Türkiye.. Hayal içinde geçti şu ömrü derbederimiz.. Artık kendimize gelmeliyiz…

14
"Ba'de harab-ül Basra" bu durumlar için kullanılan bir deyim..

Aynı gazetede bile sütunlarda farklı yazılıyor kentin adı; uluslararası literatürde yazılışı ‘Manbij’; Türkçe okunuşu olarak Menbiç’i tercih edebiliriz.

Daha önce bilmediğimiz coğrafi isimleri ‘Fırat Kalkanı’ operasyonu sonrasında öğrenmeye başladık; bunlardan biri de ‘Menbiç’ işte…

‘El-Bab’ Türkiye destekli ‘Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) ilk hedefiydi, ikinci hedefin de ‘Menbiç’ olduğunu Şubat ayı ortalarından itibaren herkese Türkiye duyurmuştu.

Orası da ÖSO’nun veya Türkiye’nin iyi ilişkiler sürdürdüğü ülkelerden birinin (Rusya veya ABD’nin) eline geçtiğinde, ‘stratejik’ hedefimiz tamamlanacak ve Suriye’nin kuzeyinde bir ‘Kürt koridoru’ oluşmasına izin verilmemiş olacaktı.

Galiba olmadı ve galiba olmayacak da.

Olan ne?

Rusya, IŞİD’ten temizlenen Menbiç’i, Pentagon’un eğitip silâhlandırdığı YPG güçlerine bırakmıyor; bir küçük ayak oyunuyla, kendisinin (ve İran’ın) arkasında olduğu Esad’ın hükümet güçlerine terk ediyor.

Bu hamleyle bakın neler oldu:

Türkiye’nin “YPG güçleri Menbiç’ten çıkmazsa vururuz” tehdidi savuşturuldu. Menbiç’te artık YPG güçleri yok… (Buna karşılık Türkiye’nin oluşmasını istemediği ‘Kobani-Afrin koridoru’ ihtimali devamda.)

Menbiç’in IŞİD’ten kurtarılması sonrasında Rusya müdahalesiyle YPG oradan uzaklaştığına göre, ÖSO güçlerinin, Türkiye’nin kendisini rahat hissedebilmesi için gerekli olan.. önemsizden (el-Bab) önemliye (Menbiç) doğru yürümesinin önüne geçilmiş oldu…

YPG ve onun siyasi kolu olan PYD, bölgede varlıklarını fena halde hissettirmiş Türkiye dışındaki bütün siyasi aktörlerle (ABD, Rusya, İran ve Esad ile) stratejik işbirlikçi haline dönüştü…

Beşşar Esad ve Suriye ordusu iç-savaş boyunca kaybettiği iddialarını, önce Halep’te şimdilerde de Menbiç ve çevresinde hakim hale gelerek tazeleme imkânı buldu. Türkiye için bundan sonraki hamlelerde manevraları hesaba katılması gereken bir unsur artık, Esad ve Suriye ordusu…

Satranç gibi…

Bir taşı ustaca oynadığınızda, birkaç hamle sonrasında oyunu kazanabildiğiniz satranç gibi; ancak oyunu tek başına oynayan Türkiye, karşısında hepsi de bu alanda kaşarlanmış çok sayıda usta oyuncu buldu.

Galiba biz onları farklı çıkarlara sahip ve dolayısıyla aynı sonucu istemez sandık ve bu kabulümüz bizi yanılttı.

ABD ile Rusya ve müttefiklerinin kolayca birbirleriyle uzlaşıverdiğini gördü Türkiye…

Şu anda verilen tepkiler onu dışa vuruyor.

Mesela Savunma Bakanı Fikri Işık’ın şu tepkisi:

Önce DEAŞ bazı yerleri rejime bıraktı. Şimdi de gördüğümüz kadarıyla PYD, YPG, bazı yerleri rejime terk ediyor. Bu, aslında PYD’nin DEAŞ’ın ve rejimin birlikte zaman zaman hareket ettiği iddiamızı doğrulayan, ispatlayan bir gelişme. Yani birbirine düşman gibi görünen pek çok yapının kolaylıkla bir araya geldiğini şu birkaç günlük hareketlilikten gördük.”

Çok daha önce görmemiz gerekirdi bu gerçeği.

Kendisini ‘İslam Devleti’ olarak ilan etmiş olan grubun (IŞİD veya DEAŞ) varlık kazanmasının.. ancak bölgede köklü değişiklikler amaçlanmasıyla irtibatlı olabileceğini görebilirdik.

Bin kişiye bile varmayan derme-çatma bir silâhlı gücün birdenbire ortaya çıkması bizi kuşkulandırmalı, hele kendisine ilk hedef olarak seçtiği Musul’u kolaylıkla ele geçirmesi alarm zilleri çaldırmalıydı.

Saddam’ı devirmek için Irak’a girmiş ABD’nin subay kadrosu eliyle eğittiği 30 bin Irak askeri, hepsi Amerikan-yapımı ağır ve hafif silahlarını da geride bırakarak, 800 kişilik IŞİD karşısında, tabana kuvvet kaçarak Musul’u terk ettiğinde…

IŞİD bölgeye bir ‘İslam Devleti’ kurmak üzere gelmiş değildi; bölgenin dini olan İslâm’ı yaptığı çılgınca uygulamalarla bütün dünyanın gözünden düşürmek ve bir süreliğine bayrak gösterdikten sonra yerini daha kötüleşmiş bir dengesizliğe bırakmak üzere varlığına müsamaha edilmiş bir nevzuhur güçtür IŞİD…

Rolünü oynayıp ortalıktan çekildiğinde çıkacak tablonun ne olabileceğini öngörebilmeliydik.

Kafa kesmeler.. bunu yaparken kullanılan aslında İslâm’ın asla kabul etmeyeceği lâflar…

Acaba kafalar kesilirken mükemmel İngilizceleri ile dünyaya meydan okuyan simsiyah giyinmiş yüzleri maskeli tipler şimdi neredeler?

IŞİD müslümanın bir bahane bulunca başka müslümanlarla acımasızca savaşabilmesi yolunu açan bir güç olarak önemliydi; o rolünü de her ülkeden bulduğu cahil saftiriklerle gayet güzel oynadı.

Şimdi de varlığı bir başka işe yarıyor: Bölgede kartların yeniden karışmasına ve ortaya farklı bir yapının çıkmasına…

Döşenen taşlar yeni bir Ortadoğu mozayiğine aittir.

Kafamızı taştan taşa vurmak istemiyorsak…

Ters mi geliyor Rusya ile ABD’nin bunca çatışmadan sonra birdenbire aynı tablo için işbirliği yapması?

Gelmesin.

Aslında bu noktada ne olup bittiğine bakarak bundan sonra ne olup biteceği üzerinde ciddiyetle kafa yorması gereken iki ülke var: İran.. ve tabii Türkiye…

Her iki ülke şimdiye kadarki gelişmelerde ikincil derecede belirleyici roller aldılar ve yanlıştalar.

Türkiye yanlışını şimdi görmeye başlamış gibi (inşallah öyledir).. İran ise göremiyor..

Oysa görmeli.

Görmezse.. sonraki hedef.. göremeyen olacak çünkü.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Devlet dediğin olacakları önceden görebilme işidir. Bizim devletimiz ise önceden görebilmeyi bırak olduktan sonra bile göremiyor. Çok iyi niyetli ve saf bir devletimiz var bizim. Bu yüzden önüne gelen aldatıp kandırabiliyor bizi. Darbeden haberi olamıyor, en yakınındakilerini bile tanıyamıyor, meşhur ”yaptum, yaptım amma, sor bakalım niye yaptım” meselini bilen herkes gözüne kestirmiş bir kere. Bu saatten sonra Allah yöneticilerimize basiret versin diye duaya bile elimiz kalkamaz oldu. Ha, bir de o danışmanlar var ya…. Yani Fetö olmayan pareleller.

  2. Türkiye Fırat’ın batısını güvenli bölge haline getirmek zorunda bunun için pek destek almıyor. Ancak bir şekilde Rusya ve ABD dışında yeni alternatif paradigmalar oluşturmak zorundadır.
    Fırat’ın doğusunu Kürtlerin (Peşmerge) kontrolünde olabileceğini kabul etmek, güvenli bölge için yeterli desteğe yol açar mı bilinmez?

  3. nerden başlamalı zira uzun zamandır kartlar karılıyor. türkiye olacakları görseydi hangi durumu değiştirebilecekti mesela… mesela deaş ın mevcudiyetine engel olabilir miydi…değişen sınırları etkileyebilr miydi…pyd koridoru için ne yapabilirdi…suriyenin bu hale gelmesinin önüne geçebilir miydi…
    yanlış yaptı göremedi bilemedi gibi havada karada muğlak ifadeler yerine türkiyenin ne yaptığı ve aslında ne yapması gerektiği gibi somut ifadeler olsa belki üstünde tartışmak mümkün olur…türkiyenin en büyük yanlışı 1 mart teskeresidir, dış politikada hala bunun bedelini ödemektedir maalesef. tartışmaya buradan başlamak gerekir…hatta özala kadar uzanmak gerekebilir.

  4. Turkiye en buyuk stratejik hatayi Kobani’de yapti. Oranin ISID’e karsi savunulmasinda oncu konumda olmaliydi. Ama bu yapilmadigi gibi “Dustu dusecek” turu soylemler isi iyice icinden cikilmaz hale getirdi. YPG hem kredi kazani uluslararasi camiada hem de Turkiye ile tamamen karsi bir pozisyon aldi. Karsi pozisyon alma durumu Turkiye acisindan da gecerli tabii, YPG tamamen dusman statusune kondu.

    Bir ulke gucunu, zayifliklarini bilerek ve stratejik onceliklerini belirleyip diger aktorlerin de ne istedigini goz onunde bulundurarak adimlarini atmali.

    Gercekci olarak, Turkiye icin en iyisi ABD safinda yer almak, Iran’a karsi olusan cepheye katilmak, Barzanini’nin bagimsizlik yonundeki adimlarini desteklemektir. Bu politika ile Firat’in dogusundaki Suriye Kurt bolgesinde Barzani’nin etkisi artar. Ayrica Turkiye artik bu saatten sonra YPG ile iyi iliskiler kuramaz ama onu hedef olarak gormekten vazgecmelidir.

    Iran’a karsi bir seyler pisiyor. “Sira sonra Turkiye’de” seklindeki goruslere katilmiyorum. ABD’nin ve genelde Bati’nin cikari Turkiye’nin dirlik icinde olmasidir. Tek gereken Turkiye’nin boyunu asan islere girmemesi. Bu demek degil ki hersey aninda kabul edilir, ama artik tam olarak Turkiye safini belli etmeli ve bu da ABD tarafi olmali. Son aylardaki politika Baki’nin “Baki cemende hali perisan imis varak, Belli ki bir sikayeti var ruzigardan” beyitini hatirlatiyor.

  5. Suriye’deki terör grupları, dünyanın değişik devletleri adına Sermaye tarafından hazırlanmıştır. Önce onlar birbirleriyle savaşır olarak organize ediliyorlar. Güçlendiklerinde birden bire birleşip Türkiye’ye saldıracaklar. Bu arada dünya devletleri de onlar aracılığı ile Türkiye’ye karşı birleştirilmiş olacaktır.
    Sermaye bu oyunu oynamaktadır. Çünkü Türkiye Sermaye’ye Lozan’da gizli söz verdi. Türkiye dinsizleşecek ve Sermaye’ye tetikçilik yapacak. Türkiye verdiği gizli sözü tutmadı veya tutamadı. Baştan beri savunduğu bir şey vardı. Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulursa kurulsun, bize ne. Sonunda dediğime gelindi. “Esad’a karşı olmayalım.” demiştim. Sonunda dediğime gelindi. “Putin’le bozuşmayalım” demiştim. Sonunda dediğime gelindi. Ben bunları kendiliğimden söylemiyorum. Kuran’ın gereği olarak söylüyorum. Şimdi de çok açık söylüyorum. Türkiye, Irak’tan ve Suriye’den ordusunu çekmelidir. Türkiye’deki PKK örgütünün bir tek üyesi Türkiye’de kalmamalı. Türkiye’ye ayak basar basmaz öldürülmelidir. Dışarıdaki varlığı bizi ilgilendirmez. Mikropları yok edemeyiz. Mikropları vücudumuzda yaşatmamalıyız.
    Türkiye Ortadoğu politikası için önce İran’la oturup anlaşmalıdır. Başka hiçbir devleti karıştırmamalıdır. Sonra halen mevcut olan Irak ve Suriye yönetimleri ile uzlaşmalı. Dörtlü anlaşma sağlandıktan sonra Ortadoğu politikası beş büyüklere götürülmeli. Onlarla pazarlık yapılmalıdır. Dünyanın beşten küçük olduğu kabul edilmelidir. Onların ittifak ettiği yerde aykırı dış politika güdülemez.
    O halde önerimizi yeniliyorum. Türkiye, İran, Suriye ve Irak İstanbul’da bir araya gelip Ortadoğu sorunlarını çözmelidir. Bu çözüm Kuran’a göre olmalıdır. Ortadoğu’nun çıkarları ile dünyanın çıkarları birleştirilmelidir. Ondan sonra ABD, AB, Rusya ve Çin etkin güçlerdir. Bunlara Pakistan ve Hindistan anlaşmalı etkin güç olurlar. Afrika devletleri anlaşmalı etkin güç olurlar, Güney Amerika devletleri anlaşmalı etkin güç olurlar. İran, Türkiye, Irak, Suriye ve Arap yarımadası devletleri İsrail dahil anlaşmalı Ortadoğu üçüncü bin yıl uygarlığının merkezi olmalıdır.

    • Kuran’ı baz aldığını iddia eden münafık DAİŞ bütün Ortadoğuyu mahvetti. Dini devlet işleri ile karıştırmanın doğru olmadığı düşüncesindeyim.

  6. Çok değerli bir yazı.

    Suriye‘ye dışardan demokrasi getirmeye kalkışmadan önce Afganistan, Libya ve Irak örnekleri bize ders olmalıydı. Ama olmadı. Ilişkilerimizin ne güzel geliştiği komşumuzdaki yangına körükle gittik. Diktatörlerle işbirliği yaparak Suriye’ye demokrasi götürmeye kalktık. Sayın Koru’nun yazdığı gibi, bir işe yanlış başlarsan, iş kendi inisiyatifinden çıkar. Hatalarını düzeltmek için yeni yanlışlar yaparsın. Adı aklıma gelmeyen bir generalin bir sözü var, „elinde tutamayacağın yeri almaya kalkma“ diyor. Öyle görünüyor, okadar şehit vererek aldığımız El-Bab’ı, yıkmak için yola çıktığımız Esad‘ a teslim etmek zorunda kalacağız galiba.

  7. Bir delikten iki defa ısırılmaması gereken müslümanın,kara deliklerden bu kaçıncı ısırılışıdır? Basiretinden korkulacak, Allahın”ın (CC) nuruyla bakan müslüman lar mıyız? Buna da hayır!..
    Gecikilmeden, bu olumsuzluklarda “Fetö”parmağı aranmalıdır.
    Mutlaka var sayılmalıdır, yoksa pazıl noksan kalır!..
    “İçi bizi yakar-dışı elleri” halk deyimi bu konuda geçerli değil, çünkü içi de, dışı da bizleri yakıyor.
    Birçok konu da başlayış-bitiş makası 180 derecelik açı çiziyor.
    Eş başkanlıktan aldatmacasından düştüğümüz hale bakın.
    Şehit sayısı yetmiş,bu iş bu macera kötü bitmiş.
    Bu hezimet bakalım nasıl destansı söyleme dönüştürülecek.
    Ziya Paşa bitirsin:”EY VAH! BU BAZİÇEDE BİZLER YİNE YANDIK-ZİRA ZİYAN ORTADA BİLMEMKİ NE KAZNDIK”

  8. Türkçe’de dudak ünsüzlerinin (N-M) değişmesi/benzeşmesi adlı bir ses hadisesinin varlığına istinaden “MENBİÇ” olarak yazılanın “MEMBİÇ” şeklinde yazılması gerekir.

  9. Türkiye ve “Obama” Amerkasının arasını açan Rusya ve İrandır.
    Amerkalı gazetecının kafası ışıd canileri tarafından kesildiği zaman, Rusya ve İran Türkiyeyi ışıda yardim etmekle suçliyorlardı.
    O zaman ABD gazetecılerınden bazıları yaziyordu.Bizdeki köşe yazarlarıda o konuda yetkilileri yazıları ile uyardılar ama onlari kimse dikkata almadi.
    Rusyanin uluslar arası yayın yapan Televizyonu ışıda katılanları Türkiye’ye gelişini ve kolayca Irak ve Süriyeye geçişlerini gizli kamerelarla çekilmiş görüntüler eşliğinde gösteriyordu.
    Türkiye onlardan petrol aldığını ve karşılığında silah vb verdiğinin propagandasınıda yapıyorlardı. Onların iddalarına karşılık Bizimkilerden ne bir yalanlama nede bir tepki geliyordu.
    Trump ve ekibide oldu bitti Esad’ı desdekliyorlardı ve halen daha desdekliyorlar, desdeklemelerının sebebide!
    Esad Süriyedeki iki miliyon hırıstiyana sahip çıkıp koruduğundan dolayı. Bunuda açık açık her zaman şöyliyorlar.
    Hilleri ve Trump’un (galiba sondan bir önceki) tartışma proğramında onlara başkan olursanız Süriye için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Sorusuna Trumpun cevabi şöyleidi “ben başkan olur olmaz Esat ve Rusyaya Esada karşi savaşanları bitirınciye kadar destek vereceğim, onlar isyancı falan değil hepisi terörist ve onlar muhakka yok edilmeli.” Hillerıde işidı bitirinciye kadar Kürtlere yardım edeceğini söylemişti. Hilerının o konuşmasına bizım yetkililer ve basın büyük tepki verdide ne hikmetse Trumpa karşı ses çıkarmak şöyle dursun onun kazanması için bağı para ve çaba harcadılar.

  10. Bir sonraki hedef göremeyen olacak!!!
    Heder sıralamasına göre doğru lakin baştan beri bu belliydi bağıra bağıra geldi.
    Arap baharı bir havuçtu ve taşları yerinden oynattı. Bilinmeyenleri gün yüzüne çıkardı.Ve yeni stratejiler geliştirdiler.Oluşturulan basit gerekçelerle Libya’dan başlayıp Suriye ile devam eden operasyonun nihai hedefinin İran ve Türkiye’nin olduğunu ilk başlarda görmeliydik. Komşularımızla tüm sorularımızı ve çelişkilerimizi bir kenara bırakıp,”sıfır sorunla” olmasada asgari diyalogla,ipleri koparmadan(başkalarına ipleri kaptırmadan)birlikte yaşamak zorundayız.
    İlk başlarda göremediğimizi! halen görebildiğimizi düşünmüyorum.
    Amaç; bölmek parçalamak ve yönetmek!
    Bütün bunları ; tarlanın sahibinin eliyle,talanın taşını kullanarak kuşları avlayarak ,tabir caizse maşa kullanarak yapıyorlar.
    Rabbim bizlere aklıselim kullarıyla birlikte rahmetiyle muamele eylesin.

YORUM YAP