Yeni yıla girerken ahvalimiz hakkında raporumdur

2
Bir fasıldan bir masa görüntüsü..

Herkesin tatil havasına girdiği bir yılbaşı günü zihninizi siyasetle yormak niyetinde değilim. Nicedir sizlerle paylaşmak istediğim bir konuyu açmanın tam zamanı.

Bana bu fırsatı Ertuğrul Özkök’ün yeni çıkan bir kitaptan bugün yaptığı alıntılar verdi.

Kitabın adı ‘Dünya Durmadan Dönüyor: 60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük’, (Yazarı: Derya Bengi, Yapı Kredi Yayınları).

Olay 1969’da geçiyor. ABD aya insan göndermiş, Hafta Sonu gazetesi de konuyla ilgili bir şiir yarışması düzenlemiş. Yarışmadan bir fabrika işçisinin naif bir şiiri birinci çıkmış.

Üzerinde durduğum yön yarışmanın jürisi. Ön elemeyi Ümit Yaşar Oğuzcan yapmış, derece alanları da şu isimlerden oluşan jüri belirlemiş: Turgut Uyar, Tarık Buğra, Baki Süha Ediboğlu, Tarık Dursun K., Türkan İldeniz, Tarık Gürcan

Herhalde beş benzemez sayılmaz, ancak yine de meşrep, zevk ve eğilimler açısından hayli zengin bir isim listesi…

Akif ve dostları

Sanat dünyamızın geçmişini eserleriyle günümüze en iyi taşıyanlardan Beşir Ayvazoğlu, Karar gazetesindeki son yazısında, İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dostlarıyla ilgili bilgiler sundu.

Akif’in ‘yakın’ sayılacak dostlarının isimleri şöyle: Said Halim Paşa, Abbas Halim Paşa, Ahmed Naim Baban, Ferid Kam, Hüseyin Kâzım Kadri, Fatin Gökmen, Süleyman Nazif, Neyzen Tevfik, Fuad Şemsi İnan, Midhat Cemal Kuntay

1924’ten o meşhur fotoğraf..

Yine Beşir Ayvazoğlu tarafından kaleme alınmış ‘1924: Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’ adlı kitabın (Kapı Yayınları) kapağına taşınan Akif’in de bir köşesinde yer aldığı ilginç fotoğrafta yemek için oturulmuş masanın etrafında şu isimlerin bulunduğunu görürüz: Abdülhak Hamid, Mehmed Akif, Süleyman Nazif, Cenab Şahabeddin, Sami Paşazade Sezai ve Midhat Cemal Kuntay

Dostlarına yakın oturmak için sık sık ev değiştirirmiş AkifAbbas Hilmi Paşa için Heybeliada’ya, Hüseyin Kazım Kadri, Ferid Kam ve Fatin Gökmen için Çengelköy’e, Şerif Muhiddin Targan için Çamlıca’ya taşınmış…

Recaizade ve dostları

Eski bir eserde kendisine bir bölüm ayrılan ‘Araba Sevdası’ romanı yazarı, edebiyatımıza Bihruz Bey ismiyle züppe tipini kazandırmış Recaizade Ekrem aklıma bu vesileyle geldi.

Hikmet Feridun Es’in 1940’larda henüz yakın dostları sağ iken Osmanlı’nın son münevverleriyle ilgili röportajlarının toplandığı ‘Tanımadığımız Meşhurlar’ kitabında (Ötüken Yayınları), Recaizade’nin çevresinde yer almış dönemin ünlü isimleri de veriliyor: Tevfik Fikret, Halid Ziya, İsmail Safa, Süleyman Nesip, Mehmet Rauf gibi edip ve şairler ile Hacı Arif Bey, Şevki Bey, Rahmi Bey gibi bestekarlar, piyanist Devlet Efendi, hanende Nasip…

Muallim Naci ile huyları suyları uyuşmadığı için dost olamamışlar; bunu bilen biri, aralarını biraz daha açmak için, bir gün Recaizade’ye, “Üstadım, bugün Naci’nin yeni bir kepazeliğini keşfettim” diye yaklaşacak olmuş. Aldığı cevap şu:

“Beyefendi, riyadan hazzetmem. Naci muarızımız olabilir, fakat ondan kepazelik sadır olmaz.”

Anekdotu aktaran Hikmet Feridun, “Bugünkü Babıali münakaşalarında sütundan sütuna birbirlerine akıllarına geleni söyleyenler için ders alınacak ne yüksek bir vak’a!” diyor 1945 yılı Mayıs’ında Akşam gazetesinde çıkan yazısında…

Üstad Necip Fazıl da ‘Babıali’de…

Oysa, aynı dönemlerin önemli ismi Necip Fazıl’ın ‘Babıali’ eserindeki anılarını okuyanlar, o dönemde de, zevk ve eğilim farkına rağmen, yazı-çizi erbabının birbirleriyle didişirken bile dostluklarını koruyabildiklerini bilirler.

Görüşememe, konuşamama çok daha sonraki yıllarda meydana geldi.

Ve bizim fasıllar

Kendi hesabıma, farklı eğilimden insanları birbirleriyle konuşabilir düzlemde tutabilmek için bir denemeyi, her ay düzenlenen ‘fasıl’ etkinliğiyle başlatmıştım.

Bugün en zehirli saldırıları birbirlerine yöneltebilen medyadan isimler, Türk musikisi sevgisinin hakim olduğu bir sanat ortamında bulunabilmek için koşup gelebiliyordu.

Siyasiler, üst düzey bürokratlar, işadamları da…

Katılanların isimlerini saymaya başladığımda bugün müthiş şaşırılıyor.

Neredeyse 10 yıl süren bir yumuşama dönemi sayabilirsiniz bizim adını Erhan Köknar’ın ‘Fasıl Dostluğu’ koyduğu o dönemi…

Şimdilerde ‘dostlukların sonu dönemi’ yaşanıyor.

Bir yılbaşı günü bu tersliği hatırlatayım istedim.

2018 yılı ülkemizin bütün insanları için hayırlı gelişmelere vesile olsun.

ΩΩΩΩ

2 YORUMLAR

  1. Sermaye, halkı birbirine düşürüp çatıştırır, her grubu onları haberdar etmeden destekler, örnek olarak gazeteyi satın alır ve yakar. Bir taşla iki kuş vurur. Yazarı istediğini yazmaya mahküm eder halkın gazete alıp okumasını önler.
    Bunu bilen yazarlar, gazetenin çıkması için birbirine saldırılar. Saldıranlar yaşama imkanını bulurlar. Diğer yazarlar elenir. Siyasi partiler bunun için birbirine görünürde saldırır. Böylece siyasiler ortada görünürler. Dağıtım şirketlerinde bir gazeteye kaç okuyucu istiyorlarsa o kadar piyasaya dağıtırlar. Reklam alabilmek için satılamayan gazete satılmış gibi sahte fatura keserler.
    Buna bulacağımız çare Adil Düzen’in önerdiğidir.
    1- Basın değil yazar özgürlüğü vardır. Devlet bunlara maaş bağlar. İstedikleri yayın organında ücretsiz yazarlar.
    2- Dağıtım vakıf şirketi tarafından yapılır. Halka hizmet olsun, halk istediği yazarı okusun diye dağıtımı bedelsiz yaparlar.
    3- Resmi ilanlar okuyucu sayısına göre verilir. Okuyucuyu da halk seçer. Herkes bir yazarı desteklediğini kamuya bildirir. Böylece halkın seçtiği yazarları basın organı desteklemiş olur.
    4- Televizyon ve radyolar ise konuşmalarına yer verdikleri yazarların aldıkları paylar nispetinde desteklenir. Reklam da öyle.
    Halkımız ne zaman kişileri değil de düzeni suçlu bulur, onu geliştirmeyi düşünürse bu anormallikler o zaman kalkar.

  2. Üstat,
    2017 yılında da bizlerle paylaşmaya devam ettiğiniz kıymetli görüş ve yazılarınız için teşekkür ederim.
    2018 yılının hepimize daha fazla sağlık ve huzur getirmesini diliyorum.

    Çok selamlar
    Cafer Demir

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here