ABD ile kriz.. F-35’i teslim etmiyor, pilotları gönderiyorlar.. Yaptırım tehdidi de var.. Uyanık olma zamanı…

14

Gece yarısı bizler uyurken, her güne bizden yedi saat sonra uyanan ve yedi saat geç yatılan ABD başkentinde, önce Beyaz Saray’dan ardından da savunma bakanlığından ülkemizi ilgilendiren açıklamalar yapıldı. Açıklamaların özeti şu: ABD, Rusya’dan S-400 füze sistemi aldığı için, ortaklık usulüyle hak ettiği ve parasını da büyük çapta ödediği halde, Türkiye’ye F-35 uçaklarını teslim etmeyecek. Teslime hazırlanan ilk iki uçağın eğitimi için ABD’de bulunan subaylar da kısa süre içerisinde ülkeyi terk edecek.

Sert ve zarar verici bir karar bu. 

ABD yönetimi, iki ülke ilişkilerini bozma istidadı taşıyan bu kararını açıklarken, ikili ilişkilerin önemini vurgulama ihtiyacı da duymuş. Açıklamalarda birkaç yerde ‘maalesef’ sözcüğü kullanılmakta. 

Pentagon adına yapılan açıklamada da “ABD Türkiye’nin stratejik ortaklığına halen çok değer vermektedir” deniliyor.

Yine bizler uyurken, Türkiye de, dışişleri bakanlığı aracılığıyla, ABD’yi uyaran bir açıklamayla tavrını koydu: “ABD’yi stratejik ilişkilerimizde onarılmaz yaralar açacak bu hatadan geri dönmeye davet ediyoruz” deniliyor Ankara’nın açıklamasında.

Oysa biliyoruz, ABD başkanı Donald Trump, kısa süre önce Japonya’da yapılan G-20 Zirvesi sırasında görüştüklerinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, S-400 füze sistemi alımı konusunda Türkiye’yi haklı bulduğunu söylemişti.

Hak veren Trump’ın Beyaz Sarayı Türkiye’nin anlaşmalardan doğan hakkını gasp etme kararı alabildi.

Konu F-35 ile sınırlı kalsa iyi. Pentagon’un “S-400 almayın” uyarısı içeren önceki açıklamalarında, ABD’nin Rusya ile askeri işbirliğine giren ülkeler ve şirketlere karşı yaptırım uygulamasını öngören CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act) yasasının da söz konusu olabileceği dile getirilmişti.

Reklam

CAATSA hedef alınan ülke ve şirketlere kapsamlı yaptırımlar uygulanmasını gerektiriyor.

Yeni bir dönem

Hiç kuşkusuz, iki ülke ilişkileri, bugünden itibaren yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Bir zamanlar ‘stratejik ortaklık’ olarak tanımlanan ilişki düzeyi, Türkiye’yi ABD gözünde, en sakıncalı ülke görülen Rusya ve İran düzeyinde bir ülke konumuna dönüştürme yolunda.

Özellikle de CAATSA kapsamına alınırsa…

ABD sisteminde yasadaki hedef seçilen ülkelere yaptırımların hangilerinin uygulanacağını belirleme yetkisi başkana ait. Yasada 12 ayrı yaptırım sayılıyor. Trump Osaka’daki sözlerine sahip çıkarsa süreç az acıyla -ama yine de acıtarak- geçebilir. Aksi halde, Türkiye ile ABD geçmişte birkaç kez -1964 ve 1974 Kıbrıs krizleri sırasında- yaşanmış sıkıntılı dönemlerden daha sıkıntılısıyla baş başa kalabilir.

İlk kriz (1964) sırasında dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de onda yerini alır” başkaldırısını hayata geçirmek gerekmemişti; ancak o sözlerde yatan eksen kayması ihtimali, Rusya ile kurulan çeşitli alanlardaki ilişkiler ve S-400 alımının da sağladığı zeminde, bu kez ciddiye binebilir. 

Uzak komşumuz ABD’nin Türkiye aleyhine alacağı yaptırım kararlarının Avrupa ülkelerinden bazıları tarafından da benzer kararlar alınmasına yol açması ihtimali de var. Bazı ülkeler ABD’nin yaptırım kararını bir fırsat olarak da görebilir.

ABD’nin ülkemize yaklaşık 10 bin kilometre uzakta bir ülke olmasına karşılık, Rusya ile sınır komşusu olduğumuzu düşünürsek, zorunlu olarak kendimizi içinde bulacağımız yeni eksen bize daha önce deneyimimiz olmayan farklı mükellefiyetler getirebilir.

Reklam

Rusya ile daha Osmanlı İmparatorluğu halinde bulunduğumuz yıllarda bile ilişkilerde hep sorunlar yaşandığını, Rus ordularının Doğu Anadolu’da ilerlerken Yeşilköy’e kadar da geldiğini, Moskova’nın Boğazlar’da hak iddia ettiğini, Sovyetler Birliği döneminde ise, İkinci Dünya Savaşı sonrasında toprak bütünlüğünü hedef alan talihsiz çıkışlar yüzünden Türkiye’nin NATO üyeliğine itildiğini de unutmamak gerekiyor.

Ara yol

Bir ara yol bulunabilir mi?

Türkiye bir süredir diplomasinin sadece ülkeler arasında temsil için kullanılmadığının, kritik durumlar ve özellikle kriz anlarında devreye giren sorun çözücü bir yöntem olduğunun farkında değilmiş gibi davranıyor. Diplomasi bazen siyasetin bozabildiği ortamların suhuletle normalleşmesini sağlayabiliyor.

Dışişleri bakanlığı ve bakanı her devlette olduğu gibi bizde de bunu sağlamak için var. 

Normal halde devletin sorumluları ortamı germeyi getiren açıklamalar yaptıklarında dışişleri bakanı ve diplomatlar kapının bütünüyle kapanmaması için yatıştırıcı tavırlar sergiler. ABD açıklamalarıyla bunu yapıyor. Bizde ise bir süredir diplomasinin bu özelliği pek önemsenmiyor. 

Unutulan bu özellik yeniden gündeme gelmeli ve diplomasi devreye sokulmalı.

Hamasetin en fazla işe yaramadığı alan dış ilişkiler alanıdır. Bilen bilmeyenin ayran kabartıcı sözlerine, cehaletin gündemi belirlemesine imkan vermeden sağduyulu yaklaşımlar benimsenmelidir. Dün gece yapılan açıklamalardaki ‘maalesef’ sözcüğünün sağladığı imkan aralığını kullanabilir -ve kullanmalıdır- Türkiye…

Ben böyle diyorum, ama bunlar yerine yine hamasetin gündemi belirleyeceğini ve azınlıkta kalacağımı ben de biliyorum.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. ABD, benim istemediğim hiç bir işi yapamazsın, her işin benim kontrolümde ve onayımda olmak zorunda; ama merak etme sen benim vazgeçilmez stratejik ortağımsın diyor. Aslında demek istiyor ki, sen belki bazen işime yarayabilirsin, seni kullanmam gerekebilir. Onun dışında benim için hiç bir önemin yok. Seni hiç takmıyorum.

  2. ABD’nin Ortadoğu politikası üç temel esas üzerine oturur.
    i) İsrail’in güvenliğini sağlayıcı politikalar uygulamak.
    ii) Bölgedeki petrol ve doğalgaz kaynakları üzerindeki hakimiyetini sürdürmek. (Bu konu daha önce İngiltere tarafından biçimlendirilmişti).
    iii) Rusya ve Çin’in bölgedeki etkinliğini kontrol altında tutmak.

    Türkiye’nin kırmızı çizgileri birinci konu ile çakışmaktadır. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ABD geçmişte İsrail ile savaşan Irak ve Suriye’nin belini kırmıştır. Bunu yaparken onların zaaflarını ve iç çelişkilerini kullanmıştır. Şimdi sıra her iki ülkeyi de mezhep (Sünni-Şii) ve etnik köken (Kürt) temelinde birbirine düşman 3 ülkeye bölmeye gelmiştir. (Öyle ki bu küçük devletler İsrail’den çok birbirlerine düşman olsunlar). Bu kapsamda Irak Kürdistanı yanında Suriye Kürdistanı da kurulmak istenmektedir. Türkiye ise PKK kontrolünde olacak olan Suriye Kürdistanı’na haklı olarak şiddetle karşı çıkıyor.

    Şimdi cevaplanması gereken soru şudur. Türkiye, NATO’dan çıkmak ve Rusya-Çin-İran kampına katılmak tehdidiyle ABD’nin bu planından vazgeçmesini sağlayabilir mi ?

    En kötü ihtimal şudur. Türkiye NATO’dan çıkar ama Suriye Kürdistanı da kurulur. Böyle bir durumda Türkiye ne yapabilecektir, savaşırsa S-400’ler neye çare olacaktır. ABD bu projesinde diretirse Rusya-Çin-İran Türkiye’ye ne gibi katkı sağlayabilecektir ?

    Kısacası Türkiye, Suriye başta olmak üzere dış politikasını tamamen revize etmek zorundadır. Mustafa Kemal Atatürk gibi, yalnız ve yalnız Türkiye’nin milli menfaatlerini önceleyen akılcı ve çok yönlü bir dış politikaya ihtiyacımız vardır. Bu ise mevcut Siyasal İslam (İhvan) + Avrasyacılar yani Cumhur İttifakı ile olamaz. Olur diyenler 1900’lü yılların başlarındaki Almanya’cı İttihat Terakki’nin bugünkü versiyonu Rusya’cı İttihat Terakki’den medet umuyor demektir.

    Ayrıca ekonomiyi yürütmek için dış borçların büyük bir kısmını Batı’dan alıp, sonra da Batı’nın menfaatleri ile çelişen dış politikalar uygulamak akla ve vicdana sığıyor mu ? O zaman alabiliyorsan dış borcu da Rusya ve Çin’den al, bakalım o zaman onlar hangi şartları ileri sürecekler. Rusya’da sanayi ve ekonomi oldukça vasat. Çin ise gelişmiş Batı’ya fason işler yapıyor, onlarla fazla ters gidemez … Oturduğun yerden bu gerçekler görülebiliyorken Türkiye’yi yönetenler göremiyorsa bunlar gerçekte kimler iyice şüphelenmeye başladım !

    • Cok guzel ve haketen guzel bir irdeleyis gercekten tarafsiz ve objektif bir yorum okduklarimdan farkli ve gercekci bir yorum haklisiniz Bende supeleniyorum ama supelerimiz bir kac til icinde ortaya sacilir

  3. füze yada uçak almak hakkında yüzlerce hikaye yazabilirler. adamın ucağı problemlidir. (ayıplımal) bunu böyle vermek istemez bekler, senin hareketini puana çevirir. bir plan kurar, bahane çok, uçağı vermediği zaman sen şunu yaptın bahanesiyle ambargo koyar. Bir öteki trilyonluk uçak gönderir. Bir diğeri şu malımı al istersen kilere koy der. biz bilemeyiz detayını. aganigi işler dönmesin, yetimin parası boşa gitmesin yeterki. benim vergimle seçtiğim ceo uyanık olsun. benim aklım da ermez zamanım da yok. şu anda işsizim sorunum çok. bu kadar meşguliyetin arasında hem size para verip hemde bu işlerin peşine düşemem. bana posta koyan kişiye bakarım adam mı diye: höt demesiyle zöt k.ç*mın üstüne oturtursa beni destekli kalkarım yerimden birdaha zöt lememek için. teknemi batırısa sal yaparım denize. onun parası varsa bizimde klasımız var.

  4. Sorun başka
    Sermaye dünyayı tek devlet olarak yöneteceğine inanıyor. İsrail oğulları insanlığı yönetmek üzere var edildiler. Kur’an’da da seçilmiş kavim olarak zikr edilmektedir. Bir görevde seçilmiştir. O, hükmetmede seçilmiş olduğunu kabul ediyor.
    Bundan önce ABD’yi ve Sovyetleri kullanarak yarım asırdan fazla dünyayı yönetti. Türkiye’de Erbakan, İran’da Humeyni, Sovyetler’de Gorbaçov bu düzeni bozdular. Sağ-Sol çatışması sona erdi. NATO boşta kaldı. Sermaye NATO’ya yeni düşman aradı. Müslümanlardan oluşturduğu terörü seçti. Trump, Putin, Erdoğan üçlüsü bu oyunu da bozdular.
    Türkiye’nin F-35’e ihtiyacı yoktur. Türkiye S-400 ve F-35 üretecek seviyededir. Türkiye’nin sadece ve sadece Adil Düzen’e ihtiyacı vardır. Siyasi partiler akıl eder de ordu ile birleşip ortaklık düzeni olan Adil Düzen’i benimserlerse sorun çözülür. Benimsemezlerse devletimiz yıkılabilir ama yine de ortaklık düzeni gelir.
    Türkiye’de S-400 ve F-35 üretmek için yeni fabrikaya gerek yok. Türkiye de kendisine has projeler üretir. Parçalar ayrı ayrı ihale edilir. “Şu parçayı getir, şu lirayı al.” denir. Türk piyasası bu parçaları iç ve dış piyasadan temin edecek durumdadır.
    Sonunda parçalar verilir yine Türk piyasası onu monte eder. Sonunda S-500 veya F-36 üretilmiş olur.
    Türkiye, Sermaye ülkeye askerleri ile saldırmadıkça her yaptıklarına “Evet” demelidir. Gücünü savunmaya saklamalıdır.

  5. Maalesef ülkemiz için alarm zilleri çalıyor. Türkiye ancak batı standartında bir demokrasiyle güçlenebilir ve halkına müreffef yaşam koşulları sunabilir. Bunun örneği 2002-2012 döneminde hem ekonomik hemde uluslararsı prestij olarak Türkiyenin tarihinde zirve yaptığı dönemdir.
    Dünyadan ve batıdan kopmuş bir Türkiyenin bizi Rusyanın yanında Türkiye cumhuriyetleri pozisyonuna sokabileceğini görmemiz gerekiyor. Buralarda halk fakirdir mutsuzdur sadece belli bir kesim zengin ve refah içindedir.
    Elbet tam bağımsız bir Türkiye önemlidir ve bunun için gerekli adımlar atılmalıdır ancak bu ulusuna ekonomik refah sunabilecek bir sistemle entgre olarak mümkün olabilir. Bu yönüyle doğu bloku ülkelerinin hali hiç özenilecek bir durumda değildir.
    Bu konuda hükümetimizin ve cumhurbaşkanımızın milletin kendilerine verdiği yetkiyi milletin menfaatleri için kullanma azmi ve kapasitesi en büyük ümidimizdir.

  6. ya hala da mı stratejik ortağız deniyor ben çok şaşırıyorum .NE STRATEJİK ORTAKLIĞI YA . RESMEN DÜŞMAN ÜLKE POZİSYONUNDAYIZ HALA STRATEJİK MÜTTEFİK YAZILARI YAZILIYOR . BU NASIL STRATEJİK ORTAKLIK . AMERİKANIN TEK STRATEJİK ORTAĞI İ S R A İ L . DİR .

  7. Karagülle’nin yazdıklarını hiç okumuyorsunuz anlaşılan.
    Dünya yeniden 2 kutuplu bir olacak. Bu iki kutubun birbirine yakın güçte olması hedefleniyor ki; iki kutup arasında çıkarılmaya çalışılan 3. dünya savaşında en büyük zayiat meydana gelebilsin.
    Önce savaş için her iki bloka kredi verilecek, savaş sonrasında da yaniden yapılanma için krediler verilecek. Bu krediler sermayeyi 50 ila 100 yıl idare edecek. Ondan sonra Allah kerim.
    Savaş kararı aşamasına kadar Erdoğan’ı düşüreceklerini sanıyorum. İster sandıkla ister başka yolla. Başkanlık sistemine ancak Erdoğan ile geçilebilirdi, o temin edildi ama onunla yola devam etmeyecekler. Sistemin sürdürülmesini kendilerinin güvendiği bir insanla sağlayacaklar.
    Saygılarımla.

    • Sayın Hüseyin Kayahan,
      Sizin yorumunuzdan önce sayın Karagülle nin yazısını okudum ve inanın güldüm.Sizin yorumunuza ise gülmek isterdim ama gulemedim aksine tedirgin oldum.S500 F35 üretmek Elbette güzel bir ülkü ama sayın Karagülle nin “parçaları yaptırıp monte ederiz” dusuncesine inanmanizi yadirgadim.Apple bütün parçalarını Çin’de urettirdigi bir cep telefonunun çalışması için gereken yazılım elinde tutarak süreci kontrol edebilirken patriot,S400 F35 yapmanın sadece şekil olarak bu ürünlere benzeyecegini,işlevinin olamayacağını düşünemeyen birilerinin varlığı beni tedirgin ediyor dogrusu

    • Yüzüklerin Efendisi senaryolarına benzemiş ya da Armagedon veya Melhame-i Kübra efsanelerine. Nükleer silahlar 3. Dünya Savaşı ihtimalini bitirmiştir. O nedenle sayısız küçük savaşlar oluyor ve bunların çoğu cahil ve akılsız toplumlar üzerinden vesayet savaşları şeklinde oluyor. Umarım Türkiye de bu akılsızlar kervanına katılmaz.

  8. bu somut bilgileri FETÖ mağduru olarak 4,5 yıl cezaevinde tutulan Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok önceki gün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi tarafından düzenlenen “15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve Arka Planı” başlıklı panelde verdi.
    FETÖ’nün TSK, yargı ve diğer devlet kurumlarında örgütlenmesini yalnızca AK Parti iktidarına endeksleyenler için bu veriler önemli. Ama AK Parti döneminde de yüksek miktarda FETÖ’cünün sınavlar yoluyla orduya sızdığını artık biliyoruz. Özellikle tespit edilen şu ki 2006-2015 yılları arasında her yıl 4 bin öğrenci alındığı dikkate alınırsa 10 yılda 40 bin öğrenci eder. Bu öğrencilerin yüzde 80’inin FETÖ’cü olduğuna artık kesin gözüyle bakılabilir. Dolayısıyla da tehlikenin hâlâ devam ettiği rahatlıkla söylenebilir.

  9. S-400 almakta haklı olsakta hamasetle, gazla, ver mehteri diyerek gidersek yine Brunson muhabbetine dönebilir durum, üstelik bunda iade edilebilecek bir mal da yok…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız