Tam “Medya da kendini hesaba çekti, bundan sonra olmaz” diye sevinirken..

24
Zaman gazetesinde 12 yıl (1986-1998) başyazarlık yaptım.. Özel yemekler ve iftarlarda çekilmiş kimbilir böyle kaç fotoğrafım vardır..

Artık o dönemlerin geride bırakıldığını, daha sorumlu bir yayıncılık anlayışının medyaya hakim olacağını düşünürken, şu olana bir bakın: Kendisiyle ilgili adli soruşturmada, 9 AY ÖNCE Başsavcılığın daveti üzerine verdiğim tek paragraflık bir tanıklığımı bana pahalıya mal etmek için, bugün de karakter suikastı yapılabiliyor.

Geçmişte benzer suikastlara maruz kaldığım için suikast girişimini hemen fark ederim.

‘Takkeli liboş’ lâkabını bana uygun görmüş yazarı bulunan gazete, kaç gündür beni manşetinden idam ederken, ancak ‘kart zampara’ diye özetlenebilecek bir iftirayı gündeme sürdü. Hayatında ağzına alkollü içki koymamış bir adama körkütük sarhoş olmayı, kadınlar konusunda mahcubiyetini bu yaşına kadar atlatamamış olmasına rağmen yurtdışında ilk rastladığı kadına sarkabilmeyi ona reva gördü.

Yani bana.

Ne diyeyim bilemiyorum.

İyi ki böyle bir sitem var

Gazetecilik hayatım insanları tezviratlara muhatap eden bu tür yayınları sergileyip onları yapan ‘gazeteler’ ve ‘gazeteciler’ ile mücadeleyle geçti.

Yayınlarına karşı çıktığım gazeteler ve yazarlar ile ilgili yazılmış yüzlerce yazım var.

O çabaların da katkıda bulunduğuna inandığım bir kendini sorgulama arayışı sonunda, belli bir olumlu anlayışın, herkese ve her gazeteye hakim hale gelmek üzere olduğunu sanıyordum.

Şu son birkaç gün içerisinde büyük çapta yanıldığımı gördüm.

Huylu huyundan vazgeçmiyor.

Yaklaşık bir yıl önce, hiçbir gazetede kendisine köşe bulamamış biri olarak, geçmişte yazılarımı takip etmiş ve bundan sonra da takip etmek isteyebilecek bir kitleyle görüşlerimi paylaşmak üzere bu siteyi hayata geçirmiştim.

Daha önceleri, gazetelerde, haftanın belli günlerinde yazmazken, 9 Haziran 2016 tarihinden itibaren bir gün bile burayı boş bırakmadan muntazaman okur karşısına çıkıyorum. Övünebileceğim kadar geniş bir okur kitlesine ulaşmayı da zaman içerisinde başardı bu site…

Yalnızca tek bir yazarı bulunmasına rağmen…

Siteyi başlatırken şimdilerde yaşadığıma benzer bir yoğun yıpratma kampanyasıyla karşılaşmayı da beklemiyordum.

Yazı hayatımın en mutlu dönemi

Evet, fazla uzağımda bulunmadığı izlenimi veren birilerinden sosyal medya ortamında tezviratlar yağdığı oluyordu, ancak ben kendimi sosyal ortama kapalı tuttuğum için, oralardan gelen saldırılara da kulak asmıyordum.

Doğrusunu söylemem gerekirse, gazeteleri internet üzerinden izliyorum, hepsini de değil. Önceleri takip etme ihtiyacı duyduğum internet medyası içerisine giren site sayısını da asgariye indirmiştim. Televizyonlardaki tartışmaların çok büyük çoğunluğunu da izlemiyorum nicedir.

Kafam rahat, gönlüm rahat asude bir serbest yazarlık hayatı sürdürüyorum.

Soranlara hayatımın en mutlu günlerini yaşadığımı söyleyip duruyorum.

“İyi ki bu siteyi başlatmışım” diye kendimle övünerek…

Başlangıçta planlamadığım bir işlevi daha olacağını ise hiç düşünmemiştim bu sitenin: Kendimi savunma işlevi…

Herhalde farkındasınızdır: Bu bir yıl içerisinde sağda-solda çıkan hakkımdaki bazen hakarete varan yayınlara fazla ses çıkarmadım. Atılan taşlara cevap vermek yerine, beni okuma zahmetine katlanan okurlara, üzerinde kafa yorduğum konular hakkındaki görüşlerimi aktarmayı tercih ettim.

Ancak işte gördünüz; günlerdir sürdürülen tezviratlar siteye böyle bir işlevi de yükledi.

Memnun muyum? Hayır değilim.

Bugün Brüksel’de Türkiye’yi diğer üye ülkelerden daha fazla ilgilendiren bir NATO Zirvesi yapılıyor, ama ben o konuya giremiyorum bile. AK Parti’nin yeni dönemi başladı, partiden sonra hükümette de değişiklikler bekleniyor, o konuya da değinemiyorum. 15 Temmuz hain darbe girişiminin çatı davası başladı, birkaç yazı çıkarmam mümkün; ne çare, kendimi savunmam gerekiyor.

Neden?

Tam DOKUZ YIL ÖNCE yazdığım birkaç satırlık bir değini ile bundan tam DOKUZ AY ÖNCE davet üzerine gittiğim adliyede savcıya verdiğim iki paragraflık bir tanıklık yüzünden…

Daha önce de yazdım, bu tür saldırılar konusunda şerbetliyim, medyanın topyekün savaşlarına ülkemiz de alışık. Ancak, bana karşı yürütülen sürek avıyla, artık o günlerin geride kaldığı, yalanlara başvurulmayacağı bir döneme girildiği kanaati yıkıldığı için de üzülmemek elde değil.

Burada yazdıklarımı kimselerin okumadığını zannederek yalanlarını sürdürebilir, kendilerine başka yandaşlar da bulabilirler, ancak gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu da vardır.

Gazeteciler hapse düşmesin diye benim gibi çırpınacakları yerde, ‘gazeteci’ olduğunu itiraf etmek zorunda kaldıkları birini, beni, parmaklıklar arkasında görmek istediklerini bu denli belli etmeleri de onların ayıbı.

Hem de ne ayıp. Bu ayıp onlara yeter.

ΩΩΩΩ

Uzunca bir notum olacak.

Bugünkü Sözcü gazetesinde, iki yazar, kendileriyle ilgili geçmişte yazdığım yazılardan söz ediyorlar.

Söz ediyorlar, ama gerçeği saklıyorlar.

Önce Bekir Coşkun’un yazdığına bakalım:

“RV diye bir restoranda yemek yemiştik… Zaten bir tek doğru yanı; restoran denilen yerde yemek yenilmesiydi…
Uğur Mumcu, Emin Çölaşan, Melih Aşık, Teoman Erel ve ben, sıradan kalabalık bir restoranda sıradan bir yemekti…
“Gizli toplantı” için RV‘yi seçmiş olmamız bana komik gelmişti…

*

Tabancaya gelince, tabancamız yoktu…
Siyasi cinayetlerin sıkça işlendiği günlerdi… RV‘de tabancayı çıkarsan, şef garson dahil kimse kalmaz kaçardı…
Ayrıca bizler gazeteciliğe başlarken kalemlerimiz üzerine yemin etmiştik…
Silah üzerine değil…

*

O günlerde yargıçlar, savcılar vardı…
Kimse ciddiye almadı…
Eğer bu zamanda olsaydı, size söyleyeyim; dördümüz de “ruhsatsız silah taşımaktan” gözaltına alınmıştık…
Evlerimizde tabanca aranmış, her birimizin üçer-beşer tabancası, muhtemelen el bombaları falan da çıkmıştı kazılarda…
Ve Fehmi Koru “Silahlı hücre çökertildi” diye bir yazı daha yazmıştı…”

Yukarıda alıntıladığım Bekir Coşkun’un bugün çıkan yazısından ilgili bölüm. Şimdi de o günlerde benim ne yazdığıma göz atın isterim:

“Benim için önemli iki ”yemek” olayı daha var Çölaşan”ın; ikisi de dehşetengiz olaylarla ilgili… İki olayı da, üzerinden bir süre geçtikten sonra, Emin Çölaşan”ın kendisi ifşa etmişti.

İlki Uğur Mumcu suikastından sonra açıkladığı ”RV Restoran Yemeği”…

Okuyalım: “Uğur Mumcu”nun hunhar bir cinayette hayatını kaybetmesinden sonra, Hürriyet gazetesi, merhumla ilgili bir dizi hazırlama işini o günlerin önemli gazetecilerinden Celalettin Çetin”e vermişti. Çetin”in ”Yakınlarının ağzından Uğur Mumcu”nun son günleri” başlıklı dizisi dört gün yer aldı Hürriyet”te… Dördüncü gün (12 Şubat 1993) çıkan bölümde tanıdık birinin anlatımı yer alıyordu. Evet, bildiniz: Emin Çölaşan”ın…

“Bakın o son yemeği Celalettin Çetin”e nasıl anlatıyor: ”Uğur”la ben sürekli konuşan ikiliydik. En son görüşmemiz bir ay önce oldu. RV”de yemek yedik. Bizimle beraber Melih Aşık, Teoman Erel ve Bekir Coşkun vardı. Türk basınında sağlam kalmış, yozlaşmamış 5 köşe yazarı bir araya geldik.

“Türkiye”de giderek hırsızların, yolsuzlukların, holdinglerin, yobazların oluşturduğu bir cephe ortaya çıkmıştı. Bu nedenle biz de artık bu beş gazeteci sık sık bir araya gelerek Türkiye nereye gidiyor ve neler oluyor konuşalım istedik. Akşam 8”den 01”e kadar kaldık orada. Ve şu yargıya vardık. Türkiye”de basın bitmek üzere, ya da bitirilmek üzere. Giderek yozlaşıyor çünkü.

“Ve şimdi bu cümlelerin ardından ”silâh” faslı geliyor: “Uğur”a tabancan var mı dedik, var dedi. Artık birbirimize destek olmaya karar verdik.” (Kulis, 28 Aralık 2004)

Celalettin Çetin’e Emin Çölaşan, aynen, “Uğur’a tabancan var mı dedik, var dedi; artık birbirimize destek olmaya karar verdik” diye anlatmış yemekte konuşulanı..

Nerede?

Hürriyet gazetesinde Uğur Mumcu’nun ardından yazılan anılarla dolu yazı dizisinde.

Yazdıklarımın bütününü merak edenler için yazımın linki

Şimdi gelelim Emin Çölaşan’ın yazdığına:

“Bir gün başka bir yazısı çıktı… Dikkat ediniz, bu tür yazıları kendi ismiyle değil, Taha Kıvanç kod adıyla yazardı./ Başlığı şöyle: / “Emin Çölaşan’ın hırsızlığı ortaya çıktı.” / Sonra bu hırsızlığın ne olduğunu açıklıyordu. / (..) Uzun yıllardan beri her 23 Aralık günü bir Menemen yazısı yazıp bu çirkin olayı gündemle getiririm. Yazı hep aynıdır. Takkeli liboş şöyle yazıyordu: “Emin Çölaşan bu yıl yine aynı yazısını kullanarak yazı hırsızlığı yaptı. Yani kendi yazımı kullanmamı piyasaya hırsızlık olarak sunuyordu. Herhalde dünyanın en ilginç suçlarından birini işlemiştim! / Kendisine gereken yanıtı verdim, bin dereden su getirip yine ısrar ediyordu. / Kendi yazımı yeniden yayınlamak basın hırsızlığı imiş!”

Peki ben Çölaşan’ın bahsettiği yazıda ne yazmıştım?

Bir kere yazımın başlığı “Emin Çölaşan’ın hırsızlığı ortaya çıktı” değil, şu: “Çölaşan bugün Kubilay yazacak”…

Yazının tamamı veriyorum:

“Önce iddiamı okuyun: Hürriyet yazarı Emin Çölaşan’ın bu Kulis’i okuduğunuz bugün Hürriyet’te çıkacak yazısının başlığı büyük ihtimalle ‘Kubilay olayını unutmayalım’ olacak…

Dün gözüm yolda kulağım radyoda gıdım gıdım ilerlerken, birdenbire, bir devlet kurumunun Menemen’deki ‘Kubilay Olayı’ ile ilgili açıklamasını işittim. Tuhaf; açıklamada yer alan cümleler kulağıma olağanüstü tanıdık geldi. Arşivime girince daha da tuhaf bir durumla karşılaştım: Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan, her yıl bugünlerde, hep aynı yazıyla çıkmış okurlarının önüne…

Çetin Altan Milliyet’te her pazartesi günü eski yazılarından birini sunar okurlarına, altına yazdığı notta bu durumu belirterek… Bir yazarın sonuçta kendisi tarafından yazılmış bile olsa eski bir yazısını sanki yeniymiş gibi yayımlaması pek alışıldık bir durum değildir. Başka ülkelerde basın etiğiyle uyuşmadığı için yapanın başına ciddi sıkıntılar açtığı da olur böyle bir olayın…

Bizde ise Emin Çölaşan bunu sıkça yapıyor. Her yıl bugün, benzer başlıklarla ve neredeyse sözcüğü sözcüğüne aynı yazılarla okur önüne çıkıyor. Bu yıl âdetini bozup bozmadığını bugün öğrenmiş olacağız…

Arşivi 2000 yılına kadar taradım. 2000 yılı Kubilay Olayı’nın 70. yıldönümü olduğu için yazısına “70 yıl öncesini unutmayın” başlığını uygun görmüş Çölaşan; 2001 yılında ‘Menemen olayını unutmayın’, 2002 yılında ‘Kubilay olayını unutmayın’, 2003 yılında ‘Menemen olayını unutmayın’ olmuş geleneksel yazısının başlığı. Bu yıl, yani 2004 de ‘çift sayı’ olduğuna göre, bu yılki yazı başlığının ‘Kubilay olayını unutmayın’ olacağını sanıyorum… Tabii şaşırıp ‘Menemen olayını unutmayın’ da koyabilir yazı başlığı…

Giriş cümleleri dört yıl üstüste sütununda yayımlanan yazıların hepsinde aynı, hiç değişmiyor: “ADI Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. / Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir’in Menemen İlçesi’nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.” Yazılar hep bu cümlelerle başlıyor…

Yazının bundan sonrasında, yine sözcüğü sözcüğüne aynı ifadelerle, olayın nasıl cereyan ettiği anlatılıyor. Yazıya kaynaklık eden bilgilerin nereden alındığını bilmiyoruz, ama önemli olan Hürriyet yazarının anlattıklarına samimi olarak inanması. İnanmıyor olsa, her yıl, hiç değişiklik yapmadan aynı bilgileri aktarırır mıydı?

Bir yıl (2000) 22 Aralık günü yayımlanmış Kubilay yazısı, bir yıl da 24 Aralık’ta (2002), diğer iki yıl ise (2001 ve 2003) 23 Aralık tarihli sütun o yazıya ayrılmış… Riskli olduğunu biliyorum, ama yine de iddialıyım: Emin Çölaşan’nın ‘Kubilay’ başlıklı bu yılki yazısı, eğer tahminim beni yanıltmıyorsa, Hürriyet’te bugün yer alacak…

Her yıl rutin olarak yayımladığı yazı aynı paragraflarla devam edip tamamen aynı cümlelerle sona eriyor. Hiç değilse yazının son cümlelerini aktarayım da, bugün yine kolayına sapıp eski alışkanlığını sürdürmüşse, eski yazılarının son bölümleri ile bugün çıkmasını beklediğim ‘Kubilay’ yazısının son cümlelerini karşılaştırma fırsatı bulun:

“Atatürk Menemen olayına çok kızdı. Söylentiye göre, Menemen’in haritadan silinmesini emretti. Daha 10 yıl önce Yunan işgali altında inleyen bir ilçede yobazların yaptığı ve halktan bazılarının bu yobaz sürüsüne arka çıkması, onu çileden çıkarmıştı. / Olayın ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve yedeksubay Kubilay adına anıt dikildi. Üzerinde şöyle yazar: / ‘İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.’ / Bugün Menemen irtica olayının 72. yıldönümü idi. Yılanın başı aradan geçen bunca yıla karşın ezilmedi. Yılan pusuda bekliyor, bazen de ülkeyi yönetiyor!”

Tahmin edeceğiniz gibi iddialı bir iş benim bugün burada yaptığım, ama olsun: Bir basın yanlışlığını sona erdirmek için bu kadar riski göze alabilirim. Bu yıl için 23 Aralık (bugün) değil de 24 Aralık gününü (yarın) tercih ettiyse, bir bakarsınız, bu Kulis’i okuyunca her yıl aynı yazıyı tekrarlama kötü alışkanlığından vazgeçer Emin Çölaşan…

Hergün yazı yazmanın bıktırıcı bir etkisi vardır; özellikle sık sık benzer yazılar yazmak zorunda kalanlar için… Menemen Olayı’na verdiği değer her yıl o konuya bir yazı ayırmasına sebep oluyor Emin Çölaşan’ın, ne yapsın, o da her yıl aynı yazıyı fırına veriveriyor işte…

Yukarıda, bir yazarın kendi eski yazılarını yeniymiş gibi çaktırmadan piyasaya sürmesinin başka ülkelerde başa dert açtığını kaydetmiştim. Bildiğim bir örneği sizlerle paylaşayım: ABD’de Miami Herald gazetesi, tam da bunu yaptığı için, sanat ve kültür alanında uzmanlaşmış yazarı Octavia Roca’yı kovdu. Geçmişte kendi yazdıklarını yeni yazılarına aynen aktardığı için…

Miami’deki olay bu yılın temmuz ayında yaşandı. Roca, savunmasında kendini, “Değişik topluluklar önünde aynı konuşmayı yapan bir profesöre” benzettiği halde, Miami Herald’in yayın yönetmeni Tom Fiedler, “Kendinden aşırmak (self-plagiarism) hep aynı çalışmayı değişik hocalara ödev olarak sunmaktan farksız” olduğu görüşüyle kovma kararı verdiklerini açıkladı.

Benim merakım şu: Hürriyet yayın yönetmeni her yıl böyle bir olayın gazetesinde tekrarlandığından mı habersiz, yoksa bunu önemsiz mi sayıyor?”

(Yeni Şafak, 23 Aralık 2004; o gün yayınlanan Çölaşan’ın yazısının başlığı şuydu: “Kubilay’ı unutmayalım!”)

Bilginize sunarım.

ΩΩΩΩΩ

24 YORUMLAR

  1. Taha bey, dün de yazdım, iki gün evvelki yorumlarda bir yorumcu ihbar isnadında bulunmuş ve karakter vs. konularda yazmıştı, siz de yanıt olarak “ihbar?” demiştiniz, ben de bir cevap yazmıştım, ancak bunlar dün de görülmüyordu, ben de bunu bildirmiştim, şimdi de görülmüyorlar, neden, lütfen bunu yayınlar mısınız? not: ben yorumumu yazıp gönderdiğim anda o bölümler toptan ekrandan kalkmıştı, bu nasıl olabildi?

    • Değerli okuyucu,

      O yorumcuya cevap yazmıştım. Daha sonra yorumun iyi niyetli olmadığını ve münakaşa etmenin gereksiz olduğu kanısına vardım hem o yorumu hem kendi cevabımı kaldırdım..

      Teşekkürler, siz de bizi savunan bir yorum yapmıştınız ama yorumu kaldırdığım için sizin de yorumunuzu yayınlamadım.

      Saygılarımla

  2. Referandum videonuz üzerine..Referandum’u “yetkilerin bir kişide toplanması” olarak görüp “karşı” olduğunuzu belirtmişsiniz. Hatta 2007’de “askeri hareketlilik” neticesi seçilemeyen Cumhurbaşkanından sonra 21 Ekim 2007 referandumundan bahisle vatandaşın “evet” dediğini belirtmişsiniz.

    O dönem sıkı “evetçiydiniz.” MHP’de karşı idi. “Seçilmiş Cumhurbaşkanı ve seçilmiş Başbakan” daha büyük problem olur, başka çözüm bulunmalı, diyordu Bahçeli. Duymadınız bile. Hatta geri sayıma geçmiş 11. Cumhurbaşkanlığı maddesi bile değiştirildi, A.Gül mecliste seçildi.

    21 Ekim 2007’de yeni bir sistem oylandı referandumda. 16 Nisan 2017 ise sizlerin desteği ile 2007’de kabul edildi. MHP lideri farklı Anayasa ile “üniter yapının” bozulmasını uzunca bir süre için engelledi. Etnisitesi kaşınanlar rahatsız bu durumdan sadece.

    Sözcü Gazetesinin misyonunu anlamayanlar desteğe devam ediyor. Hazin durum.

  3. İnsanlarda çatışma arzusu vardır. Biri bir futbol kulübünü tutar. Kulüpler oynar biri galip gelir. Bizimkiler sevinir veya üzülür. Aklı başında arkadaşlarım da bir kulüp tutarlar. Sermaye insanların psikolojisini bildiği için spor kulüpleri oluşturduğu gibi, siyasi partileri oluşturdu, basın cepheleri oluşturdu ve bunları çatıştırarak insanları uyutmaya çalışır ve sömürüsünü sürdürür.
    Yazarlar, pekala fikirleri tartışabilirler. Menemen olayı nedir? Bana göre Menemen Olayı Sermaye tarafından tezgâhlanan ve Müslümanları sehpaya gönderen bir tertiptir. İzmir suikastı da böyledir. 1960’a kadar bunu Mustafa Kemal’in kendisinin tertip ettiği görüşünde idim. 60 müdahalesinde öğrendim ki bütün bunlar Sermaye’nin tertibidir. Mustafa Kemal böylece İslam din adamlarını astırmıştır. Sermaye bir taşla iki kuş vurmuştur. Bir taraftan İslam alimleri sehpaya gönderilmiş, diğer taraftan halk Mustafa Kemal’e karşı örgütlenmiştir. Bugünkü OHAL de aynı oyundur ve aynı sonuçlar elde edilmektedir.
    Fehmi Koru Ocakmedya ile beraber yayınladığı özel sitesinde her gün yazıyor. Birçok ciddi okur yorum yapmaktadır. Fehmi Koru’nun 9 sene önceki yazısının yerine şimdiki yazısını eleştirmeleri gerekir. Varsayımlarımı yeniden okuyun. Suçlu ne Koru, ne de Çölaşan’dır. Suçlu olan sömürü düzenidir. Bu, kurulmuş kötü bir tezgahtır. Yapılacak tek şey var. Adil Düzen’e göre basın yayını düzenlemek. Bunu da ancak semt kooperatifleri yapacaktır. Bütün yazarlara tavsiyelerim vardır. Basın kooperatifleri kurun. Gazeteyi kendiniz çoğaltın. Sermaye’nin sözcüsü olmaktan kurtulun.

  4. Meyveli ağaç taşlanır demiş eskiler, bence gereğinden fazla kaale almışınız, haketmediği halde uzunca bir cevap yazarak onore etmişiniz, hiç gerek yokmuş, iki satırlık bir not düşseymişiniz yeterli olurmuş,keşke diğer meselelere eğilseymişiniz.

  5. Millet yargı ve yargıyı kontrolü altında tutanlara çakacağına Fehmi Bey’e saldırıyor. Mesele orada burada kalmak, okumak değil. Öyle olsaydı damat şimdi içeride olurdu. Salağa yatmak bu memlekette moda oldu.

  6. Sizin değerlerinizi yakından bilen biri olarak düşünüyorum ki, tarihi gelişimini tamamlayamadan silinmelerine günler kalmış bu gibiler, bizi yazılarınızdan uzak tutamaz, tutmamalı.

  7. Çapkınlık ve içki iddiası “Burak Akbay” yerine F.Koru’nun konuşulması için uydurulmuş olduğu açık. Acemice. Sizinle ortak noktamız yoksa da “gerçek en kısa zamanda ortaya çıksın” isterim. Muhalefetin sözde FETÖ ama gerçekte yedi düvelce kontrol ediliyor olması çok vahim. Kimse işin bu yanına bakmayıp FETÖ’cülüğe takılıyor.

  8. Sabrına ve metanetli duruşuna hayranım.Kimler geldi kimler geçti bu yokuştan.İnandığınız gibi yazmaya devam ettikçe takipçin olacağıma ve dualarımın sizin gibi davranmayı sürdürenlere olacak.
    Bu vesileyle selam ve saygılar…

  9. Sayın Koru, bence kendinizi savunmaya bile değecek bir durum yok ortada. Zira, iftira’nın dönüp dolaşıp sahibini vurmak gibi bir huyu vardır. Yıllardır takip ettiğim bir gazeteci olarak, bu insanların sistematik olarak size saldırmalarının altında yatan şey/şeyler ile ilgili yazılar kaleme almanızı istirham ederim. Benim naçizane düşüncem, parmak bastığınız nokta sadece ilgili gazeteyi değil başkalarını da ortaya çıkardı.

  10. Cemeat Ferdi olmanın suç olduğu kabulü ile yazılan her yazının binlerce insana haksızlık olduğunu ve bunu da sizinde sorgulama zorunda olduğunuzu düşünüyorum. Hele de vatani ve dini için hiçbir olumsuz harekete destek vermeyen hizmet hareketi darbenin kimler tarafından ve nasıl yapıldığını herkesten önce ve daha büyük bir istekle bekliyor . Ama amaçlanan bu cemeatten insanları öldürmek yok etmek ise yapacağımız ve söyleyeceğimiz birsey yok. Herkesi kendi iman ve ahlaki sınırlarında kalmaya davet ediyorum. Yoksa islam ahlakına uymayı beklemenin bir kesim için artık hayal olduğunu görüyorum. Cemeat üyesi (!) Olmanın harekete o Misyonla hareket edip insana hizmet etmenin suç kabul edilip aşağılama halinin bugün cinnet olduğu aşikar. Tüm bu kontrolsüz içgüdüsel saldırılara karşı ben kendimi cemeate gönül vermiş vermeye devam edecek biti olarak ihbar (!) Ediyorum ve gereğinin yapılmasını talep ediyorum. Herşeyin açıkça belli olduğu günde destanlar yazabilirsiniz belki ama bugün sadece yanlışa yanlış diyebilmenizin imtihanınız olduğunu siz de bilmelisiniz. Bir gazetecinin bir yazıyı birkaç kez yazmasından daha önemli degil mi binlerce insanin mağdur edilmesi, işkence yapılması onuru ile oynanması? o kadar milletin malının çalınmasından da mı önemli idi? Bu kadar büyük hırsızlık olaylarını açığa çıkarma adli ve kolluk görevi zaten bitti de en azından yazabilecek ortamın kalmaması gazetecilik ahlakı misyonu açısından hiç mi düşünülmesi kafa yorulmasi ve yazılması gereken değerde değildi? Yobaz diyerek hakaretler ederek ömür boyu bir kesime düşmanlık yapsa da bugün mağdur sesini en çok duyan ve köşesine taşıyan emin bey mi yoksa hep dindar kimlikli insanlarla olmuş ve dinin en uç konularına kadar okumuş bilmiş ama bugün mağdur mazlum insanlara gözünü kulağını kapamış konjonktüre göre pozisyon alan günümüz dansözleri mi daha insan? Sadece insan.

  11. Sizin için dile getirilen iddialar iftiranin ete kemiğe börünmüş hali. Siz bir çok kişi için rol modelsiniz. Bu model, özellikle bugünün Türkiyesinde mutlaka KORUnmalı. Tıpkı bir tarihi eser gibi…Yazık çok yazık.

  12. Hakkınızda çıkan iftiraların çamur at izi kalsın gayesi ile yapıldığı apaçık ortada. Çizginizi uzun zamandır bilen okurlarınız için bu şekilde iftiralar, sadece sizi yıpratmak için yapılan ucuz hamleler olarak değerlendiriliyor, bilmenizi isterim…

  13. Fehmi Koru’ya yapilan suclamalar yersiz. Sonucta senelerdir gorusleri ve tarzi belli.

    Ama benim de Sayin Fehmi Koru’dan ufak bir ricam olacak, hatta sikayet deyin isterseniz. “Ben Boyle Gordum” kitabinda acikladigindan cok daha fazlasini bildigini dusunuyorum. Lutfen bunlari aciklasin. Bu gune kadar aciklamamasini herhangi bir grubu koruma amacli olarak gormuyorum ama gene de soylenmemis onemli seyler oldugunu dusunuyorum.

    Hem cemaat, hem AKP’de ilk ayrismalar, ic mucadeleler, hem de Abdullah Gul’un cumhurbaskani secilmesi sureci ve sonrasinda geri planda yasananlar acisindan…

  14. Fehmi Bey; cemaat mensuplarına karşı yaptığınız değerlendirmeleri genelde yanlış bulmuş olsam da, hani tamamen temize çıkarmaya çalışma gayreti içinde olduğunuzu düşünsem de, ben Ertuğrul AKBAY’ın sizinle ilgili yazdıklarına zerre kadar inanmıyorum. Ayrıca; sizin 1998 veya 2000 yılında (hangisi olduğunu hatırlamıyorum) Sözcü gazetesinin sahibi ile ilgili yazdığınız yazıyı hatırlıyorum. O zaman Fetullah Gülen’e en sert saldırıları yapan bir gazete nasıl Fetullah Gülen’e ait olur diye kendi kendime şaşırmıştım. Fehmi Bey herhalde komplo teorisi üretiyor diye düşünmüştüm işin gerçeği. Ama, yine de sizin o değerlendirmeyi boşu boşuna yapmayacağınıza inandığım için aklımın bir köşesinde yer etmişti. Bence o tarihte sizin gazete sahipleri ile ilgili yaptığınız değerlendirme, bugün yapılan değerlendirmelerden daha kıymetli. Ancak, 1986-1998 yılları arasında cemaatin yayın organı olan zaman gazetesinde başyazarlık yapmış, Türkiye’deki siyasi atmosferi, cemaat yapılarını ve özelde de Fetullah Gülen cemaatini iyi takip eden birisi olarak, Fetullah Gülen cemaati ile cemaate bağlı kuruluşlarla ilgili bildiklerinizi daha açık seçik ve işe yarar şekilde toplumla ve yetkili adli, idari makamlarla paylaşmanız bence bu millete karşı sizin bir borcunuz. Selam ve Saygılarımla….

  15. Müddei iddiasını ispatla yükümlüdür, amenna.. ama ”müfterinin” böyle bir sorumluluğu yoktur..bir de ‘gıybet’ edenin.

    İspata gerek kalmamıştır, çünkü; iftira ve gıybetin o leşane kokusu her yeri sarmış da sarmış, amacına ulaşmıştır. Artık buna muhatap olanın yırtınıp çırpınmasına da gerek yoktur, sükunetle ”gerçeğin, bir zaman mutlaka ortaya çıkma gibi bir huyu vardır” deyip veya mümin ise ”Ya Rabbi, sana havale ediyorum” diye yarasına tuz basmasıdır.

    Ertuğrul Akbay’ın yazısını okudum. Okuyanların da, Koru’ya ”kart zampara’ diye özetlenebilecek bir iftirayı gündeme sürdü.”.. dedirtecek yazısı, konuyu aslından saptırmakla beraber ”bak ben de sana neler yaptım, oh olsun” kabilinden okuyucunun zihnini başka yerlere havale ediyordu.

    Yapması gereken ”başkasının günahını açığa çıkarmanın veya iftiranın aynıyla karşılaşmadan canını vermez” mealindeki hadis-i şerife göre davranmasıydı. Lakin yazısında Akbay, dine dair değerlere ve imanına da referans yapıyordu.
    Zaten konu yargıda, haklılığını orada ispatlar, başkasının -velev ki işlemiş olsun- günahı üzerinden kendi haklılığını ispata yeltenmezdi.

    Önceki yazısının başlığı Koru’nun, ”Sözcü gazetesine son cevabım: Yanlış yeri taşlıyorsunuz..” idi.

    Evet; belki, Koru’da; o taşları ”SÖZCÜ” nün eline kim ne karşılığında tutuşturdu diye biraz kafa yormalı, değil mi?

    Ortada fol yok, yumurta yok iken, dokuz yıl önce yazılan bir yazıdan ve dokuz ay önce mahkeme daveti ile verilen bir ifadeden yola çıkarak, dava açanları kenarda tutup Koru’nun suçlanması, ”SÖZCÜ”nün taşları eline neden aldığını haykırıyor gibi..

  16. Konu, 2010 yılında Cemaat evlerine takılanlar değil, 2016 yılında darbe teşebbüsünde bulunanlar olmalıdır… Konunun bu derece saptırılmasına basının alet olmasını anlamak zor.

  17. Sn Koru, “cemaatin evinde kaldi” iddiasi muhtemelen dogrudur. Cemmat’in evinde kalmak suc sebebi olabilirmi? Boyle bir suc olamaz! Bunu neden dile getirmiyorsunuz? Eger bu suc olarak kabul edilirse, onbinlerce kisinin cezalandirilmasi gerekmezmi? Eger cemaat’le iliski suc olarak kabul edilirse siz de dahil (belki de) milyonlarca kisinin yargilanmasi gerekmez mi? Bu kadar insan suclu olabilir mi…?

  18. Sn Koru bazı konularda yazılarınızın içeriğine katılmasamda zaten bu görüşlerimizi bura da belirtme imkanı veriyorsunuz bizde bu ailenin bir ferdi olarak görüyorsunuz önce teşekkürler

    Sizi yıllardır takip ederim gerçekten ilkeli bir yazarsınız
    Şimdi kuruluş amacı sadece muhafazar kesime ve kendilerinden olmadığı için devleti yönetenlere hakaret iftira küfür ve yalan haber yapmak olan o malum gazeteyi şahsen ben ciddiye hiç almadım ve almamda .
    Tabiki Femi beyin kendini savunma hakkı var ve hepberaber savunacağız
    Bu 15 temmuz hain darbe teşebbüsünden bu tarafa bir dizi operasyon zinciri var sanki
    1 .iki üç neydüğü belli olmayan yazarın ona buna saldırması birilerine ayar çekmeye kalkması
    2 Sn Gül. Sn Arınç Sn Davutoğlu ve diyerlerini hedef almaları.
    3 Mavi marmaraya adice ifadeler kullandılar bunu bahane ederek size benzer yazarları hedef gösterdiler ve saldırdılar.
    4 .Sn diyanetişleri başkanını hedeflerine koydular ve halen uğraşıyorlar
    5. 2000 .yılında bir tarihcinin yazdıklarını ozaman tartışmayanlar bir anda aslan kesilip yarasa gibi güzel insanların üzerine üşütüler tabiki kimse kimseye hakaret etme hakkına sahip deyi neden ozaman deyilde şimdi ve bunun üstüne heykellere saldırılar başladı bunlar bir tesadüf olamaz biz bu filmi yıllardır seyrediyoruz
    15 temmuzun hain darbe girişimini bir tiyatroya benzetme gayreti içindeler esas ana davalar başlayınca dahada hızlandırdılar

    Şimdide siz. kimse kusura bakmasın yukarıda saydığım değerli sahısların en pasif hallerini bile o müptezellere tercih ederim .
    Bu yolun yolcuları yalnız deyildir .

    Geçen bir yorumumda Peygamber efendimizin s a v bir hadisi şerifini örnek vermiştim
    İşlerin enhayırlısı orta yollu ve itidalli olanıdır.
    Diyor burda orta yol ifrat ve tefrit yani herşeyin aşırısı iyi deyil manası
    Bunu yanlış anlayanlar olmuş olabilir hayatımızda öyle deyilmi malesef hep ifrat ve tefrit içinde geçmiyormu
    Birisini ya çok seviyoruz yada çok nefret ediyoruz her ikisinede bir açık kapı bırakmıyoruz belki yanılırız belki yanlış anlamışız diye

    Rabbim bu ikisindende ümmeti uzak eylesin

  19. Sözcü gazetesinin bel altı hücumunu kınıyorum. Sizin 7 yıl önceki yazınızda Sözcü gazetesini operasyonel bir gazete olarak göstermenizi de haksızlık olarak görüyorum.
    Medya ile ilgili hayal kırıklığınızı ise hiç anlamadım. Aynı ülkede yaşamıyor muyuz? İnsanlar haksız yere iftiraya uğradığı, işini kaybettiği için intihar ediyor, haberi bile yapılmıyor. O kadar çok mağdur var ki her biri bir köşe yazısını, gazete manşetini hak eder. Ama basın sağır, dilsiz. Bu medya mı kendini hesaba çekti?

  20. Fehmi bey, hayırlı sabahlar.
    Kıskançlik ve cehalet insanları ne duruma düşürüyor, bu kadar bariz yalan ve iftiraları atanlara kim bilir neler vadedildi. Bu yalanlar bana biraz danışıklı dövüş gibi geliyor.
    Bu aralar birilerini rahatsız edecek yazılarınız’dan bes bellik çekiniyorlar ve gündemi dağiştirebilmek için ne kadar basitleşdiklerının farkında bile değiller zavallilar.
    Acaba onlara kaç kişi inaniyor?

  21. Doğrusu sizden pek hoşlanmam ama zamparalık hususunda size iftira atıldığı ve yazının karakterine bakılırsa kurgulanmış basit bir senaryo olduğu kanaatindeyim. Geçmiş olsun. Sizin yazılarınızı genelde hep eleştirdiğim için yorum editörünün benim yorumlarımı yayınlamamak gibi bir alışkanlığı var. Umarım bu geçmiş olsun dileğimi yayınlarsınız!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here