Televizyon ve gazete haberciliği dizilere konu olursa… İyi olur, tartışırız hiç olmazsa…

16

Her sabah gazetelere bakar, televizyon haber yayınlarını izlerken aklıma hep bir fikir üşüşür: “Acaba medya hakkında bir TV dizisi yapılsa, siyasi yelpazenin iki yakasını temsil eden gazeteler veya iki TV kanalı arasındaki üste çıkma yarışı ekrana yansıtılsa nasıl olur?”

Yıllar önce ünlü bir senaryo yazarı-oyuncu-yönetmen –Ezel Akay– üzerinde çalıştığı bir senaryoda yardımımı isteyebileceğini duyurduğunda aklıma gelmişti bu fikir. Daha sonra, pek çok önemli diziye hayat veren Tomris Giritlioğlu yöneteceği ‘Bu kalp seni unutur mu?’ dizisi senaristlerinin yazdıklarını gözden geçirmek için oluşturduğu ekibe girmemi teklif ettiğinde, biraz da, “Acaba fırsat bulur, bu düşüncemi kendisine aktarabilir miyim?” düşüncesiyle teklifini derhal kabul etmiştim.

Nedense bizde medya ile ilgili dizi ve filmlerden kaçınılıyor.

Kaçınanlar belki de haklılar: Zaten gazeteler ve tv haber merkezleri yek diğeriyle rekabet halinde değil, gazeteciler arasında da haber atlatma yarışı yok, çoğu yazarlar bile günü kurtarma kabilinden yazılarla okur karşısına çıkıyor; böyle bir durumda beyaz cama neyi aktaracaksın?

ABD ve İngiltere’de yapılıyor oysa

Bu hafta benim düşüncem ile örtüşen iki yeni yabancı diziyi baştan sona izleme imkanı buldum.

Biri bir TV haber merkezinde geçiyor bu dizilerin, diğeri iki rakip gazetede…

İlki Amerikan dizisi, diğeri İngiliz…

Murphy Brown 1988-1998..
Murphy Brown aynı ekiple.. 2018..

 

 

 

Murphy Brown ilk kez ekranla 1988 yılında tanışmış bir karakter. O dönemin öndegelen sinema yıldızlarından Candice Bergen bir TV haber programının yıldız ismi olarak izleyici karşısına çıkıyordu o komedi dizisinde. Medya eleştirisini hoş bir dille yapan dizi tuttu, 10 yıl ekranda kalmayı başardı.

Geçenlerde bir baktım aynı ad ve artık yaşlanmış aynı oyuncularla ilk bölümünden 30 yıl sonra yeniden ekrana taşınmış Murphy Brown. Dizi sektörünün Donald Trump‘a bıyık altından bir ‘hoşgeldin’ hediyesi veya naniği sayabilirsiniz bu diziyi. Hemen her bölümünde ABD başkanına doğrudan laf atmalar, sataşmalar var.

[Bir sahnede on yıl boyunca kendini bilmeden koma halinde hastane odasında yatan biri (Brooke Shields), Murphy’nin ekibinden yakın bir arkadaşının hastane ziyareti sonrasında birdenbire kendine geliyor. Aradan geçen 10 yılda neler olduğunu öğrenmeye çalışırken, “Donald Trump başkan oldu” haberini duyduğunda şaşırıyor hasta ve “Ne başkanı?” diye soruyor. “ABD başkanı” cevabını alınca, “Bırakın yeniden komaya gideyim” diyor…]

BBC‘nin altı bölümlük yeni dizisi ‘Press’ (basın) ise iki farklı eğilimde gazeteyi mercek altına alıyor. Gazetelerden biri ‘okurların eğlenmeye de ihtiyacı var’ anlayışıyla haberlere yaklaşan ‘Post’, başındaki yayın yönetmeni burnundan kıl aldırmayan biri. Diğer gazete (Herald) ise her konuya ciddi yaklaşan ve haberi kutsal sayan anlayışta bir kadroya sahip; başındaki kadın yönetmen muhabirlerinden belli bir seviyenin aşağısını kabul etmiyor.

‘Press’ dizinde ‘Post’ gazetesi haber merkezi. Öndeki yayın yönetmeni..

Çelişki basit gibi görünüyor, ama hiç de öyle değil. Her iki gazetenin de kendi iç işleyişinde sorunlar var. Haberi sulandırarak veren gazete canlar yakıyor, ama ara sıra zülfü yare de dokunduğu için devletle işi olan patronu tarafından hizaya getiriliyor. Ciddi gazetenin ortada patronu yok, ancak para verip alan okur sayısı da her geçen gün azalıyor ve bu da dengeleri bozuyor.

Haberi sulandırarak veren gazete için dizi yazarı Sun‘ı, ciddi gazete için de Guardian‘ı göz önünde tutmuş. Diziyle ilgili çıkan değerlendirmelerde bu hep dillendiriliyor.

Acaba bizde hangi gazeteyi ve hangi yönetmenleri akla getirir bu dizi?

Getirir mi? Bende getirmedi çünkü.

Post‘un yayın yönetmeninin olumsuz özellikleri bizde bazılarını hatırlatsa bile, neticede her iki yönetmen ve onlara editör ve muhabir olarak destek veren gazeteciler dizide büyük bir rekabet içerisindeler; bizde çoktan o hava ölmüş bulunuyor.

Diziyle ilgili eleştirileri dikkatle okudum: Sun gazetesinin eleştirmeni Post‘un, Guardian‘ın eleştirmeni de Herald‘ın kendilerine benzetilmesinden rahatsız olmuş. “Biz bu muyuz?” demeye getiriyorlar.

Her iki eleştirmen de “Bizdeki haber toplantılarında bolca küfür edilir, dizide bu yok” diye burun kıvırmaktalar…

Sinsi yayın yönetmeni öteki gazeteyi devletle karşı karşıya getirerek kazık attı ve ciddi gazete sonunda basılı gazeteyi bedava hale dönüştürüp internet üzerinden para kazanarak ayakta kalma mücadelesi verme yolunu tuttu.

Bu diziler bir yerde karşınıza çıkarsa (Murphy Brown bizde Digiturk‘te var) izleyin derim.

ΩΩΩΩ

16 YORUMLAR

  1. Güzel bir yazı, ilgiyle okudum. Yazının sonundaki bilgi de (Murphy Brown’un Digitürk’te olması) güzel. İzleyelim… Allah Hollywood’a zeval vermesin. Maazallah Hollywood neşriyatı bi durdursa hâlimiz harap.

  2. Yapan olsa bizde ABD ve İngiltere’den çok daha fazla ve güzel dizi ve film malzemesi var. Bizdeki yandaş ve kepaze basın başka nerede var! Yalancılıkta, yalakalıkta sınır tanımayanlar bunlar.
    Çektikleri dizide Abdülhamit’e İngiliz elçisini tokatlatan bunlar.
    Osmanlı’daki kardeş katlini devletin televizyonunda hâlâ savunan bunlar.
    15 yılda 15 milyon yobaz yarattık her yaştan diye övünseler yeridir.
    Trump’tan çok daha fazla malzeme Erdoğan’da var. “Bunlaaaarr…”, “Eyyy…”, “İki ayyaş”, “Gavur İzmir”, “Çapulcu”, “Pislik”, “Çok affedersiniz Ermeni”, “Bunlar sayı saymayı da bilmiyor; 1000 değil 1150” vs.
    Bütün bunlar ve daha niceleri çok güzel dizi malzemesi olur… “İnsanların günah işleme özgürlüğüne müdahale ediliyor”, “Deri eldivenli, üstü çıplak adamlar bacımı taciz ettiler”, “Bu Bakara çok makara” vs.
    Ağızlarını açtılar mı yangın var… Kazurattan başka bi şey çıkmıyor ağızlarından. “Bu ülkenin asıl sahibi biziz” diyorlar ve yaptıkları kepazelikleri “Milletin arzusu” diye lanse ediyorlar.
    Yabancı sermaye medya sektörüne girerse düzgün gazeteler yayınlanır.

  3. Ben yazarımızın “haberciliği konu edinen bir dizi yapilsa..” fikrini harika bir fikir olarak görüyorum. “Rekabetin olmaması yada yazarların çoğunun günü kurtarmak için yazdıkları” gerekçesiyle yapımcıların da başka gerekçelerle bu fikre olumsuz bakmaları gerekmez.
    Gerek TV gerekse gazete haberciliğini iyi bilen bir ekibin yazacağı bir senaryo iyi bir anlatım dili de yakalarsa reyting rekorlarını altüst edeceğine inancım tam. Konuya malzeme fazlasıyla var. Düşünsenize medyanın el değiştirme vakalarından tutun da paralı röportajlara kadar, hatırlı kişilerin kendilerini üzecek haberlerinin gizlenme gayretlerine kadar oooo ne malzemeler var. Sadece 15 temmuz hain darbe girişiminin haberleştirilmesini işleseler en az 5 sene ekranları süslemesine yeter böyle bir dizinin.( Tabiki her konuya izin vermezler ama izin verecekleri konular fazlasıyla yeter)
    Yapılmasına yapılır da yayınlayacak ekran bulabilirler mi orasını bilemem.
    Dizinin bütün dünyaya pazarlanacağını haliyle cirosunun yüksekliğinden bahsederek ödenecek komisyonu da yüksek tutarlarsa herkezi ikna edebilirler belli mi olur.

    • Ben olsaydım 15 temmuzda askeri helikopterle yunanistana kaçıp sığınma hakkı talep eden ve alan subayların macerasını filme çekerdim baransu:) ne tiyatroymuş arakadaş yaa, bitemedi gitti…

      • Bu tiyatroda biter acele etme Haydar abi. Bak Doğu Perincek de çabalıyor anlatmak için, İran da gene konuya geniş açıklama getirmiş yanındaki subay emeklisi destekçileriyle beraber. İnternetten aç dinle o zaman belki anlarsın.

  4. Sayın koru, biz bu komedi filmlerini her gün gerçek zamanlı olarak izliyoruz zaten:) kıytırık medyamızın halleri gözümüzün önünden akıp gidiyor, nesini dizifilm yapalım ki? Avam efendinin dediği gibi halk bunu istiyor değil; halkımız, önünde bir cüruf ya da moloz yığını gibi duran bu medyayı ibretle seyretmekte ve katlanmaktadır! Nihayet kullanım tarihi geçmiş basın/yayın organlarının filmini yapsan ne olur, turşusunu kursan ne olur? Ancak yeni bir rezillik daha üretmiş olurlar, hepsi bu:) isterseniz hastayı yalnız bırakalım…

  5. Dilsiz

    Basın ve yayın muhabirlerle topluluğun gözü ve kulağıdır. Kör ve sağır nasıl arabayı süremezse, sağlam  bir basın ve yayın organı olamayan topluluklar da karanlıktadır.

    Basın ve yayın yalnz göz ve kulak değildir aynı zamanda ağızdır. Topluluk onlarla konuşur. Sürücü kör sağır bir de dilsiz ortada, vay o arabanın haline.

    Hiç göremeyen, işitmeyen ve konuşmayan araba süremez ve yararı olmazsa da zararı da olmaz. Bir de kulakları tam işitmeyip başka şeyler duyan, gözü şaşı olup soldan geleni  sağdan gören. Konuşurken gördüklerini  ve duyduklarını başka türlü yansıtan bir basın yayın olursa arabayı kullanıp uçuruma götürür.

    Bugünkü basın ve yayın cendere arasında sıkışmış durumda. Sermaye, yönetici olarak gerçekleri yazdırmıyor, söyletmiyor. Onlar da ne yapıyor,  kendileri yazıp kendileri oynuyorlar. Birbirleri ile didişiyorar ve birbirlerini anlatıyorlar.  Halk da bunları seyrederken gerçek dünyayı değil de peri masallarını seyrediyor ve dinliyor.

    İşte  insanlığı  bu körlük, sağırlık ve dilsizlikten kurtaracak tek yol var. O da basın ve yayın kooperatifleridir. Okuyucular ortak olacak, yazarlar yönetici olacak.  Yazarlar Sermaye’nin dolarlarına, devletin ilahlarına muhtaç olmadan özgür, bir basın yayın oluşturacaktır. Bu söyedikerimi Koru niye 50 senedir duyamadı?

  6. BASIN -YAYIN (MEDYA)VE HALK.
    Vatandaş böyle istemese, medyamız böyle olmazdı.
    Aslında herkes hortumunun çapından şikayetçi.
    Hayatımda hiçbir yazarın veya gazetecinin patronun yanlış işlerinden bahsettiğini duymadım.
    Gazete veya tv patronları dünyanın en dürüst insanlarımı?
    Sözüm ona ünlü araştırmacı gazeteciler herkesin pisliğini araştırıp bulurlar da kendi çalıştıkları şirket kurumlarının hiç mi yanlışlarını görmezler.
    Bırakın araştırmak gözlerine giren yolsuzluklar eğer çalıştığı kurumla ilgili ise o na bir tevil bulmaya çalışırlar.
    Bizde sadece yapılan karşı gazete patronun işlerini araştırmak veya gayrimeşru işlerini faş etmek şeklinde oluyor.
    Birde patronlarına yalakalık yapan yazar tipleri var ki ar damarları çatlamış adeta.
    En nefret ettiğim tipler patronlarını doğru olsa bile övenler dır.
    Her zaman hepimiz görüyoruz; iki buçuk gazeteye bakmak yeterli oluyor gündemi anlamak için.
    Sadece kağıt israfı.
    Reklam geliri almak için çıkarılıyorlar.(kamu ve kamunun yönlendirdiği özel sektör reklamlar)
    Bir de sahiplerine hizmet ettiklerini düşünüyorlar.
    Her gün aynı şeyleri yazmak ve söylemekten bıkmıyorlar.
    Demek ki halkın çoğunluğu da bıktığının işaretlerini henüz vermedi.
    Bir belgesel de K.KORE ile ilgili BABA-OĞUL-TORUN(şimdiki çocuk herhalde) Ülkelerini nasıl izole ettiğini,yöntemleri ve şimdiki durumu (halkı ikna yöntemleri) bize bazı deyim ve sıfatların kullanma yeri ve amacındaki benzerlikleri gösteriyor.
    Demek ki totaliter sisteme ulaşmanın yapı taşları her yerde hep aynı .
    Medyamızın durumu ortada.
    Zaten hiç iyi olmamıştı ki.
    Hanı derler mualefet; iktidarın hiç mi iyi bir işi yok,her şeyi eleştiriyorlar.
    O zaman taraflı basın iktidarın hiç mi yanlışı yok ta hiç bir işini eleştirmiyorlar;diyemiyoruz .
    Fehmi bey,o bahsettiğiniz gelişmiş ülkelerin durumuna gelmek için çok zamana ihtiyaç var.
    Toplumumuz ne yazık ki (biz göremeyiz büyük ihtimal) buna henüz hazır değil.
    Benim beklentim en kısa sürede yazılı basının yok olmasıdır.
    En azından kağıt israfına sebep olmayarak çevreye bir katkıları olur.
    BİR ÜRÜNE TALEP VARSA,O ÜRÜNÜ ÜRETMENİN MUTLAKA BİR YOLU BULUNUR.

    • Besleme medyanın kalitesizliğini ve sünepeliğini de getirip karahalkın sırtına yüklemişsin ya avam efendi, bravo sana! Vatandaş böyle mi istiyormuş demek? Öyle ya vatandaş ne bilcek nitelikli, sorumlu yayıncılık nasıl yapılır; bilse zaten vatandaş kendisi yapar bu işleri de değil mi? Kıytırık medyamızın ensest mahsülü banuları, cansuları da maaşlarını alıp yan gelip yatsınlar:) medyanın ürettiği pislikleri halkın üzerine boca edip sonra da halk bunu istiyor uyanıklığı çok eski bi numaradır…

    • Dünyanın öbür taraflarında, amerikada, ingilterede hiç böyle kaka şeyler olmaz: filmler, kitaplar yasaklanmaz; sosyal medya engellenmez, bitek bizim coğrafyada olur böyle şeyler! Tabiat şartları naaparsın… Aklın da bi sınırı var.

  7. Kurtlar Vadisi zaman zaman güncel haberleri diziye aktarıyordu ama; o dizi de objektif olmadığı için fazla ileriye taşıyamadı. Ak parti döneminde eleştiri neredeyse yok sayıldı. En ufak eleştiriyi gördüler mi karşı tarafı Ya Fetö ya da PKK/YPG ilan ediyorlar. İslamiyetin ilk yıllarında Peygamberimiz müşrikler tarafından çok eleştirildi. Çok ağır hakaretler edildi. Peygamberimiz hep Allah’a sığındı. Muhterem R.T. Erdoğan Bey ne kendine ne de partisini toz konduruyor. Bu yüzden dizlerde veya sinemalarda ne haber olarak ele alabilirsin ki…. Çiftçinin mağduriyetini mi memurun geçim sıkıntısı mı?

    • Eleştirel düşünceyi yolda görsen tanır mısın nusret? Müşrikler peygamberimizi nasıl eleştirmişmiş bilemiyorum ama kendisine muhammedülemin(güvenilir) derlerdi:) eziyete uğramıştır, doğrudur! Devlet başkanımızın nesini beğenemedin onu anlamadım? Tokat atana öbür yanağını uzatmadığı için mi desem; o isa aleyhisselamın tavrıdır zaten! Otoriteye saygılı olunsun deyip kucağında mango kasalarıyla elini öpecek kardinal arayan haşhaşilerden mi öğreneceğiz tenkitçi düşünceyi? One minute! Dünya 5ten büyüktür! Çifte standardı nerde görsem tanırım:)

  8. Belki haklısınız ama bizdeki diziler anacak ahlak bozar. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kısaca bizim diziler toplumun ahlakını bozmak için özellikle yapılıyor. Buna kimse müdahale etmiyor. Maalesef eğitimci bir konu kesinlikle yok.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here