IMF ile yeniden ilişki mi kuruluyor? IMF heyetinin muhalefetle görüşmesi haberi bana bunu düşündürdü…

30

IMF heyeti Türkiye’ye gelmiş…

Türkiye’yi sarsan son haber bu. Ancak bu çok tuhaf bir haber. Tuhaf, çünkü IMF heyeti ülkemize her yıl iki kez geliyor. Programlı gelişler bunlar. Türkiye IMF’nin yönetiminde yer alan bir ülke. Bizden heyetler de en azından yılda bir kez IMF’nin Washington’da yapılan toplantılarına katılıyorlar.

Acaba haberi önemli kılan, hükümet adına açıklamalar yapılmasına sebep olan, Ankara’da bulundukları sırada IMF heyetinin hükümet ve iktidar partisi yetkilileri dışından bazı isimlerle de görüşmesi mi? 

CHP’den Faik Öztrak ve İYİ Parti’den Durmuş Yılmaz’la da görüşmüş IMF heyeti.

Bu isimlerden ilki CHP’den siyasete atılmadan önce Hazine müsteşarlığı yapmış, ikincisi de Merkez Bankası başkanlığı sonrasında MHP’den siyasete girmişti. Devlet görevinde bulundukları sürede herhalde bir çok kez IMF heyetleri ile ülkemiz içi ve dışında görüşmüşlerdir.

Haberlerden hükümetin IMF heyetinin bu iki isimle görüşmesine tepki verdiği anlaşılıyor.

Öyle sanıyorum ki, bu muhalefetten isimlerle IMF heyetlerinin ilk görüşmesi değildir. Eminim, daha önceki yıllarda da, IMF heyetleri Türkiye’ye geldiklerinde muhalif bilinen isimlerle görüşme ihtiyacı duymuşlardır.

Adamların işi budur çünkü.

Reklam

Bir zamanlar Washington’da

IMF kendisiyle borç-alacak ilişkisi bulunmayan -şimdi Türkiye gibi- ülkelerle ilgili de raporlar kaleme alır. Yıl boyu yayımlanan ve devletlerle yabancı yatırımcıların değer verdikleri IMF raporlarında Türk ekonomisiyle ilgili bilgilere de mutlaka yer verilir.

O bilgileri tek taraflı kaynaklardan aldıklarını düşünmüyoruz herhalde.

Acaba verilen tepkilerin çok şiddetli olmasının görünenden farklı bir -veya birden fazla- sebebi olabilir mi?

Yıllar önce, Türkiye’nin henüz IMF ile ilişkilerini koparmadığı bir dönemde, Türk ekonomisinde söz sahibi bir kurumun düzenlediği bir seri toplantı vesilesiyle çıktığımız bir Washington gezisini hatırlıyorum. O gezide, kurumun daha önce devlette ekonomiyle ilgili üst düzey görevler üstlenmiş bazı uzmanları da Türk ekonomisiyle ilgili sunumlar yapmışlardı.

Geziden aklımda kalan en önemli görüntü bir akşam yemeğinde masayı IMF’nin Türk  çalışanlarıyla paylaşmamdır. Daha doğrusu onlardan öğrendiğim bir gerçek… 

“IMF’de maaşlarımızı Türkiye ilişkisi sayesinde alabiliyoruz” demişti bir Türk çalışan; ardından diğerleriyle birlikte bu sözün içini dolduran açıklamalar yapmışlardı.

Evet, IMF’de Türk çalışanlar da var.

Reklam

Ülkemize yılda iki kez düzenli heyet gönderen, hükümet ve ekonomi bürokrasisinden heyetlerle Washington’da yılda en az bir kez görüşen, bu arada Türk ekonomistleri de bünyesinde barındıran IMF’nin, iki farklı muhalefet partisinden geçmişten zaten tanıdıkları isimlerle Ankara’da biraraya gelmesinin haber değeri olmaması gerekir.

Bazıları “Görüşme gizli yapıldığı için bu tepki” diyorlar.

Gerçekten ‘gizli’ yapılsaydı, kimsenin ruhu duymazdı.

Tabii IMF görüşmeyi ‘gizli’ hale getirip sonrasında kendisi haberleşmesini sağlamamışsa…

Sebep şu olabilir mi?

Kuşkumu burada paylaşabilirim: Acaba IMF ile yeniden ilişki kurulacak ve kamuoyunun buna tepki gösterebileceği beklentisi sebebiyle muhalefetle görüşüldüğü bilgisi haberleştirilmiş olmasın? Meclis’te temsil edilen iki partinin -CHP ile İYİ Parti’nin- önemli isimlerinin IMF ile görüştüğü kamuoyu tarafından bilinirse, yeniden ilişki kurulma hükümet açısından daha kolay olabilir gibime geliyor.

Böyle bir kuşku duymamın sebebi, Türk ekonomisinin yeniden IMF ile bir anlaşmaya muhtaç hale geldiği ve hükümetin kamuoyundan çekindiği için bu yolda adım atmaktan çekindiğinin uzun bir süredir tekrarlanagelmesidir.

IMF’den borç alabilen bir ülke olursak daha kolay ve daha ucuz biçimde borç bulabiliriz diye düşünülüyor. IMF borç verince bunu ‘kemer sıkma politikası’ adı verilen bir programı ülkeye dayatarak yapıyor. Program, hükümetleri harcamalarda daha dikkatli olmaya zorluyor. Gelişigüzel kamu harcamaları duruyor, buna karşılık belli aralıklarla IMF’den kredi alınabiliyor. IMF ile programın varlığı ve oradan kredi alınabilmesi başka yabancı kurumların da ülkeye farklı -daha olumlu- yaklaşmasını getiriyor.

“Türkiye’nin böyle bir ilişkiye ihtiyacı var” deniliyor.

İhtiyacı var, ama IMF üzerinden yürütülen aleyhte propaganda yüzünden bu gerçekleşemiyor.

Bir denilen de bu.

Muhalefetin IMF heyetiyle görüşmesi kaçınılan ilişkiyi kolaylaştırabilir (mi?).

Acaba bu yeni gelişmenin Suriye politikasındaki değişim ve muhtemel askeri operasyon ile de bir ilişkisi olabilir mi?

Operasyon demek ek finansman kaynağı ihtiyacı anlamına da geliyor ya…

Basit ve hiçbir başka özelliği bulunmayan bir görüşmenin şimdi yaşandığı türden büyük bir sarsıntıya yol açması bana bunları düşündürdü.

ΩΩΩΩ

30 YORUMLAR

  1. Tencere dibin kara, seninki benden kara. Erdoğan akp kurulurken hiçbir resmi sıfatı olamadan abd ye gidip başkan gibi karşılanıp görüşme yapmadımı. kendi görüşünce iyi başkası görüşünce kötü. işte bu yüzden kaybetmeye mahkum oluyor. başkalarının ne yaptığını gözetlemekten enerjisini iş yapmaya vermiyor. şurdaki yorum yapanların bilgisinden fazla bilgileri var. o zaman olayı art niyet doyumsuzluk olarak açıklamak az gelir.

  2. AKP nin kayıp edecek olmasina en çok Inşaat şirketti veya inşaat şirketi adi altind devletten nemalananlar çıldiriyorlar.
    Isteyen burdaki yorumlardan bahs ettiğim şahisların kimler oldugunu anlayabilirler.

  3. Bu nasıl bir algı yönetimidir
    Adamlar gizli görüşmede otel odasında basılmış ama hükümet görüşüyordur diyorsunuz.yalan da değil IMF zaten hükümetle devamlı görüşür çünkü üyesi ama IMF den borç almak İçin görüştüğünü ima ediyorsunuz ki hiçbir veriye dayanmayan bir iftira
    CHP ve iyi partinin görüşmesini ise zaten daha önce görevleri gereği görüşüyorlardı gibi bir çarpıtma ile açıklıyorsunuz Bu adamlar görevleri sırasında defalarca görüşmüş olabilir bugün hangi görevle hemde gizli görüşüyorlar tarihte var mı böyle bir görüşme
    Suç üstü yakalananları dizin kadar temize çıkaran görmedim fehmi bey

    • IMF Hükümet dışında, muhalefet ve iş hayatı örgütleri ile de görüşür. Çalışma tarzı budur, amacı ekonomi hakkında olabildiğince doğru bilgi toplamaktır. Yani anormal bir şey yok, anormal olan AKP=Erdoğan’ın her şeyi kendi çıkarına kullanmasıdır.

  4. AKPnin iktidara geldiği 2002 yılında IMF’ye olan borç 23 miyar dolar, dış borç 129 milyar dolar toplam 152 milyar dolar.60 milyar dolarlık özelleştirme geliri çıkınca devraldığı borç 92 milyar dolar.
    Yıl 2019 dış borç 453 milyar dolar.
    Aradaki fark 342 milyar dolar.
    Atatürk barajı 2,5 (iki buçuk) milyar dolar.
    Osmangazi Köprüsü 1 milyar dolar.
    Yani aradaki fark ile 136 tane daha Atatürk barajı olması gerekirdi.Atatürk barajının göl uzunluğu 200 km.
    Atatürk barajı demişken GAP’ın fiziki gerçekleşme oranını bilen var mı? Oran % 17
    Bu arada 125 ülkeden 135 tarım ürünü ithal ediyoruz.
    17 yılda sadece pamuk ithalatına ödediğimiz para 21 milyar dolar.

  5. Baki bey, merhaba! Bizde kafası çalişanlara değil çenesi çalişanlara ŕağbet veriliyor. Bu gibi siyasetciler yapmak isdedikleri iş değil cep doldurumak olduğu için,+ tembel bir millette ellerine getimi işleri tamamdır.
    Bir ülkede (nerede ise nufusun yarisi) 30 miliyon, insana devlet yardımı yapılıyorsa demekki onların başarısi bu gibi işleri iyi becermesinden kaynaklaniyor..

    Zaten millet olarak tembel “GÖSTERİŞ” seven menfaatlara dayanan itaatlardan dolayı.
    Türkiyeyi soyuyorlar borç batağina batirmişlar, dişariya yatırim yapiyorlar, henuz doymadiklari için IMF den borç almayı erteliyorlar!
    Çünkü IMF VERDIĞI borç paraların nerelerde kullanılacağıni de soruyor. Bu nedenlerden dolayi yurt dişina vakif adi altinda miliyar dolarlar yatirim yapanlara,para verdiği zaman hesabini sorar yani ortaya çikarır.
    Zaten IMF ye borcu bitirdikten sonra neler olduğuna bakmak yeter.
    $35 miliyar borcu ödedik $ 350 miliyar borçlandik.
    Sarayın bir aylık yiyecek masrafi, 5 miliyona çıkmiş olmaside karınlarının ne kadar aç olduğunu gösteriyor.
    Turkiye o kadar zenginki dünyaya Cami ve iş hanları yaptiriyor!
    Zaten mutahitlerde Karadenizli.
    GEEEL KEYFIM GEL.
    HARAM PARA YIYENLER IÇIN ÇOK LEZZETLİ OLUR DERLERDI DE INANMAZDIK.
    sağ olsunlar onlar sayesinde öğrendik. Zaten bunlaride! İslam adina yaptiklari için bu dünyadaki rantlarini bire on aliyorlar.
    Sağlicakla kalın

      • Kuveyt Türk , Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ortağı olduğu bir kurum . Yazıda ne tesadüf Türkiye düşmanı Kati Peri. min kadim dostu , eski CHP li kaçak FETÖ cü bir vekilden de bahsediyor . Hiç şaşırmadık . Bu işin altından da aklı sıra Bank Asya’nın intikamını alacağını sanan FETÖ termr örgütü çıkacak .

        • Düzeltilmiş metin :
          Kuveyt Türk , Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ortağı olduğu bir kurum . Yazıda ne tesadüf , Türkiye ve Türk düşmanı Kati Piri ‘ nin kadim dostu , eski CHP li kaçak FETÖ cü bir vekilden de bahsediyor . Hiç şaşırmadık . Bu işin altından da aklı sıra Bank Asya’nın intikamını alacağını sanan FETÖ terör örgütü çıkacak .
          Kahrolsun FETOIZM yaşasın mücadelemiz.

  6. şu yorgan altı muhabbetine benzeyen; gizli açık mini kapalı uluorta bağırarak çığlık atarak kükreyerek kedi gibi pusarak kelimelerini duyduğum zaman tasımın tepesi atıyor..
    bu gizli görüşmede ‘dolarları yaktınız fakat dolara endeksli sözleşmeleri öderken o dolar üzerinden hesap yapacağınızı unuttunuz’ mu diyecekler?
    yada tatlı tatlı yediniz dolarikleri de acı acı işte böyle s.çt..r..lar mı diyececekler?
    veyahut ye kürküm yeee.. mi diyecek teşvik edecekler?
    muhalefet ne diyecek?
    hükümeti mi ispikleyecek? yoksa ben şikayetçiyim mi diyecek?
    bunca zaman ne demiş? ne olmuş?
    asıl benim merakımı celbeden:
    Babasının Can’ı canım cicim geliyon muu? gelmiyon mu?
    geleceksen gelirken sipariş verecem: altımızda d.n olsun misali ımf gelir melir icabında sen ne edecen?
    bizim 10-15 binlik ekistra aylıkları gırpacanmı gırpmecen mi?
    mermi atar gibi tak tak sıraya mı koycen? yoksa bir atımlık mı?
    metroları, yolları, havalanlarını, denizşlerini uzayişlerini bir çırpıdamı yapcen yoksa zamana mı yaycen?
    önce borçlanıp hesaba mı yazdırmak karlı?
    yoksa paran kadar kumaş alıp yamalı bohça gibi parçalı elbisemi giymeli?
    üretim deyince bitlikoyin basmak mı anlıyon?
    karakoyun, et süt, tarım, sanayi ürünleri mi?
    para işi gizli saklı olur mu a benim canlarım?

  7. IMF’ye olan borcu ödedik ve onları kovduk diye propaganda yaptılar. Halbuki Türkiye’nin 2002’de 130 milyar dolar olan toplam dış borcunu 500 milyar dolara çıkarttılar. Yani IMF’den borç almamışlar ama başka finans kuruluşlarından almışlar. Fakat dincilik öyle bir mikrop ki bu kadar basit bir gerçeği bile görmezden veya anlamazdan geldiler.

    Eskiden meşhur bir slogan vardı. “Komünizmin görüldüğü yerde başı ezilmelidir”. Şimdi bu deyişi yenileme ve günün şartlarına adapte etme zamanı geldi.

  8. AKP seçim çalışmalarına başlamış.Hemde Özal taktiği ile.Biz gidersek IMF gelir..Bakın şimdiden başladılar IMF den akıl almaya..IMF işin neresinde ,nasıl bir kumpas bulmak gazeteci işi.Ama giderayak hükümetten muhalefete sağlam bir gol…

  9. Borç ve Faiz
    Faizli borçlanma artık çıkmaza girmiştir. Bundan önce devletler faizle borçlanıyor, yatarımlar yapıyordu. Köylerdeki işsizlere işyeri üretiyordu. Bugün tam istihdam sağlanmıştır. Köyden gelecek işsiz yok, yeni yatırım yapamıyoruz. İhtiyacımız yoktur. O halde niçin borç alma ihtiyacı duyuyoruz? Çünkü borcu borçla kapatacağız.
    Borcu borçla kapatmak demek borçların katmerleşerek artması demektir. Sonunda borç bulamama ve borç müdürlüğü kurup ülkeyi satma demektir. Devleti yıkma demektir. Osmanlının yıkılışı önümüzde. O halde AK Parti kendisini ve ülkeyi ölüme götürüyor demektir.
    Çözüm, Merkez Bankası’nın altın bonosunu çıkarması, faiz yerine kredileşme sistemini getirmesidir. Bunu devlet yaptırır. Biz halk olarak yapmalıyız. İstanbul’da kuyumculuk kooperatifi kurulmalı bu altın bonosunu çıkarıp kuyumcularda altınla değiştirilmelidir. Altın bonosu altınla konvertibl hale gelmelidir. Türkiye’de uluslararası para üretimi olur.
    Ödemeler Türk Lirası, borçlanmalar altın bonosu ile yapılır. Enflasyonun etkisi sıfırlanır.
    Diğer taraftan Dolar borcu, altın bonosu borcuna çevrilir. Ormanlarımız ve dağlarımız birer dönümlük parsellere ayrılır ve tüm dünyaya arz edilir. 200 gramlık altın bonosu ile kredileşme yapılır. Yer kirasız, bono faizsiz değiştirilir. Taraflar sözleşmeyi sona erdirmede özgür olurlar. Yer boşaltılır, altınlar ödenir.
    İktidarlar bunu yapmıyor. Gene biz halk olarak yapmalıyız. Kuvâ’yi Milliye’yi oluşturalım ve devletimizi yıkılmaktan kurtaralım. Duydunuz mu?

    • Gelişmekte olan ülkeler borç alarak ve aldığı parayı yatırım yaparak kalkınır.
      2005-2007 paranın bolluğunda aldığımız paraları çarçur ettik.
      Ak parti aldığı paraları yol, köprü yaptı. tekrar ödeme zamanı
      geldiğinde kasada fareler cirit atıyordu.
      Biz o paraları fabrikaya, bilime yatırsaydık
      tekrar ödeme kolay olurdu ve kalkınmış bir Türkiye olurdu.

        • Borç almada sırf IMF bankasımı var. Misal Dünya bankası ve diğer yabancı bankalar. şu an Türkiyenin 500 milyar dolar borcu var.

          IMF batmış devletlere 0.2 faizle borç verir. ve Nereye harcadığının hesabını sorar.
          Halkımızda IMF bankasını Kötü bilir. Hükümette ondan dolayı IMF’den borç para almaz.

          Diğer bankalarda %6 ile borç para verir. ödeyemezse temerrüt faizi %9-12 ‘lere çıkar.
          IMF düşük faizle para verdiği için, IMF’den borç para alınmalı.

  10. ÇALIŞMAYLA ZENGİN OLUNMAZ

    “İBM in 250 milyar TL nakiti varmış ve önümüzdeki yıl abd de 30 milyar dolarlık bir yatırıım daha yapıp 20 bin yüksek nitelikte elemanı işe alacakmış.”
    Yukarıdaki paragrafı anlıyor musunuz? Ki bu abd deki şirketlerden yalnızca bir tanesi. Batıyı ve abd yi, ekonomik verilerini, gelişmişliklerini örnek gösterip; biz de niye yok diyenler 3 kere daha okusun. Biz burada damatlarla, belediyelerin israfı ile birbirimize gol atma derdinde iken, binlerce fetöcü değişik isim ve ideolojiler altında Türkiyeyi batırma algı çalışmaları yaparken batıyı yakalamak değil ayakta kalmak bile hayal, Çevrecilik, serbest piyasa hikayelerini bırakıp saldırgan ve devlet otoritesi altında yeni bir kalkınma hamlesine ihtiyacımız var. Her akarsuyu her madeni son damlasına kadar kullanarak, atıl durumdaki karadeniz ve doğu anadoludaki yaylaları %,2,5 Emsal ile imara açarak arap sermayesine açmalıyız, karaköydeki arap camin etrafını istiklal caddesine kadar kentsel dönüşüme alıp arab mahallesi yapılması gibi projelerle sermaye çekmeliyiz. Girişimci teşviklerini boşa dağıtmayıp yürüyen projelere hatta örneğin s400 benzeri milli yerli bir projeye harcamalıyız.
    Başlık çocukluğumda sık duyduğum bir deyimdi. Çin gibi farklı bir oyun kuramaz isek bizim bütçemiz kadar elinde nakit bulunan şirketlere sahip ülkelere yetişmemiz zor görünüyor.

  11. Düşüncelerinizde haklısınız Sn. Koru..Daha neler neler düşünülebilir.

    Benim aklıma gelenlerin ilki de şu: Devlet borçlanmaya gittiğinde yabancı sermayenin yanında yerli sermaye ile de ilişkiye girer ve yerli sermayedarlardan da borçlanır. Sermayedar diyorum çünkü; öyle hazine bonosu, hisse senedi, döviz ihracı gibi daha çok küçük yatırımcının talep edeceği yatırım araçlarından ziyade daha büyük, devasa sermayeye sahip olan ve ülkenin siyaseti ile dış işlerini/ilişkilerini de etkileyecek ve bunu kendine ”misyon” belirlemiş “sermayedarlar” dan bahsediyorum. Gerçi bunların kimler ve nerede olduklarını kimse/kamuoyu bilmez; ben yinede sorayım: Ülkenin bu zor durumunda, yeniden IMF’nin kapısına yüz sürmeye, avdet etmeye yönelindiği bu günlerde bunlar kimlerdir ve neredeler?

    Şunu da ilave edeyim: Sektörde deneyimli olanlardan edindiğim bilgiye göre, inşaattan büyük kar ve sermaye edinen büyük müteahhitler sermayelerini döviz, altın ve faizde tutuyorlarmış. Lokomotif bildiğimiz inşaat sektöründeki durgunluğun ve işsizliğin bir diğer nedeni de bu imiş.
    Bindikleri dalı kesiyormuş gibi görünebilirler lakin değil; başka “dallara” tünemişler!

    Yanında yabancı sermayenin -yerli sermayenin de- ülkemizden çekilmiş olması ve bir daha ulaşılmasının güç ve zor oluşu ne ile izah edilebilir? Aklıma gelenin ikincisi de işte bu sorunun cevabı: Güven(sizlik)!

    Yabancı sermayenin oluk oluk aktığı, yerlisinin de şahlanışa geçtiği yakın dönemi hepimiz de hatırlıyoruz. Bu dönemde IMF’ye olan borç kapatılmış üstüne IMF’ye borç vermiştik. Gerçi ülkenin dış borcu büyük rakamlara ulaşmaya devam ediyordu da…

    Hukuki ve demokratik gelişmeler, insan hak ve hürriyetleri konusundaki iyileşmeler, özgür düşüncenin tezahürü düşünceyi ifade edebilme hürriyeti gibi paralel gelişmeleri o dönemlerde yaşadık.. Bir de betonlaşmayı…Çünkü bir güven ortamı mevcut idi.

    Güven ortamı ortadan kalkınca dış işlerimizde kötüye gitti. Komşular ile “sıfır sorun” politikamız sırf sorun olmaya ve ucu ta uzak ülkelere ulaşacak kadar uzadı. Dış politikada “Değerli yalnızlık” tarifi, dış ilişkilerimizde yalnız kaldığımızın itirafı oldu ve bunu biz, bir “değer” olarak addettik malesef.

    Şimdi soru şu: Var olan veya kazanılan bu ‘güven ortamını’ kim/ler ne için, neden, hangi araçları(!) kullanarak ortadan kaldırmış oldular? Sorumlu/lar kimler?

    Toplam borcu 500 Milyar Dolar civarında olan bir devletin, iç ve dış politikadaki harekat kabiliyeti nasıl olur..zor mu kolay mı?

    McKenzie den sonra IMF’nin kapımıza dayanması yukarıdaki soruya bir cevap teşkil eder umarım.

    • Hasan hey, belki de imfnin dervisleri turkiyeden borc istemeye gelmistir de(borcumuz olmadigina gore) hukumet chp ye yonlendirmistir cemisleri; ne de olsa isbankasinda para coktur..!

      • H.Gayret! söylediklerine inanacak kadar moron olmadığın kesin.
        – Yalanları savunmak sende hiç vicdan muhasebesine neden olmuyor mu merak ettim.
        – Yani hiç, kendinden utanmıyor musun? hiç, “insanlar bebeğinin mamasını çalmak zorunda kalıyor. insanlar, kriz nedeniyle intihar ediyor. insanlar bu durumdayken, ben herşeyin çok güzel olduğunu söyleyip para kazanıyorum. Ayıp değil mi bana?” gibilerinden, en azından aynaya baktığın zaman, az da olsa, hani öyle utancından yerin dibine geçmek şeklinde değil, fakat, en azından, “birisi beni tanımasın” diyecek kadar da olsa utanma duygusu, birara, (zaten uzun sürmesi mümkün görünmüyor sende), böyle bir duygu sana uğramıyor mu?
        – bazen internetten hayvanlar alemi ile ilgili videolar izliyorum. mesela bir kaplan, bir leopar annesini yediği maymunun yavrusuna şefkat gösteriyor ya da bir aslan, bir antilop yavrusunu, kendi yavrusu gibi, başka aslanlara karşı koruyor. bu tür videoları görüyorum. “demek ki her canlıda az da olsa vicdan vardır” diyorum.
        – Sonra sizi görüyorum. Sizi görünce, canlılara ilişkin, insana ilişkin bütün tanımlamalarımı çöpe atıyorum. Kendi analizlerimden utanıyorum.
        – Siz, gerçekten de hiç utanmıyor musunuz?

  12. Imfyi denize doktuk ama icimizdeki mandaci mankurtlari ve sivri zekali muhalefetimizi ne yapmali bilemiyorum? Tevekkeli bosuna dememisler; “…u icerde olursa, kapi kilit tutmazmis!” diye… Didem hanimin da sikca vurguladigi gibi herkesi okutup profesor yaparsak tum sorunlarimiz cozulur mu bilemiyorum ama hem dunyadaki hem de ulkemizdeki en buyuk sorunlarin kaynagi yine en iyi, en yuksek egitimleri almis insanlardir..! Biri eski hazine mustesari, oburu eski mb baskani… Allah bizi okumuslarin serrinden korusun..!

  13. Fehmi bey! IMF, Türkiye’de yaptığı incelemelerin ardindan hazırladığı raporu yayımladı. O rapor! Erdoğan’ın sinir uçlarına dokununca .
    AKP, raporu gölgelemek için “gizli görüşme” tartışmasın alevlendiriyor..
    .. IMF raporun her satirinda Erdoğan’ın sinir uçlarına dokunacak imalarda bulunduğu içinde, gizli olmayan ve 12 Eylülde yapılmiş göruşmeyi sırf taraftarlarina yutturmak için, 11 gün sonra hedef saptiriyorlar.
    Güya IMF heyeti CHP ve İyi Parti ile kapalı kapılar ardında görüşmüş. Böylece muhalefet suçüstü yakalanmış!
    Bizde yuttuk.

    AKP’nin maksadı hem IMF’nin hâlâ Türkiye’de olduğu gerçeğini unutturmak hem de açıklanacak raporu gündemden düşürmek.

    İMF, 2002 de yeni kurulmuş AKP ilede giruşmuş.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız