Papaz Brunson’ın tahliyesi işe yaramadı; ABD ile sular iyice bulanıyor…

40

Önceki gün bir dostumla konuşurken söz mesleklere geldi ve dostumun ağzından şu cümleler döküldü: “Şu anda ülkemizde ‘İyi ki farklı bir mesleğim var’ diye sevinmeme sebep olan iki meslek erbabı var: Biri, siz gazeteciler. Diğeri de, yargı mensupları.”

Kaç gündür dostumun bu tespiti üzerinde düşünüp duruyorum.

Dün, hatırlayacaksınız, Amerikalı papaz Andrew Craig Brunson‘un mahkeme kararıyla serbest bırakılması haberinin yazılı basında kendisine hak ettiği yeri bulamadığını, yorumcuların konuya dair yazı yazmaktan uzak durduklarını burada değerlendirmiştim.

Oysa konu 24 saat içerisinde iyice dallanıp budaklandı ve giderek ‘ulusal güvenlik sorunu’ halini alacak bir duruma geldi.

ABD’den Türkiye’nin iyi niyetli hamlesine benzer bir karşı-hamle beklenirken bunun tam tersi oldu. ABD yönetimi ülkemize ‘yaptırımlar’ uygulamaktan söz eden açıklamalar yapmakta.

Hem de ‘çok geniş kapsamlı yaptırımlar’

Deniz Yücel ve Brunson

İzmir’de kendi kurduğu kilisede (Diriliş Kilisesi) ‘misyoner’ faaliyeti yürüten Brunson‘un 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ ve PKK ile irtibatlandırılıp tutuklanmasıyla başlayan süreçte ilk olumlu adım atılmıştı oysa.

Daha bir hafta önce avukatların ‘tahliye’ başvurusunu reddetmiş olan mahkeme, itiraz üzerine, Brunson‘un tahliye edilip tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Mahkemenin kesin kararına kadar ev hapsinde kalacak Brunson

Cezaevi şartlarından ailesiyle birlikte yaşayacağı eve nakli olumlu bir adım…

Ancak ABD’nin yönetici kadrosu mahkemenin kararını yeterli bulmadı. ABD başkanı Donald Trump, Brunson ile aynı dini cemaate bağlı olan yardımcısı Mike Pence‘in dün Türkiye’ye yönelttiği “Ya şimdi serbest bırakın ya da sonuçlarıyla yüzleşmeye hazır olun” çıkışını takiben Twitter üzerinden şu mesajı yayınladı:

“Papaz Brunson uzun zamandır gözaltında tutulduğu için Türkiye’ye geniş çaplı yaptırımlar uygulayacağız. Brunson muhteşem bir Hıristiyan, aile babası ve harika bir insan. Brunson çok büyük acılar çekiyor. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı.”

Tehditkâr ifadeler bunlar.

Dışişleri bakanı ve bakanlık sözcüsü, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Cumhurbaşkanı yardımcısı ve en son adalet bakanı Washington’un bu çıkışlarına aynı sertlikte cevap verdiler.

Mevlüt Çavuşoğlu “Hiç kimse bize talimat veremez. Kimsenin tehdidine boyun eğecek değiliz. Hukuk kuralları herkes için geçerlidir” dedikten sonra konuyu ABD’li mevkidaşı Mike Pompeo‘ya da telefon görüşmesinde aktardı.

Belli ki, ABD, mahkemeden Alman vatandaşı gazeteci Deniz Yücel‘e uygulanana benzer bir karar bekliyormuş…

Die Weit gazetesini Türkiye’de temsil ederken FETÖ ve PKK ile irtibatlandırılıp ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve terör propagandası yapmak’ gerekçesiyle tutuklanan Deniz Yücel bir yıl boyunca kaldığı cezaevinden davasıyla ilgili iddianameyi kabul eden mahkeme tarafından tahliye kararı verilerek serbest bırakılmış, Alman hükümeti de onu özel bir uçakla Türkiye dışına götürmüştü.

Muhtemelen Amerikalılar da önceki gün benzer bir gelişme beklentisi içerisindeydiler. Yine muhtemelen, Brunson ile ailesini ABD’ye götürecek bir uçağı havalimanında bile bekletmişlerdir.

Deniz Yücel‘in davası Alman hükümetinin takibi altındaydı; Almanya başbakanı Angela Merkel Türkiye-Almanya ilişkilerini gölgeleyen unsurların en başına onun durumunu yerleştirmişti.

Amerikalılar da her gün dozunu artırdıkları mesajlarla aynı sonucu almayı umuyorlarmış…

Ne olacak şimdi?

Bugün Amerikan Kongresi’nde parası ödenmiş ve bir miktarı teslim aşmasına da gelmiş olan F-35 jetleri de dahil Türkiye’ye silah ambargosu öngören bir yasa tasarısının görüşülmesi bekleniyor.

Aslında ABD ilan etmediği silah ambargosunu -hem de en kapsamlı biçimde- yürürlüğe çoktan soktu ülkemize karşı; tabanca satışlarını bile durdurdu. Savunma sanayiinin ihtiyacı olan pek çok teçhizatı başka ülkelerden karşılamaya çalışıyor Türkiye.

Trump‘ın sözünü ettiği ‘kapsamlı yaptırımlar’ zaten uygulanıyor.

Daha kapsamlı ne tür yaptırım gelebilir?

Halk Bankası?

İlginç olan, Washington’da ipleri elinde tutan kadronun, 50 yıldan fazla mazisi bulunan Türk-Amerikan ilişkilerini bir dinadamı yüzünden gözden çıkarmayı düşünebilmeleridir. Soğuk Savaş’ın en soğuk günlerinde ‘hür dünya’ denilen ABD müttefikleri namına ileri karakol görevi üstlenmiş ve bu yüzden pek çok sorunları göğüslemek zorunda kalmış bir ülke Türkiye; ABD’nin bölgeye dönük hesaplarının hayata geçirilmesinde katkılarının eşsiz değerde olduğu da biliniyor.

Bu tarihi arka-plan bir tarafa, bir papazın durumu bir tarafa.

Gözleri hiçbir şeyi görmüyor.

Türkiye elbette Amerika ittifakı olmaksızın da varlığını sürdürür; ambargoların da fazla işe yaramadığını Kıbrıs’a müdahale sonrasında Jimmy Carter Amerikası’nın koyduğu ambargo döneminde gösterdi Türkiye.

Yine benzer bir durum yaşanacaktır.

Peki, bu bölgede Türkiye yanında yer almazsa ABD için bu iyi mi olur?

Sanmıyorum.

Yapılması gerekenler

Keşke Deniz Yücel ve Andrew Craig Brunson‘u dışarıdan bakanların gözünde birleştiren tarzda davalar olmasa ve keşke ‘baskılar altında karar alındığı’ kanaatini uyandıran bir hava yargımıza yapıştırılamamış olsa.

24 Haziran sonrası girilen yeni dönemde, ağırlık yargının itibarını artıracak -makyaja dönük olmayan- tedbirlere verilmeli.

Ülkemize bir açık hava hapishanesi gözüyle bakanlar, yargının emir-komuta ilişkisi içerisinde karar verdiğine inananlar var. Türkiye hak ve özgürlüklerin bütünüyle uygulandığı, yargısı bağımsız ve tarafsız olan demokratik bir ülke görüntüsünü en kısa zamanda yeniden kazanmalı.

O zaman ABD’ye ve Avrupa’ya karşı daha güçlü oluruz.

En başa aldığım dostumun tespitinin haklı olduğunu düşünüyorum; gazetecilik ve yargı mensubiyeti günümüzde arzu edilen meslekler değil.

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Geçenlerde sayın koru mesleklerin itibarıyla ilgili bir istatistik yayınlamıştı. Gerçekten de gazetecilik sıralamaya bile girememişti ama sanki yargının havası gayet yerinde gibiydi? Kim bilir belki de günlük mahkeme kararlarına göre oluşan bi reytinge sahiptir yargı. Adalet dağıtıcıları ne tür kararlar verirse mesleki itibarları korunmuş ya da artmış olur ki? Mesela adliye önlerinde işportacı gibi elindeki resmi evrakın fotkopilerini gazetecilere dağıtan savcılar gördük! Genelkurmay kasasından çıkan kredi kartlarıyla finanse edilmiş websayfalarında yayınlanan irtica haberlerini esas alarak parti kapatma davası açanları da… Bi süredir bu papaz efendi niye tutukluymuş diye mızırdanan bi kısım zevat, şimdi de niye tahliye(?) edildi demeye başlamış bile… Yargı safahatı kendi bildiği gibi ilerleyerek bi sonuca ulaşacaktır. Yoksa kadılık yapan nasreddin hoca gibi yargıçlarımız gelene haklısın mı deseydi? Evet, bana göre de türk yargısı altın çağını yaşıyor.

    • Fehmi bey, iktidar taraftari kose yazarlarinin sesinin cikmadigindan bahsediyordunuz.
      Olaylari analiz etmek yorucu is, formul belli:
      1. Magduriyet yarat
      1.1. Magduriyet yaratilamadiysa, gecmisten magduriyet bul
      2. Karsi grup olustur
      2. Karsi gruba nefret soylemi olustur.
      3. Bi-taraf olani berteraf et.
      4. Tarafin yaptigi her zaman iyidir:
      4.1. Istatistik vs. kanitlanabiliyorsa gercekten iyidir.
      4.2. Kotuyse veya magdur olan varsa, onlar haketmistir.
      4.3. Hic bir fikrin yoksa, tarafini belli et, iyidir

  2. Bu isin daha enteresan ve korkutucu bir yonu olabilir:
    Dunya yeni bir sekillenmeye dogru gidiyor.

    Taraflarin ve amacin nasil oldugu tam belirli olmasa da daha mufazakar ve agresif bir noktaya.
    Turkiye olarak biz her konuda hakli veya haksiz, tarafimizi cok net belli eden ve cok sert soylemlerde bulunan bir ulkeyiz (Ozellikle Avrupa ulkelerinin aksine).
    Amerika buyuk bir guc ve bazen mafyavari hareketlerde bulunuyor (Bknz: Iran nukleer antlasmasi, Kuzey Kore). Malesef, Avrupa ulkeleri bile Amerikayla ne olursa olsun (butun sozde ilkeleriyle celisse de, Trump gibi yalanci ve kapasitesiz bir yoneticileri olsa da) en ufak bir terslik yasanmasina mahal vermemeye calisiyor.

    Her ne kadar isler ciddilesince Amerikanin onunu cektigi bir cephede yer alsak da yeni planda bize ne gibi bir rol bicildigini kestiremiyorum.
    Yoneticelerimizin cikislari milletimizi mutlu ediyor (bir cogunda da hakliyiz), ama gectigimiz 20-30 yilda Iran’a uygulananlar bize de uygulanabilir.
    Jeopolitik vs. ben Turkiyenin vazgecilmez oldugunu hic dusunmuyorum.
    Ekonomimiz uretim odakli degil, ve cok fazla acik sinir uclarimiz var.
    Zaten bolgede birakin gucu herhangi bir stabil devlet yapisi bile kalmadi.
    Arap devletleri (daha bu sene resmen bir devrim gecirdi) ve Misir yonetimleri herhangi ters bir mudahalede belki Avrupa devletlerinden once karsimiza dikilebilirler (bknz Dubai).

    Holywood, zaten bu isin altyapisini coktan hazirlamaya basladi (Eskiden Turkiye diye bir ulke filmlerde gecmezken, su anda bir cok dizide ve filmde en kotu karakterlerde gosteriyorlar).
    Ustelik, oyle veya boyle Turkiye uluslararsi platformlarda yanliz kaldi.
    Herhangi haksiz bir mudaheleye bahane gosterilebilecek onlarca sebep var.
    Bir veliahtin oldurulmesinden daha kucuk sebepler (mesela bir papaz’in serbest birakilmamasi) bu sureci baslatabilir.

    Yanlis anlasilmasin, ben korkup sinelim demiyorum ancak su anki durum urkutucu diyorum.
    Uluslarasi diplomasi, malesef, delikanlilarin meydan gosterdigi bir arena degil.
    Unutulmasin ki, Abdulhamid’i bir dahi olarak anlatan tarih bile, onun tahttan indirilmesi ve Osmanlinin yikilmasini engelleyememesi (sadece geciktirmesini) ile devam eder.

    Umarim rabbim serleri hayra cevirir de musibetleri daha guclu ve daha adil bir toplum olmamiza vesile kilar.

  3. Bakiyorumda Erdoğan’ı kayitsiz şartsız sevnler ve onun her yalanini şak şakliyanlar, dünyayla kavga etmesini alkışlayip tehditler savurmasından gurur duyanlar, tek yumurta ikizleri gibi birbirinin tıpkısısının aynisi olan Trumpun ona karşı onun gibi davranmasına fena halde kızmışlar.
    Hiç merak etmeyin Erdoğan İrak ve İsrailden tutunda dünyaya meydan okuyordu seçimlerdede ayni taktiği uyguladi.
    Seçimler hariç ne kadar başarılı oldu ise Trumpta o kadar başarili olur Tabii ABD seçimleri hariç.
    Dün ben hangi senetor ve millet vekili aday adayını “öğle liderlerin istediğini değil” kendi beyendiğme oy verdim.
    Onun için abd vatandaşlari Trump ve çevresi gibi Dünyaya meydan okuyanlara rağbet etmek şöyle dursun onlara haddini bildirmesini bilirler.
    Yeterki onun hedef tahtasına yatırdığı ülkenin liderleri seviyeli ve güvelinir olsun.
    Trump geldi geleli Aynen Erdoğanin TCde yaptiklarını burada yapiyor her yaptiğida onun hanesine eksi puan olarak kayıt ediliyor.
    Siz Trump a kizmak yerine kendi işini birakip yargiçlik,polislik,v.b.yapan reisinize söyleyin onlari ehliyetlilerine birakip kendi işini yapsiki onu muhattap alarak adam gibi sorunlari brraber çözsünler.
    Bizdeki esas sorun Erdoğan ve ekibinin her kesi AKP seçmenleri gibi zannetmesi.
    Yani onlari kandirabilecekleri.

    • Sayın Nurdan hanım/bey, siz yazdığınızdan anladığım kadarıyla abd vatandaşısınız. E tabi olaya orası açısından ve amerikan çıkarı açısından bakmanız normal heralde. İlk defa bir şahıstan bahsederek yazıyorum bağışlayın diğer yorumcu ve okurlar. Ne yani sayın Nurdan hadi Tayip onda bunda suçlu diyelim ki. E tayip bizim ülkemizde suç işleyen hatta daha daha öteye vaıp ülkemizde suçişleyen şebekelere mihmandarlık yapan birisi tutuklanmamalımıydı ? Yahu hiç mi insafınız kalmadı ne yani amerika hayt huyt edecek diye suçluyu mu salıverelim ne demek istiyorsunuz? Açık konuşun rahat rahat diyin ki Amerika bir sömürge valisi atasın Türkiyeye o yönetsin öyle mi, bunu mu istiyorsunuz. Siz amerikan vatandaşları böyle mi istiyor bilelim de biz de onca okuyup onca yazalım ne dersiniz. Bu arada ülkemize de arada uğrayın malumunuz turistlere iyi davranıyoruz yemeklerimiz güzel doğamız şahane. Korkmayın ülkemizde suç bile işleseniz nasılsa başkanlarınız yahut cıa cıa nız korur kollar sizi. Burası sandığınız kadar korkutucu bi yer değil kimse de faşist, ırkçı değil.

  4. Anladığım kadarıyla, “al papazı ver papazı” gibi deha bir dış politika uygulaması var karşımızda. Fakat bizimkiler deha dış politikayı kasımpaşa usülü yapmışlar.
    – Anlaşmaya uymamış, yeni şartlar ileri sürmüşler.
    – Dünya liderliği böyle birşey olsa gerek.
    – Necip, h.gayret! Gururlanın. Bunlar sizin de eseriniz sayılır. Siz olmasanız bunların olması mümkün değildi. Büyük adamlarsınız vessalam.

  5. Kutuplaştırma siyasetiyle nereye kadar gidilebilir? İktidarıyla, muhaletiyle elele verdik, dün çarpıcı rakamlarla aktardığım, neredeyse herkesin herkese düşmanlaştığı, hiçbir konuda hemfikir olamadığı bir resim yarattık (http://fehmikoru.com/papaz-brunson-tahliye-edildi-abdden-de-bir-karsi-hamle-gelebilir-mi/)

    Cumhuriyet, Sözcü, t24 haber gazetesi ve haber sitelerine bir göz atın; sonra, bir yarım saat kadar vaktinizi HDP’ye yakın internet sitelerinde harcayın. Pek çok yazının alt metninde, rahip Brunson meselesinin Erdoğan iktidarını yıpratan bir mesele haline gelmiş olmasından duyulan örtük bir menuniyet var gibi. Bu, son derece yanlış, ama bir o kadar da anlaşılır bir durum.

    Toplumun hatırı sayıır bir yüzdesi, içerideki tutuklu milletvekillerine bakıyor, seçilmiş 104 belediye başkanından 94’ünün görevden alınıp yerlerine kayyum atanmış olduğuna bakıyor, bunlardan kendisine yönelik bir düşmanlık olduğu sonucuna varıyor. Yine toplumun hatırı sayılır bir diğer yüzdesi, sürekli üzerine PKK ya da FETÖ destekçisi ithamlarıyla gelinmesine, vb. bakarak, bu ülkede cüzzamlı muamelesi gördüğüne inanıyor.

    Kutuplaşmanın bu boyutlara ulaşmış olması, kendi başına ulusal bir tehdit aslnda. Dahası, Erdoğan ve AK Parti açısından da aslında arzu edilir olmaması gereken bir durum. Toplumun yüzde 52,5’luk çoğunluğunun 16 yıl sonra hala arkanızda olması, elbette bir başarı, elbette iktidar açısından rahatlatıcı bir durum. Ama, geriye kalan diğer yarısının sürekli kendisini varoluşsal bir baskı altında hissetmesi, iktidar açısından gözardı etmemesi gereken bir durum.

    Suriye ya da bir başka meselede, uluslararası diplomatik arenada müzakere masasına, yüzbinlerce insanın cezaevine atılmış ya da işinden gücünden edilmiş olduğu, toplumun yarıya yakınının ya nefret ettiği ya da hiç mi hiç hoşlanmadığı bir ülke lideri olarak oturmak, sizi ne kadar güçlü kılar? Bu bölünmüşlük halimiz, hepimizin uzak kalmak istediği terör belası ve terör eylemleri açısından, işimizi zorlaştıran bir durum değil mi?
    Star gazetesi yazarlarından Nuh Albayrak, bugünkü köşe yazısında Türkiye-Amerika ilişkilerini değerlendirirken “Türkiye’yi artık ‘o çocukları’ yönetmiyor” ifadesini kullanmış. Bu ifadeden menuniyet duyup kendini iyi hissedecek hayli AK Parti destekçisi vardır herhalde. Bu ve benzeri bir dilin Erdoğan’ın yararına mı yoksa zararına mı olacağı sorusunu akıllarına bile getirmiyor olmaları, kendileri açısından hayırlı bir tutum gibi görünmüyor. İşin tuhaf ve düşündürücü yanı, ortalığı bu şekilde kızıştıran isimlerin hemen hepsinin aslında seküler dünyadan gelen yazar çizer takımı olması.

    Muhalefet destekçileri gibi, iktidar destekçileri de bir akıl tutulması yaşıyor sanki. Modern Türkiye’nin siyasal tarihi konusunda cehalet diz boyu desem pek abaetmış olmam. . .

    • Bernar bey yazınızda toplumdaki kutuplaşmadan bahsediyorsunuz. Ben bu kutuplaşmanın tek sorumlusunun iktidar olmadığını, tam tersine bu iktidarın sıfır noktasından itibaren karşısında olanların asıl sebep olduğunu düşünüyorum.
      Ayrıca iktidar karşıtlarının ana odağını oluşturan Chp içinde, Muharrem İnce’nin şizofrenler olarak tanımladığı kesimin kutuplaşmanın baş aktörü olduğu fikrindeyim.
      Bakın Chp de 1 haftadır kurultay için bir imza toplama olayı yaşanıyor. Muhalif tarafın ifade ettiği toplanan imza sayısını yönetim tarafı yalanlıyor, muhalifler son dakikaya kadar imza toplama devam edip toplanan imzaların yönetime en son iletileceğini belirtiyorlar.
      Bu insanlar sözümona aynı görüşe ve aynı partiye gönül vermişler ama birbirlerine zerre kadar güvenleri yok. Birbirlerinden her türlü dalavereyi bekledikleri için hepsi son dakikaya kadar diken üstünde duruyor ve eldekilerini açık etmek istemiyorlar.
      Birbirlerine bile bu kadar güvensiz olan insanlardan bu memlekete nasıl bir fayda beklenebilir. Birbirlerinin söylediği imza sayılarına inanmayan güvenmeyen, imza verenlere baskı yapıma ihtimalinden dolayı imzacıları açıklayamayan, il başkanlarını zorla ve acemice tiyatro oynamaya sevkeden, 1 ay önceki başkan adayını sıradan ve kaba biri olarak niteleyen insanların, yapılan işlerin olumlu taraflarını görmelerini ve desteklemelerinden vazgeçtim, yapılan seçim sonuçlarına kolaylıkla inanmalarını güvenmelerini beklememek gerekir.
      Gördüğüm kadarıyla bu partinin seçmeninden yöneticisine her kesimi hem kendi içine hem de kendi dışındaki kesimlere karşı olan bu güvensizliği ortadan kaldıramadığı takdirde, ülkemizde demokrasinin yerleşmesi ve huzurun hakim olması zor görünüyor.
      Çünkü bu güvensizlik ülkedeki gerginlik ve kutuplaşmanın esas sebebi gibi duruyor.

        • Hayır Chp tarafından gayrimeşru olarak nitelenip başbakanlığın cumhurbaşkanlığın kabullenilmesi hiçbir zaman gülünecek bir olay olmadı. Zaten kutuplaşma seçim sonuçlarının kabullenilmemesinden kaynaklanıyor. Bu reddediş demokrasinin temelini oymaktır.

  6. Memleket güllük gülistanlık.
    Yargı da adalet dağıtmada altın devrini yaşıyor!..
    Diyenler var…
    Bizler gözlerimizi muayene mi ettirsek acep…

  7. Meşhur rahibin ev hapsine alınmasını baştan bir jest ve geri adım atılması gibi algıladık.
    Ama adamın evinin önünde ve sokağında güvenlik güçleri ile birlikte basın da mevzilendi. Düne kadar mahkemeden mahkemeye konuşulan ve sadece meraklılarınca takip eden bu konu birdenbire dünyaya açık ve aleni hale geldi.
    Bakalım bu aleniyet işleri ne aşamaya evirecek.

  8. Aklıma 1. Dünya Harbi arefesi geldi. O zaman da Britanya Krallığı parasını çok önceden aldığı, inşası bitmiş 2 savaş gemimizi Ege’ye kadar getirdiği halde teslim etmemişti bize. Sular ısınıyor gibi görünüyor;denizler, okyanuslar… Ufak adımlarla ilerliyorlar. global meşruiyet de devşiriyorlar. Kötü birşeyler olacak sanki. Allah yardımcımız olsun

    • Yardımcımız olsun da….
      Allah indinde Akıl-İman sentezi çerçevesinde amel etme konusunda ne kadar kredimiz kaldı ki O karşılıksız bir şekilde ezberci müslümanlara kayıtsız şartsız “emre amade”ymiş gibi hazır ve nazır olmuş olsun! Bunu ne kadar hak edebilmiş durumdayız? 1. Dünya savaşından itibaren 100 yıl gecti, hala sorunlu ‘hasta adam’ halindeyiz. Felaket yaşayan Kore gereken dersi/ibreti alarak 50 senede toparlandı ve bir Güney Kore olarak ileri düzeyde rekabet edecek duruma geldi. Japonlar bunun daha da iyisini yaptı. Nasıl oldu bunlar? Özelliklerine uygun bir takım şeyleri farklı şekillerde yaparak, ısrarla faydalı işler üreterek. Aklı kullanmadan imanla-disiplinle hepbirlikte çalışmadan faydalı bir seyler üretmek-gelişmek Allah’ı kandırmak kadar zordur. Rüşvet ve yolsuzlukları kabullenerek faydalı işler üretme hayali, hayırlı sonuçlara vesile olamaz. Bunu bir türlü anlayamadığımız için tek tek açık misallerle gösterecek O, akla ve imana önem veren, her işte doğruluğu tenbihleyen, düzeni çetin Allah.

  9. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku…
    Devlet ciddiyetiyle akıllı siyaset yerine ver papazı al papazı diyerek güdülen rehine siyaseti gelirse olacağı bu.
    Yabancılar artık Türkiyeyi mahallenin kabadayısına diklenen on yaşındaki çocuk gibi görüyor.
    Bu da benim zoruma gidiyor.

  10. Seçim gecesi geç saatlerde, morali bozulmuş, aklı karışmış, ne oldup bittiğini anlamaya çalışan milyonlarca insan, Muharrem İnce’nin çıkıp bir şeyler söylemesini bekliyordu. . .

    • Günaydın Bernar !
      Henüz ayılamadın mı yoksa yeni mi başladın dostum..?
      Zira; VoA Kopyala/Yapışstır Sanatçısı Yönetimindeki Yurtdışından Sesler Korosu mensuplarının hikmetli hallerinden sual olunmaz…

      • Biz hukuk devletiyiz. Ajan terörist pkklı fetöcü elimizde kesin kanıtlar var : Alman insan hakları aktivisti. Almanya bastırdı serbest bırakıldı.Ajan terörist pkklı fetöcü elimizde kesin kanıtlar var : Alman Gazeteci Deniz Yücel. Almanya bastırdı serbest bırakıldı .Ajan terörist pkklı fetöcü elimizde kesin kanıtlar var : Amerikalı Rahip. Amerika bastırdı serbest yakında memleketine oda uçar.Ahmet Hamdi bunlar kopyala yapıştır bilmem sana birşey anlatıyormu?

  11. Dolar’ın Marifeti
    Tarihte para olarak ilkin altın ve gümüş kullanılmıştır. Sonra bunlar sikke haline getirildi. Sonra bunlara karşı altın senedi çıkarıldı. Sonra altınla ilgisi kesildi. Şimdi faiz karşılığı çıkarılıyor. ABD Merkez Bankası’nın sınırsız gücü devam ediyor. Diğer devletlerin paraları Dolar’a bağlandı. Merkez bankaları Dolar’a karşılık ülke parasını çıkarıyor, ABD merkez bankasına faiz ödüyor.
    Böylece Dolar yalnız ekonomiye değil, siyasete, ilme ve dine hükmetmeye başlamıştır. Sermaye yeryüzünde mabetler kuruyor, din adamlarını yerleştiriyor ve orada casuslar yerleştirerek o ülkede istediğini yapabiliyor. Bugünkü dünya yönetim şekli budur. İzmirli rahip de bunlardan biridir. Kendi aralarındaki kavgadan dolayı rahip etkisiz hale getirildi.
    Türkiye’nin yapacağı iş Sermaye’nin jandarmalığını yapmamasıdır. Gülen’i affetmelidir. Brunson’u hemen serbest bırakmalıdır. Sermaye bir papazı feda eder, elli papaz veya molla bulur. Bunlarla mücadele böyle olmaz. Ancak Kur’an’ın öğrettikleri ile olur. Türkiye Adil Düzen’e dönmelidir. Kur’an’ın dediklerini yaparsa onların hepsi kendiliğinden boşa çıkar.

  12. ABD uşaklığı ve susamlı simit. . .
    2013 yılı sonlarına giderseniz, gazetelerde şuna benzer haberler okursunuz: “Susam karaborsa oldu, susamsız simit üretildi.”; “Geçen sene kilosu 4 lira seviyesinde olan susamın bu yılki perakende satış fiyatı 9-9,5 lirayı buldu. Susam zammını protesto eden Bursalı simitçiler ise susamsız simit üretti.”, “1980’lerde bir gram bile susam ithal etmezken şimdi ihtiyacımız olan susamın %76’sını ithal ediyoruz.”

    Aradan geçmiş 5 yıla yakın zaman. Gazetelerde yine susam haberleri. Örneğin, Ankara Pideciler Simitçiler ve Çörekçiler Esnaf Odası Başkanı Yalçın, susamın kilogram fiyatının geçen yılın Temmuz ayına göre yüzde 76,4 artarak 12 liraya çıkmasını, susamda ithalata bağımlı hale gelmiş olmamızla açıklıyor.

    Necip Güven Bey, uzun yazısını, “Çünkü ABD’nin uşaklığını etmek istemiyoruz artık” diyerek tamamlamış. Keşke, uşaklık etmekten kurtulmak bir niyet beyanı ile mümkün olsaydı.

    Beş yılda susam sorununu bile çözememiş iseniz, aklını başına devşireceğinize tam da küresel sermayenin arzu ettiği şekilde ithalata dayalı büyüme stratejisinde ısrar eder ve halkınızı üretmeyen, borçlanarak tüketim hazzı yaşamaya bağımlı bir toplum durumuna getirirseniz, dış politikayı hamaset üzerine kurar ve içeride iktidarda kalmanın bir aracı haline getirirseniz, dünyanın kaç bucak olduğunu görmek zorunda kalırsınız.

    Eğer şu ya da bu küresel güce uşaklık etmek istemiyorsanız, işe susamdan başlayacaksınız. İnsanları tüm kültürel-siyasal farklılıklarına rağmen barış ve dayanışma içinde yaşayan, adaletin işlediği güçlü bir toplum inşa edeceksiniz. Böyle güçlü bir topluma yaslanarak, aklı ve bilimi devreye sokarak, üreten, ekonomisi güçlü bir ülke yaratacaksınız.

    Uşaklık, arzu edilerek yapılan bir iş değildir; bir güçsüzlük ve seçeneksizlik halidir. . .

    • Bernar bey sanırım niyet etmeyi biraz hafife alıyorsunuz. Bence niyet etmenin önemini biraz araştırın. Niyetsiz fiil olmadığını görünce belki olaylara farklı bakarsınız.
      Büyük zorluklara rağmen kimsenin edemediği fiillere niyet etme iradesini, bunun uğrunda haklı haksız engellemelere karşı dik durmanın erdemini ve her türlü zorluğa karşı yılmadan cesaretle mücadele etmenin değerini bu milletin çoğunluğu biliyor. Bazı şeylerin herkes farkında olup değerini bilseydi eğer, o şey de zaten değerli olmazdı.

      • Niyet etmenin önemi, o niyet etmeyi inandırıcı kılan adımlarla orantılı olarak artıyor, Necip Bey. Herhalde, Türkiye dahil, hiçbir ülke, ticarette, ekonomide, dünyadan yalıtık, tek başına kalarak ona buna ayar verecek durumda değil. Tüm ülkeler, uluslarararası rekabet alanına, ekonomideki gücü oranında çıkıyor. Bunu, teknolojinin belirleyici olduğu savunma gücü, coğrafi açıdan stratejik konumu, vatandaşların dayanışma içinde yaşaması gibi bir dizi diğer faktör ekleniyor.

        Ben, eskiden olduğu gibi, bütün iplerin Batı’nın eline terk edildiği bir Türkiye önermiyorum. Elbette ki günümüz dünyasında bizim gibi ülkelerin stratejik ortaklıklar kurması, kimi denge arayışlarına girmesi hem gerekli, hem de meşru. Nihayet kimse kimsenin ne dostu ne de daimi düşmanı. Nihai olarak her koyunun kendi bacağından asıldığı bir düzen uluslararası kapitalist dünya düzeni. Buralarda sorun yok.

        Sorun, elimizde niyeti destekler verilerin olmaması. Söz gelimi, daha bir kaç yıl önce uçağını düşürdüğümüz, ardından özür mektubu yazmak zorunda kaldığımız bir ülkenin devlet başkanı ile buluşup, “Aramızdaki ilişkileri kıskananlar var” diyerek çıkmak dünyanın karşısına. Küresel aktörler arasında stratejik denge oyunları böyle oynanmaz. Rusya, bu strateji oyunlarında hatırı sayılır bir aktör, oyuna dahil edilebilir, hiç itirazım olmaz. Ama, “niyet”in bir planı bir hazırlığı olur.

        Devletin 2017 için sunduğu kendi verilerinden aktarıyorum. Rusya, bizim ihracatımızda üç kuruşluk harbiyesi olmayan bir ülke. Rusya’nın bizim toplam ihracatımızdaki payı sadece yüzde 1,15. Ama bu ülkeden yaptığımız ithalat yüze 7 cıvarında. Bizim ihraç ettiğimiz ürünleri satın alanlar, esas olarak Batı ülkeleri. İhracatımızn yüzde 51’den fazlasını Batılı ülkelere yapıyoruz. Yanısıra, bütün ekonomimiz, Batılı finans merkezlerinden aldığımız borçlarla yürüyor.

        2014-2017 yılları arasında en çok ürün sattığımız ilk 10 sıradaki ülkelerin hangileri olduğuna bir bakmanızı öneririm. Sadece Almanya’ya yaptığımız ihracat, Rusya’ya yaptığımız ihracatın tam 9 katı.

        Niyeti ciddiye almak için, bakılması gereken nesnel kriterler var. Bu kriterlerin hiçbirisinde ben niyete yönelik en ufak bir hazırlık görmüyorum. Eğitimde yerimizde bile sayamıyoruz. Tarım ve hayvancılığımızı Türkiye’yi ithalata bağımlu bir ülke haline getirerek kendi eimizle bitirdik. Ekonomimiz, bir devlet başkanının salladığı iki satırlık bir Twit ile dövizin 40 dakikada yüzde 2,3 değer yitirdiği kırılgan bir ekonomi. . . Ve sayısı giderek artan örnek olayın da açıkça işaret ettiği üzere, bu işler öyle Trump ile “Çak dostum!” diyerek yumruk çakıştırmakla da olmuyor, sonra ona kızıp içerleyip Putin’i dost ilan etmekle de olmuyor.

        “Bunlar boş lakırdılar. Halkımız susamsız simit yer, yine de milli gururundan taviz vermez” demek mümkün elbette. Venezuella devlet başkanı Maduro da benzer şeyler söylüyor zaten. . .

        • Bernar bey siz niyete yönelik bir hazırlık görmüyor olabilirsiniz, buna mukabil ben de görüyorum. Özellikle başkanlık sistemine geçilmesi sebebiyle devletin reorganizasyonuna bakarak çok da umutluyum. Keşke toplumun herkesimi bu reorganizasyona olumlu katkıda bulunmaya çalışsa, her şeyden yıkıcı eleştiri fırsatı çıkarma peşinde koşmasa.
          Ne ben ne de icra makamında olanlar her şeyin güllük gülistanlık olduğunu, mükemmele ulaşıldığını vs. söylemiyor. Öyle olsa zaten hiçbir iddiada bulunulmaz, olanı korumakla yetinilir. Eğer bir iddiada bulunuluyorsa hedefler konuyorsa zaten yetersizlikler, eksiklikler kabul ediliyor demektir.
          Ama sizin de bahsettiğiniz ekonomi, savunma ve benzeri birçok alanda eskiye kıyasla çok şeyler yapılıyor. Bunlar yeterli bulunmayabilir ama inkar edilemez.
          Bizi ve sizi veya daha genel ifadeyle yandaşları ve muhalifleri temelde ayıran husus yapılanları ve yapılmak istenenleri görmek veya görmemekten kaynaklanıyor.
          Tamamen tarafsız bir gözle iki gündür bu rahip olayı dolayısıyla bu siteye yazılan yorumları incelerseniz, muhalif yorumların içindeki gizli sevinci siz de farkedersiniz. Bu durumu 15 yıldır atlattığımız bütün badirelerde, sıkıntılarda da yaşadık.Bu tür bir bakış açısına karşı ne yazık ki yapacak fazla bir şey de yok.
          Ben milli gururun önemli olduğunu ama bugün geçmişteki gibi sadece hamaset olarak yapılmadığını, her türlü eksiklik ve yanlışlıklara karşın fiili gerekliliklerinin de yapılmaya başlandığını düşünüyorum. Gerisi gösterilecek sebata, süreç yönetimine ve herkesin katkıda bulunmasına bağlı olarak gelişecek.
          Maalesef toplumun bir bölümü katkıyı değil yıkıcı düşmanlığı tercih ediyor gibi, ama sanırım her toplumda böyle bir kesim var ve onlar bunun üstesinden geldilerse biz de geleceğiz.

    • Bernar Bey;
      Necip Bey herhalde icraat makamında birisi.
      Bakın niyet etmiş. İş fiiliyata kalmış.
      Sizde azıcık sabrediverin canım.
      Bana gelince ben sadece oy verme makamındayım.
      Oy veriyorum ve 4 yıl sabırla bekliyorum istediklerim icra olacak mı diye. 🙂

  13. İŞİN GÖRÜNEN YÜZÜ FARKLI MI ACABA?
    Devletler basit görünen (devlet ölçeğinde )konu ve kişiler yüzünden yılların stratejik ortağiyla kavga etmez.
    Bu kadar basit olmaz bu işler.
    Bu olsa olsa derinlerinde büyük kırılmaların olacağı yeni bir konsepte yönelmenın önalma bahanesi olabılır.
    Yaklaşık 50 milyon avrupalının ölümüne büyük acılara neden olan savaş bir kişinin suıkastı ile mi başladı acaba.
    Herşey olgunlaşmıştı savaş başlaması için bir bahane gerekiyordu.
    Bizdeki durum iki devlet yönetimininde işine geliyor bence.
    Bizde bulunmuş muthiş bahane.
    Ülkemiz ekonamik tusunamı etkisi altına girmesi an meselesıdır.
    İktidar bu büyük malı krıze kendisinin uzun dönem yönettiği ülkesinde dış bahane için altın firsat.
    2001 krızınde anayasa kitapçığının fırlatılmasına yıkılmıştı bütün günahlar.
    Yol ayırımına gelmiş ülkeler eski ortağından ayrılmak için genelde diplomatık sorunlar çıkararak ilişkielrini koparmak isterler.Bu yöntem haklı nedenını kamuoyuna kolay inandirma metodudur.
    Eski numara diplomatları casuslukla suçlayıp tutuklama.
    Şimdilerde dünyada yükselen değer olan dini fanatızm. Dini figurlerin öne çikarılması ülkelerin kamuoyunda daha çok depremler oluşturduğuna inanılmasındandır.
    Kominizm sisteminin çökmesi ile dünyada dinler artık zincirlerinden kurtulmuş görünüyor.
    Yeni trend dinlerle ve din temsilcileri daha çok öne çıkmaya başladı.Halklardada popüler ilgi bu yönde artmaya devam ediyor.
    Ülke yöneticileri bu poziyonları asla kaçırmaz.
    Gelişmelerin aksıne değil istıkametınde kürek çekerek daha hızlı yol alacaklarını bilirler.
    Biryerde tıkanan ülkeler, kendi yönetimlerinin başarısızlıklarını üstlenmemek için kabahatı dişarda aramanın doğal sonuçları.
    Iran bir zamanlar yeni değişen rejimini tam yerleştirmek için Amerikan elçiliğini işgal etti.
    Halkı rejim etrafında kenetlenmeyı başardı bu olay.Irak savaşı ve 8 yıl kadar sürmesi İran rejimi için bulunmaz bir fırsat olmuştur.
    Bu durumda halk her türlü sefılliği sineye çekmiş ,dış düşmanlara karşı içerde birleşmiştir.
    Ülkemiz gerçekten çok zorda.
    ÇOK yumuşak karnımız var ve bunları herkes biliyor.
    Şimdiki iktidarimiz uzun yıllar mirasyedi gibi davranmiştir.
    Bize lüks gelecek pahalı ve karsiz yatırımları dişardan aldığı yüksek meblağlı borçlarla yapmiştir.
    Her yıl seçim olan bir ülkede ayrıca vesayetin devam ettiği yıllarda halkı tüketime teşvik edecek işlere girmekten başka çaresi yoktu.
    Halkımız iktıdarlardan çalışmadan herşeyı ister.
    İktidarda kalmak ve halkın oyunu alarak vesayeti bitirmek için halkın istediği elma şekerini elinden alamazdı.
    Vesayet bir şekilde bitirildi görünüyor.
    Yeni vesayet kemikleşene kadar iç ve dış tehdit öcüsü her daim işlenmek zorundadır.
    Ama halkın elındeki elma şekeri tükendi elinde şekerin kuru çubuğu kaldı.
    Halk yeniden; yine elma şekeri istiyor ama iktidar; olsa dükkan senin diyor.
    Durum kritik Büyüklerimiz buna çare bulmalı.
    Çare bellidir.
    Gerçekleri anlatma vaktı gelmiştir.
    Dedenin yemeyıp,içmeyıp biriktirip,aldiği mülkleri sattık.
    Dünyada para bolluğunda korkunç sıcak parayla beslendik.
    Çok para girişi doviz fiyatını çok uçuzlattı.
    İthalat özellikle tüketim ithalati patladı.
    Cari açik sorun olmadı çok para geliyordu.
    Herkes zenginleşti çok çaba sarfetmeden.
    Ev,araba aldık bolca.
    20yıl sonrakı tasarruflarla edineceğimiz zenginliği öne çektik.
    Şimdi faturayı ödeme zamanı geldı .
    Bizde iktidarların başarısı dişardan alabildiği borçla doğru orantılıdır der iktisadçılarımız ki çok doğrudur.
    Şimdi ülkeyi bu duruma getirmiş uzun yılların yönetimi önünde iki seçenek kalıyor.
    Ya halkına dönüp evet haketmediğimiz bir zenginlik yaşadik.borçlarımız bizim namusumuzdur.artık gerçekleri kabul etme zamanı.yaptıklarımız yapmak zorunda olduğumuz işlerdi.Yanliş yapmamak için birşey yapmamak lazımdı.bizde birçok şey yaptık iyi niyetle tabiiki yanlışlarda yaptık.
    Artık bedel ödeme zamanı geldi .bundan sonra çok çalışıp az tüketeceğiz.tüketime değil ihracaat veya ithalati önleyen yatırımlar yapacağiz 4-5 sene sonra bir üst lige çıkacağiz demek.
    Halk bu na ne der.Anladığım kadarıyla halk gerçeklere hazır değil ve yönetimde bunu iyi görüyor.
    İktidarin elinde tek seçenek kalıyor.HAMASET siyaseti izlemek.
    İÇVE DIŞ DÜŞMANLAR BİZİ ÇEKEMİYOR DEYIMI.
    Yeni yo larkadaşları arama.
    Komşu ülkelerle yeni ittifaklara girme girişimleri.
    Komşun senden çok güçlüyse onunla ortaklığı bozmak artık senın elinden çıkar.(Süriyede herşeyı sineye çekmek gibi)
    Eski ortağı kıskandırmak için başkalarıyla dansa kalkmak.
    Olay aslında papaz olayı değil ,büyük hesapların bahanesi bu sadece.
    Eski partnerlerin birbirine peşrev çekme seansları.
    Biz ilerde doğacak ekonomik buhranlara şimdiden dışımızda nedenler bulup halkı buna ikna etme peşindeyiz geliyor bana.
    Biliyorsunuz halkımız sadece elma şekerinin elinden alınmasına çok sinirlenir.
    Halkımız cebine bakar.
    Temel ihtiyaçlarini teminde zorluk çektikçe kimseyı tanımaz.
    yÖNETİMLERİN EN ÇOK KORKTUĞU BUDUR, HALKIN TEMEL İHTİYAÇLARINDA EKSİKLİK HİSSETMESİ.
    Kamuoyunu çok iyi ikna etmek lazim.
    Ekonomik kriz anlarında yönetimlerin kullandığı estrumanlar üç aşaği beş yukarı bellıdır.
    Birincide komşularla bir sebeple savaş çıkarma.
    Eski ortaklarla gerilimli bir şekilde yol ayırımına gelecek sebep bulma.
    Borç alırken iyi.alacaklı borçu isterken faiz lobısı deyıp şeytanlaştırma kampanyası yürütme.
    Finans çevrelerinden aldığı parayla yatırım yapıp halkın elıne elma şekeri verirken faiz lobisi yokmuş.(seçimler nasıl kazanıldı sanıyoruz)
    Borçları harcadik,yedik bitti; faiziyle geri alacaklar ,vay bize diz çöktürmeye çalişiyorlar.
    Yani biz yerli bir şirketimiz yerli bir bankadan aldığı kredileri lüks tüketiminde kullansa iyi yatırımlarda kullanmasa sonra ödemesi gelince.ödemede zorluk çekince,vay bu banka beni çekemiyor .fabrikama haciz koydu dese siz ne dersiniz.
    Herkes herşeyı biliyor aslında.
    Hepimiz rol yapıyoruz.
    NE ZAMAN KRAL ÇİPLAK DERSEK VE BU NEKADAR ERKEN OLURSA O KADAR AZ ZARARLA ATLATIRIZ BU SIKINTILARI.
    Eğer ekonomımız iyi olsaydı,cari fazla verseydik,işsizlik,eflasyonumuz batı ülkeleri gibi olsaydi.
    Ne güvenlik sorunumuz, ne eğitim,ne adalet sistemimiz ne basin mezarlıkları nede komşularla veya eski ortaklarla sorunumuz olurdu.
    EKONOMİ BOZULUNCA HERŞEY BOZULUYOR VEYA YUKARDAKI SORUNLAR DÜZELMEYİNCE EKONOMI BOZULUYOR.
    Herkes kendince sorunu birinci neden sayabilir.yanı EKONOMI neden veya sonuç olmaktadir.

  14. Bİz Ülke olarak hiç bir zaman ne Musa’ya ne İsa’ya yaranamadık.Bunun en önemli sebeplerinden birisi kendi iç politikamızda ile bir istikrarın olmaması; dış güçler dediğimiz bazen iç politika malzemesi yaptığımız devletler bizi bu yönümüzle bizden daha iyi tanımıyor mu? Asarız-keseriz ama yine bize istediklerini her zaman yaptırmadılar mı? Sen adamı (Papaz ve gazeteci) teröre destek ile suçla iddaname hazırla sonra sal gitsin ozaman apoyuda salalım veya ev hapsi verelim….Aynı şey değil mi? Suriyelileri avrupaya salmamak için biza vaad edilen paranın verilmediğini söylemişşerdi. Eğer Suriyeliler konusunda biz haklıysak,parayı alamdıysa ozaman açalım sınır kapılarını salalım suriyelileri gösterelim ne yapacağımızı lafla peynir gemisi yürütmeyelim….Avrupada inandırıcılığımızı görsün…

  15. Sn Koru maalesef tarafını belirlemekte zorlanıyor.Gönlü rahip Bronson’un serbest bırakılmasından yana.FETÖ de bayram ediyor.

    FETÖ’nün elebaşısı o hiç ağzından düşürmediği ‘Hazreti Pir’in öğüdünü çok iyi bilir:Aç kurttan merhamet dilenirseniz diş kirasını da ister!

  16. Türkiye Obama döneminde de Abd ile çok sorunlu bir noktaya gelmişti. Trumpın gelmesi ile birlikte, Trumpın şahsında Abd ye bir kredi açıldı ve düzelme için gerekli tolerans gösterildi.
    Ancak bu son durum bana göre Türkiyenin Trump ve Abd ile ilişkisinde bir kırılma noktası olabilir. Eğer gösterdiğiniz anlayış karşılık bulmuyorsa bunu bir noktada kesmek gerekir.
    Türkiye için belki de bu nokta o noktadır. Elindeki bütün kozları sahaya sürüp Abd ye ”bundan sonra artık sen düşün ” diyebilir.
    Dünya konjonktürü olarak da Abd ye alternatif üretme açısından en uygun ve güçlü olduğumuz noktada olduğumuzu düşünüyorum.

    • ABD’nin bütçesinden savunmasına ayırdığı para 460 milyar dolar, bizim 4,7 milyar dolar. Ama, diğerine kredi açan ve aklını başına toplaması için diğerine tolerans gösteren ABD değil Türkiye. . .

      • Onun gücüne denk bir güce erişmeden yapılabilecek başka bir şey varsa, açıklayın onu yapalım Bernar bey.
        Kabadayılık da yapılsa beğenilmiyor, toleranslı da davranılsa beğenilmiyor.
        Ben de böyle kolayca herşeyi eleştirmek, makul, mantıklı ve uygulanabilir bir öneri yapmaksızın, elimi taşın altına sokmaksızın, şartları hesaba katmaksızın her şeye muhalif olmayı becerebilmek isterdim ama bilip isteyerek ”yandaşlık” ve gerçeği savunmak gibi zor bir işe soyundum ve en ufak dediğime, yazdığıma dikkat ederek, somut olaylarla sınırlanarak ve her türlü olumsuz ve sorumsuz muameleye muhatap olarak belli bir fikir namusu ile görüş oluşturmaya gayret ediyorum.

        • Benim önerim, ne 2002 öncesi yıllarda olduğu gibi silik, Dışişleri Bakanlığı’nın bir tabeldan ibaret olup bu alanı askerlere teslim etmiş bir ülke olmak, ne de gücümüzü abartıp gerçkelikten kopmak, Necip Bey. Benim, yorumlara göz atan okurları artık bıktırmaktan korktuğum kadar yineleyip durduğum şey bir hayli basit: İç barışımızı sağlamak; bir iktidardan diğerine değişmeden kalan iyi bir eğitim sistemi inşa etmek; olabildiğince çabuk bir şekilde, ithalata dayalı büyüme ekonomisi stratejisini artık bir kenara bırakıp ileri-teknoloji ve üretime dayalı bir ekonomi stratejisine geçmek. Bunlara siz ya da diğer arkadaşlar başka unsurlar eklerler, hepsi değerlidir, düşünülmelidir. Ben hemen ilk aklıma gelen, esas olarak gördüğüm şeyleri sıralıyorum. Ama, her ne sıralarsak sıralayalım, bence çok açık ki, ilk yapılması gereken ve diğerlerinin önkoşulu olan şey, toplumsal iç barışımızı güçlendirmek, gerçek anlamda birlikte duran, dayanışan bir toplum olmak. Bu konudaki her hatırlatma, her öneri, sürekli 15 Temmuz hatırlatması ile boğuluyor. Yargı dendiğinde karşımıza çıkan bu argüman; OHAL ya da onun yerini alan düzenlemeler dediğimizde yine bu hatırlatma. . . Gerçekten çok karmaşık değil söylemeye çalıştığım şey: HDP’ye oy veren 7 milyon insan PKK’lı ise, ana muhalefet FETÖ veya PKK’ya arka çıkıyorsa, Allah aşkına biz gerçekten neyi tartışıyoruz? Bırakın ABD’ye Trump nezdinde kredi açmayı, onlara tolerans tanımayı, bırakın bir bölgesel aktör olmayı, bizim Türkiye olarak kalıp kendi varlığımızı sürdürmemiz bile kuşkulu olur eğer hal bu ise. Hem Türküz güçlüyüz diyeceğiz, hem de, bununla eşzamanlı olarak, CHP ve HDP’ye oy veren 20 milyon insanı Gülenin, PKK şeflerinin yanına asker yazacağız.

          Size ısrarla AK Parti’nin ilk dönemlerini hatırlatmak isterim: Lider olarak da parti olarak da LİDER idi. Hatırlayın: Toplum önüne somut, anlaşılır, hepimize kazandıran hedefler koyar, çok büyük yığınları harekete geçirir, ülkenin müzminleşmiş sorunlarına cesaretle el atardı. Ben de AK Partili idim, Nazlı Ilıcak da, Ahmet Altan da. Özgüvenliydik, çok üst düzey entelektüel ve moral üstünlüğe sahiptik. Kemalistlerin anlı şanlı yazarları gazetecileri, gencecik, ama son derece donanımlı ve bilgili başörtülü aydınımız Hilal Kaplan karşısında ne diyeceklerini şaşırırlardı. Kibir yoktu, konuşanın peşine savcıları salmak yoktu. Yurt dışında da saygınlığı hızla yükselen ülkeydik. Özellikle Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz, her fırsatta, AK Parti ile Avrupa’da yaşayan Türklere yönelik tutumun çok değştiğini anlatırlardı. Daha onlarca şey ekleyebilirim bütün bunlara. Asıl ben dönüp size sormalıyım: Bizlere, “Bunlar 15 Temmuz hiç yaşanmamış gibi konuşup duran aklı eveller”; “Sayıları önemli değil, yüz bin değil bir milyon da olsa atacaksın bunları içeri, dışarıda olanları da işsizlikten sürünsünler dursunlar!” dışında ne öneriyorsunuz? Daha kaç yıl yol alabiliriz bu argümanlarla?

          • Bernar bey bu ülkede kimse 20 milyon pkk lı var demiyor, Mhp bile. Siz uzun zamandır yazılarınızda bu argümanı ileri sürüyorsunuz ama bu hiç doğru değil. Hdp nin seçmenleri değil yöneticileri pkk ile işbirliği yaptıkları, şiddete destek verdikleri için eleştiriliyorlar, ancak seçmenleri olan vatandaşlar özenle bundan ayrı tutuluyor.
            İç barışı sağlamak için yapılacak şey Kürt meselesinde Kürt vatandaşların haklarını savunduğunu ileri süren tüm parti ve kuruluşların, şiddet ile bu meseleyi çözebileceğini zanneden ve şiddet için gerekli teçhizatı sağlamak için de uyuşturucu ve dış düşman desteği gibi unsurlara yönelen kanlı örgüte dur demesi, ona destek vermemesi, gerekirse onları fiilen engellemesidir. Ama bu barışçıl yöntemlerle sorun çözmek için gereklidir. Sorun çözmek için barışçıl yöntemler haricinde yöntemlere başvuranlar içinse mukabil yöntemlerin devreye sokulması gayet tabiidir.
            Fetö için de benzer durum geçerlidir, hem devletin hem milletin zamanında bu topluluk ile yolları kesişenlerin durumu anladığına ve nedamet getirdiğine ikna olmaları şarttır.
            Hem devlet hem hükümet geçmişte hem pkk ile hem feto ile bazı sorunların barışçıl çözümü için belli süreçler denedi ama karşılık alamadı. Bu sitenin yazarı her iki sürecin de canlı şahidi hatta aracısıdır unutmayın.
            Bu süreçlerden dolayı o zamanda şimdi de çok da yoğun eleştiri aldı. Hafıza i beşer nisyan ile maluldür ama siz bari bu süreçler olmamış denenmemiş gibi davranmmayın.
            Çünkü bu süreçler unutulduğu zaman olay farklı, hesaba katıldığı takdirde farklı değerlendirilir.

  17. Burada muhalif görüşlü yorumcularla uğraşmak, işi lag-lugaya boğmak kolay. Hadi görelim bakalım güçlü Amerikanın arkasına sığınmış ezberci dindar bir Trump ve yardımcısı ezberci dindar bir Pence’in muhalefetine karşı ne diyeceksiniz? Başka konularda bir çok bahaneleri olsa da bu spesifik konuda iş bu noktaya gelmeden bir şeyler yapılması doğru değil miydi? Türkiye’nin evvelden beri dışarda kendini ifade edememe sıkıntısı vardır. Proaktif olarak yapılması gereken bir çok şey varken Mevlüt Çavuşoğlu’nun isyanları oynayan şimdiki tweetleri mi iş görecek?

    Amerikalı’nın papaz olması nedeniyle konu dine de dokunmuş durumda. Nerede AKP marka dindarlar, devletin ileri gelen dindar hak-hukukçuları? Amerika tarafından atılan tweetler Erdoğan’ı hedef alıyor. Nerede reisçiler? Bizzat kendi çocukları-damadı Amerika’da okumadı mı ki babalarını karşı tweetlerle arka çıkamamış olsunlar….

    Pence Trump’ın mesajını iletirken “Brunson muhteşem bir Hıristiyan, aile babası ve harika bir insan. Brunson çok büyük acılar çekiyor. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı” diyor ve bu tür ifadeler daha önce 1.5 yıldır tekrar tekrar dünyada yankılanmış ifadeler. Bizlerden birileri de kalkıp:

    1)“Brunson muhteşem bir Hristiyan ise İzmirdeki Klisesindeki işlerinden ziyade neden Şanlı-Urfa’daki olaylarla şüpheli ilişkiler geliştiriyor?

    2)İşte delillerimiz! Bir heyet gönderin Rusya’dan, Hague’den hukukçularla birlikte gelin bu konuyu etraflıca ve bütün delilleriyle inceleyelim. Rusya’nın uçak düşürülme olayında ortak çalışma yaptık ve bu her iki taraf için faydalı oldu. Buyrun gelin.

    3) Ne kadar harika insanmış ne harika işler yapmış gelin birlikte tespit edelim.
    4) Gerçekte masum olduğu ortaya çıkarsa alın götürün, papaz Andrew’ünüzü…
    5) Bizim terörden çektiğimiz acılar Papazınkinden daha büyük. Dostluğumuzun hatırına kendisine gül gibi bakıldı….” vs vs diyemiyor mu?

    Fehmi beyin dediği dolaylı olarak şu: “Bu hristiyan cemaat mensuplarının ‘Gözleri hiçbir şeyi görmüyor’…… istediklerini yapalım ‘O zaman ABD’ye ve Avrupa’ya karşı daha güçlü oluruz”.

    Ayrıca merak ettiğin bir başka şey daha var: Brunson Türkiye’li vatandaşlarla diyaloga girip bizim ölüleri dirilişe davet edebiliyor. Ancak, o hazır ülkemizdeyken bizim cemaat liderlerimiz-tarikat ehli niye onunla diyaloga girip İslamiyeti layıkıyla anlatamıyorlar (Akıl-İman sentezi!)?

  18. Fehmi bey Trump Rahibin serbest bırakıldığına sevinmek yerine belkide üzülmüştür.
    Aslında şu andaTrump ve ekibinin başi dertte bütün yaptıkları pislikler açíğa çıktı.
    Tutuklu papaza Kongre uyeleri sahip çıktıklari için Trumpta kendince onlari kafaya almaya uğraşiyor.
    Bu tehditler bana biraz danışıklı dövüş gibi geliyor.
    Trumpu ülkesinde kahraman ilan ettirmek için veya kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek için Papazı biraz daha orada tutabilirler.
    Şu an Trump ne yaparsa yapsın, Millet ve basın onun boynuna çökmüş durumdalar.

  19. Türkiye’yi yalancı çoban durumuna düşürdükten sonra ağzınızla kuş tutsanız yararı olmayacaktır. Yıllarca “Bunlar bizdendir, onlara gerekli kolaylıkları gösteriniz” dediğiniz aşağılık yaratıkları sonra terörist ilan ederseniz, terör örgütüne hizmet ediyor dediğiniz Deniz Yücel’i bir telefonla serbest bırakırsanız, hakimin tutukluluğuna karar verdiği papazı ertesi gün serbest bırakırsanız ( adı ev hapsiymiş-sevsinler) kimse sizi adam yerine koymaz. Kendi düşen ağlamaz. Bunlar iyi günlerimiz; hele İran ambargosu, Zarraf cezaları, S-400 ler….

  20. Rahip meselesi sadece rahip meselesi değil, artık anlamamız lazım.
    Geçen hafta ülkemize Abd li bir heyet geldi ve görüşmeler yaptı. Konu Abd nin İrana uygulayacağı ambargo ve yaptırımlara Türkiyenin de katılmasıydı ama bir sonuç alamadılar. Tüm devlet yetkililerimiz de bunu açıkça ve sıkça belirttiler.
    Abd nin İrana ambargosuna Türkiyenin katılması demek zaten Abd nin Türkiyeye de yaptırım uygulaması demek aslında. Petrol alma, doğalgaz alma, ticaret yapma dedikten sonra bu yaptırımlar ha İrana uygulanmış ha Türkiyeye sonuç değişmeyecek.
    Aynı şekilde hem İrana uygulanacak ambargoya katılmayıp, hem de BRICS ülkeleri ile sıkı fıkı olmamız Abd nin tahammül sınırını zorlamışa benziyor. Çin in en büyük bankasından 3,6 milyarlık kredi anlaşması yapılırken, Abd de Türkiyeye kredi verilmemesini öngören yasayı görüşüyordu. Türkiye de, Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi Abd nin ekonomik tehditlerinden, dolar oyunlarından bıkmış vaziyette ve buna karşı çözümler aramakta.
    İşin evanjelik rahip kısmına gelirsek, Abd li evanjelik papaz-rahipler 1800 lü yılların başında da doğuda misyonerlik faaliyetleri yürütmüşler. Okullar, hastaneler ve benzeri teşkilatlar kurmuşlar. Bir müddet sonra bakmışlar ki müslümanları döndüremiyorlar, Ermenilere yönelip onları mezheplerine çekmeye başlamışlar. İlk Ermeni isyanları bu yüzden çıkmış, bu isyanlarda fiilen yardımcı olmuşlar. Aynı durum bugün Kürt vatandaşlar üzerinde oynanıyor. Türk devleti bu durumu sessizce halletmeyi değil, rahibin faaliyetlerinin farkında olduğunu açık ederek mücadeleyi seçmiş bulunuyor.
    Bu kadar büyük meselelerin olduğu dünya konjonktüründe biz rahibi salsaydık bile, ya İran , ya S400, ya Halkbank ya da bugün aklımıza bile gelmeyen başka bir bahaneyle Abd nin bir yaptırım tehdidine eninde sonunda maruz kalacaktık.
    Çünkü Abd nin uşaklığını etmek istemiyoruz artık.
    Bu kadar net.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here