İlber Ortaylı ve Murat Belge hatırlattı : Hoşgörü çok partili yılların özelliğidir

7

Sabah ilk işim gazete haberlerine ve köşe yazılarına göz atmak oluyor ya, bu sabahın yazılarından bir genel eğilim çıkarttım: Bazı yazarlar hafta içinde verilmiş ‘Vehbi Koç Ödülü’ ile ilgili değerlendirmelerini bugüne saklamışlar…

Ödül Eskişehir’in CHP’li belediye başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen’e verildi.

CHP “İllâ CHP’li biri olsun” inadıyla adayını belirlerse, büyük ihtimalle, Büyükerşen’le cumhurbaşkanlığı yarışına katılır.

Kişisel tanıklıklar

Yazılar içerisinde dikkatimi çeken İlber Ortaylı’nın konuya ilişkin değerlendirmesinde gözüme çarpan şu satırlar oldu:

Sonra Büyükerşen ismini 1980’den sonra bir daha duydum. Anadolu Üniversitesi’nin rektörüydü. Konya’dan sıkıyönetim kararıyla il dışına çıkarılan üniversiteli asistan ve öğretim üyelerini Anadolu Üniversitesi’ne almıştı. Medeni cesaret örneğiydi. Aldığı hocalar bu üniversitenin önemli hocaları olarak hayata devam ediyorlar.” 

İlk defa bu durumdan haberdar oldum. Ancak, Büyükerşen’in rektörlüğü döneminde taraf tutmamaya gayret gösterdiğini yakından tanıdığım birkaç örnekten biliyorum.

‘Sağcı’ bilinen isimlere de üniversitede kol kanat germişti.

12 Eylül’ün (1980) zifiri karanlığında, 1402 sayılı sıkıyönetim yasası ‘sağ-sol’ ayırmaksızın aydınları üniversitelerde biçerken, onun meydan okurcasına böyle bir iş yapabilmesi önemlidir.

O dönemde ben de ABD dönüşü bir üniversiteye kapağı atmak istemiş, sınav kazanarak o yolda ilk adımı da atmıştım; ancak “Sakıncalı görüldünüz” yazan bir kağıt parçasıyla hevesim kursağımda bırakılmıştı.

‘Kâğıt parçası’ dediğim belgenin altında imzası bulunan ve daha sonraki yıllarda ‘sağ’ bir partiden milletvekilliği ve bakanlık da yapmış olan devletluyu tanıyordum; yanına çıkıp sebebi öğrenmeye de çalışmıştım.

Emir demiri kesti.

Murat Belge’nin kitabı

Türkiye’deki entelektüel dünyayı izleyenler Murat Belge’nin uğramakta olduğu saldırılardan da haberdardır. Vesile, Belge’nin daha önce de ders verdiği İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’ne aynı amaçla başvurması görünse de, esas sıkıntı şiirler ve şairler üzerine kişisel anılarını da paylaştığı yeni kitabı gibi…

Kitabı okurken ben bu hisse kapıldım.

Ele aldığı şairlerden kimini seviyor, onlarla ilgili değerlendirmeleri ve anılarını okurken bunu anlıyorsunuz; kimini de sevmiyor ve haklarında lâfını hiç esirgemiyor.

Necip Fazıl çocuk ve genç Murat Belge’ye pek çok şirinlikler yaptığı halde kendini sevdirememiş; bu çok belli. Kitapta Üstad’ın “Bunlar artık bana ait değil” diye bağını kopardığını ilan ettiği bazı şiirlerini ön planda tuttuğu gibi, şiir değerlendirmeleri yaptığı halde, şairliğini eleştiremeyince, tiyatro eserlerini didiklemiş…

Bazı sevmediklerinin (sözgelimi yer verdiklerine bakılarak dönem açısından eksikliği hemen hissedilen Sezai Karakoç’un) kitapta bahsi bile yok.

Belge’nin içeriği tam yansıtmayan ‘Türkiye’de Modern Şiir’ alt başlığını taşıyan ‘Şairaneden Şiirsele’ adlı kitabına (İletişim Yayınları) değinmemin sebebi, İlber Ortaylı’dan naklettiğim Büyükerşen’le ilgili değininin izdüşümleriyle kitapta karşılaşmam.

Şairler ve karşılaştıkları zorluklar

Hayatının ilk yılları hayli zahmetli geçmiş bir şair Metin Eloğlu. Doğru dürüst okuyamamış da. “Genç yaşta sosyalist bir dünya görüşünü benimsedi” diyor Belge. O yıllarda lise mezunu olmayan ancak eli resme yatkın gençlerin eğitim almasına imkan veren Güzel Sanatlar Akademisi’ndeyken (GSA) tutuklanmış. “Tutuklanma sebebi, tahmin edilebileceği gibi, siyasi ve gene tahmin edilebileceği gibi, oldukça sudandı” cümlesini de kitapta okuyoruz.

İki ay sonra serbest bırakılmış, ama yeniden GSA’ya dönmesine izin verilmemiş, hemen askere alınmış… Beş yıl sürmüş askerliği…

“Kırklı yıllardan söz ediyoruz; hukukun hukuk olmadığı tek parti yılları” diyor Murat Belge.

Metin Eloğlu adına üzülüyorum.

Cemal Süreya bahsinde şairin Kürt asıllı olduğunu, ailesinin ‘Dersim Harekâtı’ sırasında Erzincan’dan Bilecik’e sürüldüğünü anıyor. Mülkiye’de okuyor Süreya ve maliye müfettişi olabiliyor (1958).

Okuyalım:

“Kendi anlattığına göre o tarihlerde sayısı elliyi geçmeyen Maliye Müfettişleri vardı. Bunlar, çetin bir sınavla, Bakanlık’ın en güvendiği kişilerden seçilirdi. (..) Geniş yetkileri vardı.”

Artık çok partili döneme geçildiği için Cemal Süreya ‘en güvenilen kişiler’ arasına girebiliyor. Tam gün edebiyatla uğraşmak için istifa ediyor, zorluklarla karşılaşınca yeniden mesleğine dönmesi mümkün olabiliyor.

Benzer bir durum Süreya’nın Mülkiye’den sıra arkadaşı Sezai Karakoç için de söz konusuydu; Sezai Bey yazı hayatını mesleğine tercih edince arkadaşıyla eş-zamanlı (1965) memuriyetten istifa etmişti.

Arada yazdığı kitaplardan TCK 163’le yargılandığı halde, yine Cemal Süreya ile eş-zamanlı olarak müfettişliğe geri dönmüştü (1971).

Olabildi bunlar 1950’li, 1970’li, İlber Ortaylı’nın aktardığı olaya bakılırsa 1980’li yıllarda…

Bilinsin istedim.

ΩΩΩΩ

7 YORUMLAR

  1. Sayın Yazar Fehmi Koru,
    Eski ve sadık bir okuyucunuzum! Bugünkü yazınızda, “Murat Belge’nin daha önce de ders verdiği Oxford Üniversitesi’nde” tekrar ders vermek üzere müracaatından söz ediyorsunuz. Burada herhalde bir yanlışınız olmalı. Kendisi, doktoradan itibaren Bilgi Üniversitesi’ndeki profesörlüğüne kadarki akademik özgeçmişinin zayıflığını, Tuba Çandar’ın “Murat Belge, Bir Hayat” adlı 2009 baskısı kitabında açıkça anlatmaktadır. Emekli bir öğretim üyesi olarak, akademik alanda yalancı şöhretlerin çoğalmaması için ilgilenmiş olmamı anlayışla karşılayacağınızı umar, Saygılarımı Sunarım.

  2. Sayın Koru’nun bir okuyucusu olarak yıllardır değerli yazarımızın yazılarını (genelde) okuduğumda hemen anlardım. Bugünki yazısını ilk okuduğumda anladığım sadece olayların geçtiği tarihlerinin yanlış oluşu, bazılarının da yalan ve abartılı olduğunu kibar bir üslupla okurları ile paylaşmasını. İkinci okuduğumda da değişen birşey olmadı. Kendi kendime düşündüm en iyisi bir de sabah kalkınca okuyayım dedim ve yattım. Şimdi buranın sabahı tekrar okudum ve biraz daha anladım. Herhalde bugün akşama kadar bir kaç kez daha okumam gerek gibime geldi.
    Çünkü yazarımız kibarlığı ve ahlaklı karakteri yanısıra muazzam bir bilgi hazinesine de sahıp olduğu için bu yazısında kibarca ve kimseleri incitmeden yalan, yanlış, abartılı ve ideolojik bilgileri okuyucuları ile paylaşarak bilinmiyenleri bildiriyor. Allahın izni ile de bildirmeye devam edecektir.
    Teşekkürler sayın Koru, özelikle günúmüzdeki yazarlar tarafından ortalığa saçılan kirli bilgilerini millete yutturamayacaklarını sızin vasıtanızla hem onlar hem de onlara destek olanlara göstermiş olduğunuz içinde. Allah sizden ve sizin gibilerinden Razı olsun.
    Sağlıcakla kalın.

  3. Murat Belge’nin “İkinci Yeni’nin bitişini ben de kendi dersimin bitişi olarak kabul ettim.” demesi dersini iyi çalışmamış gibi hafif bir ifade ile geçiştirilecek bir şey değil. Murat Belge’nin açık vermeme çabası gösterip de başarısız olduğu yer ise kitapta İsmet Özel’in adını mecburen zikretmek zorunda kaldığı Poesium bahsidir. 1991 yılında SHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir Poesium tertip eder. Başında belediyenin Kültür İşleri Daire Başkanı Hilmi Yavuz’un olduğu ve genel sekreterliğini Özdemir İnce’nin yürüttüğü bir organizasyondur bu. Poesium’a İsmet Özel ve Ece Ayhan davet edilmez. Bu yüzden bir gürültü kopar. Fakat burada şunu zikretmemiz lazım: Ne öncesinde ne de sonrasında İsmet Özel’in umrunda olmuştur bu Poesium mevzuu. Bu hadiseyi orada burada anlatan, hatta bu organizasyon vesilesiyle bir “şiir” bile yazan Ece Ayhan’dır. Halbuki İsmet Özel basında sanki Poesium’a katılmak için can atıyormuş havası verilmesinden de çok rahatsız olduğunu beyan etmiş ve ömrünce bu işlere tenezzül etmemiştir. Murat Belge kitapta Poesium hadisesinden şöyle bahsediyor: “1991 yılında SHP İstanbul Belediyesi seçimini kazanmış, Nurettin Sözen İstanbul Belediye Başkanı olmuştur. Kültür alanında etkin çalışma arkadaşlarıyla yabancı ülkelerden şairlerin de davet edileceği bir büyük “şiir” toplantısı yapmaya karar verirler. İşin hazırlanmasında Özdemir İnce ve Hilmi Yavuz gibi şairler de vardır. Olaya “Poesium” adı verilir. Beklenen “büyük şiir olayı” çıkmaz. Kavgası ve gürültüsü beklenenin ötesine geçer. Kavganın başlıca nedeni Ece Ayhan’la İsmet Özel’in bu toplantıya davet edilmemesidir. Bir toplantıyı düzenleyenin kimi çağırıp kimi çağırmayacağına karar verme hakkı elbette vardır ama bu iki kişi davet edilmemişse (“yedek parçacılar” kongresine değil, bir “şiir” toplantısına) bunun hesabını soranlar da çıkacaktır. Nitekim çıkmıştır. Bu arada İlhan Berk aldığı davete uyarak gider ama sahneye çıktığında Ece Ayhan’ın bir şiirini okur.”

    Murat Belge’nin açık vermemek için aldığı tedbir şu cümlede açıkça görülüyor: “Bu arada İlhan Berk aldığı davete uyarak gider ama sahneye çıktığında Ece Ayhan’ın bir şiirini okur.” Murat Belge burada doğruyu söylemiyor. İlhan Berk Poesium’a katılan şairler arasında tebliğ sırası kendisine geldiğinde Ece Ayhan ve İsmet Özel’den birer şiir okudu. Poesium’a katılan şairlerden Arif Damar şöyle diyor: “Kuşkusuz Türkiye’den seçilen yirmi şair arasında Ece Ayhan ve İsmet Özel’in bulunmaması en çok gürültü koparan olaydı. Birçok magazin dergisi bile bu olayla ilgilendi. Çok kimseye bu konuda, sorular yöneltildi. Ben de şimdi adını anımsayamadığım bu dergilerden birini yanıtlarken her iki şairin Türk şiirinde çok önemli yerleri olduğunu belirterek bu seçimin yanlış ve eksik olduğunu söyledim. Şair İlhan Berk, Poesium’un yapıldığı konuşma ve şiirlerin okunduğu Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda adı geçen iki şairin katılmamasını onlardan birer şiir okuyarak protesto etti. Kendi şiirini okumadı. Konuşma da yapmadı anımsadığıma göre.” İlhan Berk’in de Poesium esnasında bir beyanı var hem de gazete haberi bile olmuş: “Poesium’a davet almayan İsmet Özel ve Ece Ayhan’ın şiirlerini Poesium’un birinci gününde okuyan İlhan Berk, “Ben onlarsız Türk şiirindeki yerimi yadırgarım” dedi. Berk şu açıklamada bulundu: “Ben yerimi iki özgün şaire bırakıyorum: Ece Ayhan, İsmet Özel. Ben onlarsız çağdaş Türk şiirindeki yerimi yadırgamakla kalmam, kuşku da duyarım.” (9 Mayıs 1991/Cumhuriyet)

    Murat Belge’nin kitabında adına başlık açtığı şairlerden biri İlhan Berk. “İkinci Yeni şairlerinin en yaşlısı” diyor Murat Belge İlhan Berk için. Yani Murat Belge, İlhan Berk’in Poesium’da İsmet Özel şiiri okuduğunu ve “ben onlarsız Türk şiirindeki yerimi yadırgamakla kalmam kuşku da duyarım” dediğini kitabına almıyor çünkü modern Türk şiirinde İlhan Berk’in İsmet Özel’siz kendi yerini tespit edemediği bir durumda “Sen Murat Belge olarak kimlerden aldığın cesaretle İsmet Özel’siz bir modern Türk şiirinden bahsetmeye kalkıyorsun” diye kendisinden hesap sorulsun istemiyor.

    Gökhan Göbel-Seyfullah Köksal, 22.01.2018

  4. Şair
    İnsanın dört melekesi bardır. Fikir, his, irade ve ünsiyet. Bu melekelerin toplulukta ifade araçları vardır. Bunlar; dil, sanat, teknik ve hukuktur. Bu dört melekenin toplulukta kurumları vardır. Bu kurumlar; ilim, din, ekonomi ve siyasettir. Sanat demek topluluğun hisleri demektir. Nasıl hissiz insan olmazsa sanatsız da topluluk olmaz. Sanatın da alanları vardır. Şekil sanatı (heykel), ses sanatı (müzik), resim sanatı ve edebiyat. Edebiyatın da kolları vardır. Şiir, roman, hikaye ve senaryo.
    Bugün bunların hepsi Sermaye’nin emrindedir. Sermaye’nin emrine girmezsen aç kalırsın. Siyasetin emrine girmezsen hapishanelerde olursun. İkisinin de dışladığı biri nesyen mensiye (unutulmuş) olur. Sezai Karakoç’un adı bile geçmiyor çünkü Sezai Karakoç’tan bahsetse o kitap basılmaz ve satılmaz.
    Bu durumu kişilerin kötülükleri ile değil düzenin kötülüğü ile açıklayabiliriz.
    Kuran’da kalpleri telif edilenler denir, bir grup vardır. Bunlara sanatkar oldukları için zekattan pay verirler. Bunların payı Kuran’da belirtilmiştir. Ahlaki dayanışma ortaklıklarına bu payı verirler. Onlar da istedikleri şairlere bölüştürürler. Böylece şairler halkın duygularını dile getirirler. Bunlar şiirlerini ücret almadan halka sunarlar. Televizyonlar, bunları bedelsiz yayınlarlar.
    Kuran düzeninde her sorun çözülmüştür. Sermaye ve siyaset Kuran düzenini getirmez çünkü kendi aralarında sona ererler. Bunu halk getirmelidir. Halk da ancak kooperatifler şeklinde örgütlenirse bu getirilir.

  5. bazı insanlar ne yaparsa bakıyorsun güzel yapıyor. yılmaz bey böyle biri anlaşılan. tanıdıkça takdir edebileceğiniz biri. chp kadrolarında böyle değerli çok isim var ama minderlerin altında. geçenlerde bir tv programında onur Öymen konuktu ve gerçekten hayranlıkla izledim. onun tecrübesi, bilgisi, nezaketi nerde şimdiki dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı nerde…diğer partilerde de böyle değerli çok isimler var ve türkiye bütün bu değerlerden faydalanmaktan aciz kalıyor. tek parti, iki parti, çok partili yılların ne anlamı var. fehmi beyin verdiği döneme dair iyi örneklere bir başkası sayfalar dolusu kötü örnek getiremez mi.
    pazar günü birazda hayal kurma günü. particilikten uzak herkesin bir araya geldiği türkiye için çalıştığı partililerin değil değerlilerin yer aldığı bir meclise sahip olduğumuz günlerin hayalini kurmak için ideal bir gün. herkese iyi pazarlar dilerim.

  6. Necip Fazıl ?, üstad ???. Bence bu zat bu gün yaşadığımız sıkıntıların fikir babalarından birisi. Murat Bege’ nin haz etmemesi çok da garip değil.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here