Muhalefete bir şok tedavisi: Tabloyu değiştirmek için kendinizi değiştirmelisiniz…

70

Kamuoyu yoklaması yapan araştırma şirketleri, seçime isterse dört yıl sonra gidilecek olsun, en fazla merak edileni, yüz yüze görüştükleri veya telefonla ulaştıkları seçmenlere hep aynı kalıp soruyu yöneltip öğrenmeye çalışırlar:

“Bu Pazar seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ilan  ettiği ve Meclis’in kesinleştirme çabasına girdiği ‘baskın seçim’ kararı o soruyu anlamlı kıldı.

“Ha” dememize kalmadan sandık başına gidip oy kullanacağız çünkü.

Elimdeki araştırmaya göre…

Acaba o sorunun yöneltildiği en son araştırmanın sonucu bize neler anlatıyor?

Elimde güvendiğim bir kurumun ‘Mart 2018’ için yaptığı bir araştırma var ve bu araştırma muhalefet partileri için hiç de olumlu bir tablo çizmiyor.

Oyların genellikle AK Parti’de toplandığını (yüzde 50.9), diğer partilerin oy dağılımından nasiplerine küsurlu paylar düştüğünü, aralarından yalnızca CHP’nin -o da bir önceki 1 Kasım 2015 seçiminden daha az- (21.9) oy alarak Meclis’e tartışmasız girebildiğini, İYİ Parti’nin seçime tek başına gittiğinde ancak iyi çalışırsa barajı aşabileceğini (9.7), MHP’nin de AK Parti ile ittifakı sayesinde Meclis’te temsil imkanına kavuşabileceğini (6.7), başarısı garanti sayılan HDP’nin de işinin zor olduğunu (8.9) gösteriyor o soruya deneklerin verdiği cevap…

AK Parti seçmeninin partisine sadakatinin sürdüğünü (97.0), partinin erkeklerden (47.3) daha fazla olarak kadınlardan (52.7), her yaş kategorisinden ve gelir düzeyinden neredeyse eşit oy aldığını, seçmenlerin aldığı eğitim yükseldikçe AK Parti’nin gördüğü ilginin azaldığını aynı rapordan öğreniyoruz.

Ne diyor bu rapor bizlere?

Şunu diyor: 24 Haziran günü sandık başına gidildiğinde, bugünkü şartlar devam ettiği takdirde, seçmen kitlesi iktidarın devamından yana oy kullanacak ve yine aynı rapora göre, cumhurbaşkanı seçiminde de oyunu rakipsiz gördüğü Tayyip Erdoğan’a verecek…

Bu durumda her iki seçimin sonucu şimdiden belli demektir.

Öyledir.

Ancak hemen yukarıdaki cümlede bir küçük uyarı yer alıyor; “Bugünkü şartlar devam ettiği takdirde” uyarısı…

Önümüzdeki 65 gün içerisinde siyaseti etkileyebilecek şartlar farklı hale getirilebilirse bu tablo elbette değişebilir de…

Tabloyu ne değiştirebilir?

İktidar partileri (AK Parti ile MHP), ‘baskın seçim’ kararıyla, kendileri dışındaki partilere, şartların değişmeyeceğini düşündürecek çok kısa bir zaman aralığı bıraktılar.

O kadar kısa süre içerisinde seçmenin kararını değiştirmesini getirecek neler yaşanabilir, neler yapılabilinir ki?

Parti liderlerinin, böbürlenmeyi bırakıp düşünmeleri gereken tablo budur.

Ekonomi? En önemli unsur bu, tamam, ama iki ayda dibe vurmasını beklemiyorlar herhalde ekonominin? Herkesin ceplerine giren azaldığı için geçinemez hale geldiğini düşünmeye başlamasını beklemeleri abes. Ya da, iktidar gitse bugünün muhalifleri iktidara gelse, onların ekonomide köklü bir iyileşme yaşatacaklarına dair bir emare görülebiliyor mu?

Dış politikada, sınır-ötesi operasyonlarda, ikili ilişkilerde kötüye gidişin olması halinde bile, bunların seçmene erişmesi hayli vakit alacaktır.

Bugünkü medya düzeni o süreyi kısaltacak da değildir.

Hani, yerel seçim daha önce yapılmış, iktidarın güvendiği büyük kentlerin idaresi yıpranmışlık yüzünden iktidarın elinden çıkmış olsa, genel ve cumhurbaşkanı seçimlerine bu görüntüyle gidilseydi, kazanılacak moral muhalefete biraz umut kapısı aralayabilirdi.

Önümüze ‘24 Haziran’ tarihinin konulmasının bir sebebi de iktidarın yerel seçim sınavını daha sonraya bırakmak düşüncesi değil midir zaten?

Ne yapabilir muhalefet tabloyu değiştirmek için?

Fazla bir seçenek yok. Daha doğrusu benim görebildiğim tek bir seçenek var: Parti kimliklerini geçersiz hale getirecek ve seçmenlerin davranışlarını etkileyebilecek çapta bir görüntü değişikliği ile seçime gitmek…

İYİ Parti ve Saadet Partisi’ni Meclis’te temsil edilebilecek güce kavuşturacak, HDP’nin baraj derdini geride bıraktıracak, CHP için “Ben bu partiye asla oy vermem” diyen (yüzde 28) kesimi bir kez daha düşündürmeye sevkedecek çapta bir değişiklik…

Lafla anlatılabilecek kadar zamanı yok muhalefetin, ancak görüntü değişikliğiyle seçmeni kendine oy vermek konusunda düşündürebilir.

“Nasıl olabilir bu?” sorusunu bana yöneltmeyin, o sorunun cevabı bende yok çünkü.

Araştırma kurumlarının raporlarına bu gözle bakmakta yarar olabilir.

ΩΩΩΩ

70 YORUMLAR

  1. Hadi iyisiniz gene…
    İngilizler; muhalefetin Nifakta bile ittifak etmeyi beceremeyeceklerini anlayınca; aday seçimini onlara bırakmamaya karar vermişler ki;
    İlhan Kesici’yi muhalefetin adayı olarak tayin ettiler…

  2. Sayın Koru’nun dediği gibi; hep aynı yanlışı tekrarlayarak farklı sonuçlar beklemek saçma bişiii…

    Farklı şeyler yapmalı muhalefet…

  3. Solcuyum, yurt dışında yaşıyorum. Seçim günü ülkede olsaydım, oyumu AKP için kullanırdım. AKP’nin bu haliyle ülkenin sağlıklı bir şekilde yol almasının önünde engel haline geldiğini, ülkeyi yönetmekte zorlandığını, demokratik ilkelerden hızla uzaklaştığını düşünüyor olmama rağmen böyle yapardım. Tutarsızlık gibi görünebilir bu, ama değil. CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, HDP. Muhalefet olarak adlandırılagelen bu partilerin hepsi miyadını doldurmuş, Erdoğan karşıtlığı dışında söyledikleri ve söyleyebilecekleri hiçbir şey kalmamış, kendi cemaatlerine hapsolmuş köhne partiler: Anti-demokratik, seçkinci, yoksul yığınlarla hiçbir bağı olmayan, çağdışı bir Kemalizm ve laiklikle yürümeye çalışan CHP, sadece Meral Akşener’e duyulan sempatiyle yol almaya çalışan, hiçbir projesi olmayan, memnuniyetsiz MHP’lilerle artık yok olmaya yüz tutmuş eski kuşak merkez sağcıların bulamacı İyi Parti; geleneksel Erbakan/Selamet Partisi’nin ötesine taşmakta çok zorlanan Saadet Partisi, ve gerçekten bir Türkiye partisi olma becerisini bir türlü gösteremeyen HDP. Geniş halk yığınları da seziyor bu partilerden bir şey çıkmayacağını, memnuniyetsizliği artıyor olsa da AKP’nin arkasında durmaya devam ediyor. Bence, bir dönem daha AKP iktidar olmalı; reformcu ve demokrat kimliğini yitirmiş haliyle bu ülkeyi yönetmekte çok çok zorlanacağını hem halk hem de kendisi görmeli. Ancak bundan sonra AKP’nin bir alternatifini yaratır yığınlar. Ya pragmatik yanı yabana atılamaz olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu milliyetçilik ve hamaset dolu içi boş siyasetle pek yol alamayacağını görerek AKP’yi yeniden fabrika ayarlarına çekmeye çalışır ve bizlere umut aşılar, ya da halk yığınları hiçbir muhalefet partisine yüz vermeden ve onları nihai olarak tasfiye ederek iktidarı AKP’den alır ve onu yeni kurulacak dinamik, demokrat, dindar bir partinin ellerine teslim eder. Yeni bir dönem daha AKP’nin iktidarda kalması bu gerçeklerin gözle görülür şekilde açığa çıkmasını mümkün kılar. Dolayısıyla, rasyonel tercih hala AKP.

    • Yani diyosunuz ki hiç bir şey tam bozulmadan tamir olmaz, her şey tam dibe vursun ondan sonra bu millet akıllanır. Ama ben bir daha insanların seçme hakkı olacağını zannetmiyorum.En kötü muhalefet bile şu anki yönetimden hayırlı olcaktır çünkü ortak akıl gelecektir. Türkiye bir kişinin ağzına bakan 2. 3.sınıf yöneticilerden kurtulup liyakatlı kişilerce ortak akılla yönetilecektir.

      • Düşüncelerinize saygı duyuyor, ama katılmıyorum. “Ortak akıl gelecektir” diyorsunuz, ama muhalif denilen parti ve çevrelerin şu andaki hali tek başına bunlarda ortak akıl olmadığının, kendi küçük dünyalarında yaşadıklarının çok çarpıcı bir göstergesi değil mi? Bizlere, ülkenin 2. 3. sınıf yöneticilerden kurtulup liyakatli kişilerce yönetileceğini söylüyorsunuz. CHP, Saadet Partisi ve İyi Parti’nin liderlerinin ve üst düzey yönetici kadrolarının yaşına bakmanızı öneririm. Hep si yaşlı, onyıllardır siyaset dünyasında ismi geçen, bilinen tipler. Daha kendi partilerinde yenilenmeyi ve liyakati becerememiş kadrolardan ülkeyi yönetme becerisi ve kalitesi beklemek ne kadar doğru?

        “Bir daha insanların seçme hakkı olacağını zannetmiyorum” diye yazıyorsunuz. Hiç kaygınız olmasın: Bu denli cemaatlere bölünmüş, henüz gerçek anlamda toplum olamamış bir ülkede, hiçbir parça (ne AKP, ne sekülerler, ne milliyetçiler, ne de kürtler) diğerleri üzerinde otoriter bir baskı kuramaz, kurmaya yeltnemez bile. Kadı ki, AKP’nin seçimler dışında başka yolları deneyerek iktidarda kalma gibi bir derdi olacağına inanmıyorum. İktidarı daha da zayıflamaya başladığında sayın Erdoğan’a hızla sırtını dönecek, trene sonradan atlayıp sağduyulu-demokrat dindarların elinden partiyi çalan çok çıkarcı insan var. Seçmenin memnuniyetsizliği arttığında Erdoğan’ı ilkin en yakınındakiler terk edecek ve AKP zaten kendi içinde çözülüp iktidarını yitirecek.

        • 16 yıl sonra farklı sonuç beklemek aziz nesinin ne kadar haklı olduğunu hatırlatır..aptalar la aynı havayı solu mak en büyük işkencedir…

  4. Herkes lidere odaklanıyor, lider tabi ki önemli, nüveyi teşkil eder lakin ekip de o nüvenin ağaç olmasının olmazsa olmazı uygun toprak, su, ısı ışık vb çevresel faktörleridir. Hem başkan hem ekip ikiside aynı oranda ehemmiyetli. Parlementer sistem kuruluşundan bugüne ülkeye ne kadar mesafe katettirmiştir bunu iyi değerlendirmek lazım. Milletin ve ülkenin menfaatlerini şahsi ve parti menfaatlerinin üstünde tutanlar kim ya da kimlerdir bunu irdelemek lazım.

    • Konu biyolojik tarimin sorunlari olsaydi kolay dostum, memleketin iklimi musait. Ama siyasi liderlik deyince oldukca corak bir arazimiz var. O yuzden devlet baskanimizin kiymetini bilelim!

  5. Son günlerde fehmikoru.com sitesi, tartışma platformu olma özelliğine bürünmeye başladı. Bu çok çok olumlu bir gelişme. Umarım bu durum devam eder. Çünkü bu ülkedeki en büyük eksiklik, bu tür bir tartışma ortamı olmaması. Tartışma ile, hem yeni bilgiler ediniyor hem de düşüncelerimizdeki boşlukları görerek daha doğru düşünmeyi öğrenebiliyoruz.
    “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” diye bir deyim var. Bu deyim bilginin önemini anlatır. Oysa işin aslı, esas önemli olan düşünmeyi bilmektir. Bilginin zannedildiğinden daha az önemli olmasının birkaç nedeni vardır: 1: herşeyden önce, Bir konu hakkında herşeyi bilemeyiz. bu nedenle sadece bildiklerimize güvenerek kesin sonuçlara varmaya çalışırsak hata yaparız. 2: Bir konu hakkındaki bilinen verilerden hepsini değil, aslında bir bölümünü baz alarak düşünürüz. bu da bilginin çok güvenilmezliğinin bir başka nedenidir. 3: Bilgi olarak aldığımız verilerin doğruluğu ve/veya doğruluk oranıdır. Örnek vermek gerekirse, doktorlar (ya da genel olarak modern tıp), diyabetin iyileştirilemeyeceğini söylüyor. Çok az doktor bunun tersini iddia ediyor ve nitekim bazı diyabet hastalıkları iyileştirilebiliyor. Bu örnekte de görülebileceği gibi, doğru bildiğimiz bilgilerin yanlış olma ihtimali vardır. 4: Ayrıca buna bilginin zaman içindeki dönüşümünü de ilave etmek gerekir. Herhangi bir konudaki bilgilerimiz, öğrendiğimiz an doğru olsa bile, değerlendirme ile bir karar aldığımız dönemde doğruluğunun önemi azalmış veya tamamen kaybolmuş olabilir (not: bu nedenle de önkabullerin sürekli tartışılması ve doğruluğunun kontrol edilmesi gerekiyor. çünkü sonraki düşüncelerimizi önkabuller üzerine inşa ediyoruz.)
    Düşünmeyi öğrenmiş bir kişi, bilgilerinin eksikliğini bilerek, karar alırken veya sonuca varırken, eldeki bilgilerin yeterli olup olmadığını daha doğru değerlendirir, değişebileceğinin bilincinde olur. düşünürken buna göre düşünür.
    Düşünmeyi bilen birisi, eldeki verilerden hangi bilgilerin değerlendirme yaparken ve/veya karar alırken, ne ölçüde ağırlığı olacağını, hangilerinin daha önemli olduğunu, hangilerinin daha önemsiz olduğunu ayırmakta daha doğru davranır.
    Düşünmeyi bilen birisi, bilgi olarak ortaya çıkan verilerin doğruluğunu ve/veya doğruluk oranını daha doğru değerlendirir. Mesela internette herhangi bir konuda araştırma yaptığınızda konuyla ilgili pekçok şey bulursunuz. bazen bulunanlar birbirini dışlayan şeyler bile olabilir. bunlar içinde hangi verilerin daha doğru olduğunu tespitin daha iyi yapılabilmesi düşünmeyi bilmekle mümkündür.
    Düşünmeyi bilen birisi, bilgilerin dönüşebileceğini, bilgisinin var olan zamanda önemini kaybedebileceğini bilir, imkanı varsa, yeni durumu öğrenmeye çalışır vs.
    Ve son olarak: Bütün bilgiler doğru olsa bile, bunlar arasındaki doğru ilişkileri kurabilmek ve doğru çıkarımlar yapabilmek düşünmeyi bilmekle mümkündür.
    Bu nedenle düşünmeyi bilmek, bilgiden çok daha önemlidir. ve düşünmeyi bilenlerin çok olduğu toplumlar, düşünmeyi bilmeyenlerin çoğunlukta olduğu toplumlara göre daha ileri olurlar. Düşünmeyi bilen bir doktor, daha doğru teşhis kor, daha doğru tedavi uygular. düşünmeyi bilen bir araştırmacı, araştırmalarında neler yapması gerektiğini daha doğru değerlendirir ve araştırma sonuçlarını daha doğru analiz eder. Düşünmeyi bilen bir endüstri mühendisi, yapacağı düzenleme ile, daha fazla tasarrufa neden olur, daha az girdi ile daha fazla ürün elde edilmesini sağlar. Bu örnekleri uzatabiliriz.
    Düşünmeyi öğrenmemize katkı yapacak tartışma ortamı oluşturduğu için fehmi beye teşekkür ederim. ülkeye daha büyük hizmet veremezdi diye düşünüyorum.
    konuyla bağlantısına gelince: düşünmeyi bilenlerin çok olduğu ülkenin yönetimi ile düşünmeyi bilmeyenlerin çoğunlukta ülkenin yönetimi aynı değildir. kişiler aynı olsa bile…

    • Akil kelimesi arapcada ayni zamanda devenin iki ayagini birbirine baglayan kostek anlamina da gelir:) surekli okuyun demekten kastim hemen bi kosu gidip kisisel gelisim kitaplari alip onlari okuyun demiyorum: mesela tarih okuyalim…

      • H.Gayret! Yüz kelimesinin de pekçok anlamı var. mesela suda yüzmekten emir: “yüz”, sonra birşeyin derisini ya da dışını çıkarmak için kullanılan emir “yüz”, sonra bir sayıdır “yüz” sayısı, sonra herhangi bir nesnenin ön cephesidir. sonra canlılarda kafanın ön kısmıdır. Köken olarak belki de aynı kelimeden türemiştir. bunu bilmiyorum. bildiğim birşey varsa o da aynı kelimenin farklı anlamlarının birbiri ile hiçbir mantıksal bağlantısının olmayabileceğidir (kuşkusuz mantıksal bağlantısı olma ihtimali de vardır). Mesela yazı olarak yüz ile suda yüzme emri olan “yüz”ün mantıksal bir bağlantısı yok. Tıpkı benim yazımla senin cevabıyın bağlantısının olmaması gibi. Tabi burda mantıssal bağlantıdan bahsediyorum. yoksa sen cevabını benim yorumumun altına yazmışın. bu nedenle cevap benim yazıma gibi görünüyor.
        Bilgiler arasında doğru bağı kurabilmen, mantıksal sonuçlara varabilmen için okumaktan daha ziyade okuduğunu anlaman, özümsemen ve yorumlaman gerekir. bunun için de düşünmen, düşünmeyi de bilmen gerekir. Bu nedenle, yukardaki yazım da tam senlik.

    • Siyasi tartışma platformunda yorumların onayında net açık kriterler olması lazım. Burdaki filtrasyon ve seviye de memleketteki seviyeden yukarda değil, herkes kendi düşüncesini baskın kılmaya çalışıyor ve bunun için de meşru gayrımeşru sınıflaması yapılmıyor, bu bağlamda muhalif etkili görüşlerin yönetici onayı esnasında sansürlendiğini düşünüyorum. Tabii bu memleketimiz deki rutin davranışlar açısından doğal bir durum, herhangi bir anormallik yok. Hatta böyle imaj olmadığı kanaati hasıl olsun diye bu yorumumun yayınlanma olasılığı yüksek. Önemli olan nasıl göründüğümüz öz önemli değil yani.

      • Alper bey iyi akşamlar. Bir konuda görüşünüze katılmadığımı belirtmek zorunda hissettim kendimi. Fehmi beyi Zaman gazetesindeki yazılarından beri hangi gazeteye geçerse geçsin takip eden bir okuyucusuyum. Birkaç sene öncesine kadar da yazdığı görüş ve yorumların neredeyse tamamına mutabık kalıyordum. Ancak daha sonra malum olaylardan sonra görüşlerinde katılmadığım hususlar çok arttı, bazı yönlendirmelere girdiğini hissettim, zekice tavırlarla bazı şeyleri biraz eğip büktüğünü düşündüm. Ama yine de takibi bırakmadım ve bir müddettir karşı olduğum fikirlerine de sıkça yorum yazmaya başladım. Baştan beri yazdığım hiçbir yorumun sansürlendiği ya da yayınlanmadığı olmadı. Bazen sanırım editör kontrolu gecikiyor veya yayınlamakta tereddüt edip Fehmi beye danışıyor, sebebini bilemiyorum ama biraz gecikse bile yorum yayınlanıyor. Bu sitede yorumlar sansürleniyor denirse Fehmi beye büyük haksızlık yapıldığını düşünürüm. Ben size yorum sansürü ile ilgili bazı gerçekler açıklayayım. Ben çok uzun zamandır fırsat buldukça bu şekilde yorum ve yazı yazıyorum. Hatta Eyüp Can zamanında Radikal gazetesinin Onpunto.com adında bir blog sitesi vardı. Her görüşten kişilerin fikir tartıştığı, demokrasi seviyesi çok yüksek bir platform haline gelmişti. Orada bir yazım ikinci olmuş ve bilgisayar kazanmıştım. Ama Doğan grubu bu kadar demokrasiye dayanamadı ve site kapatıldı, tüm yazılar da kökünden, iz bırakmadan silindi. Aynı şekilde Doğan grubunun şimdi satılan Hürriyet vb bütün gazetelerinde de yıllar önce üye olup yazarlarına yorumlar yazdım ama yine fazla demokrasiye dayanamadılar ve beni tümden yasakladılar. Uzun zamandır yazdığım en güzel yorum bile hiç yayınlanmadı. Beni buradan takip edenler bilirler ki üslubumu düzgün tutmaya, kişisel eleştiri yapmamaya dikkat ederim. Doğan grubunun yayınladıkları yorumlarda kendilerine neredeyse küfür edenlere bile izin verildiğini görebilirsiniz ama düzgün yapılan haklı ve etkili eleştirileri maalesef yayınlamazlar. Ama ortalıktaki algı çok başkadır ve onlar demokrasi havarisi başkaları diktatördür. Uzatmayım bana göre bu sitede herhangi bir filtrasyon uygulanmıyor, merak etmeyin bence.

        • Necip bey, bende Fehmi koruyu gazete yazarlıklarından beri takip ederim, eleştirirken doğru bulduğu çözümüde dile getiren yapıcı, cesur, uç durumlarda bile tavırlarını optimize edebilen, soruna odaklanıp detaylarıyla ilgili fikirlerini paylaştıktan sonra bütünün içindeki yerine işaret edebilen, geniş bir paradigmaya sahip nadir kıymetli yazarlarımızdandır kendisi, yazılarını genelde gün ışımadan veya erken sabah vakitlerinde yayınlaması ayrı bir takdir konusudur. Lakin nadirende olsa sanırım egosunun anlık ısrarına karşı koyamıyor, ufak bir sataşma olduğunda dahi cevap yetiştiriyor, üstelik yazının % 60-70 i cevaba gidiyor, bizde diyoruz gitti bugünkü yazı, halbuki üç beş satırla geçiştirilecek bir olay, o öyle demiş bu böyle demiş. mızrak çuvala girmez demiş atalarımız ama bugün mızrağa göre çuval imal ediyor mızrağı çuvala sokmak istiyenler. şimdi 2. ligdeki bir takım beşiktaşa laf atsa, beşiktaşta bir refleks olur mu olmaz. Yorumlar konusunda kişisel tecrubemle sabittir ki yorumlarım yayınlanmayınca yorum yazmayı bıraktım. Bu iki gündür yazıyorum ama kalıcı değilim.

      • Buldukca bunuyorumuz mu ne? Muhalefetin seviyesizligini pecelemek icin gunahi da sayfa editorune attin ya bravo sana! Begenmiyorsan daha iyi bir platformu sen ac da orda kapisalim. Boylece benim yorumlarim da sansurden kurtulmus olur.

  6. Meselenin secimlerden de ote ciddi bir dini istismar ve ahlaki erozyon problemi icinde oldugumuz ve bu durumun,istikbalimiz acisindan,kimin secileceginden cok daha ciddi bir tehlike olusturdugu ortadadir.
    Bu sebeple faydali bir bakis acisi sunacagi dusuncesi ile Veysi beyin “Baskın Seçime, Peygamber Kılıfı Giydirmek” baslikli yazisi ile su yazilari da oneririm;

    http://www.serbestiyet.com/yazarlar/a.erkan–koca/muslumanlik-slamcilik-catismasi-846207

    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/9196/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Erken-secim-baskin-secim-panik-secimi-Secim

    • Sayın Erhan…
      İslamcılık adına %0,6 lık bir tabanla; CHP ve HDP ABD AB gibi; İslam düşmanlığının tescilli bayraktarlarının kuyruğuna takılmanın faziletlerini anlatan yazıların ve hatta fetvaların (mesela suud kraliyet müftülerinin ki) da linklerini verin ki biz de; sizin erdirildiğiniz o bol $$$$$$$$ lı hidayete erelim…

  7. İktidarin ve ozellikle Erdoganin butun is ve kararlarinda oldugu gibi bu baskin secim meselesinde de aldatma ve hile yapma yontemini benimsemesinden dolayi ahlaki mesruiyetini kaybettigini dusunuyorum.İslam referansi ile aldatma,hile ve ahlak disi kararlar ve icraatlar sadece istismar ile aciklanabilecek bir durum.Sonra da,vay efendim toplumda ahlaki niye cokuntu var,gencler neden dinden uzaklasiyor diye konusup duralim.

  8. İktidarin ve ozellikle Erdoganin butun is ve kararlarinda oldugu gibi bu baskin secim meselesinde de aldatma ve hile yapma yontemini benimsemesinden dolayi ahlaki mesruiyetini kaybettigini dusunuyorum. İslam referansi ile aldatma, hile ve ahlak disi kararlar ve icraatlar açıklanamaz.

  9. Bugün Fatih Altaylı yazmış. CHP’nin adayı Meral Akşener, diye. Ben de bu görüşe katılıyorum. FETÖ’nün izleri her iki partide de var. Etkinler. (AK Parti’de yok demiyorum.) Başkanlık Sistemi iyidir diyen egemen güçler de Erdoğan’dan sonra sözlerinden dışarı çıkmayacaklarını bildiği bir kişinin güçlü yetkilerle Türkiye’nin başında bulunmasını istemektedirler. Saadet Partisinin bu oyuna düşmemesi gerekmektedir. Ortak aday Abdullah Gül olursa, bu ayrı bir değerlendirme konusudur.

    • Haklısınız dediğiniz o izler belki her iki parti de de vardır!( buna pek ihtimal vermiyorum) fakat akp de izleri değil kendileri var.buna ne dersiniz? bankanın yanindan geçenler bebekleri ile beraber hapisde iken açılış yapanlar ve okullarında okuyanlar Devletín Tepesindeler!
      ve şu an kurtuluş savaşı çığlklari atiyorlar.

  10. Anketlerin büyük bir kısmı iktidarın %50 yi geçebileceğini söylerken konuştuğunuz iki kişiden biri akp ye oy verirken ve sandıktan her seferinde en yakın rakibine 2 kat fark atarak çıkmışken özellikle ana muhalefet ne diyor
    Oylarımızı çaldılar
    Suriyelilere oy kullandırıyorlar
    Ölüleri diriltiyor oy kullandırıyorlar
    Zeka bu.
    16 yıl bir parti iktidarda kalıyorsa pek çok iç ve dış soruna ve yıpranmışlığa rağmen ve hala halkın %50 den fazlasının oyunu alma potansiyelinden söz edilebiliyorsa hatta kesin gözüyle bakılıyorsa bu başarının arkasında devasa bir muhalefet başarısızlığı var demektir. Girdiği her seçimi kaybetmiş adamı tekrar seçip bunu demokrasi diye yutturmaya çalışırsanız oylar çalındı diye bağırırsınız. Hiçbir kapıyı çalmaz kimseyi dinlemez elitistim de elitistim diye tutturursanız Suriyelilere oy kullandırıyorlar demek zorunda kalırsınız. Hiçbir projeniz yoksa olanı da anlatamıyorsanız Ölüleri diriltiyorlar bari seçimleri boykot edelim der zavallı konuma düşersiniz.
    Ana muhalefet hala aday belirlemiş değil. Oysa ülkenin yarısı erken seçimi konuşurken diğer yarısı yazıyordu. Genel başkanları seçim çağrısı yapıyordu hodri meydan gelsene gelsene diyordu… ben bile yorumlarımda kaç kez geç kalıyorlar diye yazdım. Adayları Yıpranmasınmış, Bu gidişle bırak yıpratmayı iki çift laf etmeden seçim olacak. Ve iktidarı derdini anlatacak zaman vermemekle suçlayacaklar. Zaman olsa %60 alırdık ve seçimi bu şartlar altında harika geçirdik diyecekler.
    Elektrikler kesilmeseydi bütün öğrenciler 100 alacaktı değil mi???

    Muhalefettekilerin yapageldikleri ve yapabildikleri tek şey kötülemek eleştirmek ve küfretmek. O olmamış bu olmamış hiçbir şey olmamış demek o yok bu yok hiç bir şey yok diyerek hayıflanmak. Ama daha iyi yönetilmeyi ummak. Oysa evrensel yasalar vardır. Hak ettiğin şekilde yönetilirsin. Bu kadar. Bu günkü Fehmi beyin yazısı pek çok zamanlar içindeki en iyi en akılcı mantıklı yazısı. Çünkü Bir çözüm öneriyor. Değiştiğin takdirde değiştirme yeteneği kazanabilirsiniz diyor. Bu partiler kadar kişilere de söylenmiş bir söz. Bizi yönetenler içimizden çıkıyorlar ve içimiz değişmediği sürece onlar da değişmeyecek. Koltuğunda oturup herşeyi kötülediğin sürece seni kötüleyenler tarafından yönetileceksin. Bu chp için de böyle bizim için de böyle…anlayana kadar böyle…

    • Duzeltme: seni kotuleyenler tarafindan degil senin kotulediklerin tarafindan yonetileceksin. Balik sirti ifadelerde bazen boyle gariplikler oluyor iste, belagatin sehveti yani:) karnindan konusmak yerine dogrudan yazsak da olur…

  11. seçimler zamanında yapılacak diyeceksin sonra bir sebep yokken sözünden döneceksin. Hadi biz buna alıştık da, yeni nesli sözünde durmamanın normal bir şey olduğuna misal olmak ne kadar vahim .
    iktidarı tanıdık da muhalefetin neyi nasıl yapacağını hala bekliyoruz, henüz ellerinde bir şey yok. Akla, duygulara ve tecrübeye dayalı bir programla çıkmayan muhalefet iktidardan daha tehlikeli demektir.

    • Seçimin bittiği gün yeni seçim çalışmasını başlatmamış her siyasi parti için , alınan erken seçim kararı baskın sayılır. Siyaset ağustos böceklerine uygun değildir. Mete Yarar bugün tivitinde bir arkadaşının böyle söylediğini yazmış. Siz erken seçimi birinin sözünden dönmesi olarak yorumluyorsunuz, ben ise birilerinin er meydanına gel, hodri meydan çağrılarına toptan cevap verme olarak görüyorum. Bizim önümüze de iç ve dış istihbarat raporları gelseydi, dünyanın ekonomik, siyasi gidişatı konusunda tüm gelişmelerden bilgi sahibi olsaydık, ülkemize yönelik iç ve dış tehditleri devletin yetkililerinden ayrıntılarıyla öğrenseydik, seçimlerin erkene alınmasının haklı bir sebebi olup olmadığını kendimiz değerlendirebilirdik. Bu imkanımız olmadığına göre olaylar ve sebepleri hakkında konuşan, söyleyen ve yazan birilerine inanıp güvenmek ve ona göre değerlendirme yapmak zorundayız. Herkes de kendi fikrine göre doğruyu yapacağına inanıp güvendiğine oy verecek imkana sahip bu ülkede. Bu da normal bir durumda olduğumuzu gösterir. Vahim bir şey yok.

  12. Çare Abdullah Gül’ün aday gösterilmesi diye bağlayacağınızı düşünmüştüm makaleyi beni yanılttınız.Sp nin oyunu küsürat olduğu için mi yazmadınız?

  13. Kırk tekir kedi bir arslan etmez. Bu lafı bugün bir köşe yazarının yazı başlığında gördüm ve hoşuma gitti. Bugünkü durumumuzu ve özellikle muhalefetin durumunu çok güzel özetliyor. Herkesin her kesimin çok sevdiği bir tekir kedisi var ama maalesef toplamı bir arslan etmiyor. Acı gerçek bu. Fehmi bey yazısında erken seçim için ittifakın gerekçesinin ne kadar doğru olduğunu da tespit etmiş, ben de katılıyorum. Ekonomi manipüle edilebilen bir ortama sahiptir ve 2019 da yapılacak seçim için döviz üzerinden manipülasyonlar da başlamıştı bile. Seçimin öne alınması bu manipülasyonları neredeyse anında sona erdirdi. Çünkü manipülasyon yapmak da bir masraf gerektiriyor ve bu kadar kısa sürede sonuç alınamayacaksa akıllı olan boşa masraf etmez. Fehmi beyin bir doğru tespiti de ekonomi zora girse de muhalefetin ekonomiyi düzeltebilecek seviyede olmadığı, vatandaşın sadece bu sebeple muhalefete oy vermeyeceğidir. Bana göre erken seçim istenmesinin asıl sebebi seçim sonucunu etkilemek amacıyla ülkemize dışarıdan gelebilecek etkiler için onlara süre vermemekti. Örneğin Yunanistan ile bir problem oluşturulması, akdenizde Yunanistan, Fransa veya Abd ile bir sürtüşme, S400 ler dolayısıyla bir yaptırım, Suriyede Fransa veya Abd ile bir sertleşme, bir Arap ülkesiyle itişme ve benzeri planlar için artık önlerinde bir süre kalmadığı için bu senaryolar masadan büyük ölçüde kalkmıştır. En son ihtimal olarak, içeride bir karşıt muhalefet cephesi yaratıp çok müthiş bir aday çıkartarak, Fehmi beyin bahsettiği şekilde bir mucize umudu kalmıştır. Ancak uluslararası güçler akıllıdırlar, olmayacak duaya amin demez, işlerini şansa bırakmazlar. Artık Erdoğandan kurtulamayacaklarını anlama noktasına gelmiş durumdalar ve eminim onunla beraber çalışma alternatiflerini çoktan oluşturmuş, girişimlerine başlamışlardır. Başarısına ortak ve yardımcı olma fırsatlarını da yaratacaklardır. Kılıçdaroğlu dün haziran ayının güzelliğinden, çiçeklerden, böceklerden, evde huzurla oturmaktan bahseden bir erken seçim değerlendirmesi yaptı. O bile sonucu kabullenmiş emekliliğine hazırlanıyor. Zaten emekli olmuş birilerinden rahatını huzurunu bozmasını kimse istemesin. Hoşuma giden şu sözü bir daha tekrarlayıp yazıyı bitireyim.Kırk tekir kedi bir arslan etmez.

    • “Kırk tekir kedi bir arslan etmez” lafı hoşunaa gider tabii, ama o iş aslan ve kedilerin nasıl tarif edildiğine bağlı….

      Kedi familyasında öyleleri vardır ki, mesela puma, aslanlar boy ölçüşemez, hantal kalır; hele hele aslan yaşlanmışsa, miyadını doldurmak üzere ise…. Elbet öyle pumalar da ortaya çıkacak!

  14. Kur’an düzeninde bazı kurallar vardır. Bunlar doğanın da kurallarıdır.
    1- Bir şeyin bulunduğu halde kalması asıldır. Buna usulde istishab denir. Değişmesi için sebep aranır. Olduğu halde kalma kendiliğinden olur. AK Parti’yi değiştirecek bir sebebin olması gerekir. Ondan daha iyisini veya yenisini yapacak birisinin olması gerekir.
    2- İktidarı indirmek için onun kötü olması yeterli değildir çünkü yönetimin olmaması kadar kötü yönetim yoktur. En kötü yiyecek hiç yememekten iyidir. O halde iktidara talip olanlar iktidarı indirmek için değil kendileri iktidar olmak için talip olmalıdırlar. Bugün böyle bir durum söz konusu değildir.
    3-Halkın iktidarı değiştirmek için ilkelere değil ilkelerin nasıl gerçekleştirileceğini ortaya koymaya ihtiyacı vardır. Türkiye’de iktidarlar hep silah dayatması veya Sermaye desteği ile iktidar oldular. Sadece Milli Görüş Adil Düzen programı ile iktidar oldu. Bunların nesi var ki.
    4- Türk Milleti İslamiyet’i silah zoru ile değil isteyerek kabul etti ve ondan daha iyisi gelmeden bırakmaz. Bugün İslamiyet’e en çok sahip çıkan ise AK Parti’dir.

    • AKP İslamiyete sahip mi çíkıyor?
      Yoksa İslamiyeti kullanarak koltuklarını mı sağlamlaştırıyor.
      Hiçbir dönemde doğumhanelerin önünde doğum yapan kadınlari doğumdan sonra tutuklamak için polis beklememiştı.
      Hapishanelerin bebekler ve kadınlarla dolu olmasından dolayı mı islama sahip çíkıyor?
      Yoksa İslama sahip çıkmak demek, yalanlar ve iftıralarla milleti aldatmasí mı?
      Şimdiye kadar gelmiş geçmiş Hükúmetlerin hiç birisi AKP kadar islama zarar vermemiştır.

      • Fetocu evlilik kataloglarindan peydahlanmis haramzadelerin genotip haritasi derha tespit edilmelidir! Musluman ayni delikten ikinci kere isirilamaz!

        • h gayret sizin benim yorumlarıma laf olsu torba dolsun yazílarınızı hiç okumazdım. ilk defa bunu okudum ve size hak veriyorum!
          Yukardaki yazdíklarınızı tesbit etmek için hastanelerin kapısında boşu boşuna beklemeğe gerek yok. İşin kolayı varken o kadar zahmete gerek varmi? Bence hiç gerek yok eminim sizcedr öyledır.
          Buna saray velahiyetlerinden başlamanızı öneriyorum.
          Hatta Sarayín Tahtında oturandan başlasanız daha iyi olur çünkü en barız görünen orada yaşiyanlar Aldatanla Sarayi rezidentleri.
          Hasret şarkıları halen dsha kilaklarda yankilaniyor.
          Yoksa sizdr onlar gibi takiyemo yapıyorsunuz da benimi haberim yok?

    • Sn Hocam; DiNe sahip çıkma konusu “ezbere” olursa sonuç ta çelişkili amellerle bugünkü gibi olur. İlkelerden ne kadar haberleri kaldı ki ilkelerin nasıl gerçekleştirileceğini ortaya koyabilsinler. Başlangıçta belki dediğiniz gibiydi, pozitif şeyler çoktu. Ancak, eksiler artıları yiye bitire ortaya çıkan malzeme “aynı topun kumaşı”. Dileyelim ki eleştiriler, özeleştiriyi zorlar kafaları zonklar ki akılları başa gelir. Atılan nutuklardan böyle ümit işaretleri görülmüyor. Haksız mıyım hocam?….

        • DiN sahibinin Allah olduğunu Kuran’dan aktarmayla bir degil birkac defa aktardığimda sen buralarda yoktun veya kontratını imzalamadiğin/menfaat temini için anlaşamadığın için henuz yorum yazamıyordun. İlk once, O’nun adıni kullanırken hic degilse saygin oldugunu sembolik olarak ta olsa göster, büyük harfle başla. Sahibinin Allah oldugu dosdoğru DiN’i amel olarak yaşarsan, siyaset yaparken de 2*2= 4 dersen, yani yolsuzluklara/rüşvete karışmazsan, hısim akrabalarini torpille makam sahibi yapmazsan, kul hakkına girmezsen, nutuklarinda yalana kaçmazsan,… bütün bunlar aynı zamanda DiN’e sahip çıkmak oluyor. Şimdi anladın mı DiN’e sahip çıkmak neymiş?

          Orada burada sorguladıgın diger konular için şuraya da bi göz atsan iyi olur.
          H.K. 15 Nisan 2018 at 19:56 http://fehmikoru.com/gece-suriyeye-fuzeler-yagdi-irakta-yasananlar-yine-tekerrur-ediyor/

          • 👍 Sayin H.K “ANLAYANA’ sivri sinek saz “ANLAMAYANA” davul zurna az.
            aslında bunlara “HELAL” para kazananlardan,( yanlış anlaşılmasın) gúncelledikleri dinde küfür, iftíta, hırsızlık ve rúşvete fetva verildiği için.
            bize gõre haram fakat onlara göre helaldir
            Her yorumcuya laf yetiştireceğim diye bazen eline verilmiş hazır yazıları dahi karıştıracak kadar da zekalı birisi.

          • Vavv Nurdan hanımdan yine bir aferim almışız! Bu arada ilave edeyim, çürük elmalardan dem vuruyorum. AKP içersinde tabii ki iyi insanlar var, her partide oldugu gibi. Daha önce de bir teklifim olmuştu:

            Bütün partilerdeki iyiler/iyilikler öne çıksın ve partiler-üstü bir iletişim platformu oluştursun. Bu kişiler Allah rızasına/iyiliğe abone olsun, parti başkanlarına/cumhurbaşkanına değil. Sivil toplum temsilcileri de buna iştirak etsinler. Muhtarlar toplantısı orjinal bir fikir, tek yönlü olmasına ragmen o da devam edebilir. Ancak önerdiğim iyi-niyet platformu daha üst-seviyede iletişim köprüleri oluşturmuş olur. Böylece gerginlikler ve luzumsuz gürültü pisliğine karşı güzel bir tampon oluşturulmuş olur. İşbirliği artar, boş laga-luga çekişmelerinden ziyade eforlar “İŞ” e odaklanır. Fena mı olur!?

          • İyilerin içinde siyasi partiler olunca, partiüstü bile olsa, kişisel çıkarlar, menfaat temini, adam kayırma bu kavramların fiilayata dökülmüş şekillerini o topluluktan izole etmenin yöntemi var ise bugünki gruplara da pekala uygulanabilir. Lakin kişisel kanaatim o dur ki her geçen zaman daha da kötüye gidiyoruz, en iyimser ve nezaketli ifadem; bu milletin iflah olması çok zor artık…iyi görünmek önemli, iyi olmak değil.

          • Alper, Tunga öldü mü,
            Moralin bozuldu mu ?
            Ben kötümser değilim
            Ümitlerin soldu mu ?

            Ben ümitsiz olamam,
            Böyle öğretti babam!
            Sana da tavsiyem bu
            Başka çare bulamam!
            *****

    • sayın KARAGÜLLE akp İslamiyete sahip çıkıyor diyorsunuz ya çok gülesim geldi nasıl bir din anlayışınız var anlamadım şimdi ramazanda seçim propagandası yapılacak her zaman olduğundan fazla dini istismar yapan belediyeler bir oy fazla almak için iftar yemeği verecekler oraya gidip orucu açmak caiz midir sizce ? “yolsuzluk hırsızlık değildir“ diyen sizin gibi çoğunluğun kabul ettiği bir islami alim ve onun savunucuları olanlar mı İslamiyete sahip çıkıyor?
      Yazacak çok şey varda olmuyor yazılmıyor.
      sayın hocam özelden de olabilir cevap yazarsanız sevinirim.

  15. Umutsuzluk yaymak istemem ancak durum epey vahim.
    Bağımsız adayların nasıl aday olacakları bile herhangi bir yasa ve yönetmelikle tarif edilmiş değil. Zaman o kadar kısa ki aklı karışık seçmenin karar vermesini olumsuz etkileyecek birçok husus var. İşin doğrusu bağımsız adaylığını açıklamış Levent Gültekin’in mealen söylediği “siyasilerin ülkenin ne kadar kötü olduğundan haberleri yok” uyarısına katılamamak elde değil.
    Vatandaş olarak muhalefetten beklentimiz çırpınırcasına 64 gün boyunca geceli gündüzlü çalışmaları ve bu dağınıklık görüntüsünün bir an önce tek ses haline gelmesini sağlamaktır.
    Son umudumuz olan bu seçime pikniğe gider gibi gidilmemeli demokrasinin gereği bütün kartlar oynanmalıdır. Gelecek kuşaklar için elimizden geleni yapmalıyız. Aksi halde bir daha ki sandığa kadar “atı alan Üsküdar’ı ” geçecektir.
    Not: Sayın Abdullah Gül’ün aday olup olmayacağı hakkında yorumculardan malumu olan varsa, bizi bilgilendirsin lütfen.

    • Elde ne kaset kaldi ne tape, butun kartlar kullanildi daha onceden! Biliyorsunuz film ve montaj ekibi bi suredir firarda:) Milletin de gonlune girmekten baska yol kalmis midir bilmem?

  16. Diyalektik ne diyor:
    1- Nicelik sayımsal özellik taşır; sayımlıdır.
    2- Niceliğin “rüştü”, niceliği oluşturan etkilerden, bağlardan birikimden bağımsızlaşması, ayrılması büyük koşullara doğumudur.
    3- Nicelikler ardıl olarak zincir halkaları gibi beraberlik, uyum, öngörülebilirlik taşır.
    4- Nicelik zincirinin her bir halkası, niteliğe dönüşme aşamasında “kelebek etkisi” ne açıktır.
    5- Nicelik, alt niceliklerin(bireysel) ; nitelik, kendini oluşturan niceliklerin(grupsal) adasıdır.
    6- Var olan halkaların devam ederek zinciri uzatması, halkaları oluşturan koşulların “aynıyla” sürmesine bağlıdır.
    7- Aynılık, yaşama aykırıdır; benzerlik yanıltıcıdır.
    8- Öngörüler koşullar için değil zincirin halkalarından beslenir.
    9- Koşulların ortaya çıkan kısmı halkalarda görülür.
    10- Koşulların ortaya çıkmayan, görülmeyen kısmı “kelebek etkileri” biriktirir.
    11- Zamanlama, niteliği öngörür, niteliği işlevsel kılan koşulları öngörmez.
    12- Niteliğin koşulları, niceliğin koşullarından bağımsızdır. Evrimselliği öngörülmez.
    13- Takdir, tüm koşulların akış, birikim, taşıp toplanma yatağıdır.

    • Fazla teorik olmaktan ziyade bunlari daha pratik ve çoğunluğun anlayacağı şekilde ve de gündeme göre örneklendirerek anlatirsaniz daha iyi olur… sanıYORUM.

    • Bir de osym sorulari gibi maddelerle yazmayi birakabilirse yazdiklarina dair degilse de kullandigi dile dair bazi onerilerim olacak kendisine:) sen de bi onceki yaziya ekledigin yoruma bakarsan cevabini alirsin…

  17. Muhalefet böyle beceriksiz olduğu sürece hiç bir şey değişmez. Muhalefet partilerinin başında yenilmeye doymayan pehlivanlar var. Onların tek başarısı parti koltuklarını ilelebet korumak. Gerisi sanal bir oyun. Buna siyaset yada demokrasi demek de boş iş. Bu millete demokrasi fazla zaten. İki gömlek fazla.

    Kaldı ki gerçek bir demokraside kimin seçildiği önemli değil. Almanya’ya bakın birbirine benzemez partiler koalisyonu yönetiyor yıllardır. Seçim yaptılar 3 ay hükümet kuramadılar. Ama herşey tıkır tıkır işledi. Bizde ise saçma bir sandık demokrasisi var. Sistem yok, hukuk yok, adalet yok, denetim yok, milli irade yok. Seçilenin iradesi ile koyun gibi yönetilmek var, katılımcı bir demokrasi asla yok. Bunu konuşan da yok. Sidik yarışı var sadece.

    • Secilenin degil de secilmeyen atanmisin iradesiyle mi yasayalim yani? Gercekten de bu tip bi demokrasi 2 degil 4 gomlek bile fazla gelir bize! Avrupayi bilmeden konusuyorsun, devlet onunde bireyin sinek kadar degeri yok oralarda, bilenlere bi sor…

      • Burada okuduğum en aptalca yorum bilen biri olarak söylüyorum. Ama paralı trollük böyle birşey herhalde. Avrupa bir vatandaşını (Deniz Yücel) Söke söke aldı Türkiye Avrudaki milyonlarca vatandaşını riske attı kimin vatandaşı değerliymiş gördük. Türkiye’nin en değerli vatandaşı, uğruna bir günde iki defa nota verdiğimiz Reza Sarraf neden acaba ?

          • Her yere laf yetiştireceğine adam gibi bir cevap ver. Reza Sarraf için nota veren devletliler mesala Hakan Atilla için birşey yapmıyorlar. Milyon Dolarları rüşvet olarak kim verdi kimler aldı alanlar neden sorgulanmıyor, sorgulanırlarsa kimlerle paylaştıklarını söylemelerindenmi korkuluyor.Ama sen sorulara cevap vermek için değil sağa sola çamur atmak için yazıyorsun bütün troller gibi.İyi çalış düzeniniz bozulmasın mamanınız kesilmesin.

  18. Egemen siyaset daha önceki söylemlerini bırakarak ani bir seçim kararıyla ne kadar oportunist olduğunu gostermis oldu. Muhalefetteki partilerin milletteki temsiliyetini düşunmeyen, bu konuda rahatsizlik duymayan iktidar, nefsî bir arsızlık örneği vermiştir. Bu da dine referansla gelmis olduklarindan bu konudaki butun iddialarina, yani dine-imana ters bir davranıştır. Kendilerine bir zamanlar yapilan haksız/dinsiz-imansiz muameleyi egemen olunca başka siyasi oluşumlara göstermekle, kendilerini hazetmedikleri daha öncekilerle “ayni topun kumaşı” durumuna indirgemis oluyorlar. Yani, eski tas eski hamam; özlenen bir AKP devreye girdi de memlekette ne degisti? Partizan bir egemenlik topyekun huzurdan, ekonomiden, haliyle ulkenin geleceginden önde olursa ne kadar değerlidir? Muhalefetteki partilerin seçimlere eşit şartlarda girmelerini beklemek neredeyse imkansız. Hiç değilse dışlanmadan birlikte seçime girebilmeleri normal bir beklenti.

    Nedense hep adaletten birlik-beraberlikten yanayım, imkansızı istiyorum galiba!

  19. Biz gerçekten kahraman bir millet imişiz.
    24 Hazirani şimdiden savaş meydani ilan ettik.
    Meğer, o gün Istiklal harbine gidiliyormuşuz!
    Bu konuda dikkatlı olmak lazım.
    Bir bakmışsın damat bey 24 Haziranda yapílacak sonucu şimdiden belli olan oylamaya seçim diyenleri terörist ilan eder. ve Türkiyenin yarısını hapislere tikar.
    Siz siz olun, bundan bõyle damadın emrinden çíkmayın!
    O 24 Haziran kurtuluş savaşı zaferini kazanacak olan krali şimdiden ilan etti, ne de olsa onun çocukları kralın hanedanı arasínda yer aliyor.
    Sahi bu gün zafer naraları atan damat kimlerin okullarında okudu?
    Üniversite sınavlarínda ona kaç tane soru cevabı verildi?
    Ne yalan söyleyeyim bugün o haberi okuyunca sorularín kimler tarafından çalındığını öğrenmış oldum.
    Damat bey kesinlikle çalmamıştır.
    Çünkü, bir insanda olacak en ust zekaya sahip.
    Onlarla komşu olanlar, hatta komşu değil onlarla ayni isimde olanlar dahi zindanları boylarken.
    Onların okullarında okuyan ve de yedikleri içtikleri ayri gitmeyen buna rağmen damat beye kimse gözún üstünde kaşın var diyemedi.
    Damat bey dunyada seçimi kurtuluş savaşi ilan eden ilk damat olarak tarihe geçti ve şimdiden kayın babasını kazanılacak zaferin başkomutanı ilan etti.

  20. “Nasıl olabilir bu?” sorunuzun cevabını, yazınızın içerisinde vermişsiniz bas bayağı, sn.Koru..”parti kimliklerini geçersiz hale getirecek…” bir davranış şekli…

    Tabi ki bu..muhalefet partileri, yüzde 50’ye yakın bir kitlenin AK Partinin icraatını beğenmediğini 16 nisan itibariyle ve şimdi de artarak devam eden bu davranışını biliyor ve kendileride bu kanaatteler. Bunu bildikleri halde muhalefet partileri, birleşmemekle, ittifak yap(a)mamakla kendi kuyularını kendi elleri ile kazıyorlar. Ki, bu seçimlerde onlar için bir kader meselesi ve bu seçim sonrası var olmak istiyorlarsa ortaya bir başarı koymak mecburiyetindeler…

    Yapacakları şey şu: Geriye kalan kendi içinde birleşmiş bu yüzde 50 bloku arkalarından sürükleyecek bir “partiler üstü” ittifak oluşturmak ve bunu taşıyacak, her kesimden oy devşirebilecek bir aday ortaya koymak. Bu kadar basit..ama bu ufukta gözükmůyor.

    Böyleyse muhalefet partileri, özelliklede CHP için çanlar çalmaya başlasın.

    Geriye, AK Parti-MHP ittifakı için söylenecek “ver mehteri” dir.

    İki ileri bir geri yolumuza devam ederiz artık.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here