Papaz Brunson tahliye edildi; ABD’den de bir karşı hamle gelebilir mi?

43

Ailesiyle birlikte İzmir’de kendi kurduğu kilisede (Diriliş Kilisesi) ‘misyonerlik’ yaparken 15 Temmuz hain darbe girişiminden bir süre sonra (9 Aralık 2016 tarihinde) FETÖ ve PKK ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan papaz Andrew Craig Brunson dün mahkeme tarafından ‘denetimli serbestlik’ kararıyla tahliye edildi.

Süreci evinde ikamet ederek ve tutuksuz yargılanarak geçirecek.

Bir hafta önce yapılan duruşmada avukatların tahliye talebini reddeden mahkeme itiraz üzerine bu kararı aldı.

Ülke gündemi yanında Türkiye-ABD ilişkilerini de derinden ilgilendiren bir konuydu Brunson‘un tutukluluğu. Brunson ile aynı Hıristiyan mezhebinden olan ABD başkan yardımcısı Mike Pence‘in papazın bırakılmasını şahsi meselesi olarak görmesi, çok sayıda Temsilciler Meclisi üyesi ile senatörün durumuyla ilgilenmesi, Donald Trump‘ın her duruşma öncesi ve sonrasında zehir zemberek Twitter mesajları atması ikili ilişkilerde suları bulandırıyordu.

En son, parasını ödediği ve üretim de başladığı halde F-35 jetlerinin teslimi de dahil Türkiye’ye silah satışlarını durdurma amaçlı bir yasanın Kongre’ye sunulmasıyla papaz Brunson eksenli gerilim zirveye çıkmış oldu.

[Serdar Turgut, yazısında, “Türkiye’ye kredi açmayın” diye özetlediği yasa tasarısının Kongre’de bugün görüşüleceği bilgisini veriyor.]

Mahkemenin tahliye kararı gerilimi düşürecektir. ABD bu kararı yeterli bulmuyor ve Brunson‘un serbest bırakılıp ülkesine dönmesini bekliyor.

Bu sabah gazetelere göz atmak için oturduğumda, beklentim, iki yıl boyunca defalarca manşet olmuş bir olayla ilgili son ve âni bir gelişme olduğu için, haberin gazeteler tarafından büyütüleceği, yazarların da konuyu sütunlarında enine-boyuna işleyeceği idi.

Yanılmışım.

Medyanın suskunluğunun sebebi

Konuyu ikili ilişkileri bozmayı da göze alarak önemsediklerini defalarca belli etmiş olan gazeteler bu yeni gelişmeyi fazla büyütmemişler. ‘Yazar’ dediğin gazetesinin önem vermediği bir konuyu ele alacak değil ya; aynı gazetelerin yazarları da, genellikle, İYİ Parti’de olup-bitenleri daha fazla önemli gördüklerini yazılarında o konuya eğilerek belli etmekteler.

“FETÖ’ye ve PKK’ya üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme ve devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk amacıyla paylaşma” gibi ciddi bir suçtan yargılanan biri olarak, papaz Brunson bile, bu duruma şaşırmış olmalı.

[‘Papaz’ sözcüğünü küçümseme amaçlı kullanmıyorum; başka dillerde aradaki nüansları belli eden çok sayıda dini sıfat varken, Türkçe’de, Hıristiyan dinadamları için sadece iki sıfat kullanılıyor: Papaz ve rahip… Brunson’un konumunu bana göre en iyi ‘papaz’ sıfatı karşılıyor.]

Neden bu ilgisizlik?

İki yıl boyunca yapılan haber bombardımanı yüzünden gazeteler bu âni kararı hazmedememiş ve yazarları da ne diyeceklerini bilememiş olabilir. Daha net bir tavır için biraz beklemeyi uygun görmüşlerdir.

Ya da, ‘devletin âli menfaatleri’ söz konusu olunca, gazetelerimiz, kendi güvenilirliklerinin ayaklar altında kalmasını sineye çekmekte zorlanmamış, ancak bunu nasıl yapacaklarına henüz karar verememiş de olabilirler.

AK Parti’nin en fazla itibar ettiği yazarlardan biri, birkaç gün önce, kendisine yönelik suçlamalara cevap verirken, “Siz DEVLET işinin inceliklerini bilmezsiniz; DEVLET için bilgi ve belge toplamanın önemini anlamazsınız” diye yazmadı mı?

Mahkemenin bir hafta arayla taban tabana zıt kararlar vermesini ‘devletin âli menfaatleri’ ile ilgili görenler muhalif medyada da var.

Cumhuriyet gazetesi, haberi, “ABD elindeki kozu koydu, ‘rehine diplomasisi’ çöktü” diye veriyor.

Gazetenin ‘ABD’nin elindeki koz’ dediği, Kongre’nin ülkemize silah ambargosu uygulamaya kalkışması…

‘Rehine’ demesinin sebebi de, iki ülke arasındaki papazla ilgili gerilimin en yüksek olduğu günlerde sarf edilmiş, “Verin sizdeki papazı, alın bizdekini” cümlesi…

Bu bir ilk hamle mi?

Acaba muhalif cephenin bu değerlendirmesi ile açıklanabilir mi son gelişme?

Yoksa başka bir sebep mi var?

Sözgelimi, “Verin ve alın” biçiminde ifade edilmiş olan karşılıklı anlayışta yeni bir hamle mi söz konusu?

ABD de, papazın tahliye edilmesi sonrasında, kendi topraklarında yaşayan Fethullah Gülen‘e karşı tavrını değiştirecek mi?

Bu soruya cevap teşkil edecek bir bilgim yok, ancak yine de bir bildiğimi sizlerle paylaşabilirim: Washington’da şu anda ipleri elinde tutan kadronun zihniyeti ülkeyi her konuda sürprizlere açık tutuyor. “Olmaz, olamaz” denilen nice gelişme yaşandı, yaşanıyor; bu ihtimale de “Neden olmasın?” kuşkuculuğuyla bakabiliyorum.

Olursa şaşırmam.

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Yıllar önce bir hemşehrimden dinlemiştim: Türk Devletlerinden birinde (galiba Kazakistan) gümrük kontrolü yapılırken, herkesin dürbün, fotoğraf makinası vb. ne varsa, ellerindekileri kayıt-kuyut almadan belli bir yere bırakması emredilmiş ve her ülkenin insanı, kuzu kuzu her şeylerini bırakmışlar ortaya. İki kişi(ABD’li), şımarık sekilde ortaya çıkmış, ” biz bırakmıyoruz. geçiyoruz ve doğru da Elçilige gidiyoruz” demişler ve geçip gitmişler, kimse de dokunamamış.
    Şımarık ABD dediği bu ; cow-boy (inek çobanı veya dağ ayısı). Güç bende, diyen HİMEN. Sen, gel bu “esfele safilindeki” mahlukdan Merhamet, Adalet bekle. Kimse, yanılıp da, bireysel olaylara bakıp da, “Papazlar iyi adamlar, Müslümanlara namaz yeri bile gösteriyorlar” demesin. İş toplu din mücadelesine ve siyasete gelince, isler değişir. Trump – ABD, Türkiyenin hem İslamı, hem de İranı sahiblenmesinden gocunmakta, için için yanıp, tutuşmaktadır. Adalet-marifet Arif-kamil, olgun insanlara mahsustur. ABD ile dost kalmıya çalışılmalı, fakat, şerrinden de her an endişe edilmelidir , hele, bu Evangelistler var oldukça. Şerirlere karşı uyanık olmalı, 5’li ÇETEnin arasına daima rekabet ve nifak tohumu ekilmeli. Belki de ABD-Trump yeni yeni ısınıyor. Anadoluyu karış karış gezen Papazı bulduk! Bakalım, neler göreceğiz ? !!….
    Bir Devlet -aklını yitirmedikçe, durduk yere- sana, anahtar teslimi 300 küsur okul yapıp, vermez

    Mazlum, zayıf kişi, elbette, Allah’a daha çok yaklaşacak ve yalvaracaktır. ( Dua müminin silahıdır)Bundan daha tabii ne olabilir, iman zaafiyeti ile de alakası yoktur, bunun. “Zalimin zulmü varsa, elbette, mazlumun da Allah’ı var”
    Hukuku – genelde – güçlüler, galibler yazar. (Allah’ın hükümleri bundan müstesna). Avam, gerçekleri aktarıyor. Belki de oyun yeni başlıyor, ihtimal ki, taviz tavizi getirecektir.

    • Sn Serdar alıntıyı tekrar okuyun, “ister” denmiş. Bunda bir şeylere bağlılığı/şartı-şurtu ima eder gibi bir hal yok mu? Aradaki fark “istemek”! siz inanmak ister misiniz yoksa, Allah’ın varlığı konusunda eminseniz, birşey istemeden inancın gereği neyse (misal; namaz-niyaz dua) doğrudan onu mu yaparsınız? Haydi, bu spesifik soruya sessiz kalmayın, direkt bir cevap verin.

  2. Merhaba Hasan Bey, o mel’un gundeki ABD nin gorevinin olacagina pek ihtimal vermiyorum.
    Cunku o zaman Obama henuz gitmemisti.
    Darbe aninda AKPli is adaminin rusvet verdigi, ve secimi kazandiklari gunun ertesinde Guleni iade edin yazisini yazan,Trumpun iilk guvenlik danismani su ana basi buyuk derte olan Flynn ne demisti “Su an bizim arkadasla Turkiyede darbe yapiyorlar.”
    Hatirlarsaniz Otelde Damat bey ve disisleri bakanida Guleni kacirmak icin, Flynn’a 15 miliyon dolar rusvet teklif ettmislerdi! gazeteler yazdiktan sonra o toplantida bulunn eski CI Ajanida onu dogrulamisti.
    O darbede ABD nin degilde ABDli arkadaslarinin parmagi olmasinmi?
    AKP kesinlikle Guleni istemiyor sadece secim malzemesi olarak ABDye meydan okumak icin orada tutuyor.
    Madem sucu kesin neden Gulenin teklifini kabul etmiyor? Gulen ne diyiyor “uluslar arasi aristirilmasini istiyor. Madem darbeyi onun yaptigina eminseniz! neden korkuyorsunuz bunda korkulacak birsey yokki? Degilmi?
    Biraz daha sabir edelim daha neler neler ortaliga cikacak.
    Gulen Erdoganin millete karsi butun kinini kustuktan sonra bazi seyleri acikliyacak gibime geliyor.

    • Söylenmedik kötü söz mü kaldı
      Ama gülenin buna karşı söyleceği söz olsaydı bin defa konuşurdu.
      Söyleyeceği söz var.
      Oda şehitlerden ve yakınlarından ve bu milletten özür dilemektir
      Ve artık dışarıda Tayyip düşmanlığı yapacağım diyerek bu millete ve devlete zarar vermekten vaz geçmelidir
      Orda niye oturuyor
      Konuşssun. Ama senin tahminini değil, masumları bırakmasını söylesin. Bırakırsan geliyorum diye konuşssun
      Çok mu zor
      Değil. Apoyu misafir gibi ağırlayanlar onuda ağırlar
      Gelsin dediğin gibiyse hesaplaşın
      Gelsin mazlumların kurtulması için
      Gelsin Ankarada askeriyede has adamlarının ne işi vardı 15 temmuz gecesinde açıklasın

  3. Yazi bana ait degil kopi
    Temmuz 2018 20:19
    Türkiye’nin kredi almasını zorlaştıran tasarı ABD senato komisyonundan geçtiABD Senatosu Dış ilişkiler Komisyonu Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayan bir tasarıyı kabul ett.

    ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve Senatör Bob Corker ile Senatör Bob Menendez, bugün Türkiye’nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayacak iki partili yasa tasarısının komitede kabul edildiğini açıkladı.

    ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve senatör Bob Corker, “Bu yasa tasarısının yapılmasını asla istemedik ama Türk hükümetini, ABD vatandaşlarının ve yerel olarak istihdam eden büyükelçilik personelinin haksız bir şekilde gözaltına alınmasını durdurmadığı takdirde sonuçlarının olacağı konusunda uyarmıştık” dedi.

    “Pastor Brunson’ın hapishaneden ev hapsine geçmesi iyi bir ilk adım olsa da, 21 aydan sonra bu gelişme tatmin edici değildir. Türk hükümetine, ABD’li büyükelçilik görevlilerinin yanı sıra Pastor Brunson da dahil olmak üzere tüm ABD vatandaşlarının tacizine ve keyfi olarak gözaltına alınmasına son verene kadar baskı yapmaya devam edeceğiz. Bu faturada bizimle birlikte çalıştığı için ortak sponsorlarımıza teşekkür etmek istiyorum, bu çabada komitenin desteğini takdir ediyorum” dedi
    ABD Başkan yardımcısı: Brunson tamamen serbest kalmazsa yaptırım uygulayacağızTrump: Brunson sebebiyle Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulayacağız.

    Bakalim Mevlut Cavusoglu sozunde duracak mi!

    Trump says he’ll sanction Turkey over U.S. pastor’s detention
    Published: July 26, 2018 1:11 p.m. ET 24
    Brunson was detained for alleged connection to coup attempt
    By
    ROBERT
    SCHROEDER
    WHITE HOUSE REPORTER
    Reuters
    President Donald Trump says an American pastor should be released immediately.
    President Donald Trump said the U.S. will impose “large sanctions” on NATO ally Turkey over the detention of an American pastor.

    Trump said on Twitter that Andrew Brunson, whom he called “an innocent man of faith” should be released “immediately.” Brunson denies charges of espionage and terrorism.
    Donald J. Trump

    @realDonaldTrump
    The United States will impose large sanctions on Turkey for their long time detainment of Pastor Andrew Brunson, a great Christian, family man and wonderful human being. He is suffering greatly. This innocent man of faith should be released immediately!
    8:22 AM – Jul 26, 2018
    45.7K
    24K people are talking about this
    Twitter Ads info and privacy
    Vice President Mike Pence made similar comments Thursday, speaking at a religious freedom conference.

    “The United States of America will impose significant sanctions on Turkey” if Brunson isn’t freed, Pence said.

    Brunson was released from jail in Turkey on Wednesday after 1½ years, to serve house arrest due to “health problems,” Turkey’s state-controlled news agency said. Trump said on Twitter last week that Brunson’s detention was a “total disgrace.”

    Neither Trump nor Pence detailed what kinds of sanctions were possible against Turkey. Congress, meanwhile, is looking to pause sales of F-35 joint strike fighters to Turkey, pending a new assessment of U.S. relations with the country. The jets are made by Lockheed Martin LMT, +0.03% .

    In a tweet sent shortly after Trump’s, Turkey’s foreign minister said the rule of law is “for everyone; no exception.” He said his country “will never tolerate threats from anybody.”

    Mevlüt Çavuşoğlu

    @MevlutCavusoglu
    Noone dictates Turkey. We will never tolerate threats from anybody. Rule of law is for everyone; no exception.

    9:45 AM – Jul 26, 2018
    5,288

  4. Sayın Fehmi Koru
    Son Yazınız Rahmetli A Ali Birant ın Amerika ırak a savaş açamaz öngören yazısı ile Amerikanın Savaş açmasının aynı güne gelmesine benzedi 🙂 O yazı ne kadar öngörüden uzaksa sizinki de o kadar uzak ve yanıltıcı oldu .Ama adamlar hakikaten karşılık verdiler fakat murad olunan şekilde değil .

    • Trump, “Yetmez ama Evet” der diye düşünüldü herhalde; milli “Yetmez ama Evet” ölçülerinin gayrı-milli cenahlar için ölçü olmayabileceği hesap edilmemiş olabilir. Belki de bu kez Trump aldatmıştır, bilemiyoruz. Benim korkum, bu işin gide gide bu davayı açan savcının başına bela olabilieceği. Erdoğan, Mavi Marmara eylemcilerine, “Giderken bana mı sordunuz” diye fırça attığında şaşırmıştım doğrusu. Şimdi de savcıya, “Sen bu adama bu davayı açarken bana mı sordun” diye çıkışırsa şaşırırım -ama çok fazla değil.

  5. “ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ev hapsine alınan ABD’li rahip Andrew Brunson’un serbest bırakılmaması durumunda Türkiye’ye yaptırım uygulanacağını söyledi. (Sabah)” bu da karşılığı olsa gerek.
    “Taş kabağa değerse de vay kabağın haline, kabak taşa değerse de vay kabağın haline” demiş, atalar.

  6. YARASI OLAN GOCUNSUN:
    Sevgili site sakinleri ve yorumcuları bu siteyi kurulduğundan bu yana ve fehmi beyi’de gazetelerde yazdığı dönemlerden beri takib eden birisiyim ve eminim çoğu arkadaşta öyledir….Yani Sn. Koru’nun müdavimliği bizi burada buluşturan sebep Koru birçok yazar-çizer taifesi gibi olamadığı için kendini bu siteyi kurarak mudavimlerine ulaşama yolunu seçti.Bizlerde diğer yazar-çizerin yorumcuları gibi değiliz diye düşünüyorum.Ancak siteye son zamanlarda yorum(ilk günlere olmayan) yapan şahsiyetler (şahsiyetsiz demek istiyorum.) yorumculara sataşmalar,kendi gibi düşünmeyeni ve kendisine katılmayanı hemen vatan haini ve sucumusun, bucumusun gibi yaftalayarak sitemizin sakinlerini maalesef rencide ediyorlar,aslında yorumları denetleyen EDİTÖRÜN bunlara izin vermemesi gerekir diye düşünüyorum…..Bizim milllet olarak zenginliğimiz tabiki farklılıklarımız,birbirimizin farklı düşünmesini maalesef kabuullenemiyoruz,tıbkı siyasiler gibiyiz illa kendi partisindekiler herzaman haklıdır,yok böyle bir dünya,kimse kimseyi sevmek,beğenmek zorunda değil.Ama olduğu gibi kabullenmek zorunda,kimse kimseye saygısızlık yapma edepsiziğine girmemeli…

  7. Yaz sıcağında asma budama zamanı geldi de geçiyor. Seçimdi kurultaydı derken ortalık bi parça hareketlense de medyanın hangi olayı neresiyle gördüğü milletin pek de umrunda değil. Bizim safanın blog yazarı babasıyla kraathaneden kankası sn.bernara ancak pişpirik oynarlarken mevzu olabilicek bir haberi kıytırık medyamız enine boyuna yazsa ne olur yazmasa ne olur? Sürekli kendi ülkesinin aleyhine bi gelişme olsa da eğlensek diye bekleşip duran dırdırcı bir güruh var. Hatta olayın memleketin aleyhinde olmasına da gerek yok, yeter ki bi tarafına kulp takmaya müsait bişey olsun, hep birlikte başlıyorlar yaygaraya. Muhalefet etmek için kendine ait karşıt ya da farklı bir görüşe sahip olmak gerekir diye düşünüyorum. Hiçbir konuda özgün bir tez üretmeden, yaşanan her hareketliliğe aynı tepkiselliği sergilemek nasıl bir uyuz çeşididir bilemem. Yıllardır muhalefette olan bir parti durduğu yerde nasıl olur da oy kaybına uğrar anlamak mümkün değil. Hiçbir tepki vermeden olayları uzaktan sadece seyretseler dahi iktidara gelme şansları oldukça yüksek halbuki.(eğitim düzeyimiz sürekli artıyor:) Kendilerini tutamayıp her konuya mutlaka türkiye aleyhinde bi kulp taktıkları yetmiyormuş gibi; yapılan mega projeleri durduracaaz, yapımı tamamlanmış olanları da yıkacaaz diye bi yığın seçim vaadi de hala orta yerde duruyor. Bu hastalıklı muhalefet şeklini nasıl düzeltebilirizi konuşmak yerine hala öte beri link ve video savaşları veren cengaverlere ne anlatsak boş! Haksız mıyım hamza?

    • Şampiyonlar Ligi’nin kura çekimleri geldi aklıma. . . Bilen bilir, güçlü takımlar seri başıdır, bunların altına karşılaşacakları takımlar 1. torbadan, 2. torbadan, 3. torbadan kurra ile eklenir. Yorumunuzda kısmi bir pozitif ayrımcılıkla beni farklı torbaya salladığınızı hissettim, sevindim doğrusu 🙂

      “Yaz sıcağında asma budama zamanı geldi de geçiyor.” buyurmuşsunuz. . . Fransa’da mı Türkiye’de mi, orası belli değil 🙂

  8. Yandaş medyanın gazeteleri Yeni Şafak Gazetesi’nin toplam ana haber kutusu 34, Sabah Gazetesi’nin ana haber kutusu 30, Hürriyet Gazetesi’nin ise 15. Toplam 79 ana haber kutucuğu içinde karıncaların yaralanınca ne yaptıkları da var, Beşiktaş kulübünin yeni yengesi de var. Saat 16:14 itibarıyla, papaz Brunson’la ilgili tek haber yok. Sayın Koru’nun yaptığına bakın: Beşiktaş’ın yeni yengesi kadar haber değeri olmayan bir şeyi tartıştırıyor bizlere! Bu nasıl bir gazetecilik! 🙂

  9. Bende şuna şaşırdım sa Fehmi bey bu konuda bu güne kadar hiç bir yazı kaleme almaması bizide şaşırttı bence bu konuda bildikleride vardır herhalde
    Hep siz şaşıracak deyilsinizya birazda biz şaşıralım.

    Hâlâ 15 Temmuz alçaklığı sanki olmamış gibi davrananlar var.onların gözleri körleşmiş.
    Demekki bazen insan olayların gerçekliğini unutup kendi istediği gibi görmek istiyorlar
    Insanın ici kin ve nefretle doldumu şeytanın oyuncağı olur
    Allah kötülüklerden uzak etsin bizleri .

    • İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kasım-Aralık 2017 tarihlerindeki saha çalışmalarını içeren, 5 Şubat 2018’de kamuoyuyla paylaşılan “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması” sonuçlarına göre, görüşülen kişilerin:

      (*) %79’u kızlarının en uzak hissettikleri partinin taraftarlarından biriyle evlenmesini istemiyor;
      (*) %74’lük bir kesim o partinin taraftarlarından biriyle iş yapmak istemiyor;
      (*) %70’i o parti taraftarı bir kişiyi komşu olarak görmek istemiyor;
      (*) Çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemeyenlerin oranı da %68.

      İnsanların içi kin ve nefretle dolunca şeytanın mı yoksa başka şeylerin mi oyuncağı olur, bunu bilemem. Ama, bildiğim o ki, birbirlerine bu kadar yabancılaşmış, birbirlerine bu kadar sevgisizleşmiş insanlar topluluğundan gerçek bir toplum zor çıkar. Birbirimizi (ki her kesimden milyonlarca insanız!) şeytanın oyuncağına dönüşmüş insanlar olarak görmek yerine, biraz da bu berbat tabloyu nasıl değiştireceğimiz üzerine kafa yoralım. . .

  10. Ben birşeye inanmayi eylemle ölçerim.
    Gerçekten öbür dünyaya inanandıklarını söyleyenlerin yaptıklarına baktığımızda açıkcasi ikna olamıyorum.
    Hani başi kesende selavat getiriyor başı kesilende.(işid eylemlerinden)
    Güçü eline geçirip hükmetmeye başlayınca güç sahipleri iktidarina problem olacak veya olmasından şüphelendiklerini bir yolunu bulup yok etme için bu uğurda işlemeyceği cinayet ve günahtan korkmamak nedir acaba?
    Tarihte cemel vakasi,siffin savaşi ,yezid olayı,ali-muaviye mücadelesi,şehid edilen halifeler ve daha niceleri
    günümüze kadar devam eden zülümler dünyanin fanı iktidarini ele geçirmek ve kollamak için değilmi acaba.
    Yoksa en hayırlı olanı benim hükümranlığimdir tezi mi?
    Bunun için din adami fetvaları bulmak cok mu zor olmuştur.
    Teologlar ve dini camaat temsilcileri bu fetvaları bedelsizmi veriyor acaba?
    Padişah sofrasına oturanların fetvasi neden makbul oluyor hep?
    Bakiyorum insanlar birbirini kafirlikle veya munafiklikla çok kolay suçlayabiliyorlar.
    Hanı suçlanan kişide o sıfat yoksa sahibine döner derlerdi.
    Öbür dünyaya gerçekten inanan insan gözünün gördüğünü dahı acaba yanlış mı gördüm diye bu kadar iddialı olmazdı.
    Biz gerçekten şu dünyadaki işlerimiz için duyguğumuz endişe ve heyecanı ebedi hayat için duysaydık değil konuşmak, yerimizden kıpırdayacak halımız olmazdı.
    Güçlüler zulmüne uygun fetva bulup topu fetvacıya atarken şark kurnazlığı ile yaratanı kandırması esasen şirk olmuyormu.

    • Milletin imanını ölçmeye biçmeye alışkınsın bakıyorum:) 15 temmuzda ibb önünde darbecilere karşı direnirken şehit olmadan önce fıskiyeli süs havuzundaki suyla abdest alan müminlerin vatan sevgisini de gördün mü? İmandandır derler… Bi tesbih de öbür eline alıp kendi günahlarını da say…

    • Sn AVAM, iman ile inancı ayırd eden ameldir. İman ettim diyorsa kişi ancak ameli yoksa o iman inanç seviyesinde kalır. İnanç çeşitlerinin bir eylem gerektirmesi şartı yok. Terminolojik anlayış farkı var. Bu konuya daha önceleri buralarda da girildi (hatta kafiyeli olarak da). Ancak, ben onu veya uzun uzadıya yazdıklarını sorgulamıyorum. Öyle olsa alıntı yapıp spesifik olarak anlamı sorgulamazdım. “…Onun içindirki genelde zayıflar veya kendini zayıf görenler öbür dünyaya daha çok inanmak ister…” tespiti falsolu-kusurlu bir ifade! Revizyon teklifim aşağıdaki noktalarla ilgili:

      1) Öbür dünyaya daha çok inanmak isteyenlerin “zayıflık”la ilişkilendirilmesi şart değil.
      2) Bu bağlamda, herhangi bir şart ve özellikle, öbür tarafa inanıyorsan (ki bu iş Allah’a inanmakla eşdeğer bir ifadedir), o zaman o şart ve özellik Allah’ın münezzehliği karşısında zaten bir şey ifade etmez, solda sıfır kalır. Ancak, Allah’ı birşeylerle ilişkilendirmiş olmakla “Şirk”e de girer. Ben sadece bu noktaya dikkat çekmek istedim. Şirk konusu bu kadar önemli olmasaydı İslamiyet bu konuya bu derece vurgu yaparak son bir kez bütün dünyaya gelmezdi, herhalde. Sadece ülkemizin değil, bütün dünyanın sorunu bu. Bu konuya açıklamalı olarak tekrar girmiş oldum. Revizyon teklifimde haksız mıyım?

  11. Sayın Koru;
    Cumhuriyetten Aslı Aydıntaşbaşın yazısını görmemişsiniz galiba.
    Onun yazısı daha zihin açıcı.
    Herkese okumasını tavsiye ederim.
    AKP liler hariç. Çünkü onlar okursa aydınlanma ihtimalleri var.
    Malum AKP nin ampulü aydınlatmıyor artık.
    Birden ışığa maruz kalırlarsa kör olma riski olabilir.
    Eh bizde kör olmalarını istemeyiz.
    Belki birgün gerçeği görebilirler umuduyla…

  12. işin, devletimizin mafya yöntemleri kullanması gibi bu ülkeyi ve toplumumuzu aşağılayıcı bölümünü es geçerek, konu hakkında cumhuriyetten aslı hanımın takasın hakan atilla ile ilgili olduğu yorumunun bana daha mantıklı geldiğini söylemeliyim. aslı hanım halkbank hisselerindeki yükselişin de pazarlığın halkbank üzerine olmasına yorumlamış. bir de, bu pazarlığın çok daha önceden gündeme getirildiği, hakan atillanın cezasının bir bölümünü türkiyede çekmesi ve halkbanka para cezasının az olması için pazarlıkların yapıldığına dair haberlerin daha önceden yabancı basında yer aldığını yazmış.
    – fetullah gülenin getirilmesi meselesi, eğer fehmi bey bir bilgiye dayanarak yazmıyorsa, pek mümkün görünmüyor.
    -Öncelikle akpnin gülenin iadesini gerçekten istediğine inanmıyorum.
    – ikinci olarak da amerikada, her ne kadar trump mafya yöntemlerini çok sevse de, her istediğini yapma noktasında erdoğan kadar rahat hareket edemiyor.
    – Üçüncü olarak ise, cia güleni sadece türkiye ölçeğinde değil, diğer ülkeler noktasında da kullanıyor. yoksa bütün dünyada gülen okulları bir tesadüf olamaz. türkiye konusunda gülenden vazgeçmesi bile biraz zor düşünülürken, üstelik de akp gerçekten istemiyorken, diğer ülkeler için kullanımını da rafa kaldırmasını beklemek de pek gerçekci görünmüyor.

  13. Siyasetin kuralı
    Siyasetin kuralları vardır. Barış savaşa daima tercih edilir. Bunun çarpıcı iki örneği vardır, Hudeybiye ve Lozan. Barış zararla olsa da tercih edilmiş ve taraflara ve insanlığa yararlı olmuştur. Savaşın ikinci kuralı ise kararlar geçmişte olanların değerlendirmesi ile alınmaz, gelecek düşünülür. Fransızlarla Almanlar tarihi düşmanlar iken Avrupa Birliği’nde kenetlenmişler ve kavgalar bitmiştir. AB bugün etkin güç olarak bulunmaktadır.
    Din adamı ve casusun serbest bırakılması, gelecek için yararlı mı oldu, zararlı mı oldu, barışa mı hizmet ediyor, savaşa mı ona göre değerlendirmemiz gerekir.
    Bence barışa hizmet ediyor. 15 Temmuz’dan sonra 2 darbe harekâtı hazırlığı vardı. Ona hizmet edecek mi yoksa tam tersine deşifre olduğu için etkisiz hale getirilmiş olup yeni Brunsonlar’ın oluşmaması için serbest mi bırakıldı?
    Bana göre Erdoğan Gülen’i de Öcalan’ı da affetmelidir. Mağlup olan ırkçı ve dinci iki kişiliğin yerine yenilerinin gelmemesi için onlarla anlaşmalıdır. Onlar o zararlı akımları yararlı hale çevirebilirler. OHAL kalkmalı genel af değil ama genel infaz yapılmalıdır. Hapishaneler boşaltılmalıdır. Mahkemeler nefes almalı. Yeni barış denemesine girişilmelidir.

  14. Bunalımdayım, birçok tabum yıkıldı. Adalat dünyanın neresinde…. Kapatın mahkemeleri, salıverin mahkumları, her koşulda her şey ilahi adalete havale ediliyor zaten. İyi ki ölüm ve ahiret var.

    • İster uluslararası, ister ulusal ölçekte olsun: Adalet, güç’ten başka hemen hiçbir şeye aldırmayan yönetici elitlerin biz sıradan insanlara bahşedecekleri bir şey değil. İnsanlık tarihi, iktidar sahiplerinin kendilerini ve kendi yönetimlerini yücelten kurgusal resmi tarihleri bir kenara bırakılırsa, esas olarak adalet için verilmiş mücadeleler tarihi olarak görünür. Bunun için, Irkçı Güney Afrika’daki mücadele Nelson Mandela, Desmond Tutu, ABD’de siyahların mücadelesi Martin Luther King, Malcom X, Polonya’da Sovyetik askeri diktatörlüğe karşı mücadele (daha sonra devlet başkanı seçilecek bir tersane işçisi ve sendika lideri olan) Leh Valesa gibi isimleri tarihe kazandırdı. Bu isimlerin ardında yüzbinlerce isimsiz insanın mücadelesi var -tıpkı Hindistan’da İngiliz emperyalizmine direnişin simge ismi Gandi gibi.

      Yazık ki, geleneğimiz devleti kutsama geleneği. Devlet dediğimiz şeyin, her biri güç talep eden farklı çıkar guruplarının amansız bir iktidar mücadelesinin arenası olduğunu göremiyoruz. Gücü ele geçiren, çoğu zaman yargı yoluyla, bir süre yenilgiye uğrattığı diğerlerine dünyayı dar ediyor, sonra aynı oyunu aktörlerin yer değiştirdiği bir süreçte yeniden izliyoruz. Pek çoğumuzun yaptığı da, iktidarı ele geçirenin kim olduğuna bakarak pozisyon almaktan ibaret.

      İyi ve huzur içinde yaşayan bir toplum haline gelebilmemiz için, zihniyet dönüşümüne ihtiyacımız var. Adalet olmayınca, topumsal ilerleme de mümkün olmuyor. Her biri diğeriyle kavgalı sosylojik topluluklar toplamıyız (seküler, müteyeddin, Kürt, Türk) ve bu kavgalı toplulukların toplamından gerçek bir toplum çıkmıyor. Paramızı, enerjimizi, hemen her şeyimizi bu kavgada har vurup harman savuruyoruz, hep birlikte kaybediyoruz.

      Bu bir yazgı değil. Bu kısır döngüyü kırabilmemiz için elimizde hayli rehber var. İslam’ın Kitabı ve Peygamber’i bunlardan biri. Kuran, adalet dediğimiz değeri ahirete mi havale ediyor? Şimdi ve bu dünyada adalet talebi çekip alındığında, elimizdene kalır bu mirastan?

      OHAL’in ilan edildiği 21 Temmuz 2016’dan bu yana geçen zaman içinde, tutuklanan, işten atılan insanların sayısı yüzbinin üzerinde. Aralarında Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türöne, Ahmet Altan gibi inanların da olduğu 150’yi aşkın gazeteci ile, dünyada cezaevlerinde en çok gazeteciye sahip ülke durumuna geldik. Yüzbinlerce işçinin grevi yasaklandı. Sadece 2 Şubat’ta başlayacakken grevden bir gün önce Bakanlar Kurulu tarafından yasaklanan madeni işçileri grevi 130.000 işçiyi kapsıyordu. Önce vatan haini ilan edilen, masumiyeti öldükten sonra anlaşılan, itibarı geri iade edilen insanlar var. İntihar eden onlarca insan var. Nehir sularında yitip giden çocuklar, bebekler var. Kamuda çalışmasının yanısıra özel sektörde iş bulup çalışmasının bile engellendiği onbinlerce insan var. HDP’li 102 belediyeden 94’üne kayyum atanmış. Ve, bütün bunları konuşup tartışmayı önermek bile, FETÖcü ya da PKKcı olarak itham edilmeniz için tek başına yetebiliyor.

      Hem Anıtkabir’de Atatürk’e hakaret gerekçesiyle tutuklanan genç kız için, hem de Orta Doğu Üniversitesi’nde diploma töreni sırasında açktıkları pankartlar yüzünden tutuklanan gençler için tutuksuz yargılama talebini seslendirmediğimiz sürece, bu tablo değişmez. İlk işimiz, kim olursa olsun, insan hayatının değerli olduğunu kavramak. Değilse, biri 1. yaşını henüz doldurmuş üç çocuğun ardından “Beter olsunlar!” diyecek kadar düşkünleşebiliriz -düşkünleşiyoruz da zaten.

      Türkü ve Kürdü, seküleri ve dindarı, hepimiz bu toprakların insanlarıyız. Birbirimize zulmetmeyelim, zulme alkış tutmayalım. Sadece kendimiz için değil, hepimiz ve herkes için adalet talep edelim. Kin ve nefret, zayıflatır. Zayıf bir ülke olmayalım. . .

  15. Necip Güven Bey, Brunson’ın “fetö ile Abd arasındaki ilişkileri sağlayan kişi olduğunun delillere dayalı” olduğunu söylüyor. Zaten, “Amerikanın bu kişiyi ısrarla talep etmesi de bunun bir göstergesi” imiş. Madem dosyaya bu kadar hakim (!), belki bize iddianamenin neden adam tutuklandıktan 18 ay sonra yazıldığını da açıklar 🙂

    İddianamenin tamamı, Dua, Ateş, Göktaşı kodlu üç gizli tanığın ifadelerine dayandırılıyor. Bunlardan birisinin aşağıdaki ifadesinden, bu Hristiyan din adamının FETÖ ile ilişkisinin gerçekten sıkı delillere dayandığını anlıyoruz:

    Alsancak’ta ismini şu anda hatırlamadığım farklı kafelerde ve birkaç defada sahilde kendisini kilise cemaati olmayan ama şekil, görünüm itibari ile Fetöcü olarak nitelenen kimselerin dış görünümlerine benzeyen şahıslar ile gezdiğini veya oturduğuna şahit oldum.”

    İddianamenin üzerine inşa edildiği üç gizli tanıktan Dua kod adlı şahıs, aslında Brunson vakası patlamadan çok önce, polise gidip misyonerlik faaliyetlerinden şikayetçi olan bir adam. Dua, Mormonlar olarak bilinen “The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints Kilisesi”ne kafayı takmış görünüyor. Polise anlattıkları hep Hristiyanlığın bu koluyla ilgili. Brunson ise, bu kilise ile ilgisi olmayan, hatta Mormonları Hristiyanlık içinde görmeyen Evanjelist bir kilisenin misyoneri. Brunson gözaltına alındığı zaman, savcılık, “Galiba bu adam bu işleri biliyor” diyerek Dua adlı kişiyi çağırıp ‘bilgisi’ne baş vuruyor.

    Brunson’ın ülke gündemine oturduğu günlerde, “Başarılı olsaydı CIA’nın başına getirilecekti!” gibi akla zarar büyük punto başıklarla çıkan gazetelerimizin bugün büründüğü suskunluk, herhalde, “oyun kurucu bir dünya aktörü” olan ülkemizin 18 ay bekledikten sonra ortaya insanı tebessüm etmeye zorlayan evlere şenlik bir iddianame ile çıkmış olmasıyla da ilgilidir.

    Adamın suçu sabit ve delilli: İzmir’in Alsancak semtinde “farklı kafelerde ve birkaç defada sahilde kilise cemaati olmayan ama şekil, görünüm itibari ile Fetöcü olarak nitelenen kimselerin dış görünümlerine benzeyen şahıslar ile gezmek veya oturmak”!

    Siz siz olun, kiminle dolaştığınıza dikkat edin. Devletten “şekil, görünüm itibarıyla FETÖcü olma” kriterlerinin neler olduğunu öğrenmenin bir yolunu bulun, ve o ritere uygun insanlarla dolaşmak şöyle dursun, karşılaştığınızda yolunuzu bile değiştirin 🙂

      • – ben de akplilere bakıp fetöcü görüyorum. aralarındaki 7 farkı bir türlü bulamıyorum. acaba fark var mı aralarında.
        – “biz farklıyız” diyorlar ama ben farkı henüz bulamadım.
        – pardon şimdi bir tane fark aklıma geldi. fetöcüler bunlardan daha eğitimli. fakat onların eğitimlisi ile bunların eğitimsizi arasında hiç birfark göremedim. onun için kolaylıkla aradaki fark gözden kaçabiliyor.

        • Aradaki fark su: AK partili muslumanlar 1400 kusur sene önce kendisine gökten haber geldigini iddia eden Hz Muhammedin getirdiğine inanıyorlar; Fethullah hoca cemaati (veya Fetocular ya da siz ne demek istersenizler) ise bugun Hz Muhammed ile ruya ve benzeri yollarla haberlesen birinin söylediklerine inanıyorlar… Aradaki fark, 1.5 binyıl.

    • Bernar bey sizin iddianame ile benimki biraz farklı galiba:)) İddianame ile ilgili ana hususları aşağıda paylaşıyorum. İddianame sonucunda suçluluğu mahkeme belirleyecek. Sizin bu konuda ”dış görünüm” haricinde bildiğiniz, yazabileceğiniz detaylar varsa okumak isterim. İddianamenin tutuklandıktan 18 ay sonra hazırlanmasının sebebini ise soruşturmayı yürüten savcılara sormak gerekir. Çünkü bir suçlu bazen etkili bir delil veya sebepten tutuklanabilir ama onun tutuklanması bütün soruşturmanın tamamlandığı, tüm delillerin toplandığı anlamına gelmez, soruşturma ve kovuşturma devam eder ve bütün hususlar toplandıktan sonra iddianame hazırlanabilir. Tutukluluğun devamına ise ne siz ne de ben karar verebilirim. Onu tutuklayan mahkeme ara kararlarla gerekiyorsa tutukluluğun devamına karar verebilir. Ben devletimin casusluk yapıyor dediği bir kişinin gönüllü avukatlığına soyunacak değilim.

      Brunson hakkında iddianamede, rahibe ‘FETÖ’ye ve PKK’ya üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ ve ‘devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk’ suçlamaları yöneltilmişti.
      Brunson’a ilk suçlamadan 15, ikinci suçlamadan da 20 yıl olmak üzere toplamda 35 yıla kadar hapis cezası istenmişti.
      İddianamede, Brunson’un , ‘FETÖ ve PKK ile aynı eksende, nihai amacı ülkeyi karıştırmak, kaosa götürmek ve bölmek olan ayrıştırma planı üzerinde çalışarak’ bu amacı gerçekleştirecek bilgileri toplamaya, özellikle belli bir etnik kökene sahip vatandaşları bu amaç doğrultusunda yönlendirmeye ve bu tür eylemleri organize etmeye yönelik aktif olarak faaliyet yürüttüğü savunuldu.
      İddianamede, Brunson’un ‘Türkiye’nin birkaç parçaya bölünmesini, bir kısmının PKK idaresine, bir kısmının ise FETÖ idaresine verilmesini, uzun vadede belli etnik kökene sahip olanların Hristiyanlaştırılmasını araç kılmak suretiyle bölmeyi ve ayrıştırmayı amaçlayan bir yapılanma’ içinde faaliyet gösterdiği iddiasında bulunularak, şunlar aktarıldı: “Brunson, Evangelist kilise pastörü maskesi altında daha çok istihbarat ve psikolojik savaş doktrini ile gayri nizami harp elemanı gibi hareket etmiştir. Brunson’un İzmir Protestan Diriliş Kilisesi pastörü olarak, çoğu özel eğitim almış asker ve istihbarat geçmişi olan kişilerden oluşan, özel teknikler ile faaliyet gösteren bir oluşum içerisinde PKK ve FETÖ ile koordineli bir şekilde ve bu örgütlerin amaçları doğrultusunda insani yardım, eğitim ve kurs gibi maskeler altında etnik köken, dini inanış ve mezhep farklılıklarını suistimal ederek ülkemizin bölünmesi, parçalanması, iç karışıklık çıkartılmak suretiyle halkın birbirine karşı kışkırtılması yönünde faaliyette bulunduğu anlaşılmıştır.”

      • Merhaba Necip Bey. Sizin de söylediğiniz gibi, bu adam hakkında avcının istediği ceza 35 yıl hapis cezası. Atılı suçta, sadece PKK-FETÖ ile koordineli halde iş kotarmak yok, askeri casusluk ithamı da var. Böylesine ciddi suçlamaların söz konusu olduğu bir davada, üstelik işin içinde ABD vatandaşlığı da varken, bütün bir iddianame, biri adi cinayetten hükümlü olan üç “gizli tanık” üzerine mi inşa edilir? Bu ülkenin MİT başta gelmek üzere birden çok istihbarat teşkilatı yok mu? Baksanıza, bizim boyalı basının manşetten verdiği iddiaya göre, adam “başarılı olsa idi CIA’nın başına getirilecek”miş!

        Adamın FETÖ ilişkisinin delilini daha önce yazdım. Bir tanığın saçma sapan ifadesi:

        “İzmir’in Alsancak semtinde “farklı kafelerde ve birkaç defada sahilde kilise cemaati olmayan ama şekil, görünüm itibari ile Fetöcü olarak nitelenen kimselerin dış görünümlerine benzeyen şahıslar ile gezmek veya oturmak”!”

        Misyonerin askeri casusluk faaliyetlerine dayanak olan ve iddianamede uzun uzun anlatılan şeyi, gizli tanık Dua’dan öğreniyoruz: Gizli tanık, ülkemizdeki Amerikan üslerinde görevli kimi askerlerin Kilise ile üyelik bağını ‘deşifre’ ediyor, sunduğu dijital belgeler arasında, bu askerlerin hangi üslerde görevli olduklarını gösteren bir harita da var. Bu askerlerin kilise üyesi olması kendi başına hiçbir anlam ifade etmiyor. Kaldı ki, gizli tanığın ‘deşifre’ ettiği askerler, Mormonlar ve Brunson’ın kilisesi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, Brunson’a göre Mormonlar’ın Hıristiyan inancına bağlı bir kilise olarak görülmesi tartışmalı.

        Adamın PKK ile gizli ilişkisinin iddianamedeki dayanağı ise üç “delil”e dayanıyor. Bunlardan birincisi, kilisenin misyonerlik faaliyetlerinde kullandığı ana kitaplardan birisinin kapak cildinin PKK terör örgütünün simgesiyle basılmış olması -nedense bir nüshası bile ele geçirlememiş bunun.

        Yine aynı cinayetten hükümlü gizli tanığın ifadesine göre, “Brunson ve başka yabancılar 2013 yılının Mart ayında İstanbul’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılan bir toplantıya telekonferans yöntemiyle bağlanıp gruplarına kaos kalkışması talimatı vermişler.” Burada ilginç bir detayın üzerinden atlamayalım: Katil gizli tanık, bu dehşet verici durumu o zaman da ihbar etmiş ama kendisne kulak vermemişler ve Gezi olayları patlak vermiş!

        Evet, adamın tutuklanmasının üzerinden 18 ay geçtikten sonra, biri cinayetten mahkum üç gizli tanığın ifadeleri üzerine inşa edilen iddianamede geçen “deliller”in önelice bir kısmı bunlar. . .

        • İyide 2 yıldır anadolunun en ücra yerlerinde yaşayan ve şu an ceza evinde olan veya tahliye edilip ihraç olan insanlardaki suç delilleri de hep gizli tanıkların ifadesi ile olmadı mı? Neymiş çocuğunu okullarına göndermiş,sohbete gitmiş,gazetelerni almış….İnsanlar bunalrdan dolayı işinden ve özgürlüğünden edildi…..Görelim mevla neyler diyoruz….

        • Bernar bey sizin bireysel olarak demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve benzeri konulardaki şu ana kadar yazdığınız her türlü görüşe katılıyorum.
          Ama by rahip konusunu siz sanırım bireysel olarak alıyorsunuz, ancak bu mesele devletler arası bir meseledir.
          Devletler arası münasebetlerde de unutmayın ki mütekabiliyet diye bir esas vardır. Bu konuya en iyi yaklaşım mütekabiliyet olacaktır. Onların elinde de bizim devlet görevlilerimiz ve suçlularımız vardır bizde de. Bunlara uygulanacak muamele mütekabiliyet karşılılık esası ile olacaktır. Onlar bizim devlet görevlimize ne davranış yapıyorsa biz onların devlet görevlisine benzer davranış uygularız, onlar bizim suçlularımıza ne uyguluyorlarsa biz de o şekilde karşılık veririz. Bu iş bu kadar basit esasında.

          • AK Parti öncesi yılların o pısırık, “Emriniz olur!” şeklindeki çakma dış politikası yerine sözünü ettiğiniz mütekabiliyet politikasını yeğlerim Necip Bey. Ama, bunu hem profesyonelce yapmak gerekiyor, hem de güç dengelerini gözeterek. Değilse, inanın prestij yitiren biz oluyoruz. Merkel bastırıyor, üç gün geçmeden birini, Trump bastırıyor, haftası dolmadan birini bırakıyoruz. Bu tür oyunlara girerken olabildiğince güçlü olmamız gerekiyor. Bunun yollarından biri de bir an önce toplumsal birliğimizi tesis etmek. Saygı ve selam.

          • Valla Trump Dayı devreye girdikten sonra kimin ne dediği umurunda değil. Bana da ihtiyacı kalmadı, arayıp sormuyor bile. En son gördüğümde, “Karizma daha da fazla çizilmesin diye ‘Kimse bizimle tehditkar bir dille konuşmaz’ falan filan diyerek mızırdanırlar, halkın gazını alırlar, üç beş gün evde tutarlar, ondan sonra ver elini Amerika. . .” diye bir şeyler söyledi, hepsi bu. 🙂

      • Aynı iddianameden söz ediyoruz Necip Bey. Siz, iddianamede adı geçen şahsın üstüne atılı suçları sıralıyorsunuz, ben ise o suçlara kanıt diye iddianameye giren tuhaflıkları.

        • Bernar bey iddianemedeki bazı suçlama ve delillerle ilgili bilgileri aşağıda paylaşıyorum. Bu bilgilerden görüleceği gibi suçlamalar sizin dediğiniz gibi sadece birkaç gizli tanık ifadesine dayanmıyor. Ayrıca bu kişinin normal Hristiyan bir din görevlisi olmayıp, meşhur evanjelik mezhebinden olması dikkate değer bir ayrıntıdır. Evanjeliklerin Amerikadaki etkinliklerini ve dini-siyasi görüşleri ile amaçlarını muhtemelen biliyorsunuzdur.

          Brunson’un, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesindeki patlama sırasında burada bulunduğuna işaret edilen iddianamede, Kobani’deki şiddet olayları ve Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki operasyonlar zamanında da İzmir’de görevliyken vazifesiyle hiçbir bağlantısı olmayan bu bölgelerde yer aldığı kaydedildi.

          Andrew Brunson’un cep telefonu HTS kayıtlarında 2014-2017 arasında bin 306 kez Suruç, 192 defa Şanlıurfa’nın başka ilçelerinde, 2 kez de Diyarbakır’da olduğunun tespit edildiği vurgulanan iddianamede, sanığın, terör örgütü PKK’nın oluşturmaya çalıştığı kaotik ve şiddet ortamına rağmen bu bölgede bulunmakta ısrar etmesinin, şüphelinin bağlı olduğu illegal yapılanmanın hedef ve stratejisi kapsamında görev yapması şeklinde değerlendirildi.

          Brunson’un dünyanın değişik ülkelerindeki kişilerle telefon irtibatları ve mesajlaşma içerikleri iddianamede bulunmaktadır.
          Operasyonlarda ele geçirilen “Kürtlerin hem bulundukları ülkenin dilini hem de Kürtçe konuşmalarının İncil’i yaymak, kilise kurmak ve Ortadoğuya açılmak için bir avantaj olduğu” bilgi notunun da paylaşıldığı iddianamede, Brunson’un mesaj içeriklerinde yer alan Kobani’de öldürülen 5 kişinin kendi bünyelerine kattıkları bağlantı noktaları bulunanların yakınları olduğu, Suriyeli Kürtlerden oluşan 15 erkek ve kadın grubun vaftiz edildiğine ilişkin içerikler yer aldı.
          İddianamede, Andrew Brunson’un görüştüğü ABD’li askere FETÖ’nün darbe girişimi sonrası 21 Temmuz’da gönderdiği mesajdaki ifadelere de yer verildi.

          Brunson’un cep telefonundaki “Türkleri sallayacak bazı olayları bekliyorduk. İsa’ya dönmek için gerekli koşullar oluştu. Darbe teşebbüsü bir şoktu. Birçok Türk geçmişte de olduğu gibi askeriyeye güvendi ancak bu sefer çok geçti. Ve darbe teşebbüsünden sonra bu başka bir sallama. Sanırım olaylar daha da kötüye gidecek. Sonunda biz kazanacağız.” mesajı da iddianameye girdi.
          İddianamede, Brunson’un bu mesajıyla, FETÖ’nün askeri darbe girişiminin başarısız olmasından üzüntü duyduğunun anlaşıldığı, “Sonunda biz kazanacağız.” ibaresiyle de ileride ülke içinde çıkması muhtemel iç karışıklıktan, bağlı bulunduğu illegal yapılanmanın stratejisi kapsamında faydalanmayı düşündüğü, umduğu ve bunu belirttiği şeklinde değerlendirildi.
          İddianamenin girişinde yazılan kanıtlar şunlar: gizli tanıklara ilaveten, diğer tanık beyanları, şüphelinin telefonu ve malzemelerden elde edilen teknik materyaller, gizli tanığın teslim ettiği doküman ve materyaller, Göç İdaresi yazıları ve diğer tüm deliller.
          Soruşturma, şahsın uzun dönem ikamet izni talebinde bulunması üzerine açılıyor. 23 Ağustos 2016 tarihinde İzmir İl Göç İdaresi tarafından İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yabancılar Daire Başkanlığı’na yazı yazılarak Brunson’a uzun dönem ikamet izni verilmesinin uygun olup olmadığı soruluyor.
          Yazışmalar sonucunda talebin uygun görülmediğine karar veriliyor. Sebep Brunson’ın Türkiye aleyhine aslında uzun zamandır yürüttüğü düşünülen espiyonaj faaliyetlerinin önce bir idari yaptırımla cezalandırılmak istenmesi. Normal koşullarda genel istihbarat kaidelerine uygun olarak şahsın diplomat olmasa da gizlice ‘persona non grata’ ilan edilip sınır dışı edilmesi gerekiyor. Ancak Türkiye ABD’ye mesaj olsun diye istihbari yöntemi uygulamamış. Ayrıca idari tasarrufa adli yaptırım da eklemiş.
          Kısacası devlet bu adamın casusluğundan emin görünüyor ve eldeki delilleri koz olarak kullanmak istiyor gibi.

  16. Bence kuşkulanmayın Fehmi bey.

    Neden derseniz, Brunson’un tahliye şekline bakmalı..ev hapsinde ve şartlı tahliye, yurt dışı çıkış yasağı da var.

    Eğer ”verin-alın” pazarlığı işler olsaydı, yana yakıla istediğimiz ve uğruna notalar dizdiğimiz Fetullah Gülen’in iadesi için, Brunson’u, hiç bir şart koşmadan salıverir, VIP uçuş hazırlar ve harçlığını da cebine koyarak davul zurna ile uğurluyor olmayı iştiyakla istiyor olurduk değil mi?

    Bunu yapmadık, neden? Çünkü Brunson’un karşılığı Fetullah Gülen değil! Gülen, başka büyük tavizlerin konusu çünkü.

    Cem Küçük’ün de yazısında değindiği gibi devletin ali menfaati söz konusu ise eğer, bu, en büyük haliyle belki, ancak proje gereklerini yerine getirdiğimiz ve parasını ödediğimiz F35 projesi ve almamız gereken uçaklar olabilir. Bu bizim hakkımızdı zaten. Yani aslında , Brunson’u hiç bir karşılık almadan vermiş gibi oluruz değil mi?

    Bunun yanında bir de, Gülen’in iadesini gerçekten istiyor muyuz?

    Bunun, bir an için gerçekleştiğini ve ülkemize getirildiğini düşünelim.. Onun da konuşacakları vardır her halde! Zaten o uğursuz günün ertesinde ”uluslararası bir mahkemece” yargılanmasını istemedi mi? Sanırım bunu, ne ABD ne de Türkiye istedi. Bazılarımız, bunu Türkiye neden kabul etsin ki? zaten her şey ortada diye sorabilir..Ama ben, ABD’nin o mel’un gündeki rolünün ortaya çıkmasını daha çok istiyorum.

    İadenin gerçekleştiğini düşündüğümde ben; 1999’da Öcalan’ın ABD marifetiyle ülkemize getirildiği ve akabinde idam yasasının Bahçeli’nin katkısıyla çıkarıldığını hatırlıyorum. Yaklaşık 20 yılı aşkındır Öcalan hapiste ve oturduğu yerden örgütünü yönettiği zamanları da hep birlikte yaşadık.

    Kim bilir, ABD daha neler dayatmıştı bize…Aynısının daha fazlasını dayatır diye, Gülen’in iadesi geciktiriliyor/geçiştiriliyor olmasın?

  17. Bu kişinin fetö ile Abd arasındaki ilişkileri sağlayan kişi olduğu,delillere dayalı ve sanırım mahkeme sonunda sabit görülecek bir husus. Amerikanın bu kişiyi ısrarla talep etmesi de bunun bir göstergesi. Böyle bir kişinin suçlarını itiraf etmesi, tüm bağlantılarını açıklaması ise beklenebilecek ve olabilecek birşey değil. Bu tür durumlarda devletler kendi aralarında bir şekilde olayı çözerler, çeşitli al-verler ile karşılıklı olarak olayı kapatırlar, kamuoyuna fazla bir açıklama olmaz. Belki onyıllar sonra bazı hatıratlar veya arşivlerin açılması vesilesiyle olayın gerçek yüzünün bir kısmı açığa çıkabilir.
    Bu durumda bizim beklememiz gereken, bu jest karşılığında Hakan Atilla, fetö veya F35 gibi bazı konularda ülkemize benzer jestlerin yapılmasıdır. Belki de hiç duyup bilemeyeceğimiz bazı konularda bazı yararlar sağlayacağız ama kamuoyunun haberi bile olmayacak. Ya da bu jest karşılıksız kalacak ve bir müddet sonra bu kişi tekrar hapishaneye geri dönecek.
    Bunların hangisinin olup olmayacağı zaman içinde görülecektir veya bizce görülmeyecektir bile.
    Bu yüzden devlete güvenmekten başka birşey yapılamaz şu an için.

  18. Başarısını İftira ve yalanlara borçlu olanlar herzaman rezil olurlar ve suçsuz günahsız insanların yıllarını zehir ettiklerinin cezasınıda hem bu dünyada hemde Ahirette misli ile çekerler.

    Geçmişte belki din adamlari veya(İŞİT gibi) öyle gözükenler kötü niyetli olmuşlardır vede halen daha oliyorlardır.
    Fakat şimdikiler barış için calışiyorlar.
    Ben Kanadada Multifaith Action Society sinin aktivitelerine bazen görevli bazende sadece dinleyici olarak katılıyordum, daha doğrusu oranin Müslüman üyelerinden biriidim tıpkı diğer İnançlarin cemaatleri konumunda olanlar gibi.
    MFS dini liderler Patrik,Papaz,Rahip,Munck, İmam ve diğerleri tam 70 tane değişik inançlardan bir araya gelmiş din alimi ve liderleri.
    Çok Aktivler ve bayağıda etkililer.
    Hangi inancın kilisesi veya diğer mağbetlerinde toplantı olduğu zaman kadın ve erkekler ayri bölüm lerde oturiyordular, İslam dinine göre Müslüman kadınlarının haklarına saygidan dolayi.
    Ayrıcada Müslümanlar içinde namaz kılacak yer hazırlardılar.
    Camidede aynen cami kurarlarına uyardılar.

    Yabancı bir ülkede kendisini inandığı dinine göre dine adamış memleketinden uzak o ülkenin devketine güvenetek o ülkenin korumasi altindaki bir din adamina oülkenin idarecilerinin iftirasi ile terörist ilan edlip ve onuda rehine gibi kullanarak bu ülkede bunu yapanların bunulada hiç bir yere varmiyacaklarını bildikleri halde sirf içerde makamları ve koltuklarını garatilemek için çeşitli hille yolunu seçtikçe batacaklarından haberdar olmamaları mumkunmu?

    Ben yalnış hatırlamiyorsam Türk asilli Alman gazetecinin serbest bırakıldığı zaman bu Papazinda serbest bırakılacağını yazmıştım.
    Çünkü ABD de dahil Bütün batılı ülkeler 15 Temmuz gerçeğini biliyorlar ve onu kullanarak işlerini hallediyorlar.
    Öğle işin içinde takas makas olayı yok zaten olmasıda mümkün değil.

    Trump kalkip yargıya emirmi verecek?
    Şu an zaten kendisi debelendikçe batiyor.
    Kendi eski avukati onunla sus payi vereceği parayı konuştugu zaman sesini gizli kayida almiş.
    Sadece oda değil onun gibi daha birçok konuşmaların ses kayıtları şu an FBİ in elind. Bir kısmınida medyaya verdiler.

    İvanka Trump da kendi adını taşiyan kadin giyim işini kapatmak zorunda kaldı çünkü ABD kadınları onun mallarını satan mağazalara hem baskı yaptılar hemde almayarak boykot ettiler.
    Herşey bir yanada bizi dünyaya rezil ediyorlar.
    Mafya devleti görümünden daha beter olduk.

  19. HUKUK VE SİYASET.
    Dünyada hukuk ve adalet siyaset araci olarak kullanıldığında en büyük güven bunalımına uğrar.
    Artık güç mucadelesinede adalet kurumları alet edilir.
    Bunun adı karşılıklı olarak etkili olabilecek figürleri hukukı kisveyle rehin alma operasyonlarına dönüşür.
    Önde tiyatro mahkemeler; arkada korkunç pazarliklar başlar.
    Devletler arası çıkar mücadelelerine mahkemelerin alet edilmesi adalet kurumlarının yok edilmesidir.
    Bunu sonu nerelere varacağını kimse kestiremez.
    Ülkeler arası çikar ilşkilerinde her şey mubahtır tezi daha bir geçerlilik kazanır.
    Olan mahkemeleri bu amaçla kullanan ülkelerin adalete güven duygusuna olur.
    Eskiden de mutlaka ülkeler arası bu tip takaslar yapılıyordu.
    Mahkemelerın bu işler için açıkça kullanıldığını kör gözlere gösterircesine alenen yapılmazdı.
    Saddamin kimyasal silah sebebiyle suçlanıp yok edilmesi.
    Libyanin American panam yolcu uçağının düşürülmesi ile suçlanıp tazminat ödettirilmesi.
    Son olarak 11 eylül olayından S.arabistanı sorumlu tutacak tutanakların geçerli görülmesi.
    Uluslararası hukuk ta güçlülerin hukuku, tezini kuvvetlendiriyor.
    Bizde alman gazatecinin bir gece anıden salıverılmesı öncesi başbakanın Merkel e bu konuda iyi gelişmeler olacak beyanı.Gazetecinin ise niçin tutuklandım;niçin serbest birakıldım.bilmiyorum beyanı.
    Bütün Dünyada ve bizde siyasi beyanlara göre mahkemelerın paralel karar vermeleri adalet kurumlarına güveni çok zedelemektedir.
    Herzaman söylenen bir söz vardır .
    ‘Adalet örümcek ağina benzer,güçlüler delip geçer,zayıflar takılıp kalır. Bu böyle olmamalı. Adalet güçlü olanların işine hiç gelmez.
    Adalet zayıfların siğinağidir.Bu sığınak güçlülerden nekadar korunabılınırse adalet o kadar iyi işler ve hak yerını bulur.
    Hanı herzaman söyleriz ;hukuk herkese lazım .
    İnsanlık bunu ancak zayıf olduğu zamanlar hatırlar ne yazıkkı.
    Onun içindirki genel de zayıflar veya kendını zayıf görenler öbür dünyaya daha çok inanmak ister.
    Bunun sebebi; Dünyada uğradığı haksızlığın bedelini alacak güçte bir adalet olmadığından, işi mahkemei kübra ya birakmak zorunda kalır.
    Adalet terazisinin şaşmadığı bir yer tasavvur etmek ancak zayıfları teskin edebilir.
    İnsanlik yeryüzünde adaleti tesis ettiği ölçüde terakki edecektir.
    Adeleti yok ettikçe insanlik kendinide yok edecektir.

    • “…Onun içindirki genelde zayıflar veya kendini zayıf görenler öbür dünyaya daha çok inanmak ister…” AVAM 26 Temmuz 2018 at 09:05

      FeSüphanAllah! Adaletin-Hukukun önemi konusunda bir şüphe yok, Ancak, alıntıladığım yukardaki ifade falsolu bir ifade! Öbür dünyaya inanmak bir takım şeylere bağlıysa bu ŞİRK’e bulaşmış bir inançtır (şirk konusu çok hassas bir konudur). Akıl-İman Senteziyle revizyon gerekli!

  20. Ailesiyle birlikte İzmir’de kendi kurduğu kilisede (Diriliş Kilisesi) ‘misyonerlik’ yapmakta idiyse demek ki bizim sekülerize edilerek ezbere Müslümanlıkla uykuya yatırılan insanlarımızı görüp kendine göre uyandırmağa çalışmış birisi… Anadolu belli bölgeleriyle Hristiyanlığın doğup geliştiği topraklardır. Bu onlar açısından kabulü zor bir tarihi gerçektir ve dini gözlüklerinden bakıldığında onlara oldukça acı gelmektedir. ve Müslümanlığı tercih eden Anadolu insanının kalplerinden fethetmek arzusunda misyonerlik yapanlar da olabilir. Bunu yaparken, karşılarında “gölge etmeyin, başka ihsan eylemez. Biz dinimiz İslam’dan eminiz- aksi takdirde biz de sizin gibi Hristiyan kalmıştık” diyebilecek birilerini bulamamışlardır (İşte bu eksikliği giderebilmek için akıl-iman sentezine dayalı bir eğitim!).

    Bizden terör ve silahlı çatışmayla kopmaya/koparılmağa çalışan/çalışılan bazi insanlarımızin da bu tür misyonerlere rağbet etmesi ülkenin stabilitesinin bozulması anlamına geleceği için tedbir alınması doğal bir şeydir. Ancak, herhangi bir tutuklanma gerekçesi kesin doğrulara dayandırılmalıdır. Birisi “sen şunu yaptın, bunun için içerdesin” dediğinde öbürü “yok ben öyle bir şey yapmadım” diye ısrar ediyorsa bir yere varılması zordur. Neticede Trump meseleyi sahiplenir tek bir Amerikan da olsa hayatını kurtarma konusunda gövde göstermeğe, karşısındakinin bileğini bükmeğe kadar bu işi götürür. Kendileri açısından tek bir Amerikalıyı kurtarmak, bütün Amerikalıları kurtarmak kadar önemli hale gelmiştir….

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here