“Hükümetsiz olunabilir, ama gazetelersiz olmaz” ilkesiyle kurulmuş bir ülkede.. basın karşıtlığı.. sırıtıyor…

7
"Biz, halk olarak.." diye başlayan ABD bağımsızlık bildirgesi..

 

Donald Trump sonunda ‘Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin yıllık balosuna katılmamaya karar verdi.

Her ABD başkanının kendisini medyaya sevdirme fırsatı olarak görüp koşa koşa gittiği, sempatik görünmesini sağlayacak bir tür ‘şov’ yapması beklendiği için haftalar öncesinden hazırlandığı bir etkinliktir o balo.

Tam 36 yıldır hiçbir başkan oraya katılmamazlık etmemiştir.

Öyledir, ama Trump katılsa tuhaf olurdu.

Sebebi açık: Daha yola çıktığı ilk günden başlayarak, Trump, kendisini basına karşı bir yerde konuşlandırdı.

Twitter hesabını ‘karşı-medya’ mesajları vermek üzere kullandı.

Hakkında çıkan ve büyük çoğunluğu doğrulanmış hoş olmayan haberler için ‘yalan’ demekten çekinmedi.

Gazetecilerle alay etti.

Yüzlerine karşı çalıştıkları kurumları çekiştirdi.

Kendisinin basın sözcüsü.. mutad bilgilendirme toplantısına.. Beyaz Saray’a akredite sekiz medya kuruluşu temsilcilerinin katılmasını engelledi.

Medya olmasa, gazeteciler diye birileri bulunmasa memnun olacağını belli etti.

Orada da durmadı, sonunda medyayı ‘Amerikan halkının düşmanı’ ilân etti.

Bütün bunları fütursuzca yapan biri o baloya katılsaydı herhalde gazeteciler balodan uzak dururlardı.

Nitekim, CNN ve MSNBC kanalları, Trump’ın katılacağı beklentisiyle, kendilerinin orada bulunmayacağını açıklamıştı.

Her yıl balo sonrasında özel partiler düzenleyen bazı medya kuruluşları da, bu yıl, teamüllerini bozacaklarını duyurmuşlardı.

Trump’ın tavrı kendisinin yakın kadrosu dışındaki partilileri tarafından da benimsenmiyor.

Basın özgürlüğü en üst değerdir

Şahsen beklentim, önce Cumhuriyetçi çevrelerden başlayarak siyasilerin, ardından da toplumda söz sahibi başka çevrelerin, Trump’ın medya tavrına karşı bir cephe oluşturacaklarıdır.

Daha doğrusu şu: Oluşmuş olan Trump-medya cepheleşmesinde, etkili çevreler, medyanın yanında yer alırlarsa hiç şaşırmam.

Neden, açıklayayım:

Amerika Birleşik Devletleri, bir iç savaş sonrasında, herbiri ayrı bir devlet olan eyaletlerin, bir ‘çatı-devlet’ altında birleşme iradesiyle oluşmuştur. Çatı-devleti ayakta tutan, ‘kurucu babalar’ diye anılan kadronun belirlediği ilkelerdir.

‘Bağımsızlık bildirgesi’ ile ‘Amerikan Anayasası’nda yer alan ilkeler…

Thomas Jefferson (1743-1826) yeni devletin üçüncü cumhurbaşkanıdır (1801-1809) ve ‘Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilk şeklini kaleme alan kişidir. ‘Kurucu babalar’dandır.

Anayasaya ‘ilk ek’ olarak giren (1791) maddede yer alan ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ ile ‘basın özgürlüğü’nü garanti altına alan ifadelerde Jefferson’un katkısı vardır.

Şu cümlesine ise o günden bugüne Amerikan ders kitaplarında yer verilir.

Okuyalım:

“Hükümetlerimizin ilk temeli halkın görüşü olduğu için, en ilk amacımız da o hakkı korumaktır. Eğer ‘gazetelerin olmadığı bir hükümet mi yoksa gazetelerin olduğu fakat hükümetin bulunmadığı bir durum mu’ tercihinde karar bana bırakılsaydı.. hiç tereddüt etmeden ikincisini tercih ederdim.”

Jefferson “Hükümet olmasa da olur, ama gazeteler elzem” diyor…

Şimdi böyle bir ülkede.. vaktiyle Jefferson gibilerin oturduğu koltuğa hasbelkader oturma becerisini göstermiş biri.. Donald Trump.. “Gazeteler olmasa da olur, onlar zaten Amerikan halkının düşmanı” dediğinde..

Herkesin yadırgayıcı gözlerle o kişiye bakması kaçınılmaz.

Aynen öyle de oluyor.

Yalnızca kurucu iradeyle ters düştüğü için de değil bu yadırgama, konunun başka yönleri de var.

Kendisi uyuzsa başkasını ‘uyuz’ diye nasıl suçlayacak?

En önemlisi şu: ABD yıllardan beri hem Kongre’de faaliyet gösteren araştırma birimi tarafından, hem de Amerikan Dışişleri eliyle, başka ülkelerin insan hakları ihlâllerini yakından izliyor.

Dışişleri’nin her yıl yayımladığı ‘insan hakları raporu’ ABD’nin başka ülkelerle ilişkilerinin düzeyini de belirliyor.

Rapor kaleme alınırken en dikkat edilen husus da, ülkelerin basın özgürlüğü konusundaki tavırları…

Amerikan siyasetçisi, diplomatı ve gazetecisi, şimdilerde Trump’ın ağzından duydukları türden yadırgatıcı sözlerin, o raporlarda kınanan başka ülkelerde sıkça duyulan basın-karşıtı ifadeler olduğunun farkındadır.

Kınadıkları şimdi başlarına geliyor.

Peki, bu durumda, başka ülkeleri raporlarıyla kınamaya devam edebilecekler mi?

Zor.

Trump’ın “Yalan, yalan, yalan” diye doğru olmadığını dünya âleme duyurduğu en önemli haberler, kendisi ile yanına aldığı kadrodan bazı kişilerin Rusya ile kabul edilebilirliğin ötesinde bir yakınlık içerisinde bulunmasıydı.

Washington Post gazetesi, “Haberlerimiz yalansa, Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atadığın Mike Flynn’i görevden alma ihtiyacını neden duydun” diye soruyor haklı olarak.

Şimdilik bütün bunlar Trump yönetimi ile medya arasında geçiyor.

Yeni yeni, ülke üzerinde söz hakkı bulunduğuna inanan ve buna inanılan kesimler de tartışmaya katılmaya başladı.

Genel hatlarıyla siyasetle fazla ilgilenmeyen halka henüz inmiş bir tartışma değil bu.

İndiğinde, halk da bu tartışmanın bir parçası haline dönüştüğünde, siyaset frene basma ihtiyacı hissedebilir.

Trump’ın dönemini kısaltma ihtiyacı…

ΩΩΩΩ

7 YORUMLAR

  1. Sayın Koru, “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” demişsin ama anlayana. Türkiye nin gidişatı iyi değil. Allah sonumuzu hayır etsin. Havuz medyası ile bu ülke biryere varamaz. Ak Partinin sonu da Anap gibi olur. Medyanın asıl görevi “eleştirmek” olmalıdır, çünkü yaptığı işin ruhunda bu vardır. Hükümetler ise eleştirildigi veya elestirilebildigi kadar güçlü olurlar! . Eleştiriye tahammül olmaması ise bitmişligin resmidir.

  2. Trump asiriya gidiyor ama sonuc alamayacaktir. Kendi kabinesi bile onu frenleyecek ve sonucta sadece “gostermelik” bir baskan olacak. Zaten bastan beri beklentim bu idi, bir neci Reagen.

    Basin -her yerde- cesitli gucleri ve gorusleri destekler. Onemli olan degisik gruplarin baski altindan kalmadan kendi medya, basin mekanizmalarini isletebilmeleri. Bu saglandigi surece basinin icinde degisik taraflari tutan kesimlerin olmasi normal. Gerci gelisen teknolji ve gunluk yasamin yuku altinda ezilen bireyin sadece uc bes dadikalik medya bilgilendirmesi disinda baska bir kaynaginin olmadigi cagimizda medyanin gucu de korkutucu boyutlarda. Yapabilecek bir sey yok ama, bu is boyle. Benim elimden gelen Fehmi Koru’nun sitesini takip edip arada yorum yazmak.

  3. Tek ideal denilen başkanlık tekliyor. Başka biri tutuyor karısını zart diye birinci yardımcısı yapıyor (ki insan az da olsa utanır yani). Ak Parti’nin işi zor.

  4. Flynn-Trump-Impeachment ilişkisi bana şunu hatırlattı. Bahçeli ne demişti? Ortada fiili bir durum var, hukuki durumu fiili duruma uyduralım (süper fikir!). Peki referandumda #HAYIR çıkınca (elbette!) ne olacak? Fiili durum ortada, fakat hukuki durum bozuk olacak. Bu durumda başkan düşürülecek mi? Kim yapacak? MHP-CHP-HDP herhalde. Hepsi karşı değil mi fiili duruma, çünkü hukuki olmadığını düşünüyorlar. Bu Bahçeli gerçekten bir süper zeka, sihirbaz gibi. Şapkadan ne çıkaracağını (seçim, referandum, impeachment, vs.) hiç tahmin edemiyorsunuz. Yaşlı kurt yapacağını yapacak yine gider ayak. Takdir ettim.

  5. Gazetecilerin kaderiyle oynamak bu kadar kolay olmamalı. Gazetecinin susturulması, benim neyi okuyup okumayacağıma başkaları karar veriyor demektir. Seçmen olarak hiç kimseye böyle bir yetki vermiyoruz. Bu benim okuyucu olarak, insan olarak bilgi edinme hakkımı elimden alıyor. Göz göre göre, kanuni bir dayanağı olmadan bir insanlık hakkımız engelleniyor.

    Trump siyasetteki başarıları için dini ön plana çıkarmıyor galiba. Kilisede önemli ayinlere katılıyor mu bilmiyorum ama, kiliseden çıkarken televizyon kameralarına yönelen bir Trump görmedim. Herhalde etkisi de bizdekinden farklı olurdu. Geçen günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın umre ziyareti resimlerini gördük. Ziyaretin masraflarını mutlaka cebinden ödemiştir. Cumhurbaşkanının Cuma namazından sonra tv mikrofonlarındaki veya umre ziyaretindeki resimlerini görünce, haksız yere işlerini kaybeden, hapiste yatan gazetecileri ve KHK’lerle haksızlığa uğrayan insanları da düşünüyorum.

  6. basın özgürlüğü en üst değer ise bu değeri ayaklar altına alan yine basının ta kendisidir. bir aileye ya da ideolojiye ya da bir gruba değerlerini satarak halkın haber alma önceliğini halkları yanıltmak manipüle etmek için kullanarak. geldiği içler acısı durum için bizim orada kendi ayağına kurşun sıkmak derler buna. bugün yaşasaydı rahmetli Jeffersona da fikrini değiştirirlerdi herhalde…
    flynn ın görevden alınmasını basından bilmek ne kadar doğru bilemiyorum. ancak olanların artık basın önünde olduğu gerçeğini yansıtıyor. paralel devletler derin devletler sadece bizde yok. güçlü liderler geldiği zaman kavgalar da başlamış oluyor demek ki. güç çekişmeleri iktidar pazarlıkları. trump da böyle bir savaş veriyor olmalı. Clinton gelseydi böyle bir güç savaşı yaşanmayacak ikisi de sermayeye bağlı basın ve iktidar mutlu mesut işlerini göreceklerdi…trump için henüz iktidar olmak muktedir olmayı gerektirmez. bu yolda çok mit tırları devrilir çok 17/25 ler olur…basının ayak diremesi ise daha yolun başı sayılır…trumpın kalışı ya da gidişi bu kavgadaki güç oyunlarına kimin ne kadar güçlü olduğuna bağlı. seçimden bir yıl kadar önce trumpın ara seçimleri bile geçeceğinin ciddiye alınmadığı dönemlerde bir konuşmasında ben kazanamayacağım hiçbir yarışa girmem demişti. duyunca fazla iddialı bulmakla beraber rastgele söylenmiş bir söz olmadığını düşünmüştüm. haklı çıktı o yarışı kazandı. bakalım bu yarışta ne yapacak… müesses nizama karşıda kazanabilecek mi…

YORUM YAP