Putin bugünleri 10 yıl önce anlatmıştı.. Münih’te.. Deniz Baykal’la birlikteydik..

11
Putin 2007 Münih Güvenlik Konferansı'nda konuşuyor..

 

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir konuşmasının tam metnine, Türkiye’de, Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yer verildiğini bilir misiniz?

Türkiye’de bugünkü referandumu zorunlu hale getirecek tartışmalar süregiderken ve siyasi tarihimize ‘e-muhtıra’ olarak geçecek askeri müdahaleden yalnızca iki ay önce…

Fakat önce o noktaya nasıl gelindiğini anlatmalıyım…

Münih Güvenlik Konferansı yolunda…

Havaalanına geldim, biniş kartımı da aldım ve yol arkadaşımı bekliyorum…

Nereden aklıma geldiyse.. vizeme bakma ihtiyacı duydum.. A o da ne, süresi birkaç gün önce bitmemiş mi?

Süklüm püklüm eve dönüldü.

Almanlar, sağolsunlar, ertesi gün vizemi yenilediler de 24 saat gecikmeyle Münih’e ulaştım.

Bu anlattığım olay tam 10 yıl önce yaşandı.

Deniz Baykal CHP genel başkanıydı ve ilk kez katılacağı Münih Güvenlik Konferansı’nda birlikte olmamı istemişti.

Gittim ve sonraki üç günü yalnız dünyanın öndegelen güvenlik uzmanlarını ve güvenlikten sorumlu siyaset adamlarını dinlemekle değil.. Almanya’daki CHP’liler ve Deniz Baykal’la da geçirdim.

Tarih 10 Şubat 2007’ydi…

Münih’te her yıl düzenlenen ‘Güvenlik Konferansı’na o yıl hükümetten Milli Savunma Bakanlığı koltuğunda oturan Vecdi Gönül katılmaktaydı.

Hürriyet’te bugün Münih sokaklarında yürüyen ‘Muhteşem Beşli’ fotoğrafını görünce.. hükümetin etkinliğe bu yıl olağanüstü önem verdiğini anladım: Başbakan Binali Yıldırım.. AB Bakanı Ömer Çelik.. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık.. Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç..

Muhteşem Beşli..

Tam 5 kişi…

Ya CHP?

Acaba bu yıl CHP’den kimse çağrıldı mı konferansa?

Baykal ilgi odağıydı, ama Putin rol çaldı…

On yıl önce, Deniz Baykal’ın ABD’den gelenler ve Alman politikacılar tarafından büyük ilgiye mazhar olduğunu hatırlıyorum. O da bu ilgiyi ilk seçimde Bush’un yerine başkan adayı olması beklenen (aday oldu, ama seçimi Obama kazandı) John McCain’e Türkiye’nin tezlerini aktarma amaçlı kullandı.

İzlediğim konferansta rolü diğer politikacılardan çalan kişi Vladimir Putin’di.

Rusya’nın nasıl bir devlet, Putin’in nasıl bir devlet adamı olduğunu daha iyi anlamamız için, 10 yıl önce, Batılı devlet adamlarının önünde yaptığı konuşmaya bugün göz atmak yeterli.

Şu satırlar benim orada aldığım notlardan:

Putin, bazen adlarını da andığı Amerikalı konukların gözünün içine bakarak, ‘Bana kızsanız, köpürseniz de söylemek zorundayım: Bu iş böyle gelmiş, ama böyle gitmeyecek’ uyarısında bulundu. 

“Böyle gitmez’ dediği ‘tek kutuplu dünya düzeni’ydi Putin’in… ‘İnsanlık tarihinde tek kutuplu güç zamanları olmuştur, dünyaya hegemonik açıdan yaklaşanlar çıkmıştır’ dedikten sonra, tek hâkimi olan, tek güç merkezli, karar-alıcı tek merkezi bulunan sistemin, hem başkalarına hem de kendi kendini tahribe yol açarak o tek güce zararı dokunacağı itirazında bulundu. Putin’e göre, tek kutuplu sistem sadece kabul edilemez değil, bugünün dünyasında imkânsızdır da. 

“Yaşanan uluslararası ihtilâfların tek tek adlarını saymak yerine, Putin, günümüzde sorunları silâh kullanarak çözme hevesinin neye mal olduğuna işaret etmekle yetindi konuşmasında. ABD’nin uluslararası hukuku çiğneme zorbalığına ek olarak kendi hukukî normlarını evrensel hale getirme açgözlüğünün de altını çizdi. ‘Amerika her bakımdan ulusal sınırlarını taştı, öteki ülkelerin ekonomik, siyasi, kültürel ve eğitim politikalarına ağırlığını koymaya başladı; bundan kim hoşlanır, kim mutlu olur?’ sorusu salona yıldırım gibi düştü. 

“Ardından gelen cümle daha da artırdı salondaki şaşkınlığı: ‘Global güvenlik mimarisi hakkında ciddi biçimde düşünmemiz gereken karar noktasına eriştiğimiz kanaatindeyim…”

Putin, konuşmasında, BM’yi ‘tek meşruiyet zemini’ diye sahiplenirken, NATO’nun genişlemesine ise “Kime karşı yapılıyor?” sorusuyla karşı çıktığını belli etti.

On yıl önce, Putin, Rusya adına bugünlerin mesajını vermiş… Ancak Donald Trump gibi birinin ABD’ye başkan olmasıyla gerçekleşebilecek yeni dünyanın…

Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt da, Putin’in Münih’teki konuşmasının tam metnini, Genelkurmay internet sitesine koydurdu.

Baykal kabul etseydi…

Münih’teki ikinci günümde CHP lideri Deniz Baykal’la otelinde kahvaltı ediyoruz. Masada CHP’li Mehmet Sevigen ile gazeteci Murat Yetkin de var, dördümüzüz.

Baykal’a şunu söyledim: “2007 ülkemizin geleceği açısından en önemli yıllardan biri ve sizin tavrınız etkileyici olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi var çünkü. Gelin, başbakanlığının önünü açtığınız gibi, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını da sağlayın. Türkiye’nin normalleşmesi için, bu, hayati önem taşıyor.”

Gerekçelerimi de uzun uzadıya açıkladım.

Türkiye’ye döndük, Deniz Bey, “Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yaptırmayacağız” kampanyası açtı.

Sonrasını biliyorsunuz: 367 şartı.. Anayasa Mahkemesi kararı.. e-muhtıra.. anayasa referandumuyla cumhurbaşkanını halka seçtirme.. erken seçim.. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı ve seçilmesi..

Geçmiş zaman olur ki.. hayali cihana değer..

Gerçekten öyle…

ΩΩΩΩ

11 YORUMLAR

  1. Tek kutupluluk dünya için kötü olduğu gibi, ülke için de kötü. O yüzden “kuvvetler ayrılığı” diyoruz. Ancak o zaman kuvvetler kontrol edilebiliyor, denetlenebiliyor. Tek adam, tek güç sistemi kimseye fayda getirmez, felaket getirir sadece. Bunu milletimiz anlayacak, ama öyle ama böyle. Sadece sonra eyvah denmesin istiyoruz. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Tek adama #HAYIR, tek güce #HAYIR, kuvvetler birliğine #HAYIR, denetimsizliğe #HAYIR, hesap vermezliğe #HAYIR.

    Yeri gelmişken soralım. Sayın Cumhurbaşkanı doğrudan evet kampanyasına başladı. Kampanyasının finansmanı nereden karşılanacak? (1) Cumhurbaşkanlığı bütçesinden (veya örtülü ödenek?), (2) AK parti bütçesinden, (3) CB’nın şahsi veya ailesinin mal varlığından, (4) Diğer veya hepsi. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. (1) ve (2) durumunda benim ve bütün vatandaşların verdiği vergilerden harcanacak görünüyor. Bağımsız CB’nın buna yetkisi olmadığını düşünüyorum. (2) durumunda CB bağımsızlığına aykırı ve AK partinin böyle bir finans aktarımına yetkisi olmadığı da açık. Şayet Türk tipi başkanlık böyle hesapsız kitapsız olacaksa yandık. Bu konuya belki sözcü Kalın haftalık mutat basın toplantılarından birinde cevap verir, yada bir gazeteci sorar (sorabilir mi?).

    Son söz: Devlet Bahçeli, 9 Mayıs 2015 tarihinde Manisa’da düzenlediği mitingde şöyle söylemiş: “Recep Tayyip Erdoğan, aslında Türk tipi değil ‘Tayyip tipi’ başkanlık hayalleri kurmaktadır. Bütün yetkilerin kendisinde toplandığı, yargının kendisine bağlandığı, yasama organı Meclis’in kendi kontrolüne sokulduğu, denge, denetim ve fren sistemi olmayan, tek adam diktatörlüğü, tahtsız ve taçsız sultanlık peşinde koşmaktadır.”

    • Basın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde gezdiği şehirlerde toplu açılış törenlerine katıldığını yazıyor. Bu toplu açılışlarda yaptığı konuşmalarda herhalde hangi açılışları yaptığını anlatıyordur (!)

  2. Baykal bayağı ileri görüşsüzmüş!!!Genel başkanlıktan istifasına varan olaylar vs..Bahçeli de evetci oldu acaba yıllar sonra bunun neticesi nasıl olur..Mutlaka bir sonucu olur her olay olduğu ile kalmıyor bir bedeli oluyor…İnşallah sonu hayırlı biter yaşanan sürecin..

  3. Putin’in on yıl önce bu günleri görmüş olması gibi Koru’nun, Deniz Baykal`a “gelin başbakalıkta olduğu gibi cumhurbaşkanılığında da Erdoğan’ın önünü açın” teklifi bugün ülkemizde yaşanan sistem sıkıntıların yaşamasını Koru’nun, bu günleri o günlerden görmüş olması gibi mi düşünmeliyiz veya bu Koru’nun “geçmiş zaman olurki…” gibi bir iç geçirmesi mi? 2007’de Erdoğan cumhurbaşkanı olsaydı bu gün sistem tartışmalarını yaşamıyor mu olacaktık?

    Tek kutuplu bir dünyayı “güvenlik konferansında” reddeden Putin, ikinci kutup olarak tekrar SSCB’yi hayal edebilir, kendi “dünya güvenliği” tezleri açından belki, ama bu günün dünyasına üçüncü hatta dördüncü bir “kutup”a daha ihtiyaç olduğu kaçınılmaz.

    Coğrafyasında kan ve gözyaşının eksik olmadığı maddi-manevi değerlerinin her gün iğfal edildiği Müslüman ülkeleri, akıllarını ve imanlarının! gereğini kullanırlar ise “üç kutuplu” daha güvenli bir dünyanın oluşumuna katkı sunmuş olurlar. Bu potansiyel fazlası ile var.

    Daha güvenli daha yaşanır bir dünyaya müslümanların katkısı olmazsa olmaz. Müslüman halklar artık buna daha fazla kafa yormalı, yöneticileri ise -kendileri müslüman olsun veya olmasın- bunu gerçekleştirnenin yollarını arayıp bulmalılar. Değilse, dünyevi ve uhrevi bunun bedelini hep ödeyecekler-ödeyeceğiz. En azından “dünyevi bedelini” ödeyen liderlere, halklara, tarihin şahit olduğunu hep birlikte müşahede ediyoruz .

  4. Bence 2007’de cumhurbaskanligi secimi mecliste olsa idi bile bu gunlere gelecektik. Bu kadar uzun sure mutlak guc ile bu sonuc cok da sasirtici degil, hele Turkiye’nin kulturel kodlari (yukaridan asagiya zincirleme kapikulu zihniyeti) dusunulurse.

  5. George Washington Üniversitesi’nden Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari uluslararası akademik bir dergide (Global Economy Journal) “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bir makale yayınlamış. Bu makalede “İslamilik Endeksi” diye bir başlık altında İslam ülkelerinin ve İslam ülkesi olmayan ülkelerin “İslamiliğini” gösteren bir endekse yer vermişler.

    “İslam ülkesi” olarak bilinen ülkeler 7 tane: Afganistan, Bahreyn, İran, Moritanya, Umman, Pakistan ve Yemen.

    12 ülke İslam’ı devletin “resmi dini” olarak kabul ediyor: Cezayir, Bangladeş, Mısır, Irak, Kuveyt, Libya, Malezya, Maldivler, Fas, Tunus, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri…

    Ulusal bazda İslami uygulamaları “benimseyen” ülkeler de dahil edilince, İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye 57 ülke kategorilendirilmiş:

    a) İslam’ı devletin resmi dini olarak kabul eden ülkeler
    b) İslam’ı devletin ana dini olarak kabul eden ülkeler
    c) dikkate değer bir Müslüman nüfusa sahip olan ülkeler
    d) kendilerini İslam cumhuriyeti olarak ilan eden ülkeler

    Ve bunlarla birlikte İslam ülkesi olmayanları da katıp, “İslamilik Endeksi” araştırmasına toplam 208 ülkeyi dahil etmişler.

    “İslamilik Endeksi” nedir?
    Bu şu demek: Örneğin; Yeni Zelanda bir İslam ülkesi veya İslamın yaygın olduğu bir ülke “olmamasına” rağmen; ekonomi, hukuk, yönetim, siyasi haklar ve insan hakları bakımından İslami kriterlerle ne kadar uyumluluk gösteriyor, ne kadar “İslami” yaşıyor?

    Bunun yanında İslam ülkesi ve İslami uygulamaları benimseyen ülkeler ne kadar “İslami” yaşıyor? Araştırma ve sonuçlar oldukça çarpıcı.

    İslamilik Endeksi sonuçlarında İlk 10 içerisinde ne bir İslam Ülkesi ne de bir İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke var.

    1. YENİ ZELANDA
    2. LÜKSEMBURG
    3. İRLANDA
    4. İZLANDA
    5. FİNLANDİYA
    6. DANİMARKA
    7. KANADA
    8. İNGİLTERE
    9. AVUSTRALYA
    10. HOLLANDA

    Araştırmada İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olan ve listeye 38. sıradan girmeyi başaran MALEZYA şu anda en İslami ülke diyebiliriz.

    Malezya’yı 48. sırada Kuveyt, 64’te Bahreyn (kendisi 7 İslam ülkesinden biri), 65’te Brunei, 73’te Uganda takip ediyor. TÜRKİYE mi?

    Türkiye, 103. sırada (YÜZ ÜÇ)…

    208 ülkeden 206. sırada son İslam ülkesi ise Somali

    Özetlersek: Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda ile başlayan listedeki ülkeler “İslamilik” olarak hepimizi hallaç pamuğu gibi atıyor.

    Bunu nasıl yapıyorlar?
    Şeffaflıkla. Devlet yönetiminden, insan haklarına, hukuktan, siyasi haklara kadar tamamen “İslami” kriterlere göreler

    Yazarlar, İslam dininin ortaya koyduğu iktisadi ilkelerin temelinde iktisadi adalet ve sürdürülebilir büyüme, yaygın refah ve istihdam, İslami ekonomik ve finansal teamüllerin uygulanmasının olduğunu düşünüyorlar. Dünya ülkelerini sıralamak için kullandıkları 12 temel iktisadi prensibi şöyle belirlemişler:

    1. Toplumun tüm üyelerine eşit iktisadi fırsatlar

    2. İktisadi adalet

    3. Sözleşmelerin ve mülkiyet haklarının korunması

    4. Çalışmak isteyen herkese istihdam imkânlarının oluşturulması

    5. Eğitim imkânlarının eşit sağlanması

    6. Yoksulluğun önlenmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması (gıda, yiyecek, elbise, sağlık gibi)

    7. Vergilerin toplumun diğer ihtiyaçları için kullanılması

    8. Tabii kaynakların toplumun bugünkü ve gelecekteki üyeleri düşünülerek yönetilmesi

    9. Yolsuzluğun önlenmesi

    10. Destekleyici bir finansal sistem oluşturulması

    11. Faizin kaldırılması da dahil finansal temaüller

    12. Devlet yapısının bu ihtiyaçları karşılayacak verimlilik ve etkinlikte olması

    Bu prensiplere uyan ilk 10 ülke arasında İslam ülkesi yok.

    1. Yeni Zelanda

    38. Malezya (İİT)

    64. Bahreyn (İslam Ülkesi)

    103. TÜRKİYE (İİT)

    206. Somali (İİT)

    Halimiz ahvâlimiz.

    –BİTTİ—

    https://twitter.com/halidox/status/828736559373500416

  6. Sayın koru değerlendirmeniz güzel şunu paylaşmamıssınız siz deniz baykala bu teklifi sununca baykal ne cevap verdi keşke onuda anlatsaydınız.
    Aceba baykalı bukadar erdoğan karşıtı söylemlere iten sebeb neydi kimlerdi illaki bunlar hakkında da düşünceleriniz bildikleriniz vardır .
    Bugünkü referandumun kapısını açan 2007 deki bu 367 fitleliği veya birilerinin emiri ile bu millete ve meclise dayatılması deyilmi .
    Aslında şuanki yapılacak referandum Evet oyunu şuanki karşıt gurup desteklemesi gerekiyor oların düşüncesi bu başkanlık ülke için bir felaket diyorlar felaketse benim için olumlu bir sistem .bu felaketin kapılarını aralayan o günkü meclise girmeyerek CB ını seçtirmeyen ve cumhuriyet mitinkleri düzenleyenlerdir bilhassa koltuğunda birgün fazla kalayım sapık düşüncelerimi dikta edeyim diye düşünen Sezerin dir
    Aslında yazarlar şu anki referandumu ele alırken o günleri de el alarak değerlendirseler daha iyi olu ve bu sistemin nekadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılır.vesselam.

  7. daha önce de bir yorumumda cumhur-başkanlık yollarının taşlarını mhpden çok chp nin döşediğini yazmıştım. yine söylediğim gibi akp nin 15 yıllık başarısında en çok chp nin desteği vardır. özellikle baykalın kaset operasyonuyla gönderilmesinden sonra dizayn edilen parti izlemiş olduğu birbirinden kötü politikalarla söylemlerle ve işlerle bu yardımı arttırmıştır. bu nedenle her ne kadar birbirinin boğazını sıkıyor görünseler de ben akp nin chp den son derece memnun olduğunu düşünüyorum.
    kısa süre kalınan tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya dönmenin taşları da 2007 den çok önce atıldı. belki de rusyayla olan görüşmelerin bir deklarasyonuydu o açıklama. anlaşmalar bitmiş açıklamalar başlamış…bush ve obamanın döşediği taşlardan trump yürüyecek gibi görünüyor…eh birileri yolu açacak ki birileri de yürüyebilsin…

  8. 2007 cok uzak degil. Gul un CB olmasina karsi ne mucadele verilmisti. Birde AK Partinin kapatilmasi, e muhtura aklimiza bile getirmek istemiyoruz. Acaba bunlari hala yapmak isteyen gruplar varmidir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here