1969’da Batı’yı titretti İslam Dünyası, soğuktan kıkırdadılar.. Bugün ise…

26

ABD başkanı Donald Trump’ın yanına İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu’yu da alarak Washington’da yaptığı Filistin’le ilgili açıklamanın üzerinden günler geçti. [Göreceksiniz, üzerinden haftalar ve hatta aylar da geçecektir.] Şimdiye kadar verilen tepkiler dışında herhangi bir anlamlı gelişme yapılabildi mi?

Bu sorunun cevabı için biraz önceye dönmemiz gerekiyor.

Büyükelçilik Kudüs’e, Golan tepeleri İsrail’e

İlk önce 2018 yılının Mayıs ayına…

“Önemli bir mesajım olacak” açıklamasını yapmıştı Trump ve hemen ardından önemli mesajın ülkesinin İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak olduğunu duyurmuştu. 14 Mayıs 2018 günü de, ABD’nin bu amaçla inşa ettirdiği Kudüs’teki büyükelçilik binasına taşınma töreni yapıldı.  Törene görüntülü mesajıyla katılan Trump, “İsrail’in başkenti Kudüs’tür ve her bağımsız ülke gibi İsrail de kendi başkentini kendisi kararlaştırma hakkına sahiptir” dedi.

Trump’ın sözlerini, ABD’den gelen dört Cumhuriyetçi Parti senatörü ve Trump’ın damadı da olan Ortadoğu danışmanı Jared Kushner ile birlikte 32 ülkenin büyükelçisi veya diplomatı tören yerinde izledi.

Tepkiler, hem de en sert cinsinden tepkiler, o açıklama ve tören vesilesiyle İslam Dünyası’ndan duyuldu. 

Sonuç?

Reklam

ABD’den sonra bir çok başka ülke daha büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı.

Yukarıda anlattığım olayın mazisi biraz eski -iki yıl kadar eski- olduğu için unutulmuş olabilir, o sebeple geçen yıl yine tepkilere yol açmış bir başka Trump klasiğine daha bakmakta yarar var.

Geçen yılın (2019) 25 Mart tarihi…

İsrail aslında Suriye toprağı olan Golan tepelerini 1967 yılından beri  işgali altında tutuyor. BM kararlarına göre, İsrail’in işgal ettiği tepeyi Suriye’ye çoktan geri vermesi gerekirdi; stratejik değeri bulunduğunu ileri sürerek BM’nin konuya ilişkin birden fazla kararına uymadı İsrail. Yıllar içerisinde yerleşsinler diye binlerce İsrailliyi oraya da taşıdı.

Trump, geçen yıl Mart ayında, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, yanına yine Netanyahu’yu alarak, ülkesinin Golan tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini resmen tanıdığını ilan etti. Bunu imzaladığı bir başkanlık kararıyla resmiyete de döktü.

Anlık tepkiler dışında elle tutulur ve anlam taşıyan herhangi bir gelişme yaşandı mı bu olayın ardından? 

Hayır yaşanmadı. İki yıl önceki büyükelçilik taşıma ve bir yıl önceki Golan tepeleri kararlarından sonra tepkiler dışında sonuç alıcı bir gelişme yaşandığını hatırlamıyorum.

Şimdi sorular ve cevaplar

Reklam

Peki, ‘Yüzyılın Anlaşması’ adı verilen ‘Ortadoğu barış planı’ iddialı yeni Trump projesinin, yani bugüne kadar çoğu ABD nezaretinde yapılmış bir dizi müzakerenin ruhuna ve BM’nin yıllar içerisinde aldığı çeşitli kararlara bütünüyle aykırı olan bu girişimin herhangi bir sonucu olacak mıdır?

Evet, büyük ihtimalle olacaktır.

Kudüs’ün İsrail’in ‘bölünmez ve ebedi başkenti’ ilan edilip büyükelçiliğin oraya taşınması ile işgal altındaki Suriye toprağı olan Golan tepelerinin İsrail’e ait olduğu kararları sonrasında Trump’ın girişimleri kalıcılık kazandı; bu son girişim de muhtemelen benzer bir sonuç doğuracaktır.

[Araplar İsrail’e üç kez savaş açtılar (1947, 1967, 1973) ve bunların sonrasında barış arayışları başladı. Çeşitli konferanslar ve müzakereler yürütüldü. (Camp David mutabakatı 1978; Madrid Konferansı 1991; Oslo Anlaşması 1993; yeniden Camp David 2000; Taba 2001; Suud Kralı Abdullah’ın barış planı 2002; yol haritası 2003; Cenevre Mutabakatı 203; Annapolis Konferansı 2007; yakınlaşma görüşmeleri 2010). Hepsinde ‘iki devletli çözüm’ eksenliydi müzakereler ve Kudüs Filistin devletinin başkenti olacaktı.]

Trump’a gelene kadar bütün Amerikan başkanları ‘Filistin sorunu’ için ‘iki devletli çözüm’ konusu dışına çıkmayan politikaları savundular.

Büyük ihtimalle, tepkilerin lafta kalmayacağı, 50’den fazla ülkeden oluşan İslam Dünyası’nın duyacağı rahatsızlığın ABD çıkarlarını zedeleyecek bir düzeye ulaşabileceği endişesiyle…

[İsrailli bir fanatiğin 1969 yılında Mescid-i Aksa’yı kundaklamaya kalkışması üzerine, o zamanki Suudi Arabistan Kralı Faysal, 25 İslam ülkesini harekete geçirerek olayı kınamış, ancak kınamayla sonuç alınamayınca, konuya duyarsız kalan Batı ülkelerine petrol ambargosu uygulamaya başlamıştı. Petrolsüzlükten kış ortasında evlerde ısınamadı Batılılar. İslam İşbirliği Teşkilatı (eskinin İslam Konferansı Örgütü; İKÖ) o olay üzerine kurulmuştur.]

Petrol ambargosu Batı ülkelerini ciddi biçimde sarstı.

Batı yaşadıklarından dersler çıkarıp geçmişte başına gelenin tekrarını imkansız hale getirmeyi biliyor. Bugün yapılacak bir petrol boykotu işe yaramaz. Yine de tepkiler ötesinde de yapılabilecek bir şeyler mutlaka vardır.

İİT bugün Cidde’de konuyu görüşecek.

Arap Birliği Örgütü de geçen hafta toplandı ve ‘Yüzyılın Projesi’ adı verilmiş planın kabul edilemeyeceğini ilan etti, planı kınadı. 

Herhalde İİT toplantısından da benzer bir kınama kararı çıkacaktır.

İşte o kadar.

Zaten 1969’da bile varlığını hissettirebilen İslam Dünyası’nın bugünkü hali bundan ötesine izin verir mi, şüpheliyim.

Batı kendisini zor duruma düşürebilecek girişimleri aldığı tedbirlerle işlevsiz bırakmayı becerirken, İslam Dünyası’nı oluşturan ülkeler aynı süre içerisinde kendi güçlerini zayıflatacak idraksizliklere yol açtılar.

Suriye, Irak, Libya, Yemen’in halleri ortada.

Mısır ve Ürdün Filistin konusunda farklı düşünüyor.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de keskin tavırlardan kaçınma eğiliminde.

Geriye ne kalıyor?

Kendimizi aldatmayalım; bu tabloda bizim de sorumluluğumuz var.

ΩΩΩΩ 

26 YORUMLAR

    • Duaları kabul olmuş demek ki epiktetos arkadaş, sayın yazar bugün sizden bahsediyor öbür sayfada, okumadıysan oku, allahın kölesi..!

  1. Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi ve ‘Yüzyılın Planı’ bence çok da ilginç ve hayret edilecek gelişmeler değildir. Bu sonuç zaten bekleniyordu sadece tam tarihini bilmiyorduk.

    İlginç olanlar bence şunlardır :

    ABD gibi bir süper güç ve mirasını devraldığı İngiltere aceleci davranmıyor ve olabildiğince yumuşak güç kullanıyorlar. İsteselerdi 2. Dünya Savaşı sonrası İsrail Devleti’ni başkenti Kudüs olacak şekilde ve bugünkü sınırlarında kurabilirlerdi. Kimse de gıkını çıkaramazdı. Fakat böyle yapmıyorlar, sorunu oya gibi işleyip şartların olgunlaşmasını bekliyorlar ve bunun için gerekirse birkaç nesil sabretmesini biliyorlar. Bu arada kimseye de Ey Araplar falan diye hitap etmiyorlar.

    Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması kaçınılmazdı. Zira İsrail “Kudüs İsrail’in başkentidir” derken, Müslümanlar “Kudüs Müslümanlarındır” veya “Kudüs Filistin’in başkentidir” diyorlardı. Bu durumda Kudüs’ün kim güçlü ise onun başkenti olacağı aşikardı. Ancak “Kudüs Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanların ortak bir şehri olsun” denseydi, bugün İsrail’in başkenti olamazdı. (Bu görüş, İsrail Devleti’ni tanıyan 1948 BM kararlarında da yer alıyordu)

    Araplar İsrail’e karşı 3 kez tek taraflı olarak savaş açtılar ve üçünü de kaybettiler. Üç savaşı da kazanan tarafın topraklarını biraz genişletmesi tarihi realiteye aykırı değildir. Bu gerçek hoşumuza gitmeyebilir ama tarihte hep böyle olmuştur.

    Erdoğan’ın 2009’daki ‘One minute’ çıkışıyla İsrail Cumhurbaşkanına “siz sadece öldürmeyi bilirsiniz” demesi tarihi bir gaftı. Zira baş tacı ettiği Hamas’ın kuruluş tüzüğünde “Amacımız İsrail’i yok etmek” yazıyordu!

    Erdoğan’ın Halifelik hayalleri emperyal güçleri karşı hamle yapmaya zorlamış ve Mısır başta olmak üzere birçok Arap ülkesinin tamamen Batı’ya bağlı hale gelmelerine neden olmuştur. Şii İran’ın bu amaçla kullanılabileceğini anlayamamak için de ancak Siyasal İslamcı olmak gerekirdi.

    Şimdi ortamı o hale getirdiler ki hemen tüm Müslüman ülkeler “Filistin sorunundan” bıktı ve başka dertleriyle meşgul haldeler. Müslüman ülkelerin kaderi ya Diktatörlük ile yönetilmek yada dindar fakat cahil seçmenlerin desteği ile Siyasal İslamcılara teslim olmak şeklinde oluyor. Türkiye bir istisnaydı şimdi o da değil.

  2. Fehmi Bey bugünkü yazısıyla 29 Ocaktaki gene benzer konulu yazısındaki söylemlerini sürdürüyor ve Dünya Liderine ve onun eşsiz hükümetine haksızlık yapıyor. Filistin için One Minute ile başlayan sürecin hayır getirmediğini söylüyor ve bütün bu olumsuzluklarda hükümetimizin de payı olduğunu iddia ediyor. Tek kelimeyle haşa! Bir kere bizim hükümetimiz ve onun lideri asla hata yapmaz, bazen aldatılsa bile o aldanmış görünmeler de bir hikmete mebnidir. Siz benim dalga geçtiğimi sanıyorsunuz ama size kısaca anlatınca kazın ayağının öyle olmadığını anlayacaksınız.
    Malum 2002-2011 arası dönem Ak Parti dönemi oluyor ve neredeyse herkes bu dönemde the Cemaat denen bir oluşumun hükümet üzerinde çok etkili olduğunu ve hatta onların adeta gizli hükümet olduğunu iddia ediyor. Bu konuda en katı laikinden en bölücü Kürtçüsüne, en aşırı solcusundan en sıkı şeriatcısına kadar (bazı istisnalar olsa bile) bir konsensus var. O nedenle AKP iktidarının 2011’e kadar olan dış politikasını onun özgün dış politikası saymamak lazım. Evet one minute ve Mavi Marmara gibi bazı çıkışlar yapabildiler ama the Cemaat kendilerini fena halde engellediği için o dönemde kendi özgün icraatlarını yapamadılar.
    Erdoğan, AKP ve sonraki ortakları derin devlet ve MHP hep beraber hangi başarılara imza attılar? Şöyle bir bakalım. Bundan sonrası onların ağzından:
    1-Suriye’de iç savaş çıkarılmasına katkı yaptık ve ülkemize dört milyon mülteci kazandırılmasını sağladık. Bunun bonusu olarak Kuzey Suriye’de nur topu gibi bir PKK devletçiği doğdu ve muhteşem dış politikamız sayesinde bütün büyük devletler tarafından tanındı. Hatta masaya yumruğumuzu vurduğumuz halde bu oluşum Türkiye’ye tercih edildi.
    2-Bütün İslam Dünyasında neredeyse devlet denebilecek herkesle kavgalı olduk, hepsini sildik attık, sadece Katar’a katarlandık. İslam ülkeleriyle sayısız anlaşmalar, görüşmeler ve kaynaşmalar yaptık. İnanılmaz başarılar sağladık. Hepsinde keseyi açıp parayı döktük ve istediğimizi aldık. Ne mi istemiştik? Tabii ki o ülkelerdeki Cemaat okullarının kapatılmasını ve oradaki öğretmenlerin iadesini, yada en azından ülkeden çıkarılmasını. Hepsini de başardık. Daha ne olsun.
    3-Asırlık müttefikimiz ABD ile fena bozuştuk ama Başkan Trump hariç. İnanılmaz şekilde, bizim coğrafyadan kaynaklanan beş asırlık rakibimiz Rusya’yı kuzuya çevirdik. Başkanımız Putin’le rutin haftalık görüşür oldu. Ne caka ama. Kırım’da, Orta Asya’da, Çeçenistan’da, Suriye’de, Libya’da en temel tezlerimizi çöpe attık. Olsun, bizim Başkan Putin’in mesai arkadaşı oldu ya önemli olan o. O şak dedi biz tak yaptık. Başkan Trump da bizim bizim Başkan’ın bağlı olduğu Putin’e bağlı, yani ABD’den de problem yok.
    4-Diyeceksiniz Filistin, canım o kadar bağırdık ya. Daha ne olsun. Artık İsrail’in rutine binen bombalamalarını filan haber yaptırmıyoruz, kimsecikler duymuyor, zaten yandaş olmayan gazete de TV de yok. Şu Mavi Marmara da tam bir lutüf oldu. “Otoriteden izin alma” diye bir söylemi pişirdik, taşırdık, sonuçta 20 milyon dolar aldığımızı varsayarak bütün İsrailli katilleri akladık pakladık.
    5-Bizim dış politikada bir tane ve yegane kırmızı çizgimiz vardır o da the Cemaat’e zarar vermektir. Ondan sonra da ailenin maddi menfaatleri gelir (hangi aile diye sormayın). Gerisi laf-u güzaf.
    6-Koalisyonun ulusalcı ve ulu-solcu ortakları ile MHP’liler K. Suriye’deki Kürt Devletinden hazzetmediler. Ne gam, biz onu da bir kazanca çevirdik. Ne zaman içerde işler kötü gitse o bölgeye bir saldırı başlatıp konuyu değiştirdik, bütün muhalefeti muma çevirdik. Suriyeli sığınmacılar da bize Allah’ın lütfu. Yoksa bu insan hakları karnesi ile değil AB aday ülkesi, NATO üyesi vs. olmak ve devam etmek, bu ülkelerle diplomatik ilişki bile kuramazdık. Şimdi ne zaman Batı’dan bir eleştiri gelse hemen mültecileri uzaktan gösteriyoruz, sesleri kesiliyor.
    7-Mirim bu muhteşem dış politika esas bize içerde sükse sağladı. Artık herkes (yani haritada Türkiye’nin hangi kıtada olduğunu bilmeyen seçmenimiz) bizim dünyada ne kadar önemli bir ülke olduğumuzu anladı. Bu saatten sonra ülkenin hepsini satsak problem olmaz. “Onlar zaten düşman, Haçlılar bize karşı birleşti, içimizdeki hainler (ki yüzde elliye yakınlar) onlarla işbirliği yaptı” deriz gene koltuğu koruruz.
    Sonuç olarak Ümmet’in bizden başka savunucusu var mı? Haydi kalın sağlıcakla.

    • Eski milli futbolcu Arif Erdem’in ABD’den iadesi resmen istenmiş.
      Başkentgaz’ın Kızılay’a bağışı ABD’deki bir vakfa gitmiş.
      6 futbolcu fetöden cezalara çarptırılmış.

  3. Nurdan hanım!
    Bir Museviye “İran olmasa İsrail ne yapar?” diye sormuştum
    Cevabı şu oldu:”İran olmasa İsrail yeni bir İran yaratmak zorundadır” olmuştu.
    Bu cevap birçok İslam ülkesi için geçerli

    • Evet, H.K bey! Doğru ve mertce bir cevap vermiş. Aslında Müseviler Türkleri ve Türkiyeyi seviyorlar! Yalnız onlarda Netanyahu, bizdede İran seven koltuk sevdalıları olduğu müdetçe, hep çakma kavgalarla halkı uyutup devletler arası ikili oyunalarlada çep doldurmaya devam ederler.
      O Müsevinin dediklerinede aynen katılıyorum.

      Eğer İran olmassa ortadoğu ve Türkiye cennet gibi ülkeler olur.

      Hem araplar hemde Türkler! İranın gerçek yüzünü görmezden geliyorlar.
      Basit bir örnek! PKK yi İran besliyor, bizimkiler Süriyeye saldıriyor.
      21 yıldı PKKyi bitirecek ellerinde Õcalan gibi birisi var olmasına rağmen bunlar seçim kazanmak için onu orda beslyorlar. Tabii barış olursa bunlar milleti ne ile uyutup cep dolduracaklar.
      Ne diyelim! Allahin verdiği akıl gibi bir nimetimiz var onu dahi kullanmasını bilmiyoruz.

  4. 15 Temmuz gerçekten de birileri için bir nimet. Kimler için peki? Birileri için. “Ortaya böyle laf atıp sıyrılıp gidemezsin ey gafil! Çamur atma! Söyle bakalım kimler için nimetmiş 15 Temmuz?” der üstüme gelirseniz, “Mesela Hak-İş’e bağlı Öz Ağaç İş Sendikası Genel Başkanı Tuncay Dolu için. . .” derim, elimi ufaktan açarım.

    Peki nasıl nimet olmuş 15 Temmuz Dolu Tuncay için?

    Onu kendisine sorun. Benim okuyup öğrendiğim şu: Amcam, 15 Temmuz darbe girişiminden tam 7 ay sonra, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne baş vuruyor gazilik raporu almak için. Üstelik de adı geçen hastanenin ACİL SERVİSİ’ne baş vuruyor -iyi mi!?

    Hastane ne yapıyor peki? Ne yapacak? Adam boru değil ki. Belli ki hatırı sayılır bir sendika lideri: Elbette basıyor raporu amcama! Amcamız da bu rapor sayesinde 15 Temmuz’dan sonra “gazi” oluyor!

    Hastanenin raporunu okuyalım:

    “Hasta Tuncay Dolu’nun 21.02.2017 tarihli ve 1156 sayılı dilekçesine istinaden, dosya bilgileri incelenerek, 16 Temmuz 2016 tarihi 03.16’da hastanemiz acil servisine müracaat ettiği, acil servis uzmanı ve nöbetçi ortopedi uzmanı tarafından muayene edildiği tespit edilmiştir. Ateşli silah yaralanması olarak kayıtlara geçmiştir. Kişi beyanı ile bu olaylar neticesinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaralandığı ve gazi olduğu hususunda kanaat hasıl olmuştur. İş bu belge kişinin isteği üzerine düzenlenmiştir.”

    Evet, aynen böyle: “Kişi beyanı ile bu olaylar neticesinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaralandığı ve gazi olduğu hususunda kanaat hasıl olmuştur.”

    Eee, yerli ve de milli vatan evlatlarının bazısı 15 Temmuz Börekçisi, 15 Temmuz Tekel Büfesi açacak da benim güzel sendika liderimin eli armut mu toplayacak! Bastırmış 7 ay sonra bir hastanenin acil servisine, kapmış gazi ünvanını “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaralandığı ve gazi olduğu hususunda kanaat hasıl olduğu” için!

    Böyle haberleri, zan altındaki kişinin savunmasını vermeden paylaşmak ahlaksızlık olur.

    Görev yerine gelsin, bu güzel vatan evladı gazimizin savunması da kendisine yer bulsun o zaman:

    “Dolu hakkında Öz Ağaç İş Sendikası’ndan yapılan açıklama şu şekilde: “Genel Başkanımız bunun bir vatan görevi olduğunu düşünerek, kamu kurumlarının yardım istemini kabul etmediği gibi hastane kayıtları ve resmi belgesi olmasına rağmen daha önce gazilik belgesine başvurmamış, gazilik unvanıyla ilgili hiçbir kamu kurumu ve kuruluşundan tek kuruş maaş, tazminat ve gazilere tanınan yakınlarını işe yerleştirme gibi hakların hiçbirinden faydalanmamıştır.”

    Milli ve de yerli değerli vatan evlatlarına hayırlı ve bereketli işler dileyelim. . .

  5. Karar Gazetesi yazarlarından Yusuf Ziya Cömert,”Müslümanalığımızla Yüzleşebilir miyiz?”başlıklı bir yazı yazmış.Yazı altındaki yorumlarda biri dikkatimi çekti.Kendi ile yüzleşmek konusunda ayak direyen ve kabahatı başkasında arayan bir yorumdu.Bu yoruma binaen şunları duyuyorum.

    İnsanın kendisiyle yüzleşebilmesi , insanlık mertebesinin yükselmesini sağlar. İnsan hatalarıyla, kusurlarıyla, başarısızlıklarıyla İNSAN’dır.Ancak,hatalarının farkına varıp kendini düzeltebilenler olgun insandır.
    Bunu kabul edip bu yönleriyle yüzleşmeye cesaret eden kişi , artık kendi gücünü eline almış , kendi devrimini gerçekleştirip değişiminin fitilini ateşleyen kişidir.
    Artık kendimize kendimizi cesurca itiraf edemeyen, kendi iç yüzleşmeyi gerçekleştiremeyen; kendi illizyonu içinde avunur kalır. Başkasını öne sürmek,kendine bak demek;asla kendi ile yüzleşmeyi istemeyip sahte dünyasında kısılıp kalmışların işidir.Kendini muhteşem sanan kişi ,kendini aldatıyordur.Kendi ile yüzleşmek cesaret ister.İnsanın yapmaya tahammül edemediği kendi ile yüzleşmektir. Yüzleşmekten kaçan insana göre hep kendi haklıdır.Kendini haklı çıkaracak yüzlece gerekçe öne sürer.Objektif davranan kişi ,birini birşeye yasak etme altında kalmaz. Sabit düşüncelerde kalanlar emmare nefse sahip kişilerdir.İnanç-teslimiyet noktasında değilseniz, inancı ve imanı yenileme ,hataları düzeltme ve objektif bakış açısında değilsinizidir.Kendinize düşman bellediğiniz kişiler ve zıt fikirlere karşı ;sitemkâr sözler,ani çıkışlar,saldırgan tavırlarınız suçunuzu gizleme fobinizden ileri gelir.
    Yüzleşme cesaret ister. Cesur insanların yaptığı şey, kendini ilmek ilmek dokumaktır.
    ‘’ KENDİNLE YÜZLEŞMEKTEN KORKMA . BULACAĞIN KİŞİYİ SEVEBİLİRSİN.. ‘’ 
                                                                                                                  

  6. Allah rahmet eylesin gene 6 tane kuzumuzu Erken seçime sitartina kurban verdik.

    Eyyyy Analar! EVLATLARINIZA madem Sahip çıkamiyorsunuz.

    Adamlar trol ordusu ile gündem saptirmak için onlari 1001 kılığa sokiyorlar! “BARAN”kardeş dünkü trolde bunlardan biriydi. Lütfen bu tiplere gõz aştırmayın. Daha doğrusu tuzaklarını başlarına geçiriniz.

  7. İster Suriye, ister bir bütün olarak Orta Doğu bağlamındaki dış siyaseti ele alın. Tablo değişmiyor: İktidarı savunanlar, kurulmuş plak gibi, hep aynı şeyi söyleyip duruyorlar:

    “Ne yani? Ortadoğu’da taşlar yerinden oynarken Türkiye gelişmelere seyirci kalsın, bunu mu istiyorsunuz? Sınırlarımız boyunca güvenliğimiz için bir tehdit unsuru olan PYD güçlerini görmezden mi gelmeliydik? Sizi gidi Türkiye’yi korkaklığa ve pısırıklığa mahkum etmek isteyen pabucumun muhalifleri sizi!”

    Bu ve benzeri söylemler, açık bir kurnazlık. Şöyle düşünün bir an: Esed ya da bir başka bölge ülkesi iktidarı, açıktan açığa Erdoğan iktidarını “halkına zulmeden acımasız bir diktatör” ilan ediyor ve Türkiye’de insanlara Erdoğan iktidarını yıkma çağrısında bulunuyor. İktidara muhalif bütün unsurları kendi ülkesinde topluyor, onlardan bir Türkiye Milli Ordusu teşkil ediyor. Ne kadar iktidar karşıtı Alevi, solcu, Kürt bilmem ne varsa, bunları besliyor, silahlandırıyor, kendi ordusunun subayları tarafından bunlara savaş eğitimi veriyor. “Eli kulağında, gideceğiz İstanbul’a, hep birlikte Süleymaniye Camii’nde namazımızı eda edeceğiz” diye atıp tutuyor o ülkenin lideri ve devlet adamları.

    Kendinizi nasıl hissederdiniz?

    İçi boş hamaset, zihinleri uyuşturan bir propaganda öyle aklıselimden ve gerçekçilikten koparmış ki pek çoğunuzu, dünya bir Türkiye’den ibaret sanıyorsunuz. O Türkye’nin de istediği gibi çalıp söyleyebileceğine inandırılmışsınız.

    İpe sapa gelmez beklenti ve iddialarla Suriye’nin parçalanmasına vesile oldu Türkiye. Daha önce kimlik sahibi bile olamayan Kürtler bu parçalanma sürecinde aktif bir aktör olarak ortaya çıktılar.

    Her adımı kocaman bir fiyasko olan Suriye sürecinde, Türkiye’nin bir şey elde etmesi şöyle dursun, milyarlarca doları 4 milyonu aşkın Suriyeli mülteci, bir o kadarını da envayi çeşit selefi-cihatçı, pek çoğu paralı asker olan Suriye Bilmem Ne Ordusu için harcamak zorunda kaldı ve bu durum devam ediyor.

    Ne ekonomiden, ne dış siyasetten zerre kadar anlamayan Erdoğan, “PYD’nin Suriye’de önünü kestik” diye şişiniyor: Sen o akla zarar Suriye politikasına girişmeden önce Kürtlerin Suriye’de nüfus cüzdanları bile yoktu efendi!

    Doğru dürüst istihbarat ağı bile yok Türkiye’nin bölge ülkelerinde. Budalaca bir “Orta Doğu halkları bizi bekliyor, Erdoğan’ı kendi lideri sayıyor, ne de olsa o topraklar bir zaman Osmanlı idi” sayıklamasına inandılar, seçmenlerini de inandırdılar.

    Rusya ile ABD arasında pinpon topuna döndü Türkiye.

    Rejim değiştirmek Türkiye’ye mi düştü?

    Türkiye bir ülke de bölgedeki diğerleri boru mu? Gir o zaman İran’a, Suudi Arabistan’a, BAE’ne de -Esed’den bir farkı var mı onların ceberrut rejimlerinin?

    Şehitlerimizin intikamını Esed ordusundan misliyle almışsız. Böyle söylüyor Erdoğan. Ne Esedi, ne Suriye Ordusu: Karşındaki buz gibi Putin ve onun Rusyası!

    Ağzını açacak hali yok dünya liderinin. Olan biteni elbette biliyor. Boşuna değildi “Astana sözleşmesine uymuyor Rusya” diye cızırdayıp halkımıza Putin’i şikayet etmesi önceki hafta. Başımıza gelecekleri görmüştü, halkı rezalete hazırlama konuşmasıydı o.

    Kepazeliği bize “pro-aktif dış politika” diye yutturmaya çalışıyorlar şimdi.

    Halkın ilk erken seçimlerdeki “pro-aktif” tutumu ile yüzleşip çekip gidecekler. Hiçbir şeyden anladığı yok Erdoğan’ın. Varsa yoksa iktidarını sürdürmek, Türkiye’yi maskara durumuna düşürüp bunu da “dik durmak” olarak yutturmak.

    F36 projesinden çıkarıldı Türkiye, milyarlar heba oldu. S400 diye diye ensemizde boza pişirdiler. S400 lafını ağzına alan yok nicedir. Erdoğan’ın Saray’ının arka bahçesine mi depoladılar, kaçak işletilip yıkılan kömür madenlerinden birine dolgu maddesi olarak mı gömdüler, ne bilen ne soran var. Bir bilmem kaç milyar da öyle heba edildi.

    Birisi kafasını çıkarıp çıkarıp soruyor burada: “Papaz nerde papaz? Neden vermiyorlar Pensilvanya papazını?”

    Ben de soruyorum o zaman:

    S400’ler nerde? Nerde S400’ler? Nerde 4 milyon Suriyeli mültecinin gidip yerleşeceği ve sonra da tarımla uğraşacağı TOKİ evleri?

    Erdoğan’ın promptersız yapamamasının, gazeteci karşısına çıkamamasının nedeni de bu zaten.

    “Biz Türkler var ya. . .” diye hindi gibi şişinip düş dünyasında yaşamaya devam ettikçe, bir tokat Batı’dan, bir tokat Kuzey’den gelmeye devam edecek.

  8. Rejim güçleri Mehmetçiğe saldırısı, Cumhurbaşkanı Erdoğanın Ukrayna gezisi ile bir bağlantısı var mı? Rusya Türkiye’ye gözdağı mı vermek istiyor? Zira Ukrayna Hükümeti Türkiye’den 200 milyon TL yardım alacaklarını duyurdu. Ukrayna ordusu için bu para harcanacaktı….

  9. Seyyid Kutup ve onun döneminde yaşayan büyük mütefekkirlerin ete kemiğe büründürdüğü kendilerince İslam dünyasının tek çıkış kapısı olarak düşünülen Siyasal İslam fikri İslam dünyasındaki entellektüel fakirlik ırkçı aşiretçi yaklaşımlar ve tabiki finansal merkezlerin öncelikleri nedeniyle ya radikalleşti ya içi boşaltıldı yada İslamı unutup sadece siyasallaştılar. Dolayısı ile o kapı açılmamak üzere kapanmıştır.

  10. Suriye nin kırmızı çizgisi Golan tepeleri,İsrail in elinde.Erdoağn ın krmızı çizgisi,Kudüs ve Mescd i Aksa İsrail in elide.İsrail kırmızı çizgi filan tanımıyor.Koydu mu oturtuyor.Lafla peynir gemisi yürümüyor.İstadiğin kadar İsrail e lâf söyle faydasız.Sahada güçlü olan alıyor alacağını.Erdoğan ın söylemidir bu.Erdoğan ayrıca,güçlü olan haklıdır demişti.İsrail için ağzını geleni söyledi şimdiye kadar.Sonra gitti yahudi övünç madalyasını aldı göğsüne taktı.Gitti,İsrail ile güvenlik ve işbirliği anlaşması yaptı.Peki böyle ikircikli siyaset İsrail i korkuttu mu?Hayır.Şİmdi de Filistin barış planı ile sahada lacağını aldı.Vay ,Erdoğan iyi bağırıyor,iyi lâf söylüyormuş!İsarail e demediğini bırakmıyor.Arap liderler sus pus,bir Erdoğan konuşuyor.Peki konuştu da ne oldu?Lâf söyledi de ne oldu?İsrail korktu mu?Bunun yolu lâf söylemek ve kızmak değil.Erdoğan ın söylediği gibi,sahada güçlü olan kazanıyor:Güçlü olan haklı oluyor.Erdoğan böyle söylüyor da gidip İsrail e askeri operasyon yapamıyor.Kudüs e Mescid i Aksay a bayrak dikemiyor.Lâfla peynir gemisi yürümüyor Erdoğan.Söylediğin gibi ,sahada elde edeceksin.Sözle lâfla oluyor.Kendinizi kandırmayın.

  11. Islam birliğinin kurulmasının kaçınılmazlığını öncelemeyen, bunu ideal edinmeyenleri gaflet içerisinde telakki etmeyen tüm yorumlar/yazılar beyhude ve boştur. Matematik yanılmaz. Müslümanlar’ın şuurlu ergenleri gayret ederek, zamanlarını beklemektedir. Sakallı Husnulere selam yok!

  12. Öncede bidon kafalılar diyorlardı… Göbeğini kaşıyanlar…Siyah çarşaflıl hanımlara ninja diyorlardı…Bir kaç yıl bunlar baya değişmiş diyorduk…Halkın değerleri sonunda gördüler diyorduk… Üç beş belediyeyi alınca…yavaş yavaş kabuklarından çıkmaya başladılar… Teröristlerin kitaplarını belediyenin sitesinden satmaya başladılar…Destek olurcasına tiyatrolarında görüntü vermeye başladılar…Alıştıra alıştıra….Şimdi de bi kadın çıktı ortaya…İstanbul büyükşehir Genel Sekreteri…..İsmek toplantılarında……
    Başörtülü bekar kadınlara,Bunları itfaiyecilerle buluşturun. Bir gece düzenleyin ne böyle herkes bekâr arkadaşları kaynaştıralım. diyormuş… yetinmemiş..
    Siz başörtülerinizle otobüse binince terlemiyor musunuz? Zor olmuyor mu?….. Kokuyorsunuzdur siz şimdi….Alışacaksınız bizlere yavaş yavaş dercesine….yetinmemiş….. Erkeklerin kadınları ezmesini, “Bunlar ancak Orta Çağ’da olur” demiş….Kendince İslama vurgu yapmış….
    Şimdi bu kadını görevden alırlar mı bekleyip göreceğiz….
    Bu zavallı kadına şunu hatırlatmak icap eder; sizler o koltuklara maalesef zamanlama açısından doğruyu görememiş Müslümanların eliyle oturtuldunuz! … Diyor ya imamın kayığı “Alışacaksınız bana”… Birader sen alışacaksın…
    İyi oldu bunların üçbeş Büyükşehir belediyeyi alması… Yeni nesil de görecek….Bunların yapmadıkları işlere bakacak… konuşmalarına bakacak…Gençler görüp yakinen kıyaslama yapacak…
    Hadi Fetöcüleri anlarız zira mayalarında her türlü ihanet mevcut lakin Müslümanca yaşıyor olmasına rağmen ders verme niyetiyle CHP ve zihniyetine oy vermiş muhafazakâr kesim de bir iki dakka düşünür herhalde….

    • Şimdi Sn.Türkeş’e uyup biz de bazı sakallı dindar erkeklerin ve türbanlı dindar kadınların laik kesimler hakkında neler dediklerini yazsak ortalık daha da şenlenir değil mi! Bu tür örnekler her kesimden daima bulunur ve fazla birşey ifade etmez. Halkımızın çoğu başı açık ve başörtülü birlikte yaşamayı biliyor ve Sn.Türkeş gibilere aldırmıyor.

    • Şahin Bey, sanırım bu yorum sayfalarının gediklisi H. Gayret Biladerim’in şerrinden haberdar değilsiniz, ya da buna aldırdığınız yok. H. Gayret Bey hiç haz etmez bu tür videolardan. Ben kendi başıma gelenden biliyorum. Vallahi “arşivlerde eşelenen fare”den girer, “kanıbozuk”tan çıkar. Yetmezmiş gibi, Türkeş ismiyle yazan yorumcu da size her bir cümlesinin arasına üç nokta (. . .) serpiştirmenin bir orijinallik olduğu saplantısıyla makul uzunlukta bir makale uzunluğunda CHP ve Kılıçdaroğlu + 15 Temmuz yazısı döşenir, dipnot olarak da HDP ve Demirtaş anlatır. Çok muhtemelen de, Serdar Turan da uzatır kafasını son olarak tüyü dikmek için ve soruverir: “Papaz nerede papaz! Neden vermiyorlar Pensilvanva papazını?”

      “Valla vız gelir tırıs gider, böyle cızırtılar benim keyfimi kaçırmaz” diyorsanız, ben de “Hoş geldiniz” diyorum 🙂

  13. Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına çekmek istiyorlar. Gerek suriyede gerekse filistinde Türkiye yalnız bırakılmaktadır. Rejim güçleri Mehmetçiğe saldırıda bulundu. İdlip libya Filistin derken Türkiye’ye tuzaklar kurulmaktadır.

  14. Demek kendi başlarına birer birer ve bütünsel olarak İslam ülkelerinin bir egemenlik sorunu mevcut.

    Artık Trump ne derse o: “Golan tepeleri İsrail’indir, o kadar; Kudüs İsrail’in başkentidir, o kadar.”

    Yakında “İstanbul Bizan’sın başkentidir; sevgili Putin de böyle düşünüyor” derse şaşırmak mı gerekir, korkmak mı? Bilemedim.

    İslam ülkeleri başkentleri birer birer düşüyor… Bağdat, Şam, Trablus, Kudüs. İstanbul ise bunlardan önce düşmüştü. Bu bir süreç galiba.

    Batı ile İslam dünyasının bitmez, bitmeyecek bir düellosuna şahit oluyoruz ve bu en son Sn. Koru’nun da değindiği gibi iki bloktan birinin, İslam ülkeleri blokunun, Kral Faysal’ın himayesinde petrolden gelen gücü sayesinde, Batı blokunu günümüze gelene dek hizaya getiren bir zafer niteliğindeydi.

    Şimdiyse durum, tersine döndü demekten ziyade vahim ve içler acısı.

    İslam ülkelerinin elinde ne petrol gibi kullanışlı bir silah kaldı ne de gönül birliği, ülkü birliği. Hamaset nutuklarından başka… Bu da işe yaramıyor ve karşı tarafça ne kadar bayağı olduğu da biliniyor zaten.

    Arap Birliği Örgütü üyeleri ile İİT üyelerinin temsilcileri birbirlerinin yüzüne nasıl bakıyorlar/bakacaklar…neyi konuşup neyi halledecekler, çaresizliklerini bir diğerinin yüzüne mi haykıracaklar? Ne yapacaklar?

    Yönetenleri yerinden edecek, onları titretecek ya da sorgulayacak kamuoyları da kalmadı İslam ülkelerinin. Ne olduysa, etkisizleşti.

    “Yönetemiyorsunuz; ulusal-uluslararası ve bölgesel menfaatlerimizi yönetemiyorsunuz” diye haykıracak kitleler yok artık. Ya baskılandılar ya da kapitalizmin o bitmek bilmeyen tüketim algısının birer neferi oldular.

    Oysa Kral Faysal’ın petrol ambargosu, soğukta kalan Batılı ülke halklarının tepkisini hedefliyordu ki netice verdi. Demek o ülkelerin kamuoyları diri ve canlı idiler, yönetimlerine tepki koyabilirlerdi.

    İslam ülkeleri ise -aslında en büyük değeri- halklarını baskı altına alıyor, onlara gün yüzü göstermiyorlar. Otoriter yönetimler, totaliter rejimler halklarına bir türlü güven duymuyorlar; kendi düzeninin devamı için olandan başka…Düzenleri adına ülke kaynaklarını ihtişam sergilemek için çarçur ediyorlar.

    Trump’ın ve karar alıcılarının yaptıkları Ortadoğuya barış getirmeyecektir. Dahası, iştahı kabaran İsrail’in “başka yok mu” talebini canlandıracaktır. Huzursuzluk alanı genişleyecek, Batı’nın çekindiği mülteci sorununu tetikleyecek ve sorunlar yumağının bir parçası da Batı olacaktır. Öyle sıkıntılar yaşandığı yerde kalmayacak sınırlarını aşarak Batıyı da etkisi altına alacaktır. Belki de dünyanın bozulan dengesini daha da bozacaktır.

    Umarım bu bozgun sonrası İslam ülkelerinin otoriter rejimlerde bozulur; halkalar, milletler daha insani, daha medeni yönetimler geliştirirler.

    Parçalı ve ayrı düşünen İslam ülkeleri zayıfladılar, parçalandılar, yıkıldılar; ellerinden petrol ve diğer emtia gibi kullanışlı silahları da alındı.

    Geriye ne kaldı? diye soruyor Sn. Koru.

    “Çıkmadık candan ümit kesilmez” diyeyim ben de.

  15. İslam Ülkelerinın! Halkları, Din ticareti yapan Diktatörler tarafından EVSÜNLENMIŞ! Bu nedenden dolayı, uyuşuk beyinleri ile karıncaya dahi güç yetiremezler.
    Çünkü karınca kendini müslüman olarak yutturanlar gibi yan gelip yatipde çalarak lüks hayat yaşamiyor!
    Çalışarak yaşamini sürdüriyor….

    Yalnız, bir konuda Müslüman erkekler bayağı çalışkan. Oda Asker üretimi konusu! Bu işe (bazi istisnalar hariç) virgülü ve noktasına kadar dikkat ediyorlar.
    Oda 4 bucuk kadınla evlenme, işi….
    Herhalde yarım kadını biliyorsunuzdur? Neyise genede yazayım, ( kõle) jariyeler yarım kadın sayılıyormuş!
    Bu kanunu uygulayan ülkeler arasında ilk sıralarda Somali ve Sudi Arapistan yer aliyor.

    Başarılı erkeği anası yetiştirir eşi desdekler.
    Allah CC çalışana mali verir, çalana ve onu alkıkşlayanlara da belayi

    İslam aleminin baş komutanı Trump! O ne derse o olur.
    Daha sonra Suriyede yaptığı gibi piyonlarıni ortaya sürerek iki tarafada ellerindeki zamani geçmiş silahlari satip hem para kazanır hemde düşmanlarını birbiri ile savaştırarak yener.

    Erdoğan ve ekibinin elinden gelse Atatürkün baş komutanlık ünvanını
    Trump’a verirler.
    Onlar Trumpın kazanması için Putinden daha fazla çalıştılar. Hatta havuz yazarları o zaman ” trump neden kazanmalı? Diğe kırk dereden su taşır gibi içi boş laflar yazip duruyordular.

    Bizim başkan! Müslüman gençler konusunda çok hasas birisi! Sırf onlari okutup eğitmek ve dûnyadaki müslumanları korumak için düyaya cami ABDye õğrenci yurtları yapiyor ve bunlari yaparkende adeta kendini parçaliyor!

    Sırf o zavali miliyarder gençlere yatacak yer yaptırabilmek içinde! Ülkesindeki Yetim ve fakirlerin boğazından kesecek kadar fedakar bir müslüman!
    Bu fedakırlıklar karşısında insanin gõzleri yaşariyor!

    Fehmi bey! Eğer Filistine barış gelirse o zaman bizim zavallıda dahil bu diktatõrlerin kendi halklarıni kandıracak malzemeleri biter! Bunlara malzeme lazım.
    Bunlar hayatta malzemelerinden vaz geçmezler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız