Türkiye bir seçimi geride bırakamazken, ABD uzak ve yakın dostlarımızda rejim değişikliğini zorluyor…

26

Kendi hesabıma ABD’nin başka ülkelerin içişlerine müdahalesiyle ilgili mesleki hayatım boyunca herhalde 100’ün üzerinde yazı yazmışımdır. ‘Arka bahçesi‘ olarak kabul ettiği Latin Amerika’dan askerleri ülkesinde eğiterek sonra onlar eliyle darbeler düzenlettiği bilinir ABD’nin…

Guatemala’da (1954), Paraguay’da (1954), Brezilya’da (1964), Şili’de (1973), Uruguay’da (1973), Arjantin’de (1976), Nikaragua’da (1979-1984) hepsi de ABD destekli darbeler yaşandı.

Ortadoğu’da ise, Suriye’de Cumhurbaşkanı Şükrü Kuvvetli‘yi albay Hüsnü Zaim darbesiyle devirtmiş (1949), Mısır’da (1952) Genç Subaylar darbesine destek çıkmış, İran’da (1953) Başbakan Muhammed Musaddık‘ı sokak hareketleriyle yerinden etmiş, sonra da Irak’ı (1958) kanlı bir darbeyle karıştırmıştı ABD.

Bu bölgedeki askeri müdahalelerin hepsinde ABD’nin parmağı vardır.

ABD bunu hep yaptı

Vardır da, karanlık olaylardaki rolünün bilgimiz dahiline girmesi, darbeleri perde gerisinde planlayıp hayata geçiren Amerikan devletinin örgütleri tarafından büyük bir gayretle saklanmasına rağmen, gazetecilerin titiz sorgulamalarının sonucu araştırma eserleri sayesinde gerçekleşmiştir.

Arada darbelerin planlandığı CIA’de bu işlerle görevlendirilen kişilerin (Ortadoğu’da Kim Roosevelt, Miles Copeland; Latin Amerika’da Philip Agee) tanıklıkları da söz konusudur.

Türkiye’nin darbeler tarihinde yer alan askeri müdahalelerde de ABD’nin bir biçimde parmağı bulunduğuna inanılır.

12 Eylül 1980 darbesinin zamanın ABD başkanı Jimmy Carter‘a “Bizim çocuklar yaptı” tarzında aktarıldığı kitaplara geçmiştir. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan son uğursuz darbe girişimi sırasında, İstanbul ve Ankara sokaklarında kan dökülürken, sonradan Donald Trump‘a ulusal güvenlik danışmanı olacak Michael Flynn‘in konferansını yarıda kesip, “Biraz önce beni aradılar, Türkiye’de ABD yanlısı askerler gerici iktidarı yerinden ediyor” dediği ise görüntülü bir kanıt olarak arşive geçmiştir.

Washington, eldeki verilere, tanıklıklara, kitaplara geçen belgelere rağmen, ne zaman bu konu gündeme taşınsa, başka ülkelerin içişlerine müdahale ithamlarını hep yalanlama yolunu seçmiştir.

İtiraf gerektiğinde de, konu, ‘CIA’nin ayıbı’ olarak tanıtılmıştır.

Şimdiye kadar durum böyleydi.

Artık değişti o durum. ABD başka ülkelere doğrudan ve herkesin -dünyanın- gözü önünde müdahale ediyor, rejim değişikliği için ortamı bulandırdığını yetkili ağızların açıklamalarıyla duyuruyor.

Ülkeleri dize getirmek, istemediği yöneticileri yerlerinden etmek için her türlü yönteme alenen başvuruyor.

Venezuela’da iç-savaşa yol açabilecek bir tahriki başkan düzeyinde başlattı ABD; Beyaz Saray’da ‘ulusal güvenlik danışmanı’ sıfatını taşıyan John Bolton saat be saat devrede, medya da kullanılarak güpegündüz bir darbe hayata geçirilmiş bulunuyor.

John Bolton bunu yapıyor ve yaptığı ile ortaya çıkan tabloya ‘darbe’ denilemeyeceğini de yine kendisinden işitiyoruz.

ABD yalnız Venezuela’da hükümet darbesi için faaliyete geçmekle kalmıyor, eş-zamanlı olarak ve Venezuela’ya verdiği desteği bahane ederek Küba’yı da kıskaca alma yoluna başvuruyor.

Venezuela’daki Maduro rejiminin dünyadaki neredeyse tek destekçisi olan Küba da ABD için bir yan hedef durumunda. [Sıkı destekçi olarak bir de Türkiye var.] Küba’yı da sıkıştırıyor ve orada da rejim değişikliği için ciddi bir faaliyet gösteriyor ABD.

Bu kadar mı?

İran da namlunun ucunda

Hayır. Farklı bir yöntemle İran’ı da dize getirmek için ciddi gayretler yine ABD’den geliyor.

Nedense bizim gazeteler bu gelişmelerle -özellikle bu boyutuyla- fazla ilgili görünmüyor. İlgisizlik had boyutta. Oysa dünya medyası -bazısı taraf tutsa da- gelişmeleri yakından takibe almış durumda.

Aşağıdaki haber IMF tarafından resmen açıklanan bilgiye dayandığı için pek çok yabancı yayın organında yer aldı.

Okuyalım:

“IMF’ye göre, Trump yönetiminin uyguladığı yaptırımlar sayesinde İran ekonomisi çökmek üzere. IMF, İran ekonomisinde kesif bir durgunluk yaşandığını ve enflasyonun 1980’den bu yana en yüksek oran olan yüzde 40’a ulaştığını da açıkladı. Cumhurbaşkanı Hassan Rouhani’ yanlıları ve ABD’yle her türlü diplomatik temasa karşı çıkanlar arasındaki uçurumun giderek büyüdüğünü Financial Times gazetesi yazdı.”

Haberlerde, ABD yönetiminin petrol ambargosunda istisna uyguladığı Japonya, Güney Kore, Hindistan, Çin ve Türkiye’nin de artık ambargoya uymak zorunda kalacakları, bunun da İran ekonomisine yeni ve büyük bir darbe teşkil edeceği bilgisi de yer alıyor.

ABD İran’da da bu yolla değişimi zorluyor.

Bunlar bir çırpıda günlük gazetelerden derlenebilen bilgiler. Açık haberlerle ABD uzak-yakın ülkelerde rejim değişikliklerini gerçekleştirmek için faaliyette bulunduğu bilgisini dünyayla paylaşıyor.

Eskiden yapardı ve utandıracağı için yaptığının bilinmesini istemez, parmak izlerini örtmeye çalışırdı; şimdi ise yapıyor, yaptığını duyuruyor ve bundan utanmıyor da.

Dünya artık böyle bir dünya.

Amerika, Rusya ve Türkiye

Bu yazıda ABD’nin yaptıklarını sıraladım, ama benzer bir tarama Ukrayna’dan Kırım’ı koparmış, Gürcistan’dan başlayarak ‘arka bahçesi’ saydığı ülkeler üzerinde nüfuz kullanan, bu arada askerleriyle Akdeniz’e ulaşmış Rusya için de rahatlıkla yapılabilir.

Amerika bir yanda, Rusya diğer yanda.

Türkiye’nin en fazla dikkatli olması gereken günlerde biz ise neler ile uğraşıyoruz…

Aman Yarabbim…

ΩΩΩΩ

[NOT: Bu yazının okurum Bernar tarafından yapılmış İngilizce tercümesi için link.]

26 YORUMLAR

  1. Nurdan
    1 Mayıs 2019 at 18:40 yazinin devami!

    Venezüelladaki darbe girişimi çakma olduğu için ABD nin değil Trump ve ABD dışın’daki sevdiklerinin plânları sokağa dökturulmüş mehsun insanlarini katli ile birlikte başarılı olmuşa benziyor, İnşallah katliamlar devam etmez.

    Malûm, batıli demokiratlar şeçimle gelen seçimle gitmeli tezini savunduklari içinde darbe girişimini kinayacak olmalaride Madoranin elini güçlendirecektir.

    Yalniz bu arada Iranda ISID ile ABD yi köşeye sıkiştirip Dostlari Putin ve Esad ile birlikte Dünyayla oynamaya devam ediyorlar.

    Ben ilk günden ISIS (IŞIT) terorist örgütü Iran,Rusya ve Esat tarafindan kurulmuş bir terör örgütü olduğunu iddia ediyordum. Son bir kac gün içersindeki gelişmeler ve Iran dişişleri bakanınin 60 dakika proğramindaki konuşmalarindan sonrada emin oldum.
    Bakan bey sorulan sorulara, 11 Eylülü Sudiarabistan vatandaşlarinin yaptiğini,
    Süriyedede isim vermeden Turkiyede dahil Sünni bloğunun IŞID di desdeklediklerini örnekler vererek açıklıyordu.
    Ne zaman Trump Iran için bir hemle yapsa İran onu IŞID la köşeye sıkıştiriyor.
    Trump işid hakkında ne demişti?
    “Biz isidi bitirdik” Cok geçemeden Sirlakada yuzlerce insan öldürüldü.
    Ve Akabinde Işid liderini vidiosu servis edildi….!!!
    Trump tam köşeye sıkışmışken Imdadina çakma darbe girişimi ile dostlari yetişti.
    Fakat! ABD nin anayasasinda terazi (Checks and Balances.) Olduğunu unutmuşlar ve kolay kolayda dostlari Trumpa ve suça bulaşmiş ekibine ogle 3.dunya ülkelerindeki diktatörler gibi kimselere meydan okumayazlar.

    Bu arada Fehmi beyin bu günkü yazisini okuyunca, aklima şu soru geldi.
    ABD, Ingilter devletleri ve vatandaşları birbirlerini hiç sevmezler! Bu her alanda baris biŕ şekilde görülüyor.
    Bir örnek ,ingilizlerin icat ettiği futbolun ismini dahi kullanmamak için soccer (çorap) olara değistirmişler.
    Peki Amerka neden bunlara darbe yapmiyorda! kaz gibi soyduklari Türkiyede ve başka devletlerde darbe yaptiriyor?
    Size göre halkin liderlere sorgusuz sualsiz itaat etmelerinden dolayi mi?
    Yoksa terazisi eğri olan Anayasalarindan dolayimi istediği gibi darbe yaptiriyor

  2. Dış politikayla ilgilenirken İstanbul seçimini de unutmayalım. Ekrem İmamoğlu seçimi 13.729 oy farkla kazanmıştır. Buna rağmen YSK seçimi iptal eder ve yeni seçim var derse ne olur ? YSK’nın kararları kesin olduğu için yapacak bir şey (şimdilik) yoktur.
    Fakat sadece Büyükşehir Belediye Başkanlığı için seçim yenileme kararı çıkarsa,
    SEÇİM BOYKOT EDİLİR.

  3. Sayın yazarımızın bir okuru olmaktan dolayı iftihar ediyorum.Onun dünyaya ve ülkemize geniş ve tarafsız bakış açısıyla aktardığı ve hergün bizlere aktardığı yazılarından her gün yeni birşeyler öğrenmekten dolayı mutlu olduğumu ve hergün ilk iş olarak köşesindeki yazısını okuduğumu belirmekten mutkuluk duyuyorum.Şu yazılarılarıda bizleri yöneten siyasetçilerimizinde okuyarak istifade etmelerini o kadar isterimki ana okumayı bırakın ellerinden gekse bir kaşık suda boğup hapse attırmak için uğraştıklarını gördükçe ülkemizin içinde bulunduğu durumu daha iyi anlıyabiliyorum.Yazarımızı uzun bir zaman sonra iki gün önce Tv5 ekranlarında görmekten dolayı çok memnun oldum.İzlemeyen arkadaşlara haber vermek isterim,keşke diğer kanallardada çıkarak bu görüşlerini anllatna fırsatı olsaydıda ßu anki siyasilerimiz ve yöneticilerimiz istifade edebilselerdi diyerej bitirmek istiyorum.Fehmi bey iyiki varsın ve iyiki senin yazılarını okuma fırsatına ulaşabi!mişim.Allah razı olsun,selam ve dua ile.

  4. “Vardır da, karanlık olaylardaki rolünün bilgimiz dahiline girmesi, darbeleri perde gerisinde planlayıp hayata geçiren Amerikan devletinin örgütleri tarafından büyük bir gayretle saklanmasına rağmen, gazetecilerin titiz sorgulamalarının sonucu araştırma eserleri sayesinde gerçekleşmiştir.”
    İlahi Fehmi abi, ne yapıp ne edip bir gazeteci güzellemesi yapmadan duramıyorsunuz. Bunlar hep stratejidir, taktiktir. O gazeteciler de görevlidirler. Maksat, “bakın ne gizli işler yapıyoruz, ruhunuz bile duymadan, aklınızı başınıza alınız” deyip, dünyaya nizam vermenin bir yoludur bu.
    Saygılarımla.

  5. Merhaa, Nüsret bey! Siz dun benden bazi sorulariniz hakkinda bilgi istememiştiniz.
    1- Venezuela daki darbe girişim bizdeki 15 Temmuzun küçük kardeşi yalniz tek yumurta ikizleri gibi bir birine benziyorlar.

    2- tam bir futbol maçi orta hakem PUTIN YAN HAKEMLER TRUMP VE isim yazarsam sansura takila bilir
    AMIGOLARI ve onuda siz seçin.
    Yalniz 15 Temmezun Amigolarindan ikisini yazayim Rus dişişleri bakani ve Micheal Flynn, hani 15 Temmuzdan aylar önce 15 miliyon dolar ruşvet teklifi edilerek ABD den adam kaçirma ve lobi adi altinda verilen 500,000 dolarla başi belaya giren.emekli genaral, M F
    ne demisti?
    15 Temmuz gecesindeki o meshur konusması “bizim arkadaşlar su an darbe yapiyorlar” gibi laflarla birilerinin Diktatörlüğünün temellerini atmisti ya (danişikli dövüş)
    VENEZÜELLA’nin şimdiki Diktatörünü mahsun gosterip Diktatörlüğünü garantilemek için cakma bir girişim ile muhalefeti tuzağa düşürerek insanlari sokağa döktürüp tanklarlala ezmesini mahsun gosteren şeytani bir oyun.
    Yaziya Devam 3 saat sonra.

    • Çok teşekkür ederim Nurdan hanım.. Yeterince aydınlatıcı oldu. Venezuela kendi içinde krizlerle boğuşuyor. Elektrik yok. Ticaret ambargosuna maruz kalmış şimdi de iç savaş çıkarılmaya çalışılıyor. ABD ve Rusya’nin rolü büyüktür. Allah Venezuela yardımcısı olsun inşallah. Saygılar

    • Nurdan Hanım , 15 temmuzun Amerika ile Türkiyedeki hükümetin danışıklı döğüşü olduğunu ima etmişsiniz ,hatta direkt olarak söylemişsiniz. Eğer ki 15 temmuz gecesi Cumhurbaşkanı ” bu , askeriyenin içindeki birkısım fetöcülerin kalkışmasıdır ” açıklamasını yaptığı zaman , fetö elebaşı ” hayır bizim bu işle bir alakamız yok , buna rağmen bizi seven bazı kişiler bilerek veya bilmeyerek bu işe dahil olduysa tez silah bıraksın – teslim olsun – kışlalarına geri dönsün ” diye açıklama yapsaydı belki size inanırdım. Ayrıca iddianıza göre bu danışıklı döğüş olsaydı ; Amerika mevcut Türk hükümetini destekliyor demektir ki , sonraki süreçte Türk ekonomisi zora girmesin diye bizi paraya boğardı. Ekonomik krizin nedeni yanlış uygulamalardı demeyin , çünkü öyle bile olsa nasıl ki israile vs ekonomik yardımlar yapıyorlar , bize de krizi uğratmazlardı. Zira AK partinin oy kaybetmesinin en büyük etkenlerinden biri ekonomik kriz. Hem malum fetö elebaşını herşeye rağmen iade etmiyor. Şimdi buna da danışıklı döğüş der ; aslında hükümetimizin gerçekten iadeyi istemediğini söylersiniz. Ama siz söylemeden ben sorayım niye istemesin ?

  6. Öncelikle bugün 1 mayıs. tüm dünyadaki emekçilerin bayramını kutlarım. İlave olarak, artık 1 mayıs, sadece emekçilerin değil, hakkıyla ticaret yapan ticaret erbabının da, hakkıyla para kazanan esnafın da, sanayicinin de bayramı. Özellikle ülkemiz gibi, haksız para kazanmanın kural olduğu ülkeler açısından bu durum daha da geçerli. bu nedenle, hakkıyla para kazanan herkesin 1 mayısını kutluyorum.
    – fehmi beyin yazısının amacının abd’nin dünyada yaptığı darbelerin çetelesini tutmak değil, abd’nin şu an uyguladığı politikaların ülkemize yansımalarını hatırlatmak diye düşünüyorum ama okurlar hemen şeytan taşlamaya çıkmışlar.
    – abdnin hem venezuelladaki politikası hem de iran politikası ülkemiz açısından yeni sorunlar demektir. öncelikle iranı ele alacak olursak, türkiye petrolü daha pahalı alacak demektir. aynı zamanda iranla ticareti de gerileyecektir. bu da türkiye ekonomisi üzerinde büyük bir baskı oluşturacaktır.
    – Venezuella için ise, aslında türkiyenin değil, türkiyenin elitlerinin sorunu nedeniyle türkiye etkilenecektir. çünkü maduronun altınlarının türkiyede olduğu söyleniyor. bunlardan türkiyenin ne gibi faydası var bilemiyorum ancak bu ilişkinin türkiyeye zarar vereceği açık.
    – türkiye gittikçe yönetilemez bir hal almaya başladı. belki bu durum sadece iran ve venezuella ekseninin dışında daha geniş olarak ele alınması gereken bir durum.
    – bir süre önce doların gittikçe hızlanan artışından bahsetmiş, bir süre sonra durdurulamayacak noktaya ulaşabileceği uyarısını yapmıştım. iran ve venezuelladaki gelişmeler, ilave olarak s400’lerin durumu, ülkenin zaten var olan sorunlarının üzerine ilave yük bindirdiğinde, korkulanın, tahmin edilen süreden daha erken gerçekleşebileceği endişesine neden oldu.
    – türkiyenin yönetilemez noktaya gelmesi, ülke açısından bir felaket senaryosu olmasının yanısıra, akp ve mhp için de tükenme noktasını oluşturuyor.
    – Daha önceki yorumumda, akp ile mhp arasında sıkıntı olacağını çünkü ekonomik kriz nedeniyle azalan pasta içindeki kavganın artacağını, zaten akpdekilere yetmeyecek pastadan mhpye pay vermek istemeyeceklerini yazmıştım. son gelişmeler bu konuda da haklı olduğumu ortaya koydu.
    – Ayrıca akp, mhp ile birlikte hareket etmesinin ülkenin yönetilemez noktaya ulaşmasını, yani kendi sonunu hızlandırdığını da hissediyor. Ben önceleri, bunun pasta payı ve akp seçmeninin mhpye kayması, mhpnin de bundan yararlanarak akp üzerinde daha etkin olmak istemesi nedeniyle olduğunu düşünüyordum. Ancak şu anda, bunların biraz daha tali olduğunu, esas nedenin, ülkenin hızla yönetilemez noktaya gitmesi nedeniyle akpnin sıkışmışlığı olduğunu düşünmeye başladım.
    – erdoğanın millet ittifakı söylemi meşhur türk dilenci anektoduna benziyor. hikaye odur ki; türk dilenci, sadaka isterken “efendine bir sadaka” diye dilenirmiş. Erdoğan da, hala istediği herşeyi yapabilecekmiş gibi ortaya millet ittifakı söylemini yem olarak atıyor. çünkü gittikçe yok olmaya başladığını hissediyor. millet ittifakı söylemini ortaya atarken, türk dilenci anektodunda olduğu gibi, chp, iyi parti ve saadet partisi gibi muhaliflerin, erdoğanın istediklerini yapması hedefini güdüyor. yani aslında bir ittifak talebinden çok, içinde bulunulan krizden çıkış için, muhalefeti payanda olarak kullanmak istiyor.
    – Erdoğanın kavrayamadığı nokta ise; chp, iyi parti ve saadet partisi, bütün sendikalar, sivil toplum örgütleri vs. hepsi de erdoğanın istedikleri gibi davransa bile ülke krizden çıkamaz.
    – ülkenin krizden çıkması için, öncelikle, denge ve denetleme mekanizmaları olan, kuvvetler ayrılığına dayanan, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği, kurumların ve kurulların güçlendiği ve bağımsız olduğu bir yapılanma gerekir. yani demokrasi gerekir.
    – yani erdoğanın istemediklerinin olması gerekir.
    – Erdoğan köşeye sıkışmış durumda. mhp ile bu sıkışmışlıktan çıkamayacağını hissediyor zannediyorum. Ancak türk dilenci gibi davranarak da bu krizden çıkamaz. en fazla biraz daha öteler. Ancak bu “biraz daha” çok uzun bir zaman olamaz.
    – bu nedenle, yapması gereken: kendi kaybının aşamalı gerçekleşmesini sağlamaya çalışmak olmalı. Yani, ülkedeki kontrolünü kaybetmesi, ülkede hukukun, demokrasinin, insan haklarının, düşünce özgürlüğünün gittikçe gelişmesine muhalefet etmemesi, muhalefet ile, kendisinin yavaş yavaş sahneden çekilmesi konusunda mutabakat yapması gerekir.
    – Aksi durumda, yani, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi konularda göstereceği direniş, kendi sözünü heryerde geçirmeye çalışmak gibi bir davranış, herkese daha büyük zararlar verecektir.
    – Nitekim, son dönemde, akp treninden inmeye meyilli epey kişi ortaya çıkmaya başladı. mesela abdurrahman dilipak, yeniden dürüst müslüman elbisesini giymeye başladı. kuşkusuz dürüst olmaya çalışanlar dilipaktan ibaret değil. eğer yanlış hatırlamıyorsam 2 gazeteci (pardon havuzun 2 balinası) dün akpyi eleştiren yazılar yazmıştı. yani gemi su alıyor.
    – erdoğan trenden attıkları da dahil herkese ihtiyaç duyuyor şu anda. ancak maalesef, herkes cübbelinin müridleri gibi değil.

  7. Yorumcu arkadaşlarımızın yorumlarını okurken darbelerle ilgili bir noktada müsadenizle görüşümü paylaşayım istedim.
    Söylemek istediğim konu , hani şu malum 27 Nisan 2007 E- Muhtıralı darbesi ve muhataplarının yapmış olduğu Dolmabahçe görüşmesinin mahiyetinin söylendiği gibi hiç de sır olmayacağıdır. Normalde Anayasal düzeni değiştirmek üzere muhtıra vermek / darbe teşebbüsünde bulunmak çok ağır bir suçtur. Zaten 15 Temmuz hain darbe girişimi içinde bulunan askerlerin aldıkları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları da bunu göstermektedir.
    Peki ne oldu da , Ak Parti hükümetine , 27 Nisan E-muhtırasını veren Yaşar Büyükanıt paşa seçilmiş hükümeti devirmeye/düşünrmeye teşebbüsten yargılanamamış , bırakın yargılanmayı zırhlı otomobille ödüllendirilmiştir ?
    Dostlar cevabı o kadar basit ki ? Hiç mezarı falan beklemeye gerek yok.
    2004 MGK kararlarında FETÖ PDY Terör örgütünün devlete sızdığı , faaliyetlerinin devleti zora sokacağı şeklinde çok önemli kararlar alınmış ve FETÖ konusundaki bu kararlara Ak Parti hükümeti tarafından uyulmamıştır. FETÖ ile ilgili konularda o dönemin Ak Partisi hep FETÖ den yana tavır almıştır. İşte bunun ezikliği içinde Dolmabahçe görüşmesi mezarda açıklanmayı beklenmektedir bazıları tarafından ama beklemeye gerek yoktur sebebi çok açıktır. Kısaca Yaşar Büyükanıt Paşa diyor ki ” Sayın hükümet , biz sizi uyardık , bizi dinlemediniz 15 Temmuz oldu , bir de kalkıp bizi mi yargılamaya kalkacaksınız ? Olayın özeti budur arkadaşlar.Bu bir nevi FETÖ nün siyasi ayağı kimdir ? sorusunun cevabının da bir bölümün oluşturmaktadır ancak bunun araştırlımasına henüz meclisimiz izin vermemektedir.
    Herkese hayırı akşamlar .

    • Eddy hükümeti gerçek anlamda `ER` olsaydı, Büyükanıtın `Sayın hükümet , biz sizi uyardık , bizi dinlemediniz 15 Temmuz oldu, bir de kalkıp bizi mi yargılamaya kalkacaksınız?` sorusuna `EVET` derdi. Aynı gerekçeyle `Evet, kandırıldık, rabbimiz de, milletimiz de bizi affetsin. Siz bizi uyardınız, amenna. Millet bizi oy vererek affettiğini gösterdi. İşin bu dünya’daki kısmı için önemli olan budur. Evet, siz bizi uyardınız, vazifenizi yaptınız. Ancak bu sizi 27 Nisan e-muhtırasını vermiş olmanız konusunda aklamaz! Şimdi gelin bu işin hesabını millete verin. Millet huzurunda Hukuk’a hesap verin`. Evet, bunu `ER` olan, devlet adamı kapasitesi olan `sayın hükümet` yapabilirdi. Olayın asıl özeti bu olmalıydı arkadaşlar! Ama nerdeee… nerede o `sayın hükümet`!!!!!!!!

      • Bu satırları 27 Nisan E-Muhtırasını savunmak için yazmadım. Anayasal düzeni silah gücüyle zorla değiştirmeye kalkmanın cezası İDAM olmalıdır. Ancak ; sayın hükümet , idare-i maslahat ederken , gücü yettiğine olabildiğince ceberrut , gücü yetmediğine maksimum düzeyde mülayim ve anlayışlı oluyorsa , bu sistemde ADALET denen kavramın buharlaşmış olduğu malumun ilanıdır. Maalesef aynı sayın hükümet demek ki öyle hatalar etmiş ki , haklı olduğu hususlarda bile hesap soramaz hale gelmiş. Çünkü hesap soracağın adamların da haklı olduğu konular olmalı ki , onların Anayasa ihlallerini bile hesap sorulması gereken ağır bir suç olmaktan çıkarabiliyor. Hakça ve adaletle yönetilen bir ülke olma dileğiyle .

  8. 2. Dünya Savaşı’ndan önce emperyal ülkeler milli menfaatlerini korumak için olay yerine ordusunu veya donanmasını gönderir, doğrudan duruma el koyardı. Büyük savaştan sonra yöntem değişti, şimdi hayati bir şey olmadıkça ince yöntemler kullanılıyor. Bu yöntemde, söz konusu ülkedeki yönetim zaafları ile ülke içindeki çatışmalar kullanılıyor.

    Örneğin Venezuella’ya bakalım. Maduro ve selefi (rahmetli) Chavez dik duruşlu politikacılar ve (çakma) sosyalist liderlerdi. Petrol fiyatlarının 120 $ olduğu yıllarda oluşan yüksek petrol gelirlerini halka rüşvet olarak dağıtarak ve birçok kişiyi yüksek maaşlarla kamuda işe alarak seçimleri kazandılar. Fakat petrol fiyatları 50-70 $ arasına gerileyince ülke ekonomisi iflas etti. Şimdi ABD düşmanlığı yaparak iktidarda kalmaya çalışıyorlar. Muhalif lider Guaido ise fırsatı kullanmaya çalışıyor. Şimdi burada ABD mi daha suçlu yoksa Venezuella’yı yöneten liderler hatta halkı mı daha suçlu ?
    Meşhur rock grubu Pink Floyd’un kurucusu Roger Waters “Trump, Venezuela’dan elini çek” demiş. Türkiye’de meşhur bir sanatçı benzer bir söylemde bulunsa vatan haini ilan edilir hatta gece 03.30’da evi basılıp günlerce sorguya çekilir, olmadı hapse atılır.

    Bir de uluslararası politikada çok derin düşünebilen insanlara ihtiyaç vardır. Örneğin Humeyni Şah tarafından sürgüne gönderildi, yıllarca Fransa’da yaşadı. Yıllar sonra birgün Humeyni Paris’ten uçağa binip Tahran’da indi ve İran’a el koydu. ‘Batı’ bunu niçin yaptı ? Acaba bu bir Fransa –ABD çekişmesi miydi yoksa ileriye yönelik büyük bir plan mıydı ? İran İslam Cumhuriyeti, (onlar bunu istese de istemese de) Batı tarafından tarihsel Sünni-Şii çatışması için gereklidir. Nitekim 1980 sonrası yaşananlar bunu doğrulamaktadır.

    ‘Batı’ya bu ince politikaları nedeniyle kızabiliriz. Fakat aynı şeyleri ‘doğu’ da yapıyor. Sadece batı bilim ve teknolojide üstün olduğu için bunu daha iyi yapıyor. Şimdi çözüm İslamda falan demenin de bir alemi yok. Peygamberlerin sağlayamadığı ideal dünya düzenini bizler mi sağlayacağız. Dünya bir sınav yeridir, idealize edilemez. Aklını kullanmayan toplumların akıbeti de Kuran’da açıkça belirtilmiş zaten.

  9. Bir ülkenin halkı hak ettiğinden fazla zenginlik ister ve bunu büyük bedeller ödemeden elde etmeye çalışırsa ,eninde sonunda daha da zor durumlara düşer.
    Yöneticileri ,halkının doymak bilmez isteklerini yerine getirmek ve onların gönlünü almak(oy unu)için ödeme zamanı geldiğinde dış düşmanlar diyeceklerinden hesapsız borçlar almaktan korkmazlar.
    Halk ucuz bol borç parayla belli bir süre keyif sürer.
    Seçimler olduğu sürede ve seçim öncelerinde her şey devlet tarafından maliyetinin altında halka sunulur.
    Borçlar yeni borçlarla çevrilir.
    Yeni borçlar her defasında daha yüksek maliyetle borçlanarak halledilir.
    Adeta borçlanabilmek bir başarı olarak halka anlatılır.
    Borç sarmalına giren halk,şirketler ve devlet her defasında daha çok risk primi ödeyerek borçlanır.
    Devlet in borçlanma sorunu olmaz, kaynakları sınırsız sayılabilecek kadar çoktur.
    Şirketler ve vatandaş için ise bu imkansızdır.
    Borç batağına sürüklenen ülkeler artık bağımsız hareket etmeleri çok zordur.
    Ya alacaklılarından emir alır yada yeni alacaklılar bulup onların yörüngesine girmek zorunda kalır.
    Bir dış düşmandan korunmak için başka bir dış dost (düşman)şimdilik bulunsa da bu sefer ve daha da tehlikeli olan fiziki yakınlıkta ki ülkelerin müdahalesine daha açık hale gelmektir.
    Doğru olan uzun ve sarp yoldur.
    Eğer daha bağımsız olunmak isteniyorsa çok çalışıp az tüketmektir.
    Güzel şeyleri elde etmek zordur.
    Kolay kazançların sonu b…..ktur.
    İyi ve güzel şeyler çok zor elde edilir.
    Herkes doktor olmak ister.
    Doktor olmak zordur.
    Ama meyveleri güzeldir.
    Halklar ne zaman zoru talep etmeye başlarsa yolun yarısı alınmış demektir.
    Ülke parasının değerini düşük tutmak gerekir.
    Böylece ithalat azalır ,ihracat artar.
    Carı fazla vermeye başlarız.
    Borç alma ihtiyacımız olmaz.(emirde almayız)
    Bu yol çok meşakatli bir yoldur.
    başkada çaresi yoktur.
    Carı fazla veren bütün ülkelerin halkları hep bu yoldan geçmiştir.
    Nasıl ki çok iyi bir meslek edinmek isteyen çocuk daha az oyun daha çok ders çalışması gerekiyorsa ,halklar da iyi bir gelecek arzu ediyorsa ve bunu gerçekten istiyorsa başta bu zorlu tezgahlardan geçmeyi kabul etmek zorundadırlar.
    Rahatlığını bozmadan rahat etmek isteyenler ebediyen rahat edemezler.
    Kolaydan para kazanmak isteyenlerin yolu bellidir.
    Ya kumarbaz olacak,ya piyangodan (kazananların sonu hep kötü bitmiş) yada illegal yollar ki bunun sonu nun ne olacağını herkes tahmin eder.
    YA ÖNCE REFAH SONRA SEFALET.
    YA ÖNCE SEFALET SONRA REFAH.
    Her şey bir tercihtir.

  10. ABD’nin dünyanın jandarmalığını yapma sevdası bitmez.Basit bir makam için insanlar ne hallere düşüyor, ABD dünya hakimiyeti için yapmış çok mu? (Bu sözümden kastımın ABD’nin yaptıklarını övmek olmadığını söylememe lüzum yok ama yine de belirteyim) Biz kendimizi değiştir(e)miyoruz.Cihana hükmetmiş bir ecdadın torunlarına yakışmıyor halimiz.İç çekişmelerden fırsat bulabilirsek dünyada neler olup bittiğini fark edebileceğiz.

  11. Kurtuluş Ortaklıkta
    Kur’an insanlığa usulu fıkıhla müspet düşünmeyi öğretti. Ulus uygarlığı yerine beşeri uygarlığı ortaya koydu. Emeviler ve Abbasiler tüm dünya uygarlıklarını medreselerde okutmaya başladılar. Yahudiler de bu medreselerde öğrenci ve öğretmen oldular. Bunların zamanında tarım döneminden sanayi dönemine geçildi. Yahudiler uygarlığı batıya taşıdılar. Ekonomik bakımdan üstünlük sağladılar. Nüfusları çok az olduğu için kendilerine ortaklar edindiler. Yirminci yüzyılda ABD’yi merkez yaptılar.
    Faizli işçilik döneminde Devletler Sermaye ile anlaştı ve dünyayı uygarlaştırdı. Yahudi’nin Dolar’ı Hıristiyanları askerleri dünyayı batıya bağladı. Yeryüzünde tam istihdam sağlanınca faizli sistem çalışmaz oldu. Dolar eski hükümranlığını yitirdi. Piyasa doydu. Yeni Dolar çıkarılmıştır. Dolar’ın batması Yahudi hâkimiyetinin bitmesi demek olur.
    Önce ABD’de Sermaye bölündü. Pentagon’la Rothschild arasında çatışma var. Sonra Çin güçlenmeye başladı. AB’nin Avro’su Dolar ile yarışmakta. Dünyada yapılan operasyonlar eskisi kadar başarılı olmamıştır. Türkiye’de, İran’da, Rusya’da sonuç elde edilemedi. Arap ülkelerinde şimdilik başarılı. Güney Amerika’da zorluyor. Venezuela’nın bu kadar direnebilmesi ABD hakimiyetinin sonlarına doğru gidilmekte olduğunun işaretidir.
    Venezuela şimdi çözülse bile artık ABD’ye kafa tutuyor. Zayıf bir zamanında başarıya ulaşacaktır demektir.
    Türkiye işçilik döneminden ortaklık dönemine geçerse dünya kurtuluşun ne olduğunu Türkiye’den öğrenecek. Herkes kurtulacak. Yahudi sermayesi de ortaklık sistemi içinde varlığını, insanlığa hizmetini sürdürecek.
    Duamız budur.

    • Son iki cümle! Sn hocam menfaatini düşünme konusunda yahudilerin üstüne bir millet yoktur, sanıyorum. Dünya’nın kapitalini istif etmiş olmalarında bunun etkisi çoktur. Yanınızın son kısmında ortaklık sisteminin sermayesini onlardan bekliyor gibi bir “ima”da bulunuyorsunuz. Yani onlar bu sistemin patronu olurlarsa sistemin ortakları, bir nevi, onların çalışanları mı olmuş olacak? bu hizmetse hizmetçi kim? şeklinde sorular akla geliyor. Yanlış mı anlıyorum? Türkiye’deki bu proje yerli ve milli olmalı! Halkın özverisi ve öz kaynaklarıyla gelişirse ne âlâ… Yahudi sermayesi bu işe bulaşırsa iflah etmez!

  12. abd nin arka bahçesi gördüğünün latin Amerika değil de dünyanın kalanı diyelim esastan aslında. daha da aslında abd yi kimin yönettiğini de hesaba katarsak abd dahil dünyayı kendi bahçesi sanan Siyonist/karanlık güç dediğimiz adının ne olduğunun hiç önemi olmayan şey latin Amerika da yine gündemde diyebiliriz.
    dünya da ve türkiye de nerde darbe varsa abd nin parmağı bir biçimde-her biçimde- parmağı bulunduğuna inanılır, bilinir zaten açıktır.
    flynn “Biraz önce beni aradılar, Türkiye’de ABD yanlısı askerler gerici iktidarı yerinden ediyor” derken aaa darbe yapıyorlar demek istemedi herhalde.
    15 temmuzun gerici iktidarı yerinden etmeye çalışan abd yanlısı the askerler tarafından yapılan bir the darbecik falan olmadığını ya da darbenin mevcut iktidar tarafından yapıldığını düşünenler abd nin ulusal güvenlik danışmanın bir şey bilmediğini de düşünebilir tabii.
    fehmi beyin de altını çizdiği gibi eskiden ayıplar saklanırdı, şimdi her şeyin açıktan aleni herkesin gözü önünde yapıldığı, her türlü ahlaksızlığın saklanma gereği olmadığı zamanlardayız, o denli kanıksadık ki müdahale etmek noluyor demek gereği bile hissetmiyoruz.
    abd iran ve türkiye de de rejim değişikliğini zorluyor.
    geçen yazıda Arjantin altınlarının ingiltereden alınıp türkiyeye getirildiğini yazmıştı sayın koru, aracı kişilerin ise tehlikeli isimler olarak tanımlandığını söylemişti. altınlar malum ülkelere giderken aracılar emin insanlar olur, diğer ülkelere giderken isimler de tehlikeli hale gelir-getirilir zaten. tanıyacağız biz bu hikayeyi bir yerlerden, dürüst amerikan yargısı asla yargıya müdahale etmeden, onları da bulur, yargılar bir ara artık, altınları götürecek ülkeyi bulmak size mi kaldı mealli soru soracak adil-bağımsız bir yargıç da bulunur mutlaka.

    türkiye de gece 10 da abd yanlısı askerler gerici hükümeti yıkmak istiyor, Arjantin de 70 asker ülkeyi ele geçirmeye çalışıyor bunca darbe tecrübesi olan abd için fazla basit görünüyor değil mi ama belki de amacı başarılı bir darbe değildir, belki de amacı toplumda daha fazla bölünme ayrışma ve soru işaretleri yaratmaktır. darbe yapılır, iktidar el değiştirir, bir kaç yıla işlerin düzene girer isteniyor olmaktan çok, uzun yıllar sürecek, sancılı, kanlı dönemler planlanıyordur belki de.
    onların amacı şudur budur ne fark eder?
    herkes kendi hesabını yapar,
    kendi çıkarını korur,
    biz kendi hesabımıza bakalım…
    müdahalelere nasıl açık hale gelinir
    nasıl gelinmez,
    kendimizi nasıl koruruz,
    nasıl savunuruz onu düşünelim.
    en fazla dikkatli
    ve tabii akıllı
    ve tabii sağduyulu
    olmamız gereken zamanlardayız.
    her birimizin.

    • Puzzle’ın parçaları yerlerine oturmadan herşeyi hakkaniyete uygun değerlendirmemiz mümkün görünmüyor Didem hanım.Yazınızı aşağıdaki H.K ve Hasan beyin yazılarını okuduktan sonra değerlendirdim.Bir noktaya işaret etmek ihtiyacı duydum.

      Flynn’ın “Biraz önce beni aradılar, Türkiye’de ABD yanlısı askerler gerici iktidarı yerinden ediyor”sözünün çizdiği fotoğrafını,darbe sonrasında darbeye ilişkin hükumetin resmi söylemine uygun makaleler yazıp,bir takım başka faaliyetlerde bulunması dolayısıyla hakkında Amerikada dava açılması fotoğrafıyla birlikte değerlendirmemiz gerekiyor.Bu da bizi 15 temmuz teşebbüsüne karışan unsurların homojen bir yapıda olmadığı sonucuna götürüyor.Ki bu durum Rasim Ozan Kütahyalı,Nagehan Alçı gibi yazarlar tarafından da geçmişte yazılmıştı.

      Aslında bu tespit,-her ne kadar 15 temmuz darbesi çatı davaları halen devam ediyor ve bu dosyaların içeriğine vakıf olmasa da-tüm alt derece mahkemelerini aldığı kararla bağlayan Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24.04.2017 tarihli 2015/3 Esas,2017/3 Karar sayılı kararıyla “15 temmuz darbe teşebbüsünün TSK’ya sızmış Fetö/Pdy Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği,kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin,darbenin bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir.”saptamasıyla Türk Yargısı tarafından da kabul edilmiştir.

      Şimdi bu konuya ilişkin olarak bize düşen Ankara 4 ve 17 Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen kamuoyunda “Genelkurmay Çatı ve Akıncı Üssü “davaları olarak bilinen davalarda ,kalkışmaya TSK daki hangi unsurun,ne boyutta katıldıklarının çözümlenip,ayrıştırılarak gerekçelendirilmesini beklemek düşüyor.Ki aslında onbinlerce dava dosyası ve KHKlıları otomatikman etkileyecek nitelikteki davalar da bunlardır.Saygılarımla.

      • yorumumda pek çok noktaya işaret etmek mümkün, zaten ucu açık şekilde bırakmıştım. işaret edebilir, katılabilir, geliştirebilir, açıklık getirebilir, karşı çıkabilir, doğru bulmayabilir, yanlış varsa düzeltebilirsiniz.

        bir darbe girişimi söz konusuysa şu yaptı bu yaptı, işin zaten kolay kısmıdır, hoş biz burada bile sıkıntı çekiyoruz, zor kısmı asla homojen olmayan yapıyı anlamaya çalışmaktır. daha zor kısmı nasıl oluyor da isteyenin istediği gibi at koşturduğu bir halde oluyoruz onu anlamaktır.
        iktidarın içinde, muhalefetin içinde, askerin, polisin, yargının, eğitimin, basının içinde hatta sağlığın, sporun, kültür faaliyetlerinin içinde ülkemize karşı çalışan büyük bir yapı var. bu tüm unsurlarıyla ortaya çıkarılmalı elbette. vatanı için çalışacak, düşünecek insanlara ihtiyacımız çok var. hiç bir şeyi ve hiç bir kimseyi savunmadan ve saklamadan, particilik, adamcılık yapmadan bu nasıl olacak, hep birlikte tartışalım.
        selamlar, saygılar.

  13. Aynen Fehmi abi gazetelerinde bunları yüksek sesle söyleyen pek az yeni Şafak İbrahim Karagül ve Ergün diler aynı paralelde yazılar yazıyor ancak diğerleri emekliye çifte zam maaşlara bilmem ne kadar zam haberleri ile oyalıyorlar birde Ekrem İmamoğlu haberleri eklendi . adamı yerin dibine batırmak için koro halinde uğraşıyorlar.benim anladığım millet uyanmasın diye gerçekleri fazla yansıtmıyorlar.
    Memlekette derin bir kriz var aslında ama milletimiz bunu biraz geç gorucek anlaşılan geçtiğimiz günlerde bir haber gazetede vardı yollar ve köprüler için geçiş bedeli 3.5 milyar civarı yıllık para ödenmiş bu ekonomik krizde büyük para yapılan yollar şu an için lüks yanlış demiyorum şu an için belki 15 yıl sonra gerekli olacak.oyle bir zamandayızki.etrafımiz sarilmis ülke olarak 1 kurusu bile hesap Edip harcama ve kendimizi geliştirme askeri ekonomik olarak bir sonraki aşamaya geçmek zorundayız.kısır çekişmeleri bir türlü sonlandıramiyoruz hep bir tartışma bu insanların psikolojilerinede yansıyor günlük hayatta.

  14. Tarihinin en uzun süreli, en istikrarlı, en kudretli siyasi iktid(la)arı döneminde bile; değil darbelerle yüzleşmek, aksine kendi döneminde; biri örtülü -27 Nisan e-muhtıra- diğeri de açık -mel’un 15 Temmuz darbesi- olmak üzere iki darbe yaşamış olan ülkemiz; bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat post-modern darbesi ve AK Partinin ilk iktidarları döneminde; artık darbe-marbe olmaz umuduyla dolup taşan milli bilincimiz! nevzuhur yeni darbelerle alt-üst olduğundan bu tarafa ”yeni bir darbe olur mu” sorusuna ”hayır olmaz, olamaz” diye hiç kimsenin emin bir şekilde cevap veremeyeceğini söyleyebiliriz.

    Hadi eskilerini geçtik; Y. Büyükanıt ve Erdoğan’ın birer sırrı olarak mezara gömülen 27 Nisan e muhtırası ile mel’un 15 Temmuz darbesi üzerindeki sis perdeleri aralanmadıkça (ABD’nin şimdilerde açıktan yaptığı şekliyle) daha modern! darbelerle karşılaşmayacağımızı kimse söyleyemez, garanti edemez.

    15 Temmuz üzerindeki sis perdesi aralanmadıkça dediğime; ”perde mi kaldı kardeşim, her şey ortada” diyecek olanlara Sn. Koru’nun da linkini paylaştığı Michael Flynn‘in söylediklerini delil gösteririm.
    Bu delilin içeriğini araştırmak, neler ihtiva ettiğini de kamuoyuyla paylaşmak onlara düşer.

    Her birinde olduğu gibi 15 Temmuzun da arkasında ABD var ve biz ABD’yi sorgulamaktansa ondan medet umarak, ona deliller sunarak, darbenin taşeronlarını ön plana çıkarıyoruz. Yani?

    Yani; maden darbelerimizin arkasında ABD var, neden ABD’yi sorgulamıyoruz, yargılamıyoruz; Brunson’nu yargıladığımız! gibi…

    Bunu şu anda ne Venezüela yapabilir ne de Küba..Ne İran yapabildi, ne Mısır ve ne de Suriye. Güney Amerika ülkeleri de…

    Sanırım bir NATO üyesi olarak Yunanistan’da bir cunta darbesi yaşamıştı.

    Diğerlerini anladık, en sıkı müttefik ve bir NATO üyesi olarak da ülkemiz, neden bu sıklıkla darbelere maruz kalır! Neden?

    Gerçek Demokrasiye mi geçsek acaba?

    • Hasan abiciğim merhaba!
      dünkü davetinize bu gün ✋ el sallamış olayım.
      Üstadın yazısındaki flynn ile ilgili cümlesi doğru bir ifade ama bu ifadeyi bütün detaylarıyla irdelemeden konuyla ilgisi tam anlaşilmaz.
      Uğur bey meseleye doğru bir bakışla temas etmiş.
      Verdiğim linkteki haber de göz açıcı nitelikte. Flynn’in haberde geçen Türk hükümetine yakın şirketten 500 bin $ ödeme aldığının çok konuşulduğunu da hatirlamakta fayda var.

      https://www.bbc.com/turkce/40102086

  15. Asıl beka meselesi bu konular!!! İmamoğlu İstanbul’u yönetirse ülkenin bekası tehlikeye mi düşer. 3-4 gündür Google da trend olan konuların başında Keremcan durmaz ın malzemesi var. Milettin öncelikleri bunlar. Nasılsanız öyle idare olunursunuz…

  16. Linklere baktım. Herbiri için uzun uzun yazılabilir ama, kısaca “ABD’nin politik olarak ne söylediği ile ne yaptığı arasında bariz farklar var”. Karşılıklı iletişim bozukluğu en büyük sorun… Misal, General Flynn, konuşmasında Türkiye’deki son darbe teşebbüsünü “Türkiye’nin laik bir ülke olarak biçilmiş olmasına rağmen, Erdoğan hükümetiyle bundan saptığını ve yönetim olarak İslam’cı bir çizgiye girdiği”ni gerekçe göstermesi çok ilginç. Dikkate edilirse, Amerikan General Flynn, Fehmi beyin “gerici” ifadesini kullanmıyor, “İslamist” tabirini kullanıyor, yani “İslamcı”. Bu İslamcı söylemi içimizdeki seküler muhalefetin kullandığı “islamcı” söylemiyle tamamen aynı. Misal, bunun vebali var deyip, anlatmağa çalıştığım buradaki Sn Hamza Akyol’un yaklaşımı, General Flynn’ki ile tamamen aynı. Hal böyleyken, bu durum ABD’ye “istemezük” çekmeleriyle çelişen bir durum var. Erdoğan’ın yönetime gelmesiyle bu konuda değişen bir şey oldu mu? Hayır! Daha dün (30 Nisan 2019 at 08:30: http://fehmikoru.com/istanbula-zoraki-baskan-senaryosu-wpye-gore-trump-turkiyeden-ogrendigini-abdye-tasiyor/ ) bizzat Erdoğan’ın Fehmi beyin bu konuda (yani, “İslam’ın güncelleşmesinden’ ve 14 asır önce gelmiş hükümlerin bugün uygulanamayacağından söz edebildi Cumhurbaşkanı Erdoğan”) şeklindeki sorgulamasina muhatap olduğunu hatırlatmıştık.

    Tamamen bir terminolji manipülasyonu var. General Flynn eğitilen TSK’daki (ABD yanlısı) darbeci askerlerden bahsediyor. Fehmi beyin daha önce yapılmış olan darbelerin listesini veriyorken ileri sürülen gereçke bu sonuncu teşebüstekinden farklı mıydı? ABD’nin sözde endişesi ve Türkiye’deki muhalefetin endişesi de aynı. Daha önceki darbelerin herbirinde laiklik (sekülerizm) bir gerekçe olarak daima öne sürülmüş ve adeta bir ortak payda olarak hepsinde kullanılmıştır.

    Diyelim ki bir manipulasyan değil de “İslam” rejim olarak endişe duyulduğu şekilde gelmiş olsun. Misal, bir referandum yaptık millet istedi ve adını İran’daki gibi “İslam Cumhuriyeti”ne değiştirdik. Bugün için değişen ne olacak? Gök kapıları böyle bir değişiklikten dolayı açılarak hidayet ve ekonomik refah mı yağacak? Korkarım “ezberine dindar” kesimde böylesine de bir algı/zan var. Bunu, bir tren yolculuğunda yanıma oturan sakallı amca ile muhabbetimden de hatırlıyorum. Sanki, böylesi bir değişiklik “bBir ilaç, bir hap” gibi; yutunca, bütün ağrılarımız, ekonomik sıkıntılarımız buharlaşıp uçacak. Oysaki, 8. Sure (Enfal) 53. ayette “… Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez..” denmektedir. Buradaki değişiklik şüphesiz, isim değişikliği değil davranış, amel değişikliğidir. Ayrıca, kültürümüze işlemiş bir durumdur “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” (Vikipedia-Ziya Paşa). Laf olsun diye isim değiştirmek var, bir de kendimizi değiştirmek var. Bugün için öncelikli iş, İslamın ne olduğunu unutmadan layıkıyla amel olarak dosdoğru yaşayabilmek, bu şekilde değişmek. Bunu herkes görsün anlasın, örnek alsın. “Ha işte bu, işte bu” denilebilecek noktaya gelelim isim değiştirmek mesele değil; önce kalplerdeki ve beynimizdekini değiştirelim ve buna göre amel edelim, gerisi kolay! Başarı kendiliğinden gelecektir….

    Son olarak, bir de şunu ilave etmek lazım. Ülkemiz askeriyle ve siviliyle, büyük ekseriyetiyle bir Türkiye ittifakında birleşirse (önce kendi aramızda iyi bir iletişim), ABD’ye veya AB’ye kesinkes diyecek bir şey kalmaz. Makul isteklerimizi kabullenmeleri çok daha kolaylaşacaktır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here