Şom ağızlı görünmek istemem, ama gelişmeler bana başka bir seçenek bırakmıyor

22

Geçtiğimiz günlerde, yeni-eski siyasilerin bulunduğu bir dost ortamında, katılanlardan biri yeni öngörüsünü açıkladı:

“Şimdiden aklınızda olsun” dedi, “Selahattin Demirtaş’ı yakında serbest bırakacaklar; ilk seçimde yeniden cumhurbaşkanı adayı olması şartıyla…”

Yakın bir geçmişte, olayların nasıl gelişeceğine dair beklentilerin ötesinde belirttiği öngörülerinin nasıl doğru çıktığını birer birer saydıktan sonra paylaştığı için yeni senaryosu hazirundan hiç itiraz görmedi.

Ben de sessiz kaldım. Kaldım ama içimden geçen “Hiç sanmıyorum” düşüncesi yine de yüzüme vurmuş olmalı.

Oysa dostumun öngörüsü makulun ifadesiydi. Seçimler matematik hesabını gerektirir ve ‘yüzde 50+1’ zorunluluğu yüzünden artık her seçim bıçak sırtı geçiyor, bu yüzden de seçime ağırlık koymak isteyenlerin inceden inceye düşünüp davranması ve başarıyı getirecek tedbirler alması gerekiyor.

Doğru hesap dostumun öngörüsü istikametinde davranmaktır.

Peki ben neden o öngörüye dudak bükmüş olabilirim?

Kendimin, bana ait olan, öznel bir öngörüm var da ondan…

Reklam

Ben, AK Parti iktidarının, nicedir olduğu gibi bundan sonra da, önüne çıkacak seçeneklerden doğru olanı değil yanlış olanı tercih edeceğine inanıyorum. Hemen her yeni gelişme de, hiç değilse benim baktığım pencereden, bu öngörümü destekler görünüyor.

İktidar, gördük, altı yıl önce meydana gelmiş olaylar sebebiyle, HDP’li belli başlı isimlerle ilgili gözaltına alma girişimi başlattı. 82 kişi hakkında. O kişiler arasında zaten hapiste bulunan Selahattin Demirtaş da var.

Dün oldu bu.

İbrahim Kiras, bugünkü Karar’da, HDP’ye karşı başlatılan yeni Kobani operasyonunun mantığını pek güzel anlatıyor. O mantık, iktidara, ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş’tan matematik gereği yararlanmaktan daha işlevsel görünüyor.

Tamam, işlevsel olduğu kesin, ancak tercih doğru değil. Doğru olmadığı için de sonuç almaya fazla yararı olacağını sanmıyorum.

Bana doğru gelmeyen -buna ‘ters gelen’ de diyebiliriz- siyasi tavırlar, politikalar yalnız iç siyasette kendini belli etmiyor, dış politikada ülkemizin girişimleriyle başlayıp aynı zeminde devam eden politik tavırların da ters sonuçlar vermesi ihtimali pek yüksek.

Pamuk ipliğine bağlı bir görüntü var, hemen her alanda…

Trump bizi seviyor, Sisi’yi de, o halde…

Reklam

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarının korunması için yürütülen sismik araştırma girişimi, sonunda yine iktidarın bastırmasıyla çözüm için masaya oturma sonucunu getirdi. Hükümetin ve AK Parti’nin önemli isimleri haftalar boyu Yunanistan’ı müzakere masasına çağırdılar ve sesimizi dinleyeceğini düşündükleri dış çevreleri bu konuda Atina’yı iknaya yönlendirdiler.

Sonunda istediğimiz oldu; NATO ve AB’nin çabalarıyla Yunanistan ile müzakere masasında buluşulacak.

Hep “Türkler savaşta kazanır, masada kaybeder” diye tekrarlanan bir görüş var ya, iktidar çevreleri ve medyanın makbul unsurları, o görüşü hatırlatıp, “Bu defa masada kazanacağız” iddiasını seslendiriyorlar.

Acaba?

Türkiye bu arada Mısır’la da arayı düzeltme gayreti gösteriyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, bir-iki konuşmasında, ilişkilerin yakında farklı hale gelebileceğini ima ederek, iki ülke istihbaratçılarının sürekli görüştüklerini açıkladı.

Beklentimiz, Mısır’ın Yunanistan’la kurduğu yakın ilişki ve işbirliğini sona erdirmesi ve yüzünü bize dönmesi…

Acaba?

Güvendiğimiz bir gerçek var: ABD başkanı Donald Trump’ın en takdir ettiği liderler arasında ilk sıralarda Cumhurbaşkanı Erdoğan geliyor. Bu hislerini saklamıyor Trump, her vesileyle ifade ediyor. Washington Post’un efsane muhabiri Bob Woodward’la birkaç hafta defalarca biraraya gelmiş ve şimdilerde çıkan kitabı için konuşmuş Trump; ona da “Erdoğan’ın yeri başka” anlamına gelecek takdir cümlelerini tekrarlamış…

Mısır devlet başkanı Abdülfettah el-Sisi ise, kendisinin Beyaz Saray ziyareti sırasında olayı izleyen medya mensupları önünde, “Benim en sevdiğim diktatör” diye övdüğü biri Trump’ın.  

[En yukarıdaki fotoğraf önceki gün Al Ahram gazetesinde yayımlandı. Sisi ülkesine atanmış 15 yeni büyükelçiyi itimatnamelerini almak üzere kabul ediyor. Gazetenin dünkü manşeti de, Libya’da çatışan tarafların temsilcilerini sarayında kabul eden Sisi’ye ayrılmıştı. Libyalılara “Vatan için ihtilafınızı geride bırakın, birleşin” tavsiyesinde bulunuyordu Sisi.]

Galiba bütün bunlar üst üste konulup müzakerelerin başarıyla sonuçlanacağı hesabı yapılıyor.

Burada “Acaba?” diye sormayacağım.

Sormamamın sebebi, bıçak sırtı bir seçimden yeniden başkan olarak çıkmak isteyen Trump’ın gözünün şu sıralarda dışarıyı görmeyeceği bilgisi. Onun bıraktığı boşluğu güvendiği bakanlar dolduruyor. En güvendiği bakanların başında da Mike Pompeo geliyor. Dışişleri bakanı.

ABD’nin Ankara’da bir büyükelçisi olduğunu neredeyse unutmuştuk. Ancak, büyükelçi David Satterfield varlığını hatırlatan bir açıklama yapıp Türkiye’deki devlet hastanelerinin yabancı ilaç firmalarına olan borcunu ödemediğini söyledi. 

Devlet hastanelerinin ilaç firmalarına borcu 2.3 milyar dolar tutuyormuş… 

Bakanlıktan talimat gelmeden bunu söylemesi imkansızdır bir büyükelçinin…

Hayret, hayret.

Pompeo’nun kendisi de, durduk yerde, bir cep telefonu şirketinin ürünlerini kullanmamızı diline dolayıp “Türkiye Çin’in Türklerin kişisel bilgilerini çalmasına yol açan bu duruma sessiz kalıyor, bu yanlış” açıklamasını yaptı.

İlaç firmalarına borç… Huawei telefon kullanımı…

ABD dışişleri bakanı eşi bakımından da gönlü Yunanistan’da olan biri. 

Bunların şu günlerde dile dolanması bana dolaylı mesaj gibi geliyor.

Lafı uzatmayayım: Güvendiğimiz dağlara kar yağması ihtimali büyüyor. İktidarın sıfır yanlışla yola devam etmesi şart. İçeride atılabilecek yanlış adımlar yalnız ülkenin iç huzurunu bozmakla kalmaz, dışarıda da telafisi imkansız gelişmelere yol açabilir.

HDP’lilere yönelik yeni gelişme ülkenin lehine olmadığı gibi iktidarın da aleyhine.

Öngörüsü kuvvetli dostumun son beklentisinin gerçekleşmesini bu yüzden imkansız görüyorum. Demirtaş’ın yanına arkadaşları da gönderiliyor, baksanıza…

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Sayın Koru!
    Özetle, iktidarın önüne çıkan seçeneklerden doğru olanı değil, yanlış olanı tercih ettiğine kani olduğunuzu açıklamışsınız.
    Bu kanaatiniz doğru ama eksik.
    Yanlış olanı değil “en yanlış olanı” tercih edecek.
    Zira bazı yanlışlar doğruya yakın da olabilir.
    Doğru ile uzak-yakın hiçbir alakaları, irtibatları , iltisakları yok. Ve olamaz.

  2. CHP PM üyesi İlhan Cihaner Kemal Kılıçdaroğlu, Temel Karamollaoğlu, Meral Akşener ve Erkan Baş’a HDP’yi ziyaret etme çağrısı yaptı. Cihaner, yapılacak ziyaretin olası ittifaklar için hayati bir müdahale olacağını vurguladığı mesajında şöyle dedi: “Darbe pratiğine karşı HDP’yi ziyaret ederek hukuksuz gözaltıları kınamanız; siyasete, barışımıza, birliğimize sahip çıkmanız, olası ittifakların halka mal edilmesi için hayati bir müdahale olacaktır”.

    Sözde derin devletin her partiye yerleştirdiği adamları var, hatta HDP’de bile var kanaatindeyim. İlhan Cihaner yaptığı bu acele açıklama ile kendini ele vermiş bence. Demokrasiye ve hukuk devleti ilkelerine vurgu yapmak başka, ziyaret edelim kameraların önünde poz verelim demek başka şey.

  3. İktidar muhalefet bloğunu HDP üzerinden ikiye bölmek istiyor. Gelecek ve Saadet Partileri Kürt politikasında HDP’nin taleplerine daha yakın gözüküyor. İYİ Parti bu konuda MHP’den çok farklı düşünmüyor. CHP ve DEVA ise ortada duruyor.

    HDP üzerinde ağır bir baskı kurulması ile, buna karşı nasıl bir tavır alınması tartışmaları çerçevesinde CHP ve DEVA içinde bir bölünme bekleniyor. Bu durumda İYİ partinin de tekrar MHP’ye dönmese bile seçimlerde ‘milli’ cephede yer alması hesabı yapılıyor.

    İktidarın hesapları tutarsa erken bir seçimde TBMM’de çoğunluğu sağlayabilirler. Zira bu resme göre 1 iktidar ve 2 veya 3 muhalefet ittifakı oluşacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise kıl payı kazanacaklarını düşünüyorlar, biraz da itekleme falan yapılabilir.

    Fakat ekonomik durum ne olacak? 2021 ilkbaharına kadar ekonomi daha da kötüye gidecek zira. Bunun için de dış politikada önemli tavizler verip siyasi olarak el altından yönlendirilmiş yabancı sermaye girişi sağlamaya çalışabilirler. Yeni gaz veya petrol yatakları müjdeleri verilebilir.

    Fakat kamuoyu araştırmaları ile seçimi kazanacaklarını görmez iseler yine de erken seçime gitmezler. HDP operasyonundan sonra yaşanacak gelişmeler belirli bir olgunluğa geldikten sonra yapılacak seçim anketlerine bakacaklar ve duruma göre bir karar verecekler.

    Bunlar Avrasyacı derin devletin hesapları. Ulusalcı kanat ise ne düşünüyor neyi hedefliyor bilemiyorum, zira sır küpü gibiler.

  4. Sizce Erdoğan Diktatör Değil mi?
    Erdoğan ve yandaşları muhlefetsiz ve rakipsiz iktidar istiyor.Hitler de aynısı yapmıştı.Almanya daki bütün partileri kapattı,bütün muhalifleri sinsice katletti veya hapsetti,kendini tek lider ilan etti.Sonrası malum;ne Hitler kaldı ortada ne de onun Nazi Partisi.Olan, Avrupa da ölen 60 milyon insana olöldü.Bir de Peru daki Fujimori olayı var:
    Peru da ,Fujimori 1990 yılında demokratik bir seçimle, oyların çoğunluğunu alarak iktidara geldi. Değişim-90 isimli yeni bir parti kurmuştu ve ekonomik değişimi savunuyordu. Ülkede bazı dinsel grupların, kiliselerin desteğini aldı ve özellikle küçük esnafın. Seçimin ilk tutunda sadece yüzde 20 oy almıştı ama ikinci turda, önceki hükümet ve bazı sol(!) gruplar da gizli olarak desteklediler. Çünkü diğer başkan adayı çok güçlüydü ve esas rakip olarak onu görüyorlardı. Bir süre sonra bu ittifaklardan hiçbirinin gücü kalmadı. Hepsi Fujimori’nin etkisi altında eridi.
    Yine bu ekonomik önlemlerden biri olarak Peru parasından 6 sıfır silindi. Bir milyon eski Peru parası, bir yeni Peru parasına eşit oldu.
    Bu önlemlerle ülke, sayısal değerlere bakıldığında yüksek bir kalkınma dönemi yaşıyordu. Ancak zenginler daha zenginleşti, yoksullar daha yoksullaştı. Buna karşılık olarak yoksullara ‘Yardım fonları’ oluşturuldu.
    Bizim Lima Meydanı’nda yaşadıklarımız; Başkan Fujimori’nun kendisine karşı yaptığı darbe- ‘Autogolpe’ günleriydi. Başkan yetkilerinin artırılmasını istemiş, bu yetkiyi daha önce kendisine vermeyen parlamento feshedilip, yeni bir parlamento seçilmişti. Başkan bu yetkilerini referanduma götürmüş ve Peru milli iradesi onaylamıştı. Çünkü ilk başta, Başkan Fujimori; “Peru’nun kalkınması için ihtiyacı olduğu şeylerin parlamento ve yargı tarafından yavaşlatıldığını” söylüyordu. Bu yüzden bir referandumla yetkilerinin artmasını, adalet mekanizmasının, özellikle üst mahkemelerin yeniden düzenlenmesini talep etmişti 5 Nisan 1992’de.
    Bunun ardından Kasım 1992’de bir general tarafından darbe girişiminde bulunuldu. Başarısız oldu. Fujimori bunu bir suikast girişimi olarak duyurdu. Darbenin liderleri hapsedildi. Olağanüstü hal ilan edildi. Bu dönemden önce de devlet baskısı ve ciddi insan hakları ihlalleri vardı. Sendero Luminoso- Aydınlık Yol ve MRTA- Tupac Amaru gerillalarına karşı sürdürülen savaşta, paramiliter ‘Colino grubu’ sayısız yargısız infaz gerçekleştirdi. Bunların içinde Barios Altos’da 15 kişinin katledilmesi, 1992 yılında 9 öğrencinin öldürülmesi, üniversite profesörlerine suikastlar gibi eylemler de vardı.
    Bu dönemde bir yasayla, ‘terörizme karşı işlenmiş’ bu tür yargısız kaybedilme, öldürme gibi cezai sorumluluk getiren suçları ortadan kaldıran bir af ilan edildi. Böylece bu dönem boyunca asker, polis ve sivil paramiliter grupların işledikleri tüm insan hakları ihlalleri için doğabilecek cezalar ortadan kaldırıldı.
    Üçüncü kez seçilmesini engelleyen yasanın değiştirilmesine karşı çıkan Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri değiştirildi…
    Bütün medyayı kontrol altına almak için, yandaş gazetecilere ayrıcalık tanınması, rüşvet verilmesi, bazı gazetecilerin kaçırılması, tehdit edilmesi emrini verdiği iddia edildi. Anayasa Mahkemesi atamalarına karşı çıkan bazı gazeteciler ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Aynı zamanda muhalifleri küçük düşürmek için bazı gazeteleri finanse etmekle itham edildi.
    Fujimori 2000 yılında yargılandı ve bu yargılama sırasında 200 milyon dolar yolsuzluk yaptığı tespit edildi. 160 milyonu tekrar bulunarak devlete iade edilebildi. Bu yargılamada yargısız infazlardan, insan hakları ihlallerinden, yolsuzluk yapmaktan 25 yıl hapse mahkum oldu. 2006’dan bugüne kadar cezaevinde kalıyordu ama son seçimlerde kızı seçimlere katıldı. Parlamentoda önemli bir sayıda sandalye kazanınca, hükümetle yapılan bir pazarlıkla serbest kaldı.
    Dün yaptığı bir açıklamada eski başkan Fujimori yaptığı hatalar için özür diledi ve tekrarlanmayacağını söyledi…
    Kaynak:Bir diktatör hikâyesi/Metin Yeğin.Duvar Gazatesi.
    Not:Peru daki ,diktatör Fujimori’nin yaptıkalrı ike Erdoğan ın yaptıkları tıpa tıp benzemiyor mu?
    Saygılar.

    • Sayın ertav yavaş yavaş klavye kullanmayı da öğreniyorsun bakıyorum ya da yorumun ilk bölümünden hemen sonra birden bire noktadan sonra boşluk bırak diye bir vahiy gelmiş olmalı tarafınıza; ama kendinizi zorlamayın, cümlelerin arasına boşluk bıraksanız da bırakmasanız da hangi yorumları kimin yazdığı kabak gibi anlaşılıyor zaten; öyle değil mi sayın namlı?

  5. Dunku operasyonun gercek sebebini gormezden gelen bir yazi olmus. Akp iktidari level atladi. Dunku operasyon sansasyonel bir gundem degistirme hareketi. Sebebini anlamak icin akp aleyhine gelisen bazi itiraflari, faiz artirimi, ikinci zarrab dalgasi, dogu akdenizde geri adim, fransaya havuc SAMP, Libya da istifs sinyali vs vs. Dunku operasyon hem hazirlikli hem acil hem planli hem plansiz. Operasyonun savcisi, zamanlama dlkkatli suzen goruyordur bu gelismenin tesaduf olmadigini. Akp intihar hamleleri yapiyor cunku cok buyuk dertleri var gibi gorunuyor. Bazi haber sitelerinin kose yazarlarina gore ikinci usa serial fragmani baslamis.

    • “Dünkü operasyonun gercek sebebini görmezden gelen bir yazı olmuş”

      size göre yazarın ‘gerçek sebebi görmezden gelmesi’nin gerekçesi nedir?

      esasen ben bu sorunun cavabını bildiğimi zannediyorum. ama bazıları bu durumu doğru anlamıyor. sizin vereceğiniz cevap belki doğru anlaşılmasını sağlar düşüncesiyle sordum.

      aslında yazıdan hareketle iyi bir akıl yürütmeyle “gerçek sebap’e ulaşmak da mümkün. (değil mi yoksa?)

  6. Sn.bernar, bakıyorum gene çok büyük altüst oluşlar ve bolca kan, gözyaşı ve bir şekilde askeri dikta peşindesin; tayland rejimi yaramış sanki, haksız mıyım?

    • Valla pek öyle değil be sayın Gayret. Sizin Perinçek “Darbenin postmoderni mi olur Allah aşkına? Olsa olsa tiyatrosu olur, hemi de kralından” diyeli beri benim şevkim kırıldı. Nerde o eskinin bol kanlı, bol işkenceli darbe ve diktaları? “Öyle deme hiç. Bak bir sonraki tezgahta büyük ikramiye kime çıkarılacak, kimin başı yenecek, görüp çok şaşıracaksın. Az daha bekle hele, koşulların olgunlaşmasını beklyoruz” falan derseniz, belkim kıpırdanıp, “İyi, özelden bir konuşalım bakalım” derim. Amma, bu sefer mert olunacak, işi onun bunun üzerine yıkma kurnazlıklarına baş vurulmayıp milli ve de herbi olunacak -tamam mıdır?

      • “Senin agğzin ne söyliir Bernar bey?”

        sahte kahraman Cihat Yaycı istifa edince Doğu Perinçek’in tepkisi şöyle olmuştu: ” niye istifa ediyorsun?, ne görev verirlerse yapacaksın!, olur mu hiç öyle şey!, adamı kurşuna dizerler”

        son hafta ardı ardına cihat yaycı, metin temel ve aksakallı hakkında bir kaç tane bu isimlerin darbeci oldukları için tasfiye edildiklerine dair yorumlar gördüm. Doğu Perinçek’in son yorumu şöyleydi: ” Cihat Yaycı İsrail yanlısı olduğu için tasfiye edildi”

        siz bir siyaset bilimci olarak nasıl yorumlarsınız? bilemem. Ben bunu hükümetin İsrail ile görüşeceğine yordum. belli mi olur belki de anlaşma bile yapabilirler.

        • Size yegane önerim, sosyal medyaya, “Van anasını! Dönen şu dolaplara bak!” duygusunu yaşamak için ekran başına kurulan sazanları avlayıp ancak bu şekilde kendilerine yer edinebilen çakma gazetecilere (Ahmet Nesin, S. Önkibar, E. Uslu vb.) itibar etmekten artık vaz geçmeniz olur. Biliyorum, “Şunlar birbirlerine düşüp kapışsalar da yürüyecek bir koridor açılsa. . .” beklentisinden, al-takke-ver-külah günlerinin özlemi ve geri dönüşü umutlarından uzak kalmanız zor. Ama, en azından deneyebilirsiniz.

          • Nesin ve Uslu iyi gazetacilerdir ama onlara dayanmıyor düşüncem. sosyal medyada dönen ucuz yorumlara dayanıyor. onlara göre İsrail gazeteleri Türk ordusu etkisiz hale getirilmelidir diye yazıyorlarmış. daha ne kadar etkisiz hale getireceklerse artık. bir de doğu Perinçek’i biraz tanıyorum neyi niçin söylediğini az çok biliyorum. önemli bir gerekçem daha var ama onu açık yazarsam iyi niyetli vatandaşları da kapsayacak şekilde anlaşılmasından korkuyorum. zaten gece dolaşırken bir kaç kişi daha söylemiş Gökhan özbek, Memduh Bayraktaroğlu gibi hadi ben cahilim onlar da mı…

          • Salt iktidara çakıyorlar, size duymak istediklerinizi söylüyorlar diye ciddiye aldığınız Gökhan Özbek, M. Bayraktaroğlu, Avrasya Araştırma’nın başındaki kişi, S. Önkibar, sosyal medya şarlatanlığının, düşünce dünyasındaki lumpenleşmenin tipik örnekleri.

            “Bi güzellik yapın, muhalefet aşkına kanalıma abone olun güzel insanlar” dilencilerinin sadakacısı olmaya devam ediniz.

  7. Olay Kobani olayı değil.Erdoğan ın taktiği başka.İyi partiden Koray Aydın ve 20 kişilik ekibi,partinin A takımına atanmadı bahanesi ile,partide kazan kaldırıp MHP ye geçmek istiyorlar.Tabi bu durum Erdoğan ın işine gelecek.Çünkü 3.kez aday olamıyor.Meclisin erken seçim kararı alması ile 3. kez aday olabiliyor.Meclisteki AKP ve MHP oyları buna yetmiyor.Erken seçim kararı alabilmesiiçin 360 vekile ihtiyacı var.İyi Partiden koparılacak 22 vekile ihtiyacı var.20 sini buldu.Koray Aydın ve ekibi,2 vekil de bağımsızlardan veya MHP ye sonradan katılacak İyi partili 2 vekil bulursa-ki bu mimkün-Erdoğan ın 3. kez aday olmasının önü açılır.Erdoğan sadece 3. kez aday olmayı değil,İyi partinin seçmen kitlesini de istiyor.Yanlız bir sorun var Koray Aydın ve ekibi için.İyi partiden hangi gerekçe ile ayrılacaklar?A tkımına almadılar da ondan ayrıldık bahanesini iyi parti seçmen kitlesi hoş görmez.Onları ateşleyecek ,milliyetçilik duygualrını kırbaçlayacak ve MHP ye kaymalarını güçlendirecek güçlü bir argüman lâzım.İşte Kobani gerekçesi ile ,HDP li vekillerin bulunduğu toplamdaki 82 kişi için göz altı ve daha sonra tutuklamalar gündeme getirildi.İşte o zaman Koray Aydın ve ekibi,İyi Parti HDP ile iş tutuyor,Demirtaş ile kahvaltıya bile oturacak gibi söylemlerin ardına saklanıp,muhaliflere atacağı kazığı gizleyecekler ve işi milliyetçilik algıları ile İyi parti seçmenini MHP ye taşıyacaklar.Proje bu.İşlermi bilmem.Demirtaş a gelince;HDP nin Cumhurbaşkanı adayı olma şartı ile hapisten salıverilmesi taktiği işlemez.HDP seçmeni bunun farkında olur.CHP nin adayına oylarını verecektir.Yani işin içinde ,iş var Kobani olayı ve Demirtaş ın salıverilmesinde.Sonuç ne olur,derseniz.Erdoğan en yapsa ne etse 3. kez CB olma ihitmali yok.yıllardır AKP ye oy verenler bile ondan bıktı usandı.MHP ve Koray ASydın desteği işe yaramaz.Erken seçim kararı lasa,Demirtaşa ın aday gesterlmesi oyununu oynasa bile o oyunlar işlemez.Hele bağımsız seçmenler AKP den tamamen soğudu ve kurtulmak istiyor.Yazdıklarımı benim arzularım olarak algılamayın .AKP iktidarı karşıtıyım,doru .Ama,seçmenlerin de arzusu.AKP iktidarına destek vermeyen bir %62 lik kesim var.AKP ve MHP toplam seçmen desteği %38 lere düştü.Bu gerçeği unutmayın derim.Saygılar.

    • Ertav arkadaş, bi ıslık çalmayla 15baş mebus, maraba gibi madamın partisine geçiriliyor ve sonra ekranı çatlak çıkmış tv gibi tekrar chp ye geri dönebiliyorlar da tam tersi mi olamaz diyorsunuz? Hani sözkonusu demokrasiyse gerisi teferruattı, nooldu?

  8. Fehmi Bey’in sözünü ettiği siyasetçinin o öngörüsü kadar, onun daha önceki öngörülerinin hayat tarafından birer birer doğrulanmış olduğu savı da bana şaşırtıcı göründü.

    Bunca yıldır Cumhur İttifakı’nın izlediği Kürt politikasına baktıktan sonra, hala Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın Kürtlerden (hele hele de HDP seçmenlerinden) oy almak gibi bir derdi ve hesabı olduğunu düşünebilmek, gerçekten siyasetten hiç anlamamak anlamına geliyor.

    Hele hele S. Demirtaş’ın “Sen yine seçimde cumhurbaşkanı adayı ol, oylar Millet İttifakı’na gitmesin, karşılığında biz de seni cezaevinden salalım” türü saçma sapan bir teklife evet diyebileceğini düşünmek için insanın gerçekten siyaset cahili olması gerekir.

    Dün, Kobani olaylarından 6 yıl sonra girişilen ve 82 kişiyi kapsayan son operasyon bir açıdan önemli ve değerlendirmeye değer.

    Operasyonu özellikle dikkate değer kılan şey, gözaltına alınanlar arasında Ayhan Bilgen ve Altan Tan gibi dindar-muhafazakar isimlerin de olması.

    Bu niye önemli?

    İki açıdan bir hayli önemli bu. Ve, bunu görebilmek için, Kürt sosyolojisini ve HDP’yi biraz tanımak gerekiyor. O sosyolojiden ve HDP seçmen tabanının ne olduğundan bihaber olanların, HDP’yi zihinlerinde seküler, solcumsu, sosyalistimsi kavgacı tiplerin oy verdikleri bir parti olarak tasavvur ettiklerinden kuşkum yok. Parti yönetiminde, şimdiki parti sözcüsü gibi, marjinal Türk sosyalizminin artıklarının boy gösteriyor olması da, bu tasavvuru pekiştiriyor.

    Oysa, HDP seçmeninin tabanının ağırlığını oluşturanlar muhafazakar Kürt seçmenler. Solcumsu bir parti olduğu için değil, Kürtlüğü ve Kürtleri temsil ettiğini düşündükleri için oylarını bu partiye veriyorlar. HDP, solcumsu Kürt seçmenlere değil, Kürt kimliğine ve Kürt milliyetçiliğinin yükselişine yaslanıyor (Kürt milliyetçiliğinin ve Kürtlük bilincinin yükselmesi bir şey, Türkiye’yi bölüp ondan bağımsız bir Kürt devleti peydahlama arzusu çok başka bir şey -bu ikisini birbirine karıştırmayalım.)

    Dün başlatılan son operasyon, muhafazakar HDP seçmenlerini bu partiye daha çok sahip çıkmaya yöneltir. Bu bir.

    İkincisi, son seçimlerde de AK Parti’ye oy vermiş olan Kürtler.

    Basına servis edilmiş, kollarına girmiş polislerce tutup götürülen Ayhan Bilgen, Altan Tan gibi bölgede çok yakından bilinen HDP’li muhafazakar siyasetçilerin o resimlerinin muhafazakar AK Parti seçmenleri üzerinde hatırı sayılır bir etkisi olacağı kesin.

    Konuyla ilintisiz görünse de, dün, yine sözü edilmeye değer bir şey daha oldu. Havuz medyası dışındaki tüm gazetelerde okuduk.

    Bloomberg, geçtiğimiz günlerde yapılan Erdoğan-Makron telefon görüşmesinde, Erdoğan’ın, Macron’dan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin ortak girşiminin ürünü olan SAMP/T füze savunma sistemini satın almasına ve Türkiye’nin Avrupa hava savunma sistemi programına dahil edilmesine engel olmayıp buna yeşil ışık yakmasını talep ettiği iddiasına yer verdi.

    Doğrumudur bu? Bilmiyorum.

    Ama, bunun arkası gelirse ve iddia olmaktan çıkarsa, Erdoğan bu kepazeliği yorum sayfalarının iktidar destekçisi Ahmet Bey’ine bile zor anlatır. Zaten S400 meselesinden, ardından Oruç Reis gösterisinin hüzünlü sona eriş öyküsünden yeterince yıpranmış, söyleyecek sözü kalmamış bu arkadaşlar, bir de bütün o Macron’a efelenme tiyatrosunun arkasından “İzin verin sizden SAMP/T hava savunma sistemi alalım” çıkarsa, herhalde uzun süre evlerine kapanırlar.

    Cumhur İttifakı tükeniyor ve gidici.

    Ama, resmen bir yıkım görüntüsü kazanmış ekonomik, toplumsal sorunlarımız bir yere gitmiyor, gitmeyecek.

    Erdoğan ve C. İttifakı sonrası?

    Türkiye’nin iplerini elinde tutan sermaye, bürokrasi, siyaset çetesinin bir bilenleri, önümüze ana girdisinin CHP ve İyi Parti olacağı bir yemek mi servis edecekler?

    Bunlarla mı yürüyecek Türkiye?

    Peki yürüyebilir mi?

    Adını koyalım: Yaşadığımız şey, bir asırlık düzenin krizidir.

    Düzenin bu türden kritik ve tarihsel krizlerinden ancak iki şekilde çıkılabilir:

    Ya otoriter popüloizmin de tıkandığı moktada onun yerine ikame edilecek bir askeri diktatörlük, ya da toplumsal birliğin yeniden inşa edileceği gerçek bir dönüşüm.

    İkincisi, köhnemiş siyasal sistemin geleneksel kimlik partileri ile değil, reformcu bir KİTLE PARTİSİ ile gerçekleştirilebilir.

    Türkler ve Kürtler olarak Deva Partisi’ni reformcu bir kitle partisi haline getirip bir asırdır ayağımıza pranga olmuş bu ilkel siyaset (ve vesayet) düzenini bir daha geri gelmemek üzere tarihe gömmeyi başaramazsak, hiçbirimizi arzu edilir bir gelecek beklemiyor.

    Bizi sağ sol, Türkçülük-Kürtçülük, laiklik-dindarlık etrafında örülmüş hamasi söylemler, duygu taşkınlıkları, kimliksel hassasiyetler değil, akıl, sağduyu, gerçek ve katılımcı bir demokratik düzen kurtarır.

    Topyekün dönüşüm, topyekün yenilenme, gerçek, çoğulcu, katılımcı demokrasi.

    Çıkışımız buradan geçiyor.

    Dikkatlerimizi yavaş yavaş Erdoğan ve Cumhur İttifakı sonrasına kaydırmak gerekiyor.

    İster yarın seçim olsun Erdoğan yine kazansın: Ömrü yine 2021 ile sınırlı kalır. İster 2021’de olsun erken seçim ve yine kazansın: Üç beş ay sonra yine seçimle gönderilir.

    Aslında nihayetine ermiş, ama devam ediyormuş görünen bir süreç bu.

    Velhasılı, sonrasını düşünelim.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız