‘Dindar’ Hasan Cemal’e ne dersiniz? Az kalsın ‘namazında niyazında biri’ olacakmış…

14
Hürriyet'ten..

Az kalsın Hasan Cemal bildiğimiz gibi biri değil de bambaşka –dini vecibelerini yerine getiren– bir Hasan Cemal olacakmış…

Gelecek yıl 75. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Hasan Cemal ülkemizin en kıdemli ve kıdemli olduğu kadar da çalışkan gazetecilerinden…

Artık gazetelerde köşesi yok, ancak bu durum görüşlerini paylaşmasına engel olmuyor.

İnternet gazeteciliğinde ayağı sağlam yere basan t24.com.tr sitesinde sıkça yazılarını okuyabiliyoruz.

Çok daha serbest hissettiği için kendini, lâfını kimselerden esirgemiyor da.
Şu sıralarda hayatını gözden geçirdiği bir kitapla okurları karşısına çıktı Hasan Cemal; ‘Hayat Böyle Geçip Gidiyor’ adını taşıyan kitap (Everest Yayınları, 2018) kişiliği hakkında daha önce öğrenmediğimiz pek çok ayrıntıyı içeriyor.

Jean Jaques Rousseau’nun anılarıyla mukayese edilebilecek değerde bir kitap bu, ama nedense medyada beklediği ilgiyi göremedi.

KIsa süren ‘dindar Hasan Cemal’ dönemi

Yazımın girişinde “Az kalsın” diyerek dikkatinize sunduğum anekdot da kitaptan (s. 89).

Kitabın bu bölümünün başlığı şu: “Bir zamanlar namaz kılmayı bile öğrenmiştim.”

Anne babasını hatırladığı satırlar…

Okuyalım:

“Dindar bir aileden gelmiyorum. Annemle babamın dinle ilgileri yoktu. Ortaokuldayken, sınıftaki bazı arkadaşlarımın teşvikiyle birkaç kez oruç tuttuğumu anımsıyorum. Uykudan uyanıp sahura kalkmak bana güç gelmişti. İple çektiğim iftar vaktini daha çok sevmiştim. Belki de iftar sofrasının zenginliğinden kaynaklanan bir duyguydu bu.”

Evde oruç tutan olmadığına göre zengin iftar sofrası ne iş?

Onun ipucu da şu satırlarda:

“Bir zamanlar namaz kılmayı da öğrenmiştim. Ortaokul sonda Ahmet adında bir sınıf arkadaşım vardı. Babası, emekli levazım albayıydı. Nimazında niyazında hoş bir insandı. İstanbul’daki bir yaz tatilinde Ahmet’le bana namaz kılmayı öğretmişti. Duaları küçük bir not defterine el yazımla ayrıntılı biçimde yazmış, ezberlemiştim.”

Devam edelim:

“Ahmet’in babası bizi ilk kez camiye götürdüğü zaman nasıl heyecanlandığımı anımsıyorum. Tatil dönüşüydü. Rahmetli babam bendeki değişimi fark etmiş, anneme sormuştu, ‘Bizim oğlan n’apıyor?’ diye. Vaziyeti öğrenince de, bana biraz sert bir dille bozuk atmıştı. / ‘Haso sen bırak bu işleri, git futbolunu oyna!’ / Ben de futbolumu oynamıştım.”

Futbolunu oynadığı halde Ahmet’in emekli subay babasının teşvik ettiği yolu da sürdürseydi, yine Hasan Cemal olurdu, ama bambaşka bir Hasan Cemal olurdu gibime geliyor.

Yine de şu döneminde hayal kırıklığı yaşayabilirdi…

Aydın Doğan’la Rodos’a birlikte gittiğimiz ekipten Ertuğrul Özkök ile Mehmet Y. Yılmaz’ın da bayram namazını tadil-i erkâna uyarak kıldıklarını gördüğümde şaşkınlığımı okurlarla paylaşmıştım.

Gazeteciler vatan ve siyaset hizmetinde

Kitabın sonlarına doğru, vaktiyle tuttuğu günlüklerden bazı sayfaları aktarıyor Hasan Cemal. Okunmaya değer olaylar yaşadığı kesin.

20 Aralık 1995’ten şu not mesela (s. 519):

“Seçimlere dört gün kala, kırık bacağıyla yatmakta olan Dinç Bilgin’den espri: / ‘Söyleyin bakalım, seçimlerde hangi partiye oy vereceğiz: Hürriyet Partisi’ne mi (Yılmaz’ın ANAP’ı), yoksa Sabah Partisi’ne mi (Çiller’in DYP’si) oy vereceğiz?..”

Zor bir ikilem gerçekten.

Bir sayfa önce de (s. 518) 22 Ekim 1995 tarihli notunda Zafer Mutlu’nun DYP-CHP koalisyon hükümeti kurulması yolunda sarf ettiği zahmetleri anlatıyor Hasan Cemal

Koalisyona ikna etmek için Deniz Baykal’la önce Hasan Cemal telefonla görüşüyor, sonra Sabah’ın üçlüsü (Cemal, Mutlu ve Fatih Çekirge) Ankara Kulübü’nde CHP lideriyle buluşuyor.

Sabah’ın yayın yönetmeni (Zafer Mutlu) bir gece önce CHP ile DYP’nin genel merkezleri arasında gidip gelmiş; gazetecilere yakalanmamak için türlü tedbirlere de başvurarak… CHP genel merkezi binasının çatısından çıkıp yandaki Adalet Bakanlığı lojmanına girmiş ve bahçe duvarının üstünden sessizce yürüyerek Çiller’e ulaşmış…

Macera yaşamış yani.

Ankara Kulübü’ndeki Baykal buluşması sırasında da Zafer Mutlu telefon konuşmaları yapmış Çiller’le; ertesi gün Sabah onun yazdırdığı şu manşetle çıkmış:

“24 Aralık’ta erken seçim! / CHP lideri dün SABAH’a, ‘Grevler çözülüyor, seçim için 24 Aralık tarihinde anlaşmaya vardık, bu iş bitti’ dedi.”

Ne güzel değil mi?

Daha önceki SHP-DYP koalisyonunu da, ülkemiz, yine gazetecilerin emeklerine borçlu.

Onu da Emin Çölaşan yazdı:

Ve bir gece eşlerimizle birlikte bizim evde bir araya geldik. Biz Uğur’la (Hüsamettin) Cindoruk ve (Hikmet) Çetin’i bir köşeye çektik ve birkaç saat süren ‘İkna seansı’ başladı! Sonuç olumluydu. Her iki siyasetçi liderlerine danışacaktı. Ertesi gün liderlerden de olumlu yanıt geldi. / DYP-SHP koalisyonunun kuruluşunu bizim evde Uğur Mumcu ile gerçekleştirdik. ANAP iktidarına böylece son verilmiş oldu.”

Gazeteciler yazmadan duramıyor işte.

Hasan Cemal kısa sürmüş ‘dindar’ döneminden bugüne kalmış bir özelliğini de yazıyor. Onu da okuyalım:

“Bugün de iftar sofralarını severim, özellikle pastırmalı yumurta ve güllaç olduğu vakitler…”

İlk Ramazan’da onu iftara davet etmem üzerime vazife oldu.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Hasan Cemal’İn hatıraları Türk Aydın (geçinenleri) nin TALİHSİZ halini anlatıyor. Cami ile kilise arasında kalan zavallı binamazlar, İslamı tanımazlar.

    ” Özetleme” den yaptığım bazı tesbitler :

    – Osmanlı subayları – kendilerine, Allah Allah, diye, Harb’de cesaret ve fedakarlık temin eden – bir İman ve Namaz akidesi ile yetiştirilmiş, hepten. Albay çocuğu Ahmet bunu ispatlıyor.
    – Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar ; sonra, ana-babaları onları, Hristiyan, Mecusi… yapar. (Ayet).
    Babası bu ayetin tecellisini gösteriyor.
    – Hasan Cemal’in babasının bu tavrı Cumhuriyet dönemi ilk nesillerinin nasıl CEBERUT bir İSLAM düşmanlığının ezici, silindirik baskısı altında büyütüldüğünü GÖSTERİYOR. Bugün,İslam düşmanı TAKİYYECİ alçaklar ne kadar kamufle etmiye çalışırsa çalışsın, GÜNEŞ balçıkla sıvanmıyor. Eski Gen.Kur. Başkanlarından Hilmi ÖZKÖK’ün ” TÜM DİNİ HAYATININ 2 aylık, gördüğü KURStan ibaret olduğunu ifade etmesi CUMHURİYET PAŞALARININ ne Kadar ceberut, azılı bir İslam Düşmanlığı altında yetiştirildiğinin tipik ve basit örneklerini teşkil ediyor. İbret….
    – ” arkadaşını söyle, ne olduğunu söyliyeyim ” demişler, tevekkeli değil demek ki, İscinin isine piscinin pisine bulaşırsın. Hasan Cemal ve Fehmi Koru bu gerçeği ispatlıyor. Eey Aileler, kendi düşen ağlamaz. Sonunda ağlamamak için çocuğunuza iyi, çekirdekten, inançlı arkadaş seçin … diz dövmeyin.
    Bir Dost’tan DİNLEMİŞTİM. ” ASKLI japone kollu sosyetik (sexi) bir bayan 8-10 yaşında bir güzel kızı ile Bir NURCU Grubunun Dershanesine gelip, zillerini çalmış. İçeri buyur, etmişler. İki taraf da biraz şaşkınlık geçirdikten sonra ; kadın konuşmuya başlamış : “bir anne olarak ben bu çocuğu düzgün ve hayalı biri olarak yetiştireMİyeceğimi anladım. Bunu, günde belli bir saat SİZE EMANET etmiye getirdim, …demiş.
    Vicdan ve sorumluluk sahibi bir ana. Bir oku, bin düşün diyordu, merhumun biri de.
    – Sexuel, Pis ve dinsiz (biraz da satılık) Basın dindarların mahalle baskısından bahsediyor. Ertuğrul Özkök, M.Yılmaz, Hasan Cemal’in MARUZ KALDIĞI Mahalle Baskısını hatırlıyarak, utanacak yüz varsa biraz utansın, bu kişiler, anıyı okusun da.
    – Gazetecileri göklere çıkarmıya ve süt ile yıkanmışa benzetmiye çalışan KORU, BASININ siyaset, hükumet, ihtilal ve binnetice SUÇ ilişkileri konusunda Hasan Cemal’in ANILARINI, DİNÇ BİLGİN’in anıları ile birlikte Tekrar (tekrar) okursa, herkesin kendisi (ve Hasan CELAL) gibi ahmak ! olmadığını belki idrak eder.
    O gibi Gazetecileri hala CEZALANDIRMIYAN hukumet ve 28 ŞUBAT Mahkemeleri UTANSIN.
    Hasan Cemal’i olanları gizlemeden, eğip-büğmeden MERTCE anlatımı için tebrik ediyorum.
    Bu mertliği ve samimiyeti ile Hakiki İSLAMI çoktan hak etmiş olup, İSTİKAMETte sabit durmasını, YANLIŞ değil, herşeyi ile ÖRNEK Müslüman olmasını – kınıyanın kınamasına bakmadan -dilerim, dua ederim, şu ahir Ömründe. Bunu ziyadesiyle hak ediyor.
    Cemal Paşa’nın çok ihanetini dinlemiştim ama İngilizlerden maaş aldığını duymamıştım. Şimdilerde de para ile beslenip, sureti haktan geçinen çok alçak var.
    K.Maraşlı Hafız Ali ile beraber Sultan Abdülhamid’den icazetli Gaziantebli Büyük alim Cumhuriyet Şehidi BÜLBÜLZADE’nin tesbiti ile konuya son verelim : Enver, Cem’al, Tal’at ; LANET gene LANET

  2. Şu soruları sormamız gerekir.
    1- Hasan Cemal, Ahmet isminde dindar bir ailenin çocuğu ile ne kadar arkadaştır?
    2- Ahmet bir albayın oğludur. Düşmanı askerlerin oğlu olması gerekirken babası onlara neden namaz kılmayı öğretmemiştir?
    3- Hasan Cemal’in dedesi kimdir? O da namaz kılmayanlardan mıdır?
    4- Babasının Masonlarla bir yakınlığı var mı?
    Bunların cevabı aranmalıdır diye yazıyı sonuna kadar okudum.
    Hasan Cemal’in dedesi Osmanlılar’ın Cemal Paşa’sıdır. İngilizlerden maaş almaktadır. Bir gün ondan paşaların Arap kızları ile içkili parti yapmasını isterler. O da bunu tertip eder. Bunu Arap basını konu yapar ve Arapları Osmanlılara karşı ayaklandırır. Bunu Özal anlatır. Bu hikayenin doğruluk derecesini bilemem. Özal bunu nasıl öğrendi onu da bilemem.
    Ben kimseyi suçlamıyorum. Onlar o dönemin modalarıdır. Cemal Paşa’yı Cemal Paşa yapan Sermaye idi, sonra onu istediği gibi kullandı. Asıl Hasan Cemal’in bunları görmesi ve bugün tövbe etmesi gerekir. Perişan halde olan o zihniyet hala kendisini gerçeklere götüremiyor. Kainatı Allah yarattı ve kimse O’nu yenemez.

    • Değerli hocam,dedesi, babası ve sülalesi ister inançlı ister inançsız olsun düşünen,sorgulayan Müslüman ailede doğmuşsa iki yoldan birini seçer. Ateist ve İman. İmanı seçen birisi önce Kuran hükümlerine göre Seriat kanunu ile yõnetildiğini idda eden ve idarecilerın (İran ve Suudi Arabistan) örneklerindeki şeriat kanununu nasıl kendi kitaplarına göre uydurduklarını kolaylıkla görür.
      1: İslamda babadan oğula geçen krallık yönetimi var mıdır? Var diye iddia edenler Hazreti Muhammed’in SA yaşam ve ölumunden sonraki devlet idare şekli ile ne kadar uyumlu olduğunu görürler.
      2: İran, bunların idare şekli ne kadar islama uygun? İslamda günlük evlilik var mı? Boşanan kadın tekrar evlenebilmesi için en az 3 ay beklemesi gerekmez mi? İkincisi islamda kinin ve iftiranın yeri var mı? Tek bir örnek hakkında ayet inen Müminlerin anası Ayşe validemize karşı kin nefret ve iftira.( İftiradan maksat Peygaber SA vefatından sonraki iftiralar)
      Akıllı ve sorgulayan biri kuranı anlarsa İmani Şeriatla idare edildiğini iddia eden devletleri araştırırsa atesitliği seçer.
      Hocam siz hiç Yusuf Estes ve Yuşa Evens in hayat hikayelerini okuyup veya dinlediniz mi?
      Yusuf eski Hiristiyan din adami. Yuşa da aynen onun gibi fakat bu gençlerin din alimi imiş.

  3. Elde Düğün Bayram Benim Neyime
    Benim Kurbanlarım Çok Evvel Oldu
    Sorayım Fakire Bir De Beyime
    Demi Devranlarım Çok Evvel Oldu

    Eller Güler Oynar İçim Kan Ağlar
    Alem Al Yeşilde Can Kara Bağlar
    Değişti Asırlar Silindi Çağlar
    Meydanı Meydanım Çok Evvel Oldu

    Davut Suvariyem Çağladım Aktım
    Riyakâr Kullardan Nefretten Bıktım
    Şöhret Ağasını Kökünden Yıktım
    O Aht-I Peymanım Çok Evvel Oldu
    Davut Suvarı

      • Az buz değil yaşı yetmişbeş, ama bu ne hal
        Allah’ı yeterince tanıyamamış sanki
        Algısını iblisten kurtarmalıyken derhal
        Şirk içinden kendini sıyıramamış sanki

        Bir türlü o kafasının almadığı Allah,
        Şirk içinde oluşturduğu tanrı mı acep
        Sermayenin taptığı para hep aynı ilah
        Nefsin ahiret yatırımı, kârı mı acep!

        Keşke DiN’ine sadık kalsaydı Hasan Cemal
        Babasına uymuş belki de hayatı kararmış
        Geri kalan ömründe devrim yapmalı derhal
        Hayatın geçip gittiginin farkına varmış….

        Büyük farkındalık! hayat geçiyor, tabe ya!
        Futbol oynayıp, etseydi babasını memnun
        DiN’e aidiyetle yaşam vardır, doya doya
        Hayat geçiyorken DiNsizlik en ciddi sorun

        Zamana bağımlı eylemiş bizleri Yarap;
        Ya O’na kul olacaktık, ya da zamana köle
        O’nu farketmeyenin hali belli ki harap
        Zamanın köleleri zıvanadan çıkmışsa hele
        ……..

  4. Ciddi konularda fikrini yazamayınca böyle seylerle gün geçiştiriliyor. Mesela Meriç’te bogulanlar, hala 70. 80 yaşında insanların tutuklanması vs. Dünya insan hakları sıralamasındaki yerimiz. Daha çok konu var …

    • Cemil bey, okuyabileceğimiz yazarlardan kala kala yarı özgür sayın Koru kaldı. Allah, muhafaza zaten birileri İngilizlerin dediği gibi “looking for an excuse” sizin dediklerinizi yazacak olsa o yazı siteye konulduğu an trolleri vasıtası ile siteyi çõkertirler. Emirerleri ile de Koru’yu susturturlar. Galiba siz bir kaç gun once Türkiye Cumhuriyetı başbakanının Almanyadaki “TC bir hukuk devletidir” dediğine güvenerek bu sitemi ediyorsunuz. Biz okurlar yazarımıza sitem edelim etmesine de,öncelikle 11.TC Cumhurbaşkanına yapılan linç kampanyasını göz ardı etmeden sitemleri ona göre yapalım.
      Meriçdeki boğulan çocuklarda aynı kaderi paylaştıkları Suriyeli akranları ile birlikte ağırlandıkları cennete “onlara bu dünyayı zindan edenlerle hesaplaşmak için gerçek adaletin tecellı edeceği gün olan Mahkeme-i Kübra gününü bekliyorlar.
      Sağlıcakla kalın.

  5. Bos verin laga lugayi simdi…
    simdi el birligiyle; “Turkiye kimyasal silah kullaniıyooooooooooor !” yalanını dillere dolama zamanıdır…

  6. Ne güzel itiraf ediliyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin hükümetlerini millet değil de, Kendini milletin efendisi sanan üç beş kişi tarafından kuruluyor. Heygidi memleketim hey. Çok şükür ki ogünler artık geride kaldı.

  7. Sağolsun gazeteciler özellikle de belli isimler anca ve anca hükümet kurmak, hükümet yıkmak, hükümete ayar vermek, siyasileri şekillendirmek, hizaya getirmek meseleleriyle uğraşadurmuşlar. İzleyenden çok şekillendiren kimseler olma derdine düşegelmişler. Güzellikle olmazsa zorla. Gücü yeten vezir oldu gücü yetmeyen rezil oldu…
    Şimdi hapishaneler gücü yetmeyenlerle dolu. Bazı isimlerde meslek sınırlarını aşmanın bedelini çok ağır ödüyorlar. Ama yakın tarihte hangi taşı kaldırsanız altında aynı isimleri görürsünüz yani kader mahkumu olmaktan çok kader yolcusu denebilir kendi çizdiği kader yolunun yolcusu… Yolun taşlarını döşeyenler ortaya çıkan yoldan en çok şikayet edenler oldu oysa bu da kaderin cilvesi sayılmaz değil mi… Nazlı ılıcağın oğlu “”gelinen bu süreci annem kendi hazırladı”” demişti. Süreç çok ağır sonuçlandı. Ben kendi adıma herkes için üzgünüm. Malesef herkes için sonuçları ağır oldu. Bu basın enkazın altında suçlu masum herkes kaldı…

  8. Fehmi bey yazısında meslek arkadaşını o kadar güzel anlatıyorki, okuyunca bir an sanki okumuyorum da Fehmi Koru’yu canlı olarak dinliyor gibi oldum. Şimdi o kitabıda merak ediyorum, internet üzerinden alabilirsem hemen okumak istiyorum.
    Ayrıcada o kitabı biz okuyucularınıza tanıttığınız için de teşekkürler, siz yazmasa idiniz belkide o kitapdan haberimiz dahi olmazdı. İftar davetinizi okuyunca Ramazanı özledim.
    Allah CC sağlıklı,sihhatlı, aile ve dostlarınızla birlikte nice iftarlar nasıp etsin,İnşAllah.
    Amin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here