Almanya iyi yolda değil… Ülkelerinde doğmuş büyümüş bir değere yaptıklarına bakın…

35

Dünya Kupası’nın en büyük sürprizi Almanya milli takımının daha en başlarda elenmesi miydi?

Hayır. Elemelerde 10 maçın hepsini kazanmasına rağmen kupada çok kötü oynayan Almanya elenmeyi hak ediyordu. Almanya’dan daha iyi oynadığı halde finallere kalamayan takımlar vardı.

Kupa maçlarının neredeyse bütününü izleyen, kendi ülkesi çok önceden elendiği ve Rusya’ya gelemediği için, yarışan ülke takımları karşısında ‘nötr’ durumda bulunan birinin kanaati.

Benim kanaatim.

Ancak Almanların benim gibi düşünmediği, milli takımlarının kupadan erken elenmesini sürpriz olarak değerlendirdikleri anlaşılıyor.

Öyle değerlendirdikleri için ‘suçlu’ arayışına girdiler…

‘Suçlu’ olarak buldukları da bazı maçlarda yedek kulübesinde bırakılmış Mesut Özil oldu.

Futbol federasyonu başkanı değil; milli takım teknik direktörü de değil; onlar ismini yazdığı için milli takım kadrosuna girmiş, onların görev vermesiyle maçlarda yer almış bir tek futbolcu…

“Almanya Mesut Özil kötü oynadığı için Rusya’daki dünya kupasında başarılı olamadı” kanaati kadar Almanya’ya ve Alman ulusuna yakışmayan bir bahane olamaz.

Kant‘ın ülkesine de yakışmıyor, Habermas‘ı çıkarmış ülkeye de yakışmıyor.

Daha da vahimi, Mesut Özil‘in kasten kötü oynadığı iddiasıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüler diye…

İddianın doğru olması ihtimalinin düşünülmesi bile Mesut Özil‘i suçlamak için yeterli değildir; o durumda bile suçlanması gerekenler arasında suçlanan futbolcu en son sırada yer alır. Onun isteksizliğini fark etmesi gereken bir dizi sorumlu var Almanya takımında.

Bir kupa izleyicisi olarak şunu da söyleyebilecek durumdayım: Almanya takımının en kötü oynayan futbolcusu Mesut Özil değildi. Top Mesut Özil‘in ayağına geldiğinde maçın heyecan kazandığını bile söyleyebilirim.

Rakipleri, Almanya’nın eleme maçlarını çok iyi gözlemlemiş, teknik direktörün takımı nasıl oynattığını değerlendirip doğru karşı-tedbirler alarak onu başarısız kılmayı becermişti. Özellikle de Mesut Özil‘e her zamanki futbolunu oynatmamak üzerine kurulu taktik maçlar izledik Almanya’nın karşısına çıkan takımlardan…

Gerçek şudur: Almanya elenmeyi hak etti.

İyi de, gerçek buysa, Almanya konuyu neden ‘Mesut Özil’ ekseninde tartışıyor?

Mesut Özil Almanya’da doğmuş Türk asıllı bir futbolcu; milli takım tercihini de, istese Türkiye formasını da giyebilecekken, Almanya lehine kullandı. Alman formasıyla oynadığı ilk dünya kupasında (2010 Güney Afrika) göz doldurduğu için kariyerini dünyanın en iyi takımlarında (önce Real Madrid, sonra Arsenal) sürdürüyor.

Arsenal onu renklerinde tutmak için akıl almaz paralar ödüyor, ödemeyi de sürdürüyor.

Dünyanın en değerli ayaklarına sahip bir futbolcu Mesut Özil.

Futbol için olgun bir yaşta (30) ve önünde oynayabileceği en az 5-6 yıl var.

2022 yılında Katar’da yapılması kararlaştırılmış dünya kupasında ve tabii o kupa için yapılacak eleme maçlarında da Almanya için top koşturabilirdi Mesut Özil.

Ama koşturmayacak.

Mesut Özil, bundan böyle Almanya için oymayacağını açıkladı.

Tepki olarak…

Bunu da Almanya’da kendisini suçlayanların ikiyüzlülüğünü ve ırkçılığa varan tavırlarını irdeleyen kapsamlı bir açıklamayla yaptı.

Açıklamasında yer alan “(Almanya futbol federasyonu başkanı Reinhard) Grindel’in ve onu destekleyenlerin gözünde, kazandığımız zaman Alman, kaybettiğimiz zaman göçmenim” cümlesi, vergisini ödediği, kurumlarına bağışlarda bulunduğu ülke olan Almanya’daki her konuya ‘ırkçı’ gözlüklerle yaklaşanlara bir ‘şamar’ ağırlığında.

Kendisini yeterince Alman bulmuyor Almanlar…

İngiltere’yi ziyaretinde o ülkenin belli başlı takımlarında top koşturan Türk asıllı futbolcuların (Arsenal’den Mesut Özil, Manchester City’den İlkay Gündoğan ve Everton’dan Cenk Tosun) Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘la çektirdikleri hatıra fotoğrafını buna delil kabul ediyorlar.

O üç futbolcu da (Özil, Gündoğan ve Tosun) Almanya doğumlu ve Alman vatandaşı. İlkay Gündoğan da Mesut Özil gibi Alman milli takım forması taşıyor.

Tercihlerini Almanya olarak kullanmış olmaları bile bir değer taşımıyor Türk asıllı oyuncuların…

Oysa, kupada başarılı olan pek çok takımın oyuncuları, Özil ve Gündoğan gibi, formasını giydikleri ülkelerden farklı coğrafyalarla irtibatlı gençler. Finallere kalan Belçika ile şampiyon olan Fransa’nın oyuncularının çoğunun durumu bu.

Zenginlik katıyor göçmenler bulundukları ülkelere ve futbol bunun en görünen örneğini teşkil ediyor.

Hitler Almanyası, bugünün Almanyası

Almanya’nın Mesut Özil üzerinden göçmenlere tavrı pek çoklarına Hitler‘i hatırlatıyor.

Yanlış. Adolf Hitler‘in ‘ırkçı’ politikalarını uygulamaya başladığı bir dönemde (1936) Berlin’de yapılan olimpiyat oyunlarına ABD’den 2’si kadın 18 zenci sporcu katılmış, o dönemin Almanyası zenci sporculara kendilerine karşı ayrımcılık uygulandığı hissi yaşatmamıştı.

1936 Berlin Olimpiyatları’nda zenci sporcular kürsüde..

Bugünün Almanyası daha aşırı davranışlar sergileyebiliyor.

Futbol federasyonu başkanının Mesut Özil‘e karşı tavrı gibi…

Angela Merkel‘in olayı yatıştırmaya yönelik olumlu tavrı bile vahim durumu yumuşatmaya yeterli değil.

Mesut Özil‘in çıkışı günümüzün Almanlarına bugünün dünyasında nasıl ‘ayrık’ bir konumda olduklarını görmelerine yarayacak bir ayna tutuyor.

Göremiyorlar.

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

  1. Irkçılık tehlikeli bir hastalık, her ulkede. Bu Alman marka insan müsveddelerinin ülkelerindeki hedef tahtalarında şüphesiz Türkler en ön sıralardadır. Mesut’un ırkçılığa karşı reaksiyonunu gösterirken Almanya’ya bunu hatırlatmış olması gayet yerinde bir harekettir. Mesut Özil inancını saklamayacak kadar özgüveni olan akıllı bir müslüman imajı vermistir. Saklamadığının kanıtı olarak internasyonal Futbol kanalının tanıtım jeneriğinde mesut’u saha kenarında dua ederken göstermiş olması. İlk dikkatimi çektiğinde “Yahu dedim, bu bizim Mesut! aferim helal olsun delikanlıya”. Mısırlı futbolcu M. Salah’ın İngiltere’deki büyük başarısına da aynı derecede sevinmiştim ( http://fehmikoru.com/bir-futbolseverin-huzunlu-notlari-ilgilenen-okusun/ ). Bu ve bunlara benzer futbolcular müslüman çoğunluğu olan ülkelerin geri kalmışlığının DiN ile bir ilişkisi olmadığının bir kanıtıdır. Nasıl ki yüzyıllar önce “Batı” bir İbn-i Sina’yı nereden geldiğine, DiN’inin ne olduğuna bakmadan TIP konusundaki becerisini takdir edip benimsemişse, hatta bunlara sahip çıkıp kendileştirmişse, Mesut ve Salah’a da sahip çıkmışlar başarılarından dolayı onları severken istifade etmişlerdir. Bu olayda aynı zamanda görulmesi gereken işin ehlini tanıyıp işe engaje etmek vardır ki en isabetli olanıdır.

    Tedbirini alamamışsan rekabet ederken sürekli başarılı olunacak diye bir kaide yoktur. Performans zaman zaman takım halinde düşebilirken düşüklüğü bir futbolcuya bağlamağa çalişmak insanlıkta işinin ehli olmayan bu tür Almanlar’ın eseridir. Önyargılarını kusarak normal insanları tiksindirmişlerdir.

    *******
    …..
    Mensupları aşağılık birer yaratık,
    Üstünlük iddiasındadır ırkçılık!..

    Yükseklerde görürken hep kendilerini,
    Genelde küçük görürler diğerlerini..

    Kapasite üstünlüğü yoktur kesinkes,
    Aynı üstünlüğü gösterebilir herkes..

    Çeşitli renklerde, kendine has tenimiz,
    Kumral, uzun boylu, mavi gözlü kimimiz!

    Alman olsun, Fransız, Türk veya da İngiliz,
    Tenin altında hep aynı et kemikteniz!

    Irkçı bir alemdir, fasulyeden bir nimet!
    Toplasan bir torba kemik eder, iskelet!…

    Üstünlük Takva’dadır demiştir Peygamber,
    Allah rızasına uygun her amel şaheser…
    …..
    Yükseklerde uçan herkes gibi denenir,
    Bir ibrettir, ırkçı hep kendini beğenir…

    Çıkabilecek en yüksek zirve ne, dense,
    Irkçılar “insanlıktır” diyemez nedense!..
    ….
    *******

  2. Mesut Özil’i gelecek erken seçimlerde kullanmabilmesi için propoganda alt yapısını hazırlayan AKP genel başkanı ve TC Başkani Erdoğan’ın
    bu seneryoyu yazdırttıp havuza servis ettirdiğini anlamak için bir çocuğun kalkip “KIRAL ÇIPLAK” demesini beklemeye gerek yok.

    Evlere şenlik bizim Başkan ile ABD başkani sanki tek yumurta ikizleri, hayatlarını seçim kazanabilecek ne kadar entirkalar varsa ona göre ayarlamışlar.

    Özil zaten 30 yaşına yaklaşmış bir futbolcu, bizim başkan önce onu milli yapati şimdide milli takıma alir ve şova başlar.
    4 beş yil sonrada kendisine danışman veya bakan yapar.

    Zaten bizim toz kondrtmadığimiz milliğimize çakma milliyeçilerimiz’de bu tip palavlara inandıkları için bu seferde “eyy Almanya sen ırkçılık yaptinda ne oldu biz vatandaşlarımıza sahip çıkmasını bilirz…”
    Diyerek oylari cebinde keklik olarak tutup hazineyide damadına peşkeş çeker.
    Kimse kalkıp soru sorma cesaretide göstermiyecekleri için millete yutar.

    Ne kadar başarıli milli siporcu varsa hepisini AKP de toplayip emri altina almasındaki gaye seçime odakli projesiden başkası değildir.

    Ben şahsen Fehmi beyin bu günkü yazısını okuyuncaya kadar M Ö nun Türkiye yerine Alman
    Milli takimini tercih ettiğini bilmiyordum.
    Öğrendikten sonra olayları daha iyi anladım.
    Fegmi beyin hiç bir yazısının içi boş değildir, fakat genelde yeni okuyuculari onun yazış şeklini anlamakta biraz zorlanırlar.
    Tıpkı bugün kü yazisinda olduğu gibi.
    Bizimkiler MÖ yü millileştırdılar Yazarimizda bunu ne jadar milli olduğunu bizlere anlatmak gereği duyduğu kanısndayim.
    Her ne kadar emin olmama rağmen genede yanila bilebilirim.

    • İlginç bir haber! Dün orijinal haliyle yabancı kaynaklarda rastlamıştım. Su demek bir çeşit yaşam demektir. Bırakın Mars’ı Evren’de dünya gibi olan daha binlerce, belkide milyonlarca gezegen ve hatta bizim gibi insanlar olmuş olması büyük bir ihtimaliyet dahilindedir (Nasıl bir ihtimalle? mesela, lotodan büyük ikramiye tutmasından daha büyük bir ihtimalle!). Bununla birlikte “başka hiçbir dünya olamaz” zannıyla insanlar dünyayı kainatın merkezine oturtmuşlardır (özellikle İncil’cilere göre, sanıyorum) ve bu şekilde kendilerine de yüksek bir pozisyon biçmişlerdir. Fiziki açıdan, Kainatin büyüklüğü göz önüne alınırsa güneş sistemi bizim mahallemiz, kapı-komşumuz sayılır. Komşu gezegenleri yeni yeni tanıma fırsatı buluyoruz.

      Cüppeli hoca bir kaç yıl önce galiba şöyle bir şey demiş “Dünyayı yaşanmaz hale getirip (batırıp) başka gezegenlere kaçmak yok! bu dünyanın kıyameti demek aynı zamanda bütün kainatın kıyameti yaşaması demektir. Teknolojilerine güvenerek kıyametten kaçacaklarını sanmasınlar. Yok öyle tereyağlı ekmek!” Böyle bir anlama gelen bir ifadesi vardı ki ilginç bulmuştum. Kuran’a bakarsak kıyamet konusunda böyle bir anlam çıkarılabilir. Ancak Kuranda olup ta Cüppeli hocanın bilmediği dünya ve kainattan bahseden bir çok konu da var…. Ancak Kuran’a odaklanmadıkları için farkına varamazlar, varsalar da bir fikir yürütmezler; yarı bellerine kadar sakallarla sünnete uyarak, belki de binlerce hadise dayanarak mutluluklarını sürdürürler; Bilim-teknoloji de neymiş ki…

  3. türkiyede hiç konuşulmaması gereken konuların türkiyenin bir numaralı meselesi olmasına mı yanarsın, türkiyenin bir numaralı meselesi haline getirilen konu hakkında ileri sürülen düşüncelere mi yanarsın?
    Bizin için, bütün sorunlarımızı çözüp, artık sorun bulamadığı için meclisi toplanmayan ülke durumunda sorunsuz olsak bile lüks olan bir konuda biz ülke kaynaklarının, konu açısından epey bir bölümünü harcıyoruz.
    – Mesut özil ile ilgili durumu almanlar konuşur. haklarıdır. çünkü ülkelerinin milli takımının bir oyuncusu ve vatandaşlarıdır. mesut özil ile ilgili durumu ingilizler de konuşur. haklarıdır. çünkü ülkelerinde top koşturan, önemli bir takımın önemli bir oyuncusudur.
    – ancak mesut özil ile ilgili durumu bizim ülkemizin konuşması hem gerekmiyor hem de ülke batmak üzere iken, mesut özil hakkında yapılan eleştirileri ve mesut özilin konuşmalarını konuşmak bizim açımızdan dedikodu ya da magazin boyutunda ya da ronaldonun durumu hakkındaki yorumların ilgi düzeyinin ötesinde olamaz. Çünkü mesut özilin türk kökenli olması dışında bizi ilgilendiren hiçbir boyutu yoktur.
    – Mesut özil konusunu akpliler konuşur çünkü onlar zaten mesut özille propaganda için görüştüler ve bu gelişmeyi de propaganda amacıyla kullanıyorlar.
    – Bunların dışında mesut özil hakkında, ronaldo ya da ünlü herhangi bir kişinin durumu hakkındaki kişisel ilginin ötesinde kafa patlatanlar sadece kompleksli kişilerdir, zavallılardır.
    – Keşke ben de bu ülkede birinci sınıf vatandaş olmaktansa, almanyada “ırkçı” saldırıların hedefindeki alman milli takımı ve ünlü bir ingiliz klubü futbolcusu bir türk olsam.
    – Bir okurun da hatırlattığı gibi, türkiyenin en zeki ve en eğitimli olan öğrencilerinden olup odtüde öğrencisi olmaktansa almanyanın 3., 4. sınıf vatandaşı olmak daha az baskı, eziyet, aşağılamaya, haksızlığa maruz kalmak demektir.
    – Durum buyken, almanyada yapılan eleştirileri, haksız bir şekilde almanların babalarının yaptığı hatayla bağlantılandtırmak, hitleri hatırlatmak, en hafifinden komik oluyor.
    – Kuşkusuz fransız vatandaşı başka orjinli insanlar var. kuşkusuz ingiliz vatandaşı, başka orjinli insanlar var ve hiçkimse onların kendi orjinlerine yakınlıklarını dert edemez. tıpkı mesutun türk orjinli olması nedeniyle türkiyeye duyduğu ilgi ve alakayı sorun edemeyeceği gibi, etmeye hakkının olmaması gibi.
    – Mesut olayının ikinci boyutuna gelince;
    – Mesut, türkiye ile ilgili veya türkiyede herhangi bir etkinliğe (tabii ki masum ve sıradan) katılabilir, destek verebilir, görüntü verebilir. kimsenin de bu konuda birşey söylemeye hakkı yoktur. Hakkı yoktur derken, herkesin düşüncesini söyleme hakkını bir kenara koyuyorum. kuşkusuz bir alman, bu konu hakkında yanlış olduğunu düşündüğü şeyleri dile getirip, mesutun yaptığını eleştirebilir. Hakkı yoktur derken kastım, düşüncesinin ifade etmesinin ötesindeki şeylerdir. ve her eleştiriyi hemen ırkçılık ve atalarının hitler olmasına bağlamak, yukarda da yazdığım gibi, en hafifinden komik, biraz daha deşeleyince eleştiriye tahammülsüzlük, olayı biraz daha derinleştirince baskıcı, düşüncelerin ifadesini engelleyici tutumdur. yani faşizandır.
    – Şimdi durumu biraz daha somut olarak ele alalım:
    – Herne kadar mesut olayını hiç takip etmemiş olsam da, mesutun tayyip erdoğan ile fotoğraf çektirmesinin eleştirildiğini biliyorum.
    – RNE isimli okurun verdiği linke göz attığımda mesut özilin daha önce de defalarca, (yanlış hatırlamıyorsam 7 kez) bu tür görüntüler verdiğini ve bunların hiçbir şekilde sorun olmadığını yazıyor. Linkteki yazar olayı daha farklı boyutlara taşımız. o boyutları kabul etmediğimi de belirteyim. ancak ortada olan gerçek; mesut daha önce de benzer görüntüleri vermiş ama hiçbir şekilde sorun olmamış.
    – Ayrıca, yine mesutun alman milli takımının 10 yıldır futbolcusu olduğunu biliyorum. ve alman milli takımının bu 10 yılda oynadığı her maçı kazanamadığını da biliyorum. yani kazanınca alman, kaybedince göçmen meselesi o dönemde gündeme gelmemiş. ya da en azından o dönemlerde biz mesutun göçmenliğini duymamışız.
    – Yukarda yazdığım somut durum; mesutun kazanınca almanlığını kaybedince göçmenliğinin her zaman için değil, son fotoğraf ile ilişkili olduğunu net olarak ortaya koyuyor. öyleyse sorun ne almanların, hitlerden kalan ırkçılığı, ne de özilin kazanınca alman, kaybedince göçmen olması. Sorun bunların dışında birşey. Bu açık bir gerçek.
    – Mesut özilin milli ve yerli olması ise, tam bir komedi. türkiyeye hizmet etmek yerine, kendi kariyeri ve maddi durumuna katkıda bulunacağını bildiği alman milli takımını tercih eden birisinin milliyetçi duygularından dem vurmak, insanın önce kendi aklıyla, sonra da hitap ettiklerinin aklıyla alay etmesinden başka bir anlama gelmez. Ayrıca miliyetçilik de çok makbul bir davranış da değildir (benim gözümde)
    – Konunun farklı boyutlarını, doğru boyutlarını kavrama konusunda bir de ipucu vereceğim. Umarım fehmi bey de yararlanır:
    – muhammet alinin cenaze törenine pekçok devlet adamı, pekçok ünlü katıldı. ancak, bunların arasında, “dünya lideri”nin katılımının haricinde bir sorun duymadık. Acaba katılan insanın tartışmalı olup olmaması ile tartışmalı tavırlarının olup olmaması katılımın sorun olmasında etkisi olabilir mi? bana sanki esas sorunun burda yattığını düşündürüyor da…

    • İlave! mesut özil olayında olduğu gibi, benzer mantıksız, düşüncesiz yaklaşımlar her konuda epey yaygın maalesef.
      – ülkemizde önemli yer tutan suriyeliler meselesi de bundan fazlası ile payını alıyor.
      – Burda bahsi geçtiği için yazıyorum. suriyeliler meselesini, duyguların, hamasetin dışında ele almaya çalışmamız gerekiyor ve bu konudaki her eleştiriyi de “ırkçılık” diye ele almak pek doğru değil.
      – Kuşkusuz yardıma ihtiyacı olanlara, müslüman ya da değil, insan ya da değil (insan ya da değili suriyelileri başka mahlukat kabul ettiğim anlamında yorumlayabilecek h.gayret gibileri olduğu için netleştirmem gerekiyor. ağaç olabilir, kedi olabilir, kuş olabilir) yardıma ihtiyacı olan ve yardım edebileceğimiz ve yardımı hak eden herkese ve her canlıya ve hatta cansıza yardım etmemiz gerçeğini de gözardı etmeden tartışmamız gerekiyor.
      – somut bir örnek belki bir fikir verir. benim 2 çocuğum var ve eşim yabancı uyruklu. eşimin oturum iznini 3 yıl uzatmak istediğimde benden, bankada 72 bin tl param olduğuna dair belge getirmem istendi. kaç kişinin bankada duran 72 bin lirası var bu ülkede? Oysa suriyelilerin oturum ve çalışma izinlerindeki kolaylıklar göz kamaştırıcı.
      – kuşkusuz şu söylenebilir, sana yapılan yanlış, suriyelilere yapılan doğruyu yanlışlamaz.
      – Yukardaki mantık belli noktalardan doğrudur. Ancak başka belli noktalardan da yanlıştır. fakat bunu tartışmaya açmayı ırkçılık olarak nitelemek yanlıştır. Özellikle de pekçok suriyelinin vatanını terkederek acı çekmesine neden olan insanların yaptıklarının sorgulanması kesinlikle gerekiyor. ve suriye meselesinin sorgulanması, suriyelilere acı, ölüm, sakatlık, bebeklerin şişme botların batması ile boğulmasına neden olan politikalar ve politikacılar tartışılmadan sorgulanamaz.
      – ve zaten, suriyeye ve suriyelilere, acı, ölüm, sakatlık getiren, vatanını terketme zorunda bırakan politikacıların, kendi yaptıkları pisliklerin tartışılmasını örtbas etmek için tartışmaya açmak istemedikleri bir konu olduğu içindir ki, hemen “ırkçılık” yaftası ile üstü örtülmeye çalışılıyor.
      – Suriyelilere yönelik, gerçekten ırkçılık içeren yaklaşımları ise tabii ki onaylamıyorum.

      • Hamza Bey, Bundan üç hafta kadar önce, yorumlarımdan birinde, bir konu üzerine yazarken, “ortalama bir kavrayışa sahip her makul insanın anlayabileceği gibi” ifadesi kullandım. Bu ifadenin yol açtığı iki tepkiyi okurken, abartmıyorum, ekran önünde yüzüm kızardı. Kmiseyi yargılamak, küçük görmek, değersizleştirmek için kullanmamıştım ifadeyi; ama, bu, gerçeği değiştirmiyor: Üsttenci bir dille maluluz ve çoğu zaman farkında bile değiliz bunun çirkinliğinin.

        Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacıların durumu, sizin verdiğiniz “somut örnek” üzerinden tartışılmaz. Hele, “Oysa suriyelilerin oturum ve çalışma izinlerindeki kolaylıklar göz kamaştırıcı” türü ifadelerle hiç tartışılmaz. Ortalık, bir kısmı siyasal iktidarın simgesi lidere duyulan nefretin ürettiği, hiçbir dayanağı olmayan şehir efsaneleri ile dolu. Önüne gelen, tek bir paragraf metin okumadan, hiçbir sosyolojik veriden haberdar olmadan, Suriyeli sığınmacıların “göz kamaştırıcı” olanak ve ayrıcalıklarından söz ediyor, işine geldiği gibi atıp tutuyor.

        Bu konuda bir yılı aşkın çalışma yürüttüm, pek çok şeyin bilgisine sahibim. Bir tartışmaya girecekseniz, önce meselenin sosyolojisine ilişkin genel bir bilgiye sahip olun derim.

        Şunu da eklemek durumundayım: Suriyelilere sahip çıkmak, öyle bir “bahşetme”, “iyilikseverlik” meselesi değil. İster İslami yaklaşımdan yola çıkın, isterseniz Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin mülteci haklarını düzenleyen ve Türkiye’nin de kabul etmiş olduğu uluslararası yükümlülüklerini esas alın: Bu, onun bunun paşa gönlüne terk edilmiş bir iyilikseverlik konusu değil, bir yükümlülük meselesi. Yani, pek çok insanın sadece işine geldiğinde hatırladığı bir insan hakları meselesi.

        Bence siz işe Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin raporlarına bir göz atarak işe başlayın. Ardından, ülkemizde bulunan Suriyeli mültecilerin eğitim durumu endekslerine, bu insanların sosyal yardımlardan yaralanıp yararlanmadıklarına, kaçta kaçına ve hangi yıllarda çalışma ve sürekli oturum izni verildiğine bakın. Ondan sonra gelin dilediğiniz kadar tartışalım, kimler duygu ve hamasetle laf üretiyor, açığa çıksın.

        • bernar bey merhaba! benim verdiğim örnek tekil birşey değil. suriyeliler için hem çalışma izni hem de oturum izni hiçbir şekilde sorun değil. bununla birlikte diğer yabancılara yönelik müthiş zorluk çıkarılıyor. ben ve benim çocuklarım türk vatandaşı. türk vatandaşlarının annelerine oturum izni alınırken yığınla zorluk çıkarılırken suriyelilere kolaylık sağlanması normal bir durum değil ya da tersinden söyleyim: suriyelilerin çalışma ve oturum izni alması için hertür kolaylık sağlanırken, türk vatandaşları da dahil olmak üzere diğerlerine zorluk çıkarılmasının kabul edilebilir bir tarafı yok.
          – ben bakanlığı aradığımda, “hangi sivri zekalı bu yasayı çıkardıysa benim karım ülkeyi terketmek zorunda kaldığında o da karısını göndersin” diye saçmalığı belirttim. ordaki bu yasanın fikir babası olan sivri zekalının benim karımı yurtdışına deport etme hakkı varsa, benim de onun karısını yurtdışına deport etme hakkım var. bu ülke ordaki sivri zekalının olduğu kadar benim de. milletvekili ya da bürokrat olması o sivri zekalıyı benden daha fazla bu ülkenin sahibi yapamaz. herşeyden önce ben buna izin vermem. olayın ahlaki boyutu ise ayrı bir konu.
          Ayrıca mesela almanya, bayram için ülkelerine giden suriyelileri, “bayramda orda yaşayabiliyorlarsa, bayram sonunda da orda yaşayabilirler” gerekçesi ile geri gönderdi bile biliyorum.
          Ayrıca suriyeliler nedeniyle evine ekmek götürmekte sıkıntı yaşayan epey de insan var. muhtemelen siz zor durumda kalan türk vatandaşları konusunda yeterince sızlanma duymadınız.
          Olaylara toptancı yaklaşmasanız daha fazla doğruya yaklaşırız diye düşünüyorum. mesela kışın bile sokakta yatan suriyeliler bile var. diğer tarafta ise eğitim yardımı alan suriyeliler de var. oysa imkansızlıklar nedeniyle eğitim alamayan da epey türkiye vatandaşı var.
          – Ben, “onlar kafelerde kız peşinde koşarken, bizimkiler afrinde ölüyor” babında yorumlar yapmıyorum. kimse savaşmak zorunda değil. bizim afrinde savaşmamız da zaten hükümetin yanlış politikalarından bir başkası.
          – bence suriyeliler meselesini böyle toptancı bakmayın. ve her yoruma da “ırkçı” ya da başka sıfatlar yakıştırmayın.
          -Ayrıca, olay iyiliksevmek ya da iyiliksevmemek gibi basit kalıplar içinde değerlendirilemez.
          – Olayın, suriyelilerin kanına girmek gibi boyutu var. suriyelilere (bazı suriyelilere demek daha doğru) sahip çıkarken kendi vatandaşının mağduriyetine neden olmak, kendi vatandaşından (zor durumdaki, ihtiyacı olan vatandaşlardan demek daha doğru) alıp suriyelilere vermek boyutu var.
          Yaptığın yardımların, yönteminin doğruluğu-yanlışlığı boyutu var. mesela suriyelilere çalışma ve oturum izninde bonkör davranılırken, suriyelilerin daha iyi bir yaşam kurması ve topluma adapte olması için hiçbirşey yapılmaması boyutu var.
          – Olay, “suriyelilere laf ettin ırkçısın” gibi basit bir mantıkla ele alınamaz.
          akpliler böyle ele alıyorlar ve ensarlıktan falan söz ediyorlar. çünkü onlar suriyelilerin kanına girdiklerini, emperyalist emelleri ile (suriyenin petrolünü ele geçirmek için) suriyeye içsavaş kışkırtıcılığı yaptıklarını aynı zamanda amerikanın ve israilin politikalarına destek olarak cia ile birlikte muhaliflerin (ışıd da dahil) desteklendiğini unutturmaya çalışıyorlar.
          – Kusura bakmayın. ben ırkçı olmadığım için sizi hayal kırıklığına uğratacağım ama yine kusura bakmayın, türklerden alınıp suriyelilere verilmesine ensarlık da demiyeceğim. yine kusura bakmayın, suriyeliler konusunda “cafelerde fink atıyorlar” söylemlerini eleştirdiğim gibi, yanlış bulduğun ters yöndeki söylem ve politikaları da eleştireceğim.
          – Ayrıca da benim eleştirdiğim düşüncelerin ifade edilebilmesi için de çaba harcıyacağım. “suriyeliler kafelerde kız tavlarken…” söylemi de dahil.
          – kusura bakmayın, suriyeliler meselesinin hem suriyeliler hem de türkiye vatandaşları ve türkiyede yaşayan diğer yabancılardan hiçbirine haksızlık yapılmadan nasıl ele alınacağını, hem suriyeli, hem türkiyeli, hem de türkiyede yaşayan diğer yabancılar için nelerin doğru olduğunu, nasıl yapılırsa daha iyi olduğunu, neler yapılırsa hem suriyeliler, hem türkiyede yaşayan diğer yabancılar ve hem de türk vatandaşları için daha iyi olacağının tartışılmasını destekleyip, senin yaklaşımını eleştireceğim.
          – Eğer ortada faşizan bir tavırdan bahsedilecekse, bu tavır insanların düşüncelerinin sizin istediğiniz şekilde olmaması değil, insanların düşüncelerinin “ırkçı”, “iyiliksevmezci” vb. suçlamalarla baskı altına alınmasıdır.
          – ayrıca da, bana tavsiye ettiğiniz birleşmiş mülteciler yüksek komiserliğinin raporları ile birlikte o raporları destekleyen ülkelerin mültecilerle ilgili tavırlarına da bir bakın. size “ırkçı” gibi gelebilir ama eminim, bazı tavırları ya da söylemleri ırkçı diye nitelenebilse bile, ileri sürecekleri epey mantıklı açıklamaları ve gerekçeleri de vardır.
          – Ayrıca eminim, onların yaklaşımının hepsi de kendi vatandaşlarını koruyup yardıma muhtaç insanlara yardım etmeme gibi bir mantığın ötesinde gerekçeler de taşıyordur. hatta mülteci olmak isteyen insanlar için daha iyisinin ne olduğu sorusunun değişik cevapları bile olabilir.

          • bir ilave daha, birkaç tane ırkçı profilden eleştiri yapanları saymazsanız, suriyeliler ile ilgili eleştiri yapanların epey kısmının, sizin zannettiğinizden daha mantıklı düşünceleri, gerekçeleri var.
            – mesela suriyeliler hakkında eleştiri yazan bir gaziantepli, suriyeliler konusunda eleştirilerini sıraladıktan sonra, olayı ırkçılık olarak niteleyenler için, “ben gaziantepli arap kökenliyim. ırkçılık yaptığımı söyleyenlere duyrulur” şeklinde bir de açıklama yapmıştı.
            Ayrıca “suriyeliler gitsin vatanlarında ölsün” diyenler çok az kişi var, bunların dışında ise, suriyelilerin kendi vatanlarında yaşayabilmesi için çabalansın diyen ve doğrusunun bu olduğunu savunan da epey kişi var.
            ayrıca mantıklı olan da, suriyelilerin kendi vatanlarında, kendi anayurtlarında yaşamlarını kurabilmesi için politikalar geliştirmektir.
            bu olamıyorsa, ve/veya burda kalmak durumunda olanlar için de, farklı politikalar, farklı çözüm önerilerinin tartışılması gerekiyor. fırsat bulanlara, zor durumdaki diğer insanlardan alıp vermek, fırsat bulamayan suriyelilerin ise kışın bile sokakta yattığı bir durumu savunmanın, insanlık duygusu ile bağını da doğrusu ben bulamadım.
            – burda kalmak zorunda kalanların, hem kendilerine hem içinde yaşadıkları topluma katkıda bulunacakları politikaların geliştirilmesi, onların topluma adaptasyonu için yapılması gerekenler için kafa yorulması, onlar ve diğer insanlar için daha iyi bir yöntemin, onlara yardım edilirken, diğer insanlara haksızlık yapılmasının önüne geçilmesi çabasının sürdürülmesi için, bu sorunu “ensar” söylemlerinin ya da her eleştiriyi, her düşünce üretimini “ırkçılık” diye baskılamaya çalışmaktan vazgeçilmesi gerekiyor.

  4. Hicret
    Sermaye devletlerin ulusal yapılarını bozmak için önce Hitler’i finanse etti ve İkinci Cihan Savaşı’nı çıkardı. Harabeye çevirdiği Avrupa’ya kredi açtı ve Avrupa’ya yabancı işçi göçünü başlattı. Çalışma ve yaşama imkanını bulamayan halk Avrupa’ya göç etti.
    Türkiye dünyanın en zengin yeridir. Öncelikle orta kuşaktadır. İklim bakımından bugünkü teknoloji içinde en verimli topraklara sahiptir. Madenleri de vardır. Ayrıca kara, deniz ve hava yolları Türkiye’de kesişir. Bugünkü uygarlığı doğuran iki uygarlığın merkezindedir. Buna rağmen halkı işsizdir. Mekke tekrar alındığında aradan sekiz sene geçmişti. Hicret edenler 1500 senedir geri dönmediler. Almanya’da yerleşenler artık Alman’dırlar. Türkiye ile olan ilişkileri Almanlar kadardır. Artık dost olabiliriz ama onları bizden sayamayız. Bu, gelecek düzene uymamaktadır.
    Ülkemizi bir an önce ortaklık dönemine taşımalıyız. Türkiye’deki kazançları Avrupa’daki kazançlarından daha fazla olmalıdır. Ülkemize dönmek isteyenler dönmelidir. Orada kalmak isteyenler de oranın sadık birer vatandaşı olmalıdır. Bununla beraber ortaklık sisteminde yerinden yönetim vardır. Almanya’da bir Türk ili olabilir. Türkiye’de de bir Alman ili olabilir. Askerlik bakımından ise Almanlar Türkiye’de bedelli, Türkler de Almanya’da bedelli olabilirler. Böylece mensup olduğu ırkın devleti ile savaşmak zorunda kalmayabilir.

  5. Ilahi Fehmi Bey, genellikle hem nalina, hem mihina vurursunuz yazilarinizda. Bu kez, Erdogan i desteklemek disinda bir sonuc cikmiyor yazinizdan.
    Bizim Bogazici Universitesi ogrencileri, savasi onaylamadilar diye tutuklanip hapse atildiklarinda, hic kimseden yuksek sesli bir tepki geldi mi?
    O cocuklarin hepsi, ulkenin en zeki cocuklari, sinavda ilk 1.000 icine girmeyi becermis gencler idi.
    Gocmen cocugu da degil, oz be oz bu ulkenin cocuklarinin akibeti, bizde bir Hitler olmamasina ragmen, Nazi ruhuna carpmiscasina devrildiler .
    O cocuklar kendi ulkelerine kustuler. Mesut gibi alternatif bir ulkeleri de yok.
    Almanya iyi yolda degil, peki Turkiye iyi yolda mi sizce?

    • Endişelenme kamil, boğaziçili olsun olmasın direkt alman elçiliğine yönlendirelim o çocukları, gelene geç diyorlar nasılsa! Olmadı bi şişmebot ayarlarsınlar artık, zaten ingilizceleri de iyidir zeki öğrecilerimizin, bizim yorumcu bernar arkadaş da hızlı almanca kursu verir olur biter:) bakalım almanyada kaçıncı 1000e girmeyi becerirler artık? vahvah ne günlere kaldık değil mi…

    • Merhaba Kamil bey, size hak vermekle birlikte sayin Korunun bu yaziyi yazma sebebinin birilerine destek değilde bazı çarpitílmalara açıklık getirmek maksdı ile ilgili olmasınmi?”Bence” havuz ve bazi çevrelerin Õzil”in Alman milli takímından ayrílma sebebini açıkladığı yazısının kendi lehlerine veya reklamlarına alet ederek nasıl çarpıtılarak tercüme edildiğine açıklık getirmek veya bilinmiyen yönlerini tartışmaya acmak ve yandaş basın tarafından nasıl
      çarpitíldığını aydınlatmak için yazılmış olduğu gibime geldi
      İsterseniz birde bu yönü ile düşünelim.
      Yoksa bu konuya çokmu iyimser yaklaşiyorum?
      Esenlikle kalın.

  6. Yorumculardan sade vatandaşin yorumu mükemmel; tekrara gerek yok.
    Demek ki aşiri milliyetçilik veya irkçiliğa varan davranış serglilemek bizim içİn normal.
    Haşa yabancılar biraz homurdansa geçmiştekşi bütün günahları önüne seriliyor.
    Medeni ülkelere yakıştıramiyoruz bu davranişları demek.
    Kendimizi hiç bu konuda yargılayabiliyormuyuz.(tabii adil yargılama yapacak vicdanimiz varsa)
    Tarih boyunca dünyada topraklar sahip, milletler sürekli yer değiştirmiştir.
    Hayat için verimli,stratejik,insani güvende tutmaya elverişli yerler hep elde tutulmaya çalişilmiştir.
    Daha güçlü kavimler buraları istila edene kadar ölümüne savunulmuştur.
    İnsanliğa azamı fayda sağlayan bu topraklar kolay ele geçirilememiş,geçirildiğindede kolay birakılmamıştir.
    Geçmiş zamanın millet kavramı dil ve din üzerine şekillenmiştir.asıl vadandaş aynı ırk ve din sahipleridir.sonra ikinci birleştirici çimento din olmuştur.
    Toprak kazanma savaşlarının revaçta olduğu dönemlerde dil ve din şemsiyesi altında milletler aynı kader birliğini yaşamak zorundaydı.
    Günümüzde artık savaşla toprak kazanmanın faydası görülmemeye başlandı.
    Birzamanlar birleşmiş milletlerde ülke temsilcileri aralarında tartışıyormuş.
    Hepsi birbirlerine bir zamanlar sizin şimdiki ülkeniz bize aitti gibi geçmişteki hesapları karıştırınca;İngiliz temsilcisi atılmış:herkes orası benim şurası senindi diye geçmiş hesapları kariştırırsa kimsede ne devlet ne millet kalır demiş.
    Herkes o zaman susmuş.
    DÜNYADA ORTAK DİL YAYGINLAŞIRSA ÇOK MESAFE ALINIR.HERKES SADECE KENDİ ÜLKESİNİN PROPOGANDASINI DİNLEME MECBURİYETİNDE KALMAZ.
    Dünya herhangi bir konuda ne düşünüyor diye, her ülkenin aydınlarını dinleyebilir okuyabılır ve daha doğru analizler yaparak gerçekleri yakalayabilir.
    Göçmen düşmanlığı aslında ne dıl farkı ne din farkı nede farklı yaşam tarzından kaynaklanmıyor.
    O ülkedeki (eskiden gelenler diyelim)vatandaşlarin göçmenlerin gelişi menfaatine olduğu zaman farklılık zenginliğimizdir derler.Menfaatlerine uygun düşmedikleri zamlarda ise farklılıklar düşmanlik sebebi sayılır.
    İNSAN DAVRANİŞLARİ İLE HAYVANLAR ARASINDAKI FARK İNSAN AVİNİ YERKEN MASKE TAKMASIDIR.
    BU MASKE DE VATAN ,MİLLET,İNSANLİK İÇİN YAPIYORUM MASKESIDIR.

  7. Avrupalı’nın ırkçılığı bizdeki Suriyeli düşmanlığını unutturmasın diyelim ve okuyalım:

    İçişleri Bakanlığı, 22 Nisan 2015’de üniversitelere, dereklere ve ilgili tüm kurumlara gönderdiği bir yazıyla, “Suriyeli yabancılara yönelik saha çalışmalarının” bundan böyle “İçişleri Bakanlığı’nın izni alınmadan yapılamayacağını” bildirildi. En son yapılan iki farklı araştırma sonuçları birbirini doğrular sonuçlar veriyor.

    İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin 2015 yılında toplumun Suriyelilere bakışını da konu alan araştırması, 16 ilinde yaşayan 2004 kişiyle ve İstanbul’daki AK Parti, CHP, HDP, MHP taraftarıyla gerçekleştirildi. Buna göre:

    “Suriyeliler evlerine gönderilmeli mi?” sorusuna AK Parti’lilerin yüzde 83.2’i, CHP’lilerin yüzde 92.8, HDP’lilerin yüzde 75, MHP’lilerin ise yüzde 88’i “Evet” yanıtı veriyor.

    Bundan bir yıl önce, Ekim 2014’te Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı araştırma da aynı verilere sahip.

    (*) Suriyelilerin, hırsızlık, şiddet ve fuhuş nedeniyle toplumun huzurunu bozabileceğini düşünenlerin oranı yüzde 62.3.
    (*) Suriyeliler nedeniyle işini kaybedebileceği endişesi yaşayanların oranı ise, yüzde 56.1.
    (*) Araştırmaya katılanların yüzde 70.6’sı ise, Suriyelileri “kültürel olarak kendisinden farklı” olarak gördüğünü söylüyor.
    (*) Araştırmaya katılanların yüzde 84.5’i, Suriyelilere vatandaşlık verilmesi ihtimaleni “kesin hayır” yanıtı veriyor.
    (*)Katılımcıların yaklaşık yarısı, yani yüzde 49.8’i Suriyelilerle komşuluk yapmanın “kendisini rahatsız edeceğini” söylüyor.
    (*) Katılımcıların yüzde 20.1’i Suriyelileri “bize yük olan insanlar”olarak görürken, yüzde 5.9’u ise bu insanları “asalaklar-dilenciler” olarak görüyor.

  8. Ülkemizde de Suriyelilere benzer yaklaşımların olduğu gerçeğini gözardı ederek yorum yapıyoruz. Bu karga tonunda sesler heryerde olur.
    Mağlesef toplumların tamamından doğru olanı beklemek biraz saflıktır kanaatimce.
    ” Bu dahil, bütün genellemeler yanlıştır.” (Nietzsche) Genellemelerden kaçınalım.

  9. GÖÇMENLİK ÜLKELERİN ZENGİLLİĞİDİR.
    Dünya yeni teknolojik imkanlarla çok küçülmüştür.
    Dünya her geçen gün küçülüyor ve küçülmeye devam edecektir.
    Geri kalmiş ülkelerden daha zengin,daha müreffeh ülkelere doğru sürekli artarak göçler devam edecektir.
    Bu durdurulamaz; günümüzde nerede huzur var insanlar bunu görüyor.
    Artik fakir ve daha az özgür ülkelerden daha özgür ve zengin ülkelere doğru, özellikle genç ve orta yaştakiler gözü dikmiş durumda.
    Hep bunun hayalıyle yanip tutuşmaktadirlar.
    Bir yolunu bulup zengin ve demokratik ülkelerin sınır duvarları nasıl aşılabılırız hesaplarını yapılmaktadırlar.
    Üstün yetenekliler beyin göçü dediğimiz şekilde giderken.
    Kimisi evlenme yöntemiyle kapağı ileri ülkelere atma peşinde.
    Bazıları yurtdışı eğitimi bitirince geldiği ülkesine geri dönmemesi.
    Yasadışı yollarla sınırları aşıp gitme isteği ve denemeleri.
    Yurt dışındakı yakınlarının yanına gidip orada kalma isteği.
    Eskiden gurbet aci vatan denirken; şimdi gurbet yeni vatan oldu.
    İleri ülkelere ilk gidenler o zamanın imkanları ile gurbetin sıkıntılarını çok yaşadılar.
    Günümüzde artık heryerde kendi milletinden bolca bulma imkani var.Ulaşim ve haberleşme imkanları çok kolaylaştı ve ucuzladı.
    Daha az huzurlu ülkelerden gelenler(ne acidir ki müslüman dediğimiz ülkelerden gidenler çoğunlukla)
    Ölümü dahi göze alarak batı ülkelerine gitmeye çalışan ülkelerin idarecileri öz eleştiri yapmaları gerekmez mı?
    Ülkelerini terk etmek isteyen halkları için uykuları kaçıyormu acaba?
    Değerlerini ve vasıflı elemanlarını kaybeden ülkeler her konuda dahada gerilerken;gittikleri ülkelere zenginlik katıyorlar.
    İleri ülkeler diğer ülkelerin nitelikli olanları için kapılarını sonuna kadar açarken,gelenlerin yeteneğine göre kapı aralığı genişleyip daralıyor.
    Zengin ülkenin insanları yeni gelenlerin farklı kültürleri alışkanlıkları na alışmaya çalışirken,Göçmenleri işine yarayıp yaramayanlar diye değerlendirmeye başlıyor.
    Her seviyedeki işveren konumunda olanlar daha nitelikli ve ucuz eleman temin ettiği için buna sevinirken,
    Çalişanlar açısından tam bir felaket oluyor.İşlerini kaybetme veya daha ucuza çalişmak zorunda kalıyorlar. hatta zaman zaman işsiz kalmalarına neden oluyor.
    Bu ülkelerde yönetimler seçimle değiştiği için; oy verenlerın çoğu işveren olmadığından ,göçmenlerden en çok zarar gören kesimler irkçi politıkaları destekleyen siyasetçilere yöneltmektedir.
    Birde zaman zaman bu ülkelerde ekonomık daralmaların olması durumunda milliyetçi akımlar güçleniyor.
    Üstüne üstlük zaten bahane arayan az yeteneklı veya yeteneksız kesim birde ülkede göçmenlerin milletine veya dini aidatine bağlı olduğu iddia edilenlerce bir terör faliyeti olduğunda göçmen düşmanlığı alevlenıyor.
    Gelişmiş ülkelerde işler bozulunca ,hangı konuda olursa olsun(maç kaybetmek bile olsa)suçlu bellidir,GÖÇMENLER.(özellikle ucuz işgücü ve yaşam tarzi farklı görülen göçmenler)
    Tarihte ne kadar farklı kültürler ve etnik kökenliler ve farklı dinler(bunu kültür içine koyanlarda olabilir)
    Bir ülkede bariş içinde yaşatılmıssa ki( bu da ancak evrensel hukuk kurallarını eksiksiz uygulayıp adaletı azamı ölçülerde sağladığında) en mutlu ve müreffeh ülkeler olmuştur ve olmaktadır.
    Günümüzde Avrupa Amerika,kanada,avustralya,Y.Zellanda v.b. ülkelerde;Geri kalmiş farklı etnik ve kültürlerdeki insanların hayallerını süslüyor.
    Gelecekte olacak yabancı düşmanliği akımının artmasının nedenı yeni gelenlerin, menfaatına zarar verdiğine inandiği kesimin uygun atmosfer bulduğunda hareket geçerek göçmenler için tehlikeler arzetmesidir.
    Her ne olursa olsun göçler durdurulamaz ve kötü yerlerden daha iyi yerlere doğru devam edecektir.
    Bugünün imkanları buna çok yardım ediyor.
    Bir zaman lar ülkemizde büyük şehirlere ailemiz göç ettiğinde çevremizden hep olumsuz tepkiler almiştik.ya etnik kökenimizden dalga geçilir yada aksanımız taklıt edilerek alay edilirdi.ikinci ücüncü nesil geçtikten sonra bu sefer en yeni gelenlere aynı şeylerin yapıldığını görüyoruz.
    Bu dünyada da böyledir.
    Ne yapılırsa yapılsın zamanın ruhu durdurulamaz.Homojen millet devri bitecektir.
    Dünya ülkeleri refah seviyesi dengelenene kadar göç etmeye devam edecektır.
    Dünya bir şehir kadar küçülürken tek kültür hakimiyetini pekiştirecektır.(moda,kiyafet,müzik,spor,yeme içme,seyahat, ortak dıl,evrensel hukuk kuralları v.b ortak hale geliyor ve gelecektir.
    Biryerde göçmenlerin etkili kesimi eski yerlılerı geçtiğinde artık orası dünya devleti olmuştur.
    DÜNYADAKİ PAZARDA REKABET EDEMEYEN YETENEKSİZLER KORUMA DUVARLARININ ARDINA SIĞINMAK İSTERLER.VATAN ,MİLLET EDEBİYATİ BUNDAN GELİŞMİŞTİR.

    • Türkiye’de gençlerin Batılı ülkelere yöneldiğini doğrulayan aşağıdaki veriler, yorumunuzdaki ifadelerin bir bölümünü destekliyor:

      Ülkenin en iyi liselerinden Robert Koleji mezunları arasında yurtdışında yükseköğrenimi tercih edenlerin oranı 2017 yılında yüzde 40. Okul idaresi bu oranın 2018’de %50’yi geçeceğini söylüyor.

      Avusturya Lisesi’nden mezun olanların %73’ü 2017’de yüksek öğrenim için yurt dışındaki üniversitelere gitmiş.

      Alman Lisesi’nde 142 mezunun yüzde 80’inin yurtdışını tercih edeceği tahmin ediliyor.

      Sağlık ve Eğitim Vakfı’na (SEV) bağlı Üsküdar Amerikan Lisesi, Tarsus Amerikan Koleji ve İzmir Amerikan Koleji’nde her sene mezunların en az üçte biri yurtdışına gidiyor.

      Duygusal olarak rahatlayıp içini ısıtmak isteyenler, “Gidrerlerse gitsinler, zaten bunların çoğu zengin Beyaz Türklerin çocukları!” diyerek meseleyi kapanmış ilan edebilirler. Ama, mesele bu gidenlerden ibaret değil. Gençler arasında eğitimini yurt dışında yapmak, mümkünse eğtim sonrası oralarda yaşamak isteyen yüzbinlerce genç var -eğitim sektöründe çalışanların açıkça gözledikleri bir gerçek bu. Dahası, giderek yaşlanan, ortalama yaşı 40’ı da aşmaya başlayan Batılı ülkeler, bunu bir fırsata çevrimek için, eğitim vizesi almayı kolaylaştırıyorlar. . .

  10. Almanların Mesut Özil e neden kızdığını biliyorum.
    Erdoğan la resim çektirdiği için filan değil.
    Mesut Özil in ikiyüzlülüğüne kızıyor Almanlar.
    Hem Milli takım olarak Almanya yı seçeceksin hem de gidip Erdoğanla resim çektireceksin.
    Şimdi şöyle düşünün.
    Türkiye de doğup büyümüş Fenerde oynayan bir Suriyeli futbolcu T.C. kimliği de verilerek Milli takımda oynatılsa…
    Sonra da bu Suriyeli futbolcu kalkıp mesela Yunanistan ziyareti sırasında Beşşar Esat ile resim çektirse…
    Sonra da Beşşar Esat, medyaya, Suriyeli futbolcumuz için, kendisi yerli ve milli bir duruş sergilemiştir dese…
    Bir Türk olarak ne düşünürsünüz?
    Mesut Özil benim hiç umurumda değil.
    Yerli ve milli de değil.
    Zamanında Alman milli takımını seçerek yerli ve milli olmadığını da göstermiş birisidir.
    Türkiyenin Mesut Özil den daha önemli sorunları vardır.
    Mesela ekonomi gibi..
    Ben seçimlerden sonra Türkiyeyi uçuracağız diyenlerin bizi uçurup uçuramayacaklarına odaklanmışım.
    Bana ne Mesut Özil den.
    Adam transferini yapmış.
    Milyon eurolarını cebine koymuş.
    Tuzu kuru bir adam.

    • Bir oturum kartı için sılai rahimini bile satan haşhaşi müritleri! Alman forması giydi diye mesut özil, kendi milletine ve milletin adamına küfretseydi çok hoşunuza giderdi değil mi? Demek ki neymiş, kendi subay üniformalarımızı giyen soytarılar vatanlarını 1dolara satarken, gariban bir göçmen çocuğu vatanı milleti için kendi kariyerini çöpe atabiliyormuş! Bu sayfalarda kıytırık bir memur kadrosunun ardından yana yakıla mağdur olduk diye etrafa salya sümük tehditler savuran zombiler: mesut özili kendinize örnek alın, hakan şükürü değil! Haksız mıyım sadeli vatandaş?

  11. Sadece Almanya’da değil, İsveç, Danimarka, Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere, Avrupa’nın tümünde göçmen karşıtlığından, ırkçılıktan beslenen aşırı sağ partiler ve hareketler yükseliş içinde. Sadece bu da değil. Seçmenlerini bu faşist hareketlere kaptırmamak derdindeki geleneksel merkez-sağ ve merkez-sol partiler de dillerini değiştiriyor, ülkelerindeki yabancı kökenli insanlar üzerinden yürüyen sağcı bir dil geliştiriyorlar. Yazarın ve pek çok eleştiri yorumunun da işaret ettiği gibi, M. Özil olayı bu kaygı verici gerçeğin bir daha gözlenmesini sağlayan yüzlerce olaydan bir tanesi.

    İtiraz edenin çıkmayacağı bu gerçeğin faturasını düşünce özgürlüğüne,insan haklarına çıkaranlar var. Tüm Almanları ya da Avrupalıları toptan ırkçı ilan edenler var.

    AK Parti, CHP, İyi Parti, ülkemizde yaşayan Suriyeli kardeşlerimizi “misafir” ilan etmekte ve ‘gidecekler’ini müjdelemekte birbirleriyle yarışmışlardı seçimlerde. Bunun pirim yaptığını biliyorlardı. Hiç sevilmiyor Suriyeliler ülkemizde, işsizlikten düşen işçi ücretlerine, orada burada işlenen cinyatlerden bayanları raharsız etmeye kadar onlarca suçlamanın muhattabı oluyorlar. Onların bir iç savaştan kaçmış olmaları, onlarla aynı dini paylaştığımız akla bile getirilmiyor.

    Yabancı nefreti pek çok coğrafyada yükselişte. O dilin hangi dilde dile getirildiğinin önemi yok; talepler aynı: Ne insan hakkı kardeşim, bırakın bu hikayeleri! Gitsinler kendi ülkelerinde yaşasınlar!”

    Yabancı nefreti ve ırkçılık, zengini daha zengin kılarken giderek daha çok insanı işsizliğe, yoksulluğa iten kürsel sermayenin neo-liberal iktidarlarının izledikleri politikaların sonuçlarını gizleyen, onların sorumlulularını ülkelerindeki göçmenlerin omuzlarına yükleyen bir aldatmaca, hepimizi çirinleştiren bir hastalık. . .

  12. sayın yorumcu arkadaşlar 2002 seçimlerinden az önce veya sonra olabilir bir köşe yazarı gazetecimiz şöyle bir tespitte bulunmuştu ” Dış güçler, iç güçler, derin devlet vs. yapay krizler çıkararak mevcut iktidarın iktidarına son verebiliyorlar ama kimin iktidara geleceği konusunda aynı ölçü de başarılı olamıyorlar bazen hiç istemedikleri bir parti de sandıktan birinci çıkıp iktidar olabiliyor tabi o zamanda istemedikleri partiyi iktidar muktedir yapmamak için çalışmalara başlıyorlar. Ama artık Dış güçler, iç güçler yapay krizler çıkartarak ne mevcut iktidarı devire biliyorlar nede yenisini belirleyebiliyorlar EL HAMDÜ LİLLAH. Tabii ülkemiz bu noktaya kolay kolay gelmedi ne badireler den geçtik ülke olarak bunun kıymetini iyi bilmeliyiz millet olarak biliyoruz da girilen her seçimde bunu ispat ediyoruz edeceğiz de inşe Allah. Tabi milletimiz kendi kararıyla (dışar dan içer den yapılan telkinlerle değil, yapay krizlerle değil) bir seçimde mevcut iktidarı değiştirir daha iyi hizmet yapacağını düşündüğü partiyi lideri seçer ama bunu millet kendisi yapar yoksa başkalarının telkinlerine asla uymayacağını 16 yıldır seçim sonuçları ile gösteriyor. Hiç kimse ama hiç kimse dışardan içerden Türk milletine iktidar adayını dayatmasın mevcut iktidarı da halkın gözünden düşürmek için yapay krizler çıkarmasın seçim öncesinde

  13. sayın Nurdan hanım hiç mi sevmiyorsun vatanını, milletini sayın ERDOĞAN ‘ a olan kin ve nefretini her şeyin önüne geçirmişsin varsa da yoksa da ERDOĞAN düşmanlığı Müslüman sevme de de yerme de de ölçülü olmalı ama sizin şirazeniz kaymış Allah korusun.sayın ERDOĞAN’ a kayıtsız şartsız düşman olanlar milli olamazlar. çünkü sayın ERDOĞAN bir makamı temsil ediyor olduğu için bazen onun yanında olmak milli olmanın temel şartıdır. Cumhurbaşkanının bazen yanında olmak onu sevmemizi gerektirmez sevip sevmemek herkesin tabii hakkıdır. ama vatanımızı milletimizi sevmek her zaman onun yanında durmak, savunmak milli, dini görevimizdir. sizi gerektiğinde milli olmaya davet ediyorum

    • Kimse Cumhurbaskani ni elestirmiyor zaten. Sayin Erdogan in bir de AKP genel baskani sifati var ki, adaletsizligin yagmurlasmasi o konuda oluyor.

  14. Almanlar ırkçı bir millet.
    Mesut Özil onlara gerken cevabi verdi, iyide yaptı.
    Yalnız o fotoğrafı bundan 3 yil önce çektirseidi Alman milli takimi idareceleri o zamanda bu günkü gibi tepki gösterır’midiler?
    Türkiye’nin Cumhur başkanı dünya spor bakani olsa daha iyi olur.
    Dişardaki Türk asilli eski ve yeni siporcularada dizayın verir.
    En azından kendini rahatlatmak için Dünya kupasının en erken gol atan ünvanına sahip Hakan Şükür’ün elinden o ünvanida alir.
    Hiç değilse havuz meryasinın işinide kolaylaştırmış olur.
    Burda bazı yorumcular benim havuzu okumadığımı zannederk okumami tavsiye ediyorlar.
    Ben oysaki her zaman haberlere göz atarım ve izlerim.
    Dünya kupası maçları başladığı zaman en erken gol ünvanin sahibinin ismini söylememek için seksen takla attıklarını de izlemiştim.
    Sanki Hakan Şükür millet vekili olmak için yalvarmış.
    Adami getirip millet vekili yaptınız daha sonrada vatan haini darbeci ilan ettiniz.
    Galiba bunlari rahats8z eden onu milli takimda karşı tarafa attığı golleri bizim kaleye atılmış bomba olarak göriyorlar.

    Birde Alman milli takımı o fotoğraftan hemen sonra tepki göstermişti. Dünya kupasından sonra değildi.
    Dünya kupasından sonrada başarısızliklarının suçunu Mesut Özile maletmeye kalkıştılar.

    Mesut Özil o fotoğraf yayinlandıktan sonra gelen tepkilere neden herhangi bir açıklama yapmadıki, o zaman yapsaydı kendisinin menfaatına olurdu.

    Fotoğraf çekilebilir gayet normaldir!
    Fakat Neden gazetelerede yayınlamağa gerek gördüler?

    Maşallah bizim Başkan bütün enerjisini dişarda yaşayan TC vatandaşlarinın huzurunu kaçırmak için harciyor.
    Neyse bizim başkan reklami yapmasını ve mahsunlari oynamasını iyi beceriyor.

    Bir an için kendimizi Almanların yerine koyalım ve ona göre yorum yapalım.

    • Nurdan hn el insaf
      Başkan ı eleştirelim ama vicdanlı olalım
      Merkel aynı fotoğrafı çektirseydi bu eleştiri
      olurmuydu.Bence olmazdı.Lutfen herşeyi
      kotuye yorup negatif olarak değerlendirmeyelim.

    • Nurdan: alman cumhurbaşkanı, can dündara birinci elden pasaport verirkene fotoğraf çekindiydi de gazetelerde basıldıydı. Bak o zaman çok kıskandıydım, hayır kızdıydım! Nasıl olur da can dündar bu adamla aynı karede yer alır diye. Bak şimdi mesut özille ilgili almanlara hak veriyorum haa, ne yapsalar yeridir ona… Haksız mıyım nurdan?

  15. İnsanlar gibi toplumlar da gerçek özelliklerini zor zamanda belli ediyorlar.
    Batı ülkeleri ve toplumları dünyayı istedikleri gibi sömürür, bunun getirdiği zenginlikle bir elleri yağda bir elleri balda iken ağızlarından demokrasi , insan hakları, özgürlük cümleleri düşmüyor, her ülke ve halk için de bunları hak gördükleri imajını vermeyi iyi beceriyorlardı.
    Ne zaman ki ekonomik durumları bozuldu, eski refah günleri bitti bazı değerler askıya alındı, önce kendi aralarında sonra diğer ülkelerle ve içlerindeki yabancı saydıklarıyla, gerçek düşüncelerine uygun ilişki biçimleri istediklerini açıkça göstermeye ve buna göre davranmaya başladılar.
    Dışarıda yaşayıp Türklük ve müslümanlık değerlerini korumak isteyen kardeşlerimizin Allah yardımcısı olsun. Oralarda Cem Özdemir ve Can Dündar gibi yaşayacak olanlara da kolay gelsin.

  16. Mesut Ozil batinin gercek yuzunu gosteren bir aynadir.Gun gectikce hitler almanyasina dogru giden bir almanya goruyoruz.Hani bizi dusunce ozgurluklerimiz yok diye yerden yere vuran bati bir futbolcunun bir cumhurbaskani ile fotograf cektirmesini bile icine sindiremiyor.Ulkemizi yerden yere vururken bir de bu gozle degerlendirelim.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here