“Erbil Türkiye’ye bağlanacak… Şam’da namaz kılacağız…” hedefleri yanlış mıydı?

18

Irak sınırımızın hemen öte tarafında yapılan referandumla ilgili resmi açıklamalara kulak veriyor, AK Parti ve hükümet tarafından değerli bulunan yorumcuların o açıklamalarla ilgili yazılarına herhalde göz gezdiriyorsunuzdur.

Göz gezdiriyorsanız dinleyip okuduklarınız sizleri de şaşırtmıştır.

Bir hafta önce yazılanlar ile dün-bugün yazılanlar taban tabana zıt çünkü.

Yıllar önce yazılan ve söylenenler daha da farklıydı.

Başdanışman “Irak’ın kuzeyi referandumla Türkiye’ye bağlanacak” demişti

‘Cumhurbaşkanı başdanışmanı’ unvanı da olan birinin eski bir konuşması sosyal medyada dolaşıyor; bugün birkaç yazar da o konuşmayı kalemlerine dolamış…

Başdanışman, konuşmasında, “Göreceksiniz, Barzani bir-iki yıl içerisinde bir referandumla Irak’ın kuzeyini Türkiye’ye bağlayacak” demekte.

Adamla dalga geçiliyor.

Oysa öyle de olabilirdi, ama böyle oldu.

Hiç kuşkunuz olmasın; aynı durum Suriye konusu için de geçerli.

‘Arap baharı’ ile birlikte Suriye’de de halk hareketlendiğinde, devleti yönetenler, “İlk Cuma namazını Şam’daki Emevi Camii’nde kılacağız” sevincini ülke ve dünya ile paylaşmışlardı.

Evet, bugün çok farklı bir durum var, ama Suriye konusu da o beklentiye uygun gelişebilirdi.

Neden beklentilerimiz yerine gelmiyor? Bizde temenniler ile gerçekleşenler arasında neden muazzam farklar oluşuyor?

Mesut Barzani ve kadrosu.. Beşşar Esad ve kadrosu.. Türkiye’yi yöneten kadrolardan daha bilgili ve öngörülü olamayacağına göre…

“Arkalarında İsrail var.. arkalarında Amerika var.. arkalarında Avrupa ülkeleri var…”

Tamam, ama o ülkelerin karşımızda yer alması da yukarıda sorduğum sorunun önemini azaltmıyor.

Neden ABD, İsrail, Avrupa ülkeleri bizim yanımızda değil de karşımızdakilerin safında yer alıyor?

Benim büyük keşfim: ‘Yanal düşünce’

Uzun yıllar önce çok yönlü okuma serüvenim sırasında düz mantık yerine ‘yanal yol’ seçeneğini ön plana alan bir düşünürü keşfetmiştim: Edward de Bono

Eski bir yazımda hakkında şu bilgiyi sunmuştum:

Edward de Bono 15 yaşında üniversiteye girip 21 yaşında doktorasını tamamlamış bir dâhi. 22 yaşında Oxford Üniversitesi‘nde ders vermeye başlamıştı. Oxford ve Cambridge üniversitelerinden üç, Harvard ve Londra üniversitelerinden birer olmak üzere tam beş bilimsel derecesi bulunuyor.

Kendisi Malta’da yaşıyor, ama dünyanın dört bir tarafında adına kurulmuş vakıflar ve enstitülerde onun çizgisini izleyen eğitmenler tarafından kurslar düzenleniyor.

Bir çoğu dilimize de çevrilmiş çok sayıda kitabı da var de Bono’nun…

İngilizlerin terörün kökünü kazıma amaçlı ‘gizli müzakereler’ yürütürken, görüşmelerin tıkandığı noktalarda, de Bono‘ya danıştıkları biliniyor.

‘Yanal yol’ ya da ‘lateral thinking’ de ne oluyor?

Çarpıcı bir örnek şu:

Bazı ülkelerde madeni paraların küçüğü büyüğünden daha değerli olabiliyor. Avustralya’da öyleymiş; en küçük madeni para kocaman olandan bir kat daha değerliymiş. Orada aile toplantılarında evin küçük çocuğunun ne kadar saf olduğunu göstermek için konuklar ortaya biri küçük diğeri büyük (daha değerli) madeni parayı koyup, “Seç, tercih ettiğin senin olsun” derler ve çocuk gidip büyük ama az değerli olanı seçermiş…

Defalarca tekrarlanmış bu olay.

Konuklardan biri, her seferinde büyük parayı seçen küçük çocuğa, “Oğlum” demiş, “Seninki yanlış tercih, öteki para küçük ama daha değerli, onu seçersen çok daha fazla şey satın alabilirsin.”

“Pışşşık” demiş çocuk, bir gözünü eliyle aşağıya doğru çekerek; “Eğer paranın büyüğünü seçersem, benimle bir daha oynarlar mı?”

Her seferinde tekrarlanan küçük kazancı bir defalık büyük kazanca tercih ediyormuş çocuk…

Maltalı de Bono’nun ‘yanal yol’ dediği, bu örnekteki çocuğun davranışı işte. Bir kerelik tatmin yerine, saf görünmeyi sineye çekip, para oyununda her zaman kazanmayı yeğleyen o küçük çocuğun davranışı…

Şam’da ‘Fatih’ havasıya Emevi Camii’ne gitmek…

Irak’ın kuzeyinin Türkiye’ye bağlanması…

Bu temenniler gerçekleşmediyse.. zaten birer hayal oldukları için değil.. konuya yaklaşımımız yanlışlar içerdiği için.. elimizi karşı tarafa çok belli ettiğimiz için böyle oldu.

“Pışşşık” demeyi bilebilsek

Temas halinde olduğumuz kişiler, örgütler, ülkeler bizim hep en değerliyi tercih ettiğimizi biliyor ve bunu engellemeyi hedefleyen bir oyun planıyla karşımıza çıkıyorlar.

Maksimalist tercihlerimiz topyekün karşı operasyonları davet ediyor.

O küçük çocuk gibi bir türlü “Pışşşık” diyemiyoruz.

Diyebilseydik, Suriye ve Irak’ta bizim durumumuz –bu arada Suriye ve Irak’ın durumu da– şimdikinden çok farklı olabilirdi.

Sınırdaş olduğumuz ülkelerden söz ediyorum; Irak ve Suriye için Türkiye güvenilmesi gereken birer komşu.

Irak’ın kuzeyi bizim sayemizde kalkınmasını gerçekleştiriyor; petrolünü alıp satıyoruz, kentlerini bizim müteahhitlerimiz inşa ediyor, marketlerinde Türkiye’de üretilen ürünler rafları süslüyor.

Aynı durum halkının hareketlenmesinden hemen önce Suriye için de söz konusu olmaya başlamıştı; iki ülke bakanları ortak bakanlar kurulu toplantıları düzenliyorlardı, unutmayalım.

Her iki ülkenin Türkiye dışındaki ülkelerle yakın ve Türkiye’ye uzak olmaları mantığa da aykırı.

Oturup “Nerede hata yaptık, yapıyoruz?” diye düşünme zamanı.

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Mustafa Kemal “Yurtta sulh, cihanda sulh” demişti. Bunun anlamı, “Biz kimseden bir karış toprak istemeyeceğiz, kimseye de bir karış toprak vermeyiz.” demektir. Bu doğru bir karar idi.
    a) Tarım dönemi bitmiş sanayi dönemi başlamıştır. Artık toprağın devlet için bir değeri yoktur. Toprak savaşları sona ermiştir.
    b) Merkezi hâkimiyet sona ermiş yerine demokrasi gelmiştir. Demokrasilerde yönetim yerinden yönetimdir. Dolaysıyla imparatorluklar dönemi sona ermiş ulus devletler dönemi başlamıştır,
    c)Dünyaya etkin olmak için ve zenginlik olmak için silah işe yaramıştır. Yeryüzünde etkin olmak için ilimde ileri gitmek gerekir. İlminiz varsa etkilisiniz. Yoksa alimlerin taşeronu olabilirsiniz.
    d) Yeni bir uygarlığın arifesindeyiz. Yeni uygarlık merkezi yönetimle gelmez. Devletler yarışırlar, çatışırlar ve sonunda uygun sistemi yakalayanın sistemi hakim olur, kendileri değil.
    Bundan dolayıdır ki biz Irak’la Suriye’nin, Bulgaristan’la Yunanistan’ın, Gürcistan’la Ermenistan’ın iç işlerine karışmamalıyız. Biz Avrupa, Amerika, Rusya ve Çin arasında taraf olmamalıyız.
    Bu eski varsayımlarımdır. Devam ediyorum. Yanlışıma daha rastlamadım.

  2. Tarihi kalıntılarıyla ünlü bir beldede gezinen bir antika avcısı, civardaki bir köyde gördüğü manzara karşısında çok şaşırdı. Küçük bir köpek yavrusu, son derece eski ve değerli bir çanaktan su içiyordu. Belli ki, köpeğin sahibi köylü bu çanağın değerini bilmiyordu. Çanağı ele geçirmek için hemen bir plan yaptı ve köpeğin sahibine giderek o köpeği satıp satmayacağını sordu. Doğrudan çanakla ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.
    Köylü sakin biçimde köpeği satabileceğini söyledi, ama ardından ekledi:
    “O yavrunun benim için büyük bir manevi değeri vardır, o yüzden ucuza satamam.” Sonra da oldukça yüksek bir fiyat söyledi.
    Antikacı, biraz pazarlık eder gibi yaptıktan sonra bu fiyatı kabul etti. Köpeği kucağına alıp uzaklaşırken, döndü ve masum bir edayla sordu:
    “Şey, köpek şu çanaktan su içmeye alışmıştır. Onu da hediye olarak vermez miydiniz?”
    Planı belliydi: köpeği yüksek fiyatla satın alacak, sonra çanağı bedavaya getirip harika bir alışveriş yapmış olacaktı. Kendisi akıllı, köylüyse saftı ne de olsa!
    Ama, köylü çok kesin bir ifadeyle çanağı satmayı reddetti. Antikacı diretti:
    “Canım ne olacak, eski bir çanak. O da hediyesi olsun!”
    “Hayır, o çanağı asla vermem. Onu ben kullanacağım.”
    “O zaman onu ayrıca sat bana. Ne fiyat istersen öderim.”
    Köylü başını sağa sola sallayıp son sözünü söyledi:
    “Satmam, ne fiyat verirsen ver, satmam.”
    Antikacı adam hayret içindeydi. Karşısındaki basit köylü, köpeğine su içirecek kadar değerinden habersiz olduğu bu çanağı neden satmak istemiyordu ki? Köylüye bunu sorduğunda, aldığı cevap kimin daha akıllı olduğu ortaya çıktı:
    “Beyim, o çanak sayesinde kaç köpek sattığımı biliyor musun sen?”

  3. Pışşşşk. Bu çocuk oyunu değil.
    Büyük ve küçük parayı ortaya atanlara bağlı.
    Biz de uyanık olmak zorundayız.
    MİT’e falan gerek yok, adam diyor ki referanduma gidiyorum, kimse durduramaz, Demek ki Türkiye ve Irak dahil İran hariç tüm aktörlerden(ABD, Suudi, İsrail, belki Katar vs.) GARANTİ almış. Kandırma falan yok, açık kaynak istihbaratı, kaynağından.
    Sen de hala vanalarla aç kapa oyna, ARTEMA, bir türlü kapatma.
    Bunlar öncesinde yapılacak eylemlerdi.
    Şimdi atı alan Üsküdar’ı geçti.
    Adam referandum kartını cebine koydu.
    Elbette daha alınacak ve Barzani’yi pişman edecek bir sürü alternatif var.
    Uygulamak lazım, askeri tedbirler hariç, onu da Irak’a yaptır bari, akıllı ol.
    Çocuk oyuncağı değil Bay Fehmi Koru.

  4. İçerdeki yanlışlar ve bunlardan kaynaklanan şahsi mağduriyet ve millet,ülke zararları sineye çekiliyor da,şu dış politikada ki takibedilen hatalı stratejiden kaynaklanan ucu açık olumsuz gidiş daha da üzüntü ve kaygı verici.
    Ne “pışşt”ne de şişşst! demeyi becerebiliyoruz.”yanılma,aldanma”obsiyonuyla nereye kadar?..
    Zekamızın çocuk zekası seviyesine,buna bağlı bilincin “pişşt”piştisine dönüşmesini mi bekleyeceğiz?
    Bunaldık be!..

  5. Gözezdirip,dinleyip okumuyorum.Çünkü bırakın birkaç yıl öncesini bir-iki gün önceki konuşmalar ve yazmalar bile birbirini tekzip ediyor artık.Bir de Cumhurbaşkanı konuşmadan önce fikir beyan eden bakan ve ‘yandaş,yazarlarlar hemen beyanlarından ve yazılarından geri dönüş yapmıyorlar mı?Mesele şu son TEOG meselesi.Evlere şenlik.

  6. Dünyada meydan okmadığımız kaç ülke var kimlerle önce dost olup sonrada meydan okuyup yüzümüze gözümüze bulaştırdığımz Türkiye dostu kaç ülke kaldı?
    Benim bildiğim kadar ile kendilerine meydan okumadığımız iki ülke biri Azarbeycan “AİLE” şirket devleti. Diğeri de tam bir”TÜRK” düşmanı çok ileri gitmeye gerek yok 20. Yüz yılın sonu ve 21. Yılın başlarında gerçekleştirdığı Akiska Türkleri soy kırımı, 2 aylik bebekleri dahi demirlere dikikip canavarca katleden kalanlarıda ülkesinden kovan diktatör Özbekistan.
    Sahi bunları nasıl başardılar? Bence.50% oy ile.
    Vay bizim halimize boşuna okumuş tahsil yapmışiz. Galiba bizim okullarda biatcılk dersi veriliyor.
    Dünyaya rezil olduk.
    Olsun bu da önemli değil, nede olsa bütün bu olanlar oyları artıriyor ya oda yeter.
    Diğer bir konuda şimdikiler gelecek nesiller için “İFTİRA” tarihide yazıyorlar ve gelecek nesiller bundan böyle Tük devletlerının tarihinede inanmiyacaklar.
    Bunuda gazeteciler, yazarla vb kullanarak (Karagülle hoca hariç) kullanalak çok güzel başardılar.

  7. “Neden ABD, İsrail, Avrupa ülkeleri bizim yanımızda değil de karşımızdakilerin safında yer alıyor?”

    Sn. Koru 40 yıl düşünsem sizin böyle bir şey yazacağınız aklıma gelmezdi? Bunun cevabını siz bilmiyorsanız, siz soruyorsanız, yazıktır. Yıllarca yazılarınızı okuyan biri olarak geçmiş de sizden öğrendiklerimle cevaplayayım. Onlar karşımızda çünkü biz BİZİZ ne dediğimiz, ne yapmaya çalıştığımız önemli değil. Biz BİZ olmakdan vazgeçmedikçe onlar karşımızda duracak. Biz yüzyıllardır amaçladıkları gibi biz olmayı bırakır onlar gibi olursak kavga biter…

  8. Çözüm süreci sonrası ve halen PKK’nın üzerine gidilmesi ve legal Kürt siyasi hareketi HDP’nin sindirilmiş olması durumu, Kuzey Irak referandumunda alınan sonucun, Türkiye’de ki Kürtler’in bir kısmında, buruk bir sevinçle karşılanmasına sebep oldu. Türkiye’de ki bağımsızlık taraftarı radikal Kürtler’in hevesleri kursaklarında kalarak yaşadıkları bu örtülü sevinçlerini meydanlara inerek kutlaya mamaları devletin onları sıkı markaja almalarından kaynaklanıyor. Diğer bir durumda şimdi meydanlar inliyor olacaktı.

    Devlet, bunu yapmaya gücü yetiyorken, bunca zaman kan akmasına ve ekonomik kayba sebebiyet verilmesine neden müsaade etti ki?

    Acaba, diyorum da; planlı ve aşama aşama kurulması düşünülen Kürdistan’ı Türkiye ve İran’da içselleştirmiş durumda mı?

    Referandum öncesi esip gürlemelerinin neticesi olacak bir müdahale ve yaptırım ortada göremiyoruz ve Barzani bütün tehdit ve şantajlara rağmen istediğini gerçekleştirmiş oldu. Referandum sonrası hemen bağımsızlık kararı alır mı bilinmez ama ”elde var bir” kabilinden ilk adımı atmış oldu.

    Bu artık bağımsızlık yolunda tescillenmiş bir durumdur. Şimdi mesele biraz soğumaya başlayacak ve Barzani’nin hamileri, ona yeni yol haritasını verinceye kadar komşuları ile iyi geçinmesini ve bağımsızlık ilanını ötelemesini isteyecekler. Nitekim referandum sonrası ABD’den ”Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız” açıklaması geldi. Diğer bir gelişme ise, zafer elde etmiş İsrail başbakanı Natenyahu’nun, milletvekillerine referandum hakkında konuşma yasağı getirmesi oldu..referanduma verdiği açık destekten sonra…

    Kuzey Irak’ta oluşan bu fiili durum, ileri aşamalarda öncelikle Kuzey Suriye’de ardından çevre ülkelerde de etkisini zamanla göstereceğe benziyor. Bunu Türkiye ve İran’ın ikircikli ve kararsız tavrından da anlıyoruz. Ne Türkiye ne de İran referandum öncesi sözlerini yerine getirebildiler ne de her iki ülkede, duruma aleyhte kitlesel halk gösterileri ve protestolar yaşandı.

    İnandırıcılığını ve caydırıcı gücünü gösteremeyen her iki ülke yönetimi, iç kamuoylarını tatmin etmede yeni argümanlar geliştirebilirler artık..hoş, kamuoyları da bu durumlara alıştılar ya..

    İran’ı bilmem, çünkü o Irak’ın Şii yönetimini oluşturmada mahir davrandı ve kendi kamuoyundaki sermayesi bu açıdan hemen tükeneceğe benzemez ama Cumhurbaşkanı baş danışmanlarının, tabanının ağzını tatlandıracak yeni ”çubuklu şekerler” temin etmesi gerekecek.

    Emevi Camiinde cuma namazı kılmak yerine Ayasofya’yı ibadete açmak mı?

    Bu daha önce denenmişti..bayatlamadı mı?

    Ortalıkta pek göremiyoruz başdanışmanı..
    Görevini yerine getirmenin hazzını yaşıyordur belki de.

  9. Bizim siyasilerimiz hamasetle yatıp kalkmayı seviyor gerçeklerle hayalleri birbirine karıştırıyorlar en son söylenmesi gerekenleri en önce söylüyorlar gizli kalması gereken planlarını davul çala çala duyuruyorlar hani bir tabir var anadoluda gizli kalması gereken bir şeyi arkadaşına söylüyorsun oda çok gizli tutuyor bir düğünde birde bayramd söylüyor ve bunu sağır sultan bile duyuyor biz buyuz işte

    Millet olarak hep hataları başkalarında arar dururuz biz yanlış yaptık demeyiz

    Mesela kuzey ırak meselesi geriye bir batımda takip ettiğim yazarlardan hiç biri bir hafta öncesine kadar bu referandumu ele alan olmamış bu referadumu bir hafta veya on gün demi kararı alındı hanı istihbari gazetecilik hanı bizim Mit. imiz nerede adamlar yapacağız dedi yaptı ve bu süreçte ülke olark ciddi bir adım atmadık bir yaptırım dahi uygulayamadık burada bu mevzu ciddi bir şekilde tartışılmadı yukarda da dediğim gibi bir hafta ongün

    Dün baktım bazı yazarlar ve kendini bilir kişi uzman sıfatı taşıyanlar oralara gözlemci olarak gitmiş ve nerdeyse kutlama yapacak

    Ortada haritalar dolaşıyor yirmi otuz yıl öncesine ayit olduğu söyleniyor bunlardan bizim yöneticilerimizin haberi yokmu varsa bu sürece gelene kadar ne yaptılar?
    Malesef bu süreçte toplum olarak sınıfta kaldık şunu bunu suçlamaya gerek yok

    Doğruları ve gerçekleri zamanında ne yazabiliyoruz nede konuşa biliyoruz daha doğrusu bizim ileriye dönük bir planımız yok günü kurtarma peşindeyiz

    Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan vatandaşlar olarak (istisnalar kaideyi bozmaz) Türk Kürt Laz Çerkez Arap fark etmez hep çıkar peşindeyiz kendimizin çıkar. içind e olduğumuzu görmez hep başkalarının çıkar peşinde koştuğunu söyleriz işte en büyük yanlışımız bu toplum olarak
    Allah cc bizi bu dertten biran önce kurtarsın

    Not : Fehmi bey Ahmet taşgetiren meselesine hiç girmediniz yoksa o madur olan gazetecilerden değilmiydi…

  10. “Pışşşık” demiş çocuk, bir gözünü eliyle aşağıya doğru çekerek; “Eğer paranın büyüğünü seçersem, benimle bir daha oynarlar mı?”
    Yanlış olmuş.
    DOĞRUSU Eğer paranın KÜÇÜĞÜNÜ seçersem olmalıydı.

  11. Kuzey Irak, Halep hayali kuranlarda herhalde zırnık kadar akıl yok. Sana yedirirler mi bir. İkincisi oradaki kürtler bun kabulenirler mi . Farz edelim kabullendiler sen kendi kürdünle baş edemiyorsun onlarıda katarsan bu asilerle nasıl baş edeceksin. Akıllı poklitikacı altın tepsidede verseler istemez böyle bir ateşi. Aç tavuk rüyasında darı görürmüş ama sizinki tamamen akıl mantık dışı.

  12. Kuzey Irak, Halep hayali kuranlarda herhalde zırnık kadar akıl yok. Sana yedirirler mi bir. İkincisi oradaki kürtler bun kabulenirler mi . Farz edelim kabullendiler sen kendi kürdünle baş edemiyorsun onlarıda katarsan bu asilerle nasıl baş edeceksin. Akıllı poklitikacı altın tepsidede verseler ismez böyle bir ateşi.

  13. İnsan bazı şeyleri anlayamayabilir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının nedenleri konusunda hiç bir tereddüt yok. Emperyalistler ilk savaşta çizdikleri sınırlar konusunda anlaşamamış, ikincisiyle bu sınırları düzeltme yoluna gitmişlerdir. Aynı ülkelerin emperyal düşüncelerinin 1945 ile son bulduğunu düşünenen veya düşünemeyen insanlar sağlıklı kararlar veremezler. Yani yazınız da bu minvalde. Ayrıca örnek olarak verdiğiniz o menkıbe, Binbirgece Masallarından düşmüş gibi… Emperyalizm bittide birileri hala var olduğunu mu iddia ediyor. Gerçekten bittiyse, bitti deyinde şu kan revanı görmemezlikten gelsin insanlar.
    Hep tekrar, hep tekrar, sanki deniz bitti gibi. Selam ile

  14. Erdoğan’ın en önemli özelliği elindeki kartları göstermesidir. Bir gece ansızın gelebiliriz derken bile elini açıyor. Halbuki planlar gizli ve uzun vadelidir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here