Muhalefet AK Parti’yi getirdiği yeni sistemin kurbanı haline dönüştürmeyi planlıyor gibi…

8

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son 1 kilometresini yalnız başına gerçekleştirdiği Ankara-İstanbul arasını kapsayan ‘uzun yürüyüş’ dün İstanbul/Maltepe’de büyük kalabalıkların toplandığı bir mitingle sona erdi.

Olaysız yürüyüş ve olaysız miting…

Daha ne ister bir ülke?

Mitingde yaptığı konuşmada, Kılıçdaroğlu, bir yıldır uygulanmakta olan OHAL’in kaldırılmasını, milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasını ve gazetecilerin serbest bırakılmasını da içeren 10 maddelik bir ‘talepler listesi’ sundu.

Hepsi ‘adalet’ sözcüğü içerisinde yer alan talepler…

Aslına bakılırsa, yürüyüşe başından itibaren ters bakan, hoşlanmadığını belli eden AK Parti ve hükümet çevrelerinin, muhalefette olsalar kendilerinin de benzer bir ortamda pek çoğunu yüksünmeden seslendireceği muhakkak bir liste bu.

Yerine getirildiğinde hükümeti de içeride ve dışarıda rahatlatacak talepler…

Mutlak iktidar ne yapar?

Sorunun temelinde şu gerçek yatıyor: Türkiye’de şikâyet konusu edilen sıkıntılar bugüne ve iktidardaki partiye münhasır değil; gelmiş geçmiş iktidarların çoğu, bir süre sonra, bugünküne benzeyen ortamları kendi elleriyle hazırlamış ve bu da şimdilerde işitilenleri andıran şikâyetlere sebep olmuştur.

İktidarlar var olanla yetinmiyor, bir süre sonra ‘mutlak iktidar’ istiyor bizde; bu da rahatsızlıklara sebep oluyor.

‘Mutlak iktidar’ kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlemediği siyaset ortamının adıdır.

Kılıçdaroğlu’nun mitingde tek tek saydığı taleplerin hepsi ‘yargı’ ile ilgili; yani demokrasilerde bir devleti oluşturan kuvvetlerin üçüncüsüyle…

Üçüncü kuvvet olan yargının, birinci (yasama) ve ikinci (yürütme) kuvvetlerle — yasama ile yürütmenin de birbirleriyle ve yargı ile– aralarında duvar olması gerekiyor.

Bağımsızlık ve tarafsızlık duvarı…

Oysa ne görüyoruz, ‘adalet’ pankartıyla başlayıp biten yürüyüşe.. üçüncü kuvvet olan ‘yargı’ sesini çıkarmaz ve şikâyetleri üzerine alınmazken.. yasama saflarından ve özellikle de yürütmeden şiddetli eleştiriler duyuldu.

Şikâyetler doğrudan doğruya yargı ile ilgiliyken diğer iki kuvvet bundan ne için rahatsızlık duyar?

‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesinin gözettiği o duvar yıkıldığı için olmasın?

En az 200 yıldır dünyada devletlerin yönetiminde izlenmesi yerinde olacak hususlar tartışılıyor. Demokrasiye bir günde ulaşılmadı. Gerçek anlamda bir demokraside işlerin sağlıklı yürüyebilmesi için devleti oluşturan organların birbirleriyle uyum içerisinde çalışmasının şartı olarak, onların birbirinden bağımsız çalışması sonucuna varıldı.

Birbirinden bağımsız çalışan devlet organları en fazla siyaset adamlarını rahatlatıyor.

Zaten yeterince sorumluluk ve yükümlülük taşıyan siyaset, bir de yargının sorumluluğunu üstlenirse, o alanda meydana gelebilecek yanlışlıkların altında ezilir çünkü.

Adaletin şikâyetlere yol açmayacak biçimde yerine getirilebilmesi hassaslık ister, siyaset ise o kadar hassaslığı kaldıramaz.

İlk başlarda hoşa gider görünse bile.. gereğinden fazla sorumluluk.. sonunda siyasetin aleyhine çalışır.

İktidar ile muhalefet demokrasilerde ebedi değildir

Tecrübeler demokrasilerde iktidarların ömrünün sınırsız olmadığına işaret ediyor; dün devletin eline teslim edildiği kadrolar bugün aynı yerde değiller… Bugünün iktidarları da, demokratik ülkelerde, bir zaman gelecek, yerlerini başkalarına devredeceklerini biliyorlar.

Bildikleri için de, muhalefete düştüklerinde kendi aleyhlerine çalışabilecek yanlışlıklardan kaçınıyorlar.

Hiçbir iktidar hiçbir ülkede bin yıl sürmüyor.

Sürseydi 28 Şubat’ta ülke üzerine geçirilmek istenen ‘deli gömleği’ hâlâ üzerimizde olurdu.

Seçimde rakibinden 1 oy fazla alanın devleti yönetme görevini üstleneceği anayasa değişiklikleri yapıldı yakın zamanda ülkemizde; sandık her an bir değişikliği bizde de getirebilir.

O durumda ne olacak?

Bu soruyu AK Partililer kendilerine sormalılar.

Kılıçdaroğlu aslında ne mesajı verdi?

Miting konuşmasından.. Kemal Kılıçdaroğlu’nun.. genel başkanlıktan liderliğe terfi ettiği.. CHP’deki gücünü sağlamlaştırdığı.. kendisini cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırladığı.. gibi sonuçlar çıkarıldı. Bunlara erişmek için herhalde bu kadar zahmete girmesi gerekmezdi.

Ben ise konuşmasındaki vurgulardan farklı bir sonuç çıkardım: 2019’a doğru yol alınırken.. muhalefet.. 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliğini.. ve ‘cumhur-başkanlık sistemi’ni ters yüz etmek, değişiklikleri geçersiz kılmak üzerine bir politik çizgi izleyecek.

Tabanı bunun genişleteceğini düşünüyor muhalefet.

Anayasa değişikliği ile gelen yeni ‘yüzde 50 + 1’ sistemi muhalefetin umutlarını artırmış görünüyor.

Ne dedi konuşmasının en başında Kılıçdaroğlu? “9 Temmuz sadece bir başlangıç” demedi mi?

Arkası gelecektir.

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Yazılarınız gerçekten son dönemdeki gazetecilere örnek olması gereken türden hiçbirşeyi eleştirmeden birşeylerin yanlış olduğunu söylemeden demokrasi adına mesafe alınmaz doğru bildiğiniz yoldan ayrılmamanız dileğiyle

  2. Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü tektir. Ümit vericidir.
    Bunu kim tasarlamıştır? Kılıçdaroğlu mu? CHP mi? Ordu mu? Yoksa Sermaye mi? Devamından öğreneceğiz. Yapılan iyidir. Yapan kim olursa olsun iyidir.
    Aşağıda yer alan 10 maddelik manifestoda her maddeye yorum yapılmıştır.
    ***
    Kılıçdaroğlu, ‘Adalet Yürüyüşü’nün 10 maddelik manifestosunu açıkladı
    “Tarihe not düşmemiz lazım”
    CHP, tarihinin en önemli mitinglerinden birisini, Ankara’dan İstanbul’a 25 gün süren “adalet yürüyüşü”nün ardından Maltepe Meydanı’nda yaptı. Burada yaptığı konuşmada “Darbeyi durdurmak için sokak iyi, adalet için sokak kötü. Darbeyi de önleyeceğiz, adaleti getireceğiz. Sokaksa sonuna kadar sokak” diyen Kılıçdaroğlu, 10 maddelik “adalet manifestosu”nu da açıkladı.
    “Bir araya gelen milyonlar olarak Türkiye’nin özellikle son bir yılda, tespitlerimiz, acil şekilde yerine getirilmesi gerekenlere ilişkin çağrımız şudur” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, taleplerini şöyle sıraladı:
    “FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır”
    1. 15 Temmuz’u açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. TBMM’nin kararlı duruşu, halkımızın direnmesi ülkemizin anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Buna sokağın 15 Temmuz’u diyoruz. Ancak siyasi ayağın ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.
    YORUM: Hiçbir siyasi darbeyi desteklememiştir. Gülen’i başta destekleyen CHP’dir. Ecevit’tir. Bir o kadar da Erdoğan’dır. Darbe suçtur. Gülenci olmak suç değildir. Suç ortağı olmayan suçlu ortağı cezalandırılamaz. 15 Temmuz’un mübaşirleri bulunmalı ve onlar cezaya çarptırılmalıdır. Mübaşir varken müsebbibe ceza verilmez. Adalet gereği böyledir.

    “Hukuk düzeni yeniden tesis edilmelidir”
    2. İktidar tarafından 15 Temmuz fırsat bilinerek 20 Temmuz yapılmıştır. OHAL’le TBMM’nin yetkileri gasp edilmiştir. Saray’ın 15 Temmuz’u diyoruz. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni yeniden tesis edilmelidir.
    YORUM: OHAL atanmışların eliyle değil hakemlerin kararları ile uygulanmalıdır. Suça iştirak etmiş veya suçlunun yandaşı olan yargı olağanüstü halini durdurmaz. Ya sıkıyönetim ilan edilmeli askeri sistem yargısı uygulanmalı yahut OHAL hakemlik sistemini uygulamalıdır. OHAL kalkmalı ama yerine bir çözücü kurum getirilmelidir.

    “Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlaka sağlanmalıdır”
    3. Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Demokrasinin vazgeçilmez kuralı yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz uygulanmalıdır.
    YORUM: Adil yargı denetimi getirilmedikçe yargıyı siyasi denetimin dışına çıkarmak demek, yargıyı Sermaye’nin, bürokrasinin, mafyanın ve Paralelcilerin eline vermek demektir. Adil yargı denetimi hakemler sistemidir. Hakemlerin de hakemlerce denetlenmesidir.

    “OHAL mağdurları sivil ölüme terk edilmiştir”
    4. OHAL uygulamalarıyla mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmıştır. OHAL mağdurları sivil ölüme terk edilmiştir.
    YORUM: OHAL bir zulümdür. Zulmetmektedirler ama ondan daha beteri OHAL ikinci darbenin başarısızlığının hazırlığı olarak yapılmaktadır. Yalnız milletvekilleri değil hiç kimse tutuklu olarak yargılanmamalıdır. Tutuksuz yargılama sistemi getirilmelidir.

    “Milletvekilleri serbest bırakılmalıdır”
    5. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle veya arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan ama sırf hükümete muhalif göründüğü için haklarından mahrum bırakılan akademisyenler ve kamu görevleri görevlerine iade edilmelidir. Milletvekilleri serbest bırakılmalıdır.
    YORUM: 15 Temmuz başarısız bir girişimdir. Başarısız girişimlerde genel kural girişimde bir veya iki girişimci bulunur hukuken değil, siyaseten katl olabilir. Girişimde mağdurlar olmuşsa kısas ve diyet ilkesi uygulanır. Önder olmayan girişimciler sorgulanmaz bile. Bu, gerçek darbeleri önlemek için böyledir. Bu tür hareketlerde halk bilir ki cepheyi değiştirdiği zaman sorumluluktan kurtulur, kolayca değiştirir ve darbe başarıya ulaşamaz.

    “Baskılara son verilmelidir”.
    6. 150’nin üzerinde tutuklu gazetecinin olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Derhal serbest bırakılmalı ve baskılara son verilmelidir.
    YORUM: Darbe harekatının mübaşiri gazeteci olmaz. Çünkü gazeteci yazı yazmıştır. Yazı suç ise darbe öncesinden cezalandırılması gerekir. Girişimin başarısızlığından sonra gazeteci mübaşir olmayıp müsebbibdir. Başarısız girişimlerde müsebbiblere ceza verilemez. Anayasa değişmesinde iktidar zoru kullanılmıştır. Halkın serbest iradesi ile değişmemiştir. Hakemlerden oluşan yargıya gidilmelidir ve anayasa uygulanmaya başlamadan evvel iptal edilmelidir. OHAL bunu yapabilir.

    “Anayasa değişikliği garimeşrudur”
    7. OHAL koşullarında devletin bütün imkanları kullanılarak yapılan anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Bu mühürsüz bir seçimdir. Türkiye gayrimeşru bir anayasayla yönetilemez.
    YORUM: Zarfların mühürsüz kullanılması kasten yapılmış ve seçime hile yapma teşebbüsü ile yapılmışsa hakemler buna karar verir.

    “Her türlü baskı kaldırılmalıdır”
    8. Parlamenter sistem üzerindeki her türlü baskı kaldırılmalıdır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat sistemi esas alınmalıdır. Eğitimde laikliğin aşındırılmasına son verilmelidir.
    YORUM: Önce laiklik anlayışı üzerinde anlaşmalıyız. Her grup laikliği net olarak tarif etmelidir. Siyasilerin göndereceği ilim adamları laikliği tartışmalıdırlar. Uzlaşamadıkları hususlarda hakemlere gitmeliler. Sonunda laiklik milli mutabakatla tanımlanmalıdır, sonra tavizsiz uygulanmalıdır. Kimse buna gelmiyor çünkü herkes laikliğe saldırmak için kullanıyor. Tanımı olmayan bir kavram sadece istismara yarar.

    “Kadınlara ayrımcılığa son verilmeli”
    9. Sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında adaletsiz düzen devam etmektedir. Yoksulluk, ayrımcılık, şiddet, terör gibi toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade hayata geçirilmelidir. Kadınlara ayrımcılığa son verilmeli, kadın hakları toplumsal hayatın her alanına uygulanmalıdır.
    YORUM: Yasalarla serbest sözleşmeler yapılır. Halk yorumlarına göre uygulama yapar. Yorumdaki hatalar yargı tarafından düzeltilir. Yargı kararlarına uymayanları silahlı kuvvetler yola getirirler.

    “Hukukun olmadığı bir toplumda düzen ve barış sağlanamaz”
    10. Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülke içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısır döngü yaratmıştır. Adalet uluslararası ilişkilere de hakim olmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine dönmelidir. Hukuk güvenliğinin olmadığı bir toplumda kamu düzeni ve toplumsal barış sağlanamaz.
    YORUM: Hukuk; adil yasalardan, adil yorumlardan, adil yargılamadan ve adil infazdan oluşur. Bütün bunlar Adil Düzen anayasası ile sağlanabilir. Temenni etmek başka, işin oluşması başkadır.

  3. O durumda ne olacak?

    Bu soruyu AK Partililer kendilerine sormalılar.

    Ne güzel olacak, adaletten sapmış Ak Parti yönetimden uzaklaşacak, yerine nur topu gibi adaletle ülkeyi yönetecek CHP iktidar olacak. Yoksa bundan şüpheniz mi var? Bu adalet yürüyüşü ve açıklanan 10 madde inandırıcı gelmedi mi? Birkaç madde daha ilave edildi mi Şamda kayısı…

  4. “Hiçbir iktidar hiçbir ülkede bin yıl sürmüyor.
    Sürseydi 28 Şubat’ta ülke üzerine geçirilmek istenen ‘deli gömleği’ hâlâ üzerimizde olurdu.”

    Fehmi Bey tecahül-ü arifde mahirsiniz diye düşünüyorum. Ben o deli gömleğinin daha da azmış ve kökleşmiş bir şekilde üzerimize oturduğunu görüyorum. İktidarı muhalefetiyle enteli danteliyle beraber F.TÖ heyulası ile yatıp kalkmaya devam ediniz. Huzurla yastığa baş koyup uyuyunuz. Bu ülke herkesin üç maymunu oynadığı bir maymunlar cehennemi artık. Sol kesimin kendinden olan için yeri göğü inlettiğinin zekatı kadar , sağ kesim zulme ses çıkarmıyor .Bir tarafta Nuriye-Semih , can dündar , kadri gürsel vs.. için soldan yükselen sesler..diğer tarafta ali bulaçlar ahmet turan alkanlar ve hapiste işkenceye zulme maruz binlerce masum .. hukuk katledilirken sağdan dişe dokunur tek bir ses yok ..bu ülkenin sağı mekkenin müşrikleri kadar insafa vicdana sahip değiller..siz de dahilsiniz buna..Mekke müşrikleri 3 yıl müminlere boykot uyguladı.. ticareti bıraktı kız alıp vermedi..vebalı muamelesi yaptı Müslümanlara ve 3 yılın sonunda müşriklerden ehl-i vicdan genç ağırlıklı 5-6 insan çıkıp isyan etti bu duruma. YETER dediler. Bu kadar zulme YETER… Efendimiz(asm) mekkede geride kızını bıraktı ve ona ilişen olmadı müşriklerden. Bugün kocasını bulamayınca karısını tutuklayan bir hukuk var farkında mısınız ? Sümmün bükmün ümyun fehum la yerciun ??? Yazmak istemiyorum daha.. Bu ülkenin Müslümanlarına inancım kalmadı. Hüznümü şikayetimi Allah’a arz ediyorum. Zalimi ve sessiz yığınları da O’na haveale ediyorum.

  5. Ak Parti iktidar olduğundan bu yana sürekli
    “AKP Yargısından”,yargının bağımsız olmadığından bahsedildi.Ama bunun
    hiç aslının astarının olmadığı sonraki gelişmelerle ortaya çıktı:

    1.Yargı,tek başına iktidar olan Ak Parti hakkında kapatma davası açabildi.Ve
    iktidarda bir parti olan Ak Parti kendini
    kapatılmaktan zor kurtardı.

    2.Yüksek yargı bu ülkeye 367 faciasının utancını yaşattı.

    3.”AKP Yargısı” denilen yargı,hükümete 17/25 Aralık yargı darbesini yaptı.O zaman da yargının bağımsız olmadığına dair laflar
    havada uçuşuyordu.

    4.Şu anda da D.Perinçek “Yargı altın dönemini yaşıyor”dediğine göre hükümete
    bağlı bir yargıdan bahsedilemez.

    Kemal Kılıçtaroğlu’nun adalet yürüyüşü mizah dergilerine konu olabilecek bir eylemdir.Geniş halk kesimlerinden bir
    ilgi görmüş değildir.Ama gazete sayfalarında
    ilgi görmüş olabilir.

    Bazı şeyler CHP’nin genlerinde var.90’lı yıllarda Baykal,Bosna’ya giderek Bosna’lı
    kadınlara başörtüsü dağıtmıştı.2008’de
    çarşaflı ve başörtülü kadınlara rozet takmıştı.
    Ama aynı CHP,MHP ve Ak Parti’li 411 milletvekilinin oyu ile meclisten geçen başörtüsünü serbest bırakan yasayı AYM’ne
    götürmüş ve iptal ettirmişti.Halkımız bunu
    bildiği ve defalarca tecrübe ettiği için Kılıçtaroğlu’nu inandırıcı bulmuyor.

  6. Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış. Kılıçdaroğlu kendi Genel Müdürlüğü ve Genel Başkanlığı süresince ADALET’in yanına uğramamış, partide muhalif görüşleri tehdid ve ıhraç etmiştir. Hangi Adaletten bahsediyor, olabilir. Vardığınız hükümler hüsnükuruntudan ibarettir. Biliyoruz, hayal gücünüz yüksek. İnsan umutla yaşar

  7. CHP bütün bunları söylerken geçmişinden kopabileceğine dair işaretleri de verse ve insanımızı artık biz eski CHP değilize inandırabilse; bunu yapmadığı,yapamadığı,kendi geçmişi ile yüzleşemediği sürece milletimizi ikna edemez, bu yüzden ilelebed muhalafette kalamaya devam eder. Yani sözün kısası CHP ‘eski tas eski hamam’. Birde CHP’ nin kankalık yaptığı kişilere bakıyorsunuz vatan millet adına zerre kadar faydaları dokunmamış tipler (birtanesi pkk silahlarının zoru ile meclise girmiş HDP).Hal böyle olunca doğru söylemler bile halk katında da HAK KATINDA da makes bulmuyor…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here