Siyaset bizde dava için yapılır; bu yüzden kolay terk edilemez…

20

Geçenlerde bir toplu taşım aracında karşımıza çıkan ve bir partinin ilçe başkanı olduğunu öğrendiğimiz olgun bir kişi, ben ve arkadaşıma, sonradan birkaç yerde tekrarladığım hikmetli sözler sarf etti.

Başkalarına tekrarladığım halde sizlerle paylaşmadım, çünkü dışarıdan verdiği örneklerden sonra “Bizde ise…” diye başlayan bölüm zülfü yâre dokunur gibi geldi.

Siyasetçi ve koltuk

Adamın bize dediği şuydu: Demokratik ülkelerde seçimle gelinen görevler o görevi üstlenenler açısından süresi belli bir yükümlülük olarak görülür. Süre dolunca veya herhangi bir sebeple erkenden koltuktan ayrılması gerekince, o görevlerde bulunanlar, hiç yüksünmeden yerlerini başkalarına terk ederler…

Örneğini de İngiltere’den verdi: David Cameron

David Cameron 2016 yılında yapılan Brexit referandumuna kadar altı yıl boyunca İngiltere’de başbakandı. Referandum “Avrupa Birliği’nden çıkalım” iradesini siyasete dayadığında, “Bundan böyle ben yokum” diye ceketini alıp başbakanlığı terk edivermişti Cameron.

Bu olayı zikreden toplu taşım aracında karşımıza çıkan kişi, “Üstelik bir de ıslık çalarak” diye ekledi.

Sizlerle daha önce paylaşmadığım bu anekdotu şimdi niye aktarıyorum?

Fatih Çekirge’nin bugünkü yazısında karşıma çıkan Başbakan Binali Yıldırım’ın sözleri sayesinde.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın düzenlediği bu ayki ‘Beyoğlu Sohbetleri’ toplantısının konuğu imiş Binali Bey.

“Kahkahası bol bir gece oldu” diyor Hürriyet yazarı toplantı için. Başbakan en keskin mesajları katılanların içini ferahlatan bir üslupla vermiş çünkü.

Bir meslektaş, “En çok neyi özlüyorsunuz Sayın Başbakanım?” diye sormuş.

“Cevap yine bir alkış ve kahkaha” dedikten sonra Fatih Çekirge söyleneni şöyle aktarıyor:

“Yani şu anda, az ilerideki Bahriye Caddesi’nde elde tespih yürüsem… Onu özlüyorum…”

Televizyon programı yapımcısı olan biri de, Başbakan Yıldırım’ın toplantıdaki performansını çok beğenmiş ve kendisine “Bir yapımcı olarak size ‘talk show’ önerebilirim” demiş. Ona cevabı da “3 Kasım 2019’dan sonra bu teklifinizi değerlendiririm” olmuş Binali Bey’in…

Demek ki, arkasına bakmadan ceketini alıp siyasi hayattan ayrılmaya hazır bir siyasetçi, şu anda başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım.

Siyaset onlarda yük, bizde dava

“Onlar ve bizler” ayrımının bir sebebi var elbette: Bizde siyaset, pek çok başka ülkeden farklı olarak, hiçbir zaman omuzlarda taşınan fuzuli ve geçici bir ‘yük’ görülmüyor; çünkü bir ‘dava’ uğruna yapılıyor bizde siyaset. Öyle olduğu için de, siyasi hayatı terk etmek sanki ‘dava’ diye nitelenen ulvi yolu yarıda bırakmakmış gibi görülebiliyor.

Sadece siyaset yapanlar öyle görmüyor, onunla birlikte siyaset yapanlar da, o siyaset adamına oy verenler de konuya böyle yaklaşıyorlar.

Ayrılması istenmiyor, siyaset adamı da işgal ettiği koltuğu bu sebeple kolay kolay bırakmıyor.

Koltuk terk edilir, ama ‘dava’ terk edilebilir mi hiç?

Sağcısı da solcusu da böyle yaklaşıyor konuya.

Elbette Binali Yıldırım da, 3 Kasım 2019’da yapılacak cumhurbaşkanı seçimiyle birlikte tarihe karışması beklenen başbakanlık koltuğunu terk etmek zorunda kalsa bile, siyasi hayattan öyle kolayından çekilemeyecektir.

Hadi diyelim siyasetten çekildi, çekilse bile, eski başbakan olarak Bahriye Caddesi’nde elde tespih yürümek rüyası o zaman bile gerçekleşmeyecektir.

Keşke gerçekleşebilse.

Bisikletli başbakan
Hollanda başbakanı Rutte..

Geçen Ekim ayında bir fotoğraf sosyal medyada çok takdir toplamıştı.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte ülkenin kralı ile görüşmek için gittiği Kraliyet Sarayı’nın bahçesine bisikletini park ederken görüntülenmişti.

Meğer ülkesini ziyaret eden yabancı konuklarla görüşmelerine de bisikletle gidermiş Hollanda başbakanı; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2012 Nisan ayında Hollanda’yı ziyaret ettiğinde de öyle olmuş…

Ben de bir defasında Belçika başbakanını belediye otobüsünü durakta beklerken görmüştüm.

Daha doğrusu o zamanlar Brüksel’de yaşayan gazeteci Hadi Uluengin, biz araçla yanından geçerken durakta bekleyen kişilerden birinin ülkenin başbakanı olduğunu söylemişti.

Söylediğinin doğruluğu, resmi görüşmeler başladığında, duraktaki kişiyi bizim resmi heyetin karşısında gördüğümüzde ortaya çıkmıştı.

Terör bizde öyle fotoğraflara imkan sağlamıyor.

Her şeyin bir zamanı var.

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. Fiiliyatta demokrasi ve cumhuriyet AB’li ve ABD’li halklara mahsus olup, O devletlerde geçerlidir.
    Diğer Devletlerde, BATILILARIN GAYRETİ ile bizde (İslama bağlı olanlar ve İslamsevmezler) ve hep birbirine karşı olan zümrelerin meydana getirdiği pek çok Devlette DEMOKRASİ (ve bu tarzı ile seçim)
    KARGAŞA ve ANARŞİYE, istikrarsızlığa hizmet ve MİLLETİ BÖLMEK (partilere yani parçalara ayırıp, yutmak) için Batılılarca ihdas edilmiştir. Fakat, kendilerine uşaklıkta kusur bırakmıyan Krallıklara ise, Batılılar hep hoşgörü ile bakarlar. Nitekim, İran Kralı Şah Rıza Pehlevi Batılıların sevimli dostu idi. Batılılar ve Uşakları demokrasi, cumhuriyet, hürriyet nidaları ve irtica yaygaraları ile Ülkemiz insanını YÜZYILLAR boyu uyutmuş ve “teba” lıktan KURTARARAK ! KOCA İMPARATORLUğun sonunu hazırlamıştır. (Cumhuriyetimiz de 100 yıldır yerlerde ve Avrupa kapılarında sürünüyor ; “Laf ile peynir gemisi yürümez”. Vaktiyle, aynı geri kalmışlığı paylaşan Çin, Hindistan, Malezya, Kore … gibi Ülkeler vızır, vızır öne geçip ilerlerken, Türkiye hala nal topluyor, kendinden her türlü tekniği esirgiyen Batılı dostları sayesinde. “Yiğidi öldür, hakkını inkar etme”, derler. ilk defa bu hükumet zamanında, T.Özal ve Prof. Erbakan’ın Başlattığı hamle ile askeri makine ve teçhizatının bir kısmını kendisi yapar hale geldik. İYİ BİLMELİ ki, ” GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ ” YALANLARLA kendi kendini, MASUM halkını KANDIRMIŞ olursun, sadece.
    Güya, “SİYASET, bir fikri, metodu iktadara taşıma gayretidir”. Bizde ise, SİYASET, bir muteris- menfaatsever kişiyi TBMM’ne taşıma şarlatanlığıdır. Bizde “dava” dedikleri aslında budur. Siyaset bir CAKA satma ve yemlenme yatağıdır. Oy verenler için belki “dava” dır, fakat, seçilenler için asla ; nefsi tatminden öteye gitmez. Bir gün, yolda rastladığım işsiz, bilgisiz birine, “senin ne işin var, partide ?” diye sordum : ” “Bir titrim olsun”,diye, cevabladı. Vaktiyle, bir M.vekili yanıma geldi, “bir vatandaşın teşvik işini takip ediyordu”, öğrendim ki, % 10 alıyormuş. Bir Bakan beni telefonla arıyor, meğer o da aynı vatan !görevini ifa ediyormuş. Birgün gelen havalemi almak için Banka’ya vardım ; orada, sonradan M.Vekili de olan bir Sendikacı’nın, 1980’lerde, 100.00-leri bulan mevduatının faizini konuşuyorlardı.
    Nerede Tevfik İleri, Vehbi Dinçerler, İsmail Kahraman gibi nadir Parlamanter, Bakanlıktan sonra, bir daha ticarete dönmiyen, servet birıktirmiyen Bakanlar. Bir bilgisi, katkısı olmıyan, fakat – siyaset uğruna servetini FEDA eden 5 dönem m.Vekili İ.Hüseyin İncioğlu gibi kendi serveti ile caka satan adamlar

    Ekseri MEBUS (diriltilip sorgulacak kişi) a göre ise, bir MESLEK, iyi bir KAZANÇ KAPISI’dır, ucuz, kolay, bereketli, ZAHMETSİZ (üç ay hariç). Siyasetçi ile beraber yürüyenler için de aynı şeyi söylüyor, halkımız. FVFT, bu gibiler için “koltuğu terk etmek, dava ! yı terk etmek” tir. Hollanda Başbakanı bisiklete binerken, Uruguay Cumhurbaşkanı çok eski Wosvusu ile geziyor, gecekondu’da oturuyordu. Bunlar iyi şeyler, fakat, pek o kdar da marifet değil, halkçılık hiç değil.
    Marifet Halkının hukukunu, malını, mülkünü korumak ve KALKINdırmak. Gerisi, laf ebeliği, göz boyamadır. Nitekim, dürüst Ecevit, nice Hüsamettin Özkan ve Uluğbay’lara, banka iflas ettirmelerine zemin hazırlamıştır. (28 Şubat Soygunlarını – 20’ye yakın banka İÇ EDİLMİŞTİR – Hesabını sormıyanlar VİCDANSIZ, adi, nemelazımcı veya VURGUNCU mahlukattandır))
    ENAYİ ! Hasan Celal gibi, sağlam AİLE ve İSLAM terbiyesi görmüş kişilerin her geçen gün daha da azalması Memleket için talihsizliktir. Siyaset, ekser yalancı ve MENFAATCİ zümre ÜRETİYOR. Şunu da itiraf etmek gerekir ki, M.ŞEVKET Eygi ve ve kısmen M.Altan’ın isabetli bir tesbiti var : “KÖY KÜLTÜRÜ ile
    İSLAM NEŞV-ü NEMA Bulmaz (YAYILMAZ). Çünkü – Avrupa Medeniyeti değil – hakiki İSLAM MEDENİYETTİR
    Cemiyete hasbi hizmet ve ve şefkat dinidir. “Yönetici, hem yesin, hem hizmet etsin” diyen cahillerin, zavallıların dini değil, İSLAM. (Semadan pırlanta inci yağsa onun cahili ne anlar ! ). Demokrasi dediğin hadi ki, gerçekleşti, Adalet ve liyakat var mı ? Demokraside bir bakıyorsun, dün hiç değer vermediğin kişi Bulunmaz BURSA KUMAŞI YAPIluyor ve ona taparcasına bağlanıyor ve tapıyorsun.
    Hazreti Peygamber akıl danışıyordu, kıme ? İslamda ŞÜRA var, Kur’an’da var. Ama hangi ŞURA ?
    Bir AFRİN Meslesi ortaya çıkıyor. Bilgisi olsun olmasın, önüne gelen konuşuyor
    İslam’ın en büyük kurallarından biri de haddini, yerini bilmek.

  2. Koltuk

    İslamiyette, insan davaya hizmet için yaratılmıştır. Ne var ki insan verilen görevi yapmadan ibarettir. İşleri yaptıran Allah’tır.  Allah herkese değişik görev vermiştir. Herkes kendine Allah ne görev vermişse onu yapmalı. Kimse kimsenin işine karışmamalı. İlahi düzen ne ise ona razı olmalıdır.

    Başkalarında siyaset iyi bizde kötü. Bizde seçimi kaybeden herkes hiç direnmeden siyaseti bırakır ama seçimi kazanana saldırır, onu para ile veya silahla indirme hr ülkede görülmektedir ve hatalı olan budur. Türk siyasetçileri Sermaye’nin dayattığı dolarla ve onunla beraber yol almak zorunda kalmış silahla  boğuşa boğuşa bugünkü hale gelmiştir.

    Tesbihle sokakta yürümek değil de  Kuran’ın sahifelerinde dolaşmak istyorum. Hamd ediyorum.

    • Bizde siyaset dava için yapılmaz. Zevk için yapılır. Dava, işin kılıfıdır.
      Erdoğan’ın niyeti önce 2029’a sonra mümkünse ölene kadar sarayda yaşamaktır. Tıpkı Kaddafi (1969-2011; 42 yıl), Hafız Esad (1970-2000; 30 yıl) ve Saddam (1976-2003; 27 yıl) gibi. Hafız Esad “Suriye daima komplolarla karşı karşıyadır” derdi. Böyle diye diye ölene kadar tam 30 sene Suriye’nin başında kaldı. Erdoğan da dış düşmanlar, komplolar söylemini sürüdürecek. “Ben gidersem devlet batar!” diyecek. Üst akıl diyecek, iç ve dış mihraklar diyecek vs.

      • Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin başına SEÇİMLE geldi, seçimle kalıyor ve seçimle gidecek. Türk halkı isteyince gidecek. Şimdilik niyetimiz yok.

        • Erdoğan 25 sene önce yola çıkarken “Demokrasi bizim için araçtır, hedefe varınca trenden ineriz” demişti. Bugün muteber alim Hayrettin Karaman ne diyor? “Demokrasi Müslümanların rejimi olamaz!” diyor. Demokrasi ile (seçimle gelip seçimle gitme ile) kimin derdi olduğu ortada. Erdoğan’ın Erbakan için söylediği söz şuydu: “Bunlar gelmeyi biliyor, gitmeyi bilmiyorlar” Evet, mesele bu. Gitmeyi bilmek.

  3. Nurdan hanım sizin yorumlarinizı eleştirenlere Mehmet Akifini aşağıdaki dörtlüğü ile cevap verip yorumlarinizı yazmaya devam edin çünkü keyifle okuyoruz. Çünkü siz vicdanınız ile yazıyorsunuz.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
    Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
    Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
    İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?

    • “SILA” bu ismi okuyunca içim sızladı, çünkü bu ismin anlamı vatanınından 15,000 km uzakta olanlar için bambaşka bir manası olmasının yanısıra güzeller güzeli bir isim. İsminiz kadar değerli biri olduğunuzu yorumunuz ve eklediğiniz şiir ile de onaylamış oluyorsunuz.Allah razı olsun.
      Sıla hanım,benım için teveccüh etmışsıníz, teşekürler.
      Buradaki bazi yorumcuların Fehmi Bey’ín gerçek okuyuculari olduğunu zannetmiyorum sadece parazit yapıp insanlarí susturmaktan başka gaayeleri yok, çünkü onlar bu işleri úcret karşılığında yapiyorlar. “Troller”
      Ya sabır, son gúlen tam güler.
      Dünyada ve úlkemizde en güzel ve huzurlu günlerín yakın olması dileklerimle esen kalın.

      • iki ama dolma yerken, biri diğerine sormuş: “niye ikişer ikişer yiyosun” diye, diğeri de soruyla karşılık vermiş: “sen nerden biliyosun ikişer ikişer yediğimi”. İlk soruyu soranın cevabı: “kendimden biliyorum”
        çok şey yazılabilir; ama değer mi?…

  4. Bizde herhangi bir başbakan durakta beklese,orada bekleyenler araba tutar sen bekleme diye gideceği yere gönderirler. Bizde kültür…

  5. Keyifli bir pazar yazısı okurken yazıya yapılan yorumlar, daldığım hülyadan beni alıp gündemin o kesif atmosferinin içine bırakıverdi.

    Ülkemizde bir türlü oluşmayan demokrasi kültürü, demokratik sistem adı atında dayatmacı bir siyasi hayat yaşatıyor hepimize. Bu hem sağcı ve solcu olmakla beraber muhafazakar ve merkez/dört eğilim siyaset yapıcılar içinde geçerli ve örneklerini biri diğerinden farklı yaşanmışlığa yaşı yarım asrı devirenler şahittir.

    Bunca yaşanmışlığa geri dönüp baktığımda devlet, özellikle hep kendi tebaasına karşı kendini koruyucu refleks içerisinde görmüş ve demokratik sistemi yeniden tesis etmek adına her seferinde demokrasiyi inkıtaya uğratmıştır..ithal ettiğimiz o demokrasi bir türlü dört başı mamur ülkemize henüz gelememiştir.

    Genetiğimize uymadığından mıdır nedir, yoksa Cumhuriyet sonrası oluşan devletçi sol CHP zihniyeti ile kadim muhafazakar yapı, taki o yıllardan beri bir ”iki kutup” oluşturuyor ve biri diğerini yok etmekle kendini memur görmesinden midir bir türlü yaşanılır bir sistem oluşturamadık..amir olarak gördükleri de kendi hulyaları ile bezeyip süsledikleri ”dava” ideolojileri olsa gerek…İki birbirine düşman kutup ve demokrasi de dahil ülkemizdeki bütün ideolojiler bu iki kutup etrafında şekillenen bir siyasi hayat…

    Kendi sistemini kurma yetisi yoksa ve bir sistemsizlik içerisinde debelenip durmaktansa, ithal edilecek sistemi bari, zamanın ruhuna uyup uymadığına bakmaksızın onu adalet ve hukuk ile bezemeli, ki toplumsal hayat için en elzem olanı da budur. Milletimizin buna dair müktesebatı yabana atılmayacak kadar kıymetlidir.

    Yerel, bölgesel ve dahi küresel, insani sorunlarının temelinde yaşanan adil olmayan uygulamalar ve hukuksuzluk değil midir?

    Dava dediğiniz mefkurenin içini de ancak hukuk ile doldurursanız makes bulur.

    Hukuku içine sindiren insan ise hakkı olmayana elini uzatmaya imtina edecek ve ”işine” giderken bile ithal makam arabalarına binme yerine bisiklete binmek ona aşağılık kompleksi yaşatmayacaktır.

    ”Terör bizde öyle fotoğraflara imkan sağlamıyor.” Doğru sayın Koru..terörü ne ile bitirebileceğimizi bir öğrenebilsek…

  6. Hollanda Kralı da pilotluk yapiyor.
    Batılılar seçtiklerini bizdekiler gibi yüceltmezler ve onlardan verdikleri oyların hesabını sormasını da iyi bilirler. Õyle o bakan veya milletvekili kimse tınmaz onları, onun için de politikacılar hata yaptı mı tıpış tıpış giderler.
    Ben ilk geldiğimde,
    Kanada’nın Vancouver şehrinde her hafta etkinlikler düzenleyen Multi Culture Conserving Societien’de gönüllü olarak çalışıyordum. Bizim hemen hemen her toplantımıza katılan Hindistan asıllı bir avukat vardı daha doğrusu ben öyle biliyordum.
    Bir hafta sonu büyük bir parkta her millet kendi kültürünü tanıttığı bir programı organize etmiştik ve bizim stantda kitaplar bröşürler bedava dağıtılıyordu.
    O gün bir Türk genci de gelip bize yardım etmek istedi, işe girerken refarans alabilmek için.
    O çocuk ve diğer onun gibi olanlar gelenlerle ilgileniyorlar ben de onların başında duruyorum birkaç saat sonra o avukat olarak tanıdığım bey yanında biri gazeteci diğerlerinin kim olduğunu bilmedığim üç kişi ile birlikte geldi, selam verip hal hatır sorduktan sonra bana “stantda neden Pencabi kitapları yok” diye sorunca, ben de yarı şaka yar ciddi bedava olduğu için sizinkiler talan ettiğinden dolayı kalmadı” dedim ve adam gülerek vedalaşıp gittikten sonra bizim Türk genci bana Anne derdi ” Anne o adam kim biliyor musun?” Ben de “evet bizim derneğin üyesi kendisi de Avukat” deyince güldü ve
    Biritish Colombia eyaletinin başbakanı olduğunu söyledi.
    O Başbakanla 6 ay önce tanışmıştık ve her ay düzenli olarak toplantiya gelırdı.
    Böyle bir olay bizde olması mümkün mu?
    Ben bir soru soracak olsam bölgemizin Senetör veya milletvekilinin ofisini ariyorum istediğim bütün bilgileri anında gönderiyorlar. Ayrıcda politikacılar her ay bir Kütüphanede halkla buluşup sorunlarını dinliyorlar.
    Bizimkiler değil halkla buluşmak, meclise dahi gitmiyorlar.

  7. Koltuğu bırakma tavsiyesi en çok da, defalarca seçim kaybeden K. Kılıçdaroğlu’na lazımken örneklemeyi Başbakan üzerinden yapmanız bana bir yönlendirme gibi geldi.

  8. Keyifli bir pazar yazısı olmuş sayın koru. Eleştiri dozu da mükemmel.

    Hükümeti eleştirmek hepimizin en doğal hakkı. Sağolsun varolsun akp hükümeti de bizi hiç malzemesiz bırakmıyor doğrusu. Yapıcı eleştiri var yıkıcı eleştiri var. Makbul olanı elbette olumlu yapıcı olanı ise de yıkıcı olanda kabul edilebilir. ..

    Kabul edilemez olanı neye hizmet ettiği bilinmeyenler. Yenilenmeyen ama sürekli yinelenenler. İçinde manasız şiddet taşıyanlar.
    Afrin operasyonu başlarken ısrarla pkk niye 40 yıldır bitirilemiyor yenilemiyor diye sormak mesela. Zira bu entellektüel bir soru değil. Bir cevap bekliyor da değil. Suriye savaşından önce bazıları için masum bile sayılabilecek bir soru suriyedeki durum herkes için bu kadar net hale gelmişken neden ısrarla sorulur. Vatansever bir eleştiri kisvesine büründürülmeye çalışılır. Oysa eskiden gizli giden silah dolu tırlar şimdi aleni gitmektedir eskiden gizli verilen eğitimler şimdi aleni verilmektedir eskiden gizli verilen sözler şimdi aleni verilmektedir eskiden gizli devşirilen militanlar şimdi açıktan zorla tehtitle yada parayla kandırılarak devşirilmektedir . Pkk nın neden bitirilmediği bu kadar açıkken 15 temmuzda kendi halkına ateş eden natocu ve fetöcü unsurların kendi askerine yaptığı kalleslikler ortaya çıkmışken herşey hiç olmadığı kadar açık gösterilmiş ve anlatılmışken vatansever eleştiri mi yaftalayalım bazı sorulara…
    Fırat kalkanı neden?
    El babta ne işimiz var? Ve şimdi
    Afrin soruları…
    Anlamak ve anlatmak için bir örnek yeter sanırım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here