“Ordu satılmış” tartışması üzerine ülkelerin ve ülkemizin politika röntgeni…

44
Reklam

Aklı başında herhangi bir kişi ordusu hakkında “Satılmış” der mi?

Özellikle bizim ülkemizde, hele politikacı kimliğine sahip, üstelik CHP milletvekili sıfatını taşıyan biri “Ordu satılmış” deme şaşkınlığına düşer mi?

Ben demeyeceği, düşmeyeceği kanaatindeyim.

Daha da ileriye gideyim: Hangi partiden olursa olsun bir milletvekili başka hiçbir yöne çekilemeyecek açıklıkla “Ordu satılmış” veya “Satılmış ordu” cümlelerinden birini ulu orta kullanmış bile olsa, bu durum o sözlerin akla düşüreceği anlamın zihinlere takılı kalmasını getireceği için, konunun tartışılmasını yine de doğru bulmam.

“Herhalde aklı başından gitti, bir sebeple sağlıklı düşünemeyecek haldeydi” der, geçerim.

Türkiye günlerdir CHP’li bir milletvekiline atfedilen “Ordu satılmış” cümlesini tartışıyor. TSK suç duyurusunda bulunuyor. İktidar partisi sözcüleri halı döver gibi CHP’yi dövüyor.

Kim bilir sosyal medyada ne kıyametler kopuyordur.

Ne kadar yanlış.

Reklam

Bir zamanlar, AK Parti’de siyaset yapanlar, bazı konuların gündemde tutulmasını ‘safi zihinleri idlâl’ edeceği için yanlış bulurlardı. 

[Aradım, cümlenin aslı “Bâtılı tasvir safi zihinleri idlâldir” biçiminde. Sahibi de ‘Bediüzzaman’ lakabıyla da anılan Said Nursi. Risale-i Nur külliyatındaki ‘Mektubat’ adlı eserin 33. mektubunda var o cümle. “Yanlış konuların tartışılması insanların akıllarına daha önce düşünmedikleri güzel olmayan şeyleri getireceği için doğru değildir” anlamında.]

Maalesef politika özellikle günümüzde tam da bunu yapmanın alanı oldu. Partililer, birbirleri hakkında ithamlarda bulunurken, kullandıkları sözcüklerin insanların zihninde nasıl yer edeceğini hiç düşünmüyorlar. Muhatap alınan karşı saflardaki politikacının kendisine yönelik ağır sözlerden nasıl etkileneceği ise hiç hesaba katılmıyor.

Oysa ağır ifadelerin muhataplar üzerindeki etkisi siyaset alanını zehirliyor. Kendisinden sürekli yakışıksız biçimde söz edilen biri, bir süre sonra, karşı partilerdekilere aynı ağırlıkla çirkin söz etme hakkını kendisinde buluyor.

Daha da kötüsü, ağır ithamların, muhataplarını, tam da o hakaretleri hak edecek bir dönüşüme sürüklemesi bile mümkündür.

Politik atmosferi dil bakın nasıl bozuyor

Ne demek istediğimi “Ordu satılmış” tartışmasına uygulayalım.

Aklı başında tek bir kişinin ne kadar kızarsa kızsın kendi ordusundan söz ederken “Satılmış” demeyeceğini kabul edelim. Bir politik şahsiyetin bunu söylediği haberi yaygın kullanıma sokulduğunda, haberi duyan kitlelerden kendilerini o politikacının çizgisine yakın görenler, cümleyi söylenebilir bir görüş olarak algılayabilirler.

Reklam

Politikacı da, aklından geçmediği halde şahsına mal edilen bir görüşe dönüştürülmüş o cümlenin kopardığı tartışma ortamından etkilenerek, kendisini odaklaştırıp tartıştıracak başka sorunlu konuları ele almaya başlayabilir.

Bu duruma düşmüş politikacılar var bugün.

Türkiye’nin politik tartışma ortamı tam da bu yüzden hayli zamandır zehirli. Her türlü ithamı birbirleri hakkında kolayca dile getirebiliyor politikacılar; hem de en ağır ifadelerle…

O ifadelerin çoğu yargı önüne de taşınıyor.  

Yargıçlar da, sağolsunlar, artık milyonluk tazminat cezalarına hükmedebiliyorlar…

Sosyal medyada serbestçe at koşturan troller ordusu, tuttukları tarafın başlattığı tartışmayı daha da seviyesiz bir zeminde sürdürmeyi görev biliyor.

Olan şu: Politikacı yapmaması gerekeni yapıyor ve muhatabına seviyesizce saldırıyor; görevi ondan devralan troller tartışma konusu seviyesizliği tahammül edilemez noktalara taşıyor; tartışma gündemi bu yüzden kirlenince, bu defa politikacılar sosyal medyaya kısıtlama getirmekten söz etmeye, hatta kısıtlama getirmeyi görev olarak görmeye başlıyor.

Tam bir kısır döngü.

Zehirlenmiş tartışma ortamı tartışma ortamının ortadan kaldırılması taleplerine de yol açıyor. Taraflar bu talebe kulak vermekte kolayca birleşebiliyor da…

İfade özgürlüğüne ortamın zehirli hale gelmesi yüzünden dayatılmış kısıtlamalar dışarıdan bakanların ülkeyi değerlendirmesini olumsuz etkiliyor.

Politikacılar, kendilerinin başlattığı, doğrudan sebep oldukları ortam kirliliğini milletin gözüne sokup özgürlük alanını daha da daraltmayla sonuçlanacak tedbirleri almakta -veya alınmasını talep etmekte- hiçbir beis görmüyorlar.

Bu duruma getirilmiş bir ülkede, ekonominin refahı herkese yayacak bir zenginliğe sahip olması, devlet kurumlarının ahenk içerisinde çalışması mümkün değildir.

ABD örneğinden hareketle

Politika alanında kullanılan dil, o dili kullanan politikacıların yaşadığı ülkenin seviyesini de belirler. 

Donald Trump’ın başkanlığa adaylığını açıkladığı ilk günden sandıkta yenildiği için görevi bırakması gerekecek son güne kadar ABD politikasına yerleştirdiği dilin o ülkeyi ne hale getirdiğini gördük, görmeye devam ediyoruz.

Ülkesini o dille tam otasından böldü Trump. Daha önce başkalarını kınamak için kullandıkları ‘komplo teorileri’ni partisi yandaşlarının günlük gıdası haline getirdi. Yalanları ve yersiz ithamları sıradanlaştırdı. Sonuçta ABD’yi sadece tanınmaz hale getirmekle kalmadı, ülkenin saygınlığını da zedeledi. 

Trump hala seviyesiz mesajlarla taraftarlarını diri tutmaya çabalıyor. Ülkesine “Nerede kalmıştık?” başlangıcı yaptırmayı hedefleyen yeni seçilmiş başkan Joe Biden onun mesajlarına cevap vermeyi durdurarak en doğrusunu yapmakta.

Keşke bizde de, iktidar-muhalefet partileri, ABD örneğine bakarak, anlamsız ve safi zihinleri idlâl edebilecek politik açıdan sakıncalı dili kullanmaktan vazgeçip kendilerine çeki düzen verse.

ΩΩΩΩ

Reklam

44 YORUMLAR

  1. Eyvallah, CHP vasat bir siyasi partidir. Fakat AKP=Erdoğan siyasi parti bile değildir. Devletin imkanlarından yararlanmak üzere biraraya gelmiş ‘bazı’ dinci-laik-ülkücü-liberal ve hiçbirşey olamayanlardan oluşan bir menfaat örgütüdür. Nitekim sıralanan bu görüşleri işlerine geldiği gibi kullanmaktadırlar.

    Türkiye kendi içinde bir travma yaşıyor. Dışarıdan ise bir sazan sarmalına sokulmuş durumda. Amaçlanan Türkiye’nin maddi ve manevi olarak geriletilmesidir ve müstevlilerin bu projesi başarıya ulaşmış gözükmektedir.

  2. Ben şahsen, birsinin ağzından o ankı ruh durumundan dolayı ağzından çıkmış patavat’sız bir lafı hiç gayla almam.

    O milletvekili ne demiş? ” Bunlar orduyu sattı” demiş ve anında kíyamet kopmuş ve linç girişimler başlamış oysakı o millet vekili sadece kendi seçmenlerine karşí sorumlu.
    Buna herkesin tepki vermeside gayet normal. O laf hem iftira hemde yalan. Fakat o laf ne Türkiye’nin! Nede şahıslar’ın gúvenliğine zarar vermez.

    Peki ayni ordunun 7 yıl Başkomutanlığı’nı, Başbakan’lığını ve Dişişli bakanlığını yapmiş bütün dünyan’ın taktırıne mashar olmuş bir insana öğle tek bir sefere mahsus gaf yolu ile söylenmış bir lafda değıl hemde en tepedekilerinden tutunda onların síradan destekçileri de dahíl miliyonlarca defa TERÖRİST, VATAN HAİNİ, İHANETCİ, diyenler ve onların savunucuları hiç utanmadan kalkmíş o millet vekiline laf sõylüyorlar.

    Onlar için kendilerinden olmayan herkes vatan haini terörist ve bunuda her yerde her ortamda ağízlarına sakız etmişler ve o vekile sira gelince hiç utanmadan ve sıkılmadan millete insanlık derisi veriyorlar.

    EL HAYAYİ VEL VİJDAN….!!!!!

    7 miliyon seçmen aileleri ile birlikte 20 miliyon vatandaşın desteklediği partinın millet vekilleri bu ülkenın M vekilleri değılmi?
    Onlaraın çocuklarí buvatana askerlik yapmiyorlarmi?

  3. Çağdaş filozoflarımızdan olan ulu dinbilginimiz bediüzzaman hazretlerinin hikmetlerini daha sık hatırlamakta ve tekrarlamakta hepimiz için bitmez tükenmez faydalar vardır; evet, batılı tasvir caiz değildir derler…
    Eskiden ağızdan çıkan her söze gıybet diyenler(yani sızıntı yazmamışsa eğer) şimdilerde başımıza birer dreyfüs parçası kesildiler ki harıl harıl eleştiri teorileri geliştirmekle meşguller!
    Bırakın batılı tasviri, müminlerin haremi ismetine türlü cihazlar yerleştirip orasını burasını dikizleyen tosuncuklar marifetlerini cümle aleme yayın ettikleri yetmiyormuş gibi bir de burda gelip bizlere din dersi veriyorlar iyi mi?
    Onları kendi pislikleri içersinde bırakalım ve biz düşman okları ne yandan atılıyor ne tarafa doğru gidiyor ona bakalım?
    Olur da aramızda kafası karışıklar varsa diye…

  4. Gerginlik bir tercih değil, zorunluluk.
    Zira, 2019 Kasım ayına göre 2020 Kasım ayında;
    – İhracat % 0,95 oranında “azalmış”,
    – İthalat %155,37 oranında “artmış”
    Dikkatlerin dikkatle ekonomi dışındaki alanlara çekilmesi gerekiyor.

  5. Katar dediğin Bursa kadar bir yerdir, bir şehir devletidir. 2,4 milyonluk nüfusunun 360 bin kadarı Katarlıdır, diğerleri çalışmak için gelenlerdir. Katar’da her 100 kadına 329 erkek düşer, 25-54 arasında bu oran 461’e kadar çıkar. Bu oranlar erkeklerin aleyhine olan dünyanın en yüksek cinsiyet oranlarıdır.

    Dünyayı geçtik Katar’ın bölgesel bir aktör olması asla söz konusu değildir. 1971 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanıp! BM üyesi olmuştur. Halen ipleri ABD ve İngiltere’nin elindedir. ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssü bu ülkededir ve Katar eğitim sistemi CIA başdanışmanı RAND Corp. tarafından geliştirilmektedir.

    Türkiye’nin tank üretimine Katar’ın ortak edilmesi demek CIA’nın ortak edilmesi demektir. CHP milletvekili A.Mahir Başarır sinirlenip gereksiz sözler sarf etmiştir, esas söylenmesi gerekenler bunlardır.

    • ortaklık başka şey üretimde kullanılan teknik bilgiyi yönetmek başka şey hocam. katarlılar akıllı adamlardır ama üretimden anlamazlar çünkü üretimle uğraşmazlar onlar finans uzmanıdırlar.

      katarlıların mantığı şu; petrol ve gaz’a bağımlı kalmaktan kurtulup başka alanlarda karlı getirisi olan yatırımlar yapmak. çok akıllıca da yatırımlar yapıyorlar. Türkiye’de olan yatırımları hükümet yakınlarıyla ortaklık şeklinde zannedersem tamamen risksiz.

      burada ajanlık faliyetleri riski olabilir mi ben bilemem ama yazılım kodlarını iyi muhafaza ettığiniz sürece zaten geri kalan bilgiler her devletin bildiği şeylerdir.

      • Savunma sanayinde güvenlik kontrolüne tabi kimi kuruluşlara bazı parçalar yaptırılır. Fakat ürünün oluşturulduğu ana fabrika devlet sırrı gibidir, olağanüstü korunur. Yabancılar değil içeri girmek yaklaştırılmaz bile. Tüm çalışanlar istihbarat tarafından takip edilir. Türkiye ise RAND’ın (yani CIA’nın) kontrolündeki Katar’ı tank üretimine ortak yapmış. Bu durum asla kabul edilemez. Bunun altından bir çapanoğlu çıkacak, göreceksiniz!

  6. Bizde Trump gibileri her zaman baştacı ediliyor.
    Etrafındakiler’de õnúnde el pençe duruyorlar.
    Emirlerıni harfi harfı’ne yerine getiriyorlar buna rağmen kendisinde súrekli fırça yıyíyorlar! Fırçayi yedikçe’de onu õviyorlar.

    ABD halkí ve politikacílarí bizimkiler ın tersi.

    Trump seçimlerde hille var dedikçe kendi partisin’nin gúvenikten sorumlu ekipleri ABD Tarıhın’de ilk kez tam güvenli bir seçim yapildı dye demeç veriyorlar.

    Buna rağmen Trump tek başína 4 yilda ABD’yi böldú ve adeta birbirine dúşman etti. Dúnyadakı demokírat úlkeler ilde ilişkilerini yerle bir ederken DİKTATÕLER ve ülkeleri ile Dúnyayı karıştırmaya devam ediyor.
    Trump bunları ABD kanunlarına ve 17 tane gúvenlik kurumlarına rağmen bunları başarabildi.

    YA Bizdeki! Trump’ın ustası 18 senedır milletín tepesinde, õnúne geleni ezdi geçti Sonunda’da devletin bútún birikimlerini katara peşkeş çekti.

    Türkiye’yide borç batağına batırarak milletın anasını ağlattı.

    Dünyade! Maalesef bu tiplerín yalanlarına inanan destekçileride
    de azınsanmiyacak kadar fazla tipki bizdekiler gibi laflari ve haraketleri ile dúnyaye adate cahalet ihraç edenlerın
    Aynısı, Trumpin ABD seçmenleri onun yolsuzluklarını destekleyen 70 miliyon seçmeni gibi.

    Not: şu an haberlerde, trump’ín Kendiside dahil büyúk oğulkarí,Kızı, ve Damadı için Soruşturma açılmaması garantisi güveni istiyormuş.

  7. Bu tartışmalar durduk yerde çıkamadı. CHP’li vekil de bunu ağzından kaçırmadı, bütün bu tartışmaların bir alt yapısı var. 15 temmuz.

    15 temmuz bahane edilerek 20,000 subay ve ast subay TSK’dan ihraç edildi. haksızca ihraç edildiklerini düşününler arasında özellikle dönemin genel kurmay başkanına ‘kendi askerini sattın’ tepkisi 3.5 sene seslendirildi. CHP’li vekil bu tepkileri de kastetmiş olabilir. sonuçta siyasetçi haksızlığa uğrayanların haklarını savunma görevi vardır. CHP’li siyasetçiler bu haksızlıkları savunabiliyor mu savunamıyor mu? bence tartışılması gereken asıl konu bu.

  8. Kullanılan dil ve üslup kabul edilmez.
    Girilen yol varacağımız yeri de gösterir.
    Abdullah Gül aynı anda partili olmamakla birlikte AKP’li bir cumhurbaşkanı idi.
    Parti orijinli olduğu net.
    Abdullah Gül neredeyse partizanca sayılabilecek şekilde davranmasına rağmen, cumhurbaşkanına hakaret suçundan soruşturma yada dava sayısı son derece sınırlı idi.
    Ancak daha sonra bu suçtan adliyelere soruşturma ve dava yağmuru başladı.
    Bu yağmur Anayasa değişikliği olmadan yani resmen de partili olmadan başlamıştı.
    Ülkemizde Suriyeliler dışında vatandaş değişikliği de olmadı.
    Yani vatandaş aynı vatandaş.
    Denklemde sadece bir değişken değiştiğinde sonuçlar farklı oluyorsa bize problemin kaynağı konusunda net bir fikir vermiş olmaz mı?

  9. İşin garibi “CHP’ye bak nasıl böyle bir laf eder?” diyenlerin sayisi azaldi.
    Benim anlamadigim bir başka durum da, erken seçim isteyen bir partinin son bir haftada sarfetmiş olduğu beyanlar. Ögretmenler gününde soyledigi, sonra iktidara oy vermek haramdır, en son ordu ile ilgili sözleri, bir yandan dış ulkeler yatirim yapmiyor demeleri sonra Katar a karşi çikmalari.
    Seçim isteyen bir parti ne yapar. Her şey guzel olacak der, vaatlerde bulunur, ulkenin butunlugu icin aciklamalar yapar, cozum falan uretir. Şehir şehir dolaşmaya başlar. Gerçekten Chp erken seçim istiyor mu?

  10. 1970’li yıllardan beri siyaseti takip ederim. Siyasiler arasındaki münakaşalar her zaman sert geçti.1970’li yıllarda cenazelerde Demirel ile
    Ecevit’in tokalaşıp tokalaşmayacakları merak edilirdi.1980’lerde Özal’a “Çankaya’nın şişmanı,
    işçi düşmanı” denirdi.Ya da Özal “Çankaya’daki
    zat”tı.1950’lerde CHP-DP mücadelesinin de sert geçtiğini kitaplardan okuyoruz.

    Bu sebepten dolayı “siyasetin bu hale gelmesi”
    gibi sözler nazarımda boş laftan ibaret.Zira siyaset bu hale falan gelmedi,her zaman böyleydi.Elbette siyasilerin sözlerini ölçüp biçerek söylemeleri ideal olandır.

    Bir de “memleketin bu hale gelmesinden” bahsedenler var.Ne olmuş memleket bu hale gelmiş de?Kötü mü olmuş?İhracat 30 küsur
    milyardı,180 milyar oldu.Fert başına milli gelir
    3 bin küsur dolardı,yuvarlak hesap 10 bin dolar oldu(salgın biraz düşürmüş olabilir).

    Meslek liselerinin kat sayı engeli vardı,kalktı.
    Başörtüsü patlayıcı madde gibi görülürdü,
    serbestleşti.12 yaşına kadar Kur’an öğrenme yasağı vardı,kalktı.Okullara Siyer ve seçmeli Kur’an dersleri kondu.Öğrencilere ders kitabı okulların açıldığı gün bedava veriliyor.Otoyollar,
    köprüler,metrolar,hızlı trenler,şehir hastaneleri,
    gelişen havayolu ulaşımı…

    Çankaya’dan dışarı çıkmayan Cumhurbaşkanı’ndan ABD’nin, Rusya’nın başkanları ile başa baş,dişe diş mücadele ve müzakere yapan bir Cumhurbaşkanı…

    Fetö’den arındırılmış bir Yargı,Emniyet, TSK ve diğer kurumlar…

    Bir de borcumuzun arttığını,120 ülke arasında ilk sıralarda olduğumuzu söyleyenler var.Taş üstüne taş koymazsan borcun olmaz.Hizmet yaparsan,yatırım yaparsan borcun olur.Ayrıca
    Türkiye’nin borcu 440 milyar civarında ama bunun yuvarlak hesap 170’i Devlete,270’i özel sektöre ait.Borçlardan bahsedilirken bu borcun
    tamamı Devlete aitmiş gibi davranılıyor.Özel sektörün borcu varsa bunu ödeyecek imkanı da var.Türkiye’nin borcu arttıysa milli geliri de arttı.
    Ödeyemeyecek olana kimse borç vermez.

    Hülasa iyi ki Türkiye bu hale geldi.Maddi ve manevi yönden eskisinden çok iyiyiz.

    İtirazı olan?

  11. Hocamızın bu günkü yazısı toplumun kanayan bir yarasına ayna tutan son derece gerçekçi ve doyurucu bir irdeleme yazısı olmuş . Bütün bu seviyesiz ve artniyetli tartışmalar inanın bütün bir toplumun ; anlayışını ,zihniyetini, tutum ve davranışlarını çok kötü bir şekilde etkilemektedir.Benyine fıkrama dönüyorum , bu kadarlık yeter .
    Temel, uzun zamandan beri yattığı akıl hastahanesinde iyice sıkılır , artık patlayacak hale gelir .Düşünür ,taşınır ve nihayet buradan kaçmaya karar verir .Ancak bunu tek başına değil de arkadaşlarıyla birlikte yapmanın daha garantili olacağını düşünerek konuyu onlara da açar . Uzun uzun konuşmalardan ve çeşitli alternatifleri de tartıştıktan sonra nihayet biri üzerinde mutabık kalırlar .Buna göre bir koçbaşı temin ederek üzerlerine kilitli olan ardı ardına üç kapıyı kırıp kaçacaklar ! Bu işin sevk ve idaresini de herkesin onayıyla Temel üstüne alır.
    Epey meşakkatli uğraşmalardan sonra bir şekilde dışardan getirtikleri koçbaşını da yatakların altına saklayarak planın en önemli hazırlığını tamamlarlar.
    Ve nihayet Temel , bir gece yarısı sessizce uyandırdığı koğuş arkadaşlarıyla birlikte firar harekatının ! düğmesine basar,
    -Uyy.. uşaklar , harekete geçeyuruk , tamam mi , hayde baçalum (bakalım)
    Ve hep birlikte koçbaşıyla ilk kapıya olanca güçleriyle yüklenirler , kapı büyük bir gürültüyle kırılır , açılır ! Arkasından aynı şekilde ikinci kapıya yüklenirler , onu da kırıp geçtikten sonra bir de ne görsünler , üçüncü kapı olduğu gibi açık durmuyor mu !! Hayretler içinde şaşırıp kalakalırlar ! Ne yapacaklarını bilemez bir durumda aval aval bakınırken elebaşı Temel ekibine emrini patlatır,
    – Uyy.. uşaklar , pilanumuz pozuldi , ceri döneyuruk !
    Baki selamlar

  12. Irkımın diğer evlatları gibi benim akrabalarım da korede yatıyor! Bugüne kadar türk askerinin korede ne işi vardı diye bir kez olsun soramamış şebeklere imf deyince; ne var canım darülaceze gibi bir vakıftır o da diyorlar, bir hızla faiz hesaplarını yapmaya girişirlerken… O da olmuyorsa başlıyorlar erbakanın gümüşmotorunu parlatmaya; sen istersen ebabil kuşları gibi cepheden cepheye yerli malı siha sürüleri uçur! Başlıyor bir muhabbet; armutun sapı üzümün çöpü diye uzayıp giden hesaplar…

  13. Satılmış 1dolarlık mankurtlar son günlerde yunan üniforması giymiş olarak alman gemilerinde görev yapıyor benden söylemesi! Kim demiş satılmaz?

    • “5 milyon askerden oluşan kızıl elma ordusunu kurduk, bütün afrika ülkelerinde hakim hale geldik, karabağ da suriye de libya da ırak da askerlerimiz namımızı konuşturuyor, iha ve sihalarımız dünyaya nam saldı. dünya da artık sözü dinlenen bir ülkeyiz, afrika da haberimiz olmadan kuş uçmaz.”

      söz-müzik: Beyaz tv- Kaan Sarıaydın

      bunları duyup da gemilerde silah arayanlara engel olamayanlar kendi halkını suçluyor.

  14. “Donald Trump’ın başkanlığa adaylığını açıkladığı ilk günden sandıkta yenildiği için görevi bırakması gerekecek son güne kadar ABD politikasına yerleştirdiği dilin o ülkeyi ne hale getirdiğini gördük, görmeye devam ediyoruz”
    diyorsunuz. Evet maalesef bu dil islamın da insanlığın da tasvip ettiği dil ve uslup değildir. Bu yüzden hep zararlıdır. Sadece dili kullananların yakınlarına kısa süreli menfaat sağlar, bir süre sonra onlar da bu zarardan etkilenirler. Örnek mi?…

  15. Görülen ve anlaşılan odur ki; insanlığı büyük bir ekonomik kriz ya da tufan bekliyor…
    Nuh Peygamber zamanında fiziki bir tufan olmuş, dünya yeniden şekillenmişti…
    Bize göre; bugün sosyal bir tufan olacak ve dünya yeniden şekillenecektir…
    Evet, sonuç olarak o zaman Hazreti Nuh Peygamber aleyhisselam kurtuluşu gemi inşasına bağlamıştır. Çok az kimse onu dinleyip gemiye binmiştir ve binenler kurtulmuştur. Diğerleri ise tufan dalgaları arasında boğulup gitmişlerdir.
    Bizler de bugün sosyal tufana karşı koyabilmek için yüz lojmanlı işyeri apartmanlarını ve semt kooperatiflerini Kur’an’dan öğrendiklerimizle öneriyoruz; detayları defalarca yazdık. (…) SELAM VE SAĞLIK DUALARIMLA… http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/13037/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Reform-yeni-reformlar-yeni-uygarlik-ve—-10

  16. ben tesadüfen habertük kanalında konuşmanın geçtiği bölümü izliyordum.
    chp milletvekili, ordu satılmış sözünü sarf etti. tank palet fabrikasına ilişkin eleştirilerini sıralarken tansiyon biraz yükselince söz buraya kadar gitti. ardından tank palet fabrikasının ordunun malı olması yönünden söyledim böyle bir niyetim yoktu diye de yayında pek çok kez düzeltti. lakin kendisi bir milletvekilidir, sözlerine dikkat etmek mecburiyetindir. chp nin maksadını aşan konuşmaları zaten meşhurdur, geçenlerde chp li çeviközün biden ile ilgili saçma ötesi sözleri kamuoyunda çok yer buldu ve günlerce tartışıldı. ne yazık ki fehmi beyin de altını çizdiği gibi konular daha sonra liderlere kadar uzayıp son derece rahatsız edici bir noktaya varabiliyor. sayın erdoğan ordu satılmış polemiğine sert bir yerlilik millilik açıklamasıyla girince kılınçdaroğlu da çok sert bir geri dönüş sergiledi, iş ergenekon-balyoz davalarına, kozmik odaların açılış kararının kimin verdiğine kadar geldi ve bu güzide ali makamların hiç bir amaca hizmet etmeyen tartışmalara nasıl sahne olduğu, siyasetin ne hale geldiğini iyice gözler önüne serdi. bu gibi kısır tartışmaların hiç olmazsa partilerin alt kodrolarında ve kendisine ne olursa olsun iktidarı ya da muhalefeti savunmayı ilke edinmiş akademisyen ve gazeteciler arasında olmasına özen gösterilmesi gerekmez mi? bir ülkenin cumhurbaşkanı böyle seviyede bir tartışmaya neden girer? verdiği tepki makamını ilgilendirdiği gibi aldığı tepkinin de makamını yıpratacağını hesaba katmalı değil mi?
    bir de ordu ağızlara sakız ediliyorsa…
    tank palet fabrikası zaten vicdanlarda sorunlu bir meseledir.
    mesele son derece basit.
    basit bir yatırım öyküsü aslında…
    bmc tmsf tarafından 2014 te 200 milyon dolara ethem sancağa satıldı. sonra %25 i rizeli iş adamına 100 milyon dolara satıldı. daha sonra hisselerin % 49
    u 300 milyon dolara katar ordusuna satıldı.( %100 ü 200 milyon dolar olan şirketin yaklaşık% 75 i 400 milyon dolara satıldı) sonra bmc CB kararları ile 1.4 milyar teşvik ve teşviklerin yanısıra pek çok destek aldı.-iki yılda üretmek üzere 250 adet tank siparişi aldı– aldı ama bunları üretebileceği bir yerleri yoktu, aldığı ihaleler nedeniyle üretecek yeri de olmadığında ne yapılsın bmc ye TSK ya ait olan tank palet fabrikasını kullanabileceği seçeneği sunuldu. 25 yıllığına 50 milyon dolar yeterli görüldü… bmc şimdi TSK ya ait bu fabrikada iki yılda 250 tank üretiyor.
    karşılığında 2 milyar 750 milyon dolar alacak.
    200 milyon dolarla başlayan bir yatırımın hikayesi…
    tsk nın kendi fabrikasında üretilen tankların hikayesi…
    şimdi bu hikaye vicdanlarda sorunlu değilse, sözün bittiği yerdir.

    • Tank yapacağım diyor ama buna uygun fabrikası yok. Sana TSK’nın tank-palet fabrikasını kiralayalım diyorlar. Ortak olarak Rize’li bir işadamını bir de Katar’ı al diyor Erdoğan. Bu kişilerin hiçbirinin savunma sanayi tecrübesi yok. Güya yerli-milli yapacaklarmış, hemen tamamı dışa bağımlı üstelik motor bulamadıkları için tankı yapamıyorlar. Bu hikaye tam bir skandal. Vaktiyle tankın prototipini yapan Koç Holding’i RTE devre dışı bırakmıştı üstelik onlar sırf bu iş için kendi arazilerinde tank fabrikası da kuracaklardı. Bu iş onlara verilseydi tankımız şu anda kullanılıyor olurdu.

        • sayın mim,
          ben bu konuya milli güvenlik meselesi üzerinden bakmıyorum, bilmediğim konularda yorum yapmam ve zan da bulunmam. burada çok ama çok başarılı bir yatırım öyküsü var. katarın dolaylı yoldan da olsa- yönetim de 7 katarlı bulunuyor-projelere ortak olmasını kesinlikle bir vatandaş olarak doğru bulmuyorum. ama bu bir güvenlik meselesi midir bilmem. tank palet fabrikasının değeri kimi 5 milyar dolar diyor, kimi 20 milyar dolar diyor sonuçta milyarlarca dolar değerinde çok kıymetli bir fabrika. 10 yılda 1000 tank üreteceği söyleniyor. 250 tanktan 2,750 milyon getiriyorsa bu kadar karlı bir fabrika için 25 yılda 50 milyon kira getirisi düşük değil mi diye düşünüyorum.

    • Didem hanım “ben tesadüfen habertük kanalında konuşmanın geçtiği bölümü izliyordum.” şeklinde başlayan yorumsularınızı okuyan biri “…sanki iletişim fakültesi mezunu, yüksek lisanslı, üç dil bilen biri değil de…” karacahil bir evkadını mı yazmış acaba bunları diye hayrete düştüğü için de küplere binmeyelim lütfen! Valla sn.bernar da yok biraz kafamızı dinleriz diyorduk ama o bile daha omurgalı bişeydi sanki?

      • kadirşinas kalmamış mı ne memlekette,
        ben, meseleleri anlarken iletişim fakültesi mezunu, lisanslı, 3 dil bilen biri gibi anlayıp, anlatırken ise kara cahil bir ev kadınının da anlayabileceği gibi anlatayım da, bunca nezaketime ve zerafetime bir teşekkür edeceğine kapı kapı gezip yakınmaya, özel yorumlar açıp öykünmeye çalışıyorsun,
        üstelik bir de omurga muhabbeti soslu,
        bunca değerbilmezlik olacak şey değil doğrusu, pes yani…

        • Hanımefendinin nezaketine ve zerafetine söz söylemek bizim boyumuzu aşar; her zaman derinlikli ve sempatik kişiliğinize hayranlığımı belirtmekten de büyük bir onur duyarım. Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz; ayrıca kapı gezmeyi filan da söylediğiniz gibi bıraktım zaten, sözümün eriyim?

      • Tarihte türkler lejyoner de yapmıştır, paralı askerlik çok eski bir işkoludur, ayrıca adı üstünde kölemen türkler(memlukler) ve baldırıçıplak çerkezler mısıra sultan bile olmuşlardır ve yüzyıllarca arabı çorabı yönetmişlerdir. Özellikle peçenek–uz türkleri, bizans ordusunda ve slav knezleri arasında her zaman paralı birlikler bulundurmuştur. Hakeza hun atalarımızda zaman zaman got vizigot ve roma dönemlerinde benzeri faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bugün dahi gezip gördüğüm yerlerde önce türk şehitliği var mı diye bakarım; estonyada, galiçyada her yerdeler… gavur müzelerinde turist rehberleri hangi dilde konuşursa konuşsun sürekli türkler türkler türkler diyerek ezberlediği cümlelerini sıralarlar… bugüne kadar türkiyenin afganistanda, kosovada ne işi var diyene rastlamadım ama konu libya, suriye, katar olunca herkesin bi kimyası değişiyor; neden acaba?
        Sonuçta türk ordusunun ne zaman nereye gideceğine ve orada ne yapacağına, ne kadar kalacağına tbmm ve başkomutanı karar veriyor! İtirazı olan?

  17. Bu olayların canlı şahidi olunca bir başka, yıllar sonra başka gözle bakınca bambaşka yorumlaya biliyoruz.
    Yıllardır Atatürk’ü korumak, belki de yüzyıllardır Peygamberimizi korumakla ilgili bin bir türlü olaylar yaşamıştır insanlarımız.
    -Bu değerlerin aslında korunmaya ihtiyaçları yok! mudur?
    -Yoksa ailemiz inancımız büyüklerimiz vatanımız gerekirse kanunla korunmalı! mıdır?
    Bazan bu konuları psikiyatrların çözmesi gerektiğini (psiktyr kurulu!☺) düşünürüm.
    70 yıl önce söylenmiş gaflet ve dalalet.. ile,
    2020 de gizli lozan sözleşmesi varmış üfürüğü yayıp, sözleşmede neymiş canimm
    Diyen bakış açısı incelenmelidir.
    Beşyüz yıl önceki veba salgını okutulmak, tedbirler alınmak zorundadır.
    Bir vekilin tvde programı na katılması başka şeydir, icraat yapıp gasteci medyaci akademisyenlerce irdelenmesi başka şeydir.
    Eskiden kadınlar kocalarından kurtulmak için kaveye salarlardı. Vekillerimiz mecliste ne güzel icraat yaparken ben çok beğeniyorum.
    Şunun şurasında beşyılcık orada duruyorlar zaten doymadan ayrılıyorlar.

  18. “KAMU YÖNETİMİ ÂDÂBI” isimli kitap var çalışma masamda…
    “Geleneğin İzinde Modern Bir Siyasetnâme” kitabın kapağındaki alt başlık.
    Büyük boy, 400 sayfalık hacimli bir kitap; yazarı, kamu tecrübesi de olan bir profesör.

    Yüzlerce yıldır “Siyasetnâme” kitapları yazılırdı ama yüz yılı da aşan bir süreden beri bu tür kitaplar yazılmıyor ya da yazılamıyor; bu kitap bu yönüyle ilk olma özelliği de taşıyor.

    Bugünkü Fehmi Koru yazısını okuyunca, tevafuk diyeyim ve bu bilgiyi paylaşayım dedim.
    Üçüncü milenyumun başlarına ulaşmış olan insanlık, hem doğuda hem batıda, bizim “sosyal tufan” dediğimiz seviyede sorunlar yaşıyor; siyaset, idare kamu yönetime ya da bir bütün olarak sistem/düzen pek çok şeye muhtaç…

  19. Birkaç sene önce konuştuğu salonun taraftarlarıyla hıncahınç dolu kalabalık ortamının etkisi altında, ülke o kalabalıktan ibaretmiş yanılsamasıyla “yakında bunları Ege’den denize dökeceğiz!” minvalinde coşkun haykırışlar yapan bir CHP’li siyasetçiyi yakın zamanda bir televizyon kanalında son derece makul şeyler söylerken gördüm ve “Allah Allah!Bu adam o adam mı? diye kendi kendime düşünmeden edemedim.

    Ortam etkisi insanları gaza getirip söz ve davranışlarında makuliyet çizgisinin dışına çıkartabiliyor.Bu da tam tersine,iş yapamayan ancak bu tarz uçuk kaçık söylemleri gündem yapıp kamuoyunun dikkatlerini dağıtmak üzere kullanabileceği şekilde,hakim gücün ekmeğine yağ süren bir duruma dönüşüyor.

    28 Şubat öncesinde de o dönemin Sincan Belediye Başkanı gibi birkaç Refah Partili siyasetçinin,konuştukları ortamın etkisi altında sarfettikleri absürt sözleri 28 Şubat’ın gerekçelerinden olmuşlardı.

    “Bin düşün,bir söyle!”nasihatının,herkesten önce sükûnet diline sahip olmaları beklenen siyasetçilerde maalesef bir karşılığı yok.Benimkisi de laf işte;düşünen adamın şu siyaset işleyişi içinde ne işi olabilir ki?

    • Uğur düşünen adamın işi; siyaset yoluyla demokratik bir mücadele verip milletin gönlüne girmeye çalışmak değil halkın ensesine bir dipçik vurup meseleyi f16 ve tanklarla halletmektir değil mi?

      • 1950 yılında Kore’ye giden askerimizi 2020 yılındaki İMF hikayesine bağlayıp,onunla da gariban yorumcuya bağlantı kuran abidik gubidik işlerin uzmanına ben ne anlatabilirim ki Gayret?Neil Armstrong’da 1969 yılında aya çıkmıştı.Bir de “her yerde kâr var” diye bir şarkı vardı.Ayrıca “Ben giderim o gider,yanımda tin tin eder” diye bir bilmece de vardı.Süleyman Efendi’nin nasırını da hatırlarsın.Hadi bakalım,anlam kuracağım diye biraz da senin beyninin sigortaları zorlansın.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız