Özgür ve demokratik bir ülke denilebilmesinin ölçüsü yok olmamalı..

55
Cumhurbaşkanı Erdoğan: El-Cezire'ye "Türkiye demokrat ve özgür bir ülke" dedi

Önce müsaadenizle ölçümüzü kayda geçirelim…

“Müsaadenizle” dememin sebebi, ele alacağım konunun, doğrudan Cumhurbaşkanı düzeyinde bir muhatabı bulunmasından… Bir ihtimal bu yazımı okuyacak olursa diye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a nezaketimi daha en baştan ifade etmek istedim.

Cumhurbaşkanı dün el-Cezire televizyonu ekranlarından şunları söyledi:

“Türkiye, yasakların olduğu bir ülke olmamıştır. Türkiye son yıllarda, son 14 yılı bir kenara koyuyorum, hiçbir dönemde, bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır.”

İçimden bu sözlere “Âmin” diyesim geliyor…

Ben yine de yılların birikimiyle elde ettiğim kendi ölçümü sizlerle paylaşayım…

Ölçüm şudur: Bir ülkenin ‘demokrat’, insanlarının ‘özgür’ olduğunun göstergesi, o ülkeye fikirleriyle katkıda bulunan kişilerin kendilerini ‘demokrat bir ülkede yaşıyor ve özgür’ hissetmesidir.

Tek bir fikir erbabının özgürlüğü kısıtlanmışsa… Sözgelimi, okuduğu kitaplar, yazdığı yazılar ve konuştuğu konular yüzünden cezaevine düşen tek bir gazeteci veya yazar varsa… O ülkede özgürlükler –en azından– sınırlı demektir…

Özgürlüklerin sınırlı kullanılabildiği bir ülkede ‘demokrasi’nin varlığından yine söz edilebilir belki, ancak birileri “Yok” dediğinde karşı argüman getirmek gerçekten zordur.

Türkiye bu konuda ne durumda?

Ölçüye vurulduğunda İslâm Dünyası

Ertuğrul Özkök’ün bugünkü yazısında şöyle bir dokundurma var:

SAYIN SAVCILAR EVİMDEKİ GÜLEN VE EKREM DUMANLI KİTAPLARINI NE YAPMALIYIM / Sorum şu: / Evimde Fetullah Gülen’in çeşitli kitapları ve Ekrem Dumanlı’nın sinema üzerine yazdığı bir kitap var. Dün, Hürriyet’teki köşemin hemen yanındaki bir haberden öğrendim ki, savcılar FETÖ iddiasıyla gözaltına aldıkları bir kişiye ‘İkametinizde bulunan Fetullah Gülen ve Ekrem Dumanlı’ya ait kitaplar hakkında ifadenizi verin’ demiş. / Rejimin niteliklerini iyi öğrenmiş, devletine sadık, öğretilmiş bir çaresiz olarak ne yapmalıyım? / Bu kitapları bir ‘Otodafe ayini’ ile ben mi yakayım mı, yoksa getirip devlete mi teslim edeyim…”

‘Otodafe âyini’ dediği, Kilise zulmünün en zirvede olduğu dönemde, Engizisyon’un peşine düştüğü kişilerin ellerindeki ‘sakıncalı’ görülen yazılı malzemelerin, ibret-i âlem için, insanların gözü önünde yakılması olayıdır.

Evde muhafaza edilen, kitaplıkta bulunan, okunan kitapların ‘sakıncalı’ görüldüğü için insanların peşine düşüldüğü dönemler dünyanın dört bir tarafında oldu. Oysa, Engizisyon ateşinde yakılmış eserler varlıklarını sürdürebilseydi, Batı, daha erken ve daha kolayca Ortaçağ karanlığından çıkabilirdi.

Aynı zaman diliminde en parlak dönemini yaşayan İslâm Dünyası’ndaki kütüphanelerde, Batı’nın ‘sakıncalı’ saydığı kitaplardan hiç değilse bazısı bulunduğu için, eski Yunan ve Roma menşeli o kitaplar sonradan Arapça’ya ve oradan da Batı dillerine aktarılabildi.

Rönesans ve Reform hareketleri o sayede yaşanabildi Batı’da… İslâm Dünyası sayesinde…

İslâm Dünyası’nın belirgin özelliği fikir özgürlüğüydü. Başta “Onlar her sözü dinler, en güzeline uyarlar” (Zümer: 18) âyetinin ve daha nice âyetlerin yol göstericiliğinde, en aşırı fikirlerin bile herhangi bir kısıtlamayla karşılaşılmaksızın ifade edilebildiği bir coğrafyaydı İslâm Dünyası

Sonradan sayıları 4 ile sınırlı hale gelse de, başlangıçta yüzlerce fikir akımının (mezhep) serpilip gelişebildiği bir dünya…

Opera Meydanı.. Kitaplar yakılıyor.. Göbbels ve diğerleri.. Seyrediyor..
Opera Meydanı.. Kitaplar yakılıyor.. Göbbels ve diğerleri.. Seyrediyor..
Nazi döneminde Almanya ve bizde darbeler sonrası

Berlin’e gidenlerimiz, Opera meydanında, camlı bir bölmeyle karşılaşıp şaşırmışlardır. 10 Mayıs 1933 günü, meydanın o bölümünde, binlerce kitap, bir ‘otodafe âyini’ gibi Naziler tarafından yakılmıştı; Nazi-sonrası Almanya, o günleri yeni nesillere hatırlatsın diye, caddenin o bölümünü camlı bir koruma altına almıştır.

Almanlar’ın göz bebeği yazarları Thomas Mann, Heinrich Mann, Erich Maria Remarque da vardı kitapları yakılanlar arasında; Emile Zola, Jack London, H. G. Wells ve Upton Sinclair gibi yabancı yazarlar da nasibini almıştı Göbbels’in bizzat nezaret ettiği kitap yakma âyininden…

Bizde ‘otodafe âyini’ türü toplu yakma töreni hiç yapıldı mı, bilmiyor ve hatırlamıyorum. Bizde daha çok ‘sakıncalı kitap’ damgası yemiş kitaplar, onları elinde veya evinde bulunduranlar tarafından yok edilmiştir…

Yeni nesiller bilmezler; bizim gençliğimizde ‘Bakanlar Kurulu’nun bir görevi de bizleri ‘sakıncalı’ fikirlerden korumaktı ve bu yüzden sıkça ‘yasak yayınlar listesi’ yayınlardı Bakanlar Kurulu…

Evinde o kitapları bulunduranların başına işler gelmesi kaçınılmazdı.

Çok kitap, hayatını, ‘yasak yayınlar listesi’ne sokulduğu için vaktinden önce tamamlamıştır.

Özellikle de darbelerden sonra…

Gömülerek…

Televizyonlarda teşhir edilirdi ‘yasak yayınlar’ ne zaman bir örgüt ortaya çıkartılırsa…

Başını öne eğmiş birkaç örgüt mensubu ve önlerinde bir masa üzerinde teşhir edilen ‘yasak kitaplar’

Nazım Hikmet’in şiir kitapları da, Risale-i Nurlar da ‘yasaklı yayınlar’ arasındaydı.

12 Mart (1971) ve 12 Eylül (1980) darbeleri sonrasında kitaplı nesiller “Sonra çıkartır, yeniden kütüphaneme koyarım” umuduyla yasaklanmış kitaplarını toprağa gömmüşlerdir…

Gitti, gider…

Nereden bildiğimi sormayın. Biliyorum işte.

Hürriyet yazarının “Bu kitapları ne yapayım?” sorusu içimi acıttı.

O dönemler ‘başarılı olmuş’ askeri darbeler sonrasında yaşanmıştır bu ülkede ve geride kalmıştır…

Nokta.

Cezaevindeler...
Cezaevindeler…
Cezaevlerinde fikir adamı var mı?

Yazarlar, yazarlarımız…

Gazeteciler…

Burada bir sorun olduğu kesin.

Tek bir gazetecinin, kitap sahibi tek bir yazarın hapiste bulunması, en yukarıda çerçevesini çizdiğim ‘özgür’ tanımı ile özgürlüklerin yaşandığı ‘demokratik bir ülke’ olma iftiharına gölge düşürür.

15 Temmuz uğursuz darbe girişimi sonrasında, vaktiyle çalıştıkları ve yazdıkları gazetelerin ‘darbeci’ grupla fikir akrabalığı kurulması üzerine haklarında yasal işlem başlatılmış gazeteci ve yazarlar cezaevlerine tıkıldı.

Başka bazı yazarlar da, yine fikir akrabalığı yoluyla değişik terör örgütleriyle irtibat kurularak cezaevlerine gönderildi.

Aralarında yaşlı-başlı insanlar var.

Sonradan muhalif duruma gelseler bile esas fikir akrabalığı AK Parti felsefesiyle kurulabilecekler bile bulunuyor aralarında.

Muhalifini içinde barındırmayan hiçbir fikir akımı, siyasi düşünce gelişip serpilemez oysa…

Cezaevleri birer eğitim kurumu değildir; yazarı, fikir sahibini içine atınca değişmesini bekleyesin…

Yargı mensupları, “Ben kendi mesleğimden olanları, savcı ve yargıçları içeriye atmakta tereddüt göstermiyorum, neden yazara ve gazeteciye farklı davranayım?” diye düşünüyor olabilir…

Fakat siyasilerin öyle düşünmemesi gerekir.

“Burası özgür ve demokratik bir ülke” iddiasının sahibi onlar çünkü…

Ölçü, yazar-gazeteci söz konusu olduğunda bozuldu mu, bütün dengeler sarsılır çünkü…

ΩΩΩΩ

55 YORUMLAR

  1. Gazetecilerin,toplumun diger fertlerinden hiçbir üstünlügü yoktur ve onlar asla hükümetleri yönetme ve indirip çıkarma derdinde olmadan sadece yorumlarını dillendirmelidirler.! Ha,bir de hiçbir gazeteci hiçbir şekilde halkın seçtiklerini aşagılayamaz ve de tehdit edemez! Biline, vesselam !

  2. Sayın Koru, yalnızca ilgili kitaplar elinde bulunduğu için, hapse giren insanlar var gibi yansıtılmasının doğru tavır olduğuna inanmıyorum. Kitap yakılmalarının olduğu acı geçmişimizden yola çıkarak, şimdiki devletin ve hükümetin aynı tarz baskı yaptığı genelleme kolaycılığının da doğru olduğuna inanmıyorum. Yaşadığımız internet çağında herhangi bir kitap veya fikrin yasaklanabileceğine de inanmıyorum.
    Size daha önceki acizane çağrımı yineliyorum; yazma ve ilgili hiç bir suç unsuru olamaz mı. Yani gazeteci, yazar, siyasetçi, tv yorumcusu, söyledikleri veya yaptıkları ile toplum ve birey için zararlı olabilecek herhangi bir suç unsuru oluşturamaz mı.
    Mesela; bir siyasetçi bir çağrı yaparak binlerce insanı devlete karşı direnişe davet etmesi demokratik bir tepki olarak görüyoruz, bu çağrının neticesinde birsürü insan öldüyse bu kişinin herhangi bir sorumluluğunun ve cezasının olması gerekmiyor mu.
    Ya da bir gazetecinin, devlete ve hükümete isyan çağrısı yapması ile zaten dünden hazır kriminal unsurların bu çağrının gereğini yapıp milletin ve devletin malına zarar vermesinin bir suç unsuru olmayacağını mı düşünüyorsunuz.
    Bir gazetecinin, devletin terör örgütü diye nitelediği ve halka sorulsa büyük çoğunluğunun terör örgütü olduğunu kabul edeceği bir örgütün reklamını yapması, eleman kazandırmaya çalışması, mali destek sağlama çalışması veya antidemokratik eylemleri teşvik etmesi suç unsuru değl mi.
    Sizin sitenizde bile bir yorumun içerik olarak yayınlanmaya uygun olup olmadığını denetleyen bir molla kasım var. Bu mesleklerdeki insanların bir kısmı, herhangi bir ahlaki kaygısı olmayacak kadar kendini sorumsuz hissediyor ve her türlü söylemi özgürlük olarak niteliyorsa ve bu söylemlerin birilerine zarar vermesi durumunda, bu yanlışı engelleyecek bir molla kasım olmasın mı.
    Küfür ve hakaret, düşünce özgürlüğünün içine girer mi.
    Devlet ve güvenlik olmaz ise veya yokedilirse, herhangi bir bireyin özgürlüğünden bahsedebilir miyiz.
    Eğer bunlar suç ise hakimin buna uygun ceza vermesi, gerekiyorsa hapsetmesi niye kötü olsun.
    Ne aşırı kontrolcü devletçilik ne de sınırsız özgürlük gibi orta yollu seçim yapsak, sizce demokrasi ve özgürlük zarar görür mü.
    Türkiyedeki olan bitenlerle ilgili, geçmişte ve şimdi, çelişkilerle dolu ve tek taraflı olduğunu bildiğimiz batı dünyasının, gözlerimizi yaşartacak düzeyde, basın ve siyaset etme özgürlüğümüz ile yakından ilgilenmesini hayra mı yormalıyız.
    Kimi devletlerden para alarak gazetecilik ve yazarlık yapan insanlar olduğunu yazdığınızı hatırlıyorum. Bu kişilerin, çalıştığı ülkelerin beklentileri doğrultusunda Türk halkının algılarının yönetilebilmesi için yaptığı yalan ve yanlı haberlerin daha da ötesi, demokrasi dışı eylem çağrılarını cezasız bırakmak, bize nasıl bir özgürlük alanı kazandırır.
    Yazma ve söyleme özgürlüğü nerede biter, bunun bir sınırını çizmeniz mümkünse çok sevineceğim.
    Saygılar.

  3. Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu özgürlük ortamından memnun olanlar bu site sahibinin bile desturla söze başlamasının ne anlama geldiğinin farkında değilse söylenebilecek yazılabilecek çok söz yok. Ne diyelim Allah ıslah etsin onları.

  4. Bu kitap yasaklama işi yeni değil, darbe girişimi ile ilgisi de yok aslında. Darbeden çok önce benim şahit olduğum bir olayı anlatayım. Nisan veya Mayıs 2016’da İstanbul Yenibosna Selçuk Sultan Camii’nin Çayevinde bir dostumuzla görüşüyordum. Çayevinin kütüphanesi denebilecek iki yada üç tane kitap rafı var. Biz oturuken orta yaşlı bir beyefendi içeri girdi, elindeki çuvalla çayevini işleten kişiye yöneldi. Sonra kitaplıkta Zaman Gazetesinin verdiği Elmalılı Kuran Tefsiri ve İbrahim Canan Hocanın Hadis Külliyatını toplayıp çuvala doldurdu. Ayrıca Zaman Gazetesinin verdiği başka bir kitap var mı diye kontrol etti ve varsa onları da toplayıp çuvala doldurdu.
    Demek ki Türkiye’de bir “üst akıl” hangi yayınevinin kitaplarını yasaklayacağını o zamandan biliyordu ve gereğini de yaptı.
    Türkiye hiç olmadığı kadar özgür diyen arkadaşlara duamız “inşallah bu tarz bir özgürlüğü onlar da yaşarlar” şeklinde oluyor.

  5. Fehmi bey. Yorumlar kısmının siteye değer kattığını düşünmekle beraber son zamanlarda yorumların gitgide fetö mensuplarınca alıkonulmaya başlandığını görüyorum.

    Eksikler ve hatalar var son dönemde ama tutupta bu günleri 28 şubattan, 12 eylülden daha kötü gibi (hem de öyle böyle değil) göstermeye çalışan yorumların iyi niyetli olmadığını ve daha iyi kontrolünün, bu platformun (fkg) üstlendiği misyonu sürdürebilmesi adına acil ve elzem olduğunu görüyorum.

    Yorumlar kısmına daha profesyonel yaklaşılması gerek diye zannediyorum. Darbe atlatmış bir ülkenin zaman zaman savrulması beklenebilir ancak bu savrulmaların önlenmesinin yöntemi bu tür platformların ölü doğuma dönmemesidir.

    • Sayın okuyucu merhabalar,

      Yorumları onaylama işlemini ben yürütüyorum. Açıkçası, yorum sahibinin görüşünün ne olduğuna, ne dediğine, haklı mı haksız mı olduğuna hiç bakmıyorum. Sadece birilerini incitecek söz kullanmamalarına önem gösteriyorum… Bir de konu dışına taşmalarına müsaade etmiyorum.

      Sizin yorumunuz, gayet kibar bir dille yazılmış. Ancak, “fetö menuplarınca” diye, isim vermeseniz de bir takım insanları yaftalamış olmuyor musunuz? Bence yorumların içeriğine bakın, hatalı gördükleriniz varsa, altına yorum yaparak katkıda bulunabilirsiniz. Ama insanları sınıflandırmanın peşin hükümlüklükten başka bir şey getireceğine inanmıyorum.

      “FETÖ” cüler tarafından ele geçirildi demek yerine, siz de bol bol yorum yaparak sitedeki çeşitliliği arttırabilirsiniz. Bence çok faydalı olur.

      Saygılarımla.

  6. herkes kendi görüşüne uygun olarak bir şeyler yazmış
    ben farklı bir şey soracagım
    neden ülkemiz hangi görüşten olursa olsun bu kadar çok terör örgütü olaral anılan oluşumlar çıkartıyor
    siyasi makamlar milletinmi yoksa o makama bir kere hasbelkader gelmiş isimlerin mi?
    ülkemizde hakimiyet milletindir cümlesi herkesin agzında dolaşırken hangi hakimiyet ve hangi millet sorularının bir cevabı bulunurmu?
    millet olarak beni temsil eden isimlere seçim zamanı dışında ulaşabiliyormusunuz
    hürriyet nedir ?
    özgürlük nedir ?
    sınırları nedir yada ne olmalıdır
    ben beni yönettenlerden hesap sorabiliyormuyum sorabiliyorsam nasıl sorabiliyorum
    ben soramadım sorduklarımda umursamadı
    bir kardeşimiz daha şehit oldu allah cc şehadettini kabul buyursun
    ancak nasreddin hoca gibi yüksügü kömürlükte kaybedipde bahçede yüksük arıyormuşuz gibi geliyor

  7. Gazetecilerin, fikir adamlarının.. Cezaevi damlarına tıkıldığı.. Kitap dergi gazetelere cezalar kesildiği.. Bir sendikaya üye oldu diye insanların işinden edildiği.. Bununlada kalmayıp.. Insanların listeler halinde çarşaf çarşaf FİŞLENdiği kaç demokratik ülke var merak ediyorum..

  8. ‘Cezaevleri bir eğitim kurumu değildir’ demişsiniz. Hiç cezaevi deneyiminiz olmamış anlaşılan, olmasın da. Ülkemiz cezaevleri yazarı daha yazar, şairi daha şair, hatta cinayetten gireni (balaban) ressam yapan özelliklere de sahiptir

  9. Fikir özgürlüğünün sınırları batı demokrasilerinde aşagidaki gibidir
    Almanyada kandilden canlı bağlantıyla Kandilin PKK terörist liderleri konuşturulur, TC cumhurbaşkanı konuşturulmaz.
    Fransada ermeni soykırımı olmamıştır derseniz hapsi boylarsınız
    ABD-AB ülkelerinde siyonizmi ve israili eleştirirseniz başınıza gelmeyen kalmaz
    PKK,DHKPc, Katilleri açıkça tv lerde türkiyeye iftira atabilirler
    Alman BND 9 Türkü katleder suçlular bir türlü bulunmaz
    ABD nin devlet sırlarını yayınlayan gazetecilerin (julian asanje,snovden vb) basına gelmeyen kalmaz
    Bunları ve benzerlerini Fehmi Koru benden iyi bilirken
    Kimin adına algı operasyonu yapıyor ???????

  10. Ali Bulaç’ın kitaplarını, kapağında Ali Bulaç yazmadan özellikle iktidar partisi tabanı okursa o kitaplardaki görüşlerin büyük bir çoğunluğuna katılacağını düşünüyorum. Yine Ahmet Turan Alkan kitaplarını, kapağında Ahmet Turan Alkan yazmadan okursanız o denemelerdeki, herkesin gözünün önündeki ama dikkat etmediği konuları öyle güzel bir üslupla başka bir yerde okumazsınız tahmin ediyorum. Bu iki isim sadece birer örnek. Burada bazı yorumlar bazı yorumcularımızı üzdüğü gibi beni de fena üzdü. Çünkü meselenin neyin yazıldığı değil kimin yazdığı öncelikli anlaşılan. Hatta kimin yazdığı da değil nereye yakın olduğu değerlendirme konusu olmuş. Ben keskin yorum yazan yorumculara kitap kapaklarında bu iki yazarın isimleri olmadan ve başka yazarları da ekleyerek okumalarını tavsiye ediyorum. Emin olsunlar görüşlerine katılacakları ve üslübunu beğenecekleri iki yazar örnek verdiğim iki yazar olacaktır (tabi yanılıyor olabilirim). Ayrıca Ertuğrul Özkök’ün de yazısında belirttiği kitabı (zannediyorum Sinemaya Farklı Bir Yerden Bakmak) üniversiteye yeni başladığımda (2012) sinemaya olan ilgim yüzünden okumuştum. Ordaki görüşlere de (hollywood’un müslümanlara bakışı, yeşilçamın islam ile imtihanı gibi) yine iktidar partisi tabanının büyük bir çoğunluğunun büyük oranda katılacağını düşünüyorum. Ekrem Dumanlı terörist olabilir hain olabilir belki, ama yazdığı bu kitaptan dolayı olacağını düşünemiyorum. Bu yüzden yargılamalar yapılırken ne yazdıkları değil ne işledikleri üzerinden gidilirse bunun Türkiye için daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. Hassas bir noktaya değindiğiniz yazınız için teşekkürler…(Not: Ahmet Turan Alkan kitaplarını artık sadece Nadir Kitap’tan bulabiliyorsunuz sanırım. Sadece üslup güzelliği ve edebi zevk için bile okunası bir yazardır. Önyargılı olmayanlara duyurulur…)

  11. İşi ülkeye katkıda bulunan tek bir fikir erbabının özgür ve demokrat bir ülkede olmadığı hissine indirgerseniz muhtemelen dünyada böyle bir ülke yok. Bir şekilde özgürlükler kısıtlanabiliyor.

    Ha özgürlükler varmı bu ülkede; var. Kısıtlamalar var mı var. Günah işleme özgürlüğü gani. Sevap… o da var. Daha özgür bir ülkemiz olsa mı? Olsa.

  12. Hayırlı olsun bütün millete.
    Yeni bir tat versin bize bu site

    Okura saygı duyarsa bir kalem.
    O kalemi kaale alır tüm alem.

    Tarih yaşlandı, olaylar çok hızlandı.
    Basında yeni bir döneme başlandı.

    Bir adam bir adım attı.
    Bir adım bir akım başlattı.

  13. özgürlük nedir
    fikir adamı kimdir
    fikir özgürlüğünden ne anlamalıyız…
    kavram karmaşası olduğu kesin. önce kavramlar tartışılmalı değil mi.
    mesela la guardian gazetesine dışardan yazı yazan bir gazeteci sosyal medyada başkana ( trump gibi anlaşılıyor) suikast zamanının geldiğini söylüyor acaba bu bir ifade özgürlüğü müdür
    artan şehid sayısını atılan gollere benzeterek mutluluk çığlığı atmak ve bunu sosyal medyada paylaşmak mesela…ne var bunda gibi bir durum mudur
    ve ya odasına bomba konularak şehid edilen kaymakamımız için”’ makamı başına yıkıldı ”’ifadesi bir haber özgürlüğü müdür…
    bir ülkede bir muhalefet partisi o ülkeden toprak isterse ve bunu silah zoruyla da yapanları
    ifadeleriyle destekler ise onların bunu isteme başkalarının da destekleme özgürlüğü var mıdır
    binlerce örnek verebiliriz bilemedim demokratik durmamaktan korkuyorum. fikir özgürlüğünün tanımını istiyorum. bir sınırı var mıdır yoksa ne kadar rahatsız edici olursa olsun bozmak karıştırmak mümkünse yoketmek amaçlı olsun sınırı yokmudur.
    naçizane ben fikir özgürlüğünün sınırlı olması gerektiğini düşünüyorum. hele dünya bir terör sarmalından geçiyorken… şu an öncelikli konu özellikle türkiye için güvenlik meselesidir. kitlelerin güvenliğidir. gönül gerçekten isterdi ki izlanda ya komşu olsaydık ve bizi içerideki ve dışarıdaki hainler rahat bıraksalardı bizde fikirleri özgür bıraksaydık. enerjimizi saygıya sevgiye kardeşliğe harcasaydık.

    • Keşke Enerjinizi suçun kişiye göre değiştiği gazete kağıdına.. Düşünceye fikre ceza kesilmesine de harcaya bilseydiniz..Keşke açlığa mahkum edilen suçsuz günahsız insanların mağduriyetini görebildeydimiz..

  14. olcu, prensibler, normlar, idaeller, gercekler ve samimiyet……..

    Hangisinden ne kadar?

    Sapla samani ayirmak bazen zor oluyor. Ezanin Turkce okundugu zamanlarda ezani arapca okuyanlar, bazi kimseler icin cesur ve yurekli oluyorlar, dogru is yapmis oluyorlar. Fakat kanuna gore kanunsuzluk yapmislardir. Benzerini sapka kanuna mualefette, bas ortusunde gorebiliriz. Bir taraf dini inaclarina gore yasamak isteyen kizlarin bundan dolayi egitim haklarinin ellerinden alinamsi olarak gorebilr ama yakin tarihe kadar kamu alanlarinda bas ortu ile olmak yasakdi, hatta koca koca rektorler bunu savunuyordu. Referanslari ne idi? SImdi durum degisti fakat mantik degismedi cunku olcu veya referansimiz belli degil dolayisi ile uyguma duruma gore degisiyor.

    Adaletin ve ozgurluklerin basliyacagi yer kanulardir. Bunlarin belirlenmesinide siyasiler yapmaktadir. Mahkemeler kanunla belirlenmis alanda hareket etmek zorundadirlar. Dolayisi ile siyasilerin sorumlulugu mahkemelere atmalari tumuyle yanlisdir.

    Dusunmek suc mudur? Avrupa da, diyelim ki Fransa da, DAES i savunma uzerine konusma yapsaniz kesinlikle tutuklanirsiniz. Fakat olcu Fransa midir? Fakat Almanya ve diger avrupa ulkeleri Turkiye yi eletriyorlar. Peki Avrupa acisindan baktigimizda DAES ovucu bir yazi yazmak suc olayorda, PKK i ovucu bir yazi yazmak neden suc olmuyor, avrupanin olcusu ne? Dunyada kabul edilmis ornegin gazeteci, haber alma hakki gibi normlari tanimiyoruz dedigimizde, hatta o normlari kucuk gormemizin sonuclari ne olacaktir.

    Alternatifi olmadigi icin oy alan bir siyasi partinin secim sonuclarini yaptigi islerin halk tarafindan onaylandigi sonucunu cikartmasi yanlisdir. AKP halk in mesajini da istedigi gibi yorumluyor. Son genel secim sonucu koalisyon diyordu ama koalisyonu uygun gormeyen AKP yonetimi degisik taktilerle secimi tekrarladi. Benzer olarak, son 4 aydir ulke OHAL ile yonetiliyor. Benzer olarak diyorum cunku benzerlik samimiyetsizlikte ve durust olmamakta dir. Belki en buyugude Mavi Marmara icin “giderken zamanin basbakanina mi sordunuz” cumlesidir.

    Iki olayi karsilastiralim, birincisi Turkiyenin enfilasyon ile mucadelesi ve Kurt sorunu, ikisi konu olarak farkli diyebilirsiniz. Evet, konu olarak farklilar fakat cozume ulasma icin metod uygula, yetki kullanma ve sabr ettme gibi sonuc neticeli dusunurseniz esasinda ikisi arasinda benzerlik kurabilirsiniz. Benzerligin otesinde, iyi incelendiginde neden daha onceki iktidarlarin basaramadiklari ve yine Kurt sorununu AKP in niye basaramiyacagini gorebilirsiniz.

    Ama gercekle yuzlesmek durumundayiyiz AKP in prensipleri ve olculeri belli degil, dunyada kabul gormus normlara saygilari yok, samimi degiller, method pek bilmiyorlar ama alternatif yok ve iktidardalar. Eskiden bir umudumuz vardi, biz daha iyisini yapabilirdik, daha ozgurlukcu, adaletli bir kalkinma ortaya koyabilirdik diyorduk ve ileriye bir umut ile bakiyorduk ama geldimiz bugunku nokta bizde yapamiyormusuz. Ama neden?

    ….

  15. Sayin Fehmi Koru, bu yaziyi okurken yaadigim o tramvatik olay hafizamda canlandi. Bu gun yasaklanmis yayin evi ve hapiste olan yazarlara ait Kuran-ı Kerim Mealimi neyapacagim diye dusundugum ve agladigim zaman aklima geldi. Cocuklarim ve ben hayatimiz boyunca icine dustugumuz o ikilemi unutamayiz. iyi ki ahiret var…

  16. son 15 yılda, kürtlere (ve diğer türk olmayanlara) ve dindarlara sağlanan hak ve hürriyetleri yok mu sayıyorsunuz? özgürlüğün ölçüsü, sadece basın özgürlüğü degil

  17. 15 temmuz dan sonra fetö üyeliğinden göz altına alındım. 12 gün nezarethane de kaldım. Evimde bulunan 1998 yılına ait zaman gazetesi ve 2003 yılında basılmış Gülen e ait bir kitap delil olarak sunuldu. 9 kişi sulh ceza hakiminin karşısına çıktık 6 tutuklama 3 adli kontrol kararı verildi. Tutuklananlardan 4 kişiyi tanıyordum. Onlarda benim gibi esnaftı. Benim sosyal bir paylaşımım yoktu internette galiba hakim ondan dolayı tutuklamadı. Bir örnek vermem gerekirse tutuklanan arkadaşlardan biri bir paylaşım yapmış “oğlunu askere göndermeyenler şehit edebiyatı yapmasın “diye. Arkadaş hakim beye kimseyi kast ederek bu paylaşımı yapmadım genel bir ifade dir bu dedi. Hakim beyin verdiği cevap aynen şöyle “İsim zikretmene gerek yok ben senin kimi kast ettiğini anlıyorum” dedi. Örnekler bunun gibi çok. Ve özgür bir ülkedeyiz şüphesiz siyasiler kandırıldık diyor ama biz sade vatandaş kandırılma hakkımız bile yok. ve daha garip olan bu satırları yazarken acaba tekrar göz altına alınır mıyım diye düşünüyor muyum ?????? buna siz karar verin

    • Evimde Zaman gazetesinin verdiği 10 ciltlik
      Elmalı Tefsiri var,İbrahim Canan’nın 18 ciltlik
      Hadis Ansiklıpedisi var,Fıkıh Ansiklopedisi var,İslam Tarihi var.Benim evde niçin arama
      yapmıyorlar ve ben niçin korkmuyorum?

      Çünkü yarası olan gocunur.

    • Fatih Bey, senin yukarıdaki ifadenden anlaşılıyor ki evinde Zaman gazetesi olması veya 15 Temmuz darbesine girilenlerin yazı ve kitaplarının olması tutuklama nedeni olmuyor. Öyle olsaydı senin şu anda içerde olman gerekirdi. Bir şüphe üzerine sorgulama geçirmişsin ve 12 göz altında geçirmişsin.
      Tabi ki geçmiş olsun diyorum. Ertuğrul Özkök ve Fehmi Koru beylerin kuşkularının sanıldığı kadar endişe meselesi olmadığını gösteren yazın ve bilgi için teşekkürler.

      • Geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederim Faruk bey. inanın 12 gün içerde olmam benim için hiç önemli değil netice de ülkemiz büyük bir badire atlattı. Darbeyi yapanlara karşı en ufak bi sempatim yok ve olamaz da. Bana göre birileri bu olayı sorgulamamızı istemiyor. Fetö yaptı deyin geçin diyorlar. Bakın askerde kasaturasını kaybeden askere bile en az bir hafta ceza verirler. oysa gördük ki nerdeyse ordumuzu kaybediyorduk genarellerin 3 te 1 tutuklandı. Ama genel kurmay başkanı görevde .Cumhur başkanımız darbeyi eniştesinden öğreniyor ama mit başkanı görevde. Madem bu insanlar sinir uçlarına kadar yerleşmiş Cumhurbaşkanımızında 4 yaveri de fetö den tutuklandı. Bilmiyorum. Yalnız benim şöyle bi tezim var. Ya gerçekten bu insanlar bir güç zehirlemesi yaşadılar ve rabbimin yardımıyla ülkemiz büyük bir badire atlattı. Veya ülkemize bu hain planları uygulayanların çok daha kötü amaç ları var ve biz fetö fetö derken bu hain planları yapanlar ülkemizi bambaşka bir yere sürüklemek istiyorlar.

  18. Bu yazıda yer alan fikirlere itiraz etmeksizin iki soru soracağım:

    1)ABD’de Bin Ladin’in veya diğer Elkaide liderlerinin kitaplarını evlerinde bulunduranlara bir şey yapılmakta mıdır?

    2)Münhasıran F.Gülen’in veya E.Dumanlı’nın kitaplarını evinde bulundurmaktan dolayı hakkında işlem yapılan var mıdır? Yoksa o kitapları evinde bulunduranların başka bağlantıları da tespit edilmekte midir?

    Zaman gazetesinin hediye olarak verdiği F.Gülen kitaplarından bir kaç tane bende de var.Velakin ben hiç korkmuyorum. Çünkü benim FETÖ ile bir ilişkim yok. Yaram yok ki gocunayım.

    Not:Ne hikmetse, okumayı seven bir insan olmama rağmen Gülen’in kitaplarının kapağını açıp okumak kısmet olmadı. Bu şahıs bana hep soğuk geldi.

  19. Yazınızı sabah okudum ..ve bu saatte kadar birşeyler yazayım mi diye düşündüm. ..bunu yayinlarmisiniz…bilmem..ama bu yola inandık ise yayinlamalisiniz. ..yazınız beni aglatti daha doğrusu c.b…nin sözleri aglatti. Kendisi doğru söylüyor bu ülkede bir kısım insanlara özgürlük ve demokrasi var tabii. .bir kısmına hiçbir i yok… benim merak ettiğim sayın Cumhur başkanı kendi sözlerine inanıyor mu… ne acı 2016 dayız bazı kitaplar yayınlar ..Bazı evlerde yasak bazılarında değil. ..Sendika bazılarına yasal bazılarına değil. ..bazılarının evine polis kitap arar bazılarında aramaz…suç kişiye göre değişir. ..daha ne olsun demokrasi var elbet. ..Rabbim e havale. .not(bazı yorumcularin yazdıkları içimi daha da acitti)

  20. Kaymakam… Belediye Başkanlığına atanan kayyım… ve ölüme çıkarılan davetiye… Bari şu büyük acıya ve şehidin aziz hatırasına hürmeten, iflah olmaz o mahut partizanlık taasaubundan bir süre uzak durulsaydı. Hayretki ne hayret.. Bizim Gümüşhane yöresinde, haksızken ,haklı olmağa kalkışıp, haklıları bastırma yavuzluğunu işaret eden bir deyim vardır: “Değirmenin, üst taşı durmuş,alt taşı dönüyor.” 35 yaşında ki bir kamu görevlisini riskli bir bölgede tehlike dolu bir göreve atayacaksınız,Devlet olarak koruyamayacaksınız,teröristler makamına kadar girip,bombalayacak…Dönüp,kaatilleri suçlayacaksınız.İşte bu kafalardan çekiyoruz. Vatan evlatları feda ediliyor, ortam “it oynamış yonca tarlasına dönüyor. Bari susma edebi ve vicdanına sahip olunabilse, ne gezeeer!..

  21. Türkiye çok tehlikeli yerlere sürükleniyor. Eksen kaymasından bahsediliyor. Ülkenin başkanlık sistemi adı altında daha otoriter bir yönetime evrilmesi isteniyor. Buna çok güçlü itirazlar maalesef çıkmıyor, çıkması için gerekli özgürlük ve güvenlik ortamı kalmadı. Avrupa ve batı kötü gösteriliyor sürekli. Halbuki bu ülkede az buçuk demokrasi vardıysa, bu Türkiye’nin o blokta olması ile mümkün oldu. Yönümüzü başka bir eksene döndüğümüzde bize, vatandaşa vaat edilen nedir? Daha fazla otoriter, tek adamcı bir yönetim bize ne kazandıracak? Daha hızlı karar alınacak, koalisyonlar olmayacak, herşey güllük gülistanlık olacak deniyor. Buna inanmak için bir tane örnek yok. Doğu ve güneyimizdeki bütün otoriter ülkelerin durumu ortada. Buna kanmak için enayi olmak lazım.

  22. Diyecek hiç bir şey yok ve söylenecek bir o kadarda söz var aslında. 2007 yılında üniversitedeyim. Siyaset dersinin birinde sınıfta bir tartışma oldu. 27 Nisan muhturasının olduğu dönem. Sen kimi okuyorsun sen kimi okumuyorsun tartışmasında ağzımdan kaçı vermişti Fehmi Koru okuyorum diye. Bana AKP lisin demek imasıyla çok farklı bakışlar olmuştu. Tedirgin olmuş hatta birazda korkmuştum. Maalesef ona dönem bize yapılanlar şimdide çok rahat başkalarına yapılabiliniyor. Cumhurbaşkanımıza inanmalıyız, destek olmalıyız. Şu fani dünyada gördüğümüz ve göreceğim en etkili lider olduğuda kesin. Ama unutmayalım deveden büyük fil var. Herşeyin üstünde Allah var. Hesap vereceğiz hepimiz vakti geldiğinde. Kraldan çok kralcı kaynıyor ortalık. Sürü misali ne söylense ona atlayan var. Hatta o kadar ki akşam savunduğu fikri sabah inkar edenler var. Herkesin polisi kendi vicdanıdır. Sayın Cumhurbaşkanımıza Recep Tayip Erdoğan’a her koşulda destek çıkalım ama bunu yaparkende Allah yolundanda ayrılmayalım. Sırf kitap okudu diye biri terörist olmaz ve sırf şiir yazdı okudu diyede bir insan zindanlara atılmaz. Burayı bile suistmal etmek istyenler var. Fehmi Koru neden bir gazete yazmıyor ya da Fehmi Koru neden bi televizyon programına çıkmıyor? Acaba düşündüğü için ve savunduğu değerin yanlışı olduğunda bunu dile getiriyor olduğu için olabilir mi? Güzel bir haftasonu diliyorum.

  23. Yasal kurumlarla irtibatı var diye binlerce insan terör örgütü üyesi kabul edildi işinden ekmeğinden oldu ve açlığa susuzluğa terkedildi. Medya üç maymunu oynuyor. Bu mu özgür ülke…

  24. Yıl 2016 ve hala kitaplar suç delili olarak kabul ediliyorsa, içimizde kitaplardan onları savcılığa teslim ederek mı kurtulalım, yakarak mı kurtulalım, gömerek mi kurtulalım diye düşünenler varsa oturup düşünmemiz lazım.

  25. Neredeyse her yazınıza vakit harcıyor uğraşıyor yorum yazıyorum ancak başıma bir şey gelir korkusuyla “yorum gönder” tuşuna basamıyorum. Sayın Erdoğan’ın bahsettiği özgürlük kendisine övgüler düzme özgürlüğü olmalı…

  26. Fehmi Bey, niye hep tek taraflı iktidarı suçluyorsunuz? Özgürlüğü istismar edenler olmadı mı? İktidarın yoğurdu üfler hale gelmesinde istismarcıların hiç dahli yok mu? Mesala daha dün makamında şehit edilen Derik kaymakamını niye atlıyorsunuz? Kusura bakmayın efendim, benim ülkemde bir kaymakam makamına yerleştirilen bombayla havaya uçuruluyorsa, ben güvenliği öncelerim, özgürlük ve demokratiklik ikinci plandadır. İktidar isteyerek bu çizgiye gelmedi, getirildi. İnsanların canlarını koruyamadığı ülkede, fikir özgürlüğünden, basın özgürlüğünden söz edemezsiniz.

    • Güvenlik politikaları ile 30 yıl kaybettik ve sonra çözüm süreci dendi. Sonra hayır olmadı tekrar güvenlik politikalarına dönüyoruz dendi. Gariban vatandaş bir oraya bir buraya sürükleniyor. Filler tepiniyor, olan masumlara oluyor. Bizim vergilerimiz çarçur ediliyor. Çocuklarımızın geleceği çalınıyor.

      Bu kararlar alınırken vatandaşın hiçbir söz hakkı yok, tepelerde alınıyor kararlar. Tek yapabildiğimiz arada verdiğimiz oylar. Onun da hiç anlamı yok, sadece verilen kararları onaylayacak parmak seçiyoruz. Yaşadığım kenti temsil eden bir tane milletvekilinin adını bilmiyorum, ne tv’de ne gazete ve ne de seçim kampanyasında gördüm, nasıl bir vizyonu misyonu var bilmiyorum, olduğunu da zannetmiyorum; o sadece bir hık deyici parmak. Meclis denen yapının uzun süredir anlamı yoktu, bombalandıktan sonra temsil ve denetim yetkisi, etkisi tamamen ortadan kalktı diye düşünüyorum.

      Fikir, ifade, eleştiri özgürlüğünün olmadığı bir ülkede işlerin düzgün yapıldığının garantisi olmaz. Kapalı kapılar arkasında anayasalar, babayasalar, kararnameler pişirilir, biz de olur paşam devam et deriz ancak. Önümüze sürülen yemek bu, ister ye ister yeme.

    • Ölüler üzerinden dirilere nizam vermeyi alışkanlık haline getirdik halbuki aklı selim tedbiri öne çıkarmayı emreder. Makamında şehit edilen rahmetli derik Kaymakam’ı üzerinden kaymakamını koruyamayan mülki amire bilet kesilmesi gerekir. Çünki siyaset ve idareye taliplik sorumluluğa da talip olmayı gerektirir. Terörist katildir suçludur memurunu, amirini koruyamayan devlet sorumludur ve sorunludur. Yoksa Hz. Ömer neden Dicle kenarında ki kuzudan dert yanmaktadır çünkü indallah sorunlu olmamak için sorumlu olduğunu bilmektedir. Bu coğrafyada hiçbir cürmün sorumlusu yoktur halbuki ferdi cürmü umuma teşmil etmekte pek mahir olduğumuz aşikardır. Çünkü atalarımız başta demişlerdir: Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz! Hal öyle olunca tren devrilir makinist hapse girer mahpus dayak yeyince sopa kırılır. Memlekette içinde bulunduğumuz ağır ve semli hava çoğu ferasetli ruhu nesim-i hürriyet hangi cenahtan esecek diye hasretle beklentiye sokmaktadır.

    • Hükümet kayyum olarak atamasaydı Derik kaymakamı bugün yaşıyor olacaktı. Tayyip Erdoğan da belediye başkanı iken hüküm giyip cezaevine girdi. Yerine kayyum atandı mı? O çok zulüm gördüğümüz gizli gizli namaz kıldığımız 28 Şubat dönemini bile özlüyorum. O zaman meğer daha özgürmüşüz .

    • İktidar dediğiniz 14 yılda bu ülkeyi 27 Mayıs 12 Eylül ve 28 Şubatlar’i rahmet okutacak ve aratacak hale getirdi’ise? Bunuda sadece ülkedeki insanlari bölmek ile kalmayıp dişardaki Türleride param parç etti’ise.Bunun Suçlusu bebekle,gazeteciler, yazarla,ve 70 80 yaşındaki dedelermi? Havuz medyasinin değilde birazcık vicdanimizin sesine kulak versek bunu anlariz.

    • selamlar yazınızı yeni okudum yorumlarıda
      yasak kelimesi bende haram kelimesi algısı oluşturuyor ülkemiz özgürmüş bunu devlettin başında bulunan isim benim daha 14 yaşımda tanıdıgım yasaklarla mücadele eden sayın RECEP TAYYİP ERDOGAN tarafından söyleniyor yok gülmedim ama üzüldüm söyledigi sözlere kendisi inandımı onu merak ettim . aklıma sevilay yüksellir geldi begenelim begenmeyelim sadece oy verdigi partiyi söyledigi için hem kendisi hem eşi işinden olmuştu hemde akp ye yakın gazetelerden bazen sevdigimiz insanların düştüğü hali görmek ölümden beter geliyor yaşayıp görmek kısmetimizde varmış yaşadık gördük

  27. Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu ve Etyen Mahçupyan‘nın yazacak gazete bulamadığı bir ülkede ifade özgürlüğü olduğuna beni kimse inandıramaz. Gazeteci ve yazarlar yazdıklarından dolayı hapiste yatıyorlarsa bu işin kısıtlamadan hapse atmaya kadar vardığını gösterir.

    Çok önemli bir yazı. Sayın Koru teşekkürler.

  28. Üstad, sabah sabah yine alt-üst oldum. kafam, kalbim, vicdanım.. isyanlarda, sadece kimyam değil, mantığım, muhakemem, ruh sağlığım bozuldu. Fehmi bey, bizleri de kendisi gibi USTA ve profesyonel saymıyordur zahir. E,birader(74 yaşımdayım) Ne demeğe El Cezire ile başlayıp bencileyin yarı cahil ve ham kişileri manen cendereye sokuyorsunuz, yoksa sabrımızı mı deniyorsunuz?.. Sıkıntı verdin mirim!..Geçelim.

    Eşsesli, eşanlamlı kelimeleri okul sıralarından biliriz.
    Küçük bir harf kaydırmasiyle, soru dan, ünleme evrilen şu cümleye bakar mısınız
    OLDU MU AMMA- OLDU MUAMMA!..
    Dört aylık süreçte oldu bu değişim, dönüşüm
    Hepimiz için, lanetli olan 15 Temmuz”un, bu vasfının yanı sıra MUAMMA da eklendi.
    Bu bile ne ölçüde, özgür, adil, “çağdaş”, açık demokratik bir rejimle yönetilen ülke olduğumuzu gösterir.

    Kitap, yakma bahsi beni de kaygılandırdı. İki yıl öncesinden adresime gönderilen ve kılıfındaki abone fişini kullanmadığım için kesilen üç tane ambalajı bozulmamış “sızıntı”dergisini sızıntı vermeyecek biçimde acaba nasıl imha edeyim?!..

    Hasbünallah.. Beyler, efendiler, hanım efendiler… Bizde kitaplar değil, kitap sahiplerinin geleceği “otodafe” yapılıyor, adeta yakılıyor. Huzur evi ödentimden kalan bakiye ve borcu tam ödenmemiş (800)Tl.evkirasıyla geçinmeğe savaşı veren otodafe yapılan oğlumun ailesinin hayata tutunmasına gayret ediyoruz.Topyekun, ateşe verildik, hasarlı kurtuluş ümidi çaresizlerin çaresi, mazlumların muini olan Cenab-ı Alllah(cc).

  29. Teröristlerin kitapları yasaklanmlaı, yok edilmeli. Kesinlikle bu böyle olmalı. Ülkeyi yakanların, insanları zehirleyenlerin kitaplarına devlet izin verecek değil ya. FG, ekrem dumanlı bunlar teröristtir. Yalnız bu teröristlerin kitapları darbeye kadar yasaldı. Darbeden birkaç gün sonra yasaklandı. Ev basıldı, adam kitabı atarken yakalandı. Terörist oldu. Bu yanlış işte.

    Diğer yazarlar Ali bulaç, ahmet turan alkan… bunlarında suçları isbat edilirse aynı muaameleye tabi tutulmalı bence. İsbattan sonra… terörist ise böyle olmalı. Farklı suçlardan hüküm alırsa o farklı olur tabi.

    • isbat derken şu an mahkeme fetö/pdy davasında kimse için bir hüküm vermiş değil. gülene kadar şu an herkes şüpheli

      ikinci olarak bu terörist ilan edilme sulandırıldı.. 40 bin insanı hapse attılar. 70 bin insanı işinden ettiler. tek taşkınlık olmadı.

      darbeyi yapan birkaç bin kişi ve suçunn şahsiliği falan gibi basit hemen anlaşılabilecek modern hukuk kaideleri var ama tabi bu kadar medya şiddetine (propoganda) maruz bırakılan insanlara ne anlatacaksın…

      kurana da vursan elde kalır sünnete de vursan elde kalır, modern hukuka da vursan elde kalır. kötü bir mücadele yürütülüyor şu an… ( darbecileri de savunan yok Allah belalarını versin o zalimlerin)

  30. Fehmi abi yasak yayınlar yakılır ! çöpe atılır ! gömülür !
    Lakin yasak yayın evinden çıkmış Kur’an-ı Kerim var onu ne yapalım ? Onuda mı çöpe atalım ?

  31. Merhaba Fehmi abi yazınız teşekkür ederim. Sizden bir şey rica edicem ben burda sizin kendinize özgü yazılarınızı okumak istiyorum bir başkasının değil.. öncelikle bir başka gazete köşeleri buraya yansıtmanız hoş bir şey değil. o zaman siz onları dikkate alarak yazıyorsunuz onları takip ediyorsunuz. Yani o dediğiniz kişiler zamanında neler yazdıklarını hepsini biliyoruz. o yüzden onları referans almamanız bence daha iyi olur. C.Başkanı doğru söylüyor. Çünkü ondan önce dediğiniz bir çok yasak onun döneminde özgür oldu. ha bu haksız yere içeriye atılan gazeteciler yok mu var ama genele baktığımızda eskiye göre daha özgürüz baskı yok herkes istediğini söylüyor küfür ediyor terör propagandası yapıyor vs. Bize açıkcası özgürlük pek iyi gelmedi. T.Erdoğan dan önceki dönemle onun dönemini bence bir daha karşılaştırın. Ona köşelerinden ne yazılmadı ki.. hangi hakaretler.. hangi kitaplar yazılmadı mı?.. Sizden ufak ricam olacak nacizane, dediğiniz kişinin yazılarını alıntı yapıp kendi köşenize koymayın onun reklamını yapmayın o tip kişilerin görüşlerine ihtiyacım yok açıkçası. Koyarsanız saygı duyarım. O tip şahısların 28 şubattaki yazıları tavırlarını sizde bizde çok iyi biliyoruz. Şimdi burdan yazmak kolay ama uygulamak kolay değil neler olup bittiğini bilmiyoruz. Bir Ülkede Gazeteciler çok önemlidir. Halkı aydınlatırlar hem fikiriz. Fakat bu demek değildir ki gazeteciler halkın seçmiş olduğu hükümeti ve c.başkanına yazılar yazarken eleştirilerini gazeteciliğe yakışır şekilde yapması gerekir. Birde başta yazarken ”müsadenizle” demişiniz bu kadar çekinerek mi yazıyorsunuz gerçekten şaşırıyorum abi ? C.Başkanının sizi iyi tanıdığını düşünüyorum. Ben şuna inanıyorum abi haksız yere içeriye giren gazeteci abilerimiz en kısa sürede çıkacaklarını düşünüyorum.

    Pek çok selam ve dua ile..

    • orada fehmi koru sadece bir gazetecinin dustugu durumu gozler onune sermeye calisiyor. ayrica gazeteci dedigin tabi ki diger yazarlari ve gazetecileri takip edecek bu gayet dogal bir sey degil mi ?

    • Emre Engin bey’in görüşlerine ben de katılıyorum.. Özellikle de, Hürriyet Gazetesi!nde adeta, Ak Parti adına “PR” çalışmaları yapan Abdulkadir Selvi’yi tanımıyor değiliz.. Bu doğrultuda, Soner Yalçın haklı bir tesbitte bulunmuş, isterseniz buyurun okuyun..

      http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/vatana-ihanet-yazisi-1501658/

      Sipariş usülü yada adresine teslim yazı modelleri yıllar yılı bu medya grubunda üretildi..
      Şimdi de, iktidar kanadındaki “yandaş medya” yada “havuz medyası” bu yöntemi başarıyla yürütüyor..
      Adına da “gazetecilik” diyorlar..
      Biz, hiçbir şeyden anlamıyoruz ya..
      Ve, neyin ne olduğunu da görmüyoruz..
      Acaba..?
      ……………………
      İşte, bizim Emre arkadaşımızın yaptığı gibi duyarlı yaklaşımlarına ihtiyacımız var..
      Beğenelim yada beğenmeyelim, düşüncelerini ifade etmiş..
      Bu, yorum da aynen yayınlanmış..
      Yorumu yazanı da, yorumu yayınlayan “ev sahibi”ni de kutlamak gerekir diye düşünüyorum,
      Vesselam..
      ……………………….

    • İlk yorumumun hemen ardından, bunu da göndereyim istedim..
      Bir gerçeği vurgulamak için..
      “At, sahibine göre kişner” misaline özellikle bugünlerde çok sık rastlamamız bir tesadüf deği..
      Zira, misal olarak kendimden örnek veyeyim ki.. Bugüne kadar, “sahibine göre kişneyen”lerden olsaydım, sanıyorum nice mevki yada makamlara erişirdim.. Bunu pekala biliyorum.
      Ama, lazım değil..
      Hülasa, kim ne yaparsa, ancak kendine yapar..
      Bu, benim işim değil.. Bunu söylemek istedim.
      Vesselam..

    • anladığım kadarı ile hükümete sempati duyan birisiniz. o yüzden de ülkesini deli gibi seven her görüşten insanın; aman başım belaya girmesin işimden hürriyetimden olabilirim tarzı korkularını hissetmeyebilirsiniz ama bence empati yapmalısınız.

      cumhurbaşkanına saygısızlık ila çobana çiftçiye esnafa ya da ana muhalefet liderine saygısızlık arasında zerre fark yoktur. insan onuru değerli ve eşit değere sahiptir.

      fakat cumhurbaşkanı bırakın eleştiriyi, tarafsız kalınmasına bile tahammülü olmayan bir insan, o ne düşünüyorsa herkes aynısını düşünmeli.

      örnek fehmi koru tarzında yazarlar serfuru etse de bir cemil barlas, bir melih altınok olamadığı için yazacak bir köşe bulamıyorlar. tvlere çıkarılmıyorlar

    • sanırım bu arkadaş kendini başka ülkede sanıyor ya da Türkiyede yaşamıyor ,dışarıdan bakınca öyle görüyor.ben Turgut Özalı da gördüm sonrasını da o adamlara gazeteciler neler söylemiyordu ve hangi kılıklara koymuyordu, hiç birine hakaretten dolayı dava açıldığını hatırlamıyorum. Şimdi sen reis dışında bir kelime kullanabilir misin .ülke artık mafya odaklarınnın güzergahı oldu. bir mafya kılığındakine sırtını dayayan bir yöneticiyi kabul etmiyorum arkadaş. biz bize sırtını dayasın diye oy verdik zamanında, mafya bozuntularına değil.

  32. Değerli Ocak ailsei, lütfen Ocağımızın dumanı bizim atacağımız odunlarla sürekli tütüsün. siz uyurken biz (Amerikada yaşayan okuyucular) biz uyurkende siz odun atalım.Nasılmi? Siteyi reklamlarla birlikte vakit buldukca tıkliyalım. Başarının yolu özveriden geçer.Gerçek bir misal iki arkadaş yolda yürürken bir gazete baisinin önünden geçiyorlarmiş hemen birisi bir gazete almış ve gazeteyi okumadan çöpe atmş. Diyer arkadaşı şaşırmış ve okumadan neden çöpe attığını sormuş. Oda okuma yazma bilmiyorum cevabını vermiş bu cevaba arkadşı dahada şaşırmış, ve madem okuma bilmiyordun neden boşa para verip de aldın? Cevap anlamlı boşa para vermedım o gazetenın sahibi benim gibi Müsevi ona yardım olsun diye aldım.İşte 20 milliyon Müsevi bütün dünyaya hakim.Biz neden başarılı olmayalımki. Hoşça kalın

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here