Osman Kavala’yı ne yapmalı? Hapislerde mi çürütelim, yoksa…

9

Israrla talep edildiği, uğruna büyük mücadeleler verildiği için değil de, dıştan zorlamalarla ülkemize ithal edildiği için olmalı, demokrasi, bizde el bebek gül bebek muamelesi görmüyor.

Ona sahip çıkıyormuş görünenler bile bunu sureta yaptıklarını ufaklı-büyüklü kaymalarda dışa vuruyorlar.

Lâfı fazla uzatmadan tespitimi paylaşayım: Demokrasi bizler için fazla önemli bir ‘değer’ değil.

Gözlemlerimin bende uyandırdığı bu görüşleri geçen hafta açıklanan uluslararası bir araştırma da doğruladı.

Amerikan PEW Araştırma Kurumunun 16 Şubat ile 8 Mayıs 2017 tarihleri arasında 38 ülkede toplam 42 bine yakın denek üzerinde yaptığı anketin söylediği de bu. “Seçilmişler yerine bir uzmanlar grubunun veya güçlü bir liderin hakkımızda karar vermesine itiraz etmem” diyenlerimizin oranı hayli yüksek. Askeri yönetim istemiyor halkımız, ancak seçilmiş temsilcilere güveni de az.

İyi bir şey mi bu?

‘Refah toplumu’ da denilen gelişmiş ülkeler halklarının aynı konulardaki tercihi göz önünde tutulduğunda pek iyi bir durumda sayılmayız. İsveç, Almanya, Hollanda, hatta İtalya’da yaşayan insanlar ile bu noktada ayrışıyoruz, araştırmaya göre.

Tabloya ve ülkelerin durumlarına baktığımızda demokrasi yolunda katetmemiz gereken daha çok mesafe olduğu, bunu yapmadığımız taktirde gelişmişlik skalasında gerilere düşmekten kurtulamayacağımız gerçeği yüzümüze sırıtıyor.

Kalkınmak, gelişmek, toplumumuzu refahla tanıştırmak istiyorsak daha fazla demokrasi talep etmeli, demokratik hak ve özgürlüklerin üzerine titremeliyiz.

Meydan okumamız gerektiğinde Batılı ülkeler karşısında sesimizin daha yüksek çıkması, gündeme sokmaya ve sonuç almaya çalıştığımız “Dünya beşten büyüktür” türü iddialarımızın dinlenmesi için de bu şart.

Biri bana “Milli otomobilimiz mi olsun, yoksa daha fazla demokrasiye mi sahip olalım?” diye sorsa vereceğim cevap açık: “Otomobilimiz de olsun, ama demokrasi ekonomik gücün de kaynağı olduğu için öncelik taşıyor.”

Acaba neden bu konuda gerilerdeyiz?

Elbette her toplum, her birey hak ve özgürlüklere sahip olmak, onlardan en geniş biçimde yararlanmak ister. Bizler de istiyoruz ve yakın geçmişte toplumun üzerine giydirilen ‘28 Şubat’ ve benzeri süreçlere, askeri yönetimlere tepkiler veriyoruz.

Yeterli mi? Değil. Bunun için ciddi çabalar göstermemiz, örgütlü bir topluma dönüşmemiz, sürekli daha fazlasını talep etmemiz de gerekiyor. Sadece seçilmişlere saygı göstermek yetmiyor demokrasi sayılmak için, onları seçtikten sonra denetleme mekanizmalarına sahip olmak da şart.

Örgütlenmeli ve ‘sivil toplum’ haline dönüşmeliyiz.

O konuda eksiklerimiz büyük.

Osman Kavala olayı

Böylesine bir konuyu bugün ele almamın sebebi beni hayretten hayrete düşüren bir yeni gelişme; işadamı Osman Kavala’nın gözaltına alınması ve tutuklanması…

Kendisini tanıdığımı söyleyemem; birkaç sosyal etkinlikte karşılaşmak ve ayak üzeri konuşmaktan öteye geçmeyen, hayatlarımızın doğal akışı içerisinde yollarımızın pek kesişmediği biri o.

Ancak uzaktan bakarak takdir ettiğim biri.

Evet, takdir ettiğim biri.

Hakkında ‘kızıl milyarder’ sıfatı da kullanılıyor ya, o sıfatı hakaret için kullananların üzerinde bir kez daha düşünmelerini salık veririm.

Para kazanmak veya yüklü bir servete mirasçı olmakla yetinmeyen, ülke sorunlarıyla yakından ilgilenip ‘daha iyi bir Türkiye’ için çalışan birini, bütün iştahı ‘daha fazla zenginleşmek’ten ibaret birine tercih etmemiz gerekmez mi?

‘Daha iyi bir Türkiye’ konusunda görüşlerimiz farklı olabilir, fakat herkes kendi ‘daha iyisi’ için çaba gösterir ve fedakârlıklar üstlenirse bundan ülkenin kazanacağı da belli.

Yargı ne için var?

Konuya ilgi duymamın bir sebebi Kavala’ya atfedilen suçların ‘örgütlü toplum’ anlayışıma ters gelmesi ise, bir diğer sebep de bu olayın ülkemizin imajını bozma potansiyelidir.

Son zamanlarda işin kolayına kaçılıyor ve her olumsuz görünen olay yargının görev alanı içerisinde mütalaa ediliyor.

“Gazete yayın çizgisinden saptı, bunu yapanları yargılayalım” deniliyor sözgelimi ve Cumhuriyet gazetesiyle ilgili dava açılıyor.

Muhalif çıkışların üzerine de yargı gidiyor.

Oysa bunlar ‘basın özgürlüğü’ kapsamı içerisinde ele alınması ve kendi doğal akışına bırakılarak ‘basın içi kavgalar’ ile gündeme taşınması gereken konular… Her eğilimin yayın organı var ülkemizde, oralarda yer bulamayanlar için internet medyası ve sosyal medya bulunuyor; özgür bir ortamda bunlarla denge oluşabilir.

Hakaret varsa, kişi haklarına tecavüz söz konusuysa devreye girer yargı.

Beğenilmeyen işler yapan insanlar, örgütler ve kurumlar için de durum aynı; onları ve yaptıklarını beğenmeyen kendisi örgütlenip beğenilen işler yapar, yapıyor da zaten…

Görüşlerin de bir piyasası vardır ve iyi, sahih, halis olan sonunda kazanır.

Önüne getirilen bu konuda da, yargı, etki altında kalmadan kararını verecektir hiç kuşkusuz; Osman Kavala’ya yönelik iddialar hakkında mahkemenin kararını beklememiz gerekiyor.

Ancak ‘ülke imajı’ diye bir derdimiz varsa –ki olmalıdır–, tutuklu halin fazla uzun tutulmaması daha doğru olacaktır.

ΩΩΩΩ

9 YORUMLAR

  1. Mao Zeoung kültür devriminin tepe takla gittiğini görünce, “yüz çiçek açsın, yüz çiçek birbiriyle yarışsın.” kampanyası açarak, demokrasiyi geliştirmek için şu gerekçeyi : “Farklı fikirlere yasak, baskı, cezalandırma uygularsak; bu fikirler yer altına iner, orada tutunup, yayılır; bu durum ideallerimizin altını çürüten en büyük etken haline gelir. Bırakın insanlar fikirlerini, eleştirilerini ortaya döksünler; bırakın yüz çiçek açsın, birbiriyle yarışsın; bırakın eleştiri birlik eleştiri ilkesi gelişsin.”

    Geçenlerde ÇHC 19.Kurultayını tamamladı. Üst görevlilerin yozlaşmasına karşı uygulanacak tutum içinde bu duyurunun yeterince uygulanmadığı vurgusu yapıldı . Demek ki devletin gelişmesi, ahlakın gelişmesi, vicdanların gelişmesine yetmiyor; bunlar için özgür ortamı korumak gerekiyor; o takdirde gelişim,kendiliğinden koşulların evrilmesiyle gerçekleşecektir.

  2. ” Ne kötü cemiyet o, ki, Müslüman çekine çekine gezer “. İş yapması da öyledir, gerisi, demokrasi, özgürlükler, insan hakları hepsi, hikaye… alavere, dalavere… Sen YAŞANAN GERÇEKLERE BAK. Gerisi laf-ı güzaf, demişler.
    Sayın Koru, sen bir gün İSLAM HAKLARINI savunabildin, savundun mu ki, Bir BATI AJANI ve İŞBİRİKÇİSİNİ savunuyorsun, durduk yerde. Bu kişi tutuklanınca, ” mahkemenin kararını beklemek” hatırına geldi, nasılsa. BEYAZ olmak istiyorsun amma gene de onlara yaranamazsın. Senin gibi islam okumuş aydınların akıbetine acınır, doğrusu.
    Bilesin ki, Babamızın, dedemizin uğruna can verdiği İSTİKLAL kavgası ve MÜCADELESİ daha bitmedi.
    Sömürgen Batı baktı ki, “sömürgeci ” foyası ortaya çıkacak; kendi ülkelerinde demokrasi icad edip, BEYAZlara Özgürlük tanırken, Hinduları insan bile kabul etmedi. ABD’de SİYAHLARA daha düne (20-30 yıl öncesine) kadar en asli insan HAKLARINI bile tanınmıyordu. (hala da tüm insan Hakları sadece, BEYAZlara tanınmıştır, sadece ( İşBİRLİKÇİLER ve tam ASİMİLE olanlar hariç).
    Yakın tarihimize bir göz atarsanız, demokrasinin ülkemize. BATILILARca ZORLA yerleştirilmiye çalışıldığı ve ülkemize hiç mi hiç yarar sağlamadığı, kaliteli, dürüst yönetimler çıkarmadığı apaçık surette görülür. Nitekim, hafif bir demokrasi iklimi getirmiye çalışan ve Batıya tam UŞAK olmıyan Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan gibi Başbakanlar için HEP ölüm gösterilmiştir. RTE için de diş bileniyorlar. Demokrasi, zabt-ı rabta alma konusunda aciz duruma düşmiye başlıyan Batılılarca, “davarları istenen ahıra sürüklemenin cazip yollarından biri olarak, halklara, kabul ettirilmiye çalışılan bir enstrüman olarak kullanılmaktadır. Tüm DÜNYAya bakın, bu, böyledir, gerçek budur. Osmanlı Sultanları da bu yalanlarla tahttan uzaklaştırılmıştır.
    Pek-çok Afrika ülkesinde demokrasi ve parti (bölücü) ler var. Mısır, Sudan, Somali, Kenya, say….. hangisinde bİRLİK ve HUZUR var. Aksine, hep anarşi ve göz yaşları.
    F.Koru’nun ” demokratik” diye saydığı ülkelerin hepsi SÖMÜRGENLERdir ve sömürgelerini istismar ederek bugünlere ulaşmıştır. Kendi içlerinde demokrat görünmekle beraber, eski sömürgelerine götürdükleri “çarpık demokrasi”yi bile çok gören KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ ihlal edenleri affetmeyip müdahale eden ülkelerdir, biz dahil. Bu kırmızı ÇİZGİLERLE de halkın ÇOCUKLARINI AŞIRI UÇLARA, istedikleri yöne sevk ederler.
    Demokrasi, olsa olsa, HAKŞİNAS, tarafsız, kültürlü, bilgili, homojen yapılı insanların olduğu yerde işlev görebilir. Diğer bir ifade ile Ekonomisi güçlü, geçim problemi olmıyan, tuzu kuru ülkelerin rejimidir.
    Hak-hukuk-İslam denince, hiç hatırlara demokrasi, özgürlükler geliyor mu ? İnsan Hakları ve özgürlükler geliyor mu ? Bu sömürgen demokrasilerde. Demokraside kanunlar önünde herkes eşit değil mi ? Peki, bir dönemin özel kanunlarla korunduğu yerde demokrasiden bahsedilebilir mi ?
    Bilakis, Örgütlü topluma dönüştükçe bu ülke, gurublarca zulüm, haksızlık, adaletsizlik, baskı – gurub taassubu ve baskısı yüzünden – artıyor. Bunun örneğini, sendikalar, dernekler, askeriye vb çok gördük. Herkes “ya Rabbena, hep bana” diyor, çünkü. 28 Şubattaki, BEŞLİ ÇETE’de de gördük bunu ” Her yerde Haksızlık karşısında susan şeytanlar ” mevcut.
    Hani, derler ya, güldürme beni.

  3. İnsan; düşünen, akleden, sorgulayan,araştıran ve okuyan bir varlıktır.Dün maalesef sorgusuzca ,dengesizce(peygamberimiz sevgide ve buğuzda denge diyor)ve hatta bazen ahmakça sevginin kurbanı olan insanlarımızın bugün içine düşürüldükleri durum hepimizi üzmektedir.Peki o halde niçin bugün siyasi iktidar aynı suistimale açık olan bu tip bağlılığı bugün kendisi için istiyor,üstelik sorgulayanın ihanetle,teröre destekle,fitne çıkarmakla ve dahası ile suçlanması ortada iken.Dost acı da olsa gerçeği söylendir diyoruz değilmi.Ülkemizin içine düşürüldüğü bu durum sorgulanmalı ve ülkemiz bir an evvel normale dönüş adımlarını atmalı,ohal kaldırılmalı,yargı bağımsız insan hakları normunda çalışmalı ne demişler ADALET:MASUMİYETİ ARAMAKTIR:yoksa kendi içerisin de tamda ortadan keskin bir şekilde siyasi olarak bölünmüşlük hepimize zarar verir.

  4. Bediüzzaman risaleleri yazdı diye ömrünü hapishanelerde geçirdi. Hakim ona sormuş “Mahkûmiyetin var mı?” diye. “Mahkeme kararı ile bir gün bile mahkum olmadım ama 27 senelik zulmün mahkumuyum.” demiş. Erbakan hapishanelerde kaldı. Genelkurmay başkanları hapishanelerde bulundu. Sen ambargoyu deldin diye ABD’de kişiler hapiste. Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti kanunları geçerli. Türkiye’de bir banka İran’la ilişki kurmuş diye bir banka yöneticisi ABD’de hapiste.
    Adil yargı sistemi kurulmalıdır. Bir defa hakemlik sistemi getirilmeli. Yerinde soruşturma olmalı. Vatandaş karakola çağrılmamalı. Savcı ifadeye çağırmamalı, vatandaşın ayağına gitmeli. Savcı hakim değil taraf olmalı. Tutuklama, göz altına alma olmamalı. Ondan sonra gazeteci de mahkum olur, işadamı da. Hakimler zalim değil ancak yargı adalet dağıtamıyor.
    Asıl çözülmesi gereken sorun budur. Bu nasıl çözülür? Cumhurbaşkanının kararname yayınlama yetkisi vardır. Muhterem Cumhurbaşkanı Akevler’e başvurmalı. Akevler’in elli yıllık çalışmalarla hazırladığı ilmi çözümleri faaliyete geçirerek adil yargı sistemini oluşturmalı. OHAL uygulamalarını Cumhurbaşkanı bir kararname ile kaldırabilir.

  5. yüz yılı aşkın bir süredir demokrasi demokrasi diye birilerimiz tutturuyor ama görmüyorlar mı toplum demokrasiyi kabullenmiyor ve kabullenmeyecek. binlerce yıldır devam eden “hakan buyurur, teba uyar” kültüründen geliyoruz. toplumu demokrasiye zorlamaktansa “hakkaniyetli hakan nasıl seçilir? hakana hangi sınırları çizersek zulmetmez?” soruları üzerinde düşünmenin vakti gelmedi mi? insanları özgür kılacak tek sistem demokrasi mi?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here