Listelerde beni şaşırtan ve düşündüren bir yön var; onu sizlerle de paylaşayım istedim…

57

Bir temel bilgiyi şu aşamada paylaşmakta yarar var.

Meclis çalışmalarını bizde olduğu gibi ‘tam gün iş’ olarak gören, yılın her haftasının birkaç gününü bu faaliyete ayıran demokrasiler sanıldığından azdır. Pek çok ülkede milletvekili seçilen kişi seçildiği ilde kalmaya ve uğraş alanında çalışmaya devam eder; yasama ve denetleme görevini de yılın belli bir dönemine -genellikle birkaç haftaya- sıkıştırılmış bir mesai ile ülkenin başkentinde yerine getirir.

Demokratik ülkelerin bazısı denetleme görevini bağımsız kurumlara devrettiği için Meclis yalnızca yasama faaliyeti yapar.

İsviçre gibi birkaç ülkede ise, belli konular için sıkça halkın oyuna başvurulduğu için, yasama alanına giren konular bile sınırlıdır.

Türkiye’de meclis sistemin merkezidir

Türkiye’deki durum ise pek çok demokratik ülkeden farklıdır. Meclis yılın neredeyse bütününde haftanın üç günü mutat çalışmasını yürütür, bütçe dönemi ile bazı özel yasama konuları için mesaisini gün ve saat olarak da uzatmaya alışıktır.

Haftanın diğer günleri için de, partisi, milletvekilinden, seçildiği ilde siyasi çalışma yürütmesini bekler.

Hemen her konu Meclis’in ilgi alanına girebildiği içindir ki, her parti her dönem Meclis’te yeni yüzler yanında deneyimli isimleri bulundurmayı yeğler.

Liderler çok deneyimli siyasilerden fazla hoşlanmazlar, ancak yine de onların bilgi birikimleri, deneyimleri parti için elzem görüldüğünden partideki -ve tabii Meclis’teki- varlıklarına tahammül ederler.

Ülkemizde meclisin başka demokratik ülkelerde ona verilen değerden daha fazla bir değer taşımasının tarihi sebepleri de vardır. Padişahın yetkilerini seçilmiş unsurlara da yer veren bir meclis ile paylaşmayı kabul etmesiyle -Meşrutiyet ile- birlikte, halk, seçilmiş temsilcileri eliyle yöneticileri hesaba çekmeyi de öğrenmiştir.

İşgalci yabancı güçlere karşı mücadeleyi yürüten kadrolar da, İstiklal Savaşı’nı cephede sürdürürken, bunun meşruiyetini meclis faaliyeti ile sağlamıştır. İşgal altındaki İstanbul yerine bu faaliyet için Ankara’yı tercih ederek…

Büyük Millet Meclisi ülkenin en karanlık günlerinde de çalışmalarını sürdürmekten geri durmamış, milletin temsilcileri, savaş ortamında bile, anayasanın kendilerine tanıdığı yetkileri devleti idare edenlere -yürütme organına- devretmeye yanaşmamışlardır.

Yakın zamanların en büyük travmalarından birini teşkil eden 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi, her partiden milletvekillerinin Meclis’e koşarak sisteme silahlı müdahaleyi önlemek için direndiklerini biliyoruz.

O direniş Türkiye’deki meclis geleneğinin ne kadar güçlü olduğunu herkese bir kez daha göstermiştir.

Siyasi hayatımızı altüst eden öteki askeri darbelerde sisteme ilk müdahale TBMM’nin faaliyetleri üzerinde gerçekleşmiş, demokrasinin tekrar işlemeye başladığının göstergesi de yeniden milletvekili seçimine gidileceği haberi olmuştur.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok: Meclis bizdeki demokratik sistemin en önemli kurumudur.

Peki listeler bu konuda ne diyor?

Partilerin milletvekili aday listelerine bu gerçeği akılda tutarak baktığımda önümüzdeki dönemin farklı olacağının izlerini alabiliyorum. Her ne kadar ‘ehliyet ve prensiplere bağlılık’ özellikleri vurgulansa da, o vurguyu lideri ağzından ifade eden iktidar partisi yanında muhalefetin de, adaylarında daha değişik özellikler aradığı anlaşılıyor.

Deneyimli isimler büyük çapta azaltıldı iktidar partisinde, lidere bağlılık ve çalışkanlık sınavından geçmiş nice isim de listelere alınmadı.

Aynı türden bir değerlendirme diğer partilerin listeleri için de yapılabilir.

Sanki her parti, Meclis’e getirmeyi düşündüğü kişilerde, normal yasama ve denetleme faaliyetleri ötesinde özellikler arayışına girmiş ve listelerini o anlayışla belirlemiş gibi görünüyor.

CHP’nin dışarılıklı isimleri de içeren listeleri de bana bu izlenimi veriyor.

Refah Partisi’nin günümüzdeki uzantısı sayılabilecek Saadet Partisi bile, listelerini, genel hatlarıyla 1991-öncesi bir zihniyetle hazırlamış görünüyor.

Bu tespitleri hiçbir partiyi veya yönetimini suçlamak amacıyla yapmıyorum; yalnızca önümüzdeki döneme, iktidar-muhalefet farkı olmaksızın her partinin benzer bir bekleyiş içerisinde hazırlandığını kayda geçirmek istiyorum.

Nedir o beklenen?

Aslında üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken önemli bir soru bu.

Meclis’in ömrünün kısa süreceği ve seçimin yenilenmesinin gerekeceği hesabı mı? Çok gürültülü geçeceği mi hesaplanıyor önümüzdeki günlerin? Ya da iktidarın kendinden emin, muhalefetin de kaderine razı olması mı bu tercihleri yaptırdı? Yoksa dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen başka mülahazalarla mı böyle davranıldı?

Gerçek sebebi bilmiyoruz; en azından ben bilemiyorum. Bildiğim tek şey, TBMM’nin sistemin merkez kurumu olduğu gerçeğinden uzaklaşılmamasının ülke için de tek tek vatandaşlar için de hayati önem taşıdığıdır.

Anayasa değişikliği ile cumhur-başkanlık sistemine gidilmesinin önünün açıldığı 16 Nisan 2017 referandumundan sonra içeride ve dışarıda yaşanan hemen her alandaki türlü-çeşitli olumsuzluklar da bu durumu bize hatırlatıyor.

Ben de sizlere hatırlatayım istedim.

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. Secilme yasinin 18e cekilmesi nesiller arasinda siyasi birikimin aktarilmasi acisindan da onemli bir cigir acacaktir insallah. 3-4 nesil birlikte ayni cati altinda siyaset yapacak ne de olsa. Her ne kadar mebus sayisinin 600e cikarilmasina karsiydiysam da (250 mebus yeterdi) ordan da bazi firsatlar cikabilir nihayet. Siyaset tarlasi bu kadar corak olan bir ulkede belki daha cok akli fikri yerinde ama parasi yok ve yetenekli sahsiyetlere biraz daha fazla gun dogar…

  2. bağnazlık böyle birşey işte %1 artıştan “faize karşıyım” diye kaçın, sonra sonra %3 faiz artışı yap. bu arada bir yığın kayıp da çabası. Ayrıca 300 puan artışa rağmen dolar 4.58. yani 4 düzeyine falan da düşmedi. o kadar faiz artışının çok sınırlı etkisi oldu. “Ekonomi tıkırında diyenler, döviz alış verişi yapmayan döviz büfeleri fotoğraflarına iyi baksınlar.
    Acil olarak ohalin kalkması lazım. Ülkenin normalleştirilmesi gereken adımların atılması lazım. Acil olarak mb’nın bağımsızlığının tesisi (erdoğanın anlamadığı konuya karışmayacağını ilan etmesi de gerekiyor). Acil olarak ortalıkta dolaşan söylentilerin bertaraf edilmesi lazım. yoksa yarın tekrar yükselir. Bunlar acil yapılması gerekenler.
    Türkiye seçime kadar bile gidemeyebilir.
    Hükümetin diğer siyasi partileri de toplayarak acil neler yapılabileceğini görüşmesi gerekiyor. Yani deyim yerindeyse, ülkeyi muhalefetle birlikte yönetmesi lazım. seçimden sonra da kim seçilirse seçilsin, onun da aynı yöntemle devam etmesi lazım. Ülkenin düze en hızlı şekilde çıkabilmesinin en doğru yolu budur.

    Hükümet yanlışına devam eder, yandaşlarla seçimi kazanıp, venezuellada olduğu gibi ülkeyi yönetme tercihinde bulunursa hepimiz kaybederiz. hem de çok büyük kaybederiz.
    Ayrıca da hükümetin seçimi kazanma ihtimali her geçen gün gittikçe düşüyor. bu nedenle ilkokul düzeyi mantık yürütmeyi bırakıp, ülke için acil atılması gereken adımları atmalı.

  3. Onu ismini yazmakdan çekinmem.Fakat eşine saygısızlik etmem.Kadın erke fark etmiyor o meslek erbapları sanatcilardır.
    Bazi sanatcılar iki saatlik bir gösteri için aylarca evinde hazırlanırlar.
    Benim yazımın konusu A ve B partisi de değil kendi menfaatları peşinden koşan iki yüzlü siyasetcilerdi.
    Bu tip adamları geçmiştede kullanan parti liderleri vardi şimdide var.
    Bu tip gelmiş geçmış parti liderleri arasında rekor Reise aittir.
    O hem partiyi bõlmesini hemde aileyi bölmesini çok güzel beceriyor. Bu böldükleri arasında Türkeş kardeşler ve MHP + Has partiyi lideri H Kurtulmuş gibi örneklrri çoğaltabiliriz.
    Siz ve sizin gibi körü körúne kayıtsız, şartsız onun her yaptığini alkışlayan her dediğine inananlar zahmet edip en ufak bir araştırma yapsalar veya yapsaníz benim tarif ettiği karekterlerden õnceler MHP yi kullanırken Milli görüşcúlere “Yeşil Koministler” diye hitap edip daha sonra menfaatleri gereği onlarla kanka olanlardan binlece bula bilirsiniz.
    Birde siz bení ne zannediyorsunuz? Siz ne akilla veya cesaretle kalkıp kocasının dengesizliğınden dolayi eşini burada teşhir edecek kadar aptal ve cahil olduğuma karar veripte bana bu soruyu sormak ihtiyacı hisettiniz? veya neye dayanarak bu cesareti kendinizde gördunuz?
    Bakın bu siteye Erdoğana muhalif yorumculardan hiç onun eşi ve kızları hakkında en ufak bir (hakaret şöle dursun) yorum yapana rastladınízmi? Veya Erdoğanın milliyeti, anası babası, ve soyu sopundan bahs eden her hangi bir yorum gödünüz mü?
    Ben burada sizlerin başkalarínı irklarına eş çoluk çocuklarına hakaret vari yazılardan çok gördüm.
    Adamlar Türkiyeyi batırmış millet kafayi yiyiyor bebekler zindanlarda çüriyor sizler bunlara alkış tutduğunuz yetmezmiş gibi birde bu sitenin yazarı da dahıl sizden olmiya okurlarınada saldırıyorsunuz.
    Ben vatan severim veya sevmem bundan size ne. dünde bana ayni içi boş konu ile alakası olmayan o soruyu sordunuz.
    Siz herkesi kendiniz gibimi zannediyorsunuz?
    (Not yukardaki yorumumu Necip Güvene cevaben yazdım.)

    • Nurdan hanım yorumumu iyi okursanız ben size sözettiğiniz bakanın adını soruyorum eşini değil. Eşinin ismi kimseyi alakadar etmez tabii ki , sadece 22 yıl önce haftada 2 saat çalışarak ayda 15000 TL maaş alması garibime gitti ve mesleğini merak ettim. Ama yazınızda bahsettiğiniz kişinin 22 yıl sonra Akp den bakan olduğunu, bakanlığının kısa sürdüğünü, müteahhit olduğunu ve devletten çok ihale aldığını yazmışsınız. Oyuyla Akp yi destekleyen biri olarak bu ilgimi çekti ve bu bakanın adını yazmanızı istedim eşinin değil. Eşinin sanatçı olduğunu söylemişsiniz sorumun ilk kısmının cevabını almış oldum. Eğer Akp li bakan için söylediğiniz gerçek ise Akp ye doğru bir eleştiri yapma şansınız olurdu. Ayrıca sanırım bazen okuduğunuzu anlamayabiliyorsunuz ve size yorum yazanları birbirine karıştırıyorsunuz. Yorumunuzu bana cevap olarak yazdığınızı belirtmişsiniz ve cevabınızın sonunda dün sorduğum bir sorudan bahsediyorsunuz ama benim dün veya yakın zamanlarda size sorduğum başka bir soru yok. Kimsenin vatanseverliğini sorgulamak haddim ve görevim değil. Şu ana kadar yorumlarımda hiç de saldırgan bir üslup kullanmadım. Saldırganlıkla üste çıkmak benim tarzım değildir.

      • Necip bey öncelikle sizden özür diliyorum evet o soruyu soran siz detildiniz ve ben onu yazarken noksan yazmişim öğle anlaşılmiş.
        Diğer konuya gelince adamın ismini yazdığım zaman eşinin kim olduğuda ortaya çıkmazmı? Tabiiki çıkar.
        ben ilk başta zaten belirtmiştim hatta Hamza beye verdiğim cevaptada isim konusunda kendi hassasiyetimi yazmıştım.
        Birde konu onun eşinin mesleği değil kendisinin rant elde edebilmek için nasıl kılik değiştırdiğini AKP li olmamasına rağmen sırf bazi eyaletleri alabilmek için AKP ye geçmesinin örneğını vererek Türkiyedeki siyasetin ne kadar kokuştuğunu kimseleri rencide etmeden eleştirmiştim.
        22 yılı da onun için yazdım.
        Sizde bunu AKP yi eleştirmek için anlamanıza bir maana veremdım. . Çünkü siz benim yazdığımı hiç alakası olmamasına rağmen AKP yi eleştirmíş gibi bana soru sorduğunuza kızdım. Türk siyasetinin nasıl insanların eline geçtığini bu nedenlerden dolayı (sayın Koru) gibi dürüstlerin sirf bu tip iki yüzlü siyasetciler nedeni ile siyasetden uzak durduklarını anlatmaya çakışmıştım. O hatalı yazıdan dolayi sizden tekrar özür diliyirum.
        Sağlıcakla kalın.

        • Neyse Nurdan hanım konuyu açıklığa kavuşturmanıza memnun oldum. Teşekkür ederim. Çünkü en istemediğim şey yanlış algılanmaktır. Saldırgan ve suçlayıcı olmamaya azami dikkat gösteririm çünkü. Ama bildiğim ve inandığım doğruları da gerektiğinde ve yeri geldiğinde düzgün bir üslupla ifade etmeye çalışırım. İsim verilemediği zaman bu tür anlatımlar çok muğlaklık içeriyor ve doğruluğu üzerinde tartışma yaratabiliyor, bu yüzden bu tür tam açıklanamayacak delillendirilemeyecek örnekler vermek pek kullanışlı olmuyor. Esasında ben yorumumdaki sorularla sadece buna dikkat çekmek istemiştim. Selamlar.

  4. Önce Borsa
    İstanbul Borsası mal varlığını TL’ye çevirdi. Bunun anlamı nedir? Bunu nasıl çevirdi? Piyasaya dolar sattı ve TL’yi çekti demektir. Yani dolar ucuzladı demektir. Türk Lirası azaldı. Türkiye’deki ödemeler zorlaştı demektir. Yani Merkez Bankası’nın yaptığı hatayı veya kötülüğü yaptı demektir.
    Peki bu doları kim aldı? Yine kendileri aldılar. TL’yi nereden buldular?
    İstanbul Borsası ne yapmalıydı?
    Tam tersine bankalardaki kredisini kullanarak doları piyasadan satın almalı ve düşük faizle veya faizsiz olarak ortaklarına vermeliydi. Böylece dolara olan ihtiyaç azalabilirdi.
    İstanbul Borsası ne yapmalı idi?
    Devlete doları faizsiz borç vermeliydi. Üyelerini de buna teşvik etmesi gerekirdi. Böylece devlet de nefes almış olurdu.
    Daha ne yapmalı idi?
    Devletten taşınmazları, örnek olarak arsaları alıp devletin ihtiyacını gidermeli idi. Bunun yerine ne yapılıyor, Merkez Bankası doları piyasaya sürüyor. İstanbul Borsası da satıyor ama doların kuru artıyor çünkü piyasaya çıkan dolar dışarıya aktarılıyor.
    Listelere gelince, listeleri partiler hazırlamadı. Başkanlık sistemini getiren mekanizma listeyi ‘evet’, ‘hayır’ arasında hazırladı. Anayasaya da öyle maddeler koydurdu. Seçimi erkene aldırdı. Seçim ittifakları yaptırdı. Başkanları da acemi olanlardan seçtirdi çünkü deneyimsiz meclis Sermaye’nin işine geliyor. Bu planı bilen Ordu kendi siyasetini güttü. Hep Sermaye’nin dediklerini destekledi.
    Yarın ne olacak?
    Meclis etkisiz hale gelecek, karma karışık olacak. Erdoğan Yüce Divan’a gönderilecek. Asker “Dur” diyecek. Başka çıkar yol yok.
    Türkiye Cumhuriyeti meclis cumhuriyetidir. Türk halkı Meclis’e inanmaktadır. Onun gücünü kimse kıramaz. Erdoğan bunun için parti başkanlığında ısrar ediyor. İyi ki Türkiye’nin ordusu vardır.

    • Süleyman Bey,

      Yorumunuzun sonundaki ifadeleri büyük bir tedirginlikle karşılıyorum. Ordu ile devlet yönetimi arasında bir ilinti kurmamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. . .

  5. Yahya Kemal Beyatli “en buyuk oksuzluk koksuzluktur” der. Her sey yikilarak yeni bir sistem insa ediliyor, eski kokler yerinden sokulerek… Cocuk hafizali bir sistem inşasi bu, gecmis ile iliskisi cok kirilgan ve eksik olur. O yuzden tabii ki 18 yasindakiler de vekil olacak bu donemde!

    Cocuk hafizali sistem ve insanlarin en onemli ozelliklerinden biri olgulara butunsel bakamamalaridir. Mesela, ekonomi kotu dediginizde; “ama yol yaptilar, kopru yaptilar, imfyi kovdular” derler. Olgulara cok naif ve cocukca bakarlar bunlar, resmin butununu goremezler. Gayret etseler de nafile.

    Zor bir donem olacak, ozellikle kamil akil sahipleri icin. Olgulara sadece kendi cemaatleri, tarikatlari, partileri, orgutleri acisindan bakip; nesne butunlugu sorunsali yasayanalari egitmek ve onlara perspektif kazandirmak da kamil akil sahiplerine dusuyor. Ayni gemideyiz, baska yolumuz yok.

    • Kamil! Kem alatla kemalat olmazmis derler. Perspektifin sende kalsin: Kendisi muhtaci nimet bir dede / nerde kaldi gayriya himmet ede. Akil yasta degil bastadir: o 18 yasindakiler yakinda buyuk resmi gosterecek senin gibilere! Fatih in yasi kacti fetihte? Sen dunya gemisinin kaptanina micoluk yapmaya devam et, biz o gemileri dagdan asiricaaz:) Veminallahittevfik! Gayret bizden yardim allahtan.

    • Biz insan sanırdık bunları…
      Meğer hepsi olimpos dağına çadır kurmuş hata nedir bilmez yunan tanrısıymış…
      Biz kulları irşad için lütfedip gelmişler…

  6. meclisi oluşturan milletvekilleri o toplumun fertleridirler, başka ülkelerden ya da aydan gelmiş insanlar değildirler. iktidar olsun muhalefet olsun toplumun aynası konumundadırlar. her ne kadar aynı fikirde olmadığımız gruptan kendimizi soyutlasak ta yanlışı diğerlerinin üzerine atsak ta sadece gerçeği kabul etmemiş olmakla kalırız. bir kısım iktidarı bir kısım muhalefeti eleştirecek elbette bu yanlış değil, eleştiride hepimiz ipin bir ucunu tutacağız ama daha önce de bir yorumumda yazmıştım gerçek daha çok toplamda olan bir şey ve yine bir yorumumda yazmıştım asıl can sıkıcı olan toplumların bozuluyor olması, asıl bozulmanın insanlığımızda olması. öfke nöbetine tutulmuş insanlar, trafik kazaları, cinayetler, boşanmalar, tecavüzler, zulme seyirci kalmak vb pek çok sorun hepimizin evinde ve hepimizin içinde. ve bu sadece bizim toplumumuza özgü değil, ortadoğuya özgü değil, her toplumda şiddetli bir bozulma var. bunun bir belirtisi de iklim değişikliği işte. en gelişmiş ülkelerin bile temel kurallara uymadığını görüyorsunuz ve toplumda bunun bir kaç cılız ses dışında bir karşılığı yok. işte abd. ağır borç altında olması bir yana şimdi dünyayı savaşla tehtit ediyor ve ülkede neredeyse 50 milyon insan aş evlerinden yemek alıyor. boşanma -cinayet- tecavüz orada da çok yüksek. ve intiharlar çok yüksek.

    TBMM forsu yüksek bir kurum ve milletvekilliği de öyle. sayın ince meydanlarda CB sarayını ağır dille eleştiriyor ve hemen hemen her chp milletvekilinden aynı eleştiriyi defalarca duymuşuzdur. öncelikle bu eleştirilere tamamıyla katıldığımı söyleyeyim burası büyük bir masraftır ve israftır. ama aynı milletvekilleri milletvekilliği maaşları artarken ve ödenekler fazlalaştırılırken ve imkanlar arttırılırken akp milletvekilleriyle beraber aynı anda oy birliği halinde bütün tekliflere -evet- diyorlar. sayın ince sarayın giderlerine bağırıp çağırıyor da milletvekillerinin giderleri için aynı tepkiyi veriyor mu? geçenlerde benzin harcamalarına baktım , rakamlar inanılacak gibi değil, en çok harcamayı yapan on vekilin beşi akp li beşi chp li…iletişim giderleri, sağlık giderleri inanılmaz rakamlarda, ve her bir vekilin iki danışmanı var ve bu ülke insanı neredeyse vekil maaşları kadar danışman maaşı da ödüyor. memura emekliye yapılan cüzi zamlara karşılık milletvekillerine zaten yüksek olan maaşları üzerinden % 10 zam yapıldı ve bu zam mecliste yapmış oldukları oturumda oy birliği ile yapıldı. Vefat etmiş olan milletvekili yakınlarına 12 ay yardım ödeniyor ve Bu da yaklaşık 204.000 TL’ye tekabül ediyor. Yurtiçi ve yurt dışında görev yapan milletvekilleri almış oldukları maaşlarının yanında yolluk ve yevmiye alıyorlar ve bu miktarlar ne tutuyor bilmiyorum. Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sosyal tesislerden ve konuk evlerinden hiçbir ücret ödemeden faydalanabiliyorlar bunun da bize maliyeti nedir bilmiyorum. CB giderleri de zaten sıkça yazılıp çiziliyor.
    ben bu tabloyu toplumun bozulmasıyla açıklayabiliyorum yoksa aylarca evine et girmeyen insanların parasını bu kadar rahat ne iktidar ne muhalefet harcayamaz diye düşünüyorum.
    dolayısıyla meydanlarda söylenenlerin bir önemi yok, komşunun hali nasıl onu söylemek lazım. iş yaptığın toptancının hali nasıl, gittiğin doktorun ne durumda. çocuğunun öğretmeninden haber ver. asıl mühimi ben. ben nasılım…fayda üreten biri miyim yoksa koltuğundan her şeyi eleştiren biri miyim yaşadığım topluma hangi katma değeri üretiyorum ve ne yapabilirim. burada sağlıklı-faydalı bir durum ortaya koyabilirsek eminim meclise de daha yürekli onurlu rikkatli kişiler gelecektir. toplum düzelirse meclis düzelir. çünkü sünnetulahtır toplumlar hak ettikleri gibi yönetilirler. zira Allah kimseye zulmetmez.

    • Devlet millete hizmet icin vardir: Milli irade, milletin sarayina milletin adamini secmis. Millete hizmet icin kendisine tahsis edilmis olan her turlu techizat ve kolaylik tesisini kullanabilir; kullanmazsa suctur! Milli saraylari tartismayi seviyorsaniz pembe incili kaftani yeniden okuyun derim…

      • Pembe İncil kaftan Osmanlının en parlak ekonomik olarak en güçlü olduğu dönemlerden Fatihin oğlu sultan 2. Beyazıd döneminin resmidir. Bugün ise ciddi kemer sıkma dönemidir. Rotamızı üretime çevirmenin dönemidir. Yanlışı savunmanın kimseye faydası olmaz.

        • yani didem hanımın yanlışınımı destekliyonuz. abd’de hem boşanma hem de evlenme 1980den beri istikrarla azalıyo. evli olmanın kıymetini bilenler dindarlar. boşanmak pahalıya geliyor. çoğunluk evlenmeden de işini gördüğü için evlilik riskli bulunuyo. türkiyede ise boşanmalar artıyo. evlenenlerde artıyo ama boşananlar kadar değil. bizde evlenmeden iş görenler sadece magazin türü meşhurlar artistler, yani mutlu azınlık. halkı buna özendirenlerde onlar.

          • Herkes vergisini oduyorsa sorun yok:) evliler ailece, bekarlar sahsen gelir beyannamesini doldururlar olur biter…

          • sayın misafir,
            yorumumda abd de boşanmalar artıyor şeklinde bir saptama var mı???
            yok.
            ne diyor???
            boşanma yüksek diyor.
            American Psychological Association raporunda ” about 40 to 50 percent of married couples in the United States divorce.” diyor.
            -İlk evlilikleri boşanmayla sonuçlananların oranı %41
            -İkinci evlilikleri boşanmayla sonuçlananların oranı %60
            -Üçüncü evlilikleri boşanmayla noktalananların oranı %73
            farklı verileriniz varsa paylaşırsınız.
            boşanmanın pahalı olması nedeniyle bir miktar düşüş yaşanıyor olabilir ise de mevcut oranlar bana hayli yüksek geldi…evlilik dışı ilişkiler ve evlilik dışı doğum oranlarının yüksek olması ise halihazırda yorumumun ana fikrini destekler nitelikte.
            illa bir yanlış bulmak istiyorsanız ne anladığınıza bakın derim…

          • mesajım didem hanım içindir. sayın hanfendi, şöyle izah edeyim. `öyle bi şey demedim` diyonuz ama ben leb demeden leblebiyi anlarım. yukarki yazının 7. satırında `toplumlar bozuluyor` diyonuz. her bozulma zamana göre olur. yemekler bile zamanla bozulur, is it not? devam edin 4 satır aşağı inin soldan gidin gidin ortalarda bi yerde `her toplumda şiddetli bir bozulma var` diyonuz. abd buna dahil değilmi? devam edin 4 satır daha aşağı inin satırbaşından itibaren 4. kelimeniz `boşanma`nın abd`de de `çok yüksek` olduğunu ilan ediyor. bunları zihnen birleştirirseniz abd de boşanmalar artıyo sonucu çıkar, is it not? Ben diyorumki hem boşanmalar hemde evlenmeler azalıyor. kaynak istiyosanız buyrun bi göz atın. bi zamanlar term paper için yararlanmıştım. https://www.washingtonpost.com/news/wonk/wp/2015/06/23/144-years-of-marriage-and-divorce-in-the-united-states-in-one-chart/?noredirect=on&utm_term=.66c4c1c5f74e.

  7. 24 Hazıran daki oylanacak sistem gerçekten başkanlık sistemimi?
    Yoksa padişahlık sistemimi?
    Biz neden kendimize göre bir sistem kurmuyoruz, eğer bize göre bir sistem kurararsak daha iyi olur.
    Millet vekili adaylarıní ABD deki gibi halk seçse şu an parti liderlerinin gösterdiği adaylardan kaçtanesi halk tarafından seçilir? Peki kaçtanesi halkın karşısına beni seçin diye çıkabilir?
    Aday olduğu şehiri hayatında gõrmemiş bir insan o şehre nasıl hızmet edebılır?
    Bizdeki siyasetçiler millet için değil kendi çıkarları için çalişiyorlar,halk onları umurunda değil.
    Dindar birsi Türkiyede siyasete girmeye cesaret edemez,çünku etrafda o kadar çok din istismarcıları varki Allah muasaza insan dünya şöhreti için şeytana uyar ve af olunmiyacak günah olan kul hakki ile son nefesini verir.
    Benim erkek kardeşim yaşadığı şehirde şehrin halkı tarafından çok sevilen bir hekim ve siyasetlede ilgilenir o konudada sevilen ve sayılan birisi.
    Kendisi hekim olduğu için her siysi görüşten hastalari var.
    2007 genel seçimlerinde úyesi ve delegesi olduğu partísı kendisine sormadan bunu birinci sıradan milletvekili adayı yapmíşlar, kardeşim onu duyar duymaz hemen gidip kendi ismini sildiriyor bir avukat arkadaşını kendi yerine yazdırıyor.
    O ilde kardeşimin partısı her zaman en az 2 millet vekili çıkarıyor, o senen eğer kardeşim seçime girmeyi kabul etseyidi en az 3 tane çıkarırmış olurlardı.

    Ben Türkiyeye gittiğımde kardeşime neden kabul etmedığını sordum oda benim soruma şu soru ile cevap verdı.”Peki sen neden kabul ettiğin kadın kollari başkanlığına sadece 44 saat dayanabildin?
    Kardeşim haklıdi ben onunla ayni partide değılıdım sadece arkadaşlarím bazı etkinliklerine daveti etiklerinde giderdim.
    Arkadaşlar O partiye úye olmam ve kadin kolları başkani olmam için çok israr ediyorladı, ben üye olmadan önce başkanlığı bir deneyeyim diyerek kabul ettim.
    Başkanlığıımın üçüncü günü il başkanı ile görüşmek için yanina gittiğimde partide gõrevli arkadaşlaride yaninda idi ben girince onlar gittiler, fakat bizim il başkani burnundan soliyor,sakal bir karış elinde tesbih, tam bir dini bütün Müslüman gõrünümünde.
    Allah için hem beni ablası gibi severdi hemde çok saygılı idi bu konuda hakkını inkar edemem.
    Ben onun ne için kızgın olduğunu falan sormadan başkan bey anlatmaya başladı
    O partililer buna eşini işten çıkarması için baskı yapiyormuşlar ona kızmiş.
    Bana şunu söyledı, “abla benim hanım haftada 2saat işe gidiyor ayda 15,000 lira maaş aliyor ben enayımıyim onu işten çıkarayím.”
    Başkan beye Sadece Himm ettim ve hiç cevap vermedim, ben eve gitmem lazım gidince sizi ararım diyip çıktım ve evden hem il başkanina hemde genel merkezi arayıp başkanlík yapamiyacağímí ayni zamandada partiya da birdaha gidemiyeceğimi söyleyip onlarla tamamen ilişkimi kestim.
    22 yíl sonra internete haberleri izliyordum birde ne göreyim adamcağız AKP de bakan olmuş saç sakaldan eser kalmamış gerçi bakanliğı pek uzun sürmedi ama olsun o da ona yeter.Devletten epeyce ihale almış.
    Bizde siyasetçiler millete ve ülkeye hızmet içın değil milleti kendilerine hizmet ettirmek için siyasete giriyorlar.
    Burda ABD deki gibi olsa öğle kayserili gidip ıstanbuldan Istanbollu hidip karstan aday olamaz.
    Adayları halk seçse O liderlerinede boyun eğmezler onları seçenleri kendi amirileri olarak görürler.
    Deveye sormuşlar “senin boynun neden eğri?” diye ” oda “benim nerem düzgünkú” diye cevap vermiş deyimi ne kadarda bize uyuyor.
    Türkiyedeki bu sistemde dürüs insanlar siyasete girmeye pek cesaret edemez.
    Birde bunu Dini kulkanarak milleti kandıranlarla inanan insanlar onlara asla alet olmaz.

      • Aslında benim başkanlik olayi 1995 den önce 22 yil sonra o beyi bakan olarak gördúm.
        Eşinin görevini yazmadım ve yazmamda.
        sadece onun eşi değil o işte çalışanların normalada maaişları yüksektır.
        İslama gõre kadının o işi yapması namahrem olduğu için o partide dini kimliği ile tanınan bir parti olduğundan dolayí dava arkadaşlarınin rahatsız olmasının nedenide o oliyor .
        Bende o adamın İslamla ozaktan yakından alakası olmamasına rağmen milleti kandırmasından rahatsız olduğum için bana zorla verilen gõrevi başlamadan bıraktım.
        Kendisi mutahit ve sonradan AKP ye geçmiş, ve birçok da ihale almış .
        Ben siyasilerin ne kadar kendı çıkarlarıní düşündükleri için kardeşim ve benim başımízdan geçmis iki olayi örnek verdim.
        Zaten kardeşimin partisi de akíllarınca milletin ona olan güvenlerini kullanarak vekil sayısı ve oylarını artırmak için onu birinci sıraya koymuşlar hemde kendisinden de gizliyerek yapmışlar çunku kardeşimin boynunu kesseler bir kelime yalan söyletemezler. ve emir almayide hiç sevmez ona gøre . politika ve yalan tek yumurta ikizleri. gibidir

        • ben bakan eşinin işe gitmeden maaş aldığını düşünmüştüm. onun için eleştirmiştim. tabii insanların göründüğü gibi olmaması eleştirilecek bir konu. siyasi gücünü kullanarak devletten ihale alması da eleştirilecek konu.
          fakat yaptığı mesleğe göre normal bir gelir elde ediyorsa benim söyleyebileceğim herhangi birşey yok. yani eleştirimi geri çekiyorum.

          • Once bi guzel kufredip hakaret et, ondan sonra da aman neyse vergisini oduyorsa sorun yok deyip siyril isin icinden:)

    • 22 sene önce bir kadının haftada 2 saat işe gidip ayda 15000 TL maaş aldığı iş neydi acaba Nurdan hanım? Hem bence çekinmeyin, 22 yıl sonra Akp den bakan olup bakanlığı uzun sürmeyen ve devletten epey ihale almış olan kişinin adını söyleyin de bilelim. Bu kişinin adını söylerseniz Akp ye bugüne kadar yazdıklarınızdan çok çok daha fazla ve gerçek bir eleştiri getirmiş ve hakederek yıpratmış olursunuz.

    • Abd deki adaylik sistemi nasil bilmiyorum ama secimin sonunda daha az oy alanin kazandigi ileri zekalica bi duzene sahipler. Sutlukahve gibi bi sopari secmedilerse trump gibi biseyi seciyorlar:) neyse, kotuden ornek olmazmis…

  8. 1 dolar 4.88 tl. ama son 2-3 gündür. hem yandex hem de google arama motorlarına 1 dolar yazdığında hala 19 mayıs tarihli kuru gösteriyor. Doların değerini ancak döviz ile ilgili sitelere girdiğimizde öğreniyoruz. dış güçler dolar kurunun bilinmesinden rahatsız mı oluyor yoksa bizim mazlumlar yandex ve google türkiye bürolarına baskı mı yaptılar?

  9. Öncelikle şunu tespit etmek gerekiyor; Muhalefet çevrelerinde düne kadar, geçtiğimiz başkanlık sisteminin tek adamlık getireceği, meclisin iptal edildiği, hiçbir gücünün kalmadığı, milletvekilliğinin önemsizleştiği argümanları ileri sürülüyordu.
    Ama erken seçim kararı alınmasıyla birlikte, Erdoğanın başkanlığı da büyük oranda muhtemel olunca, birdenbire muhalefet meclisin önemini kaybetmediğini, başkanın icraatlerinin yasalarla sınırlandırılıp denetlenebileceğini, dolayısıyla milletvekilliğinin ve meclisin eskisinden de önemli olduğunu farketti daha doğrusu keşfetti.
    Meclisin ve milletvekilliğinin öneminin azalmadığını tam tersine yasama olarak eskisine göre daha güçlü ve bağımsız olduğunun muhalefet tarafından da kabul edilmesini çok önemli ve değerli buluyorum.
    Bunu gören muhalefet partileri tek tek mecliste çoğunluğu almaya güçleri yetmediğinden bir ittifak yaptılar ve matematiksel olarak da seçim sisteminden en fazla milletvekilliği sonucunu almayı hedefliyorlar. Bu amaçla birbirleriyle de değişik formüllerle dayanışmaya girdiler ve çeşitli gariplikleri de görmeye başladık. Saadetten 28 şubatçı adaylar, Chp de eski milli görüşçü adaylar, Kürt vatandaşlarımızın olduğu bölgelerde Chp Hdp Sp arasında çeşitli paslaşmalar ve işbirlikleri görmekteyiz. Demokrasi içinde kaldıkça bu tür garipliklere bile hiçbir itirazım yok, yeter ki yasal ve barışçı zeminde kalsınlar, terörist ve ülke düşmanı çevrelere alet olmasınlar ve sonuçta milletin tercihine saygı duysunlar.
    İktidar ve Cumhur ittifakı da Türkiye dışarıdan kaynaklı ekonomik, siyasi ve hatta askeri saldırı altında olduğu için, milletvekilliklerine belli bir bütünlük içinde olabilecek ve bu tür saldırılara karşı maksimum direnci gösterebilecek kişileri aday göstermeye ve meclis çoğunluğunu artırmaya çalışıyor. Ayrıca başkanlık sistemi için gereken yasaları ve yeni anayasayı oluşturabilecek nitelikte adayları bulmaya çalışıyor, tecrübeli bakanların çoğunu meclise sokmayı hedefliyorlar.
    Sonuçta her şey milletin önünde gerçekleşiyor. Milletin feraset ve basiretiyle geleceği için en uygun meclis kompozisyonunu oluşturacağına ve başkanını seçeceğine inanıyorum.

  10. binlerce miting yapılsa bir filistinli ölümden kurtarılmış olur mu,onlarca zirai fikir toplantısı yapılsa bir fide yetiştirilmiş olur mu, yüzlece adalet konuşulsa adalet gelmiş olur mu,yapılanlar yüzde yüz zamla anlatılır,alehte olanlar lehte imiş gibi anlatılır kabul edilirse sonuçları çok acı olacağı ortada. Seçilecek her milletvekili bir yanlışı düzeltip bir doğruyu ikame için çalışırsa ne ala. Yanlışları doğru kabul edip onun için sistem değişse ne olur, değişmese ne olur, seçim olsa ne olmasa ne …………..

  11. toplum olarak henüz ergenlik çağındayız ne mi demek istiyorum hepimiz gözlerimizi kapayalım ve 15 yaşımıza gidelim bir kız severiz ve dünyayı o kız olarak görürüz o dünyanın en güzel en iyi ve en mükemmel kızıdır insanlığı o kız ve diğerleri olarak ayırırız hatta ben o kız için canımı veririm bile deriz o bizi terk ettiğinde büyük bir bunalıma girer ve intiharı bile düşünür– bazıları ediyor da -yaşamdan zevk alamazdık..bu toplum bazında da sanırım böyle–
    aslında bu biraz da mahalle kültürü gereği olurdu.
    nasıl mı:
    eskiden de mahallemizde ki büyük abilerimiz vardı bizden beş on yaş büyük onların arabası olurdu–marlboro sigarası içerler di ve gömlerinin üst düğmeleri açık olur du ama karizmaları çok olurdu tabi Hatta onlara saygısızlığı delikanlılığımıza yakıştıramazdık hatta çevremizdeki arkadaşlarımız bizi hemen uyarırdı –hişt doğru konuş diye–hani vardır ya her mahallede falan büyük abi mahalledeki maçları o organize eder o bilirdi oynacak kişiyi ve takımı hep ona kurdururduk pazar akşamı maç yapacak kadroyu
    onun takıma almadığı kişilerin küsme hakkı yoktu oturur kenara maçı izlerdi oyuna alınmayan kişi. bazen de parkta oturur ken onun başından geçen maceraları heyecanla dinlerdik başımız sıkıştığında hemen o na başvururduk büyüyünce hep onun gibi olmak isterdik…ah ah eski günler şimdi toplum olarak da böyle görüyorum başımız da büyük abi REİS imiz var öyle görüyor öyle algılıyoruz ..aslında o da biz de sadece bireyiz ve o olmadan da her şey devam eder ne dünya batar ne ülke bir kişiyi büyütmek hem mahalle kültürü hem de ergenlik çağının armağanı NEDERSİNİZ ARTIK BÜYÜMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ..
    .İYİ GÜNLER

  12. Ak Parti ilk kurulduğunda genel başkan da dahil 3 dönem diye bir kural vardı. Böyle çağdaş ve yenilikçi bir anlayışla yola çıkılmıştı. Gelinen noktada Ak PArti kendi iktidarını lider için hak vaki olana kadar sürdürme isteği hakim olmuş durumda. Yeni dönemde milletvekillerinin ağırlığından çok , başkanın dışarıdan seçeceği bakanların önemi olacak ! tı ki , evdeki hesap çarşıya uymadı. Görünen o ki , Sn. Cumhurbaşkanının tekrar seçileceği , ancak meclis çoğunluğunun sağlanamayacağı bir aritmetik ortaya çıkacak 24 Haziran sonrası. Bunun da tedbirleri , ilkönce ” Münafık ” çıkışıyla alınmaya çalışıldı. Bu yeterli derece etkili olmamış olmalı ki , şimdi de AKP içinde genel başkan dışındaki bazı mahfillerden ” Meclis çoğunluğu sağlanmazsa tekrar erken seçime gideriz ” şeklinde , aslında genel başkanları tarafından millete akıllı olmaları ! yönünde bir uyarı bile yapıldı. Yani ey millet , bu mevcut düzeni sürdürmek ! ve seçmek ! zorundasınız haberiniz olsun. Seçim öncesi en üstlerden gelen emir böyle . Allah bu milletin yardımcısı olsun.
    Bir diğer konu ise listelere FETÖ ile mücadele yansıyacak zannederken bir de ne görelim :
    Millet FETö’den kırılırken , bu eski tüfek FETÖ ‘cüler hala aday olmuş !
    Sahi ne yüzle !!!!!
    İzleyelim görelim :
    https://www.youtube.com/watch?v=UOqMPJToW7s

    • 3 donem kurali hala var, baska da bir partide yok zaten. Kuralin istisnalari da babacan, atalay ve cicek olmustur! Sayin erdogan in durumu da bu kurala uygundur.

  13. Liderler çok deneyimli siyasilerden fazla hoşlanmazlar, ….. demiş Sn. Koru.

    Bu olsa olsa “bütün ipleri elimde tutmalıyım” ile “küçük dağları ben yarattım” psikolojisi arasında gelip giden benlikçi bir egonun dogal sonucudur ve “reis aşağı, reis yukarı” tazahüratıyla beslenir. Ülkeye faydalı bir lider “Başkan” olsun olmasın ülkedeki bütün potansiyelden faydalanmayı becerebilmelidir. Ekonomi hiçbir partinin, hiçbir kişinin tekeline/bilgi becerisine-tecrübesine mahkum edilecek partizan bir konu değildir.

    Seçimler sonucunda kim “Başkan” olursa olsun partiler-üstü bir komite oluşturmalı. Her partiye mensup ekonomi uzmanları ve belli akademisyenleri bir araya getirebilmeli. Aynı geminin yolcuları olarak hiç değilse bu konuda işbirliği tesis edilmeli. Muhalefet partileri böylesine önemli bir konuda hiçbir itirazda bulunmadan-siyasi kavgaya girmeden tecrübe ve düşüncelerini paylaşmalı, duruma katkıda bulunmalı. Kötü günlerde ve iyi günlerde en akılkârı yaklaşım budur. Ekonomi Çevre gibi konular partiler-üstü şekilde yönetilmelidir. Içinde bulunduğumuz “Ekonomik Gemi” çalkantılı denizlerde kayalara bindirmiştir ve su almağa başlamıştır. Ülkenin zaman kaybetmeğe, yeni kaoslarla hırpalanmağa tahammülü yoktur. MHP yanlış bir teklifte bulunmuştur. Bu şartlarda alel acele erken seçime dahi gidilmemeliydi.

    • Partiler ustu bi gayretullah meclisi falan mi olsun diyorsun hani irandaki gibi? O isi bizde anayasa mahkemesi goruyor, galiba orda da benzer bir ismi var zaten! Milli iradeyi begenmeyen cok biliyorsa gidip bi parti kursun ve secimlere katilsin. Oyle ben partiler ustuyum ayaklarina karnimiz tok!

      • Gerekmedikçe İran’ı takip etmem, ancak bilgiye ulaşmak kolay (onların ne de olsa petrolleri var-Türkiyen’in işi zor). Anayasa babayasa konusu ayrı bir konu degil mi? Parça-başı çalışma kontratın gereği ezberlerine göre habire sallıyorsun (her yoruma cacık olman bununla ilgili). Reis diye diye ne hale getirdiniz. Yanlış iş bilançosu kabarıyor. Faizi indirin demekle faizler inmez, hele hele ekonomiyi o hale getirdiysen. Beni dinlemiyorlar diyen bizzat kendisi, artık ihtiyarladı. Nasıl ki Allah’ın dini kimsenin tekelinde olamaz, Milli irade dedigin de kimsenin tekelinde olamaz. Yönetime muhtemelen yeni bir parti gelir bir süre sonra yamuk isler yaparsa doğruluğa davet iman-akıl gereği her müslümanın vazifesi. Buna istedigin kadar karnın tok olsun. Yamukluklar, yapanlarla birlikte yok olsun. Ülke acizliklerden kurtulsun!

  14. Yeni isimlerin özelliği nedir? Daha kavgacı tipler mi? Yada daha silik? Demokratik olmayan bir şekilde oluşturan Meclis’in sistemin ve ülkenin kalbi olması da beklenmemeli. Ebedi liderler kakafonisi bu.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here