YSK’dan ne bekleniyor ve ben ne bekliyorum?

49

Biraz önce kalktık ve ailece sahurumuzu yaptık. Bugün Ramazan’ın ilk günü ve inanıyorum ki, Türkiye’nin bütününde, evlerin büyük bölümünde, Ramazan bizim evdekine benzer bir şevkle karşılanmıştır.

Türklerin en sevdiği ibadetlerin ilk sırasında oruç geliyor. Daha küçücük çocukken ‘dikişli’ başlanan oruçlar, sağlığını bozmayacak yaş aralığına gelen her bireyde ailenin diğer üyelerinin ibadet heyecanına katılma iradesine dönüşüyor.

Araştırmalar da oruç tutma alışkanlığının her kesimde yaygın olduğuna işaret ediyor.

Oruç, yani yemeden-içmeden kesilme, uzun saatler boyunca bedenin ihtiyaçlarını karşılamama, insanı pek çok yanlışlıktan uzak tuttuğu gibi, kendisiyle iç-hesaplaşmaya da sevk ediyor.

Etmiyorsa, etmesi gerekir.

Siyasilerimizin de, devlette önemli görevler üstlenmiş temel görevi insanlara hizmet olan kesimlerin de, bu bir ay boyunca, diğer günlerden daha hassas davranacaklarını, söylem ve eylemlerine dikkat edeceklerini düşünmek istiyorum.

Bu vesileyle bütün okurlarımın Ramazanını kutlarım.

Asıl konumuz: İstanbul seçimi

Girişin hemen ardından güncel konumuza girebiliriz.

Yerel seçimin üzerinden hayli vakit geçti; altıncı hafta içerisindeyiz. Ülkenin tamamında sandıktan önde çıkan isimler belediye başkanlıklarını teslim aldılar ve görevlerine başladılar. Buna İstanbul da dahil.

Ancak İstanbul’da görevine başlamış belediye başkanının durumu diğerlerinden farklı. İstanbul seçimine iktidar cephesinin (AK Parti ile MHP’nin) itirazları var ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başka illerdeki itirazları geciktirmeden karara bağladığı halde İstanbul için fazla aceleci davranmadı.

Nihai kararın bugün verilmesi bekleniyor.

Tabii yeniden erteleme yoluna gidilmezse…

Ne karar verecek acaba YSK?

Daha açık soru şu: Sandıktan önde çıkan ‘Millet İttifakı’ adayı Ekrem İmamoğlu’nun başkanlığını onaylayacak mı YSK, yoksa mazbatasını iptal edip İstanbul seçiminin yenilenmesini mi isteyecek?

MHP lideri Devlet Bahçeli günlerdir “Seçim yenilenmeli” diye bastırıyor…

İktidar partisinin itibar ettiği köşeler önceleri tereddüt etseler de son günlerde seçimin yenilenmesini bekleyen yazılarla okur karşısına çıkıyorlar. Kendilerine aktarılan bilgilerin bu yönde olduğu anlaşılıyor.

CHP “Yenilenmeyi gerektirecek bir şey yok” havasını verdiği halde, onun saflarından da sanki olumsuz bir karar alınması bekleniyormuş gibi sesler çıkıyor. “B planımız da var” demeleri bundan.

AK Parti zaten itirazı yapan örgüt; onun adına konuşanlar da YSK’dan ‘seçimi yenileme’ yönünde bir karar çıkmasını bekliyorlar.

Galiba sürü dışı davranan, YSK’dan var olan durumu değiştirecek bir karar çıkmayacağı düşüncesinde olan birkaç kişi kaldık.

Neden böyle düşünüyorum?

Kendi hesabıma benim yürüttüğüm akıl şu:

İtirazlar seçim sürecinde yapılan hatalar ve sayım sürecinde görülen bazı usulsüzlüklerle ilgili. Seçim sırasında hile yapıldığı, oy pusulalarına yansıyan seçmen iradesiyle sonradan oynandığı türden şaibeler itiraz konuları arasında bulunmuyor.

Beşeri hatalar veya usulsüzlükler 16 milyon insanın yaşadığı bir kentin belediye başkanlığı seçiminin iptali sonucunu getirir mi? Hatalar ve usulsüzlükler onları yapanlara ceza verilmesine yol açabilir; o da kasti ise…

O kadar.

YSK üyeleri, herbiri meslek hayatlarında gelebilecekleri en yüksek noktalara erişmiş, bilgileri ve başka olumlu özelliklerine bakılarak seçilip kurula gönderilmiş hukukçular. Üyesi oldukları kurumun titizlikle korumak isteyecekleri, 1950’den bu yana yapılan şaibe karışmamış seçimler sayesinde kazanılan haklı bir şöhreti var.

Sürecin altı haftaya uzamasının sebebi de muhtemelen o titizlik…

Verecekleri kararın bugüne kadar korunmuş o geleneği sürdürme yönünde olmasını bekliyorum ben.

Yani?

İptal yönünde bir karar vereceklerse bile, bunu sağda-solda konuşulan türden baskılara pabuç bırakmadıklarına inanacağımız bir açıklıkla, hepimizin kabul edeceği gerekçelerle yapacaklardır.

Kararları temyiz edilemeyen bir adalet kurumuna düşen sorumluluk bunu gerektirir çünkü.

[TEŞEKKÜR: Önceki hafta toprağa verdiğimiz amcam Ali Haydar Koru ile ilgili dünkü yazım üzerine dostlardan ve okurlardan gelen taziye mesajlarına tek tek teşekkür edemedim. Hepsine duaları sebebiyle teşekkürü bir borç bilirim.]

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. Türkiye, hızla, E. Mahçupyan’ın yerinde bir ifadeyle “derin devletin Erdoğan üzerinden teslim aldığı AK Parti” ile kutuplaşma ve düşmanlıklardan beslenen MHP’yi silkinip omuzlarından atacağı bir sürece doğru yol alıyor. Tekrarlanacak İstanbul seçimlerinin sonucunun ardından Abdullah Gül’ün aktif görev almayıp simgesel desteği ile ivme kazandıracağı yeni partinin pek çoklarınca şaşırtıcı bulunacak geniş bir yelpaze ile Türkiye siyaset sahnesine çıkışına tanık olacak, süreç erken genel seçimlerle devam edecek. Kurulcak Türkiye ittifakı, ülkeyi bu yoz iktidarın ve derin devletin elinden alarak hızla normalleşecek; iç barışını tesis ederek yeniden bir hukuk devleti olma oluna girecek. Tam da olması gerektiği gibi.

    Devlet içinde kadrolaşma, bir avuç zenginin çıkarlarına ilişilmemesi pahasına ülkeyi kendi içinde gerilimlere ve kutuplaşmaya hapsederek bundan siyasal, ekonomik, ideolojik rant elde eden güç ittifakları, Türkiye’den büyük olmadıklarını yakında görecekler.

  2. *******
    Oylar sayılacaksa sayılsın, yeter ki;
    Apaçık ve herkesin içine sinerek,..
    Gerçek neyse sadakat, tek seçenek,..
    Başka yolu yok! doğrusu bu diyerek…
    ……

    Oyların tekrardan sayılma sürecinde böyle demişim. Şimdi de diyorum ki;

    Seçim yapılacaksa yapılsın, yeter ki;
    Hakkıyla ve herkesin içine sinerek,..
    Gerçek neyse sadakat, tek seçenek,..
    Başka yolu yok! doğrusu bu diyerek…
    …..

    Ve ilave ediyorum: Bu baskılı ortamda böyle bir sonuç sürpriz olmadı. Bundan sonrasına güven olabilir mi? Veya bunu da geçtik kazasız belasız bu sürecin atlatılması için ne yapılabilir? Seçimler nasıl yapılmalı ki böyle ele güne karşı aciz durumlar yaşanmasın. Evet, doğru dürüst oy saymaktan ve seçim yapmaktan aciz bir sistem. Dünyada dominant dil İlgilizcede “fool-proof” diye bir tabir var. “Fool” demek “aptal/salak” demek. “Proof” ise işlemez anlamında. Mesela, “water-proof” kol saati demek denize girebileceğin “su-işlemez” kol saati demek. “Fool-proof” sistem de o sistemi kullanan insan salak olsa da sistemin güvenli çalışmasına engel olamayacağı bir sistem demek oluyor. Ancak, profesyonel sahtekarlar oldukça ne yapsan zor denebilir. Bütün sahtekarlar kendilerini ne sanırlarsa sansınlar nihai analizde “aptal ve salak”tırlar. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır. Bu tekrarlanacak İstanbul seçimlerini “fool-proof” olmasının yanısıra “fraud-proof”, yani sahtekarlığa karşı güvenli bir şekilde yapmanın yollarına bakmalı. Ancak, mevcut güvensizlik ortamında bu ne kadar başarılır…. Her işi ehline vererek yapan Batı kültürüne mi havale etsek acaba? Başka bir deyişle, YSK yerine bir yabancı şirkete mi ihale edilse bu iş? Yani, Türkiye siyasetiyle alakası olmayan profesyonel bir şirket. Seçim propoganda masrafları, partizan resimler, bayrak flamalar vs türü masraflara/israfa hiç girmeden daha da ekonomik olur bu iş.

    • Sayın h.k. o bahsettiğin yabancı güvenilir şirketi de yurtdışında kurabilecek bi yığın yerli(!) yatırımcı da çıkabilir ona göre; benden söylemesi..:) ama sakın ola ki “seçimler her zaman 2turlu yapılsa” nasıl olur diye bi fikrin yanından yöresinden geçmeyin emi! İşin ehliymiş…

  3. Yenilenecek İstanbul seçimlerinde Kürtlerden Erdoğan’a ekmek çıkar mı? Hayır, çıkmaz. Zaten Bahçeli en ufak bir yakınlaşma imasını bile tolere etmez. Peki, Erdoğan İstanbul’u kazanabilmek için ne yapabilir? Zorlayabileceği tek bir şey kaldı: Suriye ya da Kıbrıs’ta kendi seçmenini yeniden harekete geçirebilecek bir çatışmaya sürüklemek ülkeyi. Peki yeter mi bu?

    Yeniden İstanbul seçimleri, Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın sonu olacak görünüyor. Abdullah Gül ve çevresinden gelecek yeni parti adımı ile paralel bir süreç yaşayacağız. AK Parti’den en az 50-60 milletvekili yeni partiye geçer. Süreç, gidilecek seçimler sonucunda Türkiye İttifakı ile nihayete erer, IMF ile anlaşma masasına oturulur.

    • Bernar bey iyi yorumlar.
      Seçim sonuçlarının tartışmalı hale getirilmiş olması pek hayra alamet değil.
      Bu yazdıklarınız tahmin mi temenni mi tam kestiremedim.

  4. YSK, seçimlerin yenilenmesine karar verdi.
    – Öncelikle ysk üyeleri, verdikleri hukuk dışı, hatta yasadışı, haksız kararı ile çocuklarına ve hatta torunlarına utanacakları miras bıraktılar. YSK’nın kararı, ülke ekonomisine büyük bir darbe vurmanın dışında, ülkede artık yasaların bile kaale alınmadığı bir dönemin başlamasına neden olacaktır. yani, herhangi bir ortadoğu ülkesinden hallice bile olamayacak artık. ayrıca, ülkede düşmanlıkların, ülke fay hatlarının derinleşmesinin de kararıdır bu.
    – İktidarın istanbul seçimlerini normalde alma ihtimali yoktur. bu nedenle, iktidar cenahı, sadece hile ile değil, korku, yıldırma ve pkknın terörü sayesinde seçimi almaya çalışacaktır.
    – Muhalefetin, bu oyuna karşı sağduyulu, akıllıca ve dikkatli hareket etmesi, düşmanlaştırmaya, baskılara, yıldırmaya karşı politikalar geliştirmesi ve bu politikaları doğru bir şekilde uygulaması gerekiyor.
    – iktidarın kaos planına karşı, sadece muhalefet partilerinin değil, akp ve mhp içindeki ülke ve ülke insanını öncelik gören parti yönetiminde yer alanlar ve sıradan vatandaşlar da dahil, herkesin çaba içinde olması lazım. bu şekilde ülkenin düze çıkması mümkün olabilir.
    – Yani, ysknin yeniden seçim kararı, normalde ülkenin ekonomik olarak daha da dibe batması, ülkede kaosun ve düşmanlığın hakim olması sonucunu getirecekken, ülke ve ülke insanını düşünenler tarafından, ülkenni, akp ve mhp belasından kurtulmasının başlangıcı da olabilir.
    (bu arada genelde kürtlerin ve özelde hdpnin, pkk ile bağını koparmak için çaba harcaması gerekiyor. tabii ki, kürt olmayan solcuların ve tüm demokratların da “islamcılar dahil”, bu sürece katkı vermesi gerekiyor. PKKya karşı olan, akp ve mhpye de karşı olur. mhpye karşı olan pkk’ya da karşı olur. çünkü bunların politikaları birbirini besliyor)
    – “Bu fırsat kaçmaz” denilebilecek bir fırsat bu. morali bozmayıp, bu fırsatı iyi değerlendirmek gerekir.
    – Burda herkese görev düşüyor. sadece siyasi partilere değil. tüm vatandaşların, enerjisini, beynini, zamanını, emeğini bu kararı fırsata çevirmeye ayırması gerekiyor.
    – Eğer bu fırsat değerlendirilemezse, ülke için tam bir kaos ortaya çıkacaktır. işsiz sayısı daha da artacak, kapanan işletme sayısı daha da artacak, ekonomik, sosyal, siyasi durum daha da kötüye gidecek. hak ve hukuk gibi kavramlar artık aklın bir köşesinde bile yer bulamayacaktır. Onun için, herkesin, bu süreçte canla başla çalışması gerekiyor.

  5. Birkaç gün önce şöyle bir yorum yazmıştım :

    “ Anlaşılan o ki, oyun teorisi konusunda uzman Ebu John bin Nash AKP’ye İstanbul seçimi öncesinde destek vermiş. Strateji şu :

    1. Seçim öncesinde seçmen listelerine biraz hile karıştır. (İktidar sende)
    2. Seçimi kazanırsan sorun yok.
    3. Seçimi kaybedersen itiraz edip seçimi yeniletme başvurusu yap.
    4. Muhalefet biz iktidarda değiliz bunları yapmış olamayız derse ‘Siz yapmamış olabilirsiniz fakat FETÖ yapmıştır’ de.

    Not : YSK bu oyun teorisinde hesaba katıldı mı bilmiyorum. Bunu ancak sonuç açıklanınca anlayabileceğiz.”

    6 Mayıs akşamı YSK kararını açıkladı : Seçim yenilenecek ! (Kıssadan hisse : John Nash’i küçümseme. Oyun teorisi herkese açık, namaz kılana da kılmayana da)
    John Nash : Nobel Ekonomi ödülü sahibi, Amerikalı matematikçi.

  6. Siyasetten hiç, ama hiç anlamayan, bu ülkenin toplumsal tarihine ilişkin üç cümle yazamayacak olanlar, YSK’nın seçimlerin iptali kararından çok kefiylenmiş olduklarını söylüyorlar. Ben de kıs kıs gülüyorum bunlara:

    Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın ömrü bir kaç aya inmiştir, memleketimize hayırlı olsun. 🙂

  7. Türkiyeli “ANALAR” DAHA NE KADAR UYUYACAKSINIZ?
    Yahu o çocukları siz yalanci,kan emiciler içinmi doğurdunuz…… biraz olsun menfaatçılar için değil kendi evlatlariniz içi kafa yorun.
    Analar Türkiye binmiş bir alemeti gidiyor kiyamete! Daha farkinda değilmisiniz.
    Ne PKK si ne OCU BUCUSU! hepsi gözlerini Servet sahibi olmaya dikmiş… bunun en uygun yoluda çakma vatan severlerin perde gerisinde oynadiklari oyunlarla TÜRKIEYLI ANALARA YUTTURMALARIDIR.
    MAALESEF BUNU DA EN IYI BECERENLER DIN SATANLARDAN BAŞKALARİ DEĞIL.
    Hangi seçimde yeterince oy çalamayinca hemen yavrularinizi sizin bağrinizdan koparip kara toprağin bağrina veriyorlar.
    Bunlar İstanbul seçimleri ayni gün iptal ederdiler fakat onlar biraz daha VATAN MILLET EDABIYATI YAPABILMELERI İÇİN 40 YILI AŞMIŞ her defasinda kökünü kazidiklari ve kaziyacaklari palavralarini atanlar sizlerin evletlerinizdan biraz daha al bayraklarla tabutlara koyarak gönderdikten yani kilifi hazirladiktan sonra İstanbulu yutacaklar.
    Analar Allah rizasi için bunlara yater diyin ve evlatlariniza sahip çıkın.
    HİC BİR ŞEY YAPAMIYORSANİZ TOPLANIP KANDILMIDIR NEDIR ORAYA YÜRÜYÜN, ve orayi kan emicilerin paşlarinda parçalayın.
    Yoksa bunlar can simitleri PKK yi bitirmezler.
    Hani Halen daha ” bu Amerka öcalani bize niye taslim etti”diye üzülmelerinin sebebi PKK nin bitmesini isdemediklerinden dolayi.
    Halbuki ABD “PKK yi bitirmekmi istiyorsunuz? onu bitirecek kişi bu” diye teslim etmişti…..
    Bizim milleti uyutan Devle her dönem sahneye çikan “DEVLET” tarafindan idare ediliyor.
    GERIYE KALANLAR TEFARRUAT. Piyolar!

    • Sn Nurdan hn bu ne vatan dusmanligi PKK yi yillardir. devlet mi besliyor ? yoksa batili gucler. mi ( almanyasi abd si mi ) besliyor.Pes dogrusu bunu gormemek. icin ya. vatan haini ya da kor cahil olmak lazim bunlari. da size yakistiramadigim icin. lutfen tek yanli yorum yazmayiniz. AKP dusmanligi vatan sevgisinin onune gecmesin.Teroristin elindeki silahi kimin verdigi belliyken Gecmiste IHA bilgileri gizlenirken
      guneyde. 5000. tir. silah. verilmisken Halen devlet yonetimini PKKyi deslekliyor diye suclamak. PES. DOGRUSU.

  8. İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI SEÇİMİ İPTAL EDİLDİ, HEM DE TÜM EMEKLERİNE RAĞMEN, ÇOK KEYİFLENDİM, ÇOK….

  9. Kadir Mısıroğlu vefat etmiş. Cenaze töreni ikindi namazından sonra Büyük Çamlıca Camisinde yapılacakmış. Mısıroğlu, 25 Mayıs 2013 tarihinde sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “ Vasiyetimdir ; M.Kemâl’e zerre muhabbeti olan cenâzeme gelmesin!..” demiş. Mısıroğlu ayrıca “ Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı ” ifadelerini de kullanmıştı. Mısıroğlu’nun temennileri gerçek olsaydı ‘o güzel dini hayat’ yalnızca Sevr ile dayatılan İç Anadolu Bölgesinde yaşanacaktı. (Olsun küçük ama dinci olsun). Buna göre Mısıroğlu’nun cenaze töreni bir bakıma milli turnusol kağıdı olacak.

    Bu arada başta partili C.Başkanı Erdoğan olmak üzere AKP üst düzey yöneticileri övücü ifadelerle taziye mesajları yayınlamış.

    Buna göre D.Bahçeli mevcut derin devletin siyasi temsilcisi olduğuna göre Erdoğan-Bahçeli (Cumhur) ittifakı ne anlama geliyor ? Bahçeli çıkıp da ‘biz güney sınırlarımızı korumak için mecburen Erdoğan ile ittifak yapıyoruz’ demesin. Zira her T.C. Hükümeti bu ve benzeri sorunlarla geçmişte de mücadele etmiştir bugün de eder.

    Beka sorunu (yukarıda açıklandığı anlamda) gerçekten var gözüküyor.

    • Kusura bakmayın ama, M.Kemâl ie Kadir Mısıroğlu’nun birbirleriyle mukayese edilebilecek kişiler değil. Yine de diyeceğim ki her ikisinin de “Akıl*İman Sentezi” indeksi yeterince çok yüksek değil. “Birinin etkisine karşı diğerinin tepkisi” olayı ile karşı karşıyayız. Bu anlaşmazlık olmaz olsaydı. Ancak, çalkantılı tarihimizde hep olağan hale gelmiş!

      Osmanlının çöküşünden sonra, hatalarına rağmen M. Kemâl’in Türkiye’ye katkıları tartışma götürmez. Ancak, onu veya bir başka tarihi figurü tanrılaştıranlar bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmış olanlardır. Muhafazakar olan bu ülkenin %70nin bu tanrılaştıranlarla sorunu vardır. Çünkü, Allah’a ve Kur’an’a iman, bu muhafazakarlığın temelini teşkil ediyor, bu çokcası sezgisel düzeydedir ve manipülasyona açıktır. Tam anlamıyla aydınlanma olsun bu %70 muhtemelen daha da artar. Sahihtir değildir halleriyle tartışma götüren kitaplar dolusu hadislere girmeğe bence luzum yok, ancak net olarak herkesin kabul ettiği Kur’an var. Gerçeklerinden iki örnek:

      1.) “Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a inanırlar” (Kur’an: 12. Sure/106. Ayet).
      2.) “Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız…” (Kur’an: 17. Sure/71. Ayet)

      Tanrılaştırma işine girişenler çoğunlukla (1.) ayet kategorisinde insanlardır. 2. ayette ise herhangi bir öndere, kim olursa olsun, ilahi bir meydan okuma vardır. Ve müslümanlar buna da iman etmişlerdir. Anlamağa çalışıp bu işleri medeni bir şekilde tartışarak uzlaşı noktasına getirebilmek milli/ulusal bir görev. Bizim gibi bir ülke için bunun en iyi yolu sabırla iletişim ve akıl*iman sentezi!

      • 1. Yazımda, M.Kemal ile K.Mısıroğlu’nun mukayese edildiğini nereden çıkarttınız ? Sadece Mısıroğlu’nun bir vasiyeti ve bunun güncel sonuçlarına değinilmiş.
        2. Kuran’da tanrılaştırma ile müşriklik kastedilir. Konuşma/yazı dilindeki tanrılaştırma ise bir metafor içerir. Müzik ilahı, seks ilahı, siyaset ilahı v.b. Siz bunun farkında değil misiniz ?
        3. Bir de şu ‘akıl/iman sentezi’ ile ne kastettiğinizi kısaca açıklarsanız yazılarınızı belki daha iyi anlarız. Şunu unutmayın ki şeytan insanın ruhuna etki edebilir fakat aklımıza etki edemez. Bu nedenle Kuran’da belirtildiği gibi akıl güvenilir bir limandır.

        • 1. M.Kemal ile K.Mısıroğlu’nun mukayese edildiğini onları yana yana getirmenizden çıkardım ve ayrıca vasiyet işinden de neticede turnusol kağıdı çıkarmanızdan.
          2. Metafor (veya mecazlar) gerçek olmayabilir, ancak bazen onlardan daha büyük bir baş belası olabilirler. Müzik, seks, siyaset ilahlarınının siz ne kadar farkındaysanız ben de beş aşağı beş yukarı o kadar farkındayım. Bunları delisine kulağı küpelisine bırakıyorum.
          3. Değindiğiniz ‘Akıl/İman sentezi’nde bölme işareti kullanınca işlem hatası olmuş! Bir yılı aşkın geriye doğru yazdıklarımın bir sentezini yapabilirseniz ne olduğu epeyce anlaşılır. Daha önce merak edenlere, bu konuya takanlara/takılanlara zaman zaman ipucu vermiştim. Bir kısmı da “kafiyeliyorum” şeklindeydi. Bu işin üstünde pozitif bir düşünce olarak duruyorsanız size özel bir ipucu da verebilirim, bir ara.

          “Akıl*İman Sentezi” ifadesindeki “akıl” ile şeytanı ilişkilendirmeniz ve bu konuda hüküm vermeniz de ayrıca ilginç olmuş. Bu yukardaki bağlamda değinmediğim ayrı bir konuydu. Ancak, iddianıza dair bir kaynak verebilir misiniz? Veya bu konuyu akla dayalı olarak biraz açabilir misiniz?

    • Mısıroğlu için ikindi vakti Büyük Çamlıca Camisi’nde düzenlenen cenaze törenine, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AKP Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı ve Nurettin Canikli, AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, AKP Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyesi Erol Kaya, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, AKP İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı Onursal Başkanı Osman Nuri Topbaş, TBMM 20. Dönem Rize Milletvekili Şevki Yılmaz ile sevenleri katıldı. (Basın haberleri, fotoğraflar da var)

      Not : D. Bahçeli bu ittifakı sürdürürse cenaze törenine zımnen katılmış sayılır.

  10. Fehmi Beye öncelikle baş sağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin. Bütün Müslümanların Ramazan’ını tebrik ederim.
    Fehmi Beyin bugünkü temenni ve beklentisi maalesef olmayacak gibi duruyor. Anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan’ın 2013 yolsuzluk operasyonu sonrasındaki yeni ortaklarıyla olan ittifakı devam ediyor. Bu ittifaktan kim ne kazandığı uzun ve ayrı bir konu olduğu için burada irdelenmeyecek. Ama İstanbul seçimi tekrar edilecek gibi duruyor ve muhtemelen YSK kararı bu cuma günü borsa kapandıktan sonra açıklayacak.
    Karşımızda bir parti olarak CHP var ama aslında birden fazla CHP ile muhatabız. Erdoğan’ın ortakları dediğim devletlülerin CHP içinde oldukça güçlü ve etkili olduğunu anlıyoruz. Oysa onlar Kılıçdaroğlu’nu fazla demokrat ve az laik buluyorlar. Hele de İmamoğlu’ndan hiç hazzetmezler. E. İmamoğlu gibi bir Başkan istiyorlar mı? Daha da önemlisi İstanbul’daki seçim onların anlaşmayı bozması için yeter bir gerekçe değil. En azından şimdilik Erdoğan ile ortaklık ve istediklerinin onun eliyle yapılması onlar için daha kârlı ve uygun. O nedenle fazla toz çıkarmadan laik çevreler bu oldu bittiyi kabul edecekler.
    Şimdi YSK’nın itibarı gibi bence komik gerekçelerle adalet beklemek fazla naiflik olmuyor mu? Bu ülkede hukuken asla dokunulamayacak durumda olan YSK, AYM, Yargıtay, Danıştay üyeleri sıradan bir hakimin kararıyla tutuklanmadı mı? Şimdi kalkmış hukuk vs. den bahsediyoruz. Bunlar şu anda Kaf Dağının ardında.
    Umut fakirin ekmeği ama gerçekleri de bu kadar görmezlikten gelmek doğru değil. Bu YSK üyelerinin süresi zaten bir yıl gerekçesiz uzatıldı, neden? Şimdiki durum gibi lazım olduklarından?
    Bu arada ard arda şehit haberleri gelmeye başladı. Ortam ısıtılacak gibi. Belki de buna bile gerek kalmaz, çünkü listeler yenilenebilir ve yeter miktar yeni seçmen transferi yapılır. Öyle 13-15 bin oy nedir ki. Bu sefer Binali birkaç yüz bin oyla kazanmalı değil mi?
    Gene sıcak bir yaz geçirecek İstanbul anlaşılan.

    • birden bire şehit cenazeleri hayra alamet değil. durup dururken.
      – normalde istanbulda seçimlerin yenilenmesi kararı çıkacağına ihtimal vermiyorum. Ancak insan her zaman en doğru şekilde karar vermiyor. bu ekonomi biliminin de kabul ettiği bir gerçek. Bu nedenle, şehit haberleri ile birlikte düşündüğümde kafam karışıyor.
      – pkk’nın beka sorunu olanlara seçim hediyesi olabilir diye düşünüyorum. ya da derin devletin, beka sorununun halkın kafasına işlenmesi için pkk içindeki adamlarını harekete geçirmiş de olabilir. her ikisi de aynı kapıya çıkıyor. ister pkk ile derinlerin anlaşması olsun, ister direk derin devletin uygulaması olsun, şehit cenazeleri, “seçim kararı çıkabilir mi?” diye düşünmeme neden oluyor.

  11. ”YSK’nın İstanbul seçimleri ile ilgili alacağı kararın ”İstanbul seçiminin yenilenmesine gerek olmadığı” şeklinde olacağını bekliyorum.

    Aksi bir kararın özellikle ülkemiz hayrına olmayacağı, tartışmaların sonunu getirmeyeceğini, yeni bir seçimin ve yansımalarının maddi ve manevi yükünü; ne kamuoyu ne de devletimizin kaldıracağı, faydasından çok zararı olacağına kani olacak olan YSK üyeleri, bu sorumluluğu ve işin garabetini üzerilerine almayacak ve bununla anılmak istemeyeceklerdir.

    Peki neden bu kadar uzun zaman bekliyorlar karar vermek için diye sorulduğunda nedenlerinden birisi; yukarıda andığım karar gerekçelerinin toplumda ve taraflarca özümsenmesi sürecini kullanmak, bir diğeri de malum iktidar baskısını absorbe etmek için olabilir.

    Nitekim iktidar cenahının bir kanadı AK Parti veya Erdoğan, seçimin yenilenmesinin yararına olmayacağının farkına varmakla beraber, diğer kanat Bahçeli, seçimin yenilenmesi ısrarında hesabi davranmakta ve topluma çıkacak faturayı önemsememektedir.”

    Yukarıda yaptığım yorumu, Koru’nun 25 Nisan tarihli ve bugünkü yazısıyla konu bakımından eşdeğer olan yazısına yapmıştım.

    Koru, bugünkü yazısında, daha önce hiç değinmediği şekliyle ”seçimin iptal edilebileceği” anafikrini işliyor.

    Bu yeni bir durum ve Koru, seçimin iptal edilebileceğine dair ciddi kuşkuları oluşmuş ya da güçlü emareler elde etmiş olabilir.

    Bunu da ”İptal yönünde bir karar vereceklerse bile, bunu sağda-solda konuşulan türden baskılara pabuç bırakmadıklarına inanacağımız bir açıklıkla, hepimizin kabul edeceği gerekçelerle yapacaklardır.” cümlesiyle destekliyor.

    Bu, seçimin iptalini haklı çıkaracak sebepleri üreten/üretebilecek YSK’ya ”1950’den bu yana yapılan şaibe karışmamış seçimler sayesinde kazanılan haklı bir şöhreti” ve ”gelmiş olduğu bu konumu” korumak adına, YSK’nın alacağı kararı olumlayan bir görüş.

    Ama kamuoyu, YSK’nın bugüne kadar almış olduğu kararlara şaibe karışmadığına kani olsa bile, YSK’ya getirilinceye kadar, yerelde olsun genelde olsun, nüfuz kullanılarak bir çok seçime şaibe karıştığına olan inancını koruyor.

    Bense, yukarıda alıntıladığım, Koru’nun 25 Nisan günlü yazısına yapmış olduğum yorumda ki düşüncemi muhafaza ediyorum ve bütün baskılara rağmen İstanbul seçimlerinin iptal edilmeyeceğini yineliyorum.

    YSK’nın seçimlere şaibe karışmamış bir şöhreti varsa bu da ona ek olur.

  12. Siyasette Mavi Balina Oyunu

    Aşağıdaki satırlar uzman yorumlarından derlenmiştir :
    Mavi Balina, her ne kadar bir oyun olarak adlandırılsa da aslında bir oyun değildir. Uygulamayı yöneten kişi, uygulamaya dâhil edilen bireyleri psikolojik olarak baskı altına alıp şantaj ve tehdit ile uygunsuz davranışlara zorlamakta psikolojik tabirle sanal ortamda duygusal taciz uygulamaktadır. Buradaki en önemli unsur, çocukların önce kabul edilebilir direktiflerle oyuna dahil edilmesi ve sonraki adımlarda her söyleneni yapmaya koşullayan bir sanal hipnoz sürecine sokulması. Burada aslında önemli olan oyun oynamak değil; oyunun, oyuncunun risk içeren emirleri sorgulamadan uygulamasına yönelik, kötü amaçlı telkinlerle kurgulanmış olması. Basit adımlardan, zor adımlara doğru gelişen bir süreç söz konusudur. Körpe zihinlerin kendilerini öldürmeyi dahi oyunun bir parçası gibi düşünmelerini sağlayan bir algı 50 adımda inşa edilir. Oyunda subliminal (bilinçaltına hitap eden) telkinler de kullanılıyor. Çocuklar, sonuncusu intihar etmek olan kendilerinden istenen 50 görevi yaparken, beyinleri yıkanmış bir duruma gelir. Bu şekilde intihar etmeleri gerektiğine, çünkü öbür tarafta onları daha iyi bir hayatın beklediğine veya intihar etmezlerse başlarına ya da ailelerinin başına kötü bir şey geleceğine inandırılırlar. Bu süre zarfında, kurbanlar, çeşitli sembolleri vücutlarına keserek çizip, yöneticiye bir resim veya video göstererek sadakatlerini kanıtlıyorlar. Gençleri sabahları 04:20’de uyandırarak gün boyu mantıklı kararlar almalarını engelliyorlar ve onları yoruyorlar. Gençlere korku filmleri, intihar ve imha sahneleri göstererek dünyanın giderek kötüleştiğine inandırıyorlar. Kaybeden, yalnız hisseden, depresyondaki ve umutsuz gençler bu tür oyunlara karşı savunmasız kalıyor . . .

    Nedense yukarıdaki satırları okuyunca, siyasette de benzer ‘subliminal telkinler’ kullanılıyor diye düşündüm. Zira insanların pek çoğunun yaşları kaç olursa olsun siyaseten ‘ergenlik çağında’ sayılabilirler. Siyasi mavi balina oyununun sonunda fiziki olarak intihar etmek gerekmiyor, 50. adımda oyunu (reyini) yanlış yapana verip siyasi intiharda bulunması isteniyor.

    • insanın ufkunu açan bir yazı olmuş. teşekkür ederim.
      – kurbağa örneklemindeki gibi. kaynar kazana atılan kurbağa atlayıp çıkıyor ama soğuk suya atılan kurbağa, yavaş yavaş ısınan suyun içinde haşlanıyor.

  13. ist. Bir partiye değil İmamoğlu na teslim artık. onun bu güne kadarki yönetenler kadar iyi yöneteceğini istanbullu gördü ve seçti. duvarların arkası birkere göründü. istanbullu hendekleri de gördü, kanallarıda biiyor. yeni nesil cin gibi olmuş, bakmayın aptala yatanlara(çaresizlikten yada çakallıktan). temmuz sıcağında da seçim olsa halk kimi sececeğini bilir. kafaları karıştıran belki şekil (mühürsüzlük olayı) ya da memur hatalarının nasıl değerlendirileceğinin halk tarafından bilinmemesi: tam da kurumlarımızın uzmanlık alanı. bu ülkede kurumlar yerli yerine oturmuş. ne bir dönem iktidara gelenlerin telkin, korkutma, ne de onların vereceği tayin, yakınlara menfaat vs bu insanları etkilemez. yaşananlarda arşiv kayıtlara giriyor. eksiklikler gideriliyor. bundan sonra ki seçimlerde daha huzur, güven duyacağımız sonuçlar alacağız inşallah. hadi geçmiş olsun. bir il gitti diye kimse ankaradakilerden de vazgeçmiş sayılmaz bence: halk yedirmek değil karnını doyurmak, işsiz gezmek değil çalışmak, rızkını yiyen +.+ seyretmek değil olaya el koymayı seçmiş olamaz mı? herkesin bir yoğurt yiyişi var halk ta bu sefer böyle yemeyi seçti. birisine meclis çoğunluğu verdi, ötekini başkan yaptı. üstelik başkan uzlaşmada şeytanı deliğinden çıkartır görünüyor. izleyelim derim.

  14. Nokta 1 den devam…. Prof Candida Moss, yazısında (https://www.thedailybeast.com/hagia-sophia-archaeologists-uncover-more-secrets-at-ancient-worlds-largest-christian-cathedral?ref=author ) Batı Avrupalıların Ortadoğuya başlattığı 4. Haçlı Seferi sırasında (1200 başlarında) İstanbul ve Ayasofya da haçlıların yağmalamalarından nasibini aldığını belirtiyor. Daha sonra sıra İstanbul’un fethine geliyor. Yazar, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u 1453 yılında fethettiğinde de yağmalama ve talan olaylarının yaşandığına ifade ediyor (ancak bu yazarca kasıtlı yanlış bir bilgi de olmuş olabilir-Belki ilk fetih günlerinin bazı kontrol dışı hareketleriyle böyle şeyler olmuş ta olabilir). Bizim tarihten bildiğimiz, Fatih’in fethin akabinde Osmanlı ordusunun önünde Bizans halkına hitabeti, mal mülk ve kendi güvenliklerinden emin olmaları gerektiği yönündedir. Yazıya göre üç günlük, yağmalama ve talandan sonra, Fatih Ayasofya’nın Cami olarak kullanılmasına karar veriyor. Bu karar o günün şartlarında gayet doğaldır. Yegane, eşi-benzeri olmayan evrensel Tanrı olarak bilinen Allah’a, gerektiği gibi herhangi bir “şirk” koşmadan ibadet etmek arzusu ağır basmış olmalı. Çünkü, tarihin o dönemlerinde din mevhumu bugün olduğundan çok daha önemli. Bu açıdan karar gayet isabetli. Şayet işin içinde barbarlığa yakışan yağmalama olsaydı yakıp yıkılırdı ve geriye Ayasofya gibi bir eser kalmazdı. Osmanlı’nın o dönemine yön veren en önemli unsur DiN. Ayasofya’yı bir ibadethane olarak seviyorlar, göz bebekleri gib bakmakla kalmıyorlar, daha sonraki dönemlerde bundan ilham alarak, Allah aşkına biz bunun daha iyisini de yapabiliriz diyebiliyorlar ve Sultan Ahmet Camii inşa ediliyor.

    Ayasofya daha sonraki kuvvetli depremlerde hasar görüyor ve onarılıyor. Cumhuriyet döneminde 1935de müzeye çevriliyor. Daha sonraki yıllardaki önemli onarımlardan biri Mareşal Fevzi Çakmak’ın ABD Princeton Universitesinde Professor olan torunu Ahmet Çakmak’ın projesiyle yapılıyor. Rastladığım bilgilere göre, Ayasofyayı, yılda 3 milyon turist ziyaret ediyor (bugün için Ayasofya Müzesi giriş ücreti 60 Türk Lirası). Justinyen I ile ilişkilendirilen yeni keşiflerden sonra turist sayısı daha da artacaktır.

    Ayasofya kompleksinde keşfedilenler arasında vaftiz odası ve bir de kütüphane olarak kullanıldığına inanılan bir bölüm var. Bizans imparatorluğunun o dönemki elit tabakasının bu tezgahlardan geçtiğine inanılıyor. Bunlar parlementerlerin o devrin kanunlarını çıkardığı yerler. Netice olarak, yazar hanım yazısının son kısmında diyor ki şayet bu önemli tarihi yerleri ziyaret etmek istiyorsanız elinizi biraz çabuk tutmalısınız. Çünkü Ayasofyanın müze olarak kalma durumu tehlika altında. Erdoğan 2018de olduğu gibi 2019un geçtiğimiz ayında Ayasofya’yı müzeden camiye çevirme niyetinde olduğunu açıkladı.

    Gelelin neticeye: Ayasofya 1453 yılından sonra hiçbir zaman yağmalanmaya uğramadı. Müslümanlar onu korumanın ve orada ibadetin hakkını veriyor. İbadet konusunda bir ortodoks rahibin müslümanları öven ve hristiyanlardan şikayet eden videosundan bahsetmiştim. https://www.youtube.com/watch?v=hNnc0oCgt9Y . İbadet konusunda dünyada sanırım ilk sıralardayızdır. Ayasofya ibadete açılmalı. Bu turist mevsiminin geçtiği veya en aza indiği kış aylarında olabilir. En fazla turistin geldiği aylarda ise ibadete kapanır full time turistlere açık olur. Bu iki fonksiyonlu kullanıma göre fazla masrafa girişmeden orjinal bir mimaride biraz iç düzenleme yapılır ve Ayasofya mesele olmaktan çıkarılır. Hem turistler memnun kalır ve hem de Türkiye’deki müslümanlar. Allah’ın hoşnutluğunun bu yönde olacağına da inanıyorum… Nokta 2.

  15. Mustafa Cambaz’ın oğlu Alpaslan Cambaz Kardeşimiz söylenmesi gerekenleri gayet net ve samimi söylemiş. Sanırım başka söze de gerek yok. Tabii anlamak isteyenler için.
    İşte Alpaslan Cambaz’ın yazısı:

    Cumhurbaşkanına ulaşıp da ona bir şey söyleyebilmek için ya yakınından biri olmanız ya da yakınının yakınından olmanız gerekir. Bunlar da tek başına yeterli olmayabilir. Yanlışa yanlış diyen biriyseniz veya uzaktan bakılınca böyle her an diyebilecekmiş gibi bir potansiyele sahipseniz şansınız çok az.

    “Sıradan vatandaşım yahu, hiç mi bir yolu yok?” diye soranlar varsa söyleyelim, bir yolu var: Katıldığı programlarda bir anlık boşluk bulunca aşka gelerek bağırabilirsiniz. Tüm dikkatleri üzerinize çektikten sonra kalabalığı yarıp korumaları da aşabilirseniz belki Şirinleri bile görebilirsiniz.

    Hal böyleyken cumhurbaşkanının, “Vatandaşım bana şunu söylüyor, “Başkanım!” diyor, bu seçim yenilenmeli.” cümlesindeki vatandaşın hangi vatandaş olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

    Bana gecenin bir yarısı, hatta sabaha doğru “FETÖ’cü müsün?” veya “Hocacı mısın?” veya “Seni de çözemedik hua!!1!” diye mesaj atanlar da bizim vatandaşımız ve vatanseverliklerinden gerçekten hiç şüphem yok. Büyük resimciler ama algıları minnacık sadece. Vatan sevgileri onları uyutmayıp sabahlara kadar kendilerinden başka herkesi hain ilan etme etkisi yapıyor bünyelerinde. Bize de yılmadan, “Bu yaptığınız ayıptır, günahtır. Önce o evdeki televizyonunuzdan ve elinizdeki gazeteden kurtulun.” deyip uyarmak düştü.

    Allah, bir kez olsun adaleti gözetmeleri için fırsat üstüne fırsat veriyor da her defasında ıskalıyor mübarekler. Hükümete yakın bir vakıfta erkek çocukları tecavüze uğrar, ilk refleks olayın üstünü örtmek olur. Başka bir cemaatin yurdunda korkunç ihmaller sonucu kilitli yangın merdiveninin önünde yanık naaşları birbirlerine sarılmış halde bulunur küçücük kızların. 10’nun üzerinde can yitirmişizdir, olaya dair haber yapılması engellenir. Sonra bu davada suçlu, tutuklu kalmaz, çocukların aileleri isyan eder, çığlıklarını yine kimse duymaz. Ama aynı haftalar menemen soğanlı mı yoksa soğansız mı olur diye tartıştı durdu tüm ülke. Soma’da, Çorlu tren kazasında ve nicelerinde durum hep aynıydı.

    “Artık yetti!”

    Yeni Havaalanı inşaatı sırasında işçiler büyük sıkıntılar yaşadı. Olamaz mı? Binlerce insanın çalıştığı bir yerde elbette sorunlar da olacaktır. Ve orada yaşananlar medyaya yansıyandan çok çok daha kötü şeylerdi, bundan emin olabilirsiniz. İşçiler ölüyor, korkunç haksızlıklar dönüyor ve bunları dile getirmeye çalışan işçileri de, onların sesine ses olanları da hain ilan ediyorlar. İşin acısı ailesini geçindirebilmek için en zor şartlarda havaalanı inşaatında çalışmayı göze almış insanlara bir kalemde vatan haini diyebilenler de bir yerlerde işçi, onlar da gariban. Kuru soğana muhtaç olmuşsun, faturalarını ödeyemiyorsun, çocuğuna harçlık veremiyorsun ve seni soğan lobisi diye bir saçmalığın varlığına inandırmışlarsa, komşun sırf CHP’ye oy verdi diye gözünde hainse, enerjini daima seni sömürenlerin yönlendirdiği tarafa düşmanlık etmekle tüketip duruyorsan sana ne denebilir ki..?

    Rabia Naz olayı cinayet şüphesi ve cinayetin üstünü makamlarıyla örtmeye çalışanları barındırıyor. Böyle olmayıp da kız intihar etmiş bile olsa, o acılı baba ilan ettikleri gibi deli bile çıksa şimdiye kadar güçlü suçlunun hukuk karşısında dokunulmaz olduğu böyle hadiseler defalarca yaşandı mı, yaşandı. Olayın gerçekleştiği Eynesil’deki halkın çoğu geçen seçimde orayı yüksek oyla alan AKP yerine CHP’yi seçti mi, seçti. Sandıktan çıkan oyların genelinden de “Artık yetti!” diye bir mesaj okunabiliyor muydu, evet.

    Kendi çalıp kendi oynayanlardan, sesi fazla çıkıp tüm manzaramızı kaplamaya çalışanlardan pek seçilemiyor olsa da hâlâ irfandan, hikmetten, Tevhit’ten bihaber kalmayan, çıkar odaklı oluşumlardan ibaret siyasi partileri din haline getirmeyen vatandaşlar da var bu memlekette. Hani şu kısık sesler…

    Duymasını bilene onların sesi pekala duyuluyor. Diğerleri miting meydanlarındaki kalabalığı görünce tüm Türkiye’nin orada toplandığını sanmaya devam ededursun. İnsanları rakam olarak görmeyip sadece insanlığı üzerinden değerlendirdiğinizde, horgörü yerine hoşgörüyü şiar edindiğinizde vatandaşı da, sandığı da okuyabiliyorsunuz. Ama daima pembe bulutların üstünde olmayı tercih ederseniz ne vatandaşın seviyesinde olduğunuzdan onu duyabilirsiniz ne de vatandaş sizin katınıza çıkıp derdini anlatabilir.

    “Seçim yenilenirse oyumu CHP’ye vereceğim”

    İnatla duymak istemeyenlere duyuralım: Ömründe CHP’ye oy vermemiş insanlar CHP’ye oy verdi bu seçimde. CHP’ye oy vermek konusunda tereddütte kalan diğerleri de “Seçimi yenilemek gibi bir saçmalık yaparlarsa gidip oyumu İmamoğlu’na veririm.” diyor. Bunu çok duydum çevreden. Ben de aynını yapacak olanlardanım.

    Mesela annem oy kullanmaya gitmedi. 15 Temmuz’da kocasını şehit veren ve şimdiye kadar hep AKP seçmeni olan bir kadın neden böyle davrandı mesela, neden seçim iptal edilirse o da CHP’ye oy atmayı düşünür oldu diye bunu kendinize soracağınıza annemi de vatan haini mi ilan edeceksiniz beni ettiğiniz gibi? FETÖ’cü mü diyeceksiniz?

    Vaktiyle bir AKP milletvekiline, “İçinizdeki FETÖ’yü ne zaman temizlemeyi düşünüyorsunuz?” diye sorduğumuzda kulağımıza doğru, “Temizlemeye kalksak partide kimse kalmayacağı için girişilmiyor. Yanlış ama böyle.” diye itirafta bulunmuştu. Zaman geçti, alakalı alakasız bir sürü kişi FETÖ’cü ilan edildi ama AKP’de yaprak kıpırdamadı. Ne bekliyorsunuz?

    Herkesin sizin gibi düşünmek zorunda olduğunu nasıl bekleyebiliyorsunuz? Seçim öncesi AKP teşkilatından arayıp, “Başkanımızın programını takip ediyorsunuzdur, yine de haber vermek istedik. Yenikapı mitinginde sizleri de görmek isteriz.” demişlerdi ve, “Başkanın programını bilmiyorum, umurumda da değil.” cevabını almışlardı benden. Nasıl bu kadar emin ve kibirli olduklarının sebebini biliyorum aslında. Efendi gibi oyunu verip geçmek yerine her seferinde ayıla bayıla oy verenler. Ucuzlaştıranlar.

    “Vicdandan, insaftan, izandan uzak o iğrenç çarpıtma…”

    Ben de annem gibi gitmeyecektim sandığa. Son saatlere doğru Malatya’da 2 Saadetli sandık görevlisinin taşkınlık yaptığı için itiraz ettikleri AKP’li holigan tarafından öldürüldüğünü duydum. Direkt geride kalanları düşündüm o an. Ailelerin neler yaşayacağını, insan hayatının ne kadar ucuz hale getirildiğini. Tiksindim bir kez daha oydan da, seçimden de…

    Olay daha tam net değildi ama 2 kişinin öldürüldüğü belliydi ve tam bu sıralarda Pelikancılardan biri çıkıp olayın kan davası olduğunu söyleyip haberi duyurduktan hemen sonra itidal çağrısı yapmayı da ihmal etmemiş olan Temel Karamollaoğlu’nu fitneci ilan ederek hedef gösteriyordu. “Zaten %0,2’lerdi 2 Saadetli daha eksildi hahaha” şeklinde korkunç yorumlar havada uçuşuyordu..

    Sonuç olarak arkada 9 yetim kaldı. Vicdandan, insaftan, izandan uzak o iğrenç çarpıtma, karalama twitleriyse hâlâ yerinde duruyor. Gram utanma yok çünkü, bu kalp katılığıyla Allah’ın tanıdığı mühletteki tüm bonusları toplayarak mezara kadar da aynen devam edecek gibiler.

    Seçim günü öldürülme vakalarının basına yansımayanları da var. Muhtar adayları üç kuruşluk dünya çıkarı için birbirleriyle düelloya tutuştu çoğu yerde. Ortamı bu hale getirenlere inat gidip tüm kağıtlarda Saadet Partisinin logosuna basmıştım mührü. Seçime herhangi bir ittifak yapmadan tek başına girmelerine rağmen ‘Zillet İttifakı’ yazılan şemalarda gösterilip göz göre göre iftiraya maruz bırakılmaları da yeterli sebepti benim oyumu almaları için.

    Şu Ülke TV’deki Turgay Gülen miydi Güler miydi, onun programından tanımıştım İmamoğlu’nu. Vallahi müthiş bir İmamoğlu reklamıydı. Aslında gidip hemen ona oy veresim gelmişti. Turgay Gülen miydi, Gülerce miydi o ve saz arkadaşları sonraki süreçte de İmamoğlu’ndan bir kahraman yaratmaya tüm hızlarıyla devam ettiler. Bilen biliyor ki İmamoğlu’nu İstanbul Belediye Başkanlığına taşıyan HDP filan değil, herkesi FETÖ’cü veya PKK’lı ilan ederek milletle alay eden, çıkıp devlet adına, cumhurbaşkanı adına konuşan şaklabanlardı.

    Cumhurbaşkanı, “Bugüne kadar konuşmadım hep sustum ama diğerleri konuştu. Ve vurun abalıya dediler vurdular ama artık yetti.” diye konuşmasına devam ederken keşke onlardan bahsediyor olsaydı. Taraflı değil, adil davranmayı ilke edinseydi keşke. Bir cumhurbaşkanı olarak belediye seçim programlarında kendini ve ülke gündemini bu denli yormamış, mitinglerde çay filan dağıtmamış olsaydı keşke. Onca koşturmasına rağmen alınan sonucun ne söylediğini anlamamakta bu kadar ısrarcı olmasaydı keşke.

    “Pelikancılar ve emsallerinde babamın katillerini görüyorum”

    Bunu daha nasıl açık ifade edebilirdim bilmiyorum, vaktiyle şunu demiştim: “TV’de, gazetelerde ve uçakta itibar bulan Pelikancılar ve emsallerinde babamın katillerini görüyorum. Bu müfterileri konuşturanlara haklarımız haram olsun.”

    Yine vaktiyle, “Bu kadar yanlış yanlışlıkla yapılmaz.” derken de, “AKP’yi ona saldıranlar değil, onu savunanlar yıkacak.” derken de kast ettiğim şey aynıydı. Kavga kaçınılmaz olunca bir kısmı maklube sofralarından kalkıp sizin safınızdaymış gibi aranıza gizlendi. Diğerleri dışarıdan, onlar da içeriden veriyor zararı. Bunda anlaşılmayacak ne vardı?

    Seçimi kaybettirdiler, her zamanki gibi hiçbir şekilde kendilerini suçlu görmeyip sağa sola saldırdılar. Devlete itibar namına hiçbir şey bırakmayan bir kargaşa ortamı oluşturdular. Sonra da “Seçim yenilensin!” çığırtkanlığı yaptılar. Resmen sınır ötesindeki sahiplerine “Bize müdahale edin!” sinyaliydi bunlar.

    Durmadan dış güçleri ananlar, durmadan sokakların karışacağından bahsedenler o sokakları karıştırma niyetinde olanların ta kendileridir. Bize bu ajanlara prim verip onların gazına gelmek, uyduruk gündemleriyle oyalanmak yerine kafamızı kaldırıp ülke sınırlarına bakmak düşüyor şu zamanda.

    “Sorun çözme makamında olduğu halde sürekli şikayet eden, suçu başkalarına atan, özellikle de bizi bahane ederek kendini kurtarmaya, temize çıkarmaya çalışan kişi benim gözümde başarısız kişidir.”

    “Bizim tarzımız doğruya doğru, yanlışa yanlış demektir.”

    “Kafasında kırk tilki dolaştırıp kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmeyen sinsi tiplerden, ağzından çıkanla gönlünden geçen başka olan riyakarlardan hiçbir zaman olmadık, olmayacağız bu da böyle biline.”

    Bu sözler cumhurbaşkanının 28 Kasım 2017’deki grup toplantısından. Toplantı çıkışı bir muhabir “Sözleriniz kimi kapsıyor?” diye sorduğunda da herkes için geçerli olduğunu belirtmiş ve hatta, “Ailem de dahil” bile demişti. Sonra şey oldu, bu gündemi cumhurbaşkanının bizzat kendisi oluşturmuşken pat diye gündem değişiverdi. Bir anda herkes Rıza Sarraf’ı konuşurken buldu kendini. Hafızam 15 Temmuz’dan sonra ciddi hasara uğradı ama ben bunları tek tek kenara not alıyorum..

    “Erdoğan’ın da Devlet Bahçeli’nin de karşısında dururuz”

    Siyaset kirli bir arenadır, ne Selçuklu’da ne Osmanlı’da pirüpak lider yok. Cumhurbaşkanı bir sırtlan sürüsüyle dolaşıp en yakınındaki adamları onlara parçalatma siyasetini benimsemiş olabilir, siyasi planları mübarek olsun. Buna gerçekten diyeceğim bir şey yok. Fakat kimse memleketimizi göz göre göre ateşe atamaz, sokaklarımızı karıştırmaya hizmet edemez. Burada Erdoğan’ın da, Devlet Bahçeli’nin de karşısında dururuz. İnsanlar hayattaki en değerli varlıklarını toprağa veriyor. Çocuk oyuncağı bellemesin kimse bunu.

    Devletin ağırlığına yaraşır tek bir hareket görmeye hasret kaldık. Yadırganacak görüntüleri kanıksayıp ses etmedikçe güzelim Türkiye’yi kalitesizlik kapladı. Devlet, sürekli konuşup acizlik bildiren bir makam değildir; devlet, gereğini yapma makamıdır. Bin yıllık devlet geleneği olan vatanımıza en büyük kötülüğü devletle hükümet ayrımını ortadan kaldırarak yaptınız, çıkıp üstüne de “Hamdolsun, kaldırdık.” dediniz. Bunlar ziyadesiyle abes işlerdir.

    Bir seçime sahip çıkamadığınızı, seçimleri FETÖ’nün kaybettirdiğini söylüyorsunuz. Peki size daha önceki seçimleri FETÖ mü kazandırmıştı da bunu onların kaybettirdiğinden eminsiniz? Daha önceki seçim sandıklarını da tekrar tekrar saysaydık fark kaça inerdi acaba, bunu neden sorgulamayalım biz şimdi?

    Kimse heyecan aramasın. İstanbul seçiminin yenilenmesi gibi bir hataya düşülürse ucuz hesaplar pahalıya patlayacak. Yeterince berbat bir seçim süreci atlattık. Bir daha seçim olursa İmamoğlu daha yüksek bir farkla seçilir. Yok, mevcut kamuoyunda İstanbul AKP’ye geçerse içinizdeki ajanların son oyunu tutmuş, sokakları karıştırmak için tüm zemin hazırlanmış olacak.

    Ne İstanbul’u, ne dininizi kaybettiniz korkmayın. Dünya kimseye kalmıyor. İstanbul Belediyesi en fazla 5 yıllığına CHP’ye geçti sadece. Bazılarınız bu sürede muhalif olmayı öğrenecek. Mesela ilk iş ‘İstanbul Sözleşmesi’ adındaki tehlikeye karşı mücadele edebiliriz. Beraber yapabiliriz bunu. Şu anki bekamıza, döviz seviyesine rahmet okutturma niyetine girmeyin

      • it ürür kervan yürür diye yorum cevaplayanlar aynaya bir baksalar keşke.
        güzel ve gönülden ilmek ilmek vicdan ile yazılmış bir yazıya cevap verme kapasitesi olamayanların kısır döngüsü.
        itler ürüyecek bazende böğürecek bazende uluyacak ama bu ülke bir şekilde bu kervanı yürütecek.
        bed asla necabetmi verir hiç üniforma
        zerduz palan vursan eşek yine eşektir.

    • öncelikle alpaslan cambazın iyi eğitim aldığı dahası da kendisini iyi yetiştirdiği duygu ve düşüncelerini net ve edebi bir şekilde dile getirmesinden belli. pekçok kişide görünmeyen bir özellik. bu yönüyle alpaslan cambazı tebrik ederim. içeriğini bir kenara bırakarak, biçim olarak böylesine düzeyli yazıları pek görmüyoruz son zamanlarda. yani gözlerimin pası silindi desem yeridir.
      – İkinci olarak, görünen bir samimiyet, tutarlılık, iyi niyet ve doğruları bulma çabası anlamında da, yani içerik olarak da üst düzeyde.
      – akpye karşı olması veya taraf olması ise ikincil önemde benim için. inancım odur ki; bir insan, beyin-dil-vicdan üçgenini kurabilmiş ise, er ya da geç doğru yolu bulacaktır. Alpaslan cambazda bu üçgen net olarak görülüyor.

  16. Bu gazete Enver Örenin gazetesi değilmi?Hani meşhur Ihlas finansin sahiplerınin gazetesi! Onlar fayz yerine milletten iç ettikleri paraları dağitsınlarki Babaları yattiği yerde rahatlasın.

    • Nurdan ablaya katılıyorum ve destekliyorum; yalnız bu türden benzeri “kopi” yazı, link ve “vidio”ları kendisinin de burada sıkça paylaştığını belirtmek isterim. İmlası bozuk ve anlaşılmaz metinler bile benim için diğer “toplama” yorumsulardan daha değerlidir:) çöplük mü ki burası; önüne gelen pisletip geçsin..? Evimizi, yöremizi temiz tutalım:) Öptüm

  17. Uygun Karar
    Namaz insana nasıl yaşayacağını, zekat nasıl çalışacağını, Hac diğer insanlarla nasıl ilişki kuracağını öğretir. Oruç ise insana kötülüklerden nasıl korunacağını öğretir, ve sabır eğitimi verir.
    İbadet diye adlandırdığımız bu farizalar gaye geliştirir. Gaye barışçı, güvenilir insan ve topluluk oluşturmaktır. İman güvendir, İslam barıştır. Oruç tutanların oruçları kendilerine yararlı olur inşallah. Tutmayanların da tutarak bundan yararlanmaları için dua ederim.
    Bugün Kadir Mısırlıoğlu vefat etmiştir. Tartışmalı sohbetlerimiz olmuştu. Cumhuriyeti kuranlar hakkında katılmadığım görüşleri olmuştur. “Bana daha önce anlatmalı idin, yirmi senedir savunduğum görüşlerimi değiştiremem.” demişti. Hataları olsa da çok samimi bir şekilde bu ülkenin ve İslamiyet’in yüceliği için çalışmıştır. İçtihattaki hatadan insan sorumlu değildir. Cennette buluşacağımız ümidiyse kendisine dua, yakınlarına sabır dilerim.
    Türkiye’deki hakimler hep adil karar vermişlerdir. Zaman zaman askerlerin baskısına itaat etmişler ve hukuka aykırı kararlar almışlardır. Yüksek Seçim Kurulu kararları kesindir. Ne kendisi ne başkası değiştirir demektir. Bugünkü seçim kurulu başkanı onun gibi adil olur. Kararın adil olanı İmamoğlu’nun devamı olacaktır ama bu karar adil olmasa bile uygun olmayabilir. Olağanüstü hallerde uygun kararlar da verilebilir.
    Karardan sonra görüşlerimi açıklayacağım.

  18. Harika bir yazı, anladığım şu, İl ve iLçe seçim kurulunun, sandık başındaki insanların, bilgisayara yazan insanların, yaptıkları hile veya hırsızlıklardan dolayı sonuç değişmez, yapılan hırsızlık veya yanlışlıklar sineye çekilerek adil bir seçim yapılmış olur. Tam bir CHP kafası, üstelik CHP kafasından da ileri bir kafa.

    • Birleştirme tutanakları tekrar kontrol edilmiş, geçersiz oyların tamamı tekrar sayılmış ve gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Islak imzalı sandık seçim sonuçları da AKP, CHP, MHP, HDP ve IYI de bulunmaktadır. Yani Ekrem İmamoğlu seçimi 13.729 oy farkla kazanmıştır.
      Yapılan itirazlar idarenin (İçişleri ve Adalet Bakanlığı ile YSK) hazırlamış olduğu seçmen listeleri ile ilgilidir. Eğer gerekçeleri haklı diyorsanız seçimin tüm Türkiye’de iptal edilmesi gerekir. Hatta bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mazbatası da şaibeli hale gelecektir.
      CHP’ye karşı olabilirsiniz, fakat CHP’nin yanlışları AKP’yi doğru kılmaz, (tersi de geçerli).

    • akitten ali karahasanoğluna da aynı soruyu sormuştum ama nedense sorumu yayınlamadılar.
      – Chpnin hile, hurda ile seçimi kazandığına, namusun, şerefin üzerine, kuran üzerine yemin eder misin?

  19. Kalem yumuşarsa bir şey anlatamaz duruma gelir ki bu da okuyanın da yazanın da zamanını çalmaktan öteye gitmez.Duruma ayıracağınız paragrafları keşke neden iptal edilmemeli ye ayırmış olsaydınız.

  20. Bu yıl mahalli İdare seçimlerinde hile ve HUD’A yapılıp yapılmadığını bir Allah bilir, bir de seçimin tarafları.
    Hem Müslüman (yani, yanlış ve yalan iş yapmıyan), hem de Batı kültürü ili beslenen Çağdaş insanların yaşadığı bir Ülkede yaşadığımız için F:Koru ve onun gibi düşünen yurttaşlarımız, hep, seçimlerin Adil ve dürüst yapıldığına inanmıya çalışıyor, Oysa, Batılıların ve askeriyenin de zaman zaman karıştığı pek
    çok seçim sonuçlurunda “kazın ayağı”nın öyle olmadığını olayları yaşıyanlar çok iyi biliyor.

    Sadece, benim hatırlıyabildiklerim, Tek Parti dönemindeki seçimler, arifesinde MİLLET PARTİSİNİN
    1 -TL ceza karşılığı kapatıldığı l954 seçimleri, 1957’de Gaziantep Adliyesinin yakılması ile sonuçlanan 1957 seçimi, Seçim gecesi Celal Doğan’ın “kaybettim” diye ağladığı – ve bir hafta sonra kazandığının ilan edildiği –
    1994 B.Başkanlık seçimi, Gaziantep M.Vekili M.Akdemir’in kaybettiği ! seçim, gene, 1989’da Tayyip Erdoğan’ın kaybettiği Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimi, 1982’de Kenan Evren’in kazandığı seçim (mesela Rize İlinde)…….
    Bir H. Cindoruk namuslu ve tarafsız bir şekilde konuşsa, bir S. Arif Emre konuşabilse, görgü tanıkları Beyoğlu seçimleri hakkında konuşsa, yakınındaki bazı iş adamları konuşsa, Rize’den birkaç yurttaş geçmiş yılları hatırlasa sa..sa veya belgeler saklanmış olsa da yeniden sayım yapılsa…. İyisi mi, seçimler hakkında fazlaca sitayişkar konuşmıyalım.

    En çok güldüğüm ve kızdığım – demokrasinin ! itibarını korumak adına – KORU ve bir çok
    dürüst vatandaşlarımızın seçimler hakkında kullandığı şu ifadeler :
    ” …. Hükükçular. Üyesi oldukları kurumun titizlikle korumak isteyecekleri, 1950’den bu yana yapılan şaibe karışmamış seçimler sayesinde kazanılan haklı bir şöhreti var”.
    Doğulu ve Batılı Ülkelerde de durumun çok farklı olduğu söylenemiyor. ABD’de nasıl oldu ise,
    koyu katolik ve nisbeten dürüst Kenedy aradan sıyrıldı, ipi göğüsledi, o da ailesi ve canı ile ödedi.
    Netice, iktidardan da, muhalefetten de seçime hile karıştıranlar olmuş olabilir. Tüm parti temsilcileri orada. Neden gocunuluyor, SEÇKİN HUKUKÇULARIN Kararları’ndan. YARASI OLAN GOCUNUR, kendine güvenen 100 sefer de hesap sorulsa HESABINI VERİR. Demek ki, düzene, sisteme, mevcut mevzuata ve yazılı metinlere güvenilmiyor. Mevzuattan şikayet ederler, değiştirmek de işlerine gelmez. Çünkü keser iki (2) taraflı işliyor. Bana çalışırsa iyi, ona çalışırsa kötü. Çünkü örnek insan …. neredee !
    Tek tesellimiz ve inancımız – ki biz AHİRETE ve BÜYÜK HESABA inanıyoruz – ÖTE DÜNYADA her NAMUSSUZUN İPLİĞİNİN PAZARA ÇİKARILACAK olmasıdır. (kul hakkı, Kamu hakkı nasıl yenirmiş; af af
    diye affeden ve edilenleri, toplumu kan ve irine boğanları keyifle seyredeceğiz).

    Hasılı Dünya hep, şarlatan, şaibeli ve hakşinas olmıyan insanlar tarafından idare edilegeliyor. İyiler hep az olacak ve mahrumiyetlere katlanacak. Her şeyde olduğu gibi, Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil.

  21. RAMAZANIMIZ MÜBAREK OLSUN
    RAMAZANDA Kİ ORUÇLA KULLUĞUMUZ DA RABBİMİZE YAKINLIK VESİLESİ OLSUN
    Orucumuzu değerlendirebiliyor muyuz. Orucumuzu verimli kılabiliyor muyuz ? Oruçla bütünleşe biliyor muyuz?
    Bunların olması için de şuur lazım. Bilgi lazım. Bunun içinde çalışılmalıdır. Hazırlanılmalıdır. Bunun içinde oruca konsantre olunmalıdır.
    Oruç bir ibadettir. Rabbimizle en önemli ilişkidir. Namazda, hacta, zekatta olduğu gibi Rabbimiz’le beraber olmanın adıdır.
    Orucumuzun daha iye olması için, Rabbimize yakınlığa vesile olması temennisiyle niyetiyle not aldım. İnşallah öyle olur.. Kusur nefsimden, güzellikler varsa Rabbimdendir. 👇.
    https://taharriihakikat.blogspot.com/2019/05/oructa-miractir.html
    YSK’ nında adaletli karar almasını temenni ederim.
    Görelim Mevlam neyler
    Neylerse güüzel eyler
    YSKnın ve etki etmeye çalışanlıran üstünde külli irade var
    Cüzi iradeleri hayra yönlendirmesi temennisiyle

  22. Sayın Koru, yazınızın özellikle son paragrafı, iktidar yanlısı köşe yazarlarının ağız değiştirmesi,CHP’li Öztrak’ın açıklamalarının sertliği,Erdoğan’ın Müsiad toplantısındaki sözleri,Bahçeli’nin üç defadır yaptığı kuvvetli çıkışlar büyük resmi tamamlamaya yetiyor ve vaziyet anlaşılıyor: Seçim yenilenecek.Yanılıyor olmayı canı gönülden istiyorum ve inşallah yanılıyorumdur diyorum.Yanılıyor olmam, ülkem adına en hayırlısı olacaktır.

    • Evet, yanılmadığım anlaşılıyor.Öngörülerim tuttu.Bundan sonraki sürece dönük tahminimi de söyleyeyim: İmamoğlu açık ara kazanacaktır.

    • CHP’de böyle şeyler göz önünde ve daha samimi gerçekleşiyor. Ya AKP de ? “Bakara makara” diyen Bakan ile, “Hz.Muhammed Mekke fethinden sonra kibirlenmişti ve bunun üzerine uyarıcı ayet gelmişti, fakat biz başarılarımız üzerine kibirlenmeyeceğiz” mealinde konuşan Bakan hakkında ne AKP’den ne de Diyanet’den okkalı bir tenkit gelmemişti. İyi düşünün, müslümanların da müşrik olanları vardır ve az değildir.

  23. İstanbul seçimlerinin ne olacağı konusundaki karar beklenirken dün, İngiltere’ de bir din (teoloji) Profesörü olan bir bayan (Candida Moss) tarafından kaleme alınmış bir yazıya rastladım (https://www.thedailybeast.com/author/candida-moss ). Ayasofya ile ilgili olduğu için güncelliğinden dolayı ingilizce bilmeyenler için aktarmak istedim. Şöyle:

    Turistlerin bazıları için seyehatın bir amacı tarihi olayların vuku bulduğu mekanlarda yer almak. Misal, İsa’nın Ortadoğudaki ayak izlerini takip etmek, Maya’lıların ticaret ve hac yollarını veya ABD’deki 1863 deki Gettysburg savaşının yapılmış olduğu meydanda o tarihi havayı teneffüs etmeğe çalışmak. Geçmişe uzanmak ve o zamanı adeta tekrar yaşamak için bir teşebbüstür bunlar.

    Merak konusu tarihi yerlerden biri de İstanbul’daki Ayasofya (Batıdaki bir anlamıyla ”Kutsal Hikmet”)’dır ki eski dönemden kalan en büyük Hristiyan Klisesidir. İngiltere’den Ken Dark ve Çek Cumhuriyeti’nden Jan Kostenec isimli arkeologların 2018 yılında sonuçlanan araştırmalarına işaretle Ayasofya’da yapısal yeni keşifler söz konusu ediliyor. Aslında, bu keşiflerin İstanbulda’ki müze yetkililerin yapmış olduğu restorasyon çalışmaları esnasında bazı plaster kaplamaların kaldırılmasıyla ortaya çıkıyor (not-I: Bunlar Türk basınında çıkınca, bunu haber alan arkeologlar muhtemelen bir AB fonu projesiyle bunları araştırmak için İstanbul’a Ayasofya’ya geliyorlar. Amaç keşiflerde ortaya çıkan yeni özellikleri incelemek ve belgelendirmek-yayın yapmak!).

    Tarihi itibariyle, Ayasoyfa en son olarak Justinyen I tarafından yapılıyor. Buluntular arasında Ayasofyanın ilave bir kısmında yeni mozaikler vs bir de yuvarlak bombeli bir nokta tespit ediliyor. Bunun Ayasofya’ya geldiğinde Justinyen’e ayrılan özel bir yer olduğu sonucuna varıyorlar. (not-II: Turistlerin ziyaretleri sırasında bu noktaya ayak basmaları ve “seyfi” marka fotoğraf çekmeleri önemli bir mutluluk ve heyecan kaynağı olmalı).

    Bu yazı uzunca olduğu için tercüme etmekten ziyade burada bir özet yeterli olur. Yazıda Ayasofya’nın tarihinden bahsediliyor. Oldukça ciddi olaylara muhatap olmuş önemli bir yapı. Olayların tarihleri karmaşık olduğu için internette ayrıca baktım. İlk yapılışı, Hristiyanlığı kabul eden İmparator Konstantin I tarafından ve 325 yılında. Sonra 5. Yüzyılda, 404’deki Roma İmparatorluğunun taht kavgalarıyla ilgili bir isyanda yerle bir ediliyor. Daha sonra da zaman zaman sıkıntılar yaşanıyor. 532 yılında Nika isyanında feci yağmalanıyor ve tamamen yakılıp tahribata uğruyor, ki bu ayaklanmada onbinlerce insanın öldüğü ifade ediliyor. Arkasından 537 yılında Justinyen I tarafından silbaştan tekrardan yapılıyor. Bu süreçten sonra Justinyen döneminde İtalya ve Kuzey Afrikadan gelen kaynaklanan “Barbarik” akınlarda (Vandallar, Hunlar ve Franklar tarafından) zaman zaman yağmalanıyor ve hasarlardan bu dönemde Justinyen tarafından korunuyor (Nokta 1).

    (Not: Tercümenin, Fatih-Osmanlı ve Atatürk-Cumhuriyet dönemine ait kısmına, bittiğinde Nokta 2 olarak devam edilecek. Yazısının son kısmında, yazar CB Erdoğan’a da değiniyor. )

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here