Türkiye’nin sırtı sıvazlanıyor.. Yanlış yöne götürülmeyelim de…

15

 

Bazen güne belli bir konuda görüş paylaşmak için başlamak niyetiyle yazı masasına oturuyorum; yazı öncesi göz attığım gazetelerin birinde karşıma çıkan bir yazıda aynı konunun benzer bir açıdan işlendiğini görünce…

Farklı bir konuya geçiyorum.

Bugün konumu, aynı gazetede (Hürriyet) çıkan bir değil, birden fazla yazı belirledi.

Hepsi de dış politikayla ilgili yazılar; yetkinlikle de kaleme alınmışlar, ancak her yazar aslında çok yaklaştığı ana tabloyu görmezden gelmiş…

Köklü değişim kapıda

Dünyamız köklü bir değişimin eşiğinde. İngiltere’nin halkoylaması ile Avrupa Birliği (AB) süreci dışına çıkma iradesi (Brexit) göstermesi ve Donald Trump gibi birinin ABD gibi bir ülkenin başkanı seçilmesi bugüne kadar geçerli kuralları geçersiz hale getirecek önemde gelişmeler…

Yeni kurallar henüz belli değil, bu belirsizlik de, ülkelerin dış politika aktörlerini, yeni düzeni etkilemeyi umdukları denemelere itiyor.

Kimi ülke eski önemini yitirmemek, kimi de yeni dönemde önemli olabilmek çabasında.

Yanlışlar yapmazsa yeni dönemde de önemi süreceği şimdiden belli olan ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Nereden biliyoruz?

Trump’ın ilk başbaşa görüştüğü kişi olan İngiltere Başbakanı Theresa May’in Washington’dan dönerken yolunu Ankara’ya çevirmesi… CIA’nin yeni başkanı Mike Pompeo’nun Kongre’den onay aldığı gün Ankara’ya doğru yola çıkması… ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Münih’te Başbakan Binali Yıldırım ile etraflıca görüşmesi…

Yeni düzenin parametreleri yine ABD tarafından belirlenecekse, bu temaslar yazımın ana tezinin doğru olma ihtimaline işaret ediyor demektir; Türkiye bu dönemde de önemini sürdürecek tezime…

Benzer bir tahlil bölgedeki birkaç başka ülke için daha yapılabilir: Suudi Arabistan.. Ürdün.. ve tabii İsrail…

Ortadoğu yeni dönemin ilk deneme üssü olabilir ve Türkiye ile İsrail’in de yer alacağı Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve muhtemelen Katar’ın da içinde bulunacağı bir yeni ittifak ile sonuç alınmaya çalışılabilir…

İran ve Yunanistan endişeli

İran’ın böyle bir cephe oluşumundan endişe duyduğu ve bu yüzden etrafına anlamsız bir saldırgan dille bu endişesini yansıttığı fark ediliyor…

Endişesi haklı olabilir, ancak başvurduğu tedbir akıllıca değil.

Aynı rahatsızlık bazı AB üyesi ülkelerde de var.

Yunanistan’ın ‘Kardak’ gibi ada sayılması mümkün olmayan bir kaya parçası yüzünden Türkiye ile itişip kakışma yaşamasını, büyükler namına (proxy) bir hamle olarak görebiliriz.

Rahatsızlık, İngiltere’nin kapıyı aralaması ve Rusya’nın eski Sovyetler Birliği sınırlarına genişleme niyetinin fark edilmesi yüzünden; AB için harcanan neredeyse 100 yıllık çabalar boşa gidebilir diye düşünülüyor.

Haklı bir rahatsızlık, ancak dışa vurulma biçimi yanlış…

Türkiye zaten bir süredir AB ile arasındaki pamuk ipliğini ha kopardı ha koparacak; AB ne kadar esnetilirse esnetilsin o ipin durmasından yana olduğu için kopuş resmileşmiyor.

İran konusu da Türkiye tarafından bir süredir farklı değerlendiriliyor. Bütün dünyanın ambargolarla tecrit ettiği dönemde kendisine sahip çıkan nadir ülkelerden olan Türkiye’yi, Barack Obama’nın kendilerine uzattığı ele ellerini uzatarak mukabele eder etmez, ‘rakip’ olarak görmeye başlamıştı İran…

Suriye’nin büyük bir mezbahaya dönüşmesi biraz da Obama-Rouhani anlaşmasının İran’a verdiği güven yüzünden….

Yeni dönem ise, hem o anlaşmayı hem de İran’ı tehdit edeceğe benziyor.

Tahran’dan gelen Türkiye’ye yönelik yakışıksız sözler komşumuzun gelişmeleri doğru okumadığını gösteriyor.

İran ve Türkiye farklı cephelerde yer alırsa, biri bazen kazanır gibi görünse bile, sonuçta ikisi de kaybeder.

Peki, tablo buysa, Türkiye önemli ise ve bu yönde teşvik ediliyorsa, PYD/YPG konusunda zorlanmasının sebebi ne olabilir?

YPG/PYD Amerika açısından ‘vazgeçilmez’ görüldüğü için değildir bu; daha makul sebep, Türkiye direndiği bir konuda PYD/YPG kartı kullanılarak geri adım atmaya ve pozisyon değiştirmeye zorlanıyor olabilir…

Direnç gösterilen konu?

Yeni dönem savaş dönemi olarak planlanıyor: 3. Dünya Savaşı…

‘Yeni düzen’ planlayıcıları, geçen dönemin aktörlerinden farklı olarak, Ortadoğu bölgesine ‘barışçı’ gözlerle bakmıyor. Oluşmasını bekledikleri cephe de, bu sebeple, barışı amaçlayan bir cephe olmayacak. Yeni dönemin kendisine seçtiği ‘düşman’, büyük ihtimalle, Suriye ve Irak’tan çok daha ciddi bir ‘tehdit’ varsayılan bir ülke olacak.

Türkiye’nin böyle bir oldu-bittiye direndiğini düşünebiliriz.

Etrafında meydana gelen çöküş halindeki devletlere bir yenisinin daha eklenmesi Türkiye’nin çıkarına değildir.

Ne yani, Irak, Libya, Suriye, Yemen’den sonra bir de İran mı? İran’dan sonra sıra hangi ülkede?

IŞİD’e karşı oluşan cepheyle, Müslüman ülkeler, ‘sapkın’ olsa da sonuçta kendilerini ‘Müslüman’ olarak tanımlayan bir gruba karşı savaştırıldı; Suriye’de ve Irak’ta da olan bu.

Yeni dönemde yeni bir cephe ile ‘Sünni-Şii’ çatışması öngörülüyor olabilir mi?

Sırtımızdan sıvazlanarak bu yöne mi götürülmek isteniyoruz?

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Bazen aklıma şu soru geliyor: 15 Temmuz girişimi Suriye’ye girmeye ikna olmayan Türk generallerini tasfiye etmek için mi batılılarca desteklendi? Tapusunu bize vermeyecekleri el-bab için savaşırken son bir yıl içinde Türkiyeyi kan gölüne çeviren bombalı saldırıların faillerinin yetiştirildiği Kobaniye bir maytap bile atmadık. Bunca eksen kaymalarına rağmen batının desteğinin devam etmesinin, demokrasinin zedelenmesine göz yummalarının bir sebebi de sanıyorum bu. Batının kırmızı çizgileri var ve bu asla “demokrasi” değil. Kullanılıyoruz, çok açığımız var, çok zaafımız var. Açığı olmayan demokratik bir yönetim ellerinde cetvelle sınır çizenlerin isteyeceği bir şey değil. Yoksa meşhur mart tezkeresi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Bu da kimsenin işine gelmiyor.

  2. Fehmi bey bir ülkenin Milli İstihbarat’tı yurt içinde ve dışında gerçek görevını bırakıp kendi vatandaşlarını ve kurumlarını yok etmekle uğraşırsa, daha çok sırt sivazlıyanlar çıkar ve ( Allah korusun) yavaş yavaş kendi kendimiz’ın sonunu kendimeze hazırlatırlar.
    Bizde zaten sorgulama kültür yok, sorguliyanı’da vatan haini ilan ederiz.
    Amerika başkanı Libyada öldürlen bir özel kuvet komandosunun ailesine kızı ile birlikte baş sağlığına gitmişti, o askerin babası onu kabul etmemesine rağmen emir vaki yapar gibi evine gidince baba benim vijdanım bununla konuşmami ve görüşmemi kabul etmiyor diyerek evine gelmesine rağman eşi ile birlikte odasından salona gidip onunla görüşmedi, görüşmemesının nedenide Trumpun Müslamanlara karşı tutumu ve milleti ırkçılık yapması.Zaten
    o baba şimdi Trumpa hesap soriyor, neden benim oğlumun ekibini oraya öldürmek için gönderın? Onları görevleri haricinde bir göreve gönderdin vb gibi sorguliyor, ve diyiyorki benim oğlumun ölüsünün arkasına saklanarak bunda kurtaramasın! Bunun hesabını vereceksin. Merak ediyorum bizde böyle bir baba çıksa sonu ne olur?

  3. Fehmi Korunun yazdığı yazıları eleştirebilmek için onları çok iyi anlamak gerek. Bir yazısında “dünyada yeni gelişmeler oluyir,Türkiye’yi kaale alan yok.” Benim anladığım kadarı ile o yazıyi bugünkü yazısının tammamını değil sadece başlığını okuduğumuz,Türkiye’nin sırtı Sıvazlaniyor.. Yalnış yöne götürülmeyelimde… Zaman bu iki yazının arasında her hangı çelişki göremiyorum bılaakıs bü yazısı ile o yazı’sı, birbirini tamamliyor ve yazarı’ın gelecek olan tahliyeleri okurlarını önceden aydınlatiyor. Benmi yaniliyorum? Sırt sıvazlama ve kaale alan yok kelimlerinde birbirine zıt olan ne?

  4. Didem Kuz ve Yusuf Atmaca’nın değerlemeleri hiç yabana atılır gibi görünmüyor. Aglemenon’un zamanı yaklaşıyor Mu ? Dost ve düşman kuvvetleri çok iyi tahlil etmek ve anlamak gerekiyor, niyetleri neki…

  5. Bu yazidaki goruslere katilmiyorum.

    Son gunlerdeki geli8smeler aslinda temelde birseyin degismedigini gosteriyor. ABD+Ingiltere/Avustralya+AB+Japonya ekseni beraberlige devam edecek. Karsisinda Ruya ve Cin’i tutacak.
    Iran’in hedefte oldugu dogru ama bu bir savas seklinde degil kiskirtma seklinde olacak. Iran’in Irak’ta cikaracagi karisiklik sebebi ile Barzani resmi olmasa da pratikte tam bagimsizlik elde edecek (mesela petrolunu tamamen ozgurce satabilme gibi).
    Hem Iran etkisinin azalmasi hem de Barzani’nin guclenmesi Turkiye’nin cikarinadir.
    Bu arada son iki uc gundur Rusya’nin Turkiye’ye aba altindan sopa gosterdigini umarim fark etmissinizdie, YPG’nin Cenevre’de olmasini dile getirerek ve en son Ermenistan’in Azerbaycan’daki taarruzu ile.
    ABD Rusya ile balayi yasamayacagini son Ukrayna aciklamalari ile gosterdi ki dogrusu da budur. ABD hem Rusya hem de Cnle ugrasabilir, yeterki ilk basta belirttigim “geleneksel ekseni” yaninda tutsun.
    Yakin zamanda ABD Hindistan yakinlasmasini gorecegiz, burada da Turkiye’ye bir rol dusebilir, “Pakistan’i kirmayacak skilde” olmasi icin bu isin. Bu hem Turkiye’nin, hem ABD’nin hem de Hindistan ile Pakistanin cikarina olur, dogru duzgun yapilabilirse.

  6. Katholikler ve protestanlar arasındaki 30 yıl savaşları (1618-1648) Avrupa’nın yaşadığı en kanlı savaşlardır diye okuruz. Hristiyanlıkta bu kanlı savaşlardan sonra mezhepler eşitliği sağlandı. Bu iki mezhebin yanısıra, örneğin Almanya’da başka hristiyan dini cemaatler de var. Her mezhebin ve cemaatin kendi kilisesi var. Yakından tanıdığım bir ailede, anne baba ve çocuklar ayrı ayrı kiliselere giderler. Din özgürlüğünün getirdiği karşılıklı saygı ortamında farklı mezhepler artık olağan bir durum.
    Türkiye’deki duruma gelince. Mezhepler ve etnikler arasında eşitliği sağlamış, dini özgürlüğün olduğu demokratik bir Türkiye’nin gelecekten hiç bir korkusu olmaması lazım. Ülkemizi bu duruma getirirsek hiç bir dış güç bizi etkileyemez. Başka bir çözüm şekli de olmadığına göre vakit kaybetmeden doğru kararlar vermemiz lazım.

  7. Basın-medya araçları kimlerin elindedir, kimler kontrol ediyor. …medya patronları kimlerdir ve ulusal-uluslararası kim ve hangi kurumlarla ilişki halindeler? …bunları kafamızda yerli yerine oturttuğumuzda, medyanın bulunduğu ülkede, kamuoylarını etkileme ve yönlendirmede 4. Kuvvet olmasını, bazen de medya gücünü yansıtmada, ‘erk’ olarak yasama, yürütme ve yargının da önüne geçebilmesinin nedenlerini anlayabiliriz.

    Medya, aslında kendi vasıtasıyla önümüze serilen olup bitenlerin arka planını perdeleyen! bir misyonu üstlenmektedir. Bu da, medyanın aslında perde önündeki değil, ”perde arkasındaki yönetimin’’ bir aracı/paydaşı olduğunun gerçeğidir.

    Hoş, bunu öğrenmemiz de çok şeyi değiştirmez ya, bazen de kader-denk noktasında kamuoyları, ülkelerini ipten döndürebilirler. Az bir şey değil. …1 Mart tezkeresi bunun için en güzel örnektir. Çiçeği burnunda parlamento, o gün, daha lider sultasına girmemişti de ondan! …bir de 4. Kuvvet medyanın.

    Suriye’ye girmiş olmamız aslında bir ”fiili durumdan’’ ibarettir. Bu süreci Libya’dan başlatıp Mısır ve Suriye’den itibaren Türkiye’nin ”Arap baharında ’’ almış olduğu pozisyonları bir ‘puzzle itinası’ ile yerleştirirsek, büyük resmi görüp, önümüzdeki süreci daha iyi okuyabileceğiz.

    Aslında mevcut sistemini tamir edip yoluna devam etmesi daha az maliyetli iken, şimdi de, ülkesinde köklü sistem değişikliğine gitmeyi planlayan devletimiz, bölgesindeki bu karmaşada, bütün kuvveti tek elde toplayıp ”küresel tazyike’’ karşı durmanın gücünü mü devşirmek istiyor. …ya da içinde bulunduğu küresel ittifakların gereği, üzerine atılı görevleri yerine getirebilmenin yollarını mı arıyor?

    Kendine has bir ”başkanlık’’ sistemi ile bütün gücün tek elde toplanıp, denge ve denetim erklerinin zayıflatıldığı (yok edildiği), yeterince tartışılmadan acilen oluşturulmak istenen bu sistem, maalesef büyük, hem de çok büyük kuşkuları içerisinde barındırmaktadır. Öyle ki bu kuşku, toplumu tam ortasından ikiye bölmektedir. Toplumun ikiye bölündüğü bir sistem değişikliğinden geri dönülmesi mi daha rasyoneldir, bunda ısrar edilmesi mi?
    Bu Türkiye’nin kendi iradi bir davranışı mıdır yoksa içerisinde bulunduğu ilişkiler ağının itici gücü ile mi gerçekleşmektedir?

    Israr edilmesi, Arap baharının serencamı ve BOP bağlamında düşünüldüğünde bugün okların İran’a dönük olması bölgenin cadı kazanına döneceğinin ve ateşin harının daha da artacağını göstermektedir.

    Şimdi; sistem değişikliği ile bölgeye yapılacak daha büyük operasyonlarda ”1 Mart tezkeresinde’’ olduğu gibi bir oldubittiyle karşılaşmamak için, Türkiye’nin …’’sırtının sıvazlanması’’ işlemi mi gerçekleşiyor. …ya da Türkiye; sırtından iteklenerek bu yola mı sürükleniyor?

    15 Temmuzu yeniden anlamaya çalışarak, karanlık 5-6 saatte neler olduğunu irdeleyerek, ordu, emniyet ve üniversitelerdeki büyük tasfiyeleri düşünerek,
    …köklü askeri kurumlar olarak askeri liselerin ve harp okullarının lağvını göz önünde bulundurup, ”Genelkurmay, başından beri Suriye politikalarına karşıydı’’ deyip,
    …ekonomik gelişmeler, dövizdeki dalgalanmalar, kredi derecelendirme kuruluşlarının açıklamalarını hatırlatıp, yeniden soracak olursak;

    Türkiye, bölgedeki gelişmelerde rol alması için, ”sırtı mı sıvazlanıyor’’ yoksa ”sırtından itekleniyor mu?’’

    Hangisi? Sayın Koru.

    Her iki halde de halimiz yaman!

  8. Rusya Amerika ve İngiltere üçgeninde gelişip İsrail düzeninde ilerleyip Almanya ve Japonya ittifakında realize edilen ARap sponsorlu Çin Pazarlı bir oyun.kovboy kim robot kim kovboyun aşkı ve oyuncakçı. Görelim Mevla beyler neylerse güzel eyler

  9. Fehmi Bey,bir süre önce “dünyada yeni gelişmeler oluyor, Türkiye’yi kaale alan yok” mealinde bir şeyler yazmıştı.

    Ben de burada, “hayır öyle değil, artık Türkiye, atacağı adımlar dikkate alınan bir ülke haline geldi” diye yorum yazmıştım.

    İngiltere Başbakanı’ın, Almanya başbakanı Merkel’in, ABD’li yetkililerin Türkiye ziyaretleri Fehmi Bey’in önce yazdıklarının isabetli olmadığını gösterdi. Hatta kendisinin bugünkü yazısı bile önceki tesbitlerinden farklılık arz ediyor.

    • Bekir bey sizin şu soruyu kendinize sormanızda fayda var: Bayram değil seyran değil ABD, Merkel ve UK beni niye öptü? Satranç tahtasında piyonlar da kritik görev alabilir. Ama unutmayınız ki işi bittiğinde ilk feda edilecekler piyonlardır.

  10. 7 Ocak 2017 tarihinde İran Cevan gazetesinde çıkan haberde İran İslam Cumhuriyeti dini lideri Ali Hamaney’in
    “Suriye’de olmazsak düşmanlarımızla Tahran’da savaşmamız gerekecek.” açıklaması yer aldı. Türkiye’de aynı gerekçeyle Suriye’de. Savaşın planlayıcıları hem Türkiye’ye hem de İran’a aynı tehlikeyi hissettirip, aynı eyleme teşvik ediyor ve karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin sırtını sıvazlayanları anlatmışsınız, peki İran’ın sırtını kimler sıvazlayıp bu tezgaha getirmeye çalışıyor?

  11. yaklaşık bir aydır yorumlarımda fehmi beyin topluca ele aldığı bu konuları ben de naçizane yazıyorum. barış ödülü sahibi obama ve hükümeti iranın sırtını sıvazlayarak şiileri dstekleyerek sünni şii savaşı için elinden geleni yaptı…suudi arabistanı ve türkiyeyi küstürerek. bize de dayatılan senaryolar var ve fetö, pyd, pkk kartları ile istedikleri çizgiye gelmemize çalışıyorlar. çok dikkatli olunması gerekir…iran büyük bir sorun, Yunanistan keza… yeni proxy belalar…akdeniz kıyametin kopacağı yer olmasa bari…

YORUM YAP