Kanal İstanbul Amerikan gemileri geçebilsin diye yapılacaksa.. Referandum şart; faturasını da Trump ödesin…

53

Herhalde sadece bana özgü değildir diye düşündüğüm bir ruh hali içerisindeyim: Gördüğüm ve daha çok da okuduğum şeyleri daha önceleri görmüş, okumuş olduğum hissine kapılıyorum.

1990’lı yıllar… Refah Partisi ilk kez iktidar adayı görüntüsü veriyor… Vitrin yenilenmesine gidilmiş ve partiye herbiri önemli özelliklere sahip genç isimler girmiş … İlk kez Konya’da kazanılan belediye başkanlığı (1989) sessiz sedasız örnek olay haline dönüşmüş, bir sonraki yerel seçimde (1994) başta İstanbul ve Ankara olmak üzere önemli kentlerin belediye başkanlıkları Refahlı adaylar tarafından kazanılmış…

O dönemde gazetelerde yazılanlar, televizyon tartışmalarında gündeme taşınanlar…

Sizler de bugünlerde okuduklarınızda, izlediklerinizde “Ben bunu daha önce okudum, daha önce görmüştüm” hissine kapılmıyor musunuz?

Gazeteler, hatta yazarlar bile aynı; yalnızca haklarında olumsuz yazılar yazılan ve hedef haline getirilen kişiler ile mensup oldukları siyasi çizgi farklı.

Dönme dolap gibi; siz bir yerde duruyorsunuz, o dönüp bir başka yüzüyle ve hiç değişmemiş görüntüsüyle karşınıza geliyor…

Bu hissin bende bıraktığı en kötü düşünce nedir, onu da sizinle paylaşayım: Devran bir gün gelip mutlaka yine değişecektir; bugün hedef haline getirilenler yarın ellerine geçen fırsatta onlar da birilerini hedefe koyacaklar ve bizler yine “Galiba ben bunu daha önce görmüş, okumuştum” hissinden kurtulamayacağız.

Yazık.

Reklam

Ecevit’in projesi, Erdoğan’ın projesi

Hissi bana veren son örneği Rahşan Ecevit’in vefatı dolayısıyla yazdığım dünkü yazımda kullanmıştım: Bugün AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ısrarla savunduğu, AK Parti sözcülerinin “Çatlasalar da patlasalar da yapılacak” diye kafalara vurup durduğu ‘Kanal İstanbul’ projesi, 1994 yılında, DSP lideri Bülent Ecevit tarafından kendi partisinin ‘mega projesi’ olarak kamuoyuyla paylaşılmıştı…

Tıpkısının aynısı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yine aynı konuyu uzun uzadıya kamuoyunun dikkatine sundu. Hesap yapmışlar, bazılarının ileri sürdüğü ve yazdığı gibi 125 milyar TL’ye mal olmayacakmış; olsa olsa 75 milyar TL gerekecekmiş kanalın hizmete girebilmesi için…

Acaba 75 milyar TL’ye (yaklaşık 12,5 milyar Dolara) mal olacağı hesaplanan projeye mali kaynak nereden bulunacak?

Suyolunun geçeceği alanın kazandıracağı rant belki projeyi gerçekleştirmede işe yarayabilirdi; fakat anlaşıldığına göre, o bölgenin değer kazanacağını anlayan yerli-yabancı spekülatörler etrafta ne kadar arsa varsa hepsini toplamış, satın almışlar. 

Dolayısıyla o bölgedeki arazi rantı elini çabuk tutan sermayedarların olacak.

Kanal İstanbul’dan en çok kim yararlanacak?

Reklam

Tartışmaları izler ve doğrularla yanlışları birbirinden ayırmaya çalışırken, söylenenlerin çoğunun reklam malzemesi olarak kullanıldığı sonucuna vardım. İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerin sayısı her yıl düşerken, üstelik geçiş de alınan bir prensip kararıyla Dolar değeri düşük tutulduğu için ucuza mal olurken, geçişin pahalı olması beklenen Kanal İstanbul’dan kim geçer ki?

Boğaz’dan geçmesi kısıtlanan gemiler elbette…

Yani?

Montrö Antlaşması’na göre, Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerinin 21 günden fazla Karadeniz’de kalmasına izin verilmiyor…

Amerikan gemilerine sözgelimi…

Zaten muhalefet “Kanal ABD için inşa ediliyor” diye bastırıyor.

Öyle mi?

“Pamuk eller cebe” denebilir

Aslında öyle ise kanalın inşası için gerekli mali kaynağı bulmak çok kolay…

Devir Donald Trump devri. Trump ise, ticaretten geldiği için, her şeyi para karşılığı yapmaktan yana. ABD’ye Meksika’dan istenmeyen insanların geçmesini engellemek için duvar projesi geliştirdi Trump ve inşa edilecek duvarın maliyetini Meksika’nın ödemesi gerektiğini duyurdu.

Hem de başkanlığı üstlendiği gün yapılan tören konuşmasında:

“Devasa bir duvar inşa edeceğim. Kimse benden iyi duvar inşa edemez. İnanın bana ve çok ucuza da mal edeceğim. Güney sınırımıza inşa edeceğim devasa duvarı Meksika’ya ödeteceğim.”

Ödetti, ödetemedi, o ayrı bir konu; ancak ABD olarak böyle bir yöntemi kabul etmiş oldu Trump.

Sadece duvar ve Meksika değil, asker ve Suudi Arabistan da var buna örnek olarak.

Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerinde konuşlanan askerler için evsahibi ülkeye yıl biterken 500 milyon dolar ödettirdi Trump.

Her şeyin bir bedeli var.

Eğer Kanal İstanbul özellikle Amerikan gemileri Montrö’nün kısıtlamalarına uğramaksızın rahatlıkla geçebilsinler diye inşa edilecekse, önce bu gerçeğin kamuoyuyla paylaşılması ve bu amaçla Boğaz’a paralel bir suyolu yapılması için halktan onay alınması doğru olur.

Referandum yapılabilir pekala.

Ayrıca, kendilerine böyle bir kolaylık gösterilecek Amerikalılara Trump usulü “Pamuk eller cebe” demenin de yolu açılabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12,5 milyar Dolar maliyet çıkarmış ya, belki o zaman başkalarının 20 milyar dolarlık maliyet hesabı daha makul hale de gelebilir.

Yanlış anlaşılmasın diye kendi kanaatimi de kayda geçireyim: Şahsen hangi amaçla olursa olsun Kanal İstanbul projesine karşıyım.

Ecevit istediğinde de karşıydım, şimdi de karşıyım…

ΩΩΩΩ 

53 YORUMLAR

  1. yazıya yorum YAZACAKTIM Türkeş beyin yazısını okuynca vazgeçtim AYNEN İMZAMI ATIYORUM . ancak şunu da beilrteyi her zaman söylüyorum sayın fehmi feHmi bey, eski Fehmi bey değil.

  2. İnsan aklını kullabilen, düşünebilen bir yaratıktır, malum. Aklı kullanmak Kuran’da çok geçerken bu konuda geri kalmış durumdayız. Kuran kainata, eşyaya, tabiatına dikkati çeken ilahi bir kaynaktır, emsalleri arasında, türevlendirilerek (gelenekleştirilerek) bozulmuş, yamultulmuş, oynanmış ilahi original bilgileri ısrarla aslına döndüren, dinler/insanlık tarihinde neler dönüp bittiğini açıklayan, Evrene dair ipuçları barındıran ve insan için önemli olayları yanlışlardan arındıran ilahi bir kaynaktır. Kuran ve yaşadığı devirde Hz. Peygamber nasıl ki birer rehberse evrensel akıl da bu ilahi kaynakta aşikar olduğu üzere bir rehberdir. Kuran’da çok açık bir şekilde “Aklını kullanmayanları azaba uğratırız” şeklinde ayet vardır. Yani akıl bir nimet olduğu kadar bir araçtır ve insan bunu doğru kullanma sorumluluğu ile mükelleftir (aksi takdirde ceza ve azap!). Dolayısıyla aklın rehberliği her devirde esastır. Bu devirdeki rehberliğine çok daha büyük ihtiyaç vardır. Ülkemizin ve Dünyanın içinde bulunduğu sorunların kökünde rehber olarak akıl değil akılsızlık yatar. Bu da kendini bir takım nefsi/siyasi menfaat oyunları şeklinde gösterir.

    Kanal İstanbul işini herkes akıl yolulyla çözmeğe çalışıyor. Akılkârı bir işse sebeplerini anlamağa çalışıyor. Çünkü, tepeden inme, zoraki bir şekilde empoze ediliyor. “Yapılacak” deniyor. Akla dayandırılması gerekir. Mevcut ekonomik şartlarda çok ağır bir yük. İleri sürülen iyimser maliyet hesabı kesinlikle tutmaz, daha önceki tutarlılıklara bir bakılsın. Mega projeler kaça hesaplandı kaça maloldu. Bir sürü spekülasyon yamak mümkün. Yönlendirici olanlar da yok değil.

    Misal; Sn F.K.T., bir taraftan yapılmamalı, üstelik çok ANFO götürür derken diğer taraftan Kanal yapılacak ama eni-derinliği yetersiz. Biraz daha uygun olsun ki istediğinde ABD gemileri sıkıntı çekmesin demeğe getiriyor, adeta. Misal, 3-5 yıl sonra Gürcistan karıştığında Ruslar Ukranya’daki oldu-bittisinden cesaret alıp aynısı yapamasın diye ABD gemileri Batum açıklarına demir atsa fena mı olur!

    Bir başka biri, misal Sn Hasan Günay, şıkları tek tek ele alıyor.. Diğer şıklar ihtimal dışı olduğuna göre geriye bir tek sebep kalıyor o da “partizan rant işi” var. Bir diğeri (misal, “mim” bunu onaylıyor. Bir diğeri de (misal, Sn bekir) her iş rant için yapılır diyor bunu savunuyor.

    Ben de diyorum ki sırası değil. Önceliksiz her iş gibi bu da «israf»tır. Zaman ve kaynak israfıdır ve bu «haram»dır. Daha sonra yapılabilir. ANFO kullanımı yerine «Laser» ile blok kaya delme/kesme teknolojileri her geçen gün gelişmekte. Çok daha etkin ve ucuza gelir. Peki bu luzumsuz iş yerine ne yapılabilir. ÜRETİM! Allah rızası için doğru düzgün bir yine rant getirecek ancak milletin hayrına olacak bir üretim projesini başlattığını görelim şu AKP’nin.

    Ne üretimi olabilir üç konu teklif ettim. 1) Desalinasyon ile tatlı su temini-Karadeniz Marmara’dan 45 cm yüksek. Üst yüzey suları maliyeti düşük olarak tatlı su eldesi için çok uygun. Kurul iki büyük tesis. İstanbulda işsiz dolu. Gençlere teknik bir iş imkanı olur. Su her amaç için önemli, bundan iyi yatırım mı olur. 2) Zirai-Fotovoltaik teknolojisyle sebze çeşitleriyle enerji temini. İstanbul’a sbeze dışardan geliyor. Bu usul ne çerve ile uyumlu ne de sürdürülebilir ekonomiyle uyumlu. 3) Yeni havalimanının bölgesi çok rüzgarlı. Rüzgar enerjisi üretimi için biçilmiş kaftan bir bölge. Daha da arttırın. Kanal ille de kanal diye tutturulan millete yutturulan bu proje gerçek anlamda ülke-hayırlı bir proje olsun; Gayet yapılabilir, ekonomik, sade vatandaşa ülke geneline hizmet eden bir proje. Amerikaya yaranmak için yapılan bir proje olmaktan da çıkarılmış olur (algı bu ya!).

  3. Rahmetli mareşal, Fevzi Çakmak “düşman ordusunun ilerlemesini kolaylaştırır” diye memlekete yol bile yaptırmazdı…
    Bu kanal eleştirisi de aslında “Tayyip yapıyor” tepkisinden başka bir şey değildir…
    Bunun çözümü var.
    Oyunuzu Kılıçdaroğlu’na verirsiniz, o gelince kanalın üstüne toprak döker kapatır.
    Üçüncü köprünün asfaltına da çiçek dikersiniz, yeşil alan yapacaklarmış ya…
    Rüzgarlı madem Yeni havalimanını kapatırsınız…
    Su sızacak diyordunuz ya Avrasya tünelini akvaryum yaparsınız…
    Şehir hastaneleri gereksiz di ya…orayı da köy enstitüsü yaparsınız(Kemal Bey, önce “Atatürk’ün Köy Enstitüleri’ni kurarak işe başladığını” keşfetti.
    Gerçi Atatürk 1938’de ölmüş, Köy Enstitüleri 1940’ta kurulmuştu ama Kemal Bey yaptığı derin arşiv çalışmalarıyla işin aslını ortaya çıkarmıştı.)
    Ekektrikli otoyu lpg ye çevirirsiniz…
    İmamoğlu sizi uyutur…Adam yaz tatilini yeterince yapamadı zaten…İlk ve son icraati temel atmama töreniydi…Erdoğanla aynı kareye girmek için Mektuplar yazıyormuş…Kılıçdaroğlu duymasın adama bir kart bile göndermedin…

    Hadi kardeşim kurun şu partiyi…Chp aynı Chp işte tat vermiyor…

  4. Üzülerek Fhmi beye yakıştıramadığım bir yorum. Sağlam argümanlarla yazardı daha önceleri kendisi. Fakat yazdığı yazının içeri başlangıçta kasdettiğini çürütüyor. Eğer montrö maddelerinden bahsediyorsak. Bi defa sayın yazarın bahsettiği gibi Montrö ye göre “ABD nin yahut karadenize kıyısı olmayan ülke savaş gemilerinin toplamı 30 bin tonu geçemez. bir ülke bu 30 bin ton barajının tek başında ancak 3/2 sini yani 20 bin tonluk kısmını kullanabilir ve yine yanlış hatırlamıyorsam tek gemi başına 3 bin tonu geçemez. Ayrıca sözkonusu devletler bu gemilerini karadenizde en fazla 21 gün süreyle bulundurabilir. Yine bu gemiler su üstünden ve gündüz geçmek zorundadır. Kıyıdaş ülkelerin durumu farklıdır. Örneğin Çin ukraynadan Varyag isimli inşa halindeki uçak gemisini satın aldığında eğlence gemisine çevireceğini beyan ederek boğazlardan geçirmişti (çünkü geminin mülkiyeti Çin devletine geçmiş ve tek başına ağırlığı sınırı aşıyordu yaklaşık 16 bin ton)” Bu itibarla Montrö anlaşması sadece boğaz geçişlerini düzenlemez geçişle birlikte karadenizde gemi bulundurmayı da düzenler. Dikkat edilirse karadenize gemi sadece Boğazlar yoluyla gelmez. Tuna nehri üzerinden de gemi geçişleri vardır. Teknik olarak nehir gemileri her ne kadar bu ağırlıklara sahip değillerse de yapılması imkansız da değildir. Yahut parça parça Tuna yoluyla karadenize giriş yapabilirler. Bu itibarla yineliyorum ki Montrö sadece boğazlar geçişini düzenlemez. Aynı zamanda Karadenize kıyıdaş olmayan ülkelerin Karadenizde bulundurabilecekleri askeri gemilerin sınırlarını belirler. Kanal istanbul (inşaasına değil inşaa ve finansman modeline karşıyım) Montrö nün herhangi bir maddesini yazıda zikredilen şekilde etkilemez.

    Kaynaklarından emin olmadan yazmaması sebebiyle geçmişte bila kaydı şart güvenilir olduğuna inandığımız Fehmi Koru’nun böylesi bir yorum hatasına düşmesi beklenemez. Sayın yazarın bu konudaki eleştirisini bu kada sığ bir yoruma temellendirmesi normal değildir. Geçmiş gazetecilik serencamına baktığımızda Bu yazı Fehmi Koru’nun hayatının olağan akışına aykırıdır. Bence kendisi de sırf karşı çıkmış olmak için karçı çıkmaktadır. Yazsının başında “Kanalın amerikan gemilerinin geçmesi için yapılmak istendiğini anlatmakta, bu iddiayı dayandırdığı madde ise karadenizde gemi bulundurulma koşullarını açıklamaktadır. Dolayısıyla iddiası boştur. İddiasını ispat olarak sunduğu maddenin iddia edilenle bir alakası yoktur. Fehmi Koru gibi bir gazeteciye bu yakışmamıştır. Bunun sebebini bize açıklamak zorundadır.

  5. Boğaza kanal açarak Montrö nün delinemeyeceğini hükümet dahil herkes üzerine basarak anlatıyor ve kabul ediyor aksini söyleyeni görmedim buna Cumhurbaşkanı dahil
    Çünkü anlaşma her iki boğazı ve karadenizi kapsıyor
    Durum böyleylen sevgili yazarın kanalın montronun delinmesi için yapıldığı ve bunu ABD nin istediği ile yapıldığı algısı Yapıp Bu gerçekmiş gibi bit sürü yazı Yazması
    Emin olun artık şaşırmıyorum

  6. İki gün önce, benim hiç kaçırmadan izlediğim yarışma program’i Jeopardy’i izliyordum!
    Şu soru sorduldu! “Istanbul’u fet eden genç ADAM hangi millatden?”
    Cevap Türk.

    O an aklıma şu soru geldi!
    Fatih Sulta Mehmet; İstanbulu’n bu duruma DÜŞECEĞİNİ, bilse idi….GENEDE İstanbul’u Fet edermiydi?

    Burada herne kadar bir kaç yorumcunun yorumlarını okumasamda; Bazı yorumcuların yorumlarından faydalandığım içın onlari hiç kaçırmadan,okuyorum.
    Bazende okumadığım yorumlaride, okuduğum yorumcularla polemiğe girdikler zaman,onlarında, yorumlarıni tamamını okumasamda õğlesine gõz atiyorum…

    Düyanın bütün milletlerini tanıdım, hatta bunlardan arkadaşlarımda var.
    İnanın, Bizim geneldede fanatık AKP ve CHP li olan taraftarlar kadar CAHİL bir millet tanımadım.
    Tam bir Cahalet Kabadayıları. Oysaki kafalarını kullanma yerine, liderlerin (Tıpkı MHP den Bahçeli taraftarlari gibi) yalan ve iki yüzlülklerini gõrmeleri şöyle dursun gõrenlerıde linç ediyorlar.
    Sonrada kalkıp her ağızlarını açtıkça Türkiyedeki beş para etmez okul bitirdi veya bitirmedi diye insanlari akıllarınca küçük düşürmeye gayret ediyorlar.

    Biz genelde bir adım ileri on adım geri gitmemizin nedeni? insanlığa ve bilgiye değil! Cahaletin! Kol gezdiği, okullari bitirenleri adam olsun olmasın yücelttiğimiz.
    (yalnız! Erdoğanın diplamasının sorun olması hariç çünkü o diplamayi “bence yalnış” fakat bizdeki KANUNLAR istediği için göstermemesi kanunlara aykırı olmasından dolayı) Hariç.

    Bir õrnek! Geçmişdeki iki liderin! ABD nin tuzağına düşmeleri! İkisinde Allah rehmet eylesin, Erbakan ve Ecevitin.

    Erbakan! 28 Şubatda al aşğı edilen, olmasına rağmen Türkiyede kadın kalmamış gibi! ABD nin yetiştirdiği ve Amerkali ile evlilik yapmiş Merve Kavakcıyı Millet vekili yaparak meclise sokmasi!

    Ecevitin onu kovmasi! Millet vekillerinin yuhalaması!
    Daha sonra! Kavakcının ABD de Türkiye aleyhine propoganda yapması…..
    Şu an Sarayda ABD de yetişmış ABD le çocukların Danışmanlık yapmalarını! Erdoğanın ABD ye yatırım yaptığını irdemeleri gerekırken bunlar kalkmış alakası olmiyanleri suçluyorlar! At alan üsküdari geçmiş siz daha gerçekleri gõremeyecek kadar kõr olan bir millet iseniz.. bunun anlamı! yok olup gitmeye mahkumsunuzdur.

    Fehmi bey! Tehlikeleri yaziyor bizdeki ATA erkekler(istisnalar hariç) hedefe suçlula alakası olmayanları yatırıyorarlar….
    Fehmi beyin yazdığı Ecevitin anilarının konusu olan!
    O toplantıda! Ecevite ne demiştiler! Onu irdelerseniz Dediklerini Ecevite yaptırmışlar! Hemde Kendini Dindar diye yutturanlar vasıtası ile.

    Fûgüranlığınde ABD de yetişmiş Bük elçi Kavakcıya yaptırdılar.

    • 1.”Dünyanın tüm milletlerini tanıdım” Enaniyetli olduğunuz belli. Kendinize bir soru sorun önce dünyada kaç millet var?
      2. Ben sizin gibi bütün milletleri tanımadım(sadece 17 tane) ama daha cahillerini gördüm AKP yada CHP seçmeninden kötü olanlarıda.
      3. Türkiyede iktidara gelme yada iktidarda kalma hırsından dolayı ABD ye taviz vermeyen parti çok az maalesef herkes kendince karlı çıkacağını düşündüğü projeden taviz veriyor buda siyasetin doğallığı olarak kabul ediliyor.
      4. Deveye(siyasetçiye) sormuşlar sırtın niye eğri diye nerem düzgün ki demiş.
      5. Bence sen gel siyasete gir oralarda(yurt dışında) delirip gideceksin gibime geliyor

  7. Kanalın parasını trump “mal varlığını araştırırız” demekle ödemiş pardon ödetmiş oldu. Hiç kimsede Cumhurbaşkanımızın mal varlığı abd yi ilgilendirmez diyemedi. Hemen gündem değiştirilip kanal istanbul projesini konuşmaya başladılar.

  8. Hukukta muvazaa diye bir kavram var.Yani hukuken yasaklanmış bir şeyi başka bir yolla gerçekleştiremezsin.
    Montrö ile Çanakkale ve İstanbul boğazlarından savaş gemileri ile ilgili groston ve süre sınırlarını, “İstanbula da Çanakkaleye de” kanal açarak ihlal edemezsin.İki boğaza da alternatif kanal ile bu sınırlandırmaları ihlal etmeye çalışmak, muvazaa ve hülle sayılır.
    Bu sınırları ancak Montröy’ü fesih ile aşabilirsin.
    Diyelim ki, boğazlardan savaş gemilerinin geçişi tamamen Türkiye’nin iznine tabi.Bu durumda şu an için Putin’den olur almadan, daha doğrusu izinsiz bir tek savaş gemisi geçebilir mi?
    Bu nedenle sergilenen tam bir zübüklük.

    • Çanakkale geçilmez derken bugünkünden daha mı güçlüydük de boğazdan kimin geçip geçemiyeceğini şimdi başkalarına soracakmışız sayın y.k.?

  9. Kanal tartışmalarının ilk günlerinde zihnime düşen; diyelim ki mega proje diye bu kanalı yaptılar siyasi hayat bunu yapınca bitmiyorki. Mega proje, en mega proje arayışları devam edecek. Peki bundan sonraki en mega proje ne olacak acaba? Diye düşünmüştüm meğer tek başka biri daha düşünmüş bune ve “en mega süper projeyi bulmuş. Aha bu da lansman videosu;

    https://youtu.be/gl7Cxbf5kDE

  10. Kanaldan geçebilecek en büyük gemi boyutları; 350 m uzunluk, 49 m genişlik, 17 m su çekimi ve su seviyesinden 58 m yükseklik olarak belirlenmiş. Oysa 45 km uzunluklu Kanal İstanbul’un derinliği 20,75 m ve en dar yerinde genişliği 275 m olarak planlanmış. Yani gemi arıza yapıp dönerse boyu kanalın enine sığmayacak. Ayrıca gemi dibi ile kanalın beton zemini arasında 3,75 m kalıyor ki yeterli değildir. Yani kazmayı vurduktan bir süre sonra genişlik 380 m, derinlik 30 m olması gerekiyor demeleri sürpriz olmayacaktır.

    Kanalın üzerinde yedi adet kara yolu, bir adet demir yolu köprü geçişi planlanmış. Bu köprülerin herbirinin maliyeti bir boğaz köprüsü maliyetinin yarısını geçecektir. Yani enaz 4 tane boğaz köprüsü yapılmış gibi olacaktır.

    Projede patlayıcı madde olarak Amonyum Nitrat – Fuel Oil (ANFO) ve dinamit sistemleri kullanılacak. Hafriyat için uzun yıllar boyunca devasa kamyonlar çalışacak. Kanal İstanbul güzergahı üzerinde yer alan İstanbul’un 24-25 günlük su ihtiyacını sağlayan Sazlıdere Barajı ise iptal edilecektir.

    Kanal İstanbul’un maliyeti için Erdoğan’ın açıkladığı 75 milyar TL rakamı minimum değerdir. Kanımca köprüler veya çevre yolları ile benzeri işler kanal kapsamı dışında şehircilik faaliyeti olarak hesaplanmaktadır. Kanal İstanbul’un total maliyetinin enaz 120 milyar TL olacağı kesindir. Kanalın iki yakasına yapılacak 2 yeni ‘akıllı şehirin’ maliyeti de enaz bu kadar olacaktır. Yani AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 10 yıl içersinde 250 milyar TL’yi toprağa ve inşaata gömelim demektedir.

    Kanal İstanbul’un yapılması mümkün değildir ve zaten yapılamayacaktır. Neden ısrar edildiğinin ise birden fazla sebebi var gibi gözüküyor.

  11. Köprü yapalım olmaz, tünel geçişi yapalım olmaz, hızlı tren yapalım olmaz, kanal yapalım olmaz, yeni havaalanı yapalım olmaz; buna rağmen yapılırsa da utanmadan kullanırız, nasıl? Neden yapılmasınmış; çünkü acelesi yokmuş! Saydığım projelere de karşıydınız ama utanmadan kullanıyorsunuz..? Suriyede işimiz var olmaz, libyaya bi el atsak olmaz; naapalım, her gün m.ince gibi bisiklete binip evden beştepeye ordan cumaya dolanıp duralım mı..?

    • Bırakın bu mütayit ağzıyla konuşmayı. Çoğu borçla yapılan ve mutlak bir ihtiyaç olmayan inşaat yatırımlarını desteklemek yerli ve milli bir davranış değildir. Sahi siz Paris’te Cuma’ya gidebiliyor musunuz?

      • Mim kardeş! Bu, H Gayret Parisdeki h gayret değıl.
        Bana inanmiyorsan’ız 8 ay önceki yorumlarına bakın onlarla bir kelim nede bir imla benzerliği bulamassınız.:)))

  12. Kanalistanbul ABD gemileri geçsin diye yapılıyor iddiasına laf ola beri gele demekten başka söz bulamıyorum.

    Böyle ciddiyetsiz bir iddianın Fehmi Bey’in
    yazısında kendisine yer bulması,
    Ankara Belediyesindeki 25 milyonluk rüşvet iddiasının görmezden gelinmesi
    kadar şaşırtıcı.

      • Her yatırım bir rant oluşturur.Rant oluşmaması için taş üstüne taş koymamanız gerekir.Ortaya çıkan ranttan yatırımın yapıldığı yerde mülkü olan her vatandaş hangi partili olduğuna bakılmaksızın yararlanır.
        Vatandaşın mülkünün değer kazanması kötü bir şey değildir.

      • abd istedi diye yapılıyor iddiası saçma demek evet rant İçin yapılıyor ü kabul etmek midir
        Bu algı yazısına bu slgı yorumu pek bir yakışmış

        • Bir yere yol açarsınız,bir okul yaparsınız,havaalanı yaparsınız, hastane yaparsınız,köprü yaparsınız… Ne yaparsanız yapın o bölgede bir rant oluşur.Durum böyle olunca hastaneyi,okulu,yolu rant için mi yapmış oluruz?Hiç rant oluşmaması için hiç bir şey yapmamanız gerekir.
          Rant sonuçta mülkün değerli hale gelmesidir.Vatandaşımızın mülkünün değer kazanması kötü bir şey midir?
          Algı için her şeye karşı çıkanlar karşısında komplekse kapılmadan
          bazı şeyleri dobra dobra konuşabilmek lazım.

  13. Kanal İstanbul Amerika için yapılıyorsa ben de karşıyım..Her şeyi dış güçler yapıyor zaten…defol pis Amerika…. Kanalımıza karışma…Geçen hafta Yapılan çalıştayda Chp li profesör zat söyledi zaten bunların amacı milleti kısırlaştırmak…Kokutacaklar İstanbulu….Gizli amaçları bu…İstanbul İzmir olmasın…

    • Katar ve diğer rantiyeciler için yapılıyorsa da karşı mısınız? Allah aşkına Türkiye 100 küsur milyar lirayı buraya yatırabilir mi? Kanal geçiş ücretleri asla maliyeti karşılamaz. Bahçeli de aklına yatmayan derin talimatlar almaktan bıktı ya sabır çekiyor. Fakat Kanal İstanbul ısrarı iyi olmaktadır, düğümü çözecektir.

      • Sizin istediğiniz oluyor işte…Düğümü çözekse sende destek ver…Sen boş verde Bi dolaş bakim kanal istanbulun yeri rüzgarlı mı.. çok rüzgar alıyorsa bildiriver..

          • Alimallah şimdi rüzgarlı olursa gemiler sağa sola çarpar bi bakıver iyice emin ol…Kaptanlar süremez şimdi… Bilgilendir de biraz geniş yapsınlar arkadaşlar…Yabani ot falan varmı ona da bak..Malum her yorumun altında maydonozlar yetişiyor..Gerçi salataya iyi gider…

  14. Kanal İstanbul denilen proje yapılmayacak. Arabistan-Katar-Kuveyt ülkelerinin zenginlerinin İstanbuldan arazi almaları için geliştirildi. 2015 ten beri yapılan reklam filmleri ile Arap yatırımcılar gelip Kanal İstanbul güzergahından arazi alıyor. Bir nevi Ülkeye döviz girsin de nerden nasıl girerse girsin mantığının bir sonucu. Zira 2015 yılından beri Türkiye yabancı yatırımcıları ülkesine yeterince çekemiyor, döviz girdisi sağlayamıyor. İşte tamda bu amaçla geliştirildi bu projeler. Düşünün gerçekten bu proje yapılıp hayata geçecek olsa Araplara bırakır mı bizim Akbabalar. Ama günün sonunda o devasa arazileri alan Arap yatırımcıların elinde kalacak o araziler. 1 e 100 kazanırız mantığıyla aldıkları arazileri aldıkları gibi satmaya çalışacaklarKanal İstanbul denilen proje yapılmayacak. Arabistan-Katar-Kuveyt ülkelerinin zenginlerinin İstanbuldan arazi almaları için geliştirildi. 2015 ten beri yapılan reklam filmleri ile Arap yatırımcılar gelip Kanal İstanbul güzergahından arazi alıyor. Bir nevi Ülkeye döviz girsin de nerden nasıl girerse girsin mantığının bir sonucu. Zira 2015 yılından beri Türkiye yabancı yatırımcıları ülkesine yeterince çekemiyor, döviz girdisi sağlayamıyor. İşte tamda bu amaçla geliştirildi bu projeler. Düşünün gerçekten bu proje yapılıp hayata geçecek olsa Araplara bırakır mı bizim Akbabalar. Ama günün sonunda o devasa arazileri alan Arap yatırımcıların elinde kalacak o araziler. 1 e 100 kazanırız mantığıyla aldıkları arazileri aldıkları gibi satmaya çalışacaklar

  15. Sanırım Montrö’ye konu olan Türk boğazlarını okurken, boğazların ve sözleşme maddelerinin sadece İstanbul Boğazı değil, Marmara Denizi ile birlikte Çanakkale Boğazını da kapsadığını ve birlikte ele alınması gerektiğidir.

    Bu açıdan bakıldığında Kanal İstanbul ile törpülenmeye çalışılan Montrö antlaşmasına engel, sözleşme maddelerinin kapsadığı Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı da orta yerde duruyor olacaktır. Zira aynı sözleşme maddelerine matuf Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazını nasıl bir projeyle saf dışı bırakılacaktır, bunu da açıklamak gerekir.

    Daha açık bir ifadeyle İstanbul Boğazı için geçerli olan Montrö Sözleşmesi maddelerini aşmak için, İstanbul boğazına paralel ne kadar kanal açılsa da Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazını da bir şekilde aşmak gerekiyor ki, bunun çözümü Marmara Denizinin dışından bir geçiş bulmak veya Çanakkale Boğazına paralel bir kanal/geçiş açılması gerektiğidir -bu imkansızdır- ya da sözleşme maddelerinin ihlal edilmesi gerektiğidir ki bu da uluslararası bir savaşın ayak sesleri olur.

    Kanal İstanbul projesine bu açıdan baktığımızda ABD’nin isteği doğrultusunda yapılıyor tezi mesnetsiz kalıyor.

    ABD savaş gemileri veya filosunun, Boğazlarda ve Karadeniz’e geçişi ile buralarda daha fazla tonaj ve silah donanımı ile daha uzun süre kalma emeli, Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi maddelerine bağlı kalmaksızın gerçekleşmesi ancak sözleşmenin Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazını kapsayan maddelerini ya yeniden düzenlemek ya da ihlal etmek gerekir ki buna ne Rusya ne de Karadeniz’e kıyı ülkeleri ve ne de antlaşmaya taraf diğer ülkeler razı olacaktır. Bu orta yerde duruyorken Türkiye kendi güvenliğini de ilgilendiren Montröyü bozacak girişimlere neden teşne olsun?

    Geriye ya Karadeniz havzasında çok büyük ve önemli planlar gerçekleştirileceği için Montrö Kanal İstanbul üzerinden tartışmaya açılacak ya da Rusya’nın deklare ettiği şekliyle “Montrö’ye bağlı kalınacaksa Kanal İstanbul Türkiye’nin projesidir” gerçeği kalıyor.

    Rusya, gücünün doruğuna ulaştığı bu demde Montrö Antlaşmasını saf dışı bırakacak girişimleri -bize göre üstü örtülü, ancak diplomatik olarak açık bir dille- tehdit ederken, biz de ki “çatlasalar da patlasalar da yapılacak” kararlılığı Kanal İstanbul’un bir rant projesi olduğunu pekiştiriyor. Bu rantın uluslararası sermayedarlar yönü de vardır zahir.

    Aşağıda Montrö Antlaşmasında bulunmuş eski Cumhurbaşkanlarından Fahri Korutürk’ün antlaşmaya dair ileriki kuşaklarca (yöneticilerce) dikkate alınmasını umduğu antlaşmanın ruhuna dair değerlendirmesinde geçen bölümü de dikkatinize sunuyorum:

    Montrö Sözleşmesi Başkan Yardımcısı şöhretli hukukçu Yunan Baş Temsilcisi Nicolas Politis’in sözleri tarih açısından önem taşır: “Bu konferansın uluslararası haklılık bakımından başarıya ulaşmasına büyük önem veriyordum. Bu itibarla bana verilen görevi başarmaya çalıştım. Türkiye, buradan dünyaya haklılığın sancaktarı, uluslararası uzlaşmanın koruyucusu ve barışın düzenlenmesinin savunucusu olarak çıkmıştır. Türkiye’yi yücelten her şey, dostları için bir kazançtır. Açıkça söylemek isterim ki, bana burada elimden geldiği kadar çalışmakta güç veren, bu duygu olmuştur. Çünkü Türkiye’nin kazancı, dolaylı olarak benim ülkemin kazancıdır.”

    Sanırım devlet aklı, Montröyü delecek ve kendi ulusal güvenliğini tehlikeye atacak atraksiyonlara izin vermeyecektir. Buna rağmen Kanal İstanbul projesi gerçekleşecekse dedim ya; bu bir rant projesidir. Ulusal güvenliğimizi tehlikeye atmasa da jeolojik ve jeopolitik tehlikeleri/riskleri içinde barındırıyor.

    İstanbul demek Türkiye demektir.Hatta daha da ötesi…Kıymetini bilelim de ona çok yüklenmeyelim ne olur!

    • Mesnetsiz hiçbirşey olmaz diye düşünüyorum şahsen, bir şeyler oluyorsa bunun mutlaka bir sebebi vardır ancak dikkat edilmesi gereken şu ki olanlar insan eliyle oluyorsa illa da akıllı mantıklı bir sebep aramanız gerekmez. Nihayetinde meseleler iradei cüziye planında konuşuluyor. Bir de meselelerin iradei külliye boyutu varki o beni aşar, zaten bu konuda söz söyleme ehliyeti olanlar da ulu orta konuşmazlar bu meseleyi.
      Konuya geri dönecek olursam, kanal meselesini Trump’ın istediğini ispatliyacak somut delil elimizde olmasa da Trump’ın bir işine yaramaz niye istesin ki de diyemeyiz. Çünkü biz Tramp’ın nezdinde ABD devletinin gerek dünya ile gerek bölge ile ilgili uzun vadeli planlarını bilmiyoruz. Buna mukabil ABD Türkiyenin ne yapmak istediğini çok iyi biliyor(aklı başında söz söyleyen herkesten duyduğum ve yeteri kadar açıklayıcı olan sözdür şu:” Erdoğan poker masasında bütün kartları açık oynuyor”)
      Bizim açımızdan Trump’ın nihai hedefinin ne olduğu bilinmezi ona istediği gibi oyun kurma imkanı veriyor. Trump tek bir kart hamlesiyle Erdoğanın bütün kartlarını harcamasını sağlayabiliyor ve şu aralar elinde hiç kartı kalmadı, oyun masasında kaldığı sürece kendi varlığından yemek zorunda.
      Erdoğanın varlığı nedir derseniz. Erdoğan Türkiye varlığının üzerinde oturduğuna göre Türkiye’nin varlığından yemek zorunda yoksa oyun masasında kalamaz.

      Ha! az kaldı unutuyordum kanaldan konuşuyorduk.

      Kanal meselesi Erdoğanın münhasır bir projesi değil, bu komple bir projenin bir parçası sadece. Bilmem anlatabiliyormuyum? Belki de Erdoğanın kendisi bile bu kanalın yapılmasını istemiyordur bilemem yani.

      Aslında daha açık konuşasım var ama hem ben konuşamama özürlüyüm hem de bazı abiler yanlış anlayabiliyorlar. Dün denedim olmadı mesela, yanlış anlaşıldı. Halbuki ben diyorum ki iktidarın bir siyasi söylemi var planlarını açık ettikleri. Ortaya koydukları argümanları da herkese söyletiyorlar. Bir bakıyorsun en muhalif gibi görünen muhalif kesimin en aleyhine konuları sanki çok önemli bir haberi veriyormuş gibi alt metinde aktarıyor. Bende buna dikkat cekmek için bir video paylaşıyorum, vatandaş ne yapıyor Ay’ı gösteren parmakla kavgaya tutuşuyor gülermisin ağlarmısın?

      Neyse Hasan hocam size anlatır gibi oldum kusuruma bakmayın. Halbuki ben ilkokullu baran namı diğer “cin ali” kimseye birşey anlatmak gibi bir misyonum-görevim yok yani. Ben sadece kendi akli meleklerime level atlatıyor diye buradaki tartışmalara katılıyorum. Allahu alem belki de iradei külliye’nin muradından biri de bu olabilir benim gibi cin Ali’ler akıllansin diye ALLAH cc böyle gariplikler yaşatıyordur.

        • Kibirimsi sözler bana ait ama mübarek görünenler bana ait değil Türkeş bey. Akıl sahiplerinden kaptığım cümleler onlar, bazı cümleler ‘ben diyorum ki’ den sonraki cümle de dahil üstadın daha yakınlarda yazdığı yazılardan kaptıkarım. Aslında her cümleyi sahibini anarak kullanmam lazım, hatırlattığın için teşekkürler.

    • Gökten bir yıldırım düşse ve bir kanal kendiliğinden oluşsa bile Kur’an haricindeki herşey yeniden konuşulur, dayatılır, istenir, yazılır ve ensonunda istenen olur.
      Çanakkaleyede yeni bie eş almaya gerek yok, mevcut kanunlara göre tek eş alabiliyon.
      Bazan zorla görücü usulüyle evlendirmeler de oluor malesef.
      kimse sebebini bilemez, kimse de karşı gelemez her nedense.
      tıpkı çocuğun babasının kim olduğunu damat hariç herkesin bilidği gibi.
      Çocuk senden çıkmadı diyor sunucu, olsun ben ailemden mennunun aynen devam diyiyor erkek!
      sorsan ben aslında istemiyom, zorla yaptırdılar diyecek.
      yıllardır ben hep şu duayı yakarıyorum nedense:
      Allahım, istemeden bana zorla birşey yaptırtma, herşeyin hayırlısını ver. şeytanın tuzağına düşürme.
      sağdan gelen arabanın altında kalmamak için hızla karşıya koşarken, soldan gelen kamyonun altında kalmaktan muhafaza eyle..
      Ailenin en hayırlısı, eline çukulata ve çiçek alınarak aile büyüklerinin de rızasıyla gidilip istenilen,
      vakti zamanı tüm taraflarla oturup anlaşılarak kararlaştırılan düğün sonrası kurulan ailedir,
      sefirin kızı da olsan, padişahın yaveride olsan, sığınacağın tek sığınak yüce yaradan..

    • Saros körfezinden , Marmara’ya 27 km ilk yeni bir kanal yapılırsa ( ki yapılacak ) Montrö çöp demektir . Gelibolu yarımadası adaya dönüşecek o zaman da . Adalar ülkesi olacaz. Katarlılara ev ve vatandaşlık , Çin e ticaret yolu , ABD ye savaş gemilerini Karadeniz’e çıkarıp , 21 günden fazla durabilme hakkı . Vatandaşa da harfiyat kamyonlarının tozu dumanı …. de

  16. montrö anlaşması bir boğazlar sözleşmesi Çanakkale ve istanbul boğazlarını kapsıyor.
    Abd gemileri için kanal İstanbul yetmez.çanakkaleyede bir kanal açmak gerekir.
    Bu konu hükümete hazırlanan bir raporda da belirtiliyor.

  17. *******
    Türkiye’yi turlarken, birden gördüm kazara!
    Heyecan uyandırdı, bu ne güzel manzara!
    Durum dedirti o an, aman nerde kamera,
    Gala Gölüne bugün, Flamingolar inmiş!

    Kışlamak için gelmiş, kuzeyden bir koloni,
    Suyu bol ılımanca, burayı bulmuş yani,
    Pembe siyah kırmızı, renklerden filârmoni,
    Flamingolar gelmiş, Gala Gölü şenlenmiş!

    Kanatlarının altı, koyu renkli, siyahi,
    Kanat üstü kırmızı, ön tarafları dahi,
    Akça pakça pembemsi, ne güzelmiş İlâhi!
    Gala Gölüne bugün, Flamingolar inmiş,

    Gala Gölünde bugün flamingo galası,
    Ne de olsa kuş ama, bunlar kuşun alası!
    Görterişli endamlı biraz pembe gagası…
    Flamingolar gelmiş, Gala Gölü şenlenmiş!

    Pek narin boylu poslu, ne de zarif bacaklı,
    Dengeli bassın diye, bir de perde ayaklı,
    Alameti farika, bütün hakları saklı…
    Gala Gölüne bugün, Flamingolar inmiş!

    Gala denen yer nere, biliyor muyuz peki?
    Bu Gala başka Gala, güney Edirne’deki!
    Bir bakıma reklamdır, gidersiniz ya belki,
    Gala görmeğe değer, Flamingolar inmiş!

    Tabiata misafir, emaneti Tanrı’nın,
    Ülkemizi seçmişler, teminatı yarının!
    Bizler de misafiriz, kirletmekten sakının,
    Flamingolar inmiş, bir gölümüz şenlenmiş!
    ….
    *******

  18. Kanal İstanbuldan ziyade bir an önce sistem değişmelidir. Temel karamollaoğlu genel başkanımız söyle dedi: “TBMM, cumhurbaşkanını denetleyecek, yeri geldiğinde de sorgulayacak güçte olmalı. Parlamenter sisteme geçişle birlikte ülkenin tansiyonu da düşecektir. Mevcut sistem kutuplaştırmayla sebep oluyor. Bu sistem değişmediği takdirde huzur olmaz.”
    Önce Adaleti güveni iç ve dış politikayı iyileştirin sonra kanal İstanbul da yapılır. Kanal ege denizi de yapılır…

    • nusret bey! dua edin de karamollaoğlu tersimi söylemesin. şu an doğru tarafta olmanız bir kaza gibi görünüyor. allını, vicdanını başkalarına kiraya verenlerin doğruları savunması, yaşamda karşılaşılan günlük hatalardan biridir. yaşamın normalinde, bu kişilerin pozisyonu akp, mhp, perinçekciler, gülenciler ile aynıdır. yani, insanlığa düşman, iyiye düşman, iyişiğe düşman…

  19. Bu yoksul milletin cebinden çıkacak 20 milyar dolarla bir kanal yapılması planlanıyor. Bu kanalın ve harcanan paranın koca Anadolu’ya ne faydası olacak? Birkaç inşaat şirketi ve kanal çevresine dikilecek rezidansları satanlar para kazanacak.
    Ayrıca kanal yapıp yine bunu geçmek için tanesi 1’er milyar liraya köprüler yapacaksınız milletin parasıyla.
    Anadolu’da yaşayanlara ne faydası var?
    Yok.
    Tam bir yoksullaştırma projesi.
    Yanlışın referandumu filan olmaz.

  20. Şeytanın kayığina binenler Allah izin veriese yapariz demek yerine.
    Çatlasalarda patlasalarda yapacağız diyiyorlarsa!

    Bizde onlari Allaha havele ediyoruz. Bakalım Allah C.C kim çatlatip patlatacak.

    Gün gelip devran dõnünceye kadar. Böbürlensinler, bakalım.
    Son gülen tam gûler.

    Türkiyeyi hodaklar ve poşalar yönetiyor.
    poşalar gibi konuşup kodaklar gibide ukalalik ediyorlar.

  21. Kanal istanbul’un Amerikan gemileri için yapıldığı savını mantıklı bulabilmek için gemi geçiş sayıları içinde ciddi bir paya sahip olması gerekir. Şu durumda eğer o kanal Amerikan gemileri için yapılıyor ise geçen her Amerikan gemisi Türkiyeye hibe edilse dahi o kanaldan sanmıyorum ki zarardan kurtulabilsin. Çin için yapılıyor dense daha mantıklı. Ama sayın Fehmi Koru son cümlesinde konuyu özetlemiş ne amaçla yapılırsa yapılsın karşıyım. Bu cümle çoğu kişiye olduğu gibi bana da tabii ki CHP yi çağrıştırdı. İmamoğlunun tavrı da tıpkı böyle; şu sebepten istemiyor, sebep çürütülüyor o zaman bu sebep, o sebebin icabına bakılınca şu diğer sebep…. Bence yazarımız gibi harbi olmalıydı.

    • Hepsi bir yana da; işsizliğin zirvede olduğu, hayat pahalılığının alıp başını gittiği,şirketlerin birer ikişer iflas ettiği bir ülkede 75 milyarlık bir kanalın ülke meselesi haline getirilmesi ciddi manada bir erozyondur.Bu kanalın lafı dahi edilmemeli kanaatimce.Sayın Erdoğan ekranlarda:”Ülkemizin ekonomik gidişatı bizim için birinci önceliktir; ölçtük biçtik, fayda/maliyet düşünüldüğünde bu yatırım rantabl değildir, vazgeçiyoruz.”dese inanıyorum ki epeyce takdir toplar, oyları artar.

    • 3.köprü belli bir süre için ÇİN e satılmış . Kanal İstanbul’u da muhtemelen ÇİN finanse edip , belli bir süreliğine sahibi olacak . Daha sonra da , hayaldi gerçek oldu diye övünen birileri biz yaptık diye milletin önüne çıkacak, onlar karşı çokta biz yaparız diyecekler.Bu işten normal vatandaşların ne istifadesi olacak ? Kanal üzerine yeni yapılacak köprüler de ücretli olursa , bırakın birşey kazanmayı ilave köprü ücretleri ile karşılaşabilir vatandaş . Rahmetli Aytunç Altundalın dediği gibi ABD Bulgaristan’da deniz üssü açacak ve ABD savaş gemilerinin , Karadenizden 21 gün içinde çıkması gerekmeyecek . Çin – ABD ticaret anlaşması da bu tezleri destekler nitelikte . Ömrümüz varsa yaşayıp görecez , kanalın yapılması 10 yıl sürecek .

      • Alper!
        – Arasıra televizyon izlediğim birkaç yıl önce, japon televizyonunda bilimsel araştırmalarla ilgili bir proğram izlemiştim.
        – Proğramda, fareler üzerindeki deneylerde 2 tane fare var. İkisini de aynı yükseklikte bir dairenin üzerine koyuyorlar. Farelerden bir tanesi hemen aşağı inebilirken; diğer fare aşağı inemiyor. korkuyor.
        – Japon bilim adamları, hemen aşağı inen faredeki bir virüsü (belki de bakteri idi tam hatırlamıyorum) yok ediyorlar, aynı virüsü, korkan fareye veriyorlar.
        – Bu sefer, hemen aşağı inen fare, yükseklikten aşağı inemiyor. yani korkuyor.
        – Diğer taraftan, cesur farede yok edilen virüsün (ya da bakterinin) verildiği, daha önce korkan fare, virüs verildikten sonra, konulduğu yükseklikten hemen iniyor. Yani cesur oluyor.
        – Bilimadamları, bir canlının, kendi başına bir canlı olmadığını, birlikte var olduğu diğer organizmalarla (virüsler, bakteriler vb.) birlikte bir canlı olduğunu söylüyorlar. (virüsler derken, zararlı virüsler olduğu gibi, yararlı virüslerin de olduğunu söyleyeyim)
        – Yani, canlının (konumuz insan olduğu için insanın), özellikleri, bünyesindeki kromozomlara ilave olarak, vücudunda bulunan virüsler, bakteriler vb. ile belirleniyor. Bu virüsler, bakteriler vb.nin önemli bir bölümü de, ebeveynden çocuklara geçiyor. yani kromozomlar gibi, canlının genetiğinin bir parçası oluyorlar.
        – Mutlaka duymuşundur. Tıpta, genetik yatkınlık denilen bir kavram var.
        – Bazı kişiler, genetik özellikleri nedeniyle, bazı hastalıklara diğer kişilerden daha fazla yakalanırlar. Bu hastalıklara yakalanmaları; beslenme, çevre, yaşam şekli gibi unsurlar tarafından da etkilendiği için, yani o hastalığa yakalanması kesin olmadığı için, bu duruma tıpta genetik yatkınlık denir.
        – Japon bilimadamlarının yaptığı deneyi ve bilimadamlarının canlı organizmaları hakkındaki düşüncelerini; bu genetik yatkınlığın sadece hastalıklar için değil, aynı zamanda, düşünsel, davranışsal, duygusal vb. boyutlarının da olduğunu vurgulamak için anlattım.
        – Yani, kişinin korkak ya da cesur olmasında, beynini kullanmayı bilip bilmemesinde, ruhunu ve beynini birilerine kota etmesinde ya da etmemesinde vb., şiirden hoşlanıp hoşlanmamasında vb. vb. pekçok olay, olgu ve durumda, kişinin eğitimi, çevre ile ilişkileri vb. unsurların yanısıra, genetik kodlarının da (ya da genetik yatkınlığının da) rolü vardır.
        – Eğer bir kişinin güzel sanatlara genetik yatkınlığı var ise, ortamını bulduğunda, güzel sanatlara genetik yatkınlığı olmayan bir başka kişiye göre, güzel sanatlarda daha başarılı olma ihtimali daha yüksektir.
        – Vatan hainliği de, tıpkı diğer duygusal, düşünsel, davranışsal özellikler gibi, belli bir genetik yatkınlık içerir. Bu yatkınlıklar, ortamını bulduğunda kolaylıkla ortaya çıkar.
        – Kurtuluş savaşı yıllarında, pekçok kişinin, kurtuluş savaşına karşı ingilizlerin yanında yer alması, ülkemizdeki bu yatkınlığın genetik boyutunu yeterince gözler önüne seriyor galiba.
        – Onun için de, birilerinin, ülkeye ihanete bu kadar istekli olmasında, parayı herşeyden çok sevmenin (ki bunda da genetik yatkınlığın etkisi vardır), vatana ihanete yatkınlığın etkisini merak ediyorum.

    • ” Ama sayın Fehmi Koru son cümlesinde konuyu özetlemiş ne amaçla yapılırsa yapılsın karşıyım. Bu cümle çoğu kişiye olduğu gibi bana da tabii ki CHP yi çağrıştırdı. İmamoğlunun tavrı da tıpkı böyle; şu sebepten istemiyor, sebep çürütülüyor o zaman bu sebep, o sebebin icabına bakılınca şu diğer sebep…. Bence yazarımız gibi harbi olmalıydı.”
      Demişsin:
      Ekrem İmamoğlu neden karşı dinle cehaletin gitsin.
      https://www.youtube.com/watch?v=VL1XQIIWjP0

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız