Savaşlar hep biz kaybedelim diye çıkar, bugün girsek kazandırırlar mı?

27

Suriye’de Türkiye kimseyle savaş halinde değil; iyi ki değil. Ülkelerini işgalci güçlerden geri almak için mücadele edenlere subaylarımız destek veriyor. O destek de önemli elbette, ancak askerlerin doğrudan savaşa girmesi başka, bu başka.

Yine de karşı tarafın saldırılarına hedef olunduğu haberleri alınıyor.

Türkiye Irak’ta IŞİD’e karşı savaşanların yanında savaşmak istiyor; biz istiyoruz, ancak ülkelerini yabancı güç IŞİD’ten kurtarmak için savaşan ülkenin yöneticileri buna izin vermiyor.

Durum özetle galiba bu.

Umarım da böyle kalır.

Nedenim açık: Biz savaşmayı iyi bilen milletiz; hem de savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu ve hayli zamandır savaşların cephede kazanılmadığını, bu yüzden sonunda kaybetmemizin ciddi bir ihtimal olduğunu bilecek kadar…

Biz Birinci Dünya Savaşı’na büyük bir iştahla katıldık ve o savaşta yalnızca yenilmedik, büyük bir imparatorluğu da kaybettik…

İkinci Dünya Savaşı’na katılmadık, ama yine de katılmadığımız savaşı kaybetmenin sınırına kadar gelmiştik.

Gelin en iyisi, daha önce bir yerlerde de yazdığım, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasına dair anıları buraya aktarayım.

İbnülemin Mahmud Kemal
İbnülemin Mahmud Kemal
İbnülemin anlatıyor

İbnülemin Mahmud Kemal İnal, 1914 yılı Eylül ayının 10. günü, Kurban Bayramı törenlerine katılmak üzere kardeşi Ahmed Tevfik Bey ile birlikte geldiği Dolmabahçe Sarayı’ndadır. Bir gün önce, Yavuz ve Midilli adları verilen iki Alman zırhlısı, Alman amirali Souchon komutasında, Rusya’nın Karadeniz sahillerindeki askeri tesislerini top atışlarıyla dövmüştür.

“Devlet ve milletin uğrayacağı çeşitli zararları düşünerek derya-yı eleme daldık” notunu düşer İbnülemin o günün ruh hali için; anlatımına “Herkes sevinç içindeydi, ama biz matem eyledik” anlamına gelen bir mısra da ekleyerek…

İngiltere, Fransa ve Rusya ile savaşmakta olan Almanya, Osmanlı Devleti’nin de yanında yer almasını istemekte, aralarındaki askeri ittifakı bunu sağlamak amacıyla kullanmaktadır. Alman generali Liman von Sanders, Osmanlı’nın Genelkurmay Başkanı’dır. Gemilerin Karadeniz’e çıkarılması, Rusya’daki hedeflerin dövülmesi bu sebeple zor olmamıştır.

Ülkeyi savaşa sokacak karardan Sadrazam Said Halim Paşa’nın haberi yoktur.

“Hükümet idaresinin başında bulunan sadrazamın herkesten evvel bilmesi gereken devletin hayatıyla ilgili böyle mühim bir meselenin, bir-iki bakanın oyuyla gerçekleşmesinden ve sorumluluk birinci derecede kendisine ait iken yabancı gibi dışarıda bırakılmasından duyduğu tepkiyle, Said Halim Paşa istifaya karar verir.”

Paşa’yı kararından vazgeçirirler. Paşa, dönüş sebebini, “Memleketi böyle bir felaket içinde bırakıp çekilmeyi vicdanen uygun görmedim” diye açıklayacaktır.

Kalacak ve olayın savaşa yol açmaması için çalışacaktır. “Biz tarafsızlığımızı korumak istiyoruz. Bir kaza olmuştur; zarar ve ziyanın tespiti için bir komisyon kurulsun, özür de dileyelim, siz de olayı olmamış kabul ediniz” diye İtilaf devletlerine başvurur; olayın kaza olduğuna dair bir resmi raporu da başvuruya ekler.

Beklentisi, Osmanlı’nın ‘tarafsız’ kalmasını istediklerini sandığı karşı tarafın başvuruyu kabul etmesidir. Büyükelçiler kendisine böyle bir izlenim vermişlerdir. “Fakat onlar” der Said Halim Paşa, “Teklifimi uygun bulmadılar”.

Son bir gayretle bakanlarını evine çağırır Paşa ve onlara “Biz yine de tarafsızlığımızı koruyacağımızı ilan edelim, savaş dışında kalalım” görüşünü açıklar. “Turan’ı, Mısır’ı, Trablus’u, Tunus’u, Cezayir’i yeniden alacağımız türü iddialardan da vazgeçelim” der ve ekler:

“Biliyorsunuz, her milletin 3 devri vardır: Fetihler (fütuhat) devri… Duraklama (tevakkuf) devri… Çöküş (inhitat) devri… İnşallah bizimki çöküş değildir. Tarafsız kalalım, sınırlarımızı koruyalım.”

Yine de başarılı olamaz. Görevden ayrıldığında bir şeyi fark edecektir:

“Başbakan bir şey yapamaz, makamı bakanların insafına kalmıştır. (…) İçlerinden bazısı onun makamına gelmek ister.”

Kendisinin istifaya zorlanmasının ardından (4 Şubat 1917) ülkeyi savaşa sokan üçlü gruptan (diğer ikisi Enver ve Cemal paşalardır) Talat Paşa sadrazam olarak atanacaktır.

Cemal, Enver ve Talat paşalar
Cemal, Enver ve Talat paşalar

Ne çare, o dönemin sorumluluğunu taşıyan kadro savaş sonrasında ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Talat Paşa Berlin’de (15 Mart 1921), Said Halim Paşa Roma’da (6 Aralık 1921), Cemal Paşa da Tiflis’te (21 Temmuz 1922) uğradıkları suikast sonucu hayatlarını kaybeder. Turan ideali peşinde Orta Asya’da askeri harekât sürdüren Enver Paşa ise Tacikistan’da (4 Ağustos 1922) öldürülür.

Basınımız hiç değişmiyor

Yukarıya İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın ‘Son Sadrazamlar’ kitabından (5. Cilt s. 1892-1932) aktardığım ilk emperyalist savaşa nasıl oldu-bittiyle katıldığımızla ilgili satırları, Kasım ayında düşürülen Rus uçağı sonrasında uyarı niyetiyle yazmıştım.

O zaman da medyamız ‘savaşkan’ bir havaya bürünmüştü çünkü.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, kitabın “Sadrazam Said Halim Paşa” bölümünde ele aldığı 1. Dünya Savaşı yıllarını anlatırken, basına yansıyan hırçın kalem kavgalarına şöyle bir dokunup geçer.

Cepheler oluşmuş ve taraflar en kıyıcı ifadelerle birbirlerine saldırmışlardır.

Halbuki Avrupa’daki kapışma başladığında İstanbul basını olabildiğince sorumlu bir yayın çizgisi izlemekteydi.

Savaş sırasında Osmanlı ve Rus gazetelerinin tutumlarını inceleyen Muğla Üniversitesi’nden Doç. Tuncay Öğün, Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış bir ülkenin yorgun halkının, 1914’te, savaş fikrine hazır olmadığını vurgular (“History Studies” Dergisi 2013, 5/6):

“Seferberlik beyannameleri 2 Ağustos’ta sokaklara asıldığında, İttihat ve Terakki’nin gayr-ı resmi yayın organı olan Tanin gazetesi bile, bu seferberliğin öncekilerden farklı olarak savunma amaçlı olduğunu belirtmek zorunda kalmış, savaşa katılmanın kimsenin aklına gelmediğini yazmıştı.”


Basınımız, o günlerde, Türkleri Avrupa’dan kovarak İslam âlemini zillet altında yaşatmak isteyen Avrupa devletlerinin birbirlerini yemeye başlamasından memnuniyet duymaktaymış…

İş daha sonra değişir. Basına ‘sansür’ uygulanmaya başlanır ve muhalif seslerin kısıldığı özgür olmayan ortamda yalnızca hükümetin tek yanlı propagandası yayınlara yansır. Alman istihbaratı da basın manipülasyonu için devreye girer. Tabii basını besleyen parasıyla…

Yavuz ve Midilli zırhlılarının Karadeniz’de Rus hedeflerini dövmesi İstanbul’da pek çok yetkili için sürpriz olsa bile, eldeki belgelere göre, Ruslar böyle bir saldırıyı beklemekteydi. Tuncay Öğün, “Rus basını Türk filosunun harekete geçmeye hazırlandığını haftalar öncesinden yazmaya başlamıştı” diyor.

Osmanlı basını bayram havasına girer. “Rus gemilerinin batırıldığına ve limanlarının vurulduğuna dair yapılan açıklama Türk basınında sevinç ve mutluluk yarattı” diye yazıyor Öğün.

Tanin, “Eski sevgililerimiz zafer ve nusret yine bizimle” der; İzmir’de çıkan Ahenk, “Osmanlı bahriyesinin kahredici kuvveti”nden, Yunus Nadi de ‘cihad-ı ekber’den söz eder.

Coşkulu mitingler izler bu haberleri…

Böyle girdiğimiz savaşın sonu malum: Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı.

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. Her durumda zararlı çıkacağımız. Ve üst beyinin amacına hizmet edeceğimiz kesin. Aynı darbe teşebbüsü gibi… darbe başarılı oldu mu? olmadı mı? bence oldu: barış içerisinde yaşayan bir ülkenin fertleri birbirlerine yan gözle bakar oldu, azbuçuk liyakat ve adalet vardı o da gitti… Savaşın sonucu da buna benzer olacaktır: maddi ve manevi kayıplar, belkide planlanan başka tuzaklar ile daha büyük çıkmazlar v.s.

  2. Devletler realist ve oportünist zihniyetle yönetilmeli tezini derûnunda gizleyen bir yazı olmuş, güzel de olmuş.
    Ne yazık ki devletimizin yönetim kadrosu Enver Paşa ve arkadaşlarının “deli cesaretine” sahip bir şekilde hareket etmektedir. (Enver Paşayı çok sevmekle beraber I.Dünya Savaşı ile alakalı adımlarını deli cesareti olarak nitelendirmek durumundayım) Umarım içlerinden birisi sizin bu yazınızı okur ve ihtar mahiyetinde kabul eder, zararın neresinden dönsek kârdır der ve işleri bir an önce rayına koyar…

  3. Hükümetin, kimi medyamızın ve milletimizin cahilce savaş isteyip boş hayaller peşinde koştuğunu düşünüyorsunuz belki de. Oysa bir araştırma yapılsa zannediyorum ki savaş istemeyen oranı %90larda çıkar. Çevreye bir baksanıza, 20-30 bin militanı olan pkk/pyd kendine göre devlet kurmaya çalışıyor. daeş kendi sözde devletini kurmuş, ırakta ve suriyede demografik yapı dönüştürülmeye çalışılıyor. Güney sınırlarımızdaki bu durumla , terör unsurları, otorite boşluğundan istifade ile ülkemize zarar veriyorlar. Bunları bizimle savaşmak isteyen unsurlara anlatacak biri olsada, savaş gibi kötü şeyler hiç olmasa. Ayrıca milli ordumuzu, diplomatik bir araç olarak kullanabilmek, arada bir sopa göstermek neden kötü olsun ki. Millet ve devlet her türlü krize hazırlanırsa, hükümetin diplomasi gücü de artmaz mı.

  4. Mekale mazmununu mantık ü tarz-ı ifade cihetlerinden tedkik itdükte; muharrir-i azizin işbu makaleyi; muhtemel meşguliyyetine binaen sabi bir hafidine tahrir ittürdüğün zehabı hasıl olupdur şol fakirde…
    Allahu a’lem.

  5. Sözün tamamı deliye söylenir” atalar sözü mucibince sayın Koru, okurlarının hepsini akıllı saydığı için, sözün tamamını deği lde birazını söyleyerek, tamamlanmasını bize bırakıyor. Pekii sayın okuyucular, sizce üstadı nbu makalesini nasıl tamamlarsınız? Ortadoğu savaşına…………… Katılalım mı, katılmayalım mı? Fehmi beyin yazıları ağır ve oturaklı, ben gibi ihtiyarın kaldıracağı, taşıyacağı gibi değil se de asla vazgeçemeyiz. Çünkü harc-ı alem değil.

    • Orhan Bey,

      Siteye renk veriyorsunuz. Birçok başka okuyucunun yorumlarında da adınız geçiyor.. İhtiyar olduğunuzdan dem vuruyorsunuz ancak zamana adapte olma konusunda oldukça iyisiniz. İnternetten yazı takip etmek, oraya yorumlarla renk vermek… Allah uzun ve sağlıklı bir ömür versin inşallah.

      Teşekkürler.

  6. Osmanlı’nın son dönemlerinde savaşları cephede değil masa başında kaybettiğimiz görüşü kendimizi aldatmaktan başka bir şey değil. Türk Milleti olarak savaş kaybetmeyi kabullenemediğimiz için böyle garip bir mazeret icat etmişiz. Gerçekte ise cephedeki savaşı kazanan veya rakibine göre çok güçlü olan taraf masada da kazanır.

    Sadece siyasi tarih okumak ile fazla bir şey anlaşılmıyor, falan tarihte savaş olmuş bu devlet kazanmış şu devlet kaybetmiş … bu bilgi ile ne anlaşılabilir ki. Kazanan neden kazanmış kaybeden neden kaybetmiş ? Bu sorunun cevabını ‘delikli demirin’ icat edildiğinden bu yana giderek artan bir şekilde bilim-teknoloji belirlemeye başlamıştır.

    İlginç bir örnek çok şey anlatıyor, son Osmanlı Meclisinde alınan kararlardan birisi ‘kibrit’ ithal edilmesi üzerinedir. Henüz kibrit üretmeyi bilmeyen bir Osmanlı Devleti’nin o dönemde (1914) 2. Sanayi Devrimi’nin zirvesinde olan İngiltere Devleti ile başa çıkması mümkün mü ?

    Bilim-teknoloji tarihi konusunda hemen herkesin kolayca anlayabileceği değerli bir kitabı tavsiye etmek isterim. Bu kitabı okurken, Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemlerinin Batı’da gelişen bilim-teknoloji ile bağlantısını siyasi tarih ile paralel okuyarak görebilirsiniz. (Bu kitap 1950’ye kadarki gelişmeleri özetliyor. O tarihten bugüne olan teknolojik gelişmeler ise öncekilerden fazla !)

    Düyun-u Fünun-u Umumiye (ya da) Fen’den Borçlu Batıya Geçmek (Reşit Aşcıoğlu)

  7. Hamaset edebiyatı çok tatlı. Kurtuluş Savaşı nı yaşayanlardan kimse kalmadı. Hiç birimiz (Doğu – Güneydoğu gazileri hariç) savaşın ne olduğunu bilmiyoruz. Eğri oturup doğru konuşalım atalarımızın kahramanlığı ve fedakarlığı kalıtsal bir özellik değil. Hepimiz Holivut nesliyiz. Öyle ki erkek çocuklarımıza silah oyuncak bile almıyoruz. Peki savaş bizi karlı dağlara götürdüğünde ya da dağlardan çöllere düşündüğünde kimimiz öleceğiz kimimiz nutuk söyleyeceğiz? Size katılıyorum. Savaşmayalım. En azından öz kültürüne bağlı bir nesil yetiştirmeden asla. Ben de sizin gibi savaşın sonunu görebiliyorum. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın. Bilgisayarının başında ayağında pijaması ve elinde pizzasıyla savaş çığırtkanlığı yapan çakma delikanlılar tehlike belirdiğinde hangi deliğe saklanacağını düşünürken askerlik yoklamasına yamalı pijamasıyla giden gariban vatan evladının kanı akmasın. Allah’ ım nur istiyoruz sen bize yangın verme. Amin.

  8. Her ne kadar burada birinci Cihan harbine girişimiz anlatılsa da bu biraz tek taraflı olmuş. Zaten 1. Cihan harbi İngiltere’nin istemediği şekilde siper savaşlarına çakılı kalmış, kendisine çok güvendikleri Fransız ve Rus süvarileri; Alman silahları karşısında perişan olmuşlardı. Bu durum İngiltere’yi zor durumda bırakmış ve savaş uzadıkça daha zor bir hale gelme tehlikesi barındırmaktaydı (İngiltere’ye gelen her şey deniz yolu ile geliyor ve pahalıya mal oluyordu). Bu durumu bitirmek isteyen churchill Çanakkale üzerinden bir cephe açarak Rusya’ya yardım ve Almanya’nın sıkıştırılmasıyla savaşı bir an önce bitereceğine inandığı bir planı zaten yapmıştı. Neticesinde Osmanlı istemese de savaşın içindeydi zaten. Sadece Said Halim paşa ve diğerleri bilmiyordu.

  9. Irak’taki durumla 1.dünya savaşını karşılaştırmak bence isabetli değil.
    Irak’ta karşımızda bir terör örgütü var.
    Savaşılan bir devlet yok.
    Orada koca koca ülkeler bir terör örgütü ile
    “savaşmak” için mi bulunuyorlar acaba?
    Buna inanacak kadar saf mı olalım şimdi?

    Türkiye oraya kendi ülkesine ikide bir de zarar veren bir terör örgütünü kendi bataklığında kurutmak için girmek istiyor.
    Bunun için aceleci davrandığı da söylenemez.Bıçak kemiğe dayandıktan sonra
    harekete geçmiş oluyor.

    Gelelim şu ifadenize:

    “Türkiye Irak’ta IŞİD’e karşı savaşanların yanında savaşmak istiyor; biz istiyoruz, ancak ülkelerini yabancı güç IŞİD’ten kurtarmak için savaşan ülkenin yöneticileri buna izin vermiyor.”

    Bu sözleriniz biraz komik kaçmıyor mu
    sayın Koru ? Ortada devlet diyebileceğimiz bir
    devlet mi var? Irak’ta İran,ABD,İngiltere,Fransa cirit atıyor.Üstelik Irak’taki terörist örgütün
    zararı onlara değil bize dokunuyor.Yani bizim
    orada bulunmak için haklı bir gerekçemiz var.
    Ama diğer devletlerin hiç bir gerekçesi yok.
    Orada savaş için değil bölüşüm için bulunuyorlar.

    Savaş mecbur kalmadıkça istenecek bir şey
    değil.Irak’taki olaya da savaş demek mümkün değil.

    NOT:

    Bir cümlenize şöyle başlamışsınız:
    “Nedenim açık: Biz savaşmayı iyi bilen milletiz…” Herhalde gerekçem demek
    istemişsiniz. Şahsen neden kelimesinin,
    nedenim, nedenin, nedeniniz şeklinde
    iyelik takısı ile birlikte kullanıldığını hiç görmedim. Yanılıyor muyum acaba?

    • 1-Bir kere Iraktaki savaşı 1.Dünya savaşı ile karşılaştırmamış. 1.Dünya savaşında alınan tedbirler osmanlı devleti bitirmiş yanlış tedbirler ve kararlardan bahsediliyor. Bir dünya savaşının çıkması olasıdır. Devletimiz tedbirlerinde yanlış yapmasın diye uyarıyor yazar.
      2-Sayın Bekir koca koca devletler oradaysa Irakla sınırları olmadığı halde , bizim Irakla 350 küsür km sınırımız var. Şimdi söyle Deniz aşırı ülkeler, müslüman olmayan ülkeler Irakla dost olabiliyor ve yanlarında olabiliyorlarsa biz sını olan, komşu ve Müslüman bir devlet olarak niye dost olamadık. Suçlu dış düşmanlar değilmi sevsinler sizi efendi !
      3-İŞİD ‘e karşı savaşmamız için Irak izin vermiyor diyor Yazar, sizde diğer devletlerin savaş için değil bölüşüm için orda olduklarını söylüyorsunuz . Şimdiii, 350 Km sınırımız olsun, iki müslüman ülke olalım ve Irak İŞİD’e karşı savaşmamıza izin vermesin. Niye aceba. Hiristiyan bloku , ve Irakla sınırı olmayan ülkeler Irak’ a dost biz niye değiliz. Ülkemiz en son koskoca 15 yıl yönetti. Onlara sorun niye ddost olamadığımızı ve Irakın bizi niye dost görmediğini. Komik olan ne?
      4-Iraktaki olan savaş değilse nedir? Çelik çomak oyunu ise , Irak komşumuz ve Müslüman ülke , çelik çomak oyununuda bizle oynaması gerekmiyormuydu? Niye oynatmıyor, bunu yazara soracağınıza ülkeyi 15 yıldır yönetenlere sormanız gerekmezmi.
      5-Yetermi gereki cevabınız varmı Bekir bey diyeyim.(rumuzunuzu hitap olarak aldım kusura bakmayın)

      • 1. Türkiye Irak hükümeti ile dost olamadıysa, sizin, Türk hükümetini suçlamanız şart mı? Arıza karşı tarafta olamaz mı? 1 Milyondan fazla Iraklının ölümüne sebep olan ABD Irak’ın dostu mu oluyor size göre?

        2. İngiltere, Fransa, ABD ırak’ta IŞİD ile “savaşıyorlarsa” ve hala IŞİD bitirilemediyse, bazı şehirlere hakimse ayıp olmuyor mu?Nasıl savaş bu?

        3. Bugünkü durumu izah etmek için 1.dünya savaşı ile söze başlamak bir nevi karşılaştırmadır. Karşılaştırma illa da 1.dünya savaşında şu kadar uçak, bu kadar asker vardı, bugünse şu kadar
        uçak, bu kadar asker var… demekle yapılmaz.

        4. Sizin de bir rumuz kullandığınız belli bir şey sayın Maraşlı.

  10. Yine tarihi büyük bir olayla günün koşullarının karşılaştırılması.. Fehmi Koru’nun görüşlerinin ve fikirlerinin arkasının boş olmadığını, tarihi tecrübelere hem de ağır tecrübelere dayandığını ispatlayan bir yazısı.. Bu yazıyı bizim devlet çalışanları da aynı Amerikalı diplomatlar gibi okuyup değerlendirse.. İnşaallah değerlendiriyorlardır..

  11. Tarihten ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi maalesef su anda da bir kısım medya ülkemizi savaşa sokmaya can atıyor nede olsa savaşan kendi çocukları değil olan güzel ülkemin gariban Anadolu çocuklarına oluyor. Allah ülkemizi korusun maceralardan ve tuzaklardan uzak duralım. Ayrıca sitenizi ilk günden beri takip ediyorum gözle görülür bir profösyönelleşme var bir ara bahsetmiştiniz belki haber sitesine dönüşür diye iyi olur şu anda tarafsız bir haber sitesine o kadar çok ihtiyaç varki. KHK mağdurlarından da haftada bir bahsetseniz o insanlarıda unutmasanız. İnanın çevremde var masum ve çok zor durumdalar.

  12. Evinin içindeki yılanı öldür yada dışarı at, dışarıda doğru duran yılana elleme. Yılanın eve girip saldırmasına karşıda tedbiri elden bırakma. Sanırım işin özeti budur.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here