvekili adaylığından daha yüksek makam olduğunun farkındasındır.
      siyaseti takip etmiyorum.mutlaka başkaları da olabilir. ancak bildiklerim içinde sadece üç siyasi isme güvenirim.
      1. abdüllatif şener (türkiyenin üst düzey makamlarından birisini bırakabildiği için. değişik siyasi görüşlere mensup insanlarla insani ilişkiler kurabildiği için. konulara ideolojik bakış açısının dışına çıkabildiği için. yanlış bulduklarına yanlış, doğru bildiklerine doğru diyebildiği için ve kudüsün israilin başkenti yapılacağına ilişkin 6 yıl öncesinden öngörüsü için)
      2. yaptığı birçok hataya rağmen Kemal kılıçdaroğlu (buzamana kadar akplilerin, tek bir yolsuzluk, hırsızlık dosyası bulamayacağı kadar dürüst bir insan olduğu için. parti içi baskıcı tavırlarını eleştirsem de genel politikaları açısından evrensel değerlere en yakın parti liderlerinden birisi olduğu için)
      3. Ertuğrul günay (türkiyenin önemli makamlarından birisinde bulunurken, o makama yaranmak için her türlü yanlışa “doğru” demeyip makamını ve de milletvekilliğini kaybettiği için. farklı düşüncelerdeki insanlarla ilişki kuracak kadar bağımsız ve barışcıl düşünce ve duygulara sahip olduğu için. ifade ettiği düşüncelerinin genel olarak evrensel değerleri barındırdığı için)
      Pekçok kişinin iyi dediği insanların ise çoğuna güvenmem. Mesela abdullah gül, mehmet şimşek, ali babacan, bülent arınç, davutoğlu,hüseyin çelik, vb. bu listeyi uzatabiliriz. (elinde pekçok kötülüğü engelleme imkanı varken bu gücü kullanmadıkları gibi, tam tersine o kötülüklere neden olan kararların altına imza attılar ve yapılanları savundular)

      birilerini ya da birşeyleri değerlendirmek için daha nesnel nedenler olmalı diye düşünüyorum.

  10. ‘‘Ehliyet ve liyakat”a seçenek kriteri olarak atıfta bulunmak iyi ama neticede aday seçerken parti içindeki adam kayırma işlerinin rolü büyük değil mi? KURAN’da işin ehline verilmesi konusunda AYETler var. Bu konu son derece önemli olmasa ayet olabilir miydi rehber kitabımızda? Aynı dogrultuda ilişkili hadis olduguna da eminim. Bu konuda yanlış yapan işleri ehline vermek yerine değişik bağlantılarla-torpil ile yakınlara ve akrabalara verenler son derece vebal altındadırlar.

    İşi ehline vermenin en önemli ve öncelikli kısmı “işin ehlini bulmak”. Bu aşama şeffaf ve önyargısız olmadıkça, işler “ehil sahiblerini” bulmuş sayılmaz. Bu konular çok hassas konular, neticede bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak karara bırakılmaması gereken çok önemli konular. Mevcut sistem yanlıştır/verimsizdir. Reform yapılması şart. Uluslararası büyük şirketler “işin ehlini” nasıl bulabiliyor. Bunların dayandıgı metodlar var, bunlar önyargıyı minimuma indirecek bilimsel metodlar. İşte bunların yakından incelenmesi ve siyasetle ülke yünetimine eleman seçme işine adapte edilmesi gerekir. Sebebi gayet basit. İşi ehline veren firmalar büyük başarılar elde ediyorlar; hem teknik gelişme ve hem de finansal olarak. Uluslararası bir firmaya kıyasla, bir ülkenin başarıyla yönetilmesinden daha önemli bir konu olabilir mi? Hele bizim gibi geri kalmış, kalkınmağa çalışan sorunlu bir ülke olursa. Ülke yonetimine gelecek kişilerin hem teorik ve hem de pratik anlamda kendilerini isbat etmiş olmaları şarttır.

    Adayları seçmenlerin tanımasına fırsat vermeden seçime gidilmesi, işi oldu bittiye getirmektir. Böyle olmaz! Peki nasıl olur; bu işe daha uzun zaman verirsin. Milletin vekili olacak kişileri millet tanımalı, tartmalı, güven duymalı. Halkın katılabileceği açıkoturumlar yapılmalı. Gelişmiş ülkeler bu işleri olması gerektiği gibi sisteme oturtmuş. Gelişmiş olmalarının sebebi zaten bu. Bizde “hakimiyet milletindir” güya ama okuma yazma oranımız iyi olmasına ragmen, milletin geleceginde söz sahibi olabilecek seviyede bir hakimiyeti sözkonusu değil, felaket derecede zayıf ve yetersiz bir hakimiyet bu. Bu işler aslında çok zor degil. Yeter ki milletin-ülkenin gelişmesini arzu edecek bir irade olsun. “Ben yaptım oldu” bencillikleri iyi sonuç getirmez kaos üretir. Böyle bir yaklaşımından ziyade milletin içindeki değerleri maksimum ölçüde ortaya çıkarıp ülke adına faydalanmasını bilmek gerek ve bunu mümkün kılacak bir sistem geliştirmek! Bunu yapmaya yanaşmayan, Allah indinde büyük vebal altındadır. Sn. Cumhurbaşkanına, sorumlulara, yetkililere duyurulur!

    • Allah ve din düşmanlarıyla işbirliği yapılmamasını emreden ayetler de var amma; din ve Allah adına amerika, israil, almanya, zerdüşt dinsiz ve katil terör örgütleri ve onların içerideki uzantılarıyla; İslam Milleti’ne karşı ittifak yapanları avuçlarımızı patlatırcasına alkışlıyoruz.

      • Allahın düşmanları Allaha hiçbir zarar veremez. Dinin düşmanları ise belki biraz zarar verebilir. Ama dinin üyeleri, dinin resmen temeline dinamit koyabilirler ve koyuyorlar.
        Şimdi ne yapmak lazım. Allaha hiçbir zarar veremeyecek olan düşmanları ile mi, dine ne kadar uğraşırsa uğraşsın etkisi sınırlı olan din düşmanları ile mi yoksa dinin temeline dinamit koyabilecek olan dinin temsilcilerine mi bakmak lazım.
        Ayrıca, dine çok büyük zararlar verebilecek dinin temsilcilerine ilişkin de epey ayet var.
        Bir de Allah ve din düşmanları ile yapılmış medine sözleşmesi de ayrıca var.

          • ilkeli bir müslüman olarak, din ve Allah düşmanı darwin teorisini,modern matematiği, yağmurun nasıl yağdığını açıklamaya çalışarak Allahın yağmuru yağdırdığı inancını yıkmaya çalışan fen bilimlerine de karşı olduğunu tahmin ediyorum. Din ve Allah düşmanları tarafından üretilen uçak, araba, telefon gibi şeyleri kullanmadığın gibi, din ve Allah düşmanları tarafından üretilen gübre ve ilaçlarla yetişen gıdaları da tüketmediğinden eminim. Senin samimiyetine şapka çıkarıyor, bu düşünceleri yazdığın bilgisayar ve internetin de din ve Allah düşmanları tarafından üretildiğini ve bunları kullanarak aslında onlarla işbirliği yaptığını öğrenip kahrolmaman için, bilgisayar ve internetin cübbeli hafız efendi tarafından, din ve Allah düşmanı bilim kullanılmadan, tamamen milli, yerli ve eşari ilim kurallarına göre üretildiğini söyleyeceğim. ayrıca bu iyiliğimi de unutma.

          • Hamza bey, Allah yağmuru yagdırır. Fen Bilimleri bunun nasıl ve ne şekilde olduğunun ayrıntılarını ortaya koyar. Allah’ın her yarattıgında muazzam derecede ayrıntılar vardır. Bazen bilim adamlarının kafasının karışmasının temel sebebi budur. Ancak yanıla yanıla doğrulara yaklaşılmaktadır. Kuran genel rehberdir. Allah ayrıntılara girme konusunu kullarına bırakır. Bunun için akıl vermiş ve aklınızı kullanın demiş. Bizde gelenek olarak ezbercilik popüler oldugu icin aklen anlama ve akıl yürüterek amelde bulunma konusu (ki siyasi yonetim de buna dahildir) geri kalmış bir konudur.

          • Sanırım şimdi sıra ayet uydurmaya geldi. Neden olmasın de mi? Şerre hizmet için her yol mubah…

            Sanırım sizin müneccimle de bir tür yakıyn ilişkiniz olmuş ki; benim neye inanıp neye inanmadığımı şıp diye bilivermişsiniz.

            Yoksa böylesine isabetli kehanet sahibi olmak için benim bilmediğim birşeyler mi tenavül eylersiniz?

            Ah ! Ah! Nasıl da unuttum.?
            Belki de ben olimpos dağını mesken tutmuş tanrılardan biriyle muhatap olmaktayım…
            Lütufta bulunmalar, ayetler, muhteşem isabetli kehanetler, yazılarınızdaki o tanrısal ifade…
            Tamam şimdi buldummmmm…
            Kehanet tanrısısın seeeeeenn…

            Eeeeey ulu manituuuu… Oy pedakimuuuu! Tevbe ediyorummmm…
            Yalvarıyorum sana… Bir hata ettim… Lütfen ateşte yakma beni…! Söz bi daha olmaycaaaak.. 🙏🏼 🤲

        • Peşpeşe epey ilginç noktalara değinmişsiniz. Hüseyin Can aslında inancı savunmanın-Allah yolunda yardımcı olmanın Kuran’dan geldiğini biliyor olabilir. Ancak, bence okudugunu anlamakta sıkıntısı var. Bu da aklını kullanmayıp ezbere kaçmasıyla o kabiliyetini yeterince geliştiremediğini gösteriyor. Nasıl ki işleyen demir paslanmaz ise, kullanılan akıl zeka pırıltısı olarak kendini gösterir. Ve gösterdikçe de insanda akli kapasite o derece artar. Bu artarken imanın azalması anlamına gelmiyor. Ben onun içindir ki Akıl ve İman Sentezinin önemine dikkati çekiyorum. Yoksa, niyetim canlarımızın gönlünü kırmak değil.

      • Ey Can, kendine öyle etme eziyet!
        Sen de bu kadarcık mıydı meziyet,
        Ellerini harap etmen ne işe yarar?
        Oku ve anla yeter, nedir bu acziyet?

        Nerede gördün ki o gördüklerini?
        İyice kontrol et, o at gözlüklerini,
        Alkışa luzum yok, aklını iyi kullan,
        Yazık paralama, o pamuk ellerini!

        • TarlalardaPırasaKaranlıktaYarasa
          TanrıHadesGibisinŞuYeraltTanrısı
          BütünAkıllarSendeBaşkalarıAkılsız
          HerşeyiSizBilirsizBuTanrısalHakkınız

          OtlarBasmışTarlayıGittimVurdumKazmayı
          AcepBabanMöğrettiAyetiSevmeyince ;
          UydurmayaBaşlayıpAbukSubukYazmayı

          • Ey Can, kendine etme öyle eziyet!
            Bu kadarcık mıydı sende meziyet,
            Ellerini harap etmen ne işe yarar?
            Okudugunu anla, nedir bu acziyet?

            Nerede gördün ki o gördüklerini?
            İyice kontrol et, o at gözlüklerini,
            Alkışa luzum yok, aklını kullan yeter,
            Yazık, paralama o pamuk ellerini!

            Ey Can, mademki ittifaktan bahsettin,
            Nerde gördün sorusunu davet ettin!
            Sana ayet uydurdun diyen mi oldu?
            Bak anlamadığını yine gösterdin !

            Öyle şeyler yazmışın ki bre Hüseyin,
            Yahu nedir senin, şu gülünç halin ?
            Ellerin geçti mi diye merak ederken,
            Karışmış şimdi de, bütün devrelerin!

  11. Listelere baktığımızda ilk gözüme çarpanlar :
    1- Sn. Abdüllatif Şener’in SP / AKP kökenli olmasına rağmen tıpkı Mehmet Bekaroğlu gibi CHP listelerinden hem de 1.sırada aday gösterilmesi . Sn. Abdüllatif Şener muhafazakar Konya’mızdan 1. sıra aday gösterilmiş ve anlaşılıyor ki CHP Konya da AKP den daha fazla milletvekili çıkarma atağına geçmiş durumda.
    Konya geçmişte rahmetli Erbakan’ın da milletvekili adayı olduğu illerimizden. AKP yi çok bilen Sn. Şener’in rakip partiden aday olması AKP li kalemleri üzmüş olabilir , çünkü Sn. Şener dişli bir rakip.
    2- Sn. Şamil Tayyar’ın AKP listelerinde Gaziantep’ten kendisine yer bulamaması bana ilginç geldi. Acaba bu durum Sn. Tayyar’ın ” FETÖ Borsası kuruldu , parayı bastıran bu işten sıyrılıyor ” iddiasıyla ilintili mi acaba? diye soramadan geçemiyor insan.
    3- Sn. Mehmet Şimşek’de listede yer bulamayanlardan . Kendisi ekonomiden sorumlu olduğu halde ” Ekonomi iyi gitmiyor ” çıkışı sonrası sanırım üzeri çizilenlerden.
    4- Sn. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ‘de üzeri çizilenlerden. Bir konuşmasında ” 15 Temmuzda hazırlıklıydık , silahımı kaptım, şarjörümü doldurdum ” ” falan gibi kahramanlık hikayeleri anlattığı halde Anadolu Ajansı’nın internete verdiği görüntülerde korumaları eşliğinde meclisin arka kapısından çıkıp otoparka kaçıp saklandığı ortaya çıkmıştı.
    5- Kendi oy verdiğim seçim bölgemde , 15 Temmuz’u bile kullanarak , o kara geceyi bile ranta çevirmek isteyen bazı AKP ‘li muhtar/ilkokul müdürü gibi görevlerde iken milletvekili aday adayı olanların adaylık müracaatlarının kabul edilmediğini (En azından kendi bölgemde) görmek beni sevindirdi.Çünkü 16 temmuz günü yüzlerindeki riyayı ve ikbal hevesini gözlerinden okumuştum. AKP açısından olumlu bulduğum bir gelişme oldu kendi bölgem için.
    Sonuç : 15 Temmuzu ranta çevirmek isteyenlerin paspas olmasına sevindim. Sahte kahramanların adaylığına set çekilmesine sevindim. Fetö borsası kuruldu diyenin de aday olmamasına sevindim.Çünkü her dönemin adamı , FETÖ’nün ürettiği sahte evraklarla TSK’daki vatansever askerlerin yargılandığı Balyoz Ergenekon davalarının görüldüğü günlerde , FETÖ istihbaratlarıyla/suflesiyle yazdığı ” Çelik Çekirdek ” gibi kitapları unutmadık.
    Kullar her türlü fırıldaklığı yapabilir ama Allah CC adalet eder.
    ” 2 dakikasına hakim olamadığımız bir dünya için bu kadar fırıldaklığa gerek yoktur.” Muhsin Yazıcıoğlu
    Saygılarımla;

  12. Fehmi beyin bugúnkü yazısını okuyunca aklıma şöyle bir soru geldi.
    Acaba yazarımız şimdiye kadar neden siyasete atílmamíş?
    Kendisine muhakka millet vekilliği teklifleri yapilmıştır fakat o teklifleri neden kabul etmediğini merak ettim desem yalan olur, zaten cevabınıda gene bugünkü yazısında buldum.

    • Bu milletin hırs ve kinleri sebebiyle;
      şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilecek yapıdaki siyasilere
      prim vermeyeceğini iyi bilir de ondandır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here